Online İtibar Yönetimi ve Hukuki Koruma Yolları

by Avukat Erdal Ersoy
Online İtibar Yönetimi ve Hukuki Koruma Yolları

Online itibar yönetimi; gerçek veya tüzel kişilerin dijital ortamdaki saygınlığını, güvenilirliğini ve marka değerini korumak amacıyla yürütülen izleme, müdahale ve geliştirme olmak üzere üç temel aşamadan oluşur. İzleme aşamasında internet ortamında yer alan paylaşımlar, yorumlar ve değerlendirmeler düzenli olarak takip edilir. Müdahale aşamasında gerçeğe aykırı veya kişilik haklarını zedeleyen olumsuz içeriklere karşı kriz yönetimi uygulanarak hukuki ve iletişimsel adımlar atılır. Geliştirme aşamasında ise olumlu içerik üretimi, kurumsal güven tesisi ve marka değerinin güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yürütülür.

Kişilik Haklarının İhlalinde Hukuki Başvuru Yolları ve Tazminat

İnternet yoluyla kişilik hakları hukuka aykırı biçimde saldırıya uğrayan kişiler; Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde saldırının önlenmesini, devam eden saldırının durdurulmasını ve hukuka aykırı sonuçlarının ortadan kaldırılmasını talep edebilir. Hukuka aykırı yayınlar neticesinde zarara uğrayan ilgililer, genel hükümler uyarınca asliye hukuk mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açma hakkına sahiptir. İnternet üzerinden gerçekleştirilen eylemlerin suç teşkil etmesi durumunda ise cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunulması mümkündür.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/24729 Esas ve 2022/15804 Karar sayılı ilamına konu somut uyuşmazlıkta; mahkeme kararıyla erişimi engellenmiş asılsız bir içeriğin, bu kararı işlevsiz kılacak şekilde fotoğraflarla ısrarlı biçimde yeniden haberleştirilmesi dürüstlük kuralına aykırı bulunmuş ve kişilik haklarının ihlali sebebiyle manevi tazminat sorumluluğunun doğduğu kabul edilmiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/24729, K. 2022/15804Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/24729 E.  ,  2022/15804 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün temyizen tetkiki davacı vekili ve davalılar vekili tarafından talep edilmiş olup, davalılar vekilince duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 29.11.2022 Salı günü davacı vekili Av. … geldi. Davalılar tarafından gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı vekili dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ''Ekşi Sözlük'' adlı paylaşım sitesinde 11/06/2019 tarihinden önce kullanıcılardan biri tarafından ''… İlişki iddiası'' başlığıyla açılan hukuka aykırı başlık nedeniyle taraflarınca ilgili yayına erişimin engellenmesi için başvuruda bulunulduğunu, bahse konu başlığın davacıya yönelik asılsız bir iddia içerdiğini, bu sebeple, gerçek dışı, küçük düşürücü ve yakışıksız bir iddianın internet ortamında yayılarak davacının kişilik haklarına yapılan saldırının daha fazla mağduriyet yaratmaması adına ilgili linke erişimin engellenmesi için taraflarınca hukuki müracaat yapılması sonucu Sulh Ceza Mahkemesince paylaşımın yayından kaldırılmasına karar verilmiş olsa da davalı Birgün.net isimli internet sayfasında, davalı gazeteye ait resmi Twitter hesabı olan @BırGun_Gazetesi adlı hesapta ve davalı gazetede bu başlıkla ilgili haber yapıldığını, böylece ulusal bir gazetede ve gazeteye ait internet sayfasında yayınlanarak asılsız ve yakışıksız iddianın ülke gündemine düştüğünü, ilgili gazetenin internet sayfasında gerçek dışı konuya ilişkin üç ayrı paylaşım yapıldığını, davalının basın ifade özgürlüğünün sınırlarını aşarak yaptığı sözde haberin davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu, somut olayda gerçek dışı, asılsız iddialarla halkı bilgilendirme ve kamu hizmeti adı altında istismar edilen basın özgürlüğünün sınırlarının aşıldığını, hiçbir somut dayanağı olmayan tümüyle asılsız bu iddiaların açıklanmasının altında yatan gerçeğin davacı ve davacı nezdinde Türkiye Cumhuriyeti Hükümet ve yöneticilerini Türk kamuoyunda itibarsızlaştırarak yıpratmak olduğunu belirterek 100.000,00 TL'nin internet haberleri ve paylaşımları nedeniyle 150.000,00 TL'nin gazetede yayınlanan haber nedeniyle yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte davalılardan tahsiline ve kararın tirajı yüksek iki gazetede ilanen yayınlanmasına karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu ''Ekşi Sözlük''te açılan başlıkla ilgili olarak davacı … tarafından Sulh Ceza Hakimliği’ne yapılan başvuru sonucu İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 18/06/2019 tarih ve 2019/4832 D.iş sayılı kararı ile bu başlık ve o tarihe kadar altındaki yorumlara erişimin engellenmesine karar verildiğini, mahkeme tarafından erişim engeli getirilmesinin “Ekşi Sözlük’teki … başlığı kaldırıldı” başlığı ile haber olarak verildiğini, dava dilekçesindeki anlatımların aksine gerçek ve de güncel olan haberle davacının … isimli kişi ile ilişkisi olduğu iddiasında bulunulmadığını, böyle bir iddianın davalı tarafından ortaya atılmadığını, haberleştirilen hususun Ekşi Sözlük’te böyle bir başlığın açıldığı ve engellendiği şeklinde olduğunu, habere konu olan bu başlığın erişime engellendiği hususunun tartışmasız bir biçimde gerçek olduğunu ve basının olayları haber vermesinin engellenemez olduğunu belirterek haksız davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; davalı tarafından verilen haberde ''Ekşi Sözlük''de … ve … başlığının kaldırıldığından bahsedildiği, davacının tanınmış bir kişiliğe sahip olması da göz önüne alındığında davaya konu haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kamu yararını amaçladığı ve kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik olduğu, davacının kişilik haklarına saldırı niteliğindeki ifadelere yer verilmediği, haberin veriliş biçimi ve bütünlüğü çerçevesinde basının haber verme hakkı ve eleştiri sınırları içerisinde kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuş; bölge adliye mahkemesince; ''Ekşi Sözlük'' adlı sosyal paylaşım platformunda 11/06/2019 tarihinde kullanıcılardan biri tarafından "… … ilişkisi" şeklinde açılan paylaşım hakkında mahkemece erişimin engellenmesine karar verildiği, davalı gazete tarafından bu engellenme olayının 21/06/2019 tarihinde haberleştirildiği, engelleme kararına rağmen davalı gazetenin internet sayfasında da bu kez …' ın yüzünün terini mendille sildiği fotoğraf ve yanına …'un fotoğrafı konularak "Ekşi Sözlükteki … ile … başlığı kaldırıldı" yayınının yapıldığı ve insanların yorum yapmasının sağlandığı, yine aynı gün 4 saat aralıkla aynı haberin yapılmaya devam edildiği, mahkeme kararı ile yayına ulaşımın engellenmesine rağmen ''Ekşi Sözlük''teki "… … başlığı kaldırıldı" şeklindeki ifadelerle davacı ile …'un fotoğrafı konularak paylaşımın ısrarlı bir şekilde gündeme getirildiği, burada kişilik haklarına saldırının amaçlandığı, gerçek olmadığı tespit edilen bir olayın kısa aralıklarla sürekli gündeme getirilip haberleştirilmesinin kişilik haklarına ağır saldırı niteliğinde olduğu, davalı tarafın TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kurallarına aykırı davrandığı ve mahkemenin kaldırma kararını işlevsiz hale getirerek davacının kişilik haklarının ihlal ettiği ve itibarının zedelenmesine bilerek yol açtığı, bunun yanında habere konu olay ile ilgili iddiayı destekler nitelikte herhangi bir bilgi ve maddi olgu olmamasına rağmen insanlarda böyle bir olayın varlığı konusunda algı oluşturacak şekilde haber yapıldığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile, 60.000,00-TL manevi tazminatın 21/06/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, yayın talebinin ve fazlaya dair talebin reddine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre tarafların yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK’nun 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 373. maddesi uyarınca dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk dairesine gönderilmesine, 8.400,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 21,40 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, aşağıda dökümü yazılı 4.039,30 TL kalan onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına 29.11.2022 gününde Üye … ve Üye …'ün karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili, Ekşi Sözlük isimli sosyal medya paylaşım sitesinde müvekkili hakkında asılsız bir haber yapılıp yayınlandığını, yayın aleyhine erişimin engellenmesi kararı aldırıldığını, buna ilişkin olarak Birgün Gazetesinin internet sayfasında bu konunun haberleştirildiğini, haber verilirken erişimin engellenmesi kararı etkisiz hale gelecek şekilde tekrar yayının internet ortamında yayınlanarak kişilik haklarına zarar verildiğini, haberin bakan olan müvekkili üzerinden hükümeti ve bakanı itibarsızlaştırmanın amaçlandığını belirterek manevi tazminat ödenmesine ve kararın yayınlanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili; Ekşi Sözlük isimli sosyal medya paylaşım sitesinde yer verilen bir haberin ve bu habere erişimin mahkeme kararıyla engellendiğine dair bilgileri içeren haber yapıldığına bahse konu sitede böyle bir haberin yapıldığının ve habere erişim engeli getirildiğinin gerçek olduğunu, müvekkiline ait internet sitesinde gerçek bilgilerin haberleştirildiğini ve yayında mahkeme kararı da dahil tüm bilgilerin doğru olarak verildiğini, bu itibarla yayının basın özgürlüğü kapsamında kaldığını beyanla davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince; söz konusu haberin gerçeğe uygun olduğu, davacının ülkede tanınmış siyasetçi olduğu, davaya konu haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalıp veriliş biçimi ve bütünlüğü çevresinde eleştiri sınırları içerisinde kalınarak haber yapılmış olduğundan davanın reddine karar verilmiş, söz konusu karara karşı davacı vekili istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya kapsamından; davacı …’ın haber tarihinde Hazine ve Maliye Bakanı olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu uyuşmazlık; davacı hakkında yapılan haber nedeniyle davacının şöhret ve itibarına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile davalıların basın özgürlüğü arasındaki dengenin doğru kurulup kurulmadığına ilişkindir. Anayasa’nın 28. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca basın özgürlüğünün sınırlanmasında ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin hükümler uygulanır. Bu anlamda basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün farklı bir görünümü olarak karşımıza çıkar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) ve Anayasa Mahkemesine (AYM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan olup, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil incitici, şok edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. İfade özgürlüğü, yokluğu hâlinde demokratik bir toplumdan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir (AİHM: Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, par.49; Von Hannover/Almanya (No:2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, par.101); (AYM: Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş, B. No: 2013/2623, 11/11/2015, par.31 [G.K.]; D.Ö, B. No: 2014/1291, 13/10/2016, par.56 [G.K.]; Koray Çalışkan, B. No: 2014/4548, 5/12/2017, par.18; Kemal Kılıçdaroğlu ( 3 ), B. No: 2015/1220, 18/7/2018, par.28). Anayasa Mahkemesi pek çok kararında, ifade özgürlüğünün özel güvencelere bağlanmış şekli olan ve Anayasa'nın 28. maddesinde düzenlenen basın özgürlüğünün, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olup bireylerin gelişmesi ve toplumun ilerlemesi bakımından gerekli temel şartlardan birini oluşturduğunu ifade etmiştir (AYM; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, par.69; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, par.34-36; Mustafa Nihat Behramoğlu ve Diğerleri, B. No: 2015/11961, 11/6/2018, par.40). Bu bağlamda ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü demokrasinin işleyişi için hayati önemdedir (Bekir Coşkun, par.34-36 ). Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi ve bunlara dair bir kanaat oluşturması bakımından en etkili araçlardan birini oluşturduğu açıktır (AYM; İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, par.63). Ancak belirtmek gerekir ki basın özgürlüğü sınırsız değildir. Anayasa'nın 17. maddesi gereğince, bireyin manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek de yargı mercilerinin görevleri arasındadır. Mahkemeler, Anayasa'nın 17. maddesi gereğince kişilik haklarını korurken aynı zamanda Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri gereğince ifade ve basın özgürlüklerinin gerçek ve etkili bir biçimde korunmasını sağlama yükümlülüğü sebebiyle yarışan haklar arasında adil bir denge kurmak zorundadır. Bu denge kurulurken Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında hakkın özüne dokunulmamalı, demokratik toplum düzeninin gerekleri ve sınırlama amacı ile aracı arasındaki ölçü gözetilmelidir (AYM; Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184, 16/7/2014, par.43). Bu anlamda, mahkemece dayanılan gerekçelerin, ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı denetlenmelidir. Mahkeme, düşüncelerin açıklanması ve yayılmasına yönelik olarak tazminata karar verirken düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır basan, korunması gereken bir yararın varlığını somut olgulara dayanarak göstermelidir (AYM; Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, par.114). Mahkemeler, yarışan haklar arasında dengeleme yaparken; yayında kamu yararı bulunmasına, kamusal yarara dair bir tartışmaya katkı sağlamasına, toplumsal ilginin varlığına ve konunun güncel olmasına, haber veya makalenin konusu ile yayımlanma şartlarına, bunlarda kullanılan ifadelerin türüne, yayının içeriğine, şekli ve sonuçlarına, habere yönelik kısıtlamaların niteliğine ve kapsamına, haberde yer alan ifadelerin kim tarafından dile getirildiğine, hedef alınan kişinin kim olduğuna ve tanınırlık derecesi ile ilgili kişinin önceki davranışlarına dikkat etmelidir (AYM; Mustafa Nihat Behramoğlu ve Diğerleri, par.47). Somut olayda, Birgün Gazetesi’nin 25/06/2019 tarihli internet sitesindeki yayınında; “Ekşi Sözlük’teki Berak Albayrak – Ö…U… başlığı kaldırıldı” isimli haber yapılarak davacının ve dava dışı Ö.U.’nun fotoğraflarına yer verildiği, haber içeriğinde ise; “Ekşi Sözlük’te açılan “… Ö… U… ilişkisi iddiası” başlığı Hazine ve Maliye Bakanı …’ın talebi üzerine kaldırıldı. Ekşi Sözlük’te açılan “… Ö… U… ilişkisi iddiası” başlığına erişim engeli getirildi. Başlığa tıklayanlar “İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hakimliğinin …’ın talebi üzerine verdiği 18/06/2019 tarih ve 2019/4832 D.İş sayılı kararı uyarınca bu başlıkta yer alan içeriklere erişimin engellenmesine karar verilmiştir” uyarısıyla karşılaşıyor. Ayrıca Birgün Gazetesi’nin 22/06/2019 tarihli nüshasının 7. sayfasında aynı haberin, tamamen aynı başlık ve cümlelerle davacı ve dava dışı Ö.U.’nun fotoğraflarıyla birlikte yer aldığı anlaşılmaktadır. Somut davada göz önünde bulundurulması gereken ilk husus, davacının toplumsal konumudur. Ekşi Sözlük’teki erişim yasağının haberleştirildiği tarihte davacının Hazine ve Maliye Bakanı olarak görev yapmakta olduğu anlaşılmaktadır. Eleştirilerin hedefinde olan ve siyasi kimliği bulunan Bakanın makul eleştiri sınırları daha geniş kabul edilmelidir. Bu sebeple anılan kişiye yönelen bir yayında basın özgürlüğüne getirilen kısıtlama, eğer bir siyasetçinin şeref ve itibarına yönelik ise kişilik haklarının saldırıya uğradığına ilişkin iddianın, çok daha sıkı bir denetimden geçirilmesi gerekir. Somut davada göz önünde bulundurulması gereken ikinci husus, dava konusu yayında, maddi vakıaya yer verilirken kaba, incitici, aşağılayıcı veya küçük düşürücü bir dil kullanılmamış olmasıdır. Yayında, davacının kişilik değerleri hedef alınmaksızın ve rahatsız edici bir üslup kullanılmaksızın haberin sunulduğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda belirtilmelidir ki basın, somut gerçeği değil, o anda belirlenen, var olan ve orta düzeydeki kişilerce de yayının yapıldığı biçimi ile kabul edilen olguları yayınlamak durumundadır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulamaz. Bu itibarla başka bir sosyal medya platformunda getirilen erişim engelinin haber değeri vardır ve haber bütün bilgilerle gerçeğe uygun şekilde sunulmuştur. Somut davada göz önünde bulundurulması gereken üçüncü husus ise aşağılayıcı ve küçük düşürücü bir dilin kullanılmamış olmasıdır. Haber içeriğinde erişim engeli ile ilgili haber hiçbir yorum katılmaksızın verilmiş, siyasi bir konumu bulunan davacının özel hayatının, aynı durumda olmayan normal vatandaşlara göre daha kısıtlı olduğu, hakkındaki iddiaların dönemin sosyal medya platformları ile TV, gazete ve diğer yayın araçlarında etraflıca yer aldığı, haberin güncel olduğu göz önüne alındığında gerek internet sitesinde yapılan haberlerin gerekse aynı şirkete ait gazetede söz konusu habere yer verilmesinin ifade özgürlüğünün bir görünümü olan basın özgürlüğü kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu yayınların basın özgürlüğü kapsamında kaldığı anlaşıldığından davanın tümden reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle Sayın Çoğunluğun onama yönündeki düşüncesine iştirak etmiyoruz.

5651 Sayılı Kanun'un İptal Edilen 9. Maddesi ve Erişim Engeli Usulü

5651 sayılı Kanun'un kişilik haklarının ihlali gerekçesiyle içeriğe erişimin engellenmesini düzenleyen 9. maddesi, Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir.

5651 sayılı İNTERNET ORTAMINDA YAPILAN YAYINLARIN DÜZENLENMESİ VE BU YAYINLAR YOLUYLA İŞLENEN SUÇLARLA MÜCADELE EDİLMESİ HAKKINDA KANUN m. 9Kaynağı aç
MADDE 9- (Değişik: 6/2/2014-6518/93 md.) (İptal:Anayasa Mahkemesinin 11/10/2023 tarihli ve E.: 2020/76; K.: 2023/172 sayılı Kararı ile) Özel hayatın gizliliği nedeniyle içeriğe erişimin engellenmesi[34][35]

5651 sayılı Kanun'un iptal edilen 9. maddesinde; internet ortamında yapılan yayın sebebiyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların, içerik sağlayıcısına veya yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemiyle içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği ya da doğrudan sulh ceza hâkimine başvurabileceği düzenlenmişti. İlgili maddede, içerik veya yer sağlayıcısının talepleri en geç 24 saat içinde cevaplandırması, sulh ceza hâkiminin başvuruyu duruşma yapmaksızın en geç 24 saat içinde karara bağlaması öngörülmüş ve bu karara karşı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebileceği kabul edilmişti.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2018/7735, K. 2018/13080Kaynağı aç
19. Ceza Dairesi         2018/7735 E.  ,  2018/13080 K. "İçtihat Metni" "www.sabah.com.tr" isimli internet adresinde 14/07/2007 tarihinde "http://arsiv.sabah.com.tr/2007/07/14/haber,…. html" URL adresinde yayımlanan "Gizli Kasa Siyasetçi" başlıklı yazı sebebiyle ilgilisi … vekilinin erişimin engellenmesi ile cevap ve düzeltme başvurusunun reddine dair Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 28/12/2016 tarihli ve 2016/7052 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/02/2017 tarihli ve 2017/1169 değişik iş sayılı kararı aleyhine, Adalet Bakanlığı'nın 25.10.2018 gün ve 3696 sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ve ekindeki dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02/11/2018 gün ve KYB. 2018/87775 sayılı ihbarnamesi dairemize gönderilmekle okundu. Anılan ihbarnamede; Dosya kapsamına göre, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi Ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunu’nun 9/1. maddesinde “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.” ve anılan maddenin 3. fıkrasında “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, itiraz merciince erişimin engellenmesi talep edilen haberde kişilik haklarına saldırı olmadığından bahisle itirazın reddine ilişkin karar verilmiş ise de; Benzer bir olayla ilgili olarak Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 05/06/2017 tarihli ve 2016/15510 esas, 2017/5325 karar sayılı ilâmında yer alan, " Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/06/2015 tarihli ve E.2014/4-56, K.2015/1679 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir : "…Unutulma hakkına gelince; unutulma hakkı ve bununla ilişkili olan gerektiği ölçüde ve en kısa süreliğine kişisel verilerin depolanması veya tutulması konuları, aslında kişisel verilerin korunması hakkının çatısını oluşturmaktadır. Her iki hakkın temelinde bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini sağlamak yatmaktadır. Unutulma hakkı ile geçmişinde kendi iradesi ile veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeni ile kişinin geleceğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır. Bireyin geçmişinde yaşadığı olumsuz etkilerden kurtularak geleceğini şekillendirebilmesi bireyin yararına olduğu gibi toplumun kalitesinin gelişmişlik seviyesinin yükselmesine etkisi de tartışılmazdır. Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir…" Yukarıda yapılan açıklamalar ve genel ilkeler bağlamında somut olay değerlendirildiğinde; başvuruya konu haberlerin ilk kez yayınlandıkları tarihte, her hangi bir eleştiri veya yorum yapılmaksızın internet üzerinde yorumsuz biçimde yayınlanmalarının, olay tarihinde kişilik haklarına karşı bir saldırı veya ihlal içermediği, bu hâliyle ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği, başvuranların beraat etmeleri sonucu, aradan geçen dokuz yıl sonra, haberin "güncellik" değerini yitirdiği, dolayısıyla haberin o tarihte "gerçeklik ve doğruluk" kriterlerini karşılamasının artık bir önemi kalmadığı, habere konu olan yargılama sürecinin tüm aşamalarıyla sona ermesiyle birlikte, habere konu olan kişiler için haksızlık içeren durumun, toplum tarafından öğrenilmesinin, geçmişte gerçeklik ve doğruluk payı varmış gibi ifşa edilmesi anlamına gelebileceği, dolayısıyla adı geçen habere istenildiği zaman ulaşılmasının, toplum açısından yanlış algılamaya yol açabileceği, başvuranların beraatle sonuçlanan bir yargı sürecinde gözaltına alınması ve tutuklanması süreçlerine dair haberin basının arşivinde bulunmasının, haberin kamu yararı için gelecekte hatırlanması veya istatistiki açıdan değerlendirilmeye alınması gibi işlevi de taşımadığı, dolayısıyla haberin yayında kalmasının, toplumun ilerlemesi, gelişmesi için bir katkı sağlamayacağı gibi, kamu yararına toplum hafızasında yer etmesi gibi bir etkisi de olmadığı, haberin içeriğini oluşturan kişilerin; toplumu temsil ve topluma hizmet etme gayesiyle seçilmiş veya atanmış siyasilerden olmadığı gibi, topluma kendini anlatma ve toplumu aydınlatma gayesiyle eser veren sanatçılardan veya aydınlardan da olmaması nedeniyle, suç geçmişlerine dair bilgilerin kamuyu ilgilendirmediği, ayrıca bu bilgilerin sadece devletin belirli organlarınca kayıt altında tutulabileceğinin, başvuranların isimlerinin ad ve soyadı şeklinde açıkça yazılması suretiyle "örgüt, fuhuş ve insan ticareti" gibi kelimelerin yanında anılmaya devam etmesinin, şeref ve haysiyetlerine karşı bir eylem olduğu gibi, bu nedenle gözaltına alındıkları bilgisinin arşivlenmesinin kişisel verilerin izinsiz olarak işlenmesi ve yayınlanması anlamına geleceği, yukarıda yer alan değerlendirmeler karşısında, başvuranların istememesine rağmen, geçmişlerinde yer eden olumsuz tecrübelere dair haberlere, toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının başvuranların kişilik haklarını zedelediği, sonuç ve kanaatine varıldığından …" şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, Talepte bulunanın bahse konu olay nedeni ile yargılanması sonucunda, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçundan hakkında beraat kararı verilmesine ilişkin İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/10/2016 tarihli ve 2015/91 esas, 2016/314 sayılı kararının kesinleşmiş olduğu ve ilgili haber içeriğinde başvuranın isminin ad ve soyadı şeklinde açıkça yazılması suretiyle "uluslararası uyuşturucu çetesi, çetenin gizli kasası, gizli kasa siyasetçi, çetenin yargı ve emniyet ayağındaki sorunlarını çözdürdükleri" gibi ifadelerin yanında anılmaya devam etmesinin, şeref ve haysiyetine karşı bir eylem olduğu ve başvuranın istememesine rağmen, geçmişinde yer eden olumsuz tecrübelere dair haberlere, toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının başvuranın kişilik hakkını zedelediği anlaşılmakla, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla, Gereği görüşülüp düşünüldü: Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"un "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı 9. maddesinin uygulanma şartları; – İnternet ortamında yapılan bir yayın olması, – Yapılan yayın içeriği nedeniyle, gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşların "kişilik haklarının" ihlal edilmesidir. İlgili kanun maddesiyle, kişilik hakkı ihlal edilenlerin "erişimin engellenmesi" konulu taleplerini içerik veya yer sağlayıcısından veya bu hususta karar almaya görevli ve yetkili Sulh Ceza Hakimliğinden doğrudan isteyebileceği, alınan kararların mahkemece erişim sağlayıcıları birliğine gönderilerek derhal yerine getirilmesi, erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından kaldırılması halinde hakim kararlarının da kendiliğinden ortadan kalkacağı ve bu hususta alınacak hakim kararlarının yerine getirilmemesi halinde uygulanacak değişik ceza yaptırımları düzenlenmiştir. 19.12.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6518 sayılı Kanun'la değişik 5651 sayılı Kanun'da yer alan "içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi" başlıklı 9. maddesinde köklü değişiklikler yapılmış, Kanun'un eski halindeki gibi haberin kaldırılması veya düzeltme ve cevap metninin belli bir süre yayınlanması gibi tedbirler kaldırılmıştır. Somut uyuşmazlığa gelince, başvuranın 16.12.2016 üst yazı tarihli dilekçesindeki talebinin reddine karar veren Ankara 2. Sulh Ceza Hakimliğince, dilekçeyle ulaşılmak istenen sonucun, olayın hukuki nitelemesinin ve uygulanacak ilgili mevzuatın hatalı yapılması suretiyle başvuranın talebinin hem ilgili yazının kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olmadığından hem de başvuranın adı geçen gazeteye noterlik kanalıyla yapmış olduğu bildirim usulüyle kaldırma başvurusunun tebliğini takip edecek şekilde ilgili gazetenin 3 günlük nüshalarının dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verildiği görülmektedir. Başvuran vekilinin, karardaki gibi bir zorunluluk olmadığı ve haberin müvekkilinin kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olduğu gerekçesiyle yaptığı itiraz üzerine karar veren Ankara 3. Sulh Ceza mahkemesi tarafından ise gerekçesiz bir şekilde kararda bir isabetsizlik olmadığından bahisle itirazın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Kanun Yararına Bozma gerekçesinin; internet üzerinden yapılan yayınlara erişimin engellenmesi konusuyla ve özellikle de 19.12.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6518 sayılı Kanun'la değişik 5651 sayılı Kanun'la doğrudan ilgili olmayan 5187 sayılı Kanun'un 14. ve 18. maddelerine dair Yargıtay 7. Ceza Dairesinin emsal niteliğinde bir kararına dayandığı, ancak Dairemizin somut olayla benzer mahiyette bir davada vermiş olduğu 05.06.2017 tarihli, 2016/15510 E.- 2017/5325 K. sayılı "unutulma hakkı" konulu güncel kararı ile benzer şekilde, haberin "basın özgürlüğü" veya "unutulma hakkı" sınırları içinde kalıp kalmadığının, başvuranın Kanun değişikliğinden sonraki talebinin bir "erişimin engellenmesi" talebi olarak kabul edilip edilmeyeceğinin de değerlendirilmesi sonucu Kanun Yararına Bozma talebine konu somut olay hakkında sağlıklı bir karar verilebileceği değerlendirilmektedir. Kanun yararına bozma yolunda incelenerek çözülmesi gereken uyuşmazlık; 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde yazılı olduğu üzere, internet yoluyla (2007 yılında) yapılan ve başvuru anına (2018 yılında) kadar (yaklaşık 11 yıldır) halen erişime açık olan yayın içeriğindeki haberlerin, talep edenlerin "kişilik haklarını" bu haliyle ihlal edip etmediği, başvuranlar hakkında yapılan haberin güncelliğini yitirmesinin bu duruma bir etkisi olup olmadığıyla, güncel olmasa bile sadece gerçekleri yorumsuz biçimde yazan haberlerin erişiminin engellenip engellenemeyeceğidir. Yukarıda anlatılan sorunun sağlıklı bir değerlendirmeyle çözülebilmesi için, ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat, AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay kararları ışığında; "ifade ve basın özgürlüğü" ve "kişisel verilerin korunması bağlamında unutulma hakkı" kavramlarının üzerinde kısaca durulması gerekmektedir. I- İFADE VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İfade özgürlüğü; insanın özgürce bilgi ve düşünce sahibi olabilme, zihninde oluşturduğu düşünce ve kanaatlerinden ötürü kınanmama, bunları meşru şekil ve yöntemlerle dışa vurma imkan ve özgürlüğüdür. İfadenin, genellikle dış dünyayı gören, duyan, yorumlamaya ve algılamaya çalışan bir kişi veya toplum gibi gerçek bir muhatabı, bazen de cansız varlıklar veya bizzat kendisi gibi muhatapları vardır. İfadeye anlam veren onun muhatabıdır. Basın Özgürlüğü; ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçası olmak üzere, insanların bilgiye ulaşma ve fikir elde edebilme yönündeki en önemli araçlardan olan basının, yazılı, görsel veya işitsel araçlarla sunduğu ve kamu hizmetini gerçekleştirme yolunda sahip olduğu özgürlüktür. Basının, geniş imkanları olan bir organizasyon olması, ona bireylere nazaran daha büyük bir muhatap sayısı (kitlesi) sağlamaktadır. Bu nedenle basının ifade özgürlüğünü kullanırken muhatabı üzerinde yarattığı etkinin boyutları da düşünülerek yaptığı işe bir kamu hizmeti ayrıcalığı tanınmış, bu ayrıcalıkla birlikte bahşedilen güvenilirliği, yapılan işten doğan sorumluluğun da büyük olmasını beraberinde getirmiştir. Şüphesiz ifade ve basın özgürlüğü de diğer temel hak ve özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. İfade ve Basın Özgürlüğünün sınırlanması, başta AİHS'nin 10/2. maddesi olmak üzere uluslararası ve ulusal mevzuatta düzenleme altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "ifade özgürlüğü" başlıklı 10. maddesinde; "1- Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir. 2- Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ulusal makamların bu takdir yetkisini sözleşmenin 10. maddesiyle bağdaşır şekilde kullanıp kullanmadıklarını önüne gelen davalar aracılığıyla denetlemektedir. O halde, ulusal makamlar, ifade özgürlüğünün sınırlanması ile ilgili takdir yetkilerini kullanırken; – Sınırlamanın kanunda öngörülüp öngörülmediği, açıkça tanımlanıp tanımlanmadığı, – Sınırlamanın AİHS'nin 10/2. maddesinde yazılı veya yasada öngörülen meşru amaçlara uygun olup olmadığı, – Sınırlamanın çağdaş demokratik toplumun gereklerine uygun olup olmadığı, – Sınırlamada aşırıya gidilmemesi (orantılı ve ölçülü olunması), hususlarını gözetmek zorundadırlar. Meşru amaç deyiminden; genellikle sözleşmenin 10/2. maddesinde yazılı kamu güvenliği, toplumsal ahlak ve ülkelerin kanunlarında mevcut sair durumlar kastedilmektedir. Çağdaş demokratik toplumun gerekleri tanımı ile anlatılmaya çalışılan ise; topluma sunulan, sınırlanmaması, kınanmaması, özgür bırakılması gereken ifadenin veya haberin; toplumun ilgisini çeken, güncel ve kamunun yararını güden bir tartışmayı içermesi ile halkı kin ve düşmanığa sevketmemesi, şiddete teşvik etmemesi, nefret veya ayrımcılık içermemesi, suçu ve suçluyu övmemesi, terör veya ayrılıkçı hareketleri övmemesi, meşrulaştırıp yüceltmemesi, başkalarının kişilik haklarını, onur, şeref ve saygınlığını, hakaret, sövme veya benzer yollarla zedelememesi gibi gerekliliklerdir. Her ne kadar doktrinde bu konuda üye devletlerin aynı ölçüleri benimsemeleri gerektiği savunulmakta ise de değer yargıları ülkeden ülkeye değişmektedir. Çağdaş ülkelerin çoğunda; iftira, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik olan ifadeler düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmemekte, suç sayılmak suretiyle cezalandırılmaktadırlar. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli ve etkin yollarından birisi basındır. Basın özgürlüğü; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü, onu kullananlar açısından olduğu kadar gerçekleri öğrenmek özgürlüğüne sahip kişi ve kitleler açısından da temel hak niteliğindedir (Centro Europa 7 S.R.L. ve Di Stefano, § 131). Böylelikle, basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüdür, diğer yönüyle ise, bu özgürlük, halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıdır. Bu şekilde basın kamuoyunun bilgi edinme hakkı bakımından birincil derecede önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “kamunun (kamu düzeninin) bekçisi” görevini yapabilir. Çoğunlukçu, özgürlükçü, demokratik toplumlarda, düşünceyi açıklama özgürlüğü; sadece genel kabul gören ve zararsız veya önemsiz sayılan düşünceler yönünden değil, aynı zamanda halkın bir kısmı tarafından benimsenmeyen kural dışı, hatta rahatsız edici, endişe verici, sarsıcı düşünceler için de geçerlidir. Toplumun ve insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek, doğru ve gerçeğe uygun bilgiler ile donatmak, yaşanan sorun, olay ve oluşumlar hakkında kamuoyunu nesnel bir biçimde aydınlatmak, düşünmeye yönlendirici tartışmalar açmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu suretle denetlemek durumunda olan basının sahip olduğu hakkı hukuka uygun bir biçimde kullandığının kabulü için; açıklama, eleştiri ve değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bağ bulunması, açıklamada küçültücü sözlerin kullanılmaması gerekmektedir. Ancak, basın özgürlüğünün bir dereceye kadar abartma hatta kışkırtmaya başvurma hakkını da içerdiği unutulmamalıdır. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü, kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Şüphesiz ifade özgürlüğünü kullanan kişilerin (gazeteciler vb…) bu özgürlüğü kullanırken “görev ve sorumlulukları” da vardır. Sözleşme'nin 10. maddesinin gazetecilere tanıdığı güvence, gazetecilerin gazeteci deontolojisine saygı içinde “doğru ve güvenilir” bilgiler sunmaları anlamında iyi niyetle hareket etmeleri koşuluna bağlıdır (Goodwin, § 39; Mc Vicar, § 83-86; Colombani, § 65). Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin 07/02/2012 tarihli Von Hannover-Almanya (no.2) ( BD, no.40660/08 ve 60641/08 ) kararında; "… 108. İfade özgürlüğü hakkı ile özel hayata saygı hakkı arasında bir denge kurulmasıyla ilgili olarak içtihattan çıkan ve mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler aşağıda sayılmıştır. i.) Genel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı: 109. Birinci temel unsur makale veya fotoğrafların basında çıkmasının genel yarar nitelikli bir tartışmaya yapacağı katkıdır (Von Hannover, yukarıda geçen, § 60; Leempoel & S.A. ED. Ciné Revue, yukarıda geçen, § 68; ve Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 46). Genel yarar konusu olan şeylerin belirlenmesi davanın şartlarına bağlıdır. Ancak Mahkeme sadece yayımın siyasi konular ya da işlenen suçlarla ilgili olduğu durumlarda (White, yukarıda geçen, § 29; Egeland ve Hanseid/Norveç, no 34438/04, § 58, 16 Nisan 2009; Leempoel & S.A. ED. Ciné Revue, yukarıda geçen, § 72) değil, ama aynı zamanda yayımın sporu ya da ekran artistlerini ilgilendirdiği durumlarda da (Nikowitz ve Verlagsgruppe News GmbH/Avusturya, no 5266/03, § 25, 22 Şubat 2007; Colaço Mestre ve SIC – Sociedade Independente de Comunicação, S.A./Portekiz, nos 11182/03 ve 11319/03, § 28, 26 Nisan 2007; ve Sapan/Türkiye, no 44102/04, § 34, 8 Haziran 2010) böyle bir yararın varlığını kabul ettiğini hatırlatmanın faydalı olduğu kanaatindedir. Buna karşın bir Cumhurbaşkanının evlilikle ilgili olası problemleri ya da ünlü bir şarkıcının mali sorunlarının genel yarar nitelikli bir tartışma kapsamında kaldığı kabul edilmemiştir (Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 52, ve Hachette Filipacchi Associés (ICI PARIS), yukarıda geçen, § 43). ii.) Hedef alınan kişinin ünlülük derecesi ve röportajın konusu: 110. Hedef alınan kişinin rol ve fonksiyonu ve röportaj ve/veya fotoğrafa konu faaliyetin niteliği bir önceki kriterle bağlantılı önemli başka bir kriter oluşturmaktadır. Burada normal bireyler ile kamusal şahıs ya da siyasi kişilik olarak kamusal alanda hareket eden bireyleri ayırmak yerinde olur. Kamu tarafından tanınmayan bir kişi özel hayat hakkına ilişkin özel bir korumadan yararlanmayı talep edebilirken, kamu tarafından tanınan bireyler için böyle bir şey söz konusu değildir (Minelli/İsviçre (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 14991/02, 14 Haziran 2005, ve Petrenco, yukarıda geçen, § 55). Mesela resmi bir görev yerine getiren siyasi kişilikler hakkında demokratik toplumdaki bir tartışmaya katkı sunabilecek olaylardan bahseden bir röportajı, böyle bir görev yerine getirmeyen bir kişinin özel hayatıyla ilgili detaylar üzerine yapılan bir röportajla bir tutamayız (Von Hannover, yukarıda geçen, § 63, ve Standard Verlags GmbH, yukarıda geçen, § 47).” şeklinde yapılan tespitlerle, ifade özgürlüğü bakımından değerlendirilmeye alınan haberin mahiyeti ve habere konu olan kişinin özellikleri bakımından ayrıntılı değerlendirmeler yapılmış ve bu konuda habere ve kişiye özgü birtakım kriterler de belirlenmiştir. Son olarak, AİHM'nin 02/02/2016 tarihli Erdener & Türkiye kararında; "… Bir kişinin kişilik haklarını zedeleyebilecek sözlerin niteliğine ilişkin olarak, Mahkeme, olgular ile değer yargıları arasında geleneksel olarak bir ayrım yapmaktadır. Olguların gerçekliği ispat edilebilse de, değer yargılarının doğruluğunu kanıtlamak mümkün değildir. Bir açıklama, değer yargısı olarak değerlendirildiğinde, müdahalenin orantılılığı yeterli bir olgusal dayanağın varlığına bağlı olabilmektedir, zira bu türden bir dayanak bulunmadığında, değer yargısının abartılı/aşırı olduğu da ortaya çıkabilmektedir. (bk., örnek olarak, Feldek/Slovakya, No. 29032/95, §§ 75-76, AİHM 2001-VIII, I Avgi Publishing and Press Agency S.A. ve Karis/Yunanistan, No. 15909/06, § 26, 5 Haziran 2008, Mustafa Erdoğan ve diğerleri/Türkiye, No. 346/04 ve 39779/04, § 36, 27 Mayıs 2014, ve Morar/Romanya, No. 25217/06, § 59, 7 Temmuz 2015)..Mahkeme, ifade özgürlüğünün, "yalnızca hoş karşılanan veya zararsız ya da önemsenmez olarak görülen "bilgiler" veya "düşünceler" için değil, aynı zamanda "hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici" olanlar için de geçerli olduğunu hatırlatmaktadır. (yukarıda anılan Morice kararı, § 161)..Mahkeme, ihtilaf konusu sözler bağlamında okunan, yukarıda anılan cümlenin, büyük tartışmalara yol açmasına rağmen, Başbakan'ın Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde tedavi edilme şeklini eleştiren kişisel bir görüş kapsamına girdiğini tespit etmektedir. Başvuran tarafından yerel mahkemeler önünde sunulan belgeleri dikkate alarak, Mahkeme, bu görüşün yeterli bir olgusal dayanağa dayandığı ve davaya ilişkin koşullarla yakından ilişkili olduğu kanısına varmaktadır…Bununla birlikte, Mahkeme, tüzel kişinin kişilik haklarına ilişkin menfaatler ile gerçek kişinin kişilik haklarına ilişkin menfaatler arasında bir farklılık olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme bu bağlamda, tüzel kişinin kişilik haklarına ilişkin menfaatlerin ahlaki boyuttan yoksun olduğunu tekrarlamaktadır (yukarıda anılan Kharlamov kararı, § 25)…" şeklinde değer yargısı ile maddi olguların birbirinden ayrılması gerektiğinden, şayet sınırlamaya konu edilen haberde, sırf kişiden kişiye değişen ve ispatlanması mümkün olmayan değer yargılarından hareketle bir takım sözler (iyi, kötü, çirkin, yakışıklı, şık olmadı, yakışmadı, çelişkili, manidar, tutarsız v.b.) sarf edilmişse bunun düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği, ancak maddi olgularla desteklenemeyen ve ispatlanamayan "abartılı" değer yargıları ile ifade özgürlüğü arasında mutlaka ayrıma gidilmesi gerektiğinden bahsetmiştir. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. Ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin, dolayısıyla ifade ve basın özgürlüğünün de sınırlanmasında esas alınması gereken kurallar başta 13. maddesi olmak üzere Anayasa'da düzenlenmektedir. Buna göre temel hak ve hürriyetler; – Özlerine dokunulmaksızın – Yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak – Ancak kanunla sınırlanabilir. – Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Ancak olağanüstü hal, sıkıyönetim veya savaş halinde dahi kişilerin sert çekirdek hakları olan; yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz, kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz, suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. T.C. Anayasası'nın "Düşünce ve kanaat hürriyeti başlıklı" 25. maddesinde; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.", T.C. Anayasası'nın "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26. maddesinde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.", T.C. Anayasası'nın "Basın hürriyeti" başlıklı 28. maddesinde; "Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır…" şeklinde ifade ve basın özgürlüğü kavramlarının içeriği, kapsamı, sınırları ve kullanılması düzenleme altına alınmıştır. T.C. Anayasası'nın "Düzeltme ve cevap hakkı" başlıklı 32. maddesi; "Düzeltme ve cevap hakkı, ancak kişilerin haysiyet ve şereflerine dokunulması veya kendileriyle ilgili gerçeğe aykırı yayınlar yapılması hallerinde tanınır ve kanunla düzenlenir. Düzeltme ve cevap yayımlanmazsa, yayımlanmasının gerekip gerekmediğine hâkim tarafından ilgilinin müracaat tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde karar verilir." , 5651 sayılı "İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"un İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi başlıklı 9. maddesi; "(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir. (2) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin talepleri, içerik ve/veya yer sağlayıcısı tarafından en geç yirmi dört saat içinde cevaplandırılır. (3) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir. (4) Hâkim, bu madde kapsamında vereceği erişimin engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemez. Ancak, hâkim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde, gerekçesini de belirtmek kaydıyla, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar verebilir. (5) Hâkimin bu madde kapsamında verdiği erişimin engellenmesi kararları doğrudan Birliğe gönderilir. (6) Hâkim bu madde kapsamında yapılan başvuruyu en geç yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı 04/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. (7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır. (8) Birlik tarafından erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğe erişimin engellenmesi kararının gereği derhâl, en geç dört saat içinde erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir. (9) Bu madde kapsamında hâkimin verdiği erişimin engellenmesi kararına konu kişilik hakkının ihlaline ilişkin yayının başka internet adreslerinde de yayınlanması durumunda ilgili kişi tarafından Birliğe müracaat edilmesi hâlinde mevcut karar bu adresler için de uygulanır. (10) Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi, beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır." hükmünü amirdir. Basın yoluyla işlenen suçlar nedeniyle görülen davalarda göz önünde bulundurulması gereken "basın özgürlüğü" kavramının içeriği ve hukuka uygunluk nedenlerine dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.02.2007 tarihli, 2007/7-28 E. – 2007/34 K. sayılı kararında; "Demokratik toplumlar, temel hak ve özgürlüklere dayanan toplumlardır. Bu tür toplumlarda Devletin görevi, temel hak ve özgürlükleri korumak ve geliştirmektir. Temel hak ve özgürlükler arasında düşünce ve kanaati açıklama özgürlüğünün önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu özgürlüğün kullanılabilmesinin en önemli yollarından birisi de basındır. Geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatmak, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek, uyarmak ve bu yöntemlerle denetlemek, ayrıca içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirmek durumunda olan basına, bu ödevlerini yerine getirirken ihtiyaç duyacağı bir kısım haklar da tanınmıştır. Bunlar; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarıdır. Temelini Anayasa’nın 28. vd. maddelerinden alan ve 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesinde düzenlenen bu haklar, basın yoluyla işlenen suçlarda, hukuka uygunluk nedenlerini oluşturur. Bilgiyi yayma, eleştirme ve yorumlama haklarının kabulü için, açıklama, eleştiri veya değer yargısı biçimindeki bilginin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamunun ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekli ile konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması, açıklamada “küçültücü” sözlerin kullanılmaması gerekir." Haber verme hakkının hukuka uygun bir biçimde kullanılabilmesi için gereken ölçütler dört başlık altında toplanmaktadır. Bunlar; 1- Haber gerçek olmalı, 2- Haber güncel olmalı, 3- Haberin verilmesinde kamu yararı bulunmalı, 4- Haberin veriliş biçimi ile özü arasında düşünsel bir bağ bulunmalıdır. Bu unsurlar eleştiri hakkı yönünden de geçerlidir. Yani eleştirinin olabilmesi için, yazının gerçek olgulara dayanması, güncel bulunması ve bu haberin verilmesinde kamu yararı bulunması koşullarına bağlıdır…" şeklinde gözetilmesi gereken temel kriterlerden bahsedilmiştir. Hal böyleyken, kendisinden düzeltme ve tekzip metni talep edilen mahkemece yapılması gereken, öncelikle tekzip metni yayınlanması talebiyle gelen dosyada mevcut haberin, (içeriğinde hakaret, iftira veya tehdit gibi başkaca atıflarda bulunulmasa, suç unsuru içermese bile) 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 14. maddesi kapsamında "…kişilerin şeref ve haysiyetini ihlâl edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılıp yapılmadığı.."nın tespit edilmesi, bu yönde ifadeler yoksa talebin reddi, bu yönde bir ihlal varsa o halde haberde ikincil inceleme konusu olan hukuka uygunluk nedeninin olup olmadığıyla, haberin "ifade ve basın özgürlüğü" kapsamında kalıp kalmadığının değerlendirilmesidir. 5187 sayılı Basın Kanunu'na göre, tekzip metni kararının alınması ve tekzibin yayınlanmasının sıkı şekil şartları ve kurallarına bağlanmasının amacı, kişinin haklarını ihlal ettiği okunduğu anda belli olan haberlerin acele biçimde haberi veren kişi tarafından geri alınması, düzeltilmesi ve saldırının daha fazla mağduriyete neden olmamasıdır. Bu hususta mahkemece verilecek kararda, haber içeriğinden açıkça anlaşılmıyorsa ayrıntılı şekilde haberin suç oluşturup oluşturmadığıyla ilgili bir inceleme veya değerlendirme yapılmasına gerek yoktur. Kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal eden deyiminden; haberde, üstü örtülü de olsa toplumun geneli tarafından açıkça anlaşılabilen bir muhatabı olan bir kişi hakkında, hakaret, sövme gibi bir ifade, habere konu olan kişiden beklenmeyen ve toplumun değerleri karşısında kınanan bir eylem isnadı veya kişinin toplum içinde sahip olduğu şöhreti sarsacak, kişiyi açıkça küçük düşürücü ifadeler kullanılması, gerçeğe aykırı yayım deyiminden ise; okunduğu anda toplumun geneli tarafından bilinen, maddi gerçeklerle ilgisi olmadığı açıkça anlaşılabilen olgu ve eylemlerin habere konu olan kişi tarafından gerçekleştirildiğine dair haberler anlaşılmalıdır. Haberin gerçekliği, sadece haberin yapıldığı anda bilinen ve görünen maddi gerçekliğe göre değil, toplumun bilgi birikimi, duyarlılık düzeyi ve ilgi alanlarına, toplum hafızasındaki yanılgılı veya yönlendirilmiş algıya göre de değişir. Toplumun genelinin hafızasında, haberin yapıldığı sırada dünya ve ülke genelinde gerçek olduğu bilinen, yaşandığı varsayılan maddi olgulara ve konjonktüre bağlı olarak haberin gerçekliği de değişebilir. Basın özgürlüğü, kişilerin zaten bildiği gerçeklerle değil, henüz öğrenmediği, öğrenilmesinde kamu yararı olan gerçekleri kişilere sunmakla eşdeğer bir görev görür. II- KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI BAĞLAMINDA UNUTULMA HAKKI a-) İlgili mevzuat; Unutulma hakkı Anayasa'mızda açıkça düzenlenmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın "Devletin temel amaç ve ödevleri" başlığı altında düzenlenen 5. maddesinde "insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak" ifadesi ile devlete pozitif bir yükümlülük yüklenmiştir. Bu yükümlülük bağlamında Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kişinin manevi bütünlüğü bağlamında şeref ve itibarının korunması hakkı ve Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile birlikte düşünüldüğünde, devletin bireye geçmişte yaşadıklarının başkaları tarafından öğrenilmesi engellenerek “yeni bir sayfa açma” olanağı verme hususunda bir sorumluluğu olduğu açıktır. Özellikle kişisel verilerin korunması hakkı kapsamında kişisel verilerin silinmesini talep edebilme hakkı, kişilerin geçmişlerinde yaşadıkları olumsuzlukların unutulmasına imkân tanımayı kapsamaktadır. Dolayısıyla Anayasa'da açıkça düzenlenmeyen unutulma hakkı, İnternet vasıtasıyla ulaşılması kolay olan ve dijital hafızada bulunan haberlere erişiminin engellenmesi için Anayasa'nın 5., 17. ve 20. maddelerinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer taraftan unutulma hakkının kabul edilmemesi, İnternet vasıtasıyla kolayca ulaşılabilir ve uzun süre muhafaza edilebilir kişisel veriler nedeniyle başkaları tarafından kişiler hakkında ön yargı oluşturabilmesi nedeniyle manevi varlığının geliştirilmesi için gerekli onurlu bir yaşam sürdürmesine ve manevi bağımsızlığına müdahaleyi sürekli kılmaktadır. Anayasa Mahkemesinin ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki dengelemeye ilişkin kararlarında Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası temelinde değerlendirme yaptığı gözetilerek unutulma hakkına ilişkin iddiaların İnternet ortamındaki haberlerin kişisel veriler ile arasındaki ilişki dikkate alınarak Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında inceleme yapılması gerekmektedir. Öte yandan inceleme konusu olan başvuruya benzer diğer başvurularda devletin bir eylemi söz konusu olmayıp yargı mercilerince başvurucuların kişisel itibarlarına sağlanan korumanın yetersiz olduğu iddia edilmektedir. Anayasa'nın 17. maddesi esas olarak kamu görevlilerinin keyfî müdahalelerine karşı bireyi korumayı amaçlasa da söz konusu madde sadece devletin bu tür müdahalelerde bulunmasından kaçınmasını sağlamayı amaçlamamaktadır. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında mündemiç negatif yükümlülüğe, Anayasa'nın 5. maddesi dikkate alınarak bireyin maddi ve manevi varlığına etkin bir saygının sağlanması için gerekli pozitif yükümlülükler eklenebilir. Bu yükümlülükler, kişilerin birbirleri ile olan ilişkilerini de kapsayacak şekilde kişisel itibarının korunmasını isteme hakkına saygının güvence altına alınması amacıyla birtakım tedbirler alınmasını gerektirebilir (Ahmet Çinko ve Erkan Çelik [GK], B. No: 2013/6237, 3/7/2015, § 39). Bu tedbirlere, kişisel itibarın üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı korunması hususunda da başvurulabilir (Kadir Sağdıç, § 40; İlhan Cihaner (2), § 47). Dolayısıyla unutulma hakkı kişilerin manevi varlıklarını geliştirmelerine bir fırsat vermek açısından devletin pozitif yükümlülüğünün bir sonucudur. T.C. Anayasasının "Özel hayatın gizliliği ve korunması" başlık ve "Özel hayatın gizliliği" alt başlıklı 20. maddesi; "… Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar. (Ek fıkra: 7/5/2010-5982/2 md.) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir…" hükmünü amirdir. b-) Emsal İçtihatlar; Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 03.03.2016 tarihli 2013/5653 başvuru sayılı dosyasında almış olduğu kararda; "…Haber ve fikirleri iletmedeki hızı ve bunları saklama süresi ve kapasitesi gözetildiğinde İnternet, geleneksel iletişim araçlarından farklı, küresel olarak bilgiye erişim ve iletişim aracıdır. Dünya çapında milyonlarca kullanıcıya hizmet eden merkezi olmayan bu elektronik iletişim ağı, temel hak ve özgürlüklerin kullanımında farklı bir boyut getirmiştir. Temel hak ve özgürlüklerin kullanımında sağladığı imkânlar aynı zamanda temel hak ve özgürlüklere yönelik farklı müdahale yolları ortaya çıkarmıştır. Özellikle bireylerin özel hayatlarına ve manevi bütünlüklerine yönelik olarak çok ciddi müdahale alanları ortaya çıkmıştır. Bu nedenle geleneksel medyadan farklı olarak İnternet, ortaya çıkardığı riskler açısından farklı bir bakış açısı ile değerlendirilmelidir. Bu bağlamda ilgili hak ve özgürlükler açısından koruma ve ilerleme sağlayabilmek için kaçınılmaz olarak teknolojik gelişmeleri de dikkate alacak farklı bir yaklaşım belirlenmelidir. İnternet'in yaygınlaşmasından önce kişilerin geçmişlerine ilişkin özel yaşamları zaman içinde kaybolmaktaydı. Bununla birlikte bireylerin geçmişlerinde yaşadıklarına ilişkin herhangi bir kayıt tutulmuşsa da bu kayıtlara ulaşılmasının zorluğu kişilerin geçmişlerinde yaptıkları hatalardan bağımsız olarak yaşamlarını sürdürmelerine imkân tanımaktaydı. Ancak günümüzde basit bir İnternet araştırması, bireylerin geçmişte yaptıkları ve hatırlamak ve/veya hatırlanılmasını istemedikleri hatalarını kolayca ortaya koymaktadır. Bu bağlamda İnternet ortamı, arşivde kalmış ve sadece araştırmacıların veya meraklıların özel çabası ile tespit edilebilecek haberleri kolaylıkla ulaşılabilir hâle getirmiştir. Haber arşivlerine erişimin kolaylaşması kişiler hakkında yapılan haberin unutulmasına fırsat vermeyen bir sanal ortam meydana getirmiştir. Bu durum İnternet'in yaygınlığı ile birlikte değerlendirildiğinde bireylerin geçmişte yaptıkları ve hatırlanmasını istemedikleri hususların sürekli olarak kişilerin karşısına çıkması ihtimalini kuvvetlendirmiştir. İnternet'in yaygın kullanımı ile ortaya çıkan bu durum basının İnternet'i etkin olarak kullanmasıyla beraber ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması arasındaki dengeyi ilkinin lehine bozmuştur. İfade ve basın özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı, eşit düzeyde koruma gerektiren temel hak ve özgürlüklerdir. Bu nedenle bozulan dengenin her iki temel hak arasında tekrar kurulması zorunluluk olmuştur. İnternet haberciliği ile birlikte unutulmanın zor olduğu günümüzde anılan dengenin tekrar kurulabilmesi şeref ve itibar yönünden bireylerin unutulma hakkının kabul edilmesi ile mümkün olabilir. Bu bağlamda unutulma hakkı adil dengenin kurulması için vazgeçilmez niteliktedir (Avrupa Birliği Adalet Divanı, Google Spain SL, Google Inc/İspanya Kişisel Verilerin Korunması Kurumu, Mario Costeja Gonzales, C-131/12, 13/5/2014)…" "…Unutulma hakkının İnternet gazete arşivlerindeki her türlü haber yönünden uygulanmasını beklemek mümkün değildir. Nitekim özellikle basın özgürlüğü temelinde gazete arşivinin araştırmacılar, hukukçular veya tarihçiler için önem taşıyan veriler olduğu açıktır. Bu durumda bir İnternet haberinin unutulma hakkı kapsamında İnternet'ten çıkarılabilmesi için; – yayının içeriği, – yayında kaldığı süre, – güncelliğini yitirme, – tarihsel bir veri olarak kabul edilememe, – kamu yararına katkısı (toplumsal açıdan haberin değeri, haberin geleceğe ışık tutan niteliği) – habere konu kişinin siyasetçi veya ünlü olup olmadığı, – haber veya makalenin konusu, bu bağlamda haberin olgusal gerçekler ya da değer yargısı içerip içermediği, halkın ilgili veriye yönelik ilgisi gibi hususların her somut olay açısından incelenmesi gerekmektedir. Yapılacak değerlendirme sonucunda unutulmayı etkin kılacak farklı yöntemler benimsenebilir. 5651 sayılı Kanun'un 6518 sayılı Kanun ile değiştirilen 9. maddesinde erişimin engellenmesinin kapsamının kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL vb.) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verileceği ve zorunlu olmadıkça İnternet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemeyeceği belirtilmiştir. Bu bağlamda unutulma hakkı çerçevesinde, ifade ve basın özgürlükleri ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki dengenin sağlanması açısından 5651 sayılı Kanun kapsamında yukarıda belirtilen önlemler alınabilir (bkz. § 51). Ancak alınacak tedbirlerin Anayasa'nın 13. maddesi gereğince ölçülülük kriteri esas alınarak yapılması gereklidir. Nitekim kişinin şeref ve itibarına yönelik müdahaleleri unutulma hakkı gereğince engellemek için arşivde arama yapmaya imkân tanıyan haber ile kişi arasında ilişki kuran kişisel verilerin silinmesi, haberin anonim hâle getirilmesi, haber içeriğinin bir kısmına erişimin engellenmesi gibi birçok yöntem benimsenebilir. Bu bağlamda yargının görevinin, İnternet ortamının sağladığı kolaylıkla zamanla kişilerin itibarına yönelik müdahale oluşturan haberleri tamamen ortadan kaldırarak geçmişte meydana gelmiş olayların yeniden yazılmasını sağlamak olmadığı dikkate alınmalıdır. İnternet haber arşivinin bir bütün olarak basın özgürlüğünün koruması altında olduğu unutulmamalıdır…" Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/06/2015 tarihli ve E.2014/4-56, K.2015/1679 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir : "…Unutulma hakkına gelince; unutulma hakkı ve bununla ilişkili olan gerektiği ölçüde ve en kısa süreliğine kişisel verilerin depolanması veya tutulması konuları, aslında kişisel verilerin korunması hakkının çatısını oluşturmaktadır. Her iki hakkın temelinde bireyin kişisel verileri üzerinde serbestçe tasarruf edebilmesini, geçmişin engeline takılmaksızın geleceğe yönelik plan yapabilmesini, kişisel verilerin kişi aleyhine kullanılmasının engellenmesini sağlamak yatmaktadır. Unutulma hakkı ile geçmişinde kendi iradesi ile veya üçüncü kişinin neden olduğu bir olay nedeni ile kişinin geleceğinin olumsuz bir şekilde etkilenmesinin engellenmesi sağlanmaktadır. Bireyin geçmişinde yaşadığı olumsuz etkilerden kurtularak geleceğini şekillendirebilmesi bireyin yararına olduğu gibi toplumun kalitesinin gelişmişlik seviyesinin yükselmesine etkisi de tartışılmazdır. Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı olmadığı sürece, dijital hafızada yer alan geçmişte yaşanılan olumsuz olayların bir süre sonra unutulmasını, başkalarının bilmesini istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlemesini isteme hakkı olarak ifade edilebilir…" Yukarıdaki açıklamalar ışığında kanun yararına bozmaya konu dosyadaki somut olay değerlendirildiğinde; www.arşiv.sabah.com.tr internet sitesinde halen yayında bulunan "gizli kasa siyasetçi" başlıklı köşe yazısında, İstanbul polisinin 2007 yılında yaptığı "son nokta" operasyonu kapsamında, ilgilinin de aralarında bulunduğu kişilerin gözaltına alındığı, habere konu olan ve ismi açıkça yazılan başvuran Raif Aktarlı'nın, o dönemde hakim savcı ve siyasetçilerle derin ilişkileri olan çete kurucusu … ve sosyete işkembecisi olarak tanınan …'un karanlık ilişkileri olduğu ve aynı zamanda çetenin kasası olduğu iddialarına yer verilmiştir. O tarihte soruşturma dosyasından elde edilen bilgilerle yapılan haberin, yargılamanın sona ermesi ve …'nın bu kişilerle veya kurulduğu iddia edilen çete ile bir bağlantısı olmadığı ve hakkında açılan davada, İstanbul 2.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/91 E. 2016/314 K. Sayılı dosyası ile beraat ettiği, kararın 21.10.2016 günü kesinleştiği, ilgilinin halen kişilerin erişimine açık olarak aynı URL adresinde duran haberin kaldırılması ve düzeltilmesi için sabah gazetesinin sorumlularına noter ihtarnamesi gönderdiği, ancak haberin yayından kaldırılmaması üzerine mahkemeye başvurduğu, Sulh Ceza Hakimliğince başvurunun reddedildiği, haberin kişilik haklarını ihlal etmediği ve ayrıca üç günlük gazete nüshalarının sunulmadığı gerekçeleriyle reddedildiği, itiraz merciinin de gerekçesiz şekilde itirazı reddettiği görülmektedir. Buna göre; a-) Başvuruya konu haberin ilk kez yayınlandığı tarihte, her hangi bir eleştiri veya yorum yapılmaksızın internet üzerinde yorumsuz biçimde yayınlanmasının, olay tarihinde kişilik haklarına karşı bir saldırı veya ihlal içermediği, bu haliyle ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceği, b-) Başvuranın beraat etmeleri sonucu, aradan geçen dokuz yıl sonra, haberin "güncellik" değerini yitirdiği, dolayısıyla haberin o tarihte "gerçeklik ve doğruluk" kriterlerini karşılamasının artık bir önemi kalmadığı, c-) Habere konu olan yargılama sürecinin tüm aşamalarıyla sona ermesiyle birlikte, habere konu olan kişi için haksızlık içeren durumun, toplum tarafından öğrenilmesinin, geçmişte gerçeklik ve doğruluk payı varmış gibi ifşa edilmesi anlamına gelebileceği, dolayısıyla adı geçen habere istenildiği zaman ulaşılmasının, toplum açısından yanlış algılamaya yol açabileceği, d-) Başvuranın, beraatle sonuçlanan bir yargı sürecinde gözaltına alınması ve tutuklanması süreçlerine dair haberin basının arşivinde bulunmasının, haberin kamu yararı için gelecekte hatırlanması veya istatistiki açıdan değerlendirilmeye alınması gibi işlevi de taşımadığı, dolayısıyla haberin yayında kalmasının, toplumun ilerlemesi, gelişmesi için bir katkı sağlamayacağı gibi, kamu yararına toplum hafızasında yer etmesi gibi bir etkisi de olmadığı, e-) Haberin içeriğini oluşturan kişi; toplumu temsil ve topluma hizmet etme gayesiyle seçilmiş veya atanmış siyasetçilerden olmadığı gibi, topluma kendini anlatma ve toplumu aydınlatma gayesiyle eser veren sanatçılardan veya aydınlardan da olmaması nedeniyle, suç geçmişine dair bilgilerin kamuyu ilgilendirmediği, ayrıca bu bilgilerin sadece devletin belirli organlarınca kayıt altında tutulabileceği, f-) Başvuranın isminin açıkça yazılması suretiyle "uyuşturucu çetesi, gizli kasa, örgüt" gibi kelimelerin yanında anılmaya devam etmesinin, kişilik haklarını ihlal eder bir eylem olduğu gibi, bu nedenle gözaltına alındığı bilgisinin arşivlenmesinin kişisel verilerin izinsiz olarak işlenmesi ve yayınlanması anlamına geleceği, g-) Yukarıda yer alan değerlendirmeler karşısında, başvuranın istememesine rağmen, geçmişinde yer eden olumsuz tecrübelere dair haberlere, toplum tarafından istenen her anda kolaylıkla ulaşılmasının başvuranın kişilik haklarını zedelediği sonuç ve kanaatine varılmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/02/2017 tarihli ve 2017/1169 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK'nun 309/4. maddesi uyarınca BOZULMASINA, yukarıda yazılı bozma nedenine göre; "http://arsiv.sabah.com.tr/2007/07/14/haber,F1D20ECA415D4F14BBCF12B8D3091E8A.html" URL adresinde yayımlanan "Gizli Kasa Siyasetçi" başlıklı yazıya erişimin engellenmesine, karardan bir suretin erişim sağlayıcıları birliğine gönderilmesine, 10.12.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

İlgili yasal usulde erişimin engellenmesi kararlarının kural olarak sitenin bütününe değil, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım veya bölümle sınırlı şekilde (URL bazında) verileceği, zorunlu olmadıkça yayının tamamına erişimin engellenemeyeceği düzenlenmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2022/12413 Esas ve 2025/8784 Karar sayılı ilamında onanan bölge adliye mahkemesi kararında da internet yayınına erişimin fiilen ve teknik açıdan engellenebilmesi için kararın http protokolünün yanında https uzantılı adresi de kapsaması gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/12413, K. 2025/8784Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2022/12413 E.  ,  2025/8784 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1763 E., 2022/1608 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili hakkında yapılan hukuka aykırı haber ve yayınlar nedeniyle İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2015/4782 D.İş sayılı kararı ile erişimin engellenmesine karar verildiğini, karara konu yapılan diğer yayınlar yönünden bu ilam uygulanmasına rağmen … linki yönünden kararın uygulanmadığını, linke erişimin halen devam ettiğini, erişim engeli kararı verilen hukuka aykırı haber içeriğini yayınlamak suretiyle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını belirterek dava konusu linke erişimin kaldırılması ve yayının durdurulması ile 3.000,00 TL manevi tazminatın 06.01.2016 tarihinden işleyecek yasal faizi ile beraber davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu blogger URL adresinin erişilebilir olmadığını, bu nedenle davanın açılmasında hukuki yararın olmadığını, blogger hizmeti ile ilgili müvekkili şirketin erişim engeli kararını uygulamak konusunda yetki ve sorumluluğunun olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı kurum bir arama motoru olup erişim engelleme yönünde herhangi bir görev ve sorumluluğunun bulunmadığı, erişim engelleme hususunu link sahiplerinin infaz edebileceği, link sahipleri kendi internet sitelerindeki haberleri kaldırmadığı sürece davalı kurum da dahil tüm internet arama motorlarında bu sonucun çıkacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; …,… ve davalı … hukuken ayrı olmalarına rağmen iktisadi anlamda tek bir teşebbüs olduğundan davalı şirketin haber içeriklerini kaldırma yetkisi bulunmakta ise de İstanbul 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 23.10.2015 tarihli 2015/4872 D.iş sayılı kararı ile "htttp" uzantılı adrese erişimin engellendiği ancak “…” uzantılı adrese erişiminin engellenmediği, internet yayınına Türkiye üzerinden erişimi tamamen engellemek için; http protokolünün yanı sıra https uzantısı ile başlayan … adresine de erişim engeli koyulması gerektiği gerekçesi ile istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davanın reddine karar verilmesi doğru ise de gerekçesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin erişim engellemek ve kaldırmak gibi bir sorumluluk ve yükümlüğü bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, … ile iktisadi bütünlük içerisinde olduğu yönündeki değerlendirmenin de hatalı olduğunu, eldeki uyuşmazlığın konusu olan … hizmetinin ve … alan adının sahibi ve sağlayıcısının dava dışı … şirketi olduğunu, bu konuda yetki ve sorumluluklarının olmadığını, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirtmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2015/4782 D.iş Sayılı kararı ile verilen erişimin engellenmesine dair kararın uygulanmadığı iddiası ile "…" linki yönünden erişimin kaldırılması ve yayının durdurulması ile manevi tazminat talebine ilişkindir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının davalıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Söz konusu madde kapsamında sulh ceza hâkimliği tarafından verilen erişimin engellenmesi kararının Erişim Sağlayıcıları Birliğine iletilmesi ve Birlik tarafından erişim sağlayıcılara bildirilmesinden itibaren en geç 4 saat içinde gereğinin yerine getirilmesi öngörülmüştü. İhlale konu yayının başka internet adreslerinde de yayımlanması durumunda mevcut kararın bu adresler için de tatbiki, içeriğin yayından çıkarılması hâlinde hâkim kararının kendiliğinden hükümsüz kalması ve kararı yerine getirmeyen sorumlular hakkında beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası yaptırımı maddede yer alan diğer usul kuralları arasındaydı.

İnternet Yoluyla Hakaret Suçu ve Cezası

Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da sövmek suretiyle saldıran kişi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin 1. fıkrası uyarınca üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Fiilin mağdurun gıyabında işlenmesi halinde suçun cezalandırılabilmesi için eylemin en az üç kişiyle ihtilat edilerek gerçekleştirilmesi kanuni şarttır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 125Kaynağı aç
Madde 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…)[56] veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır. Mağdurun belirlenmesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin 4. fıkrasına göre hakaret suçunun alenen işlenmesi halinde verilecek ceza altıda bir oranında artırılır.

Unutulma Hakkı ve Dijital İçeriklerin Yayından Kaldırılması

Unutulma hakkı; üstün bir kamu yararı bulunmadığı sürece dijital hafızadaki geçmiş olumsuz olayların zamanla unutulmasını, ilgilinin istemediği kişisel verilerin silinmesini ve yayılmasının önlenmesini talep etme yetkisi verir. Bu hak kapsamında bireyler, kendileriyle ilgili yanlış, yanıltıcı veya hukuka aykırı içeriklerin arama motoru sonuçlarından çıkarılmasını isteyebilir. Unutulma hakkı Anayasa'da açıkça ismen düzenlenmemiş olmakla birlikte, Anayasa'nın 5., 17. ve 20. maddelerinin doğal bir sonucu olarak kabul edilir.

Basının haber verme serbestisinin hukuka uygun sayılması için haberin gerçek ve güncel olması, haberin verilmesinde kamu yararı bulunması ve veriliş biçimi ile özü arasında düşünsel bağ yer alması gerekir. Dijital ortamdaki bir haberin unutulma hakkı kapsamında incelenmesinde; yayının içeriği, yayında kaldığı süre, güncelliğini yitirmesi, tarihsel veri niteliği, kamu yararı, kişinin kamusal veya ünlü bir sıfat taşıyıp taşımadığı ve olgusal gerçeklik boyutu somut olay bazında değerlendirilir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2018/7735 Esas ve 2018/13080 Karar sayılı ilamında yer verilen değerlendirmede; kişinin şeref ve itibarına yönelik müdahalelerin unutulma hakkı uyarınca engellenmesinde arşivde tarama yapılmasına imkân veren kişisel verilerin silinmesi, haberin anonimleştirilmesi veya belirli bir kısmına erişimin engellenmesi gibi tedbirlerin ölçülülük gözetilerek benimsenebileceği belirtilmiştir. Yargının görevi, zamanla müdahale oluşturan haberleri tamamen ortadan kaldırarak geçmiş olayları yeniden yazdırmak değildir.

Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 2018/7735 Esas ve 2018/13080 Karar sayılı somut kararına göre; ceza yargılamasında beraat kararı kesinleşen ve siyasi veya kamusal bir konumu bulunmayan başvurucu hakkında açılmış geçmiş soruşturmaya ilişkin haberin, aradan dokuz yıl geçmesiyle güncelliğini bütünüyle yitirdiği, haberin ilk yayımlandığı andaki gerçekliğinin önemini kaybettiği ve arşivde tutulmasında kamu yararı kalmadığı sonucuna varılarak ilgili internet adresine (URL) erişimin engellenmesine hükmedilmiştir.

Kişisel Verilerin Korunması ve Düzeltme-Cevap Hakkı

İnternet üzerinde kişisel verilerin hukuka aykırı veya izinsiz olarak işlenmesi ya da paylaşılması halinde, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu hükümleri uyarınca Kişisel Verileri Koruma Kurumu'na başvurularak içeriğin kaldırılması ve idari yaptırımların uygulanması talep edilebilir.

Kişilerin haysiyet ve şerefine dokunulması veya haklarında gerçeğe aykırı yayın yapılması halinde Anayasa'nın 32. maddesi gereğince düzeltme ve cevap hakkı tanınır. Düzeltme ve cevap metninin yayımlanmaması durumunda hâkim, ilgilinin başvuru tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yayının gerekip gerekmediğine ilişkin kararını verir.

Unutulma hakkı kapsamında hangi tedbirlere başvurulabilir?

Unutulma hakkı kapsamında bireyler arama motoru sonuçlarından kendileriyle ilgili yanıltıcı veya hukuka aykırı içeriklerin çıkarılmasını isteyebilir. Haber arşivlerine yönelik olarak ise üstün bir kamu yararı bulunmadıkça arşivde arama yapmaya imkân tanıyan kişisel verilerin silinmesi, haberin anonimleştirilmesi veya içeriğin bir kısmına erişimin engellenmesi gibi tedbirler uygulanabilir.

Hakaret suçunda ceza artırımı hangi şartla uygulanır?

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin 4. fıkrası uyarınca hakaret suçunun alenen işlenmesi halinde faile verilecek ceza altıda bir oranında artırılır.

5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde içerik kaldırma uyarısı için hangi süre öngörülmüştü?

Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilen 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde, kişilik hakları ihlaline ilişkin olarak içerik veya yer sağlayıcısına iletilen yayından çıkarma taleplerinin en geç 24 saat içinde cevaplandırılması kuralı düzenlenmişti.

Erişimi engellenmiş içeriğin ısrarla yeniden yayımlanması tazminat sorumluluğu doğurur mu?

Mahkemece erişimi engellenmiş asılsız bir içeriğin kararı işlevsiz kılacak biçimde fotoğraflarla ısrarla tekrar gündeme getirilmesi dürüstlük kuralına aykırılık oluşturarak manevi tazminat sorumluluğu doğurabilir; ancak yayının basın özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı somut olayın niteliğine göre incelenir.

Düzeltme ve cevap talebi yayımlanmazsa hâkim ne kadar sürede karar vermelidir?

Anayasa'nın 32. maddesi uyarınca düzeltme ve cevabın yayımlanmaması halinde hâkim, ilgilinin başvuru tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde kararını verir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu