Okullarda Çocuklar Arasında Şiddette Hukuki ve Cezai Sorumluluk

by Avukat Erdal Ersoy
Okullarda Çocuklar Arasında Şiddette Hukuki ve Cezai Sorumluluk

7593 sayılı Kanunun 18 Ağustos 2026’da yürürlüğe giren TCK m.31 değişikliği sonrasındaki genel ceza sınırları esas alınmıştır. Ağırlaşan maddi ceza hükümleri önceki fiillere otomatik uygulanamaz; suç tarihine göre TCK m.7 uyarınca eski ve yeni kanun somut olayda karşılaştırılarak lehe olan uygulanır. TCK m.31/4’teki indirim istisnası yalnızca m.81 ve 82 kapsamındaki kasten öldürme ile m.87/2 ve 87/4 kapsamındaki neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama için, maddede sayılan ölçütlerle ve gerekçeyle değerlendirilebilir.

7593 sayılı Kanun, Madde 2Kaynağı aç
ÇOCUK KORUMA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN Kanun No. 7593 Kabul Tarihi: 8/8/2026
MADDE 1- 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanuna 13 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “MADDE 13/A- Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
MADDE 2- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “oniki yıldan onbeş yıla;” ibaresi “onüç yıldan onsekiz yıla;”, “dokuz yıldan onbir yıla” ibaresi “on yıldan oniki yıla”, “yedi yıldan” ibaresi “dokuz yıldan” şeklinde ve üçüncü fıkrasında yer alan “onsekiz yıldan yirmidört yıla;” ibaresi “ondokuz yıldan yirmiyedi yıla;”, “oniki yıldan onbeş yıla” ibaresi “onbeş yıldan onsekiz yıla”, “oniki yıldan fazla” ibaresi “onbeş yıldan fazla” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Somut olayda; a) Kasta dayalı kusurun ağırlığı, b) Güdülen amaç ve saik, c) Suçun işleniş şekli, d) Daha önceden kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilmiş olma, hususlarından biri ya da birkaçı göz önünde bulundurularak kasten öldürme (madde 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87, fıkra 2 ve 4) suçlarını işleyen onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında üçüncü fıkra hükümleri uygulanmayabilir. Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış ceza sorumluluğu bulunan kişiler hakkında ise ikinci fıkra hükümleri yerine üçüncü fıkra hükümleri uygulanabilir.”
MADDE 3- 5237 sayılı Kanunun 233 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıla” ibaresi “üç aydan iki yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “altı aydan iki yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “bir yıldan üç yıla” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Birinci ve üçüncü fıkralarda tanımlanan fiiller nedeniyle çocuğun kasten öldürme (madde 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87, fıkra 2 ve 4) suçunu işlemesi halinde şikayet aranmaksızın, faile bu madde uyarınca verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.”
MADDE 4- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir. “e) Onbeş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme yaptırılmaksızın düzenlenen,”
MADDE 5- 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Çocuk tutukluların” ibaresi “Çocuk hükümlülerin veya tutukluların” şeklinde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasında yer alan “çocuklar,” ibaresinden sonra gelmek üzere “suç türleri,” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 6- 5275 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(3) Çocuk hükümlülerin çocuk kapalı ceza infaz kurumundan çocuk eğitimevine ayrılmalarına 89 uncu madde uyarınca psikolog, pedagog, çocuk gelişimcisi, sosyal çalışmacı, psikolojik danışman, rehberlik uzmanı, öğretmen ve Türkiye Barolar Birliğinin çocuk hakları komisyonundan görevlendireceği avukat gibi en az bir uzman görevlinin de katılımıyla idare ve gözlem kurulu tarafından en geç üç ayda bir yapılan değerlendirme sonucunda karar verilir. Çocuk eğitimevine ayırmaya ilişkin olarak tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen çocuk hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri altı ayı geçemez.” “(4) Aşağıdaki hâllerde çocuk hükümlüler hakkında verilen cezalar doğrudan çocuk eğitimevlerinde yerine getirilir: a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olanlar. b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olanlar. (5) Doğrudan çocuk eğitimevine alınanlar dahil olmak üzere bu kurumlarda bulunan çocuk hükümlülerden; a) Firar edenler veya başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı verilenler, b) Kapalı ceza infaz kurumuna iade veya odaya kapatma disiplin cezası alıp, bu cezası kesinleşmiş olanlar veya asayiş ve düzenin sağlanması amacıyla disiplin cezası kesinleşmemiş olsa bile eylemi kurum düzeni ya da kişi güvenliği bakımından tehlike oluşturanlar, idare ve gözlem kurulu kararıyla çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilirler. (6) Çocuk hükümlülerin, suç ve ceza türlerine göre, çocuk eğitimevlerine ayrılıp ayrılmamalarına, çocuk eğitimevlerinde geçirecekleri sürelere, çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine, doğrudan çocuk eğitimevlerine alınmalarına, doğrudan çocuk eğitimevlerine alınanların çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte gösterilir.”
MADDE 7- 5275 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(5) Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102 ve 103), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu (madde 220) hariç olmak üzere, koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır.”
MADDE 8- 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununa 43/B maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Amaç dışı bıçak taşıma MADDE 43/C- (1) Her ne ad altında olursa olsun, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamı dışında kalan her tür bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletlerin; a) 11/9/1981 tarihli ve 2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanuna göre ruhsatlandırılan yerler ile ilgili yönetmeliğe göre ruhsatlandırılan işyerleri dışında satışı ve sergilenmesi, b) Onsekiz yaşından küçük çocuklara satılması ve çocuklar tarafından satın alınması veya taşınması, yasaktır. (2) Birinci fıkrada sayılan yasaklara uymayan kişiye beşbin Türk Lirası, kabahate konu bıçak veya aletlerin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde ise onbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca bu kabahatin işlendiğini öğrenen işletici veya sorumlunun yetkili makamlara bildirim yapmaması halinde beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. (3) Birinci fıkrada sayılan kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. (4) Birinci fıkrada sayılan kabahat dolayısıyla idarî para cezasına ve elkoymaya kolluk görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülkî amir tarafından karar verilir. (5) Birinci fıkradaki kabahati işlediği sırada onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında çocuğun üstün yararı gözetilerek, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu hükümleri uyarınca koruyucu, destekleyici ve yönlendirme tedbirlerine karar verilmesi amacıyla mülkî amir tarafından çocuk hâkiminden tedbir talebinde bulunulur. (6) Bu madde hükümleri internet satışları ve mesafeli satışlar için de uygulanır. (7) Bir sanat veya mesleğin icrası ve eğitim için gerekli bıçak, şiş ve benzerlerinin icra yerinde ve icra eden kişilerce kullanılması, bulundurulması ve taşınması bu madde hükümlerine tabi değildir.”
MADDE 9- 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununa 5 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Yönlendirme tedbirleri MADDE 5/A- (1) 5 inci maddede düzenlenen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yanında bu maddede düzenlenen yönlendirme tedbirleri, ceza sorumluluğu olmayan adli süreçteki çocuklar bakımından, çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak anlaşılır. (2) Yönlendirme tedbirleri olarak; a) Sosyal ve toplumsal hizmetler tedbiri: Spor kulüpleri, gençlik merkezleri, spor tesisleri ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarında; Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere çocukların 20 saatten 300 saate kadar psikososyal gelişimine katkı sağlayacak görev almalarına, b) Dijital risklerden korunma tedbiri: Kullandığı telefon cihazı, telefon hattı veya her türlü bilgisayar, tablet ve benzeri dijital cihazın bildirilerek cihazın tedbir kararından sonraki hareketlerini Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından 3 aydan az 2 yıldan fazla olmamak üzere çeşitli takip yazılımlarıyla ilgili kurum denetimine açmaya, riskli olarak tanımlı bazı dijital mecralar, uygulamalar ve dijital platformlara erişimin engellenmesine, c) Kitap ve kütüphane tedbiri: Kütüphane ve okuma salonu gibi yerlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteler ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere 20 saatten 300 saate kadar psikososyal gelişimine katkı sağlayacak görev almaya veya bu kuruluşların yetkililerince belirlenen eserleri okumaya, d) Çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri: Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, üniversiteler ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere 20 saatten 300 saate kadar park, bahçe, sahil gibi belirlenecek bir bölgede çevre temizliği yapmaya, belirlenecek bitkilerin bakımı, ağaçlandırma ve çiçeklendirme faaliyetlerine katılmaya, e) Tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve uyarıcı madde ile davranışsal bağımlılık tedbiri: Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Yeşilay tarafından yerine getirilmek üzere çocukların sağlıkları için tehlike oluşturan bağımlılıklarının tedavi ve rehabilitasyonu için belirlenecek programları tamamlamaya, hükmedilir. (3) Bu tedbirlerin yerine getirilmesinde 45 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır. (4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 10- 5395 sayılı Kanunun 9 uncu maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(4) Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığı, davranışsal bağımlılık ya da ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık nedeniyle kendisi veya başkaları açısından ciddi tehlike oluşturduğu değerlendirilen ve herhangi bir suretle Sağlık Bakanlığına veya üniversitelere bağlı yataklı sağlık kurumlarına gelen veya getirilen çocuk hakkında, tedaviye ihtiyaç bulunduğunun ilgili uzman hekim tarafından tespit edilmesi hâlinde, acil korunma kararı alınması amacıyla yirmi dört saat içinde rapor düzenlenir. Sağlık kurumu, uzman hekim raporunun düzenlendiği tarihten itibaren en geç yirmi dört saat içinde çocuk hâkimine başvurur. Başvurudan itibaren en geç kırk sekiz saat içinde ilgili dal uzman hekiminin yer aldığı üç uzman hekimden oluşan resmî sağlık kurulu tarafından düzenlenen rapor mahkemeye sunulur. (5) Hâkim, başvuru ve sağlık kurulu raporunu değerlendirerek talep hakkında en geç kırk sekiz saat içinde karar verir. Çocuğun sağlık kuruluşuna gelmesi veya getirilmesinden hâkim kararının sağlık kuruluşuna tebliğine kadar geçen sürede, çocuğa gerekli görülen tıbbî müdahale ve tedavi uygulanır. Bu süreçte ihtiyaç duyulması hâlinde kolluktan yardım istenebilir. Kolluk, bu kapsamda yapılan talepleri, kanunla kendisine tanınan yetkiler çerçevesinde yerine getirir. (6) Hâkim, çocuğun üstün yararını gözeterek çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerekli görmesi hâlinde kişisel ilişkinin kurulmasına veya sınırlandırılmasına karar verebilir. Hâkim, sağlık kurulu raporunu dikkate alarak acil korunma kararının kaldırılmasına, devamına veya çocuğun durumuna uygun başka bir koruyucu ve destekleyici tedbire karar verir.”
MADDE 11- 5395 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Çocuk hakkında kamu davası açılması hâlinde durum, gerekli idari tedbirlerin alınması amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerine bildirilir.”
MADDE 12- 5395 sayılı Kanunun 23 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(2) Adli süreçteki çocuklar hakkında yapılan yargılama sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde 5/A maddesinde düzenlenen yönlendirme tedbirlerinden uygun görülen biri veya birkaçı da denetimli serbestlik tedbiri olarak uygulanır. Bu fıkra uyarınca hükmedilecek yükümlülükler 5/A maddesinde belirtilen kurumlar tarafından yerine getirilir. (3) Suçun işlenmesi nedeniyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın az olması hâlinde adli süreçteki çocuklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için zararın giderilmesi şartı aranmayabilir.”
MADDE 13- 5395 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(3) Onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunludur. Cumhuriyet savcısı, mahkeme veya çocuk hâkimi tarafından onbeş yaşını doldurmuş çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması hâlinde, gerekçesi iddianamede veya kararda gösterilir.”
MADDE 14- 5395 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(3) Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin ilgili kurum veya kuruluş tarafından yerine getirilmesi sırasında gerekmesi hâlinde kolluktan yardım istenebilir.” “(4) Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından; il ve ilçelerde kurumların koordinasyonu ile takibi vali ve kaymakam tarafından sağlanır. Bu amaçla il ve ilçelerde sekretarya hizmetleri aile ve sosyal hizmetler il müdürlükleri tarafından yürütülür. Hâkim veya mahkeme tarafından verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararları, yerine getirilmek üzere ilgili kurum veya kuruluşa gönderilir. (5) Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket eden ana, baba, vasi veya bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, fiil suç teşkil etse dahi ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre çocuk hâkimi kararıyla üç günden on güne kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır. Bu kararlara karşı 14 üncü madde uyarınca itiraz yoluna gidilebilir. Tazyik hapsine ilişkin kararlar, kesinleşmesini müteakip Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yerine getirilir. Bu kararlar çocuk hâkimi tarafından ilgili kuruma bildirilir.”
MADDE 15- (1) 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (17) numaralı alt bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiştir. (2) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 253 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiştir. (3) 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun; a) 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, b) 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, c) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, ç) 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “hakkında adli süreç yürütülen”, d) 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, e) 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “hakkında adli süreç yürütülen”, f) 20 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, g) 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, ğ) 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, h) 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, ı) 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, i) 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, j) 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, k) 39 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “Suça sürüklenmesi” ibaresi “Hakkında adli süreç yürütülmesi”, şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 16- Bu Kanunun; a) 8 inci maddesi ile 5326 sayılı Kanuna eklenen 43/C maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü 1/12/2026 tarihinde, b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer.
MADDE 17- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Resmî kaynak

7593 sayılı Kanunla 18 Ağustos 2026’dan itibaren TCK m.233/1 için 3 ay–2 yıl, m.233/2 için 6 ay–2 yıl ve m.233/3 için 1–3 yıl hapis cezası öngörülmüştür. Önceki fiillerde TCK m.7 gereğince lehe kanun karşılaştırması yapılır; eski kararların ceza sınırları bugünün yeni fiilleri için genellenmez.

7593 sayılı Kanun, Madde 3Kaynağı aç
ÇOCUK KORUMA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN Kanun No. 7593 Kabul Tarihi: 8/8/2026
MADDE 1- 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanuna 13 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “MADDE 13/A- Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
MADDE 2- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “oniki yıldan onbeş yıla;” ibaresi “onüç yıldan onsekiz yıla;”, “dokuz yıldan onbir yıla” ibaresi “on yıldan oniki yıla”, “yedi yıldan” ibaresi “dokuz yıldan” şeklinde ve üçüncü fıkrasında yer alan “onsekiz yıldan yirmidört yıla;” ibaresi “ondokuz yıldan yirmiyedi yıla;”, “oniki yıldan onbeş yıla” ibaresi “onbeş yıldan onsekiz yıla”, “oniki yıldan fazla” ibaresi “onbeş yıldan fazla” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Somut olayda; a) Kasta dayalı kusurun ağırlığı, b) Güdülen amaç ve saik, c) Suçun işleniş şekli, d) Daha önceden kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilmiş olma, hususlarından biri ya da birkaçı göz önünde bulundurularak kasten öldürme (madde 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87, fıkra 2 ve 4) suçlarını işleyen onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında üçüncü fıkra hükümleri uygulanmayabilir. Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış ceza sorumluluğu bulunan kişiler hakkında ise ikinci fıkra hükümleri yerine üçüncü fıkra hükümleri uygulanabilir.”
MADDE 3- 5237 sayılı Kanunun 233 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıla” ibaresi “üç aydan iki yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “altı aydan iki yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “bir yıldan üç yıla” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Birinci ve üçüncü fıkralarda tanımlanan fiiller nedeniyle çocuğun kasten öldürme (madde 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87, fıkra 2 ve 4) suçunu işlemesi halinde şikayet aranmaksızın, faile bu madde uyarınca verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.”
MADDE 4- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir. “e) Onbeş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme yaptırılmaksızın düzenlenen,”
MADDE 5- 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Çocuk tutukluların” ibaresi “Çocuk hükümlülerin veya tutukluların” şeklinde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasında yer alan “çocuklar,” ibaresinden sonra gelmek üzere “suç türleri,” ibaresi eklenmiştir.
MADDE 6- 5275 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(3) Çocuk hükümlülerin çocuk kapalı ceza infaz kurumundan çocuk eğitimevine ayrılmalarına 89 uncu madde uyarınca psikolog, pedagog, çocuk gelişimcisi, sosyal çalışmacı, psikolojik danışman, rehberlik uzmanı, öğretmen ve Türkiye Barolar Birliğinin çocuk hakları komisyonundan görevlendireceği avukat gibi en az bir uzman görevlinin de katılımıyla idare ve gözlem kurulu tarafından en geç üç ayda bir yapılan değerlendirme sonucunda karar verilir. Çocuk eğitimevine ayırmaya ilişkin olarak tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen çocuk hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri altı ayı geçemez.” “(4) Aşağıdaki hâllerde çocuk hükümlüler hakkında verilen cezalar doğrudan çocuk eğitimevlerinde yerine getirilir: a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olanlar. b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olanlar. (5) Doğrudan çocuk eğitimevine alınanlar dahil olmak üzere bu kurumlarda bulunan çocuk hükümlülerden; a) Firar edenler veya başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı verilenler, b) Kapalı ceza infaz kurumuna iade veya odaya kapatma disiplin cezası alıp, bu cezası kesinleşmiş olanlar veya asayiş ve düzenin sağlanması amacıyla disiplin cezası kesinleşmemiş olsa bile eylemi kurum düzeni ya da kişi güvenliği bakımından tehlike oluşturanlar, idare ve gözlem kurulu kararıyla çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilirler. (6) Çocuk hükümlülerin, suç ve ceza türlerine göre, çocuk eğitimevlerine ayrılıp ayrılmamalarına, çocuk eğitimevlerinde geçirecekleri sürelere, çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine, doğrudan çocuk eğitimevlerine alınmalarına, doğrudan çocuk eğitimevlerine alınanların çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte gösterilir.”
MADDE 7- 5275 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(5) Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102 ve 103), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu (madde 220) hariç olmak üzere, koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır.”
MADDE 8- 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununa 43/B maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Amaç dışı bıçak taşıma MADDE 43/C- (1) Her ne ad altında olursa olsun, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamı dışında kalan her tür bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletlerin; a) 11/9/1981 tarihli ve 2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanuna göre ruhsatlandırılan yerler ile ilgili yönetmeliğe göre ruhsatlandırılan işyerleri dışında satışı ve sergilenmesi, b) Onsekiz yaşından küçük çocuklara satılması ve çocuklar tarafından satın alınması veya taşınması, yasaktır. (2) Birinci fıkrada sayılan yasaklara uymayan kişiye beşbin Türk Lirası, kabahate konu bıçak veya aletlerin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde ise onbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca bu kabahatin işlendiğini öğrenen işletici veya sorumlunun yetkili makamlara bildirim yapmaması halinde beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. (3) Birinci fıkrada sayılan kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. (4) Birinci fıkrada sayılan kabahat dolayısıyla idarî para cezasına ve elkoymaya kolluk görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülkî amir tarafından karar verilir. (5) Birinci fıkradaki kabahati işlediği sırada onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında çocuğun üstün yararı gözetilerek, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu hükümleri uyarınca koruyucu, destekleyici ve yönlendirme tedbirlerine karar verilmesi amacıyla mülkî amir tarafından çocuk hâkiminden tedbir talebinde bulunulur. (6) Bu madde hükümleri internet satışları ve mesafeli satışlar için de uygulanır. (7) Bir sanat veya mesleğin icrası ve eğitim için gerekli bıçak, şiş ve benzerlerinin icra yerinde ve icra eden kişilerce kullanılması, bulundurulması ve taşınması bu madde hükümlerine tabi değildir.”
MADDE 9- 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununa 5 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Yönlendirme tedbirleri MADDE 5/A- (1) 5 inci maddede düzenlenen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yanında bu maddede düzenlenen yönlendirme tedbirleri, ceza sorumluluğu olmayan adli süreçteki çocuklar bakımından, çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak anlaşılır. (2) Yönlendirme tedbirleri olarak; a) Sosyal ve toplumsal hizmetler tedbiri: Spor kulüpleri, gençlik merkezleri, spor tesisleri ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarında; Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere çocukların 20 saatten 300 saate kadar psikososyal gelişimine katkı sağlayacak görev almalarına, b) Dijital risklerden korunma tedbiri: Kullandığı telefon cihazı, telefon hattı veya her türlü bilgisayar, tablet ve benzeri dijital cihazın bildirilerek cihazın tedbir kararından sonraki hareketlerini Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından 3 aydan az 2 yıldan fazla olmamak üzere çeşitli takip yazılımlarıyla ilgili kurum denetimine açmaya, riskli olarak tanımlı bazı dijital mecralar, uygulamalar ve dijital platformlara erişimin engellenmesine, c) Kitap ve kütüphane tedbiri: Kütüphane ve okuma salonu gibi yerlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteler ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere 20 saatten 300 saate kadar psikososyal gelişimine katkı sağlayacak görev almaya veya bu kuruluşların yetkililerince belirlenen eserleri okumaya, d) Çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri: Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, üniversiteler ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere 20 saatten 300 saate kadar park, bahçe, sahil gibi belirlenecek bir bölgede çevre temizliği yapmaya, belirlenecek bitkilerin bakımı, ağaçlandırma ve çiçeklendirme faaliyetlerine katılmaya, e) Tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve uyarıcı madde ile davranışsal bağımlılık tedbiri: Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Yeşilay tarafından yerine getirilmek üzere çocukların sağlıkları için tehlike oluşturan bağımlılıklarının tedavi ve rehabilitasyonu için belirlenecek programları tamamlamaya, hükmedilir. (3) Bu tedbirlerin yerine getirilmesinde 45 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır. (4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”
MADDE 10- 5395 sayılı Kanunun 9 uncu maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(4) Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığı, davranışsal bağımlılık ya da ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık nedeniyle kendisi veya başkaları açısından ciddi tehlike oluşturduğu değerlendirilen ve herhangi bir suretle Sağlık Bakanlığına veya üniversitelere bağlı yataklı sağlık kurumlarına gelen veya getirilen çocuk hakkında, tedaviye ihtiyaç bulunduğunun ilgili uzman hekim tarafından tespit edilmesi hâlinde, acil korunma kararı alınması amacıyla yirmi dört saat içinde rapor düzenlenir. Sağlık kurumu, uzman hekim raporunun düzenlendiği tarihten itibaren en geç yirmi dört saat içinde çocuk hâkimine başvurur. Başvurudan itibaren en geç kırk sekiz saat içinde ilgili dal uzman hekiminin yer aldığı üç uzman hekimden oluşan resmî sağlık kurulu tarafından düzenlenen rapor mahkemeye sunulur. (5) Hâkim, başvuru ve sağlık kurulu raporunu değerlendirerek talep hakkında en geç kırk sekiz saat içinde karar verir. Çocuğun sağlık kuruluşuna gelmesi veya getirilmesinden hâkim kararının sağlık kuruluşuna tebliğine kadar geçen sürede, çocuğa gerekli görülen tıbbî müdahale ve tedavi uygulanır. Bu süreçte ihtiyaç duyulması hâlinde kolluktan yardım istenebilir. Kolluk, bu kapsamda yapılan talepleri, kanunla kendisine tanınan yetkiler çerçevesinde yerine getirir. (6) Hâkim, çocuğun üstün yararını gözeterek çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerekli görmesi hâlinde kişisel ilişkinin kurulmasına veya sınırlandırılmasına karar verebilir. Hâkim, sağlık kurulu raporunu dikkate alarak acil korunma kararının kaldırılmasına, devamına veya çocuğun durumuna uygun başka bir koruyucu ve destekleyici tedbire karar verir.”
MADDE 11- 5395 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Çocuk hakkında kamu davası açılması hâlinde durum, gerekli idari tedbirlerin alınması amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerine bildirilir.”
MADDE 12- 5395 sayılı Kanunun 23 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(2) Adli süreçteki çocuklar hakkında yapılan yargılama sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde 5/A maddesinde düzenlenen yönlendirme tedbirlerinden uygun görülen biri veya birkaçı da denetimli serbestlik tedbiri olarak uygulanır. Bu fıkra uyarınca hükmedilecek yükümlülükler 5/A maddesinde belirtilen kurumlar tarafından yerine getirilir. (3) Suçun işlenmesi nedeniyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın az olması hâlinde adli süreçteki çocuklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için zararın giderilmesi şartı aranmayabilir.”
MADDE 13- 5395 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(3) Onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunludur. Cumhuriyet savcısı, mahkeme veya çocuk hâkimi tarafından onbeş yaşını doldurmuş çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması hâlinde, gerekçesi iddianamede veya kararda gösterilir.”
MADDE 14- 5395 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(3) Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin ilgili kurum veya kuruluş tarafından yerine getirilmesi sırasında gerekmesi hâlinde kolluktan yardım istenebilir.” “(4) Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından; il ve ilçelerde kurumların koordinasyonu ile takibi vali ve kaymakam tarafından sağlanır. Bu amaçla il ve ilçelerde sekretarya hizmetleri aile ve sosyal hizmetler il müdürlükleri tarafından yürütülür. Hâkim veya mahkeme tarafından verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararları, yerine getirilmek üzere ilgili kurum veya kuruluşa gönderilir. (5) Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket eden ana, baba, vasi veya bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, fiil suç teşkil etse dahi ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre çocuk hâkimi kararıyla üç günden on güne kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır. Bu kararlara karşı 14 üncü madde uyarınca itiraz yoluna gidilebilir. Tazyik hapsine ilişkin kararlar, kesinleşmesini müteakip Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yerine getirilir. Bu kararlar çocuk hâkimi tarafından ilgili kuruma bildirilir.”
MADDE 15- (1) 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (17) numaralı alt bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiştir. (2) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 253 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiştir. (3) 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun; a) 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, b) 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, c) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, ç) 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “hakkında adli süreç yürütülen”, d) 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, e) 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “hakkında adli süreç yürütülen”, f) 20 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, g) 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, ğ) 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, h) 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, ı) 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, i) 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, j) 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, k) 39 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “Suça sürüklenmesi” ibaresi “Hakkında adli süreç yürütülmesi”, şeklinde değiştirilmiştir.
MADDE 16- Bu Kanunun; a) 8 inci maddesi ile 5326 sayılı Kanuna eklenen 43/C maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü 1/12/2026 tarihinde, b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer.
MADDE 17- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Resmî kaynak

Okulda bir çocuk başka bir çocuğa zarar verdiğinde birden fazla hukuki soru aynı anda gündeme gelir: faili çocuk cezai olarak sorumlu tutulabilir mi, zararı kim tazmin eder ve okul ile devletin bu süreçteki yükümlülüğü nedir? Bu sorulara verilecek yanıt, çocuğun yaşına, okulun statüsüne (devlet ya da özel) ve olayın koşullarına göre önemli ölçüde farklılaşmaktadır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 66Kaynağı aç
MADDE 66- Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin
yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken,
gözetim ve denetimde bulunurken, zararın doğmasını engellemek için gerekli
özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu olmaz.
Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma düzeninin zararın
doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, o işletmenin
faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren çalışana, ancak onun
bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına sahiptir.
2. Hayvan bulunduranın
sorumluluğu
a. Giderim yükümlülüğü

Faili Çocuğun Cezai Sorumluluğu: Yaş Sınırları

Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesi, çocukların cezai sorumluluğunu üç yaş grubuna göre belirler. On iki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğu yoktur ve bu kişiler hakkında ceza kovuşturması yapılamaz; ancak çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. On iki yaşını doldurmuş olup henüz on beş yaşını doldurmamış çocuklar için ise sorumluluk, fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayıp algılamadıklarına ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişip gelişmediğine göre belirlenir; bu yetenek yeterince gelişmemişse ceza sorumluluğu doğmaz, çocuğa özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. Algılama ve yönlendirme yeteneğinin varlığı hâkim takdirine bırakılmış olup somut olayda değerlendirilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 31Kaynağı aç
Madde 31- (1) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan
çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması
yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.
(2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/5 md.) Fiili işlediği sırada oniki
yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin
hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme
yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak
bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği
fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak
davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında
suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan
onbeş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan onbir
yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu
hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz.
(3) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/5 md.) Fiili işlediği sırada onbeş
yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç,
ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde onsekiz yıldan
yirmidört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş
yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu
hâlde her fiil için verilecek hapis cezası oniki yıldan fazla olamaz.
Akıl hastalığı

On iki-on beş yaş aralığındaki çocukta algılama ve yönlendirme yeteneği mevcut bulunursa, uygulanacak ceza indirimli biçimde belirlenir: ağırlaştırılmış müebbet hapis gerektiren suçlarda on üç yıldan on sekiz yıla, müebbet hapis gerektiren suçlarda on yıldan on iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer cezaların yarısı indirilir ve her fiil için verilecek hapis cezası dokuz yılı aşamaz. On beş-on sekiz yaş grubundaki çocuklar için de benzer bir indirim söz konusudur: ağırlaştırılmış müebbet için on dokuz yıldan yirmi yedi yıla, müebbet için on beş yıldan on sekiz yıla kadar hapis; diğer cezaların üçte biri indirilir ve her fiil için on beş yıl üst sınırı geçilemez. Kasten yaralama suçu (TCK m. 86/1) temel ceza olarak bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis öngörmekte olup çocuk faillere bu indirim oranları ayrıca uygulanır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 86Kaynağı aç
Madde 86- (1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya
sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) (Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4 md.) Kasten yaralama fiilinin
kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde
hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, altı aydan
bir yıl altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle:12/5/2022-7406/3 md.) Suçun kadına
karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan
az olamaz.
(3) Kasten yaralama suçunun;
a) Üstsoya, altsoya, eşe, boşandığı eşe veya kardeşe karşı,[38]
b) Beden veya ruh bakımından kendisini
savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Silahla,
f) (Ek:14/4/2020-7242/11 md.) Canavarca hisle,
İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında,
(f) bendi bakımından ise bir kat artırılır.[39]
Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama[40]

On iki yaşından küçük çocuklar hakkında ceza kovuşturması yapılamasa da çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, bu yaş grubundaki çocuklar için eğitim, danışmanlık ve sağlık gibi koruyucu-önleyici tedbirlerin uygulanmasına imkân tanıdığı belirtilmektedir; ancak bu Kanun'un ilgili hükümlerinin ayrıca incelenmesi gerekmektedir. Çocuklara yönelik ceza yargılaması, özel olarak kurulan Çocuk Mahkemelerinde ya da ağır suçlar bakımından Çocuk Ağır Ceza Mahkemelerinde yürütülür; indirimli cezaların yanı sıra çocuklar için eğitim kurumuna yerleştirme, danışmanlık hizmeti alma ve denetimli serbestlik gibi rehabilite edici tedbirlere de başvurulabilir.

Ebeveynin Hukuki Sorumluluğu: Gözetim ve Özen Yükümlülüğü

Türk Medeni Kanunu'nun 369. maddesi, ev başkanını (uygulamada anne ve babayı) ev halkından olan küçüğün verdiği zarardan sorumlu tutar. Bu sorumluluk kusura değil, yasal gözetim ve özen ödevinin yerine getirilip getirilmemesine dayanan bir sebep sorumluluğudur; ebeveynin gerekli özeni göstermediği karine olarak kabul edilmektedir. Sorumluluktan kurtulmak isteyen ebeveyn, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkati göstererek çocuğu gözetim altında bulundurduğunu ya da bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmek zorundadır. TMK m. 369 kapsamındaki bu sorumluluk yalnızca küçükler ile kısıtlıların ve akıl hastası ya da akıl zayıflığı bulunan kişilerin verdiği zararları kapsar; sorumluluk şahıs itibarıyla bu gruplarla sınırlıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 369Kaynağı aç
Madde
369- Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya
akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve
koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu
dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini
ispat etmedikçe sorumludur.
Ev
başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların
kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli
önlemleri almakla yükümlüdür.
Zorunluluk
hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.
III.
Altsoyun denkleştirme alacağı
1.
Koşulları
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1049, K. 2021/799Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1049 E.  ,  2021/799 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 7. Aile Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin oğlu …’ın lise öğrencisi olduğunu, basket maçı oynarken davalıların oğlu Emir’in dirsekle Furkan’ın gözüne vurması üzerine gözünden yaralandığını ve çeşitli hastanelerde tedavi gördüğünü ileri sürerek, 6.000TL maddi; 5.000TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; spor yaparken bu tip kazaların normal olduğunu, oğullarının suç işleme kastı ve kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Bakırköy 7. Aile Mahkemesinin 11.07.2012 tarihli ve 2011/418 E., 2012/621 K. sayılı kararı ile; dinlenen tanık anlatımlarına göre basket maçı sırasında davacıların çocuğu …’ın davalıların çocuğu Emir tarafından yaralandığı, dosyaya ibraz edilen faturalardan bu olay nedeni ile …’ın çeşitli hastanelerde tedavi gördüğü ve masrafları olduğu anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; davacıların talep ettiği ve faturalar ile belgelediği 6.000TL maddi tazminatın dava tarihi olan 04.05.2011 tarihinde itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline; davacıların talep ettiği manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulü ile; 3.000TL manevi tazminatın dava tarihi olan 04.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Bakırköy 7. Aile Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 05.02.2013 tarihli ve 2012/23712 E., 2013/1599 K. sayılı kararı ile;
“…Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacıların çocuğu …'ın lise öğrencisi olduğunu, basket maçı oynarken davalıların çocuğu Emir'in dirsekle Furkan'ın gözüne vurduğunu, gözünden yaralandığını, çeşitli hastanelerde tedavi gördüğünü belirterek, 6.000 TL maddi, 5.000 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Davalılar (Emir'in anne ve babası) vekili cevabında, spor yaparken bu tip kazaların normal olduğunu, suç işleme kastı ve kusurunun olmadığını beyan etmiştir.
Mahkemece, 6.000TL maddi tazminat ile 3.000TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmiş, hükmü davalılar vekili temyiz etmiştir.
Dosya kapsamından ve tanık beyanlarından davacıların ve davalıların çocuklarının basket maçı oynadıkları sırada davalıların çocuğu Emir'in dirseğinin davacıların çocuğu …'ın gözüne geldiği gözünden yaralandığı ve tedavi gördüğü anlaşılmaktadır.
Dava, TMK'nun 369. maddesinden kaynaklanan aile başkanının sorumluluğu kapsamında tazminat isteğine ilişkindir. Aile başkanının sorumluluğu kusura dayanmayan, yasal gözetim ve özen ödevinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan bir sebep sorumluluğudur. TMK'nun 369. maddesinde, 818 sayılı BK'nun 55 ve 56.maddelerinde (6098 sayılı TMK'nun 66 ve 67.maddelerinde) olduğu gibi aile başkanının objektif özen ödevini yerine getirmediği bir karine olarak kabul edilmektedir. Ancak, aile başkanı kurtuluş kanıtı getirerek karineyi çürütebilir.
Aile başkanının (davalının), TMK'nun 369. maddesinin kendisine yüklediği sorumluluktan kurtulabilmesi için, maddenin öngördüğü objektif özen ödevini yerine getirmiş, maddedeki ifadeyle; "Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın maydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur" hükmü gereğince gözetim altındaki küçüğe nezaret ettiğini ispat etmiş olmalıdır. Hakim tarafından, yasada belirlenmiş olan aile başkanının bu denetim ve gözetim görevini yerine getirip getirmediğini olayın somut koşullarının dikkate alınarak, objektif olarak değerlendirilmesi gerekir.
Çocukların fikri ve bedeni gelişmeleri için onların özgürlüğünün sınırlandırılmaması halin mutad gereklerindendir (H.Tandoğan-Yüksek Lisans Notları-Ankara 1979, syf.48), (M.Ünal, Türk Medeni Hukukunda Aile Başkanının Sorumluluğu, Ankara 1979, syf. 122). Bu nedenle çocukların çevrede mutad hale gelmiş ve özellikle tehlike yaratmayacak oyunları oynamalarının yasaklanması aile başkanından beklenmemelidir. Diğer taraftan, çocukların beklenmedik davranışlarda bulunma ihtimallerinin fazlalığı, özellikle TBK.'nun 66.maddesinde düzenlenen adam çalıştırana nazaran, çocukların gözetim ve denetiminin daha geniş kapsamlı olması ve bütün eylem ve davranışları kapsaması, daha genel bir ifade ile, ortaya çıkan gözetim güçlüğü, sorumluluğun belirtilmesinde gözardı edilemeyecek olan olgulardır.
Bu durumda, mahkemece; yukarıda açıklanan kural ve görüşlerin ışığı altında, olayın değerlendirilmesi halinde, aile başkanı olan davalıların gözetimi altında bulunan küçük oğlunun vazgeçilmez oyun oynama hakkı kapsamında kalan ve genelde tehlike yaratmayan bir oyunu oynaması sırasında beklenmedik bir davranıştan doğan zarardan sorumlu tutulmaması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Ayrıca, gerek hukuk öğretisinde ve gerekse uygulamada aynı anda hem babanın hem de annenin aile başkanlığı (birlikte başkanlığı) kabul edilmemektedir (Y.K.Dergisi, C:VII- Sayı 3., syf 293.Yargıtay 4.HD. 11.11.1980 gün, 1980/10022 E.- 12779 K. sayılı kararı). Aksi savunulmadığına göre; kural olarak bu olayda aile başkanının baba olduğunun kabulü zorunludur. O halde, davalı anne hakkındaki davanın reddi gerekirken, tazminat kararı verilmesi de bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre, maddi zarara ilişkin fatura ve belge ibraz edilerek, alınacak bilirkişi raporu sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken bu konuda inceleme yapılmadan ve dayanakları gösterilmeden karar verilmesi de doğru değildir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Bakırköy 7. Aile Mahkemesinin 31.10.2013 tarihli ve 2013/394 E., 2013/858 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler yanında, davacılar tarafından müşterek çocukları …'e davalıların müşterek çocuğu olan Emir Çalışkan'ın yapmış olduğu haksız fiilden dolayı açılmış olan bir tazminat davası olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 185/1. maddesine göre eşlerin evlilik birliğini el birliği ile sağlamak çocukların bakımına eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü oldukları, 186/2. maddesine göre evlilik birliğini eşlerin beraberce yürüteceği ve güçleri oranında emek ve mal varlıkları ile katılacakları, 188. maddesinde de eşlerden her birinin ortak yaşamın devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil edeceği ve TMK’nın 189. maddesinde birliği temsil yetkisinin kullanıldığı hâllerde eşlerin üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu oldukları düzenlenmiş olduğundan davalıların müşterek çocuklarının yapmış olduğu haksız fiilden dolayı müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tarafların çocuklarının basket maçı oynadıkları sırada davalıların çocuğu Emir'in dirseğinin davacıların çocuğu …'ın gözüne değmesiyle meydana gelen yaralanmadan dolayı, davalıların tazminatla sorumlu olup olmayacakları noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
13. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesinde;
“Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.
Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
Zorunluluk hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.” hükmü bulunmaktadır.
14. Anılan maddenin gerekçesi ise;
“Yürürlükteki Kanunun 320'nci maddesini karşılayan ve İsviçre Medeni Kanununun 333'üncü maddesiyle onu örnek alan 1984 tarihli öntasarının 301'inci maddesinden kısmen değiştirilmek suretiyle alınan bu maddede, ev başkanın ev halkından olan küçük, kısıtlı, akıl hastası ya da akıl zayıfı olan kişilerin başkalarına verdikleri zararlardan dolayı sorumluluğu düzenlenmektedir. Madde, ev başkanın sorumluluktan kurtulması için ona "durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle gözetim altına bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini” kanıtlama olanağını da tanımaktadır. Böylece, ev başkanın sorumluluğu ile Borçlar Kanunu 55 ve 56'ncı maddelerinde düzenlenen sorumluluklar arasında da bir uyum sağlanmış olmaktadır.” şeklindedir.
15. Görüldüğü üzere, ev başkanı ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur (Gençcan, Ö.U.: 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu Yorumu, C.2, Ankara 2021, s.2395).
16. Maddenin açık ifadesinden de anlaşıldığı gibi, üçüncü kişilere verdikleri zararla ev başkanını sorumluluk altına sokanlar; küçük, kısıtlı ve akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olan kimselerdir. Eş söyleyişle, ev başkanının TMK 369/1'den doğan bu sorumluluğu, her şeyden önce şahıs itibariyle sınırlı olup, sadece küçük ve kısıtlıların haksız davranışları ile başkalarına verdikleri zararlardan sorumludur. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.01.2015 tarihli ve 2013/3-1373 E., 2015/787 K. sayılı kararında da aynı hususlara değinilmiştir.
17. Hemen belirtilmelidir ki, bu düzenleme hukuk sistemimiz içinde başkasının eyleminden sorumluluğu düzenleyen ayrık hükümlerden birisi olup, bu sorumluluk olağan sebep sorumluluğudur (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2012, s .637; Kılıçoğlu, A.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2013, s. 341; Feyzioğlu, F. N.: Aile Hukuku, İstanbul 1979, s. 681; İmre, Z.: Doktrinde ve Türk Hukukunda Kusursuz Mesuliyet Halleri, İstanbul 1949, s. 160).
18. Bu ayrık hükümlerden bir diğeri ise; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 66. maddesinde yer almakta olup, adam çalıştıranın sorumluluğunu düzenlenmiştir. Buradaki sorumluluk “özen ve gözetim ödevinin objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan, kusura dayanmayan” olağan sebep sorumluluğudur.
19. Hukuk düzeni, ev başkanını koruyucu ve güvenilir kişi; küçükleri, kısıtlıları, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanları da korunmaya ve gözetime muhtaç kimseler olarak kabul etmiş, söz konusu istisnaî düzenlemeye de aile hukukuna ilişkin hükümler arasında özel olarak yer vermiştir. Zira, ev başkanlığı, aile hâlinde birlikte yaşayanların idare edilmesine, öncelikle aile üyeleri arasında bir düzenin kurulmasına, bunların yararına olarak birliğin korunmasına hizmet eder.
20. Bununla beraber ev başkanlığı kurumuyla güdülen asıl amaç; gözetime muhtaç aile üyelerine karşı zarara uğramış olan üçüncü kişileri de korumaktır. Başka bir deyişle ev başkanlığı yalnız yetkiler veren bir kurum olmayıp, aynı zamanda görev ve sorumluluklar da yükleyen bir kurumdur.
21. Türk Medeni Kanunu’nun 369. maddesine göre, ev başkanı kendisine tabi gözetime muhtaç kişiye “alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu” ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir; böylece, onun sorumlu olması için bu kurtuluş kanıtını yerine getirememesi şarttır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 55. ve 56. maddeleri ile TBK’nın 66. ve 67. maddelerine paralel olarak, TMK 369. maddede de ev başkanının objektif özen ödevini yerine getirmediği bir karine olarak kabul edilmiş olup, ev başkanı kurtuluş kanıtını getirmekle bu karineyi çürütebilir.
22. Önemle vurgulamak gerekir ki, ev başkanının gerekli özeni gösterip göstermediği hususu tespit edilirken bazı hususlar göz önünde tutulmalıdır. Her şeyden önce olayın somut koşulları hesaba katılmalıdır. Keza, yasa maddesindeki “koşulların gerektirdiği dikkatle” ibaresi, hâkimin, bu somut koşullara göre takdir hakkını kullanması gerektiğini göstermektedir.
23. Böylece, ev başkanının alması gerekli önlemlerin neler olduğu tayin edilirken, gözetime muhtaç şahsın yaşı, karakteri, olgunluk derecesi, özellikle tehlikelerin varlığını ve çeşitlerini algılayabilme ve bunları önleyebilme yeteneği, karşı konulması lazım gelen tehlikeli alışkanlık ve eğilimleri, hastalık durumu, özellikle akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olup olmadığı göz önüne alınmalıdır. Toplumsal çevre ve koşullar da gerekli özenin gösterilip gösterilmediğinin saptanmasında rol oynar. Ev halkının kullandığı ve zarara sebebiyet verebilecek maddelerin, özellikle silahların mevcudiyeti özel önlemlerin alınmasını zorunlu kılar; bundan başka, çocukların oyun biçimlerine göre de alınacak önlemler çeşitli olur; hatta çocukların oynamak için bir arada toplanmaları bile bunlara özel bir dikkati gerektirebilir. Gözetime muhtaç şahıs yaşça ne kadar küçük, terbiyesi ne kadar az, karakteri ne kadar zayıf, kendisi ne kadar yaramaz ve eline geçen veya geçebilecek şeyler veya oynadığı oyunlar ne kadar tehlikeli ise gösterilecek özen de o derece çok olmalıdır.
24. Ev başkanının göstermesi gerekli özenin kıstası objektiftir; olayın somut koşullarının göz önüne alınması bu objektifliği ortadan kaldırmaz; söz konusu koşullar altında makul ve ortalama bir ev başkanının ne gibi önlemler alması gerektiği saptanmalıdır.
25. Gözetime muhtaç şahısların zarar vermemesi için ev başkanının özen göstermesi gereken hususların başında gözetim ödevinin yerine getirilmesi gelir. Normal olarak, çocuklar üzerinde sürekli bir gözetim söz konusu olamaz; buna karşılık beden veya düşünce yapısı normal olmayan, çabuk hiddete kapılan, belli bir aracı kullanmakta göze çarpacak derecede beceriksiz olan, tehlikeli alışkanlıkları, örneğin bisikletle çok hızlı gitmek alışkanlığı bulunan çocuklara, akıl hastalarına ve akıl zayıflığı ile malul olanlara gözetimde özel bir özen gösterilmelidir. Çocuğun yaşı büyüdükçe ona gözetim güçleşir.
26. Ev başkanı sadece gözetimle yetinmemeli, bir takım olumlu önlemler de almalıdır; örneğin çocuğu eğitmeli ve gerekiyorsa uyarmalı, onun tehlikelere ve bunları önleyici yollara dikkatini çekmeli, gerekli talimat ve öğütleri vermeli, bazı hususları ona yasaklamalı, tehlikeli şeyleri onun eline geçirebileceği yerlerden kaldırmalı veya ona bıraktığı tehlikeli bir aracı başkasını tehlikeye koymadan nasıl kullanacağı hususunda gerekli uyarılarda bulunmalıdır.
27. Ev başkanlığı ilişkisi, daha ziyade anne ve baba ile onların çocukları arasında görülür. Mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin (TKM) 320. maddesinde sadece babanın ev başkanı olduğu düzenlenmişti. TMK’da ise anne baba ile birlikte eşit yetkilere sahiptir. Aile başkanı vasfı her iki eşe ortak olarak tanınmıştır. Anne ve baba gözetime muhtaç çocuğun üçüncü bir kişiye vermiş olduğu zarardan müteselsilen sorumludur. Aile başkanları arasında müteselsil sorumluluk öngörülmemiş olsaydı, her birinin birbirinden bağımsız olarak özen yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispatı zor olurdu ve ayrıca mağdurun her iki aile başkanını ayrı ayrı dava etmesi pratik olmazdı. TMK m. 369’dan doğan borç, eşlerin kişisel borçları değil, bu onların, aile başkanı sıfatını birlikte taşımaları dolayısıyla müteselsil borçluluk esasına dayanan ortak borçlarıdır. Evli olmadıkları hâlde ortak bir ev idaresi altında yaşayan ebeveynler de gözetime muhtaç çocuklarının verdikleri zarardan müteselsilen sorumludurlar (Rodoslu Koçano, E.: Ev Başkanının Sorumluluğu, AÜHFD, S.: 63 (4) 2014: 879-899, s.884, 885).
28. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki davada tarafların çocukları basket maçı yaptıkları sırada, davacıların çocuğu …’ın davalıların çocuğu Emir’in kolunun çarpması nedeniyle gözünden yaralandığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
29. Anne ve baba, gözetime muhtaç çocuğun, üçüncü bir kişiye vermiş olduğu zarardan müteselsilen sorumlu olup, ev başkanının (davalıların), TMK’nın 369. maddesinin kendisine yüklediği sorumluluktan kurtulabilmesi için, maddenin öngördüğü objektif özen ödevini yerine getirmiş, maddedeki ifadeyle; "Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur" hükmü gereğince gözetim altındaki küçüğe nezaret ettiğini ispat etmiş olması gerekir.
30. O hâlde; oyun oynama hakkı çocuklar için vazgeçilmez bir hak olduğundan, eldeki davada ev başkanı olan davalıların, gözetimi altında bulunan oğlunun vazgeçilmez oyun oynama hakkı kapsamında kalan ve genelde tehlike yaratmayan bir oyunu oynaması sırasında beklenmedik bir hareketten doğan zarardan sorumlu olmamaları gerekirken, tazminat ödemekle yükümlü tutulmaları doğru görülmemiştir. Eş söyleyişle, davalıların objektif özen sorumluluğunu yerine getirmediği söylenemez.
31. Hâl böyle olunca direnme kararı açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, direnme kararının yukarıdaki değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 17.06.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1373, K. 2015/787Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2013/1373 E.  ,  2015/787 K.MADDİ TAZMİNAT DAVASIEV BAŞKANININ SORUMLULUĞUYASAL GÖZETİM VE ÖZEN ÖDEVİKURTULUŞ KANITITÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 369TÜRK MEDENİ KANUNU (TMK) (4721) Madde 320BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 55BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 56
"İçtihat Metni"
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kırkağaç Asliye Hukuk Mahkemesince (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) davanın reddine dair verilen 08.03.2012 gün ve 2009/169 E.-2012/51 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 19.11.2012 gün ve 2012/19624 E.-2012/23775 K. sayılı ilamı ile;
(…Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların çocuğu tarafından çıkarılan yangın nedeniyle kurumlarının zarara uğradığını belirterek; yangın söndürme gideri nedeniyle idarenin uğradığı 32.676,14 TL zararın davalılardan tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı E.. K..; orman yangınına zihinsel engelli oğlunun sebebiyet verdiğini, yangının çıkışında kendisinin ve eşinin kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davalıların üzerlerine düşen dikkat ve özeni gösterseler dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyecekleri gerekçesi ile davanın reddi cihetine gidilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, TMK'nın 369.maddesinde düzenlenmiş olan aile başkanının yasal gözetim ve özen ödevinin yerine getirilmemesine dayanan tazminat istemine ilişkindir.
Medeni Kanun'un 369/1.maddesine göre ev başkanı ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.
Ev başkanının sorumluluğu kusura dayanmayan, yasal gözetim ve özen ödevinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan bir sebep sorumluluğudur. TMK'nın 369.maddesinde ev başkanının objektif özen ödevini yerine getirmediği bir karine olarak kabul edilmiştir. Buna göre aile başkanının sorumlu tutulabilmesi için, özen ve gözetime muhtaç aile üyelerinden birinin hukuka aykırı bir davranışla üçüncü kişilere zarar vermiş olması yeterlidir. Ancak aile reisi bu karineyi çürütmek imkanına sahiptir.
Bir olayda aile başkanının özen ödevini yapıp yapmadığını tespit görevi hakime aittir. Hakim, takdir hakkını kullanırken, özen ve gözetime tabi tutulması gerekenin yaşını, karakterini, olgunluk derecesini, tehlikenin varlığını ve çeşitlerini idrak edebilme ve bunları önleyebilme yeteneğini, sosyal çevreyi ve şartları ayrıca gözonünde bulundurmalıdır.
Aile başkanı çocuğuna iyi terbiye verdiğini ispat ederek sorumluluktan kurtulamaz. Çünkü terbiyeden ve terbiyenin sonuçlarından değil, kendisine düşen özen ve gözetim ödevinin gerekli kıldığı tedbirleri alıp almamakla sorumludur. Soyut nasihat ve talimat verme, özen ve gözetim ödevinin yerine getirildiğinin kanıtı olamaz.
Somut olayda, küçüğün oynadığı çakmakla tarlalarındaki otları yakmak suretiyle gerçekleştirdiği eylem, küçüğün davalı anne babası tarafından yangına sebebiyet verilebileceği, zarara yolaçabileceği konusunda eğitilmemiş olduğunu gösterir. Kaldı ki; ormanın yanında tarlası bulunan davalıların 9 yaşında ve %70 zihinsel özürlü bulunan çocuğu ormana bitişik tarlada elinde oynadığı çakmakla yalnız bırakmaları gerekli dikkat ve özeni göstermediklerinin bir kanıtıdır.
Mahkemenin MK'nın 369.maddesinin yorumunda ve delillerin değerlendirilmesinde hataya düşerek davayı reddetmesi usul ve yasaya aykırı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir.
O halde mahkemece yapılacak iş; öncelikle zarar kapsamını belirleyip; varsa indirim nedenlerini de tartışarak hasıl olacak sonuca göre tazminata hükmetmek olmalıdır.
Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN:  Davacı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(TMK)'nun 369. maddesi uyarınca aile başkanının yasal gözetim ve özen ödevinin yerine getirilmemesi nedenine dayanan tazminat istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece, davanın reddine dair verilen hüküm, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçe ile bozulmuştur.
Yerel Mahkemece, davalıların küçüğe çakmakla oynaması halinde yangın çıkarabileceği konusunda gerekli eğitimi verdikleri kabul edilse bile kendi tarlalarından çıkan yangının devlet ormanına sıçraması sonucu oluştuğu dikkate alındığında davalıların üzerlerine düşen dikkat ve özeni gösterseler dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyecekleri gerekçesiyle ilk hükümde direnilmesine karar verilmiştir.
Direnme hükmünü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık; ev başkanı durumundaki davalıların, %70 zihinsel özürlü bulunan küçüğün vermiş olduğu zarardan TMK’nun 369.maddesi çerçevesinde sorumlu tutulmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için “ev başkanının sorumluluğu” üzerinde durulması gerekmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK.) 369.maddesi “Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.
Ev başkanı, ev halkından akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanların kendilerini ya da başkalarını tehlikeye veya zarara düşürmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
Zorunluluk hâlinde gerekli önlemlerin alınmasını yetkili makamdan ister.”
Hükmünü içermektedir.
Maddenin gerekçesinde ise;
“Yürürlükteki Kanunun 320'nci maddesini karşılayan ve İsviçre Medenî Kanununun 333'üncü maddesiyle onu örnek alan 1984 tarihli Öntasarının 301'inci maddesinden kısmen değiştirilmek suretiyle alınan bu maddede, ev başkanın ev halkından olan küçük, kısıtlı, akıl hastası ya da akıl zayıfı olan kişilerin başkalarına verdikleri zararlardan dolayı sorumluluğu düzenlenmektedir. Madde, ev başkanın sorumluluktan kurtulması için ona “durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle gözetim altına bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini” kanıtlama olanağını da tanımaktadır. Böylece, ev başkanın sorumluluğu ile Borçlar Kanunu 55 ve 56'ncı maddelerinde düzenlenen sorumluluklar arasında da bir uyum sağlanmış olmaktadır.”
Denilmektedir.
Görüldüğü üzere, ev başkanı ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispat etmedikçe sorumludur.
Maddenin açık ifadesinden de anlaşıldığı gibi, üçüncü kişilere verdikleri zararla ev başkanını sorumluluk altına sokanlar; küçük, kısıtlı ve akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olan kimselerdir. Eş söyleyişle, ev başkanının TMK.369/1'den doğan bu sorumluluğu, her şeyden önce şahıs itibariyle sınırlı olup, sadece küçük ve kısıtlıların haksız davranışları ile başkalarına verdikleri zararlardan sorumludur.
Nitekim Yargıty Hukuk Genel Kurulunun 20.02.2008 gün ve 2008/4-153 E.-2008/139 K. sayılı ilamında da aynı ilke benimsenmiştir.
Hemen belirtmelidir ki, bu düzenleme hukuk sistemimiz içinde başkasının eyleminden sorumluluğu düzenleyen ayrık hükümlerden birisidir.
Hukuk düzeni, ev başkanını koruyucu ve güvenilir kişi; küçükleri, kısıtlıları, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunanları da korunmaya ve gözetime muhtaç kimseler olarak kabul etmiş, söz konusu istisnai düzenlemeye de aile hukukuna ilişkin hükümler arasında özel olarak yer vermiştir. Zira, ev başkanlığı, aile halinde birlikte yaşayanların idare edilmesine, öncelikle aile üyeleri arasında bir düzenin kurulmasına, bunların yararına olarak birliğin korunmasına, hizmet eder. Bununla beraber ev başkanlığı kurumuyla güdülen asıl amaç, gözetime muhtaç aile üyelerine karşı zarara uğramış olan üçüncü kişileri de korumaktır. Yani ev başkanlığı yalnız yetkiler veren bir kurum olmayıp, aynı zamanda görev ve sorumluluklar da yükleyen bir kurumdur.
TMK. 369.maddesine göre, ev başkanı kendisine tabi gözetime muhtaç kişiye “alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle onu gözetim altında bulundurduğunu” isbat ederek sorumluluktan kurtulabilir; böylece, onun sorumlu olması için bu kurtuluş kanıtını yerine getirememesi şarttır. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 55. ve 56.maddeleri ile paralel olarak, TMK. 369.maddede de ev başkanının objektif özen ödevini yerine getirmediği bir karine olarak kabul edilmiş olup, ev başkanı kurtuluş kanıtını getirmekle bu karineyi çürütebilir.
Ev başkanının gerekli özeni gösterip göstermediği hususunu tesbit ederken bazı hususlar gözönünde tutulmalıdır. Her şeyden önce olayın somut koşulları hesaba katılmalıdır. “koşulların gerektirdiği dikkatle” ibaresi, hakimin, bu somut koşullara göre takdir hakkını kullanması gerektiğini göstermektedir.
Böylece, ev başkanının alması gerekli önlemlerin neler olduğu tayin edilirken, gözetime muhtaç şahsın yaşı, karakteri, olgunluk derecesi, özellikle tehlikelerin varlığını ve çeşitlerini algılayabilme ve bunları önleyebilme yeteneği, karşı konulması lazım gelen tehlikeli alışkanlık ve eğilimleri, hastalıklı durumu, özellikle akıl hastalığı veya akıl zayıflığı olup olmadığı gözönüne alınmalıdır. Toplumsal çevre ve koşullar da gerekli özenin gösterilip gösterilmediğinin saptanmasında rol oynar. Ev halkının kullandığı ve zarara sebebiyet verebilecek maddelerin, özellikle silahların mevcudiyeti özel önlemlerin alınmasını zorunlu kılar; bundan başka, çocukların oyun biçimlerine göre de alınacak önlemler çeşitli olur; hatta çocukların oynamak için bir arada toplanmaları bile bunlara özel bir dikkati gerektirebilir. Gözetime muhtaç şahıs yaşça ne kadar küçük, terbiyesi ne kadar az, karakteri ne kadar zayıf, kendisi ne kadar yaramaz ve eline geçen veya geçebilecek şeyler veya oynadığı oyunlar ne kadar tehlikeli ise gösterilecek özen de o derece çok olmalıdır.
Ev başkanının göstermesi gerekli özenin kıstası objektiftir; olayın somut koşullarının gözönüne alınması bu objektifliği ortadan kaldırmaz; söz konusu koşullar altında makul ve ortalama bir ev başkanının ne gibi önlemler alması gerektiği saptanmalıdır.
Gözetime muhtaç şahısların zarar vermemesi için ev başkanının özen göstermesi gereken hususların başında gözetim ödevinin yerine getirilmesi gelir. Normal olarak, çocuklar üzerinde sürekli bir gözetim söz konusu olamaz; buna karşılık beden veya düşünce yapısı normal olmayan, çabuk hiddete kapılan, belli bir aracı kullanmakta göze çarpacak derecede beceriksiz olan, tehlikeli alışkanlıkları, örneğin bisikletle çok hızlı gitmek alışkanlığı bulunan çocuklara, akıl hastalarına ve akıl zayıflığı ile malul olanlara gözetimde özel bir özen gösterilmelidir. Çocuğun yaşı büyüdükçe ona gözetim güçleşir.
Ev başkanı sadece gözetimle yetinmemeli, bir takım olumlu önlemler de almalıdır; örneğin çocuğu eğitmeli ve gerekiyorsa cezalandırmalı, onun tehlikelere ve bunları önleyici yollara dikkatini çekmeli, gerekli talimat ve öğütleri vermeli, bazı hususları ona yasaklamalı, tehlikeli şeyleri onun eline geçirebileceği yerlerden kaldırmalı veya ona bıraktığı tehlikeli bir aracı başkasını tehlikeye koymadan nasıl kullanacağı hususunda gerekli uyarılarda bulunmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında, somut olaya bakıldığında; 18.07.2008 tarihinde anne ile oğlunun hayvan otlatmak ve çalışmak üzere gittikleri tarlada küçüğün otları çakmakla tutuşturması sonucu otların yanarak ateşin rüzgarla ormana ilerlediği ve meydana gelen orman yangınında 1000 m2 lik sahanın yandığı anlaşılmaktadır. Küçüğün 9 yaşında ve % 70 zihinsel özürlü bulunması davalıların küçüğe karşı daha özel bir özen göstermelerini gerektirmektedir. Buna rağmen küçüğün ormana yakın tarlada çakmakla başbaşa bırakılması davalıların gerekli dikkat ve özeni göstermediklerinin bir kanıtı olup meydana gelen zarardan sorumlu bulunmaktadırlar.
Her ne kadar Mahkemece ailenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik şartlar, davalıların eğitim düzeylerinin düşük olması, yaşam koşullarının vasat olması, davalıların köy yerinde çiftçilikle uğraşan bir aile olması ve küçüğün orta düzeyde zihinsel engelli olması ve davalıların küçüğe verecekleri eğitimin kendi eğitim ve sosyal şartlarıyla orantılı olabileceği gerekçesiyle davalıların zarardan sorumlu olmayacağı gerekçesi ile dava reddedilmişse de bu hususlar MK 369/1. maddede belirtilen kurtuluş kanıtı olmayıp ancak BK 41 vd maddelerinde düzenlenmiş bulunan tazminattan indirim sebebi olabilir ve Mahkemece bu hususların tazminatın hesabı sırasında dikkate alınması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sırasında; ailenin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik şartlar, davalıların köy yerinde çiftçilikle uğraşan bir aile olması ve küçüğün orta düzeyde zihinsel engelli olması gözetildiğinde davalıların zarardan sorumlu olmayacağı ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda belirtilen gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Hal böyle olunca Mahkemece; işin esasına girilerek zarar kapsamının belirlenmesi ve varsa indirim nedenleri de tartışarak hasıl olacak sonuca göre tazminata hükmedilmesi yönündeki bozma ilamına uyulmak gerekirken önceki hüküm de direnilmesi doğru olmamıştır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 28.01.2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2013/1373, K. 2015/787 sayılı kararında önemli bir ilke belirlenmektedir: ebeveynin çocuğuna iyi terbiye verdiğini ispat etmesi, TMK m. 369 kapsamındaki sorumluluktan kurtulmaya yetmez. Sorumluluk terbiyeden değil, özen ve gözetim ödevinin gerekli kıldığı somut tedbirlerin alınıp alınmamasından kaynaklanır; soyut nasihat ile talimat verme de bu ödevin yerine getirildiğinin kanıtı sayılmaz. Aynı kararda ebeveynin yalnızca gözetimle yetinmeyip çocuğu eğitmek, tehlikeler konusunda uyarmak, gerekli talimatları vermek, bazı şeyleri yasaklamak ve tehlikeli nesneleri erişilemez kılmak gibi olumlu önlemler de almak zorunda olduğu ortaya konulmaktadır. Özen yükümlülüğünün kapsamı değerlendirilirken ölçüt nesneldir: çocuğun yaşı, karakteri, olgunluk derecesi, tehlikeleri algılama ve önleme yeteneği ile toplumsal çevre ve koşullar birlikte göz önüne alınmalıdır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1049, K. 2021/799 sayılı kararında, basketbol maçı sırasında beklenmedik bir hareket sonucu gerçekleşen bir yaralanmaya ilişkin yerel mahkeme direnme kararını bozmuş; oyun oynamanın çocuklar için vazgeçilmez bir hak olduğu ve genellikle tehlike yaratmayan bir oyun sırasında ortaya çıkan beklenmedik zarardan anne-babanın TMK m. 369 kapsamında sorumlu tutulmaması gerektiği sonucuna ulaşmıştır. Bu kararın somut olayın koşullarına özgü olduğu ve her şiddet vakasına uygulanamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır.

TBK m. 49 uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren kişi bu zararı gidermekle yükümlüdür; zarara yol açan fiili yasaklayan özel bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de bu yükümlülük kapsamındadır. Okul şiddetinde zarar gören çocuğun velisinin tazminat davası açabilmesi için kusur ile illiyet bağının somut olayda ispat edilmesi gerekir. Çocuğun ayırt etme gücünden yoksun olduğu durumlarda ise hâkim, TBK m. 65 uyarınca hakkaniyet gerektiriyorsa çocuğun verdiği zararın tamamen veya kısmen giderilmesine karar verebilir; bu hükmün uygulanması zorunlu olmayıp hâkimin takdirine bırakılmıştır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 49Kaynağı aç
MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar
veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar
verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir
fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
II. Zararın ve kusurun
ispatı
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 65Kaynağı aç
MADDE 65- Hakkaniyet gerektiriyorsa; hâkim, ayırt etme gücü
bulunmayan kişinin verdiği zararın, tamamen veya kısmen giderilmesine karar
verir.
II. Özen sorumluluğu
1. Adam çalıştıranın
sorumluluğu

Devlet Okulu: İdari Sorumluluk

Devlet okullarında öğrencilerin güvenliğinin sağlanması kamu hizmetinin bir parçasını oluşturur. Anayasa'nın 125. maddesi idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu, her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğunu düzenlemektedir. Devlet okullarında görev yapan öğretmenler kamu görevlisi statüsünde olduğundan, Anayasa m. 129/5 ve DMK m. 13 uyarınca yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarında rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla ancak idare aleyhine dava açılabilir; kamu görevlisi bu davalarda şahsen hasım gösterilemez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2014/527, K. 2015/2666Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2014/527 E.  ,  2015/2666 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Isparta 2. Sulh Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 22.12.2011 gün ve 2011/531 E., 2011/1025 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 11.06.2012 gün ve 2012/6518 E., 2012/10101 K. sayılı ilamı ile;
(…Dava, kamu görevlilerinin görevlerini yaparken, kusurları sonucu kişilere zarar vermelerinden kaynaklanan ve zarar görenlerin kamu görevlileri aleyhine açtıkları tazminat davasıdır. Yerel mahkemece; istemin kısmen kabulüne dair verilen karar, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 129/5 maddesinde ve Devlet Memurları Kanunu'nun 13. maddesinde; memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, ancak idare aleyhine açılabileceği amir hükmü yer almaktadır.
Davaya konu edilen somut olayda; Milli Eğitim Bakanlığında öğretmen olan davalının, görevi esnasında yapmış olduğu haksız eylem nedeniyle manevi tazminatla sorumlu tutulması istenmiştir.
Şu durumda, yerel mahkemece kamu görevlisi olan davalı hakkında, davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçe ile işin esası incelenerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir…)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ  EDEN  : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava; kamu görevlisinin kusuru sonucu verdiği zarardan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin, Zehra Ulusoy İlköğretim Okulunda öğrenci, davalının ise aynı okulda öğretmen olduğunu, 22/12/2010 tarihinde müvekkili andımızı okuduğu için davalının tüm öğrencilerin önünde kulağından tuttuğunu ve yüzüne defalarca tokat attığını, “aptal, geri zekalı, manyak, defol git, beni 3/A sınıfında bekle” diyerek hakaret ettiğini, bu olayın tüm okulun önünde yaşandığını, küçüğün rencide edildiğini, yaşadığı acı ve üzüntünün okul başarısını etkilediğini, motivasyonunu düşürdüğünü, psikolojisini bozduğunu, müvekkilinin psikolojik tedavi gördüğünü, yıl ortasında okulunu değiştirmek zorunda kaldığını belirterek 7.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, cevap vermemiştir.
Mahkemece; davacının, davalı tarafından tokat atılarak ve saçından çekilerek dövüldüğünün toplanan delillere göre sabit olduğu, ancak hakarete ilişkin yeterli kanıtın bulunmadığı, davacının dövülme nedeniyle psikolojik destek aldığı, olaydan etkilendiği, okulunu değiştirmek zorunda kaldığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Daire tarafından yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuş, mahkemece, somut olayın memurun görev ve yetkisini kullanması sonucu meydana gelmediği, öğretmen olan davalının eğitim hizmeti içersinde öğrencisine maddi ve manevi şiddet uygulama görevinin bulunmadığı gerekçesi ile direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Uyuşmazlık; eldeki davanın kamu görevlisinin hizmet kusurundan mı kişisel kusurundan mı kaynaklandığı, burada varılacak sonuca göre; davalıya husumet yöneltilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle, kamu görevlisinin eyleminden sorumluluğuna ilişkin yasal düzenleme, kavram ve kurumlar irdelenmelidir:
Kamu personelinin mali sorumluluğuna ilişkin düzenlemeler öncelikle Anayasa olmak üzere ilgili kanunlarında yer almaktadır.
2709 sayılı T.C.Anayasası’nın “Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması” başlıklı 40. maddesinin Ek fıkrası (03/10/2001-4709 S.K./16. m.); “…Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.” hükmünü içermektedir.
İdareye karşı yargı yolunu düzenleyen “Yargı Yolu”  başlıklı 125. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesi: “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.”; son fıkrası da  “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” şeklindedir.
Kamu görevlilerinin görev ve sorumluluklarını düzenleyen 129. maddesinin birinci fıkrasında: “Memurlar ve diğer kamu görevlileri Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlüdürler.” Anılan maddenin beşinci fıkrasındaki düzenleme uyarınca; “Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.”
Anayasa’nın bu hükümleri ile amaçlanan, memur ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu davrandıklarından bahisle haklı ya da haksız olarak yargı mercileri önüne çıkarılmasını önlemek, kamu hizmetinin sekteye uğratılmadan yürütülmesini sağlamak ve aynı zamanda zarara uğrayan kişi yönünden de memur veya diğer kamu görevlisine oranla ödeme gücü daha yüksek olan devlet gibi bir sorumluyu muhatap kılarak kamu düzenini korumaktır.
Bu Anayasal hükümlere paralel düzenleme 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun, 12.05.1982 tarih ve 2670 sayılı Kanun’un 6.maddesi ile değişik, 13. maddesinde de yer almaktadır. 657 sayılı Kanun’un 13.maddesinin 3657 sayılı Kanun ile değişik birinci fıkrasında; “Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Ancak, Devlet dairelerine tevdi veya bu dairelerce tahsil veya muhafaza edilen para ve para hükmündeki değerli kağıtların ilgili personel tarafından zimmete geçirilmesi halinde, zimmete geçirilen miktar, cezai takibat sonucu beklenmeden Hazine tarafından hak sahibine ödenir. Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır.” hükmü öngörülmüştür.
Görülmektedir ki, Anayasa'nın 40/3, 125/son ve 129/5.maddeleri ile uygulamanın çerçevesi net olarak çizilmiş; “memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, ancak rücu edilmek şartı ile idare aleyhine açılabileceği”  açıkça ifade edilmiştir.
Diğer taraftan uyuşmazlığın çözümünde Anayasa’nın 129/5.maddesinde yer alan “yetkilerini kullanırken işledikleri kusur” ifadesinden ne anlaşılması gerektiğinin belirlenmesi önem taşımaktadır ki, bu noktada “kusur” ile ilgili açıklama yapılmasında yarar vardır.
Kusurun kanunlarımızda tanımı yapılmamıştır. Uygulama ve öğretide kabul görmüş tanıma göre; kusur, hukuk düzenince kınanabilen davranıştır. Kınamanın nedeni, başka türlü davranma olanağı varken ve zorunlu iken, bu şekilde davranılmayarak, bu tarzdan sapılmış olmasıdır. Kısacası;  kusur, genel tanımıyla, hukuk düzeni tarafından bir davranış tarzının kınanması olup; bu kınama, o davranışın belirli koşullar altında bireylerden beklenen ortalama hareket tarzından sapmış olmasından kaynaklanır.
Yine, öğreti ve uygulamadaki hakim görüşe göre, sorumluluk hukuku açısından kusurun, kast ve ihmal (taksir) olmak üzere ikiye ayrılacağı kabul edilmektedir. Bu bağlamda, kast hukuka aykırı sonucun bilerek ve isteyerek meydana getirilmesi; ihmal ise, hukuka aykırı sonucu istememekle birlikte, böyle bir sonucun önlenmesi için gerekli önlemlerin alınmaması ve gereken özenin gösterilmemesidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.12.2003 gün ve 2003/11-756 E., 2003/743 K. sayılı ilamı).
İdare hukuku ilkeleri çerçevesinde olaya bakıldığında ise, bir kamu görevlisinin görev sırasında, hizmet araçlarını kullanarak yaptığı eylem ve işlemlerine ilişkin kişisel kusurunun, kasti suç niteliği taşısa bile hizmet kusuru oluşturacağı ve bu nedenle açılacak davaların ancak idare aleyhine açılabileceği bilinen ilkelerindendir (Danıştay 10.Daire T. 20.04.1989 gün ve 1988/1042 E.; 1989/857 K. sayılı ilamı).
Yeri gelmişken “yetkilerini kullanırken” ve “bu görevleri yerine getiren personel” kavramlarıyla amaçlananın ne olduğu üzerinde de durulmalıdır:
Devletin sorumluluğunun diğer bir şartı da, zararın, memur ve diğer bir kamu görevlisi tarafından “görevini yerine getirirken” ve “görevle ilgili yetkilerini kullanırken” gerçekleştirilmiş olmasıdır.
Şu halde “görevin ifası” “yetkinin kullanılması” ile gerçekleşen zarar arasında işlevsel (görevsel) bir bağ bulunmalı; zarar, kamu görevi (kamu yetkisi) yerine getirilirken, bu görev ve yetki nedeni ile doğmuş olmalıdır.
Memur ve diğer resmi görevlileri kamu görevlisi sıfat ve kapasiteleri dışında özel bir kişi olarak, özel hukuk hükümlerine göre özel işlerini yaparken üçüncü kişilere verdikleri zarardan doğrudan doğruya kendileri sorumludur (Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 10.Bası, İstanbul 2010, s. 590 vd.).
Öte yandan, kamu görevlisinin, hizmet içinde veya hizmetle ilgili olmak üzere tutum ve davranışının suç oluşturması ya da hizmeti yürütürken ağır kusur işlemesi veya düşmanlık, siyasal kin gibi kötü niyetle bir kişiye zarar vermesi halinde dahi bu durum, aynı zamanda yönetimin gözetim ve iyi eleman seçme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle hizmet kusuru da sayılmalı ve bu nedenle açılacak dava idareye yöneltilmelidir.
Tüm bu açıklamalar göstermektedir ki, kişilerin uğradığı zararla, zarara sebebiyet veren kamu personelinin yürüttüğü görev arasında herhangi bir ilişki kurulabiliyorsa, ortada görevle ilgili bir durum var demektir ve bu tür davranışlar kasten veya ihmalen işlenmesine bakılmaksızın, kamu personelinin hizmetten ayrılamayan kişisel kusurları olarak ortaya çıkmakta ve bu husus, 657 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesindeki “kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlar” ibaresinde ifadesini bulmaktadır.
Diğer taraftan, Anayasa’nın 129/5.maddesinde “kusur” şartından bahsedildiğine göre yetkisini kullanan memurun veya kamu görevlisinin işlediği eylemin kasten mi yoksa ihmalen mi gerçekleştirdiğine bakılmaksızın bu eylemlerinden doğan davaların ancak idare aleyhine açılması gerektiğinin kabulü zorunludur.
Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.02.2014 gün ve 2013/4-579 E. 2014/155 K.; 30.01.2013 gün ve 2012/4-729 E. 2013/163 K.; 12.12.2012 gün ve 2012/4-523 E. 2012/1191 K.; 10.10.2012 gün ve 2012/4-441 E. 2012/710 K. ile 01.02.2012 gün ve 2011/4-592 E. 2012/25 K., 19.11.2014 gün ve 2013/4-1120 E., 2014/922 K. sayılı ilamlarında da aynı ilkeler kabul edilmiştir.
Bu ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalının, davacının kulağından tuttuğu ve yüzüne defalarca tokat attığı, “aptal, geri zekalı, manyak, defol git, beni 3/A sınıfında bekle” diyerek hakaret ettiği, olayın tüm okulun önünde yaşandığı, küçüğün rencide edildiği, psikolojisinin bozulduğu iddiasıyla ve davalı hasım gösterilmek suretiyle eldeki tazminat davasının açıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının bu iddiası, içerikçe davalı öğretmenin görevi sırasında ve yetkisini kullanırken işlediği bir kusura ilişkin olmayıp, davacının salt kişisel kusuruna ilişkin bulunmaktadır.
Hal böyle olunca, davalının görevi dışında kalan kişisel kusuruna dayanıldığına, eylemin görev sırasında ve görevle ilgili olmamasına ve hizmet kusuru niteliğinde bulunmamasına göre, eldeki davada husumetin davalıya yöneltilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bir kısım üyeler, Anayasa’nın 129/5.maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13/1.maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabileceği, idare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesinin, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlı olduğu, dava dilekçesinde belirtilen maddi olgulardan davalının hizmet kusuruna dayanıldığının anlaşılması karşısında mahkeme kararının bozulması gerektiği yönünde görüş beyan etmiş iseler de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından kabul edilmemiştir.
Açıklanan nedenle, yerel mahkemece değinilen yönler gözetilerek, somut olayın memurun görev ve yetkisini kullanması sonucu meydana gelmediği, öğretmen olan davalının eğitim hizmeti içerisinde öğrencisine maddi ve manevi şiddet uygulama görevinin bulunmadığı yönündeki direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.
Ne var ki, Özel Dairece bozma nedenine göre davalı vekilinin işin esasına ilişkin temyiz itirazları incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere, dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle DİRENME UYGUN OLUP; bozma nedenine göre daha önce incelenmeyen davalı vekilinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 4. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 18.11.2015 gününde oyçokluğuyla ile karar verildi.
2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 125Kaynağı aç
Madde 125 – İdarenin
her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (Ek hüküm:
13/8/1999-4446/2 md.) Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası
tahkim yoluyla çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak yabancılık
unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.
(…) (Ek cümle:
7/5/2010-5982/11 md.) (…)[68]
Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma
hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.
İdari işlemlere karşı
açılacak davalarda süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.
(Değişik birinci
cümle: 7/5/2010-5982/11 md.) Yargı yetkisi, idarî
eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette
yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda
gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak,
idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı
kararı verilemez.
İdari işlemin uygulanması
halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça
hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe
gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.
Kanun, olağanüstü hallerde,
(…)[69]
seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık
nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir.
İdare, kendi eylem ve
işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.
C. İdarenin
kuruluşu
1. Merkezi idare

Bununla birlikte, kamu görevlisinin görev kapsamı dışında kalan kişisel kusurunun söz konusu olduğu durumlarda tablo farklılaşabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2014/527, K. 2015/2666, T. 18.11.2015 sayılı kararında, öğrencisine tokat atan ve hakaret eden bir kamu okulu öğretmenine ilişkin davada, söz konusu eylemin memurun görev ve yetkisini kullanması sonucu meydana gelmediğini, hizmet kusuru niteliği taşımadığını tespit etmiş ve öğretmene husumet yöneltilmesinin isabetsizlik oluşturmadığına hükmetmiştir. Karar oyçokluğuyla verilmiş olup azınlık görüşü eylemin hizmet kusuru sayılması gerektiği yönündedir. Kararın sonucu ayrıca husumet meselesiyle sınırlı olup esasa ilişkin temyiz itirazları incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmiştir. Dolayısıyla hizmet kusuru ile kişisel kusur arasındaki ayrım, somut olayın koşullarına göre belirlenmekte ve sonucu etkileyen belirleyici bir ölçüt olmaktadır.

Nöbetçi öğretmenin kavga eden öğrencilere müdahale etmemesi, görev alanını terk etmesi veya gerekli önlemleri almaması hizmet kusuru oluşturabilecek hâller arasında değerlendirilmektedir; bu gibi durumlarda sorumluluk devlete ait olur. Öte yandan idarenin hizmet kusuru olmaksızın da sosyal risk ilkesi çerçevesinde tazminat sorumluluğuyla karşılaşabileceği ileri sürülmektedir; ancak bu ilkenin uygulanma koşulları ve kapsamı somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir meseledir.

TCK m. 257 kapsamında, kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket ederek kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız menfaat sağlayan kamu görevlisi altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla; görev gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek aynı sonuçlara yol açan kamu görevlisi ise üç aydan bir yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Kamu okulu öğretmeni hakkında ceza soruşturması açılabilmesi için 4483 sayılı Kanun kapsamında ön izin şartı öngörülmektedir; ancak bu Kanun'un ilgili hükümlerinin ayrıca incelenmesi gerekmektedir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 257Kaynağı aç
Madde 257- (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller
dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin
mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir
menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin
gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine
veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan
kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)
Göreve ilişkin sırrın açıklanması

Özel Okul: Adam Çalıştıranın Sorumluluğu

Özel okul işleticileri, TBK m. 66 uyarınca adam çalıştıran sıfatıyla sorumludur: çalışanının işin yürütülmesi sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdürler. Bu sorumluluktan kurtulmak isteyen okul işleticisi, çalışanını seçerken, işiyle ilgili talimat verirken ve gözetim-denetim aşamalarında zararın doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat etmek zorundadır. Bunun yanı sıra, bir işletmede adam çalıştıran işletmenin çalışma düzeninin zararı önlemeye elverişli olduğunu ispat etmedikçe, işletme faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zarardan da sorumludur. Tazminat ödeyen okul işleticisi, ödediği tutar için zarar veren çalışana ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu edebilir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/7887, K. 2024/5279, T. 27.05.2024 sayılı kararında, öğrenci yurdunu işleten derneğin gerekli denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirmemesi ve yurda silah sokulmasına engel olmaması nedeniyle oluşan yaralanma zararından sorumlu olduğuna hükmeden Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır. Bu davada yurt işleticisi ile zararı veren öğrenci müştereken ve müteselsilen tazminat ödemekle yükümlü tutulmuştur. Söz konusu olayda zararın silahla gerçekleşmiş olduğu ve olayın koşullarının standart okul şiddetinden farklılık taşıdığı göz önünde bulundurulmalıdır; bu nedenle kararın her okul şiddeti vakasına uygulanabilirliği olay bazında değerlendirilmelidir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/7887, K. 2024/5279Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2023/7887 E.  ,  2024/5279 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/206 E., 2023/948 K.
HÜKÜM/KARAR : Davanın kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Akyurt Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/318 E., 2022/266 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı … vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi ile davalı istinaf başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı … vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 05.03.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir..
Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat … ile davalı … vekilleri … ile … geldiler. Taraflar vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 27.05.2024 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının, davalı…Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Derneğinde yatılı öğrenci olduğunu, yurdun bitişiğinde yine yurda ait inşaat sahasında olaydan birkaç gün öncesinde hırsızlık olayı yaşandığını, bunun üzerine davalı dernek yetkililerinin aynı yurtta öğrenci olan davalı …'ye silah verdiğini, olay günü olan 05.05.2017 günü …'nin rastgele etrafa ateş açması sonucunda silahtan çıkan merminin yurdun 3. katında cam kenarında bulunan davacıya isabet etmesi sonucunda davacının bir gözünün kör olduğunu, mermi çekirdeğinin ise beyninde olup (iki parça halinde) tehlikeli olacağı gerekçesiyle çıkartılamadığını, davacının hem gözünün kör olduğunu hem de hayatı boyunca kafasında bir mermi çekirdeği ile yaşamak zorunda bırakıldığını, mermi çekirdeğinden dolayı ara ara şiddetli baş ağrısı yaşadığını, ileride felç olabileceğinin söylendiğini, olayda davacının herhangi bir kusurunun bulunmadığını, bu silahla yaralanma hadisesinin yurt yetkilileri tarafından normal bir kaza gibi davacıya söylettirildiğini, müvekkilinin kazadan dolayı psikolojisinin de bozulduğunu, kazanın etkisiyle yaşama zevk ve sevincinin azaldığını, ruhsal bütünlüğü ve iç dengesinin bozulduğunu, mutluluk huzur güven ve benzer duygularının zayıfladığını, davacının 18 yaşına yeni girdiğini, davacının anne ve babasını maddi durumunun iyi olmadığını, eğitim seviyelerinin düşük olduğunu, karşı tarafın bu durumları bildiği için bu durumdan yararlanarak anne ve babasına ibraname niteliğindeki sözleşmeyi imzalattırdıklarını, müvekkilinin ailesine 14.700,00 TL gibi bir rakam ödendiğini, 66.000,00 TL'nin ise 2020 yılından itibaren ödeneceğinin belirtildiğini, ödenmesi taahhüt edilen rakam ile çıkması muhtemel rakam arasında nisbetsizlik olduğunu, müvekkilinin 18 yaşını yeni doldurduğunu , lise 4.sınıf öğrencisi olduğunu, babasının temizlik işçisi, annesinin ise ev hanımı olduğunu, herhangi bir gelir ve malı bulunmadığını, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla ve ilerde arttırılmak üzere şimdilik 10.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiş, yargılama sırasında bedel artırım dilekçesiyle toplam talebini 595.252,00 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; davaya konu olayla ilgili olarak müvekkili derneğe atfedilebilecek herhangi bir kusurun söz konusu olmadığını, çünkü yaşanan olayla müvekkili dernek arasında uygun illiyet bağı mevcut olmadığını, dava dilekçesinde belirtilen olayın somut gerçeği yansıtmadığını, dernek yetkilileri tarafından diğer davalıya silah verilmesi hususunun da doğru olmadığını, öğrencilerin bahsedilen silahı nereden temin ettiklerinin de taraflarınca bilinmediğini, her ne kadar dava dilekçesinde davacının ailesinin müvekkili dernek tarafından suistimal edildiği iddia edilmiş ise de aksine, taraflar arasında imzalanan sözleşmedeki asıl amacın ailenin durumunun müvekkili dernek tarafından biliniyor olması ve ailenin kendini bu olayda yalnız hissetmemesi için çaba sarf edilmiş olması olduğunu, bu sebeple müvekkili derneğin imzalanan sözleşme ile aileye yardım etmek amacıyla bir borç yüklendiğini, ayrıca kabul etmemekle beraber, böyle bir borcun var olduğu düşünülse dahi davacı tarafın hukuken bunu talep etme hakkı bulunmadığını, daha önceden davacının velisi ile imzalanan sözleşme gereğince müvekkili derneğin ibra edildiğini, hukuki mesnetten yoksun davanın reddini istemiştir.
2. Davalı … 16.07.2019 tarihli ilk celse beyanında; kendisine silahı yurt yetkilililerinin verdiğini, kendisinin orada öğrenci olarak kaldığını, birkaç gün önce yurdun arka tarafındaki yurda ait inşaattan hırsızlar tarafından kepçenin benzin deposunun patlatılması üzerine aynı olaylar tekrarlanmasın diye kendisi ve diğer bazı öğrencilerin de nöbetçi olarak dikildiğini, elleine de tüfeği verdiklerini, davacının gece vakti sineklikten kafasını uzattığını gördüğünü, ancak kim olduğunu bilemediğini, tüfeği elinden omuzuna doğru alırken yanlışlıkla tetiğe dokunduğunu ve tüfeğin ateş aldığını, içinde mermi olduğunu da bilmediğini, herhangi bir kastı olmadığını, yurtta iki tane daha silah bulunduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin tarih ve sayısı yukarıda yazılı kararıyla; davacının, davalı…Kurs ve Okul Talebelerine Yardım Derneğince işletilen öğrenci yurdunda kalırken, aynı yurtta kalan davalı …'nın havalı tüfekle ateş etmesi sonucu silahla yaralandığının sabit olduğu, bu hususta Akyurt Cumhuriyet Savcılığınca yürütülen 2029/2292 sayılı soruşturmanın halen devam ettiği, soruşturma dosyasında bulunan Adli Tıp Kurumu (ATK) raporuna göre davacının silahla yaralandığının sabit olduğu,yine davalı …'nın beyanlarında daha önce yaşanan hırsızlık olayı nedeniyle söz konusu silahı kendisine yurt görevlilerinin verdiğini, davacının sineklikten gece vakti kafasını uzattığını gördüğünün ve yanlışlıkla elinin tetiğe değmesi sonucu kaza ile ateş ettiğini kastının bulunmadığını beyan etmekle yaralama eylemini kendisinin gerçekleştirdiğini ikrar ettiği,tanık beyanlarınında bu hususu desteklediği, hükme esas alınan ATK raporunda yaralanma sonucu davacının %32,3 oranında iş gücü kaybının bulunduğunun anlaşıldığı, aktüerya bilirkişisinden alınan raporda, davacının 05.05.2017 tarihinde haksız fiil sonucu yaralanması ve 12 ay boyunca geçici iş göremez, sonrasında ise %32,3 oranında sürekli iş göremez kalması nedeniyle uğradığı toplam iş göremezlik zararının 609.952,27 TL olarak hesaplandığı, davalı …'nın duruşmadaki beyanları ile davacıya ateş ettiğini ikrar ettiği,bu husususun dosyadaki tanık beyanları ve hastane raporları ile sabit olduğu, davalı …'nın olay tarihinde söz konusu yurtta öğrenci olarak kaldığı ve olayın yurtta gerçekleştiği, öğrenci yurdunda yeterli güvenliğin bulunmaması, yurt yönetiminin yurtta kalan öğrenciler üzerinde gerekli denetim ve gözetim sorumluluğunu yerine getirmemesi nedeniyle yurda silah sokulması ve meydana gelen olayda yurt yönetiminin ihmali davranışının bulunduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 595.252,00 TL maddi tazminat ve 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 05.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan (19.04.2022 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen kusur oranlarında) alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı … vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B.İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; dava konusunun haksız fiil olduğunu, davalıların sorumluluğunun kusur oranlarına göre müşterek ve mütesilsilen olması gerektiğini, maddi ve manevi tazminat yönünden ayrı ayrı vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini ileri sürerek belirtilen hususlarda İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı … vekili istinaf dilekçesinde; ıslah tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolduğunu, müvekkili derneğin haksız fiil sorumlusu olarak kabul edilemeyeceğini, müvekkiline atfedilecek bir eylem, kusur veya ihmal bulunmadığını, müvekkilinin sorumluluğu için uygun nedensellik bağının mevcut olmadığını, kusur oranlarının da isabetli olmadığını, manevi tazminatın zenginleşme aracı olmaması gerektiğini, hükmün infazında tereddüt yaşanacağını, davalıların sorumluluklarının ayrı ayrı belirtilmediğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin tarih ve sayısı yukarıda yazılı kararıyla; karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 10/4 üncü maddesi uyarınca, hüküm altına alınan maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden davacı yararına ayrı ayrı vekalet ücreti hesaplanması gerekirken toplam tazminat miktarı üzerinden vekalet ücreti hesaplanmasının isabetli görülmediği ve davalıların tazminattan müşterek müteselsilen sorumlu olması gerektiği gerekçesiyle, davacı vekili ve davalı … vekilinin istinaf başvurusunun duruşma yapılmadan kabulü ile, Akyurt Asliye Hukuk Mahkemesinin 24.06.2022 gün ve 2018/318 Esas, 2022/266 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, maddi tazminat davasının kabulü ile, 595.252,00 TL maddi tazminatın, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 05.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı … vekili temyiz dilekçeisnde; davanın ve ıslah edilen kısmın zamanaşımına uğradığını, manevi tazminat konusunda karar tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken huzurdaki davada olay tarihinden itibaren faiz işletildiğini, haricen yapılan araştırmada davacının savcılığa suç duyurusunda bulunduğunun öğrenildiğini, ceza dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, yalnızca olayın meydana geldiği yerin yurt binası olduğundan yola çıkarak derneğin haksız fiilden sorumlu olduğuna hükmedildiğini, illiyet bağı kuurlmadığını, manevi tazminatın gerekçesinin belirtilmediğini, tazminatın çok yüksek belirlendiğini, ATK raporu ve diğer hastene raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi gerektiğini, kusur raporunun açık ve anlaşılır olmadığını, davanın kısmi dava mı belirsiz alacak davası mı olduğunun belli olmadığını, olayda fail durumunda olan diğer öğrencinin maddi durumunun ağırlaşmasına müsaade etmemek amacıyla belli miktar ödeme yapmayı yurdun taahhüt ettiğini, bu taahhüt edilen ödemenin olayda derneğin kusuru olduğunun kabul edilmesi değil yalnızca vicdani ve insani düşüncelerden kaynaklandığını, verilen kararın usul kanuna aykırı olduğunu ileri sürerek; bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; taksirle yaralama sonucu oluşan maluliyet nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci maddesinin birinci fıkrası ve 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 54 üncü ve 56 ncı maddeleri.
3. Değerlendirme
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere; özellikle olayın oluşu ve gelişim şekli, sonrasında yaşananlar, yaralanmanın niteliği, davacının henüz küçük yaşta eğitim amacıyla davalı yurda emanet edilmiş olması, davalı yurt idaresinin denetim ve gözetim görevindeki ağır ihmali bulunmasına göre davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,
17.100,00 TL vekalet ücretinin davalı …'nden alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalı …'ne yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Velayetin Kaldırılması ve Ebeveynin Devam Eden Yükümlülükleri

TMK m. 348 uyarınca velayetin kaldırılması için, çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaması ya da bu önlemlerin yetersiz olacağının önceden anlaşılması ön koşuldur; sayılan sebepler tek başına yeterli değildir. Velayetin kaldırılması gerektirecek sebepler arasında ebeveynin deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri nedenlerle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi ile çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi ya da yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması yer almaktadır. Velayetin her iki ebeveynden de kaldırılması hâlinde çocuğa bir vasi atanır; kararda aksi belirtilmedikçe bu kaldırma kararı mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 348Kaynağı aç
Madde
348- Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu
önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hâllerde
velâyetin kaldırılmasına karar verir:
1. (Değişik:
1/7/2005-5378/38 md.) Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir
yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi
yerine getirememesi.
2. Ana
ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini
ağır biçimde savsaklaması.
Velâyet
ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.
Kararda
aksi belirtilmedikçe, velâyetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları
kapsar.
2.
Ana veya babanın yeniden evlenmesi hâlinde

Velayetin kaldırılması ebeveynin mali yükümlülüklerini sona erdirmez: TMK m. 350 uyarınca anne ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüğü devam eder; anne-baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu giderler devlet tarafından karşılanır. Nafakaya ilişkin hükümler de saklıdır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 350Kaynağı aç
Madde
350- Velâyetin kaldırılması hâlinde ana ve babanın çocuklarının bakım ve
eğitim giderlerini karşılama yükümlülükleri devam eder.
Ana
ve baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu giderler Devletçe karşılanır.
Nafakaya
ilişkin hükümler saklıdır.
IV.
Durumun değişmesi

Ebeveynin aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek yükümlülüklerini yerine getirmemesi TCK m. 233/1 kapsamında şikâyete bağlı olarak üç aydan iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren bir suç oluşturabilir; bu suç şikâyet olmaksızın kovuşturulamaz. Bunun ötesinde, velayet hakları kaldırılmış olsa dahi itiyadi sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı ya da onur kırıcı tavır ve hareketler sonucu maddi ve manevi özen noksanlığıyla çocuğun ahlak, güvenlik ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan anne ya da baba, TCK m. 233/3 uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu hükmün uygulanabilmesi için özen noksanlığının maddede sayılan özel hâllerden kaynaklanması ve tehlikenin ağır nitelik taşıması gerekmekte olup her türlü ebeveyn ihmali bu kapsamda değerlendirilemez.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 233Kaynağı aç
Madde 233- (1) Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya
destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi, şikayet üzerine, bir yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Hamile olduğunu bildiği eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve
kendisinden gebe kalmış bulunduğunu bildiği evli olmayan bir kadını çaresiz
durumda terk eden kimseye, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Velayet hakları kaldırılmış olsa da, itiyadi sarhoşluk, uyuşturucu
veya uyarıcı maddelerin kullanılması ya da onur kırıcı tavır ve hareketlerin
sonucu maddi ve manevi özen noksanlığı nedeniyle çocuklarının ahlak, güvenlik
ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan ana veya baba, üç aydan bir yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması

Akran Zorbalığında Disiplin Tedbirleri

İkincil kaynaklarda 15 Kasım 2022 tarihinde yapılan bir yönetmelik değişikliğiyle akran zorbalığının MEB Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliği kapsamında disiplin cezası gerektiren fiiller arasına açıkça alındığı, sürekli zorbalık yapan öğrenciye bir ila beş gün okuldan uzaklaştırma cezası verilebileceği ve ağır ile tekrar eden fiillerde okul değiştirme yaptırımı uygulanabileceği belirtilmektedir. Aynı kaynaklarda tamamen okuldan atılma cezasının uygulanmadığı, en ağır yaptırımın okul değiştirme olarak öngörüldüğü ifade edilmektedir. Yönetmelik değişikliğinin kapsamı ve güncelliği bağımsız birincil kaynakla doğrulanamamış olduğundan bu bilgiler ihtiyatla değerlendirilmelidir.

Sık Sorulan Sorular

12 yaşından küçük çocuk okul arkadaşını yaraladıysa ne olur?

TCK m. 31/1 uyarınca on iki yaşını doldurmamış çocuklar hakkında ceza kovuşturması yapılamaz; bu çocuklar için ceza yaptırımı yerine çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında eğitim, danışmanlık ve sağlık gibi koruyucu-önleyici tedbirlere de başvurulabileceği belirtilmektedir. Zararın tazmini bakımından ise TMK m. 369 kapsamında ebeveyn, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkati göstererek çocuğu gözetim altında bulundurduğunu ya da bu özeni gösterseydi dahi zararın engellenemeyeceğini ispat etmedikçe sorumluluktan kurtulamaz.

Devlet okulunda yaralanan çocuğun velisi kime karşı dava açar?

Anayasa m. 129/5 ve DMK m. 13 uyarınca kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla ancak idare aleyhine yöneltilebilir. Bununla birlikte kamu görevlisinin görev kapsamı dışında kalan kişisel kusuruna dayanan durumlarda, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2014/527, K. 2015/2666 sayılı kararında öngörüldüğü üzere, eylemin hizmet kusuru mu yoksa kişisel kusur mu oluşturduğu somut koşullara göre değerlendirilmektedir. Bu ayrım, davanın kime yöneltileceği bakımından belirleyici sonuçlar doğurabilir.

Özel okul öğrencisi zarar görürse okul tazminat öder mi?

Özel okul işleticileri TBK m. 66 uyarınca adam çalıştıran sıfatıyla sorumludur. Okul, personelini seçerken, talimat verirken ve denetlerken gerekli özeni gösterdiğini ispat edemezse çalışanının verdiği zararı tazmin etmek zorundadır. Bunun yanı sıra işletmenin çalışma düzeninin zararı önlemeye elverişli olduğunu ispat edemeyen okul, işletme faaliyetlerinden doğan zarardan da sorumlu tutulur.

Öğretmen öğrenciye bizzat zarar verirse tazminat davası kime yöneltilir?

Kural olarak tazminat davaları kamu görevlisine değil idareye yöneltilir. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2014/527, K. 2015/2666, T. 18.11.2015 sayılı kararında, öğrencisine tokat atan ve hakaret eden öğretmenin eyleminin görev kapsamı dışında kalan kişisel kusur niteliği taşıdığı ve hizmet kusuru oluşturmadığı tespit edilerek öğretmene husumet yöneltilmesinin isabetsizlik oluşturmadığına hükmedilmiştir. Karar oyçokluğuyla verilmiş ve yalnızca husumet meselesiyle sınırlıdır; esasa ilişkin itirazlar ayrıca incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmiştir. Hizmet kusuru ile kişisel kusur arasındaki ayrım somut olayın koşullarına bağlıdır.

Ebeveyn iyi terbiye verdiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur mu?

Hayır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2013/1373, K. 2015/787 sayılı kararına göre ebeveynin iyi terbiye verdiğini kanıtlaması TMK m. 369 kapsamındaki sorumluluktan kurtulmaya yetmez. Sorumluluk terbiyeden değil, gözetim ve özen ödevinin gerektirdiği somut tedbirlerin alınıp alınmamasından kaynaklanmakta olup soyut nasihat ve talimat verme de bu ödevin yerine getirildiğinin kanıtı sayılmaz.

Velayeti kaldırılan ebeveynin çocuğun bakım giderlerini karşılama yükümlülüğü devam eder mi?

Evet. TMK m. 350 uyarınca velayetin kaldırılması hâlinde anne ve babanın çocuklarının bakım ve eğitim giderlerini karşılama yükümlülüğü devam etmektedir; anne-baba ile çocuğun ödeme gücü yoksa bu giderler devlet tarafından karşılanır. Nafakaya ilişkin hükümler de saklıdır.

Anne-babanın çocuğun verdiği zararları tazmin etme yükümlülüğü nasıl doğar?

TBK m. 49 uyarınca kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille zarar veren kişi bu zararı gidermekle yükümlüdür. Ebeveynin TMK m. 369 kapsamındaki gözetim sorumluluğu, küçüğün verdiği zarardan kurtuluş kanıtı gösterilmedikçe sorumluluk doğmasını öngörmektedir. Zarar gören tarafın tazminat talebinde kusur ve illiyet bağını somut olayda ispat etmesi gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu