Nefsi Müdafaa Nedir? Meşru Savunmanın Yasal Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Nefsi Müdafaa Nedir? Meşru Savunmanın Yasal Şartları

Hukuki nitelik bakımından nefsi müdafaa ile meşru müdafaa kavramları arasında bir ayrım bulunmamakta olup yasal düzenlemelerde meşru savunma terimi tercih edilmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin kendi hakkına veya bir başkasının hakkına yönelen, gerçekleşmiş bulunan yahut gerçekleşmesi veya yinelenmesi kesin olan haksız bir saldırıyı, o anki şartlar dahilinde saldırıyla dengeli bir surette savuşturma zorunluluğuyla fiil gerçekleştiren kişiye ceza verilmez.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 25Kaynağı aç
Madde 25- (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka
yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir
saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek
zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek
neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak
bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin
ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile
işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası

Meşru Savunmanın Yasal Şartları

Meşru savunmaya konu eylemde saldırının suç teşkil etmesi şart olmayıp hukuka aykırı bulunması yeterlidir; bu çerçevede akıl hastası bir kimsenin saldırısı da hukuka aykırı kabul edilir. Buna karşın, kasti davranışlarla saldırıyı kışkırtan veya saldırıyı bizzat başlatan kimse meşru savunmadan yararlanamaz.

Savunmanın meşru sayılabilmesi için korunan hakkın yalnızca savunmayı yapan kişiye ait olması gerekmez. Kişinin kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelen, gerçekleşen, gerçekleşmesi ya da tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıya karşı hareket edilmesi kanunen meşru savunma kapsamındadır. Savunma fiilinin o anda mevcut koşullara göre ve saldırı ile orantılı biçimde saldırıyı defetmek zorunluluğuyla gerçekleştirilmesi gerekir.

Savunma hareketinin yöneldiği muhatap bakımından da yasal bir sınır mevcuttur. Meşru savunma eylemi yalnızca haksız saldırıyı gerçekleştiren faile karşı icra edilebilir. Savunma amacıyla hareket edilmiş olsa dahi, saldırıyla ilgisi bulunmayan üçüncü kişilere yönelen zararlar bu hukuki çerçeve içinde değerlendirilmez.

Kaçma Yükümlülüğünün Bulunmaması ve Saldırının Sona Ermesi

Hukuk düzeni saldırıya uğrayan kimseye olay yerinden uzaklaşma veya kaçma yükümlülüğü yüklememiştir. Kişi, somut olayda kaçma imkânı bulunsa dahi kaçmak zorunda kalmaksızın saldırıya direnme ve kendisini savunma hakkına sahiptir. Kaçma olanağının mevcudiyeti, gösterilen orantılı savunmanın meşruluk niteliğini ortadan kaldırmaz.

Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2018/6638 Esas ve 2019/17228 Karar sayılı ilamına konu somut olayda, müştekinin olay yerinden kaçmaya çalıştığının anlatılması karşısında meşru savunma şartlarının oluşmadığı, şartları varsa 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesi uyarınca haksız tahrik hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2018/6638, K. 2019/17228Kaynağı aç
18. Ceza Dairesi         2018/6638 E.  ,  2019/17228 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Hakaret, kasten yaralama
HÜKÜMLER : Düşme, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı
KARAR
Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
1- Sanık … hakkında hakaret suçundan düşme kararlarına karşı temyiz üzerine yapılan incelemede;
Takibi şikayete bağlı olan hakaret suçundan dolayı sanık hakkında verilen kamu davalarının düşmesine dair karara ilişkin gerekçeli kararın sanığa tebliğ edildiği sanığın bu hususu temyize getirmemesi nedeniyle, şikayetten vazgeçmeyi zımni olarak kabul ettiği, TCK'nın 73/6. maddesindeki "Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez" şeklindeki düzenlemenin sanık lehine olduğunun anlaşılması karşısında; 5320 sayılı Kanun'un 8/1. madde ve fıkrası uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 309. maddesi uyarınca sanık yararına olan hukuk kurallarına aykırılığın, hükmün sanık aleyhine bozdurulması için Cumhuriyet Savcısı'na bir hak vermeyeceğinden, CMUK'nın 317. maddeleri uyarınca O Yer Cumhuriyet Savcısı'nın tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE,
2- Sanık … hakkında kasten yaralama suçundan beraat hükmüne yönelik temyiz incelemesinde;
Eyleme ve yükletilen suça yönelik O yer Cumhuriyet Savcısı'nın temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA,
3- Sanık … hakkındaki kasten yaralamaya teşebbüs suçundan beraat ve sanık … hakkındaki kasten yaralama suçundan ceza verilmesine yer olmadığı hükümlerine yönelik temyiz incelemesine gelince;
a) Fiilin suç oluşturmaması nedeniyle derhal beraat kararı verilmesi dışında delillerin takdir ve tayini gereken durumlarda sanığın sorgusu yapılıp savunması saptanmadan beraat kararı verilemeyeceği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Dairemizin uyum gösteren kararlarının da bu yönde olduğu gözetilmeden, 5271 sayılı CMK'nın 193/2. maddesine yanlış anlam verilmek suretiyle sanık …’ın sorgusu yapılmadan beraat kararı verilmesi,
b) Müşteki …’ın olay yerinden kaçmaya çalıştığının anlatılması karşısında meşru müdafa şartlarının oluşmadığı gözetilmeden, sanık … hakkında şartları varsa TCK'nın 29. maddesinin uygulanması yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,
c) Kabule göre;
Sanık …’in eyleminin meşru savunma kapsamında kalması nedeniyle TCK'nın 25/1 ve CMK'nın 223/2-d maddeleri uyarınca beraati yerine ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi,
Kanuna aykırı, O yer Cumhuriyet Savcısı'nın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, sanık … hakkındaki beraat hükmü yönünden başkaca yönleri incelenmeksizin, tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 04/12/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Uluslararası Hukuk ve Yaşam Hakkı

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca, bir kimseyi hukuka aykırı şiddete karşı savunmak amacıyla gerçekleştirilen ve mutlaka gerekli kuvvet kullanımının sonucu olan ölüm halleri yaşam hakkının ihlali sayılmamaktadır.

Sınırın Aşılması ve Orantısız Güç Kullanımı

Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması durumunda, işlenen fiil taksirle gerçekleştirildiğinde de kanunen cezalandırılabiliyorsa, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 27. maddesinin birinci fıkrası uyarınca taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 27Kaynağı aç
Madde 27- (1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast
olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa,
taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı
indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan,
korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.
Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit

Meşru savunmada sınırın aşılmasına ilişkin olarak aynı maddenin ikinci fıkrasında özel bir kural getirilmiştir. Buna göre meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmişse faile ceza verilmez. Bu halde kişinin içinde bulunduğu psikolojik durum ceza sorumluluğunu bertaraf eder.

Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2017/612 Esas ve 2018/1895 Karar sayılı ilamına konu somut olayda; arbede sırasında katılanın elinden çekici alan sanığın, bu çekiçle katılanın kafasına vurarak yaşamsal tehlikeye ve kemik kırığına yol açacak biçimde yaralaması eyleminin meşru savunma kapsamında ceza verilmesine yer olmadığı kararıyla sonuçlandırılamayacağı, sanığın makul oranda haksız tahrik uygulanmak suretiyle kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2017/612, K. 2018/1895Kaynağı aç
1. Ceza Dairesi         2017/612 E.  ,  2018/1895 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten öldürmeye teşebbüs
HÜKÜM : TCK.nun 25. maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık … hakkında katılan …'a yönelik eylemini meşru savunma sınırları içerisinde gerçekleştirdiği gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınarak ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedeni dışında bir isabetsizlik görülmediğinden, katılan … vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre, olay günü saat 06:00 sıralarında katılanın yüzünü kapatacak şekilde kar maskesi takıp sanığın çalıştığı işyerine gelerek çekiçle camlarını kırmaya başladığı, bu sırada iş yerinde yatan ve cam kırılma sesiyle uyanan sanığın katılana müdahale etmesi üzerine aralarında arbede yaşandığı, arbede sırasında katılanın elinden çekici alan sanığın bu çekiçle katılanın kafasına vurarak sol temporoparyetal çökme fraktürü, pnömosefali oluşturarak yaşamsal tehlikeye, hayat fonksiyonlarını AĞIR (4) derecede etkileyecek kemik kırığına, kraniektomi defekti ve hafif evre demansiyel sendromu nedeniyle duyu ve organlarından birinin işlev kaybına neden olacak şekilde yaraladığı, arbede esnasında üzerine düşen cam parçaları nedeniyle sanığın da BTM ile giderilebilir şekilde yaralandığı anlaşılan olayda,
a-Sanığın makul oranda haksız tahrik uygulanmak suretiyle kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması yerine yazılı şekilde ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi,
b-Kabule göre de, sanığın eylemini meşru savunma sınırları içerisinde gerçekleştirmesi nedeniyle, hakkında TCK'nun 25/1 ve CMK'nun 223/2-d maddeleri gereğince beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak BOZULMASINA, 18.04.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Meşru Savunma ile Zorunluluk Hali Arasındaki Ayrım

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen zorunluluk halinde, failin kendi kusuruyla yol açmadığı ve başka bir biçimde bertaraf edilmesi mümkün olmayan ağır ve kesin bir tehlike söz konusudur. Kişinin kendisini veya bir diğer kimseyi koruma mecburiyetiyle hareket ettiği bu durumda, tehlikenin ağırlığı ile fiilin konusu ve başvurulan araç arasında bir denge bulunmalıdır. Meşru savunmada fiilin haksız saldırıyla orantılı olarak defedilmesi aranırken, zorunluluk halinde tehlikenin boyutu ile kullanılan vasıta arasındaki denklik esas alınır.

Meşru Savunma ile Haksız Tahrik Arasındaki Fark

Meşru savunmada fail savunma amacıyla hareket eder ve eylem hukuka uygunluk nedeni oluşturduğundan faile ceza verilmez. Haksız tahrikte ise fail öfke veya intikam duygusuyla hareket eder ve gerçekleştirilen eylem suç vasfını korumaya devam ederek yalnızca cezada kanuni bir indirim sebebi teşkil eder. Ayrıca meşru savunma o anda mevcut veya muhakkak bir saldırıyı defetmeye yönelirken, haksız tahrikte saldırı şartı aranmaz ve tahrik teşkil eden davranış fiziki bir saldırı boyutuna varmayabilir.

Yargılamada Verilecek Karar Türü

Sanığın eyleminin meşru savunma sınırları içinde kaldığının kabul edildiği durumlarda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25/1. maddesi ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-d maddesi uyarınca beraat kararı verilmesi gerekir; bu kapsamda ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi kanuna aykırıdır. Nitekim Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2017/12232 Esas ve 2018/6097 Karar sayılı ilamında meşru savunma halinde beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2017/612 Esas, 2018/1895 Karar ve Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 2018/6638 Esas, 2019/17228 Karar sayılı kararlarında da eylemin meşru savunma kapsamında kaldığı kabulüne dayanan kabule göre gerekçelerde, ceza verilmesine yer olmadığı yerine CMK'nin 223/2-d maddesi uyarınca beraat hükmü kurulması gerektiğine işaret edilmiştir.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, E. 2017/12232, K. 2018/6097Kaynağı aç
3. Ceza Dairesi         2017/12232 E.  ,  2018/6097 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
HÜKÜMLER : Mahkumiyet, ceza verilmesine yer olmadığına
Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Katılan sanıklar … ve … müdafiinin süre tutum ve gerekçeli temyiz dilekçe içeriklerinden temyiz itirazlarının katılan sıfatıyla sanık … hakkındaki hükümlere yönelik olduğu anlaşılarak yapılan incelemede;
1)Sanık …'nin katılan …'yi kasten yaralama suçundan ceza verilmesine yer olmadığına dair hükme yönelik katılan … vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tüm dosya kapsamı uyarınca sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nin 25/1. maddesinde düzenlenen meşru müdafaa hükümlerinin uygulanma koşulları oluştuğu ve mahkemenin kabulünde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, haksız tahrik altında mahkumiyet karar verilmesi gerektiğine dair tebliğnamenin bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanığın eylemi 5237 sayılı TCK'nin 25/1. maddesi gereğince meşru müdafaa sınırları içinde kaldığından, 5271 sayılı CMK'nin 223/2-d maddesi uyarınca sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten 6723 sayılı Kanunun 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 1412 sayılı CMUK'un 322. maddesi gereğince, hüküm fıkrasındaki "ceza verilmesine yer olmadığına" ibaresinin çıkarılarak yerine "beraatine" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2)Sanık …'nın katılan …'yi kasten yaralama suçundan ceza verilmesine yer olmadığına dair hüküm ile sanık …'nin katılanlar …, … ve … 'yi kasten yaralama suçundan mahkumiyet hükümlerine yönelik katılanlar … ve … vekilinin, katılan … vekilinin, katılan sanık … müdafiinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
a)Sanık … yönünden;
Sanık …'nın aşamalarda değişmeyen inkar yönlü savunmaları ve tüm dosya kapsamına göre, üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı delil bulunmadığı halde, atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi,
b)Sanık … yönünden;
02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanunun 254. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklikle ilgili olarak; 5237 sayılı TCK'nin 86/2. maddesindeki kasten yaralama suçu yeni düzenleme ile uzlaşma kapsamına alınan bir suç olmayıp değişiklik öncesinde de uzlaşma kapsamında olduğundan, katılan …'nin soruşturma aşamasında uzlaşmak istemediğini beyan etmesi ve … ve …'nin adli kolluk görevlisince uzlaşma teklifinde bulunularak buna ilişkin formda uzlaşma teklifini kabul etmediklerine ilişkin tutanağı imzalamaları ve haricen de uzlaşmanın gerçekleştiğine ilişkin bir belirleme bulunmaması nedeniyle tebliğnamenin sanık …'nin katılan …'ye karşı eylemi yönünden 02.12.2016 tarihli ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 35. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 254. maddesinin 1. fıkrası gereğince uzlaştırma işlemlerinin aynı Kanunun 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesine karar verilmek suretiyle hükmün bozulmasını öneren görüşüne iştirak edilmemiştir.
Sanık …'nin tekerrüre esas sabıkası bulunması nedeniyle 5237 sayılı TCK'nin 58/3. maddesi gereğince TCK'nin 86/2. maddesinde belirtilen seçimlik cezalardan hapis cezaları tercih edilmesine rağmen, aynı yasanın 50/2. maddesine aykırı olarak bu cezaların adli para cezalarına çevrilmesi ve buna bağlı olarak sanık hakkında TCK'nin 58. maddesi gereğince tekerrür hükümlerinin uygulanmaması,
Bozmayı gerektirmiş, katılanlar … ve … vekilinin, katılan … vekilinin, katılan sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden 6723 sayılı Kanunun 33. maddesi ile değişik 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 04.04.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İlk derece mahkemesince eylemin meşru savunma sınırlarında kaldığı kabul edilmesine rağmen sehven ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmişse, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesi gereğince hüküm fıkrasındaki ibare beraat olarak düzeltilerek onanabilmektedir. Bu kural Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2017/12232 Esas ve 2018/6097 Karar sayılı ilamıyla da tatbik edilmiştir.

Nefsi müdafaa için kişinin bizzat kendisine mi saldırılması gerekir?

Hayır, 5237 sayılı Kanun'un 25. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kişinin hem kendisine hem de başkasına ait bir hakka yönelen haksız saldırılara karşı savunmada bulunması meşru savunma kapsamındadır.

Saldırıya uğrayan kimsenin kaçma imkânı varken direnmesi meşru savunmayı bozar mı?

Hayır, hukuk düzeninde saldırıya uğrayan kimseye kaçma yükümlülüğü yüklenmemiştir; kişi kaçma imkânı olsa dahi kaçmak zorunda kalmaksızın orantılı güçle direnip kendini savunabilir.

Saldırgan dışındaki üçüncü kişilere zarar verilmesi nefsi müdafaa sayılır mı?

Hayır, meşru savunma eylemi yalnızca haksız saldırıyı gerçekleştiren faile karşı icra edilebilir; saldırıyla ilgisi bulunmayan kişilere yönelen eylemler bu kapsamda değerlendirilmez.

Korku ve panikle savunma sınırının aşılması durumunda ceza verilir mi?

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 27. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmişse faile ceza verilmez.

Müştekinin kaçmaya çalıştığı bir olayda meşru müdafaa uygulanabilir mi?

Müştekinin olay yerinden kaçmaya çalıştığının anlatıldığı somut olayda meşru müdafaa şartlarının oluşmadığı, koşulları varsa Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesindeki haksız tahrik hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu