Meşru Savunma ve Zorunluluk Halinin Hukuki Niteliği
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesinin 1. fıkrasına göre meşru savunma; kişinin gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o andaki hal ve koşullara göre saldırıyla orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlemiş olduğu fiillerden dolayı cezalandırılmamasını sağlayan bir düzenlemedir. Meşru savunma; kanunun emrini ifa, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası ile birlikte Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen dört hukuka uygunluk nedeninden biridir. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması eylemin hukuka aykırılığını ortadan kaldırır ve fiili suç olmaktan çıkarır. Bu doğrultuda meşru savunma koşullarının varlığı halinde fail hakkında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilir. Kanunun 25. maddesinin 2. fıkrasında yer alan zorunluluk hali ise kişinin gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğuyla hareket etmesidir. Zorunluluk hali de faile ceza verilmemesini öngörür; ancak şartları ve hukuki neticeleri meşru savunmadan farklı kurallara tabi kılınmıştır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 25Kaynağı aç
yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir
saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek
zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek
neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak
bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin
ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile
işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/1039, K. 2016/96Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :..Ağır Ceza
Sanık …'un; …'yı kasten öldürme suçundan TCK'nun 81/1, 29, 62, 53, 63. maddeleri gereğince on yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; …'yı kasten yaralama suçundan TCK'nun 86/1, 86/3-e, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca beş ay onsekiz gün hapis, …'yı kasten yaralama suçundan TCK'nun 86/1, 86/3-e, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca üç ay yirmiiki gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, ruhsatsız silah taşımak suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK'nun 62, 52/2, 53. maddeleri uyarınca on ay hapis ve 500 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye ve her üç suçtan kurulan hükümlerin CMK'nun 231/5. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına, …'u kasten yaralama suçundan ise beraatine,
Sanık …'nın; …'u kasten yaralama suçundan TCK'nun 86/1, 86/3-e, 62, 53. maddeleri uyarınca bir yıl on ay onbeş gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, ruhsatsız silah taşımak suçundan 6136 sayılı Kanunun 13/1, TCK'nun 62, 52/2, 53 ve 54. maddeleri uyarınca on ay hapis ve 500 Lira adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, müsadereye,
Sanık …'nın; …'u kasten yaralama suçundan TCK'nun 86/1, 62, 53. maddeleri uyarınca bir yıl on ay onbeş gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve CMK'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin, …. Ağır Ceza Mahkemesince verilen … gün ve … sayılı hükmün sanıklar müdafileri ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince … gün ve …-… sayı ile;
"1- a) Sanık …’un mağdur … ve …’i kasten yaralama ile 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçları yönünden CMK’nun 231. maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar aynı kanunun 231/12. maddesi uyarınca itiraz kanun yoluna tabi olduğundan, itiraz merciince incelenmek üzere kararların inceleme dışı tutulmasına karar verilmiştir.
b) Dosya içeriğine ve gösterilen gerekçeye göre; sanık … hakkında ağır tahrik altında kasten maktül …’yı öldürme suçunun kabulünde ve mahkûmiyet hükmü kurulmasında isabetsizlik görülmemiş, tebliğnamedeki eylemin yasal savunma şartlarında işlendiğine dair bozma öneren düşünceye iştirak edilmemiştir.
2- Sanık …’nın mağdur …’i kasten yaralama ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık, sanık …’un …’yı kasten öldürme suçlarından kurulan hükümlerin incelenmesinde;
a- Sanık … hakkında kurulan hüküm yönünden;
Suçtan zarar gören ve maktulün oğulları olan mağdur sanıklar … ve … vekillerinin sanık … hakkında adam öldürme suçundan açılan davayla ilgili olarak duruşmada sanığın cezalandırılması talebi ile katılma talebinde bulunduğu halde katılmaları konusunda bir karar verilmediği anlaşılmış ise de, Dairemizce benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.10.2010 tarih ve 2010/149-205 sayılı kararında belirtildiği üzere, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp karara bağlanmayan katılma isteğinin temyiz incelemesi sırasında herhangi bir inceleme ve araştırmayı gerektirmiyorsa karara bağlanması mümkün olduğundan, 5271 sayılı CMK’nun 237/2. maddesi uyarınca, suçtan zarar gören ve maktulün oğulları olan … ve …’nın, sanık … hakkında …’yı öldürme suçundan açılan kamu davasına katılan olarak kabullerine karar verilerek yapılan inceleme sonucunda;
Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık …’un …’yı öldürme suçunun sübutu kabul, oluş ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliği tayin, cezayı azaltıcı tahrike ve takdire ilişen sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde isabetsizlik görülmemiş olduğundan sanık … müdafiinin eksik incelemeye, yasal savunma şartlarının varlığına ve sair nedenlere yönelen, müdahiller … ve … vekillerinin ağır tahrikin bulunmadığına ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle,
Sanık … hakkında …’yı öldürme suçundan kurulan hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak onanmasına, tayin olunan cezanın miktarı ve tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak sanık … müdafiinin tahliye talebinin reddine,
b) Sanık … hakkında kurulan hükümler yönünden;
aa) Sanık …'nın mağdur …’e yönelik eyleminde;
Mağdur …'in tedavisi sırasında vücudundan çıkarılarak tutanakla teslim edilen üç adet mermi çekirdeği parçaları ile ele geçen üç tabancanın Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas dairesine gönderilerek söz konusu mermi çekirdeği parçalarının hangi tabancadan atıldığının, sanık …’te ele geçen tabancanın olayda kullanılıp kullanılmadığının tespiti yapıldıktan sonra sanığın hukuki durumunun tayini gerektiği gözetilmeksizin eksik inceleme ile hüküm kurulması,
bb) Sanık … hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükümde;
Sanık …’nın ve tanığın ifadesine göre sanıkların olay yerine gelmeden önce araçtan indikten sonra sanık …’in babası olan maktulün üzerinde bulunan dokuz mm'lik tabancayı olay çıkmaması için aldığı ve bu tabancayı olay yerine kadar olan kısa mesafede taşıdığı anlaşılmakla, sanığın suç kastının bulunup bulunmadığının ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının karar yerinde tartışmasız bırakılması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise … gün ve … sayı ile;
"Gayrimenkul ihtilafından dolayı olaydan bir gün evvel, katılan sanık …’nın telefonda sanık …’a sarfettiği 'bizimle dalga mı geçiyorsunuz, arsaların metrekare birim fiyatları 1.000-1.300 TL arasındadır, bu işi sinkaf ederim, en fazla on seneme malolur' tarzındaki sözlerin mevcudiyeti ve ertesi gün de …’nın oğulları … ve … ile birlikte sanık …’in işyerine giderek sanık …'in boğazına sarılmak ve omzundan yere çökerterek silahını çekmek ve olay yerinde bulunan sanık …’in müdahalesi nedeniyle elinin aşağıya indirilmesinin sağlanması sayesinde, sanık …’in sol uyluğundan TCK'nun 86/1. maddesi derecesinde yaralandığı, ayrıca ekspertiz raporuyla belirtildiği üzere vücuda isabet etmeyen ancak pantalonuna isabet etmiş üç adet daha kurşun deliğinin bulunduğunun tesbit edildiği, maktul tarafın bununla da yetinmeyerek, maktul …’nın oğulları … ve …’nın tekme tokatla saldırdıkları, sanık …’un kardeşi …’a da yönelttikleri ve onu yere düşürdükleri, sanık …’nın hamili bulunduğu tabancayla …’a ayrıca da 5-6 el ateş ederek, ayaklarında açık ağır kırığa yol açacak şekilde yaraladığı, bu suretle silahla ilk saldırıyı başlatanın … soyadlı sanıklardan maktul … olup, devamını gerek tekme tokatlarla ve gerekse silahla getirenlerin de, maktul …’ya ilaveten maktulün oğulları … ve … olduğu, saldırıya uğrayanların ise sanık … ve kardeşi katılan … olması ve muhtelif şekilde yaralanmaları karşısında, işbu birden fazla silahla ve kaba kuvvetle ve üstelik toplu saldırının mevcudiyeti karşısında, sanık …'un rastgele atışlarla ve sadece tek isabetle maktul …’nın ölümüne sebebiyet verdiği olayda eylemin meşru savunma koşullarında işlendiğinin kabulünde zaruret bulunduğu, anlaşılmaktadır.
…
Haksız tahrik TCK'nun 29. maddesinde, ceza sorumluluğunu azaltan nedenlerden bir tanesi olarak düzenlenmiştir. Bu hüküm gereğince, haksız tahrikin etkisi altında işlediği suçtan dolayı faile verilecek ceza, belirli bir oranda indirilecektir. Tahrik durumunda failin iradesinde bir zayıflama meydana geldiği düşünüldüğünden, haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan bir faktör sayılmaktadır.
Meşru savunma ise TCK'nun 25-27. maddelerinde düzenlendiği üzere; 'bir kimsenin ağır ve haksız maddi bir saldırıyı kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepkidir.' Meşru savunma halinde işlenen fiil, hukuka uygundur. Bunun sebebini hukuk düzeninin, hakkın saldırıya uğramasına izin vermeyeceği esası belirlemektedir.
Saldırıya ilişkin koşullar: Öncelikle saldırı bulunmalıdır. Ancak saldırının varlığını geniş manada almak ve başlayacağı muhakkak olan saldırıya başlanmış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz sona ermemiş saymak gerekir.
Savunmaya ilişkin koşullara bakıldığında ise; savunmada zorunluluk bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Saldırıya uğrayanın sadece ve bizzat fail olması da gerekmez. Failin nedeni, savunmaya yönelik olmalı ve kendisini veya yakınını veya üçüncü kişiyi ya da hepsini savunma zaruretinde bulunmalıdır. Öyle ki; failin karşılaştığı koşullarla ve vasıtalarla eş olmayan şekilde savunması veya saldırganları etkisiz hale getirdikten sonrada savunma ve tepkilerinde ısrar etmesi halinde ise, zaruret sınırının aşılmasından söz edilebilecektir. Bu bağlamdada, mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş kapsamında hareket edilip edilmediğinin değerlendirilmesi gerekecektir.
Bu itibarla; hem 'meşru müdafaa', hem de 'haksız tahrikte' bulunması gereken ortak şart; 'haksız bir saldırının varlığıdır' ancak; kişinin hukukça korunan bir hakkına yönelik devam eden bir saldırıya yönelik bir eylemde bulunması durumunda, 'meşru müdafaa' ve 'haksız tahrik' arasında bir yoğunluk farkı bulunduğundan, sadece TCK'nun 25/1. maddesinde düzenlenmiş olan 'meşru müdafaa' hükmü tatbik edilmelidir. haksız tahrik müessesesi, meşru müdafaaya dâhil olup, meşru müdafaanın varlığı halinde tahrikten söz edilemeyecektir. Yerleşik içtihatlarda bu yoldadır. Ancak, haksız saldırı bittikten sonra bir karşı koyma durumu sözkonusu olursa işte o zaman, TCK'nun 25. maddesi değil, TCK'nun 29. maddesi sözkonusu olabilir.
Bu genel açıklamalardan sonra olaya bakıldığında; etraflıca açıklandığı üzere, ölen …, önce sanığa, akabinde de ölenin oğulları … ve … de, sanığın kardeşi …’e tekme tokat ve … ayrıca silahla haksız saldırıyı başlatınca ve buna bağlı olarak hem kendisi ve hem de kardeşi yaralanınca, buna engel olmak amacıyla maktul ve oğullarına silahla ve rastgele atışlarla ateş eden sanık …’in, maktul ve oğulları yere düşünce de, savunmasını sona erdirmiş olduğu ve olayı iradi olarak bitirdiği anlaşılmıştır.
Tüm bu somut tespitlere bakıldığında; sanık …’un kendisinin ve kardeşinin hukukça korunan yaşam haklarına yönelik devam eden haksız bir silahlı saldırıya başka türlü savunma imkanı olmaksızın ve olaydan doğan heyecan, korku ve telaşın reddedilemeyecek varlığından dolayı da saldırı ile orantılı bir şekilde hareket etmek suretiyle karşılık verdiği kabul edilebilecek şekilde hareket ettiği, sonuç ve vicdani kanaatine varılmıştır." görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yarıtay … Ceza Dairesince … gün ve … sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İtirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında kasten öldürme suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanığın eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirip gerçekleştirmediği,
2- Eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirdiğinin kabulü halinde ise meşru savunmada sınırın aşılıp aşılmadığı,
Noktalarında toplanmaktadır.
İncelenen dosya kapsamından;
12.02.2013 tarihli balistik raporunda; olay yerinde bulunduğu bildirilen 13 adet 9 mm çapındaki mermi kovanı ile 1 adet mermi çekirdeği ve 1 adet mermi çekirdeği gömlek parçasının sanık …'un silahından; 6 adet 7.65 mm çaplı mermi kovanı ile 1 adet mermi çekirdeği ve 4 adet mermi çekirdeği gömlek parçasının ise ölen …'nın silahından atıldıklarının belirtildiği,
05.04.2013 tarihli ekspertiz raporunda, …'nın her iki el içinde ve sağ el dış yüzünde, maktulün sol el içinde, …'un sağ el dış kısmında atış artığı tespit edildiği; sanık … ile … ve … …'da atış artığı bulunmadığı bilgilerine yer verildiği,
Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Daire Başkanlığınca düzenlenen … tarihli otopsi raporunda; ölen …'nın vücudunda, göğüs ön yüzde, orta hattın 5 cm sağında, etrafında vurma halkası bulunan 1 cm'lik ateşli silah mermi giriş deliği, sırtta sol hatta L1 omuru seviyesinde 1 cm'lik ateşli silah mermi çıkış deliği bulunduğu, göğüs ön yüzden giren merminin, cilt-cilt altını katederek batın boşluğuna girdiği, karaciğeri önden arkaya, sağdan sola katettikten sonra ince bağırsak ve mezenterde yaralanma oluşturarak abdominal aortta tam kat parçalı yırtık oluşturduğu, L1 omurunu sıyırarak vücudu terk ettiği, bu yaranın müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, ölümün bu yaralanmaya bağlı iç organ ve büyük damar yaralanması sonucu gelişen iç kanama sonucu meydana geldiğinin bildirildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur …; olay günü ağabeyi … ve arkadaşları tanık … ile birlikte işyerlerinin önünde bulundukları sırada, maktul … ile oğulları … ve …'in kendilerine doğru geldiklerini, …'nın küçük oğlu …'ın biraz geride beklediğini, …'nın, …'e konuşmak istediğini söylediğini, ağabeyinin ise, "artık benim konuşacak bir şeyim kalmadı" şeklinde cevap verdiğini, …'nın bunun üzerine belinden silahını çıkarıp sol eli ile ağabeyinin omzuna bastırarak kafasına silahı doğrulttuğunu, bu arada gerek abisi gerekse yanında bulunan …'nin …'ya silahı indirmesi için müdahale ettiğini, …'nın silahını ateşleyip, abisini yaraladığını, bu arada …'nın oğulları … ve …'in de tekme tokat kendisine saldırdıklarını, ayrıca yerdeyken …'in yanında getirmiş olduğu silahla kendisine ateş ettiğini, …'nın da …'ten bir dakika sonra tekrar ateş etmeye başladığını, bir süre sonra aldığı yaranın acısıyla kendisini kaybettiğini, abisi …'in de zorunlu olarak kendilerini korumak için bunlara karşılık verdiğini, rastgele ateş açtığını, belki kendisine isabet eden mermilerden abisine ait silahtan da çıkmış mermi olabileceğini, olayda hiç kimseye karşı silahlı ve silahsız müdahalede bulunmadığını, tamamen olayın mağduru olduğunu ifade etmiş,
Tanık …; … ve …'i tanıdığını, olay tarihinde de bir iş nedeniyle onların işyerine gittiğini, dışarıda … ile karşılaştıklarını, daha sonra da …'in bulunduğu çay ocağından çıkınca onunla da selamlaştığını, işyerinin önünde ayakta dururken sonradan isminin … olduğunu öğrendiği maktulün arkasında iki ya da üç kişi olduğu halde yanlarına doğru geldiğini, bu esnada …'in "Benim senin oğlunla konuşacak bir şeyim yok" deyince …'nın sol eli ile …'in sol omzundan tutup, sağ eli ile de belinden çıkardığı silahı havaya kaldırdığını, …'i kafasından vuracak zannıyla hemen müdahale edip tabancayı tutarak aşağı doğru indirmeye çalıştığını, bu sırada …'nın bir el ateş ettiğini, …'in sol baldırından yaralandığını, …'i işhanın içerisine sokmaya çalıştığını, bu esnada …'nın bir el daha ateş ettiğini fakat …'e isabet ettiremediğini, olay yerinde …'nın dışında onunla birlikte gelen şahıslardan birinde daha tabanca gördüğünü, bu şahsın tabancasını havaya doğru kaldırmış vaziyette olduğunu, …'i iş hanına sokmaya çalışırken dışardan üç-dört el silah sesi daha duyduğunu, …'in "…'i dışarda vuruyorlar" dediğini ve yanında bulunan tabancanın ağzına mermi vererek bulunduğu yerdeki duvarın dibinden rastgele, tam olarak sayısını hatırlamadığı sayıda ateş ettiğini, …'in kaldırıma doğru çıktığını, kendisinin de peşinden dışarı çıktığını, arabasını bıraktığı yerin arka kısmında …'i sırt üstü yatarken, onun altında da …'i sırt üstü yatarken gördüğünü, birbirleri ile temas halinde olduklarını, …'in yanına kadar geldiğini, …'in ayaklarında birkaç mermi deliği gördüğünü, kafasının yarılmış olduğunu, yüzünde de darp izi bulunduğunu, yine ağzından da kan geldiğini gördüğünü beyan etmiş;
…; babasının sürekli silah taşıdığını, Kıbrıs gazisi olduğunu, olay yerine giderken babasının "bu iş kaba kuvvet ile halledilmez konuşma ile halledilir" dediğini, olumsuz bir durum olma ihtimaline binaen, babasından silahını aldığını, üzerinde başka silah daha olduğunu bilmediğini, … ve …'da silah olmadığını, ofise doğru yürüyerek geldiklerini, önde babası, arkasında … ve …, en arkada da kendisinin olduğu halde … ile karşı karşıya geldiklerini, babası ile …'in karşılıklı konuşsunlar diye beklediklerini, babasının işyerinden içeri girmek için hamle yapmak istediği sırada …'in önüne geçtiğini, aralarında bir-iki saniyelik konuşma olduğunu ve sonrasında kavga çıktığını, birbirlerine girdiklerini, babası ile sanık …'in silahlarını çekmiş olduklarını ve ikisinin de ateş ettiklerini gördüğünü, … ile … yere düşünce …'ın sadece ayırmak için müdahale ettiğini, …'in onlara doğru ateş ettiğini, o esnada babasının da ateş ettiğini gördüğünü, … ve …'in yerde yattıklarını, …'in bir üst basamaktan ve işyerinin önünden elinde silah ile saklanarak kendilerine doğru rastgele ateş ettiğini, tahminen … ile aralarında 2-3 metre mesafe bulunduğunu, … ateş edince kendisinin de babasına ait silahı çekip havaya kaldırdığını, ateş etmediğini, o esnada ayağından vurulduğunu anladığını, sol ayak topuğundan yaralandığını, bir aracın önüne geçip saklandığını, abisinin sokağın başına doğru süründüğünü gördüğünü, ateş seslerinin yirmi saniye kadar daha devam ettiğini, babasının ufak kardeşine doğru koştuğunu, arkasından da düştüğünü, daha sonra kardeşinin peşinde koşarken babasının da ateş ettiğini, bu anlattıklarının ilk atışlar olduğunu, babasının olay yerinden uzaklaşıp giderken yine silah sesleri duyduğunu, …'in ateş ettiğini, başka ateş edenin bulunmadığını, babasının sırtından vurulduğunu düşündüğünü, babasının kaçarken elinde silah görmediğini, kendisinin ateş etmediğini, babasının silahına da herhangi bir şekilde dokunmadığını, olay yerine geldikleri araçlarını olay yerine yaklaşık bir kilometre uzağa park ettiklerini söylemiş,
Ölenin diğer oğulları … … … ve … da … ile benzer anlatımlarda bulunmuştur.
Sanık …; sabah saat 10.30 civarında iş yerlerinin bulunduğu binanın girişindeki çay ocağına girdiğini, çay içip çıktığında dükkanının önünde … Deniz adlı arkadaşını gördüğünü, kardeşi …'in de yanında olduğunu, … ile sohbet ettikleri esnada sol taraftan üç-dört kişilik bir grubun geldiğini, baktığında da …, … ve maktulü gördüğünü, maktule "sizinle artık işim kalmadı" dediğini, maktulün sol eli ile kendisinin sol omzunu tuttuğunu, arkadan silah çıkarıp kafasına doğru tuttuğunu, …'nin müdahale ettiğini ve sağ omzundan yere bastırdığını, yere düşünce maktulün silahının iki kez patladığını, maktulün silahından çıkan kurşunlardan birinin sol üst baldır dış kısmından girip iç kasık bölgesinden çıktığını, diğerinin ise isabet etmediğini, … ile aralarında iki-üç metre kadar mesafe bulunduğunu, kendisini yaraladıktan sonra maktulün aynı silahla bu defa kardeşi …'e yöneldiğini, …'e yönelmeden önce … ve …'in …'e saldırdıklarını, …'de de silah bulunduğunu, …'in ve maktulün kardeşi …'e ateş ettiğini net olarak gördüğünü, …'in ağzından, kafasından kan geldiğini, o esnada … ve maktulün ateşe devam ettikleri için kendisinin de bulundurma ruhsatlı silahını çekip gelişigüzel yere doğru ateş ettiğini, tahminen sekiz-on el ateş ettiğini ve hedef gözetmediği için de bu atışların nereye gittiğini bilemediğini, amacının kardeşini kurtarmak olduğunu, maktulün olay yerinden kaçarken de bir el daha kendisine doğru çaprazlama ateş ettiğini ancak isabet ettiremediğini, …'in elinde silahla kaçtığını, …'in yerden silah alıp kendisine doğrulttuğunu ancak ateş edemediğini, silahının bulundurma ruhsatlı olduğunu, tüm olayın iki dakika içinde gerçekleştiğini savunmuştur.
Uyuşmazlık konularının sırasıyla ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
1- Sanığın eylemini meşru müdafaa şartları altında gerçekleştirip gerçekleştirmediği;
Meşru savunma, gerek 765 sayılı Kanunun 49/2. maddesinde, gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 25. maddesinde bir "hukuka uygunluk nedeni" olarak düzenlenmiştir. Meşru savunmanın şartlarına ilişkin olarak 765 ve 5237 sayılı Kanunlar arasındaki en önemli fark, "meşru savunma yoluyla korunan hakkın niteliğine" ilişkindir. Bunun dışındaki şartlar açısından her iki düzenleme ile yerleşik uygulamalar arasında ciddi bir fark bulunmamaktadır.
765 sayılı TCK'nun 49/2. maddesindeki düzenleme; "Gerek kendisinin, gerek başkasının nefsine veya ırzına vuku bulan haksız bir taarruzu filhal def’i zaruretinin bâis olduğu mecburiyetle işlenilen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde olup, anılan düzenleme ile meşru savunmanın, kişinin kendisinin veya başkasının sadece nefsine veya ırzına yönelik saldırılarda söz konusu olabileceği hüküm altına alınmıştır. Uygulamada en geniş yorumla maddenin "diğer kişilik haklarına yönelik saldırılarda" dahi uygulanabileceği kabul edilmiş ise de, mal varlığına yönelik saldırıları önlemek maksadıyla işlenen fiiller bu kapsamda değerlendirilmemiştir.
Buna karşılık, 5237 sayılı TCK'nun 25/1. maddesinde; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde daha geniş bir hükme yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru müdafaanın kabulü için saldırının "korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür.
Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 sayılı TCK’nun 49/2 ve 5237 sayılı TCK’nun 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkanının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Müteahhitlik yapan sanık … ile maktul ve ailesi arasında, maktulün evinin bulunduğu arsadan kaynaklanan bir hukuki ihtilaf bulunduğu, tarafların sorunu halledebilmek için birkaç kez görüştükleri ancak bir çözüme ulaşamadıkları, son görüşmelerinden bir-iki gün sonra, maktulün oğlu …'in, sanık …'e telefon ederek arsa yerine satış bedelini ödemeleri durumunda anlaşabileceklerini söylediği, bunun üzerine …'in fiyat araştırması yaptırdıktan sonra …'i telefonla arayarak, emsal arsa fiyatının metrekare başına 400 ilâ 450 TL olduğunu belirttiği, bu cevabı beğenmeyen …'in “siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz, emsal arsaların metrekare fiyatı 1.000 ilâ 1.300 TL, ben böyle işi sinkaf ederim, erkeksen yarın işyerinde olursun en fazla on sene yatarım” diyerek telefonu kapattığı, olay günü; maktul …'nın yanına oğulları …, … ve …'ı alarak sanık … ve ailesine ait müteahhitlik bürosuna gitmek için yola çıktığı, maktulün 7,65 mm çaplı; oğlu …'in ise 9 mm çaplı tabancalarını yanlarına aldıkları, geldikleri aracı park ettikten sonra yürüyerek olay yerine gittikleri, sanık …, kardeşi … ve tanık …'nin büronun bulunduğu işhanının önünde ayakta konuştukları, bu sırada maktul ve oğullarının olay yerine gelmesi ile başlayan kavga sırasında, maktul …'nın sanık …'i omzundan tutarak kendine doğru çektiği ve belinden çıkardığı tabancasını sanığa doğrulttuğu, tanık …'nin müdahalesi sonucu yere düşen sanığa iki el ateş eden maktulün, sanığı sol uyluğundan basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve yaşamsal tehlike doğurmayacak şekilde yaraladığı, bu esnada maktulün oğulları … ve …'in de sanığın kardeşi …'e saldırarak darp etmeye başladıkları, tanık …'nin yaralanan sanık …'i işhanının girişine çekmesi üzerine, maktulün bu kez oğlulları … ve … tarafından yere düşürülerek darp edilen …'e ateş ederek diz üstü ve diz altından dört isabetle yaşamsal fonksiyonları ağır (6.) derecede etkileyecek, sol femur ve sol tibia açık kırığına neden olacak şekilde yaraladığı, sanığın maktulün kendisine ve kardeşi …'e yönelen bu silahlı saldırısını defetmek maksadıyla rastgele silahla ateş ederek tek isabetle maktul …'nın oğlu …'i üst bacak bölgesinden, maktulün diğer oğlu …'i sol topuk bölgesinden yaraladığı, maktul …'yı ise göğüs ön yüzden vurarak ölümüne neden olduğu olayda; kendisini silahla yaralayan ve akabinde darp edilmiş vaziyette yerde yatmakta olan kardeşi …'e de dört el silahla ateş eden maktüle devam eden yaşama hakkına yönelik haksız saldırısını bertaraf etmek maksadıyla o anki hal ve koşullara göre başka türlü hareket etme imkanı bulunmadığından hamili bulunduğu silahıyla ateş ederek maktulün ölümüne neden olan sanığın eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirdiği kabul edilmelidir.
Çoğunluk görüşüne iştirak etmeyen dört Genel Kurul Üyesi; "İtirazın reddine karar verilmesi gerektiği" görüşüyle karşıoy kullanmışlardır.
2- Meşru müdafaada sınırın aşılıp aşılmadığı;
Sınırın aşılmasını 765 sayılı TCK’na göre oldukça farklı şekilde düzenleyen 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinde;
"1)Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" denilmektedir. Kanun maddesi ve gerekçedeki anlatımın aksine öğretide kabul edilen görüşe göre, "Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması" ibaresini "Hukuka uygunluk hallerinde sınırın aşılması" olarak anlamak gerekir. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. bası, Ankara, 2013, s. 413-425; Ersan Şen,Yeni TCK Yorumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2006, C.1, s.74-77; Mahmut Koca, Yeni TCK’nda Hukuka Uygunluk Nedenleri, Ceza Hukuku Dergisi, S.1, Ekim 2006, s.111 vd.; Sedat Bakıcı, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2. bası, s.615 vd.; Haydar Metiner-Ahsen Koç, TCK Genel Hükümleri, Ankara, 2008, C.1, s. 692 vd.) Nitekim 5271 sayılı CMK’nun hüküm çeşitlerini düzenleyen 223. maddesinin sistematiği de bu anlayışı desteklemektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda dört hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiş olup, bunlar; meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, "sınırın aşılması" bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp, TCK’nun 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde "beraat" kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nun 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek "ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilecektir.
TCK’nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
Aynı maddenin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3-Savunmaya ilişkin şartlardan "ölçülülük ya da orantılılık" şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, "heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru müdafaada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 05.10.2010 gün ve 175-182 ile 31.03.2009 gün ve 201-81 sayılı kararlarda da aynı hususlara vurgu yapılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Birinci uyuşmazlık konusunda açıklandığı üzere meşru savunma durumunda olan sanığın maktulün oğulları … ve …'e yaptığı gibi hayati bölgesine hedef almadan ateş ederek saldırıyı bertaraf etmesi mümkün iken yakın mesafeden maktulü göğsünden vurması eyleminde, saldırı ve savunmaya ilişkin diğer şartların bulunduğunda şüphe bulunmamakta ise de, savunma ile saldırı arasındaki denge savunma lehine bozulmuş olup dolayısıyla da ölçülülük ya da orantılılık ilkesi ihlal edilmiştir. Ancak üç oğlu ile birlikte olay yerine gelen ve oğullarında da silah bulunan maktül tarafından silahla yaralanan ve darp edilmiş vaziyette yerde yatan kardeşine de maktül tarafından ateş edildiğini gören sanığın olayın gelişimi ve gerçekleşme biçimi nazara alındığında meşru savunmada sınırı mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaş ile aştığının kabulü gerekir. Sanığın maruz kaldığı saldırının etkisiyle içine düştüğü psikolojik hal nedeniyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması, bunun sonucunda da meşru savunma sınırını aşması hayatın olağan akışında beklenebilecek bir durum olup, somut olayda TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartları gerçekleşmiştir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi …; "Yerel mahkeme ve Özel Dairenin eylemin haksız tahrik altında işlenmiş kasten öldürme suçunu oluşturduğu düşüncesinin aksine; sanık …'in maktul …'ya karşı eyleminin meşru savunma koşulları altında gerçekleştirildiği konusunda, Ceza Genel Kurulu çoğunluğu ile aramızda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Muhalif kalınan husus, eylemin TCK'nın 25/1. maddesi kapsamında mı, yoksa 27/2. maddesi kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiğine ilişkindir. Genel Kurul çoğunluğunca eylemin TCK'nın 27/2. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine karar verilmiştir. Kanaatimiz ise; meşru savunma koşullarının oluştuğundan bahisle TCK'nın 25/1. maddesine istinaden beraate hükmedilmesi gerektiği yönündedir. Bu nedenle, karşıoy kullanmak zarureti hasıl olmuştur.
Karşıoy gerekçesi aşağıdaki gibidir:
Bir eylemin suç sayılabilmesi için, suçun maddi ve manevi unsurlarının bulunması yanında, hukuka uygunluk nedenlerinden herhangi birisinin de bulunmaması gerekir. Aksi halde, hukuka aykırılık sözkonusu olmayacağından, suç ta oluşmayacaktır. TCK'da dört ayrı hukuka uygunluk nedenine yer verilmiştir. Bunlar; meşru savunma, hakkın icrası, ilgilinin rızası ve kanunun emrini yerine getirme olup konumuzu ilgilendiren ise meşru savunmadır.
Meşru savunma, TCK'nın 25/1. maddesinde; 'Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.' şeklinde düzenlenmiştir.
Meşru savunmada sınırın aşılması ise, TCK'nın 27. maddesinde, hukuka uygunluk nedeni olarak değil de, kusurluluğu etkileyen sebeplerden birisi olarak düzenlenmiştir. Madde metni şu şekildedir: '(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.'
Sanık hakkında; meşru savunma halinde CMK'nın 223/2-d maddesi uyarınca beraate, meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan dolayı aşılması durumunda CMK'nın 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, sınırın kast olmaksızın aşılması halinde ise indirimli cezaya hükmedilir.
TCK'nın 25/1. maddesi kapsamında 'meşru savunmanın varlığı' kabul edildiğinde, eylem hukuka uygun hale geldiğinden, suç oluşmamıştır. TCK'nın 27/2. maddesi kapsamında, meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan dolayı aşılması durumunda ise ortada bir suç vardır ancak bu suç açısından sanığın 'kusursuz' olduğu kabul edilmektedir. Dolayısıyla, bu durumdaki sanığa ceza verilmemesi yöntemi benimsenmiştir.
TCK'nın 27/2. maddesindeki durumun gerçekleşebilmesinin önşartı da TCK'nın 25/1. maddesinde düzenlenmiş bulunan 'meşru savunmanın saldırı ve savunmaya' ilişkin koşullarının gerçekleşmiş bulunmasıdır.
Konunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından, meşru savunmanın koşullarından kısaca bahsetmek gerekebilir:
1)Saldırıya ilişkin şartlar
a)Bir saldırı olmalıdır.
b)Saldırı haksız olmalıdır.
c)Saldırı korunabilen bir hakka yönelmelidir.
d)Saldırı halen devam ediyor olmalıdır. Devam eden bir saldırıdan maksat, halihazırda gerçekleşen veya henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşmesi yada bitmiş ama tekrarı muhakkak olan bir saldırıdır.
2)Savunmaya ilişkin şartlar
a)Savunmada zorunluluk olmalıdır. Zorunluluktan maksat, failin kendisine veya başkasına ait hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkanının olmamasıdır.
b)Savunma saldırana karşı olmalıdır.
3)Orantılılık (Ölçülülük) şartı
Savunma ile saldırı orantılı olmalıdır. Orantılılıktan kasıt, savunmanın saldırıyı etkisiz bırakacak nitelik ve ölçüde olmasıdır.
Savunmanın hukuka uygun olabilmesi için savunma hakeretinin, maruz kalınan saldırıyı defedecek ölçüde olması gerekir. Savunma ile saldırının orantılı olmaması durumunda ise, meşru savunmada sınırın aşılmasından bahsedilir. Bu nedenle, burada üzerinde durulması gereken konu, 'orantılılık' koşuludur:
Kanunumuzda bu koşul, 'saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu' biçiminde ifade edilmiştir. Dolayısıyla, savunmanın saldırıyı defedecek ölçüde olup olmadığı 'o andaki hal ve koşullara göre' belirlenmelidir. Buna göre; burada önemli olan husus, savunmada kullanılan aracın saldırıyı uzaklaştırmaya yetecek ölçüde kullanılıp kullanılmadığıdır.
Sınırın aşılıp aşılmadığını belirlemede, Yargıtay’ın 765 sayılı Kanun döneminde vermiş olduğu kararlar, 5237 sayılı Kanun döneminde de yol gösterici olmaya devam edecektir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.03.1998 gün ve 2-370/75 sayılı kararı ile Birinci Ceza Dairesenin birçok kararında açıkça ifade edildiği gibi, 'Sanığın içinde bulunduğu ruh halinin …bir tarzda göz önünde tutulması gerektiği gibi, saldırının halen varlığını geniş manada anlamak ve başlayacağı artık muhakkak olan saldırıyı başlamış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz bitmemiş saymak zorunludur. Kişiye yasal savunmada hiçbir şekilde kaçma yükümlülüğü yüklenemez.'
Başlangıçta saldırıya ve savunmaya ilişkin koşulların bulunmasına rağmen, 'orantılılık' koşulu ihlal edilmek suretiyle, meşru savunmada sınır üç şekilde aşılabilmektedir:
1)Sınır doğrudan kast veya olası kast ile aşılmış ise, fail meydana gelen neticeden sorumlu olacaktır.
2)Sınır bilinçli veya basit taksirle aşılmış ise; 27. maddenin 1. fıkrası uyarınca hareket edilmelidir.
3)Sınır mücbir sebeple (mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan dolayı) aşılmış ise; 27. maddenin 2. fıkrasının uygulanması gerekir.
Şu halde; meşru savunmanın saldırıya ve savunmaya ilişkin koşulların varlığının tespit edildiği hallerde; sınırın aşılıp aşılması belirlenerek, sınırın taksirle ya da mücbir sebeple aşıldığı hallerde 27. madde tatbik edilmeli, kasten aşıldığı hallerde ise suçun kanunda yazılı cezası verilmelidir.
Kanunun 27. maddesinin 1. fıkrası ceza sorumluluğunu kaldıran tüm nedenlerle ilgili olarak (sadece meşru savunma değil) uygulanabilirken, 2. fıkrada, sadece meşru savunma ile ilgili olmak üzere, sınırın aşılması halinde kusurluluğu ortadan kaldıran bir hale yer verilmiştir. Buna göre, meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez. Bu gibi hallerde, failin, içinde bulunduğu ruh durumu göz önünde tutularak, saldırı veya tehlike karşısında gereğinden fazla ve sınırı aşan bir karşı koymada bulunduğunun farkında olup olmadığının araştırılması gerekir.
Bununla birlikte; sınırın mücbir sebeple aşılıp aşılmadığı hususu ancak sınırın aşıldığının duraksamasız olarak tespit edilebildiği durumlarda önem kazanır.
Bu aşamada; meşru savunmada sınır ne zaman aşılmış olacaktır ya da orantılılık ilkesinin ihlal edilip edilmediği hangi ölçülere göre belirlenmelidir, sorusunun cevabı önem kazanmaktadır:
Öldürmek suretiyle meşru savunmada bulunulan olaylarda, meşru savunmada bulunulmak suretiyle ihlal edilen, 'bir insanın yaşama hakkı' olduğuna göre, saldırının da o derece önemli bir hakka yönelmesi gerekir. Bu hakların başında yaşama hakkının geldiğinde kuşku yoktur. Başka bir deyişle, kişi kendisinin veya başkasının yaşam hakkına yönelik bir saldırı vuku bulduğunda, bunu saldırganın yaşam hakkında son vermek suretiyle defedebilir. Bunun için, yaşam hakkına yönelik saldırının devam ediyor olması, başlamamış ancak başlayacağı mutlak olması ya da bitmiş ancak tekrar başlayacağı muhakkak olması gerekir. Önemli olan saldırının o an itibarıyla ulaştığı nokta değil, müdahale edilmediği takdirde ulaşabileceği noktadır. Dolayısıyla, bir kişi kavga sırasında tabancasını çektikten sonra, karşıdaki kişinin kafasına, göğsüne değil de, ayağına ya da sağına, soluna, boşluğa ateş ediyor olsa bile, bu hareketin muhatabı olan kişi açısından saldırganı öldürme suretiyle meşru savunmada bulunma hakkı doğmuş olur. Zira, bu durumda meşru savunmanın koruduğu değer 'yaşam hakkı' olup kişinin yaşam hakkını korumak için daha ciddi bir yaralanmaya maruz kalması beklenemez. Gergin bir ortamda silahın doğrultulduğu an yaşam hakkına yönelik saldırının başladığı ve eş zamanlı olarak savunmaya hak kazanıldığı andır. Bu durumun aksinin kabulü, belirtilen durumlarda meşru savunmayı anlamsız kılacaktır. Nitekim, dolu bir tabancanın kişiye yöneltilmesi ile ateşlenmesi arasındaki zaman farkı ancak saniyelerle ölçülebilir, aynı şekilde bir kişinin ayağına ateş edildikten sonra göğsüne ateş edilmesi için tabancanın ucunun yukarıya doğru 20 cm daha kaldırılması yeterli olacaktır. Bu durumda, saldırıya maruz kalana, 'saldırgan seni gerçekten öldüreceğini ortaya koyana kadar bekle' anlamına gelecek şekilde yorumda bulunmak, meşru savunma müessesesini anlamsız hale getirecektir. Bir başkasına hasmane bir tutumla silahını tevcih eden kişinin, karşısındaki tarafından meşru savunma koşulları altında öldürülme riskini göze aldığının kabul edilmesi gerekir. Hukuk düzeni, yaşam hakkına saldırılan kişiye, kaçma, saklanma, sabretme, acıma gibi yükümlülükler de yükleyemez. Saldırıya maruz kalan, imkan ve fırsatını bulduğu takdirde saldırganı öldürebilmelidir. Yine saldırının, savunmada bulunan kişinin yaşam hakkına yönelik olması ile üçüncü bir kişinin yaşam hakkına yönelik olması arasında bu açıdan fark bulunmamaktadır.
Somut olaya ilişkin değerlendirmeye gelince;
Yerel mahkeme kabulünün aynen, '…mağdıır-sanıklar … ve …’nın maktulün oğlu, sanık … ile katılan …’un kardeş oldukları, … ailesi ile Karul ailesi arasında İstanbul … …Mahallesi, 7224 ada, 9 parsel sayılı taşınmazın sanık …’un amcasının oğlu … ve … tarafından amcaları …’a satılması konusunda anlaşmazlık bulunduğu, sanığın babası …’un taşınmazı bir inşaat firmasına satması nedeniyle maktul ve oğullları ile sanık tarafı arasında arsanın metre kare fiyatı konusunda anlaşmazlık çıktığı, sanık …'in ihtilaflı arsa karşılığı metre kare fiyatı 400-450 TL vermeyi teklif ettiği, olay günü öncesi sanık … ile mağdur-sanık … …’nın telefonda arsa değeri konusunda tartıştıkları, mağdur- sanık …’in telefonda sanık …'e 'siz benimle dalga mı geçiyorsunuz, böyle işin a… koyarım, arsaların metre karesi 1000-1300 TL arasında, adamsanız yarın yazıhanede durursunuz, en fazla 10 seneye malolur' diye küfredip tehdit ettiği, olay günü olan 06.02.2013 günü saat 11.30 sıralarında maktul … ile 3 oğlu mağdur- sanıklar … Honca, … ve tanık … … …'nın birlikte sanık … ve kardeşi katılan …’in …desi üzerindeki işyerine arsa fiyatı meselesini görüşmek üzere geldikleri, maktülün oğlu … …’ın kendilerine ait araç yanında kalıp olaya katılmadığı, maktul … ile mağdur sanıklar … ve …’in işyerinin önünde çay içmekte olan sanık …'in yanına geldikleri, katılan …’in de …'in yanında bulunduğu, maktul …'nın sanık …'e arsa fiyatını konuşmak için geldiklerini söylemesi üzerine, sanık …'in 'konuşacak bir şey kalmadı' diye maktulü terslediği, bunun üzerine maktulün sanık …'in boynundan sıktığı, silahını çıkardığı, sanık …'in de emanette kayıtlı bulundurma ruhsatlı Jericha marka silahını çıkardığı, sanık …'in yanında bulunan tanık … …'nin maktülün elinden tutarak olayın büyümesini engellemeye çalıştığı, bu sırada maktul …'nın silahını ateşleyerek sanık …'i sol uyluk bölgesinden yaraladığı, maktülün oğulları mağdur-sanıklar … ve …'nın da sanık …'in kardeşi …'e saldırıp yere düşürüp tekme tokatla vurmaya başladıkları, sanık …'nın emanette kayıtlı 3411 seri numaralı ruhsatsız silahla …'e doğru bir kaç el ateş edip yerde yatan …'i ayağından yaraladığı, maktul …'nın da …'e doğru ateş ettiğini gören sanık …'in evde bulundurma ruhsatlı ancak üzerinde taşıdığı tabanca ile maktul … ve mağdur-sanık … ve …'e doğru birden fazla ateş ettiği, sanık …'in silahından çıkan mermilerinden birinin maktul …'ya isabet ettiği, dosya arasında mevcut ATK'nun 26/02/2013 günlü otopsi raporuna göre maktülün göğüs ön yüz orta hat 5 cm sağından giren mermi sonucu maktülün kaldırıldığı hastanede öldüğü, …sanık …'in silahından çıkan mermilerle de mağdur-sanıklar … ve …'nın bacaklarından yaralandıkları …' şeklinde olduğu ve Özel Dairece de bu kabulün benimsendiği olayda;
… ve Karul aileleri arasında yaşanan anlaşmazlıklar ve tartışma nedeniyle, olay günü maktul … ve oğullarının, sanık …'un bulunduğu işyerine gelmelerinin hemen ardından, …'in kendisini terslemesine kızan …'nın, tabancasını çekip …'e doğrulttuğu, bunun üzerine …'in de tabanca çıkarttığı, tam o sırada …'nın ateş edip …'i bacağından yaraladığı, aynı anda …'nın oğulları … ve …'in, …'in kardeşi …'e saldırıp yere düşürdükleri, daha sonra …'in yere düşen …'i ayağından vurduğu, … ve …'in de … tarafından silahla yaralandıkları, maktul ve sanıktan her birinin birçok kez ateş ettiği ve tüm olayın bir dakikadan daha az bir sürede dar bir ortamda gerçekleştiği cihetle;
Maktulün olay yerine geldikten birkaç saniye sonra tabancasını çekip sanığa ateş etmesinin 'sanığın yaşam hakkına yönelik' haksız bir saldırı olması nedeniyle, bu hareketle birlikte sanık açısından savunmaya ilişkin koşulların oluştuğu, kaldı ki, maktulün bununla yetinmeyip rastgele ateş etmeye devam ettiği, bunun olay yerinde ele geçen mermi kovanlarından açıkça anlaşıldığı, sanığın da gerek kendisinin, gerekse olay yerinde bulunan diğer yakınlarının yaşam hakkına yönelik saldırıyı defetmek için maktule bir el ateş edip onu göğsünden vurduğu ve ölümüne neden olduğu anlaşılmaktadır.
Olayda saldırı ile ile savunma arasında orantı bulunmaktadır. Zira, maktulün başlamış ve devam eden bir saldırısı vardır, bu saldırı gerek sanık, gerekse olay yerindeki diğer yakınlarının yaşama hakkına yönelik ciddi bir tehdit oluşturmaktadır, sanığın ise bu saldırıyı bertaraf etmek için başka bir imkanı yoktur. Nitekim, saldırı devam ettiği sürece, saldırgan etkisiz hale getirilinceye kadar ateş etme hakkının bulunduğu kabul edilmesi gereken sanık tarafından, maktule sadece bir kez ateş edilmiş olması da sınırın aşılmadığını açıkça göstermektedir. Keza, maktulün ayağından vurulması gibi tedbirlerin saldırıyı önleyebilme ihtimalinin bulunmaması, kaçma, saklanma gibi hareketlerin de meşru savunmanın mahiyetiyle bağdaşmaması nedeniyle, 'sanık kendisine ve yakınlarına dar bir ortamda ateş etmeye devam eden bir kişiye karşı nasıl davransaydı sınırı aşmamış olurdu' sorusunun, sanığın gerçekleştirdiği eylem dışında bir cevabı yoktur.
Açıklanan bütün nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, sanık … hakkında TCK'nın 25/1. maddesi uyarınca meşru savunma nedeniyle 'beraate' hükmedilmesi gerektiğinden bahisle kabul edilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumdan; itirazın, sanık hakkında TCK'nın 27/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerektiği gerekçesiyle kabulüne ilişkin çoğunluk düşüncesine iştirak etmiyorum."
Ondört Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç olarak Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının sanık … yönünden kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, adı geçen sanığın kasten öldürme fiilini meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle işlendiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, bozma kararı gereğince bu suçtan tutuklu bulunan sanığın tahliyesine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay … Ceza Dairesinin … gün ve …-… sayılı onama kararının sanık … yönünden KALDIRILMASINA,
3- …. Ağır Ceza Mahkemesinin … gün ve … sayılı hükmünün, sanığın kasten öldürme fiilini meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle işlediğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
4- Bozma kararı gereğince bu suçtan tutuklu bulunan sanığın TAHLİYESİNE, başka bir suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde derhal salıverilmesinin temini için YAZI YAZILMASINA,
5- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.03.2016 tarihinde yapılan müzakerede her iki uyuşmazlık yönünden de oyçokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/1051, K. 2018/69Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı veren
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 09.07.2014
Sayısı : 767-204
Sanık …'nin, nitelikli öldürme suçundan TCK'nun 82/1-d, 29, 62, 53, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin Gaziantep 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.07.2014 gün ve 767-204 sayılı resen temyize tabi hükmün, sanık müdafii ve katılan … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.3.2017 gün ve 585-811 sayı ile TCK'nun 53. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına oyçokluğuyla karar verilmiş;
Daire Üyesi A. Altınkaya;
"…Sanık …'in, maktule karşı gerçekleştirdiği eylemin tahrikle öldürme olmayıp TCK'nun 25. maddesinde düzenlenen meşru müdafaa kapsamında kaldığı ve CMK'nun 223/2-d maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun 'onama' düşüncesine iştirak etmiyorum.
Sanık … ile maktul … kardeştir.
Babadan kalan fıstık tarlasındaki fıstıkların bu yılki hasadı konusunda taraflar arasında niza olduğu açıktır.
Maktul … ile eşi, kızları ve maktulün oğlu….'in, fıstıkları toplamaya gittiğini öğrenen sanık …, traktörle aynı yere gelerek onları gördükten sonra telefonla jandarmayı arayıp 'Fıstığımızı çalıyorlar yetişin' diye ihbarda bulunmuştur. Bu husus Nizip ilçesi Yuva Jandarma Karakol Komutanlığında görevli santral sorumlusu ….'ün 30.09.2011 tarihli ifadesinden anlaşılmaktadır.
Sanık …'in savunmasına göre olaydan bir gün önce maktul … belindeki silahı sanık …'e göstermiştir.
Karşı tarafta tabanca olduğunu bilen sanık …, av tüfeği ile olay mahalline vardığında önce jandarmayı aramış, sonra jandarmanın olay mahallini rahat bulmasına temin, yani işaret için havaya bir el ateş etmiştir.
Öldürme niyetiyle olay mahalline giden kişinin jandarmayı araması mantıklı olamaz.
Sanık …'in, traktörden inip 7-8 metre uzaklaştıktan sonra havaya bir el ateş etmesi üzerine, maktul … elinde tabanca olduğu hâlde sanık …'e doğru koşmaya başlamıştır.
Sanık bu durumu 'Maktul … koşarak bana geldi. 2 metre mesafeden elindeki silah ile bel altına hedef alarak beş el ateş etti. İlk isabet kaval kemiğine oldu. Tüfeği ona doğrulttum, sıkma dedim, sıkmaya devam etti. İkinci mermi de aynı yere denk geldi. Ben de yere düşerken tüfekle …'ye bir el ateş ettim. … yere düştü, bunun üzerine oğlu…. üzerime çullandı, elimdeki tüfeği almaya çalıştı. Tüfeği vermemek için çekiştirdiğimiz sırada tüfek otomatik olduğu için yaklaşık beş kez ateş aldı. Oğul…. beni tuttuğu için o sırada yaralı olan babasına 'sık baba, öldür' demesi üzerine maktul … bana arka tarafımdan, yakın mesafeden ateş etti' şeklinde anlatmıştır.
Tüfek kartuşlarından yedisi aynı yerde, teki farklı yerde bulunmuştur. Şu hâle göre sanık …'in, önce bir el havaya ateş ettiği, sonraki atışların aynı yerde olduğu açıktır.
İşçiler olayı ayrıntılı olarak anlatmamışlardır.
İşçi olarak orada bulunan tanık … Yazar 06.08.2011 tarihli jandarma ifadesinde 'Bana göstermiş olduğunuz tabanca ile muhtemelen tarlanın sahibi … ilk anda ateş etmiş olabilir, çünkü tabanca olay yerine geldiğimiz ilk anda yerde yatan …'nin elindeydi' demiştir.
Oğul …, amcası ….'in elinde av tüfeği olduğu hâlde babasına doğru ateş ederek geldiğini, olayın son bölümünde yaralı babasının sürünerek gelip amcası ….'e ateş ettiğini anlatmıştır.
Bilirkişi… tarafından tanzim edilen dosya içindeki 21.06.2013 tarihli rapora göre 7 adet boş kartuş on metrekare alan içinde bulunmuştur.
Tüfekle ateş ederek giden birinin tüfeğinden çıkan 7 adet kartuşun 10 metrekare gibi bir alanda toplanması düşünülemez.
Olay yerinde tarafsız tanık yoktur. Bir tarafta sanık …, diğer tarafta maktulün eşi ve çocukları vardır.
Bu durumda olay yerine gelip önce jandarmayı arayarak haber veren, sonra havaya bir el ateş eden ….'in bu davranışına kızan maktul …'in elinde tabanca olduğu hâlde ….'e doğru koştuğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. ….'in amacı havaya eteş ederek jandarmaya yer bildirmek ise ve daha önce….'e ateş etmediyse eş zamanlı çatışmadan bahsetmek mümkün değildir.
Bu olayda öncelikle ateş edenin …. olduğu kesin bir şekilde tesbit edilmiş değildir.
O hâlde olay mahalline traktörle gelip jandarmayı aradıktan sonra traktörden inip havaya bir el ateş eden, sonra da maktule doğru yürüyen sanığın bu davranışına kızan maktulün elinde tabanca olduğu hâlde sanık …'e doğru koşmaya başladığı, ona ateş edip bacağından yaraladığı, yaralanan ….'in av tüfeği ile ateş ederek maktul …'i öldürdüğü olayda, sanık …'in kendisine yönelen ve hâlen devam eden saldırıyı, saldırı ile orantılı biçimde defetme zorunluluğu ile eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiği, dolayısıyla hakkında TCK'nun 25/1 ve CMK'nun 223/2-d maddeleri uyarınca beraat kararı verilmesi gerektiği" görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 31.05.2017 gün ve 357812 sayı ile;
"… İtiraza konu uyuşmazlık; kovuşturma konusu olayda sanık …'nin meşru savunma koşulları altında bulunup bulunmadığının tespitine yöneliktir.
İncelenen dosya kapsamına göre; İstanbul ilinde ikamet eden maktul … ile sanık …'in kardeş olup aralarında arazi anlaşmazlığı nedeniyle husumet bulunduğu, olaydan bir gün önce maktulün, eşi ve çocuklarıyla birlikte Gaziantep'e geldiği, sanık …'in olay günü yanına av tüfeğini de alarak fıstık bahçesinde olduğunu düşündüğü kardeşi….'in yanına gittiği, kendi kullanımındaki fıstık bahçesinde hasat yapıldığını görünce hemen cep telefonu ile jandarmayı arayarak yardım istediği, ihbarda fıstıklarının çalındığını söylediği, telefonu kapattıktan sonra henüz maktul ve aile fertlerine yaklaşmadan havaya bir el ateş ettiği, kısa bir süre sonra sanık …'in havaya tüfekle ateş ettiğini gören maktulün yanında taşıdığı tabancasını çıkartıp sanığa doğru koşmaya başladığı, ….'e yaklaştığı sırada tabanca ile ateş edip sanığı bacağından vurduğu, 24.10.2011 tarihli ekspertiz raporu içeriğine göre atışın uzak atış masafesinden yapıldığı, bacağından vurulan sanığın av tüfeğini maktule doğrultarak bir el ateş ettiği, otopsi raporuna ve 04.10.2011 tarihli ekspertiz raporuna göre sanık …'in uzak atış mesafesinden ateş ederek maktulü vurduğunun anlaşıldığı, bu sırada orada bulunan maktulün oğlu….'in sanık ile boğuşmaya başladığı, boğuşma esnasında sanığın rastgele ateş ederek av tüfeğinin içindeki tüm kartuşları boşalttığı, boğuşma sürerken maktulün sürünerek tabancasını sanık …'in bel kısmına dayayıp bitişik atış mesafaesinden bir kez daha ateş ettiği olayda; sanığın kastının öldürmeye yönelik olduğu hususunda bir şüphe bulunmamaktadır.
TCK’nun 'Meşru Savunma' başlıklı 25/1. maddesinde yer alan; 'Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.' şeklindeki düzenleme ile meşru savunma koşulları altında bulunan faile mahkemece ceza verilmemesi öngörülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına göre, TCK’nun 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Tüm bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu olayda; her ne kadar mahkemece sanık …'in 'Kendisini korumak istiyor olmasına karşın neden kaçmadığının anlaşılamaması' gerekçe gösterilerek meşru savunma hükmü uygulanmamış ve sanığın olay yerine av tüfeği ile gitmiş olması aleyhine değerlendirilmiş ise de sanığın, kendi kullanımındaki tapulu arazisinde fıstıkların hasat edildiğini görünce jandarmayı arayarak yardım istemesi göz önüne alınarak hukuki durumunun değerlendirilmesinin gerektiği, bunun yanı sıra meşru savunma altında bulunan sanığa yasal olarak kaçma zorunluluğunun yüklenemeyeceği anlaşıldığından, yargılama konusu olayda meşru savunmanın unsurlarının tümü gerçekleşmiştir. Bu nedenle Gaziantep 4. Ağır Ceza Mahkemesinin yakın akrabayı kasten öldürme suçundan yaptığı yargılamada sanık …'in kendisine yönelen ve hâlen devam eden saldırıyı, saldırı ile orantılı biçimde defetme zorunluluğu ile eylemini meşru savunma koşulları altında gerçekleştirdiği kabul edilerek hakkında TCK'nun 25/1 ve CMK'nun 223/2-d maddeleri uyarınca beraat kararı verilmesi gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.09.2017 gün, 1370-2748 sayı ve oyçokluğuyla, itiraz nedenlerinin yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık … hakkında kasten yaralama suçundan verilen beraat hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşmiş, sanık … hakkında kasten yaralama ve silahla tehdit, sanıklar … ve … hakkında kasten yaralama, sanıklar … ve ….. hakkında tehdit suçlarından verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ise itiraz kanun yoluna tabi olduğundan bahisle bu kararlara yönelik taleplerin mahallince değerlendirilmesine Özel Dairece karar verilmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme, sanık … hakkında nitelikli öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemini meşru savunma şartları altında gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
06.08.2011 tarihli olay yeri keşif tutanağında; Gaziantep ili, Nizip ilçesi, İkizce köyüne 3 kilometre mesafedeki fıstık ve zeytin ağaçlarının dikili olduğu bahçede, maktul …'nin av tüfeğiyle vurularak öldürüldüğünün bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiği, bahçede, yolun sol tarafında sanığa ait traktör, traktörün önünde 1 adet kartuş tapası, 7 metre mesafede 1 adet boş fişek kartuşu, traktörden 30 metre mesafede toplam 20 metrekarelik alanda ise 2 çift terlik, 1 adet şapka, 1 adet kanlı külot, 7 adet boş fişek kartuşu bulunduğu, kartuşların 4 adedinin 1 metrekarelik alanda birbirine yakın, kalan 3 kartuşun ise bu dört kartuşun yakınında, birer metre mesafede olduğu, olay yerine 50 metre mesafede 4 öbek hâlinde toplanmış 231 kg yaş boz fıstık bulunduğu bilgilerine yer verildiği,
08.08.2011 tarihli olay yeri inceleme raporunda; maktulün kızı …..'nin, olayda kullanılan av tüfeği ile maktulün tabancasını bahçeye gömdüğünü söylemesi üzerine, şahsın gösterdiği yerde yapılan kazı sonucu, 1 adet 12 kalibre fişek kullanan av tüfeği ile 1 adet 7,65 mm çapında fişek kullanan tabanca bulunduğunun belirtildiği,
09.09.2011 tarihli uzmanlık raporunda; olay yerinde bulunan 8 adet boş kartuşun, herhangi bir mekanik arızası bulunmayan, tek namlulu, tüp şarjörlü, incelemeye konu yarı otomatik av tüfeğinden atılmış olduğunun, olay yerinde topraktan çıkarılan tabancanın ise atışa mani mekanik bir arızası bulunmayan, 7,65 mm çapında fişek atan, Irak yapımı Tarıq marka yarı otomatik bir tabanca olduğunun ifade edildiği,
04.10.2011, 24.10.2011, 03.11.2011 ve 10.11.2011 tarihli uzmanlık raporlarında; sanığa ait şortun sağ ön paçasından 40 cm yukarıda uzak atış sonucu meydana gelmiş 1 adet mermi çekirdeği giriş deliği, şortun arka kısmında kemer hattından 13 cm aşağıda bitişik atış sonucu meydana gelmiş 1 adet mermi giriş deliği bulunduğu, sanığın tişörtünde atış artığına rastlanıldığı, maktulün tişörtünde dağınık saçma giriş delikleri bulunduğu, söz konusu deliklerin uzak atış sonucu meydana geldiği, inceleme dışı sanık …'nin yüzünde atış artığına rastlanıldığı, maktul ve sanıktan alınan svap örneklerinde ise atış artığına rastlanılmadığı bilgilerine yer verildiği,
Otopsi raporunda; maktulün göğüs önde, 6. kaburga hizasından başlayıp her iki uyluk üst kısmına kadar devam eden, tek atışla meydana gelmesi mümkün, av tüfeği saçma taneleri giriş yaralarının bulunduğu, ölümün uzak atış mesafesinden en az bir atışla oluşması mümkün akciğer, karaciğer, mide ve barsaklarda harabiyete yol açan yaralanmayla gelişen iç kanama sonucu meydana geldiği tespitlerine yer verildiği,
Sanık hakkında düzenlenen adli raporlarda; sağ uyluk ön yüzde 1 adet, sağ kalça orta kısımda 1 adet mermi çekirdeği giriş deliği bulunduğunun, burunda ve sol göz çevresinde kırık olduğunun, sağ bacağa isabet eden mermi çekirdeğinin femur şaft kırığına, kalçaya isabet eden mermi çekirdeğinin ise S1 omur kırığına neden olduklarının, şahsın vücudundaki kırıkların yaşamsal fonksiyonları ağır (5.) derecede etkileyecek nitelikte olduğunun, sol gözdeki görme kaybının, duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olduğunun belirtildiği,
İnceleme dışı sanık … hakkında düzenlenen raporda; göğüs ön duvarında 10×4 cm boyutlarında cilt ve cilt altı doku hasarı bulunduğunun, mevcut yaralanmanın yaşamsal tehlikeye yol açmadığı ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte olduğunun ifade edildiği,
12.08.2011 tarihli araştırma tutanağında; olayın meydana geldiği fıstık bahçesinin malikinin tespit edilmesi maksadıyla kolluk görevlilerince köy muhtarının telefonla arandığı, muhtar Yahya Açıkgöz'ün olay yerinin maktul ve sanığın babaları olan Nehep Tiryaki adına kayıtlı olduğunu, Nehep'in ölümü dolayısıyla sanık ve maktulün burada iştirak hâlinde malik olduklarını beyan ettiği bilgisine yer verildiği,
Olay yerinde gerçekleştirilen keşif sonrası kadastro teknisyenince düzenlenen bilirkişi raporunda; dava konusu yerin, 104 ada 186 numaralı parselde yer aldığının, güney kısmın Hasan Tiryaki tarafından, ortadaki 10.812,50 metrekarelik kısmın sanık … tarafından, kuzeydeki kısmın ise sanık ve maktulün de aralarında yer aldığı Nehep Tiryaki mirasçıları tarafından kullanıldığının, dava konusu yerin büyüklük itibarı ile sanığa isabet eden miktara denk olduğunun ifade edildiği,
07.06.2013 tarihli keşif tutanağına göre; maktulün eşi … ile kızı …..'nin, miras yoluyla kendilerine intikal eden fıstıkları toplamak için geldiklerini, kendi hisselerine düşen yerin neresi olduğunu bilmediklerini, nereden fıstık topladıklarını da hatırlamadıklarını beyan ettikleri,
Anlaşılmaktadır.
Katılan … kollukta; maktulün eşi olduğunu, olay günü, kayınpederinden miras yoluyla kendilerine intikal eden bahçedeki fıstığı toplamaya maktul, oğlu…., kızları ….. ve…. ile birlikte gittiklerini, yardımcı olması için birkaç işçi de tuttuklarını, fıstık topladıkları sırada bir el silah sesi duyduğunu, sesin geldiği yere koştuğunu, maktulün kendisine “Yaklaşma” dediğini, sanığın maktule hitaben “Seni öldürmeye geldim” diyerek elindeki tüfekle ateş etmeye başladığını, yaklaşık 3 metre mesafeden iki el ateş ettiği maktulün yaralanarak yere düştüğünü, sanığın yerdeki maktule üçüncü kez ateş edeceği sırada oğlu …'nin sanığa müdahale ettiğini, bu sırada….'in de vurulup yaralandığını, sanığın yerdeki maktule dördüncü atışı “Geber” diyerek yaptığını, maktulün elindeki tabancanın boş olduğunu, maktulün hiç ateş etmediğini, hatta tabancayı sanığa doğrultmadığını, olaydan sonra kızı …..'nin maktulün elindeki tabanca ile sanığa ateş etmeye çalıştığını, tabanca boş olduğu için bu kez sanığın tüfeğini alıp ateş etmek istediğini ancak tüfekte de fişek olmadığı için ateş edemediğini, savcılıkta ve mahkemede; önceki ifadelerini tekrar ettiğini, maktulün sanığın kendisine saldırabileceğini düşündüğü için tabanca taşıdığını, ancak olay günü maktulde tabanca görmediğini, maktulün ateş ettiğine de tanık olmadığını, dolayısıyla maktulün tabancasında kaç mermi bulunduğunu da bilmediğini, olay nedeniyle şok geçirdiğini, maktulün vurulmasından sonra olanları hatırlamadığını, sanığın başına sertleşmiş toprak parçaları fırlatmış olabileceğini,
Katılan … kollukta; maktulün oğlu olduğunu, olay günü dedesinden intikal eden bahçede fıstık topladıklarını, olay yerine gelen sanığın traktörün yanında ilk atışı doğrudan maktulü hedef alarak yaptığını, engel olmak için sanığa doğru koştuğunu, “Sizi buraya gömeceğim” diyen sanığın, maktule ikinci kez ateş ettiğini, maktulün yere düştüğünü, yerdeki maktulün sanığa tabanca ile bir el ateş ettiğini, sonra sanığın kendisine de tüfekle ateş ettiğini, sanıkla boğuşmaya başladıklarını, yaralanmış olan maktulün bu arada sürünerek yanlarına geldiğini, maktulün elindeki tabanca ile sanığa ateş edeceği sırada maktulün eline bastırıp engel olmaya çalıştığını, tabancanın ateş aldığını, sanığın ikinci kez nasıl vurulduğunu görmediğini, maktul ile ilgilendiğini, savcılıkta; kolluktaki ifadesini tekrar ettiğini, olay günü fıstık topladıkları sırada traktörle gelen sanığın traktörden iner inmez, tüfeği maktule doğrultup 40-50 metre mesafeden ateş ettiğini, bir yandan da “Fıstığımı nasıl toplarsınız, hepinizi öldüreceğim” şeklinde sözler sarf ettiğini, maktulün sanığın kendilerine doğru gelmesini engellemek için sanığa doğru koştuğunu, bu sırada elinde tabanca olmadığını, sanıkla aralarında 20 metre kaldığında sanığın maktule tüfekle bir el daha ateş ettiğini, maktulün vurulup dizlerinin üstüne düştüğünü, sanığın bir el daha maktule ateş ettiğini, maktulün ilk isabet alışından ya da ikinci isabet alışından sonra sanığa tabanca ile ateş ettiğini, kendisinin sanığa engel olmak için sanığın yanına vardığında, yarım metre mesafeden sanığın kendisine de tüfekle ateş ettiğini, göğsünden yaralandığını, sanığın üzerine düşünce tüfeğin bir kez daha ateş aldığını, bu sırada sürünerek gelen maktulün sanığa ateş etmeye çalıştığını, maktulün eline bastırdığını, bu atışla sanığın vurulup vurulmadığını bilemediğini, mahkemede; sanığın bacağından nasıl yaralandığını görmediğini,
Katılan … Tiryaki aşamalarda; maktulün kızı olduğunu, olay günü fıstık toplarlarken bir el silah sesi duyduğunu, maktulün yanına koştuğunu, sanığın yaklaşık 3 metre mesafeden maktule iki el ateş ettiğini, maktulün yere düştüğünü, sanığın maktule üçüncü kez ateş edeceği sırada, sanığın önüne atlayan….'in vurulup yaralandığını, maktulün tabancasının boş olduğunu, maktulün ateş etmediğini,
Katılan … aşamalarda; maktulün kızı olduğunu, fıstık topladıkları yerle ilgili olarak maktul ile sanık arasında anlaşmazlık bulunduğunu, bir yıl önce aynı nedenle kavga meydana geldiğini, olay günü bahçede fıstık topladıkları sırada sanığın traktörle bahçeye geldiğini, “Sizi geberteceğim” diyerek tüfeği ile bir el ateş ettiğini, bu atış üzerine maktulün silahını almak için arabaya koştuğunu, maktul koşarken ikinci kez tüfek sesi duyduğunu, tabancayı alan maktulün sanığa doğru koşmaya başladığını, maktulün sanığa silahını doğrultmadığını, sanıkla maktul arasındaki mesafe 10-15 metre kadarken sanığın tüfekle art arda iki kez maktule ateş ettiğini, isabet alan maktulün yere düştüğünü, sol ayağından kuvvet alıp doğrulan maktulün sanığa tabanca ile bir el ateş ettiğini, bunun üzerine maktule 2 metre kadar yaklaşan sanığın, tüfekle maktule bir kez daha ateş ettiğini, maktulün yere düştüğünü, kardeşi….'in sanığa müdahale ettiğini, bu sırada bir tüfek sesi daha geldiğini, boğuşma sırasında maktul sanığa bir el ateş edecekken ….'in engel olmaya çalıştığını, kendisinin sertleşmiş toprak parçaları ile yaralı hâldeki sanığın bacağına, annesi Döne'nin ise sanığın başına vurduğunu,
Tanık … kollukta; tarım işçisi olduğunu, olay günü fıstık toplarken bir el tüfek sesi duyduğunu, çok geçmeden birkaç el silah sesi işittiğini, bağrışma sesleri gelince olay yerine gittiğini, maktulün oğlu….'i sanıkla boğuşurken gördüğünü, bu sırada tüfeğin ateş aldığını, sanığın da yaralandığını ancak sanığı kimin yaraladığını bilmediğini, maktulü elinde tabanca ile yerde gördüğünü, Döne'nin sanığın başına sert toprak parçaları ile vurduğunu, kendilerinin fıstık toplamaya devam ettiklerini, savcılıkta; ilk tüfek sesinden sonra 4-5 el silah sesi duyduğunu, silah seslerinin birbirine benzediğini, mahkemede; sadece silah sesi duyduğunu, bir şey görmediğini,
Tanık … kollukta; tarım işçisi olduğunu, olay günü önce bir el tüfek sesi, ardından birkaç el silah sesi duyduğunu, olay yerine gittiğinde maktulün oğlu ile sanığı boğuşurken gördüğünü, bu sırada tüfeğin ateş aldığını, …..'nin yerde yatan maktulün elinden aldığı tabanca ile ardından da sanığın tüfeği ile sanığa ateş etmeye çalıştığını, Döne'nin sanığın başına yerden aldığı taş parçaları ile vurduğunu, maktul ve sanık hastaneye kaldırılınca kendilerinin fıstık toplamaya devam ettiklerini, savcılıkta; olay günü önce bir el ateş sesi, ardından 6-7 el silah sesi duyduğunu, maktulün tabanca ile ateş edip etmediğini görmediğini, ilk kimin ateş ettiğini bilemediğini, mahkemede; olay yerine gittiğinde sanığın belinden aşağısının çıplak olduğunu,
Tanık …; tarım işçisi olduğunu, olay günü fıstık topladıkları sırada bir el tüfek sesi, aradan birkaç dakika geçmeden de birkaç el silah sesi duyduğunu, bağrışmalar olunca olay yerine gittiğini, maktulü ve oğlu….'i yerde gördüğünü, başı kanayan sanığın ise yere oturmuş vaziyette olduğunu, kimin kime ateş ettiğini görmediğini,
Tanık …; olay yerine 1 kilometre mesafede tarlalarının bulunduğunu, silah seslerini işitince olay yerine gittiğinde, sanığı belinden aşağısı çıplak hâlde gördüğünü, sanığın şortunu kendisinin giydirdiğini,
Tanık …; Nizip ilçesi Yuva Jandarma Karakol Komutanlığında santral sorumlusu olarak vatani görevini yaptığını, olay günü ihbar telefon hattını arayan bir şahsın “Fıstığımızı çalıyorlar, yetişin” diyerek bağırdığını, şahsa ismini ve olay yerini sorduğunda, isminin …, olay yerinin de İkizce köyü olduğunu söyleyip telefonu kapattığını, görüşme sırasında silah sesi duymadığını,
Tanık … mahkemede; sanığın kardeşi olduğunu, olayın gerçekleştiği fıstık bahçesinin babalarından intikal eden yer olmadığını, bu yeri kendisinin bir başkasından satın alıp sanığa sattığını,
İfade etmişlerdir.
Sanık … Cumhuriyet savcılığında ve sorguda; maktul ile kardeş olduklarını, bir önceki yıl da fıstık toplama meselesi yüzünden maktul ile aralarında kavga çıktığını, maktul ve ailesinin olaydan bir gün önce İstanbul'dan İkizce köyüne geldiklerini, evinin önünden geçen maktulün belindeki silahı teşhir ettiğini, maktulün oğlu….'in de evlerinin damına çıkıp kendilerini taciz ettiğini, bu olanları o gün jandarmaya bildirdiğini, olay günü maktulün aralarında anlaşmazlık bulunan tarlaya fıstık toplamaya gittiğini tahmin ettiğini, korunmak maksadıyla babasından kalan av tüfeğini yanına aldığını, traktörle kendisine ait fıstıklığa gittiğini, maktul ve işçilerinin kendisine ait fıstığı topladıklarını görünce, jandarmayı arayıp ihbarda bulunduğunu, olayın ciddiyeti fark edilsin diye telefonla konuşurken tüfekle bir el havaya ateş ettiğini, bu sırada maktulle aralarında yaklaşık 30-40 metre mesafe bulunduğunu, telefonu kapattığını, maktulün elinde tabanca görünce kaçmayı düşündüğünü, traktörün yanına geldiği sırada maktulün koşarak üstüne doğru geldiğini, maktulün 2 metre mesafeden siyah renkli tabancası ile bel altını hedefleyerek beş el ateş ettiğini, bacağına isabet eden kurşunla yaralandığını, tüfeğini maktule doğrultup “Sıkma” dediğini, maktulün ateşe devam ettiğini, aynı yerden ikinci kez isabet alıp yere düştüğünü, bu sırada hedef gözetmeden 2 metre uzağındaki maktule doğru tüfekle bir el ateş ettiğini, maktulün yere düştüğünü, maktulün oğlu….'in kendisinin üzerine çullandığını, boğuşma sırasında tüfeğin 5 kez daha ateş aldığını, bu olayın traktörün hemen yanında olduğunu, kimseyi tehdit etmediğini, maktulün oğlu….'in kendisini etkisiz hale getirip ayağı ile omzuna bastığını, maktule hitaben “Sık, baba öldür” dediğini, maktulün de arkasına dayadığı silahla ateş ederek kendisini kuyruk sokumundan yaraladığını, bundan sonra maktulün eşi ve kızlarının taş ve sertleşmiş toprak parçaları ile vurarak kendisini yaraladıklarını, maktulün oğlu….'in, kendisini ibreti alem olsun diye sinkaf edeceğini söyleyerek, şortunu ve külotunu soyup çıkardığını, keşifte; tüfeğiyle uyarı maksadıyla havaya ateş ettikten sonra, maktulün 2 metre mesafeden bacağına doğru 2 el ateş ettiğini, bacağından yaralanıp yere düştüğü sırada tüfeğin kazara ateş aldığını, böylece maktulün yaralandığını, mahkemede; olayın meydana geldiği fıstık bahçesinde kendisinin de payı olmasına rağmen bir yıl önce maktulün kendisine düşen payı aldığını, maktulün olay günü de yine kendi payını haksız yere almaya geldiğini, bahçelerini kontrol etmek için olay yerine gittiğinde, maktul ve ailesinin fıstıkları topladığını görmesi üzerine durumu telefonla jandarmaya haber verdiğini, bu sırada maktulü elinde tabancası ile üzerine doğru koşarken görünce korkutmak için havaya bir el ateş ettiğini, maktulün buna rağmen üzerine gelerek kendisine tabanca ile 4-5 el ateş ettiğini, ilk atışta bacağından yaralandığı için kaçamadığını, maktulün ateş ederek 1,5 metre kadar kendisine yaklaşıp elindeki tüfeği tutmaya çalıştığını, tüfeğin bu arbede sırasında patladığını, daha sonra maktulün oğlu…. ile boğuşmaya başladığını, bu sırada da tüfeğin beş kez ateş aldığını,
Savunmuştur.
Meşru savunma, 5237 sayılı TCK'nun birinci kitabının, ikinci kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı ikinci bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının "korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür.
Öğretide; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697) şeklinde, 765 sayılı TCK'nun yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eşzamanlı olarak hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.
Gerek öğretide, gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK'nun 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir.
Sınırın aşılması 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinde;
"(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" şeklinde düzenlenmiştir.
Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, "sınırın aşılması" bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nun 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde "beraat" kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nun 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek "ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilecektir.
TCK’nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3- Savunmaya ilişkin şartlardan "ölçülülük ya da orantılılık" şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, "heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Maktul … ile sanık …'nin kardeş oldukları, İstanbul ilinde ikamet eden maktul ile Nizip ilçesinde ikamet eden sanık arasında İkizce köyündeki arazinin kullanımından kaynaklanan anlaşmazlık bulunduğu, anlaşmazlığın zaman içerisinde husumet boyutuna ulaştığı, olaydan bir gün önce maktulün, eşi ve çocuklarıyla birlikte Nizip'e geldiği, olay günü yanına av tüfeğini alan sanığın traktörüne binerek fıstık bahçesinde olduğunu düşündüğü maktulün yanına gittiği, fıstık bahçesinde maktul, maktulün eşi Döne, kızları ….. ve…. ile oğlu…. ve tarım işçilerinin fıstık topladığını gören sanığın cep telefonu ile jandarmayı arayarak fıstığının çalındığını bildirip suç ihbarında bulunduğu, telefonu kapattıktan sonra henüz maktul ve aile fertlerine yaklaşmadan ilk önce tüfekle bir el havaya ateş ettiği, sanığın tüfekle havaya ateş ettiğini gören maktulün, yanında taşıdığı tabancasını çıkarıp sanığa doğru koşmaya başladığı, sanığa yaklaştığı sırada, birkaç metre mesafeden tabanca ile sanığın bacaklarını hedefleyerek ateş edip sanığı sağ uyluk bölgesinden yaraladığı, bacağından vurulan sanığın av tüfeğini maktule doğrultarak bir el ateş edip maktulü öldürdüğü olayda; aralarında fıstık bahçesinin kullanımından kaynaklanan anlaşmazlık bulunan sanık ile maktulün olay günü, ihtilafa konu bahçede karşı karşıya geldikleri sırada, ilk önce sanığın tehdit kastıyla tüfekle bir el havaya ateş etmesi üzerine maktulün, silahla tehdit eylemine tepki olarak, sanığın da aşamalarda belirttiği üzere, yaralama kastıyla bel altı bölgesini hedefleyerek sanığa ateş edip bacağından ağır şekilde yaraladığı, maktul tarafından yaralama kastıyla ateş edildiğini, bu amaçla özellikle vücudunun bel altı kısmının hedeflendiği bilincinde olan ve haksız tahrikte etki-tepki dengesi lehine bozulan sanığın, arazi uyuşmazlığından kaynaklanan husumet ve olay esnasında maktul tarafından silahla ağır bir şekilde yaralanmasının doğurduğu öfke ve gazabın etkisiyle hareket edip, av tüfeği ile yaklaşık 2 metre mesafeden sanığın doğrudan göğüs bölgesini hedefleyerek ateş etmek suretiyle maktulü öldürdüğünün anlaşılması karşısında; meşru savunma veya meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinin uygulanma imkânının bulunmadığının, sanığın eyleminin yoğun haksız tahrik altında nitelikli öldürme suçunu oluşturduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, sanığın nitelikli öldürme suçundan mahkûmiyetine ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü düzelterek onayan Özel Daire kararı isabetli olup, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.02.2018 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/1160, K. 2016/141Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Günü : 26.11.2013
Sayısı : 233-372
Kasten öldürme suçundan sanık …'nin 5237 sayılı TCK'nun 81/1, 29/1, 62/1, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin, Gaziantep 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.11.2013 gün ve 233-372 sayılı hükmün katılan … vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 25.06.2015 gün ve 441-4126 sayı ile onanmasına karar verilmiş,
Daire Üyesi H. Kırca; "Maktul ve sanığın aynı köyde olup, evlerinin birbirine yakın olduğu, maktulün sürekli kendi arazisinden geçmesi nedeniyle aralarında tartışmalar olduğu, maktulün sürekli hakaret ve tehditlerde bulunduğu, hatta hakkında Gaziantep Asliye Ceza Mahkemesine 24.07.2013 tarih, 2013/7097 sayılı iddianame ile silahla tehditten kamu davası açıldığı, olay günü akşamı da tanık beyanlarına göre küfür ve hakaretlerine devam ettiği, mahkemenin gerekçesinde de belirtildiği gibi olay günü sabahı yine geceden itibaren alkol alıp, evlerinin kapısına doğru …’yi kastedip 'onu öldüreceğim' şeklinde beyanlarda bulunduğu, olay yerine çuvallar koyup burada mevzilendiği, sanığın babasının köy muhtarı … ve tarafların akrabası da olan eski muhtar …’i maktulü yatıştırması için çağırdığı, olay yerine önce gelen …’in duruşmada 28.10.2013 tarihinde ve jandarmada 08.07.2013 tarihinde olayın hemen akabinde;
'….’nın fazla miktarda alkol aldığını, …’e küfürler ettiğini, daha sonra muhtar …’ın geldiğini, muhtarın ….’yı 'hadi git' diye iteklediğini, maktulün sonra …’i gördüğünü ve orada bulunan dut ağacının arkasına siper aldığını, …’in de elinde av tüfeğiyle evinden çıktığını, ….’nın dut ağacının arkasında iken belinden tabancasını çıkartıp sanık …’e 5-6 el ateş ettiğini, aralarında yaklaşık 8 metre mesafe olduğunu, …’in de kendisine dönerek 'dayı ben yaralandım, kurşun bana değdi' dediğini, 'hemen eve git, kaç' diye beyanda bulunduğunu, o anda da …’in ….’ya en az iki el ateş ettiğini, ….’nın da vurulduğunu fark etmediğini, kendisinin zaten siperde olduğunu' beyan etmiş olup,
Diğer görgü tanığı … da 26.11.2013 tarihinde duruşmada alınan beyanında; 'Sanık …’in babasının kendisini sabahleyin 05.30 sıralarında telefonla çağırdığını, maktul …’nın kendilerine musallat olduğunu, gelmesini istediğini, geldiğinde ise …’in …. ile münakaşa ettiklerini, yaşlı olduğu için ona 'sen git' dediğini, ….’ya 3-4 metre kala …’in annesinin kendisini çağırdığını, 'şunu tut' diye sanık …’i tutmasını istediğini, arkasını döndüğünde …’in kendi yanında havaya bir el tüfekle ateş ettiğini, 'dur' deyip ellerini açtığını, ….’nın da elindeki tabanca ile …’e doğru ateş ettiğini, bu atış esnasında …’in vurulmuş olduğunu, kendisinin de korkudan bir tarafa çekildiğini, tarafların beşer altışar tane karşılıklı ateş ettiğini' belirtmiş olup,
Mahkemede gerekçesinde bu hususları kabul etmiştir. Olay yerinde maktule ait silahtan atılan 7 adet 9 mm çaplı tabanca mermisi boş kovanı ile sanık …’e ait av tüfeğinden atılma 7 adet boş kartuş bulunmuş olup, sanık …’in Gaziantep Adli Tıp Kurumundan verilme 25.10.2013 tarih ve 2013/2892 sayılı raporda belirtilen şekilde; batına nafiz bir adet ateşli silah yaralanması ve kişide oluşun sol böbrek ileumdaki yaralanma neticesinde sol böbrek parçalanması sonucu ameliyata alındığı ve bu durumun basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olmadığı belirtilmiştir. Maktulün ise yapılan otopsisinde; av tüfeği yaralanmasına bağlı saçma tanesi yaralanması ile oluşan kafatası kemik kırıkları sonucu oluşan beyin kanamasından, beyin doku harabiyetinden vefat ettiği tespit edilmiştir.
Gerek dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamından, sanığın ilk önce havaya ateş ettiği tespit edilmiş olsa dahi maktule yönelik bir eylemi olmadığı, maktulün yoğun küfür, hakaret ve tehditlerine dayanamayıp, uzun bir süre evinde bekledikten sonra dışarı çıktığı, tanık İsmail Işık’ın beyanına göre havaya bir el ateş ettikten sonra maktulün …’e doğru iki el ateş ettiği, ilk önce kabulde belirtildiği şekilde, sanığın ateş ettiğini kabul ettiğimiz takdirde, maktulün vurulduktan sonra otopsi raporuna göre beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti nedeniyle aynı anda vefat etmesi nedeniyle kendi tabancasından ateş etmesinin mümkün olmadığı, oysa olay yerinde maktulün tabancasından yapılan atış nedeniyle yedi adet boş kovanın mevcut olduğu,
Maktulün akrabası da olan diğer tanık …’in beyanının doğru kabul edildiği takdirde, ilk önce maktulün siper alıp, bulunduğu yerden bir iki el ateş ettiği, bunun üzerine de …’in 'dayı vuruldum' dediği ve …’in de maktul tarafından kendisine yönelik 7 adet tabanca atışı karşısında 5237 sayılı TCK'nun 27/2. maddesi kapsamında maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş nedeniyle atışlarına devam ederek, meşru savunmada sınırı aşmak suretiyle maktulü öldürdüğü anlaşıldığından, hakkında 5237 sayılı Kanunun 27/2 ve 5271 sayılı Kanunun 223/3-c maddeleri gereğinde ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken adam öldürmeden hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 21.10.2015 gün ve 26421 sayı ile;
“…Sanığın savunması, tanık anlatımları ve diğer delillere göre; olaydan önceki tarihlerde ve olay günü maktul …'un sanık …'yi kastederek 'onu öldüreceğim' şeklinde sözler sarf ettiği ve olay yerine çuvallar koyarak mevzi yaptığı, sanığın babasının, köy muhtarı … ile eski muhtar ve aynı zamanda tarafların akrabası olan …'i maktulü teskin etmeleri için telefonla çağırdığı, bunun üzerine olay yerine gelen bu tanıkların maktulü sakinleştirip olay yerinden uzaklaştırmaya çalıştıkları, alkollü olan maktulün tanıklara ters cevaplar verip tanıklarla tartıştığı, elinde tabanca bulunduğu, o esnada tartışmaları evinden izleyen sanığın, elinde av tüfeği ile olay yerine geldiği ve havaya bir el ateş ettiği, maktulün ise sanığı görünce bulunduğu yerden öldürmeye elverişli tabanca ile çok yakın mesafeden sanığı hedef alıp birden fazla ateş ettiği, sanığın da, yakın mesafeden tabanca ile kendisine birden fazla ateş edilmesi ve yaralanması üzerine içinde bulunduğu durumdan kaynaklanan heyecan, korku ve telaşla kendisine ateş edip yaralanmasına sebebiyet veren maktule karşı av tüfeği ile birden fazla sayıda ateş ederek maktulü öldürmek suretiyle meşru savunmada sınırı aştığı ve sonuç olarak sanığın, heyecan korku ve telaşa kapılarak meşru savunmada sınırı aşmak suretiyle …'u öldürdüğü, bu nedenle sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nun 27/2 ve 5271 sayılı CMK'nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.11.2015 gün ve 5371-5395 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 27/2. maddesinin uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
08.07.2013 tarihinde saat 05.30 sıralarında aralarında husumet bulunan sanığın tüfekle, maktulün ise tabancayla birbirlerine karşılıklı olarak ateş etmeleri sonucu maktulün öldüğü, sanığın ise yaşamını tehlikeye sokacak şekilde yaralandığı,
Kolluk görevlilerince düzenlenen olay yeri inceleme raporu ve krokisinde; olayın, çevresi taş duvarla çevrili dut ağacının bulunduğu alan ile İlyas Albayrak isimli şahsa ait kullanılmayan ev arasında gerçekleştiği, dut ağacının dip kısmındaki taşlarda ve aynı yerde bulunan kilimle örtülmüş mercimek çuvallarının üzerinde yoğun kan lekelerinin görüldüğü, bu bölgede toplam yedi adet 9 mm çapında kovan tespit edildiği, dut ağacı ile İlyas Albayrak'a ait ev arasındaki boşluk kısımda dut ağacına 8.40 cm ve 11.40 cm uzaklıkta, iki grup halinde, her grupta üçer tane olmak üzere toplam altı adet av fişeği kartuşunun bulunduğu, ayrıca dut ağacının güney batısında ağaca 8.40 cm mesafede bir adet av fişeği kartuşunun daha ele geçirildiği, sanığın evinin olay yerine mesafesinin 60 metre, maktulün evinin ise 50 metre olduğu bilgilerine yer verildiği,
Otopsi raporunda; maktulün yüzünün sol yarımında saçlı deriyi de içine alan 22×20 cm'lik alanda çok sayıda saçma tanesi giriş delikleri, sol ve sağ omuz, sol sırt, sağ skapular, göğüs ön duvar ve sol elde saçma tanesi giriş delikleri ve sıyrıklarının olduğu, atışın bitişik atış mesafesi dışından olduğu, kişinin ölümünün av tüfeği saçma tanesi yaralanması ile oluşan kafatası kemik kırıkları, maksilofasiyel kemik ve hyoid kemik kırığı ile birlikte gelişen beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu meydana geldiğinin belirlendiği,
Sanık hakkında Gaziantep Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen raporda; sanıkta batına nafiz bir adet ateşli silah yaralanmasının mevcut olduğu, sol böbrek ve ileumdaki yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum oluşturduğunun ifade edildiği,
Jandarma Genel Komutanlığınca düzenlenen ekspertiz raporlarında; olay yerinde ele geçirilen yedi adet av fişeği kartuşunun sanığın kullandığı yarı otomatik av tüfeğinden, yedi adet kovanın ise maktulün kullandığı tabancadan atıldığının ve sanık ile maktulden alınan svapların tümü üzerinde atış artıkları tespit edildiğinin belirtildiği,
Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/37992 sayılı soruşturma dosyası içeriğine göre; 05.07.2013 tarihinde sanık …'in, maktulün kendisine silahla ateş ettiği ve silah doğrultarak hakarette bulunduğu iddiası ile şikayetçi olduğu, 25.07.2013 tarihinde maktulün ölümü nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
Maktulün eşi katılan …; eşinin olaydan iki gün önce sanığa ateş etmediğini, eşinin tabancasını Suriyeli bir şahsa denemesi için verdiğini, bu şahsın da trafik lehvalarına ateş ettiği sırada sanığın ara yoldan çıktığını ve kendisine ateş edildiğini zannettiğini, bu olay nedeniyle eşi ile sanığın tartıştıklarını, eşinin sanığa “ben seni tanımadım, sana ateş etmedim” dediğini, sanığın ise eşini kastederek “ben öleceğime kendisi ölsün” dediğini, olay günü köyün dışındaki çiftliklerinde iken eşinin “ben gidip ekmek alayım, sen de davarları sağdıktan sonra gel” diyerek yanından ayrıldığını, eşinin olay yerinde ekmekçiyi beklediğini, alkollü olmadığını, sanığa pusu kurmadığını belirtmiş,
Maktulün babası katılan …; olay sabahı oğlu ile kendilerine ait mercimek çuvallarının bulunduğu dut ağacının yanına geldiklerini, oğluna sanık ile arasında geçen tartışmayı kastederek “araziden geçsin, konuyu büyütme, tapusu bize ait, boşver, kötülük olmasın” dediğini, daha sonra sanığın gelerek dört beş kez ateş ettiğini, önce sanığın ateş ettiğini, maktulün yaralandıktan sonra sanığa ateş etmiş olabileceğini beyan etmiş,
Sanığın babası tanık …; oğlunun iki sene önce maktulün patozunu çektikten sonra alacağını istemesi üzerine maktulle aralarının bozulduğunu, maktulün her gece saat: 01.00-02.00 sıralarında bağırıp çağırarak kendilerini rahatsız ettiğini, olaydan iki gün önce de maktulün, oğluna tabanca ile bir iki el ateş ettiğini, maktule “niye sıktın” diye sorduklarında ise maktulün “orada vuramadıysam, burda vururum aha” diyerek tabanca çektiğini, eşi ve kardeşinin maktule engel olup götürdüklerini, bu olaydan bir gün sonra ise maktulün geceleyin kapılarının önüne gelip, teybin sesini açarak kendilerine hakaret ettiğini, olay sabahı hayvanlarına bakmak için kalktığında maktulün dut ağacının altında pusu kurduğunu gördüğünü, yoldan geçmelerine izin vermeyerek “buradan geçemezsiniz” dediğini, bunun üzerine önce muhtar İrfan ile eski muhtar İsmail'i, daha sonra karakolu aradığını, jandarmanın “şu anda devriyemiz yok, bir saat sonra gelebiliriz” dediğini, oğlu … dışarı çıkar çıkmaz maktul ile birbirlerine ateş etmeye başladıklarını, hangisinin önce ateş ettiğini bilmediğini anlatmış,
Tanık …; olay akşamı maktulle birlikte olduklarını, maktulün alkol alarak sanığa gıyabında sövdüğünü, maktule “bak dövüşme, alkollüsün, alkollü kafa ile bu işler olmaz” diyerek yatıştırmaya çalıştığını ve kafasına su dökerek biraz ayıktırdığını, sabah 05.00 sıralarında maktulü bıraktığını, maktul ile sanık arasındaki anlaşmazlığın araziden geçip geçmeme meselesinden kaynaklandığını söylemiş,
Tanık … kollukta; her iki taraf ile de akraba olduğunu, olay sabahı sanığın babası Hayri'nin telefonla arayıp, maktulün yine kendilerine küfür ettiğini söylemesi üzerine “sakın siz dışarı çıkmayın, ben geliyorum, ben hallederim” dediğini, olay yerine gittiğinde maktulün alkollü vaziyette sanığa gıyabında küfür ettiğini gördüğünü, maktulün kendisine “yaklaşma dayı, sakın gelme bak” diyerek sanık hakkında küfürlü sözler söylediğini, daha sonra muhtar İrfan'ın olay yerine gelerek maktulü “hadi git” diyerek iteklediğini, bu sırada sanığın elinde otomatik av tüfeği ile evinden çıktığını, maktulün sanığı görerek oradaki dut ağacının arkasına siper aldığını ve belinden tabancasını çıkartıp yaklaşık sekiz metre mesafeden sanığa beş altı el ateş ettiğini, sanığın kendisine dönerek “dayı ben yaralandım” dediğini, kendisinin sanığa “hemen eve git, kaç” dediği sırada sanığın maktule en az iki el ateş ettiğini, maktul siper halinde olduğundan maktulün vurulduğunu fark etmediğini ifade etmiş,
Mahkemede; olay sabahı sanığın babasının telefonla arayarak maktulün yolu bağladığını söylemesi üzerine olay yerine gittiğini, amacının iki tarafı barıştırmak olduğunu, daha önce en az on kez tarafları yatıştırdığını, maktulün kendisini görünce “hiç boşa gelme” dediğini, o sırada muhtar İrfan'ın da geldiğini, maktulün sanığa gıyabında küfürler ettiğini, daha sonra sanığın evinden çıktığını, o esnada çuvalların yanında bulunan maktulün pusarak siper aldığını, silahların patladığını, önce kimin ateş ettiğini bilmediğini ancak önce sanığın vurulduğunu, çünkü sanığın “dayı, ben yaralandım, vuruldum” dediğini, sanığa “savuş evine git, jandarmayı ara” demesi üzerine sanığın “jandarmayı aradım, gelmedi” diye cevap verdiğini belirtmiş,
Tanık … soruşturma aşamasında; olay günü saat 05.00 sıralarında sanığın babasının telefonla arayıp, sanık ile maktulün kavga ettiğini söyleyerek yardım istediğini, olay yerine gittiğinde maktulün elinde tabanca, sanığın elinde ise tüfek olduğunu ve karşılıklı tartıştıklarını gördüğünü, “ayıp” diyerek sanığı ittirdiğini, bu sırada sanığın tüfekle bir el ateş ettiğini, bunun üzerine maktulün de tabanca ile ateş ettiğini, kendisinin ateş arasında kalacağını düşünerek tarafların yanından uzaklaştığını, her iki tarafın beş altı kez birbirlerine karşılıklı ateş ettiklerini, ateş kesildiğinde maktulün yere düştüğünü beyan etmiş,
Mahkemede; olay sabahı sanığın babasının kendisini telefonla arayıp maktulü kastederek “akşamdan beri bu bize musallat oldu, şuna gel bir şeyler söyle” dediğini, olay yerine geldiğinde maktulün arabasının yolu kapatmış vaziyette durduğunu, maktul ile tanık …'in münakaşa ettiklerini gördüğünü, tanık İsmail yaşlı olduğundan ona “sen git, ben ….'yı ikna ederim” dediğini, maktule üç dört mesafe kala sanığın annesinin kendisine sanığı kastederek “şunu tut” dediğini, arkasını döndüğünde sanığın elinde tüfekle geldiğini gördüğünü, kendisinin ellerini açarak sanığa “dur” dediğini, sanıkla maktulün arasında yaklaşık on onbeş metre mesafe bulunduğunu, sanığın tüfekle havaya bir el ateş ettiğini, o sırada maktulün tabancayla sanığa iki kez ateş ettiğini, bu atış sırasında sanığın vurulduğunu, sanık ile maktulün karşılıklı olarak birbirlerine beş veya altı kez ateş ettiklerini, maktulün düştüğünü anlatmış,
Sanık … soruşturma aşamasında susma hakkını kullanmış,
Mahkemede; birkaç yıl önce maktulün patoz işini yaptığını, maktulden alacağını istediğinde parasını verdiğini ancak kendisine karşı tavır aldığını ve sürekli küfür ederek rahatsız ettiğini, olaydan iki gün önce traktörle araziden gelirken maktulün kendisine tabanca ile iki el ateş ettiğini, silahı görünce eğilmesi nedeniyle mermilerin isabet etmediğini, maktule niye ateş ettiğini sorunca aralarında ufak bir tartışma yaşandığını, maktulün tekrar kendisine silah çektiğini, ateş edeceği sırada maktulün ailesinin engel olarak evine götürdüklerini, kendisinin de karakola giderek şikayetçi olduğunu, olay gecesi maktulün yine evinin kapısına gelip kendisine küfür ederek “sen adam mısın, erkek misin, dışarı çık” dediğini, komşu oldukları için duymazdan gelerek cevap vermediğini, olay sabahı harmana gideceği sırada babasının, maktulün kendisine pusu kurduğunu, dışarı çıkmamasını söylediğini, karakolu aradıklarını ancak görevlilerin “aracımız yok, şu an gelemeyiz” dediklerini, maktulü yatıştırması için köy muhtarı … ve eski muhtar …'i çağırdıklarını, kendisinin pencereden baktığını, maktulün evine yaklaşık 30 metre mesafedeki harmanda çuvalların arkasına saklanmış vaziyette olduğunu ve kendisini kastederek “bu adamı bu gün vuracağım, bu iş bitecek” dediğini, olayı anlamak için evde bulunan babasına ait av tüfeğini tedbir amaçlı alarak aşağı indiğini, yola çıktığında İrfan'ın kendisine “dur” dediğini, bu sırada maktulün kendisini görür görmez tabanca ile üzerine doğru ateş etmeye başladığını, aralarında 30 metre kadar mesafe bulunduğunu, kendisinin de av tüfeği ile korkutmak amacıyla havaya ateş ettiğini, daha sonra kendisinin böbrek bölgesinden vurulduğunu fark edince paniğe kapıldığını, maktulün çuvalları siper alarak saklanmış vaziyette olduğunu, kendisinin de maktulün saklandığı çuvallara doğru yedi el ateş ettiğini ve eve döndüğünü, ateş ederken maktulün de kendisine ateş ettiğini, ilk atışı maktulün yaptığını, kendisinin ilk atışta değil daha sonraki birkaç el atışta yaralandığını, maktulü öldürme kastının bulunmadığını, tamamen kendisini koruma amaçlı hareket ettiğini savunmuştur.
Meşru savunma, gerek 765 sayılı Kanunun 49/2. maddesinde, gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 25. maddesinde bir "hukuka uygunluk nedeni" olarak düzenlenmiştir. Meşru savunmanın şartlarına ilişkin olarak 765 ve 5237 sayılı Kanunlar arasındaki en önemli fark, "meşru savunma yoluyla korunan hakkın niteliğine" ilişkindir. Bunun dışındaki şartlar açısından her iki düzenleme ile yerleşik uygulamalar arasında ciddi bir fark bulunmamaktadır.
765 sayılı TCK'nun 49/2. maddesindeki düzenleme; "Gerek kendisinin, gerek başkasının nefsine veya ırzına vuku bulan haksız bir taarruzu filhal def’i zaruretinin bâis olduğu mecburiyetle işlenilen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde olup, anılan düzenleme ile meşru savunmanın, kişinin kendisinin veya başkasının sadece nefsine veya ırzına yönelik saldırılarda söz konusu olabileceği hüküm altına alınmıştır. Uygulamada en geniş yorumla maddenin "diğer kişilik haklarına yönelik saldırılarda" dahi uygulanabileceği kabul edilmiş ise de, mal varlığına yönelik saldırıları önlemek maksadıyla işlenen fiiller bu kapsamda değerlendirilmemiştir.
Buna karşılık, 5237 sayılı TCK'nun 25/1. maddesinde; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde daha geniş bir hükme yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru müdafaanın kabulü için saldırının "korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür.
Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 sayılı TCK’nun 49/2 ve 5237 sayılı TCK’nun 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1- Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkanının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir.
Sınırın aşılmasını 765 sayılı TCK’na göre oldukça farklı şekilde düzenleyen 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinde; "(1)Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" denilmektedir. Kanun maddesi ve gerekçedeki anlatımın aksine öğretide kabul edilen görüşe göre, "Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması" ibaresini "Hukuka uygunluk hallerinde sınırın aşılması" olarak anlamak gerekir. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara, 2013, s. 413-425; Ersan Şen, Yeni TCK Yorumu, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2006, C.1, s.74-77; Mahmut Koca, Yeni TCK’nda Hukuka Uygunluk Nedenleri, Ceza Hukuku Dergisi, S.1, Ekim 2006, s.111 vd.; …, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2. Bası, s.615 vd.; Haydar Metiner-Ahsen Koç, TCK Genel Hükümleri, Ankara, 2008, C.1, s. 692 vd.) Nitekim 5271 sayılı CMK’nun hüküm çeşitlerini düzenleyen 223. maddesinin sistematiği de bu anlayışı desteklemektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda dört hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiş olup, bunlar; meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, "sınırın aşılması" bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp, TCK’nun 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde "beraat" kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nun 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek "ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilecektir.
TCK’nun 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3-Savunmaya ilişkin şartlardan "ölçülülük ya da orantılılık" şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nun 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, "heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru müdafaada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 24.03.2015 gün ve 815-71, 06.05.2014 gün ve 1557-233, 05.10.2010 gün ve 175-182 ile 31.03.2009 gün ve 201-81 sayılı kararında da aynı hususlara vurgu yapılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Aralarındaki husumet nedeniyle maktulün sürekli sanığa hakaret ettiği ve sanık ile ailesine rahatsızlık verdiği, olaydan iki gün önce de sanığı silahla tehdit ettiği, olay günü ise görgü tanıklarınca alkollü olduğu söylenen maktulün harman yerindeki dut ağacının altında sanığa yönelik tehdit ve hakaretlerde bulunduğu, sanığın babasının maktulü yatıştırması için tanıklar İsmail ve İrfan'ı çağırdığı, tanıkların olay yerine gelmesine rağmen maktulün hakaretlerine devam ettiği, olayları evinin penceresinden izleyen sanığın babasına ait av tüfeğini alarak olay yerine gelmesi üzerine sanığın tüfekle, maktulün ise tabanca ile karşılıklı ateş etmeleri sonucu maktulün öldüğü, sanığın ise hayati tehlikeye neden olacak derecede yaralandığı anlaşılmaktadır.
Bu şekilde gerçekleşen olayda, sanığın hukuka uygunluk nedenlerinde sınırı aşıp aşmadığının belirlenebilmesi için öncelikle meşru savunma şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gereklidir. Maktulün, sanığın evinde olduğu sırada, sanığın evine yaklaşık 60 metre mesafedeki harman yerinden sanığa yönelik hakaret ve tehditlerde bulunduğu sabit ise de, sanığın evine doğru saldırı amaçlı gittiğine veya evinde bulunan sanığa yönelik fiili bir eylem gerçekleştirdiğine ilişkin herhangi bir iddianın olmadığı, bu durumda sanığın savunmada zorunluluk bulunmadığı halde ve daha önceden silah taşıdığını da bilmesine rağmen evde bulunan av tüfeğini alarak maktulün bulunduğu yere gitmesi ve tanık İrfan'ın sanığın evden çıktığı sırada annesinin “şunu tut” dediği hususundaki beyanı karşısında, sanığın maktülle kavga etmek amacıyla hareket ettiği anlaşıldığından, sanığın, maktulün saldırısını defedecek şekilde savunma yapma mecburiyetinin bulunmadığı yani "savunmanın zorunluluğu" şartının gerçekleştiğinden bahsedilemeyeceği göz önüne alındığında meşru savunmanın şartlarının oluştuğundan söz edilemez.
"Savunmanın zorunluluğu" şartının bulunmaması nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiği kabul edilemeyeceğine göre; bu durumda TCK'nun 27/2. maddesinde düzenlenen sınırın aşılmasının da uygulama yeri bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Özel Daire onama kararı isabetli olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Genel Kurul Üyesi; "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.03.2016 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2022/942, K. 2022/2157Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi TARİHİ :11/05/2017
SUÇ :Kasten öldürme
HÜKÜMLER :1) Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/11/2016 tarih ve 2016/200 Esas, 2016/328 sayılı kararı ile; sanık hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan TCK’nin 27/2. maddesi delaletiyle CMK’nin 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair karar
2)Hükmün CMK’nin 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak; sanık hakkında maktule yönelik kasten öldürme suçundan TCK’nin 81/1, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 11/05/2017 tarih ve 2017/93 Esas, 2017/742 sayılı karar.
İTİRAZ EDEN :Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Dairemizin 08/12/2021 tarih, 2021/10343 Esas ve 2021/14776 Karar sayılı temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına ilişkin ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 24/01/2022 tarih, KD-2017/38414 sayılı itiraznamesi ile;
Sanık … hakkında maktul …’a yönelik kasten öldürme suçundan TCK’nin 27/2. maddesi delaletiyle CMK’nin 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına dair Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan hükme karşı Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf Esas No : 2022/942 başvurusunda bulunulması üzerine, istinaf başvurusunun kabulü ile duruşma açılarak yeniden kurulan hükümle, sanık … hakkında maktul …’a yönelik kasten öldürme suçundan TCK’nin 81/1, 29, 62, 53. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 11/05/2017 tarih ve 2017/93 Esas, 2017/742 sayılı kararının, sanık müdafi tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 08/12/2021 tarih, 2021/10343 Esas ve 2021/14776 Karar sayılı ilamı ile temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına oy çokluğu ile karar verildiği,
Dairemizin onama yönündeki kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 24/01/2022 tarihinde;
“Dosya kapsamına göre; ölen …’un 25/04/2009 ile 04/03/2013 tarihleri arasında sanığın aynı zamanda yöneticisi olduğu aile şirketi olan Denson Madencilik unvanlı şirkette işçi olarak aralıklarla çalıştıktan sonra uyumsuzluğu ve disiplinsizliği nedeniyle işten çıkarıldığı. …’un başka firmalarda ve işlerde zaman zaman çalışsa da düzenli bir işi olmadığı, alkol ve uyuşturucu kullanması nedeniyle psikolojik ve ekonomik sorunlar yaşadığının anlaşıldığı, bu süreçte eski patronu sanık … ile telefonla irtibata geçerek değişik zamanlarda tehditle para istemeye başladığı, son dönemde ise “cezaevinden çıktığını, parayı hazırlamasını aksi takdirde öldüreceğini” söylediği, sanığın kendisini tanımakla beraber özel bir yakınlıkları bulunmayan Mehmet’in tehdit ve para taleplerini ciddiye almadığı, olay öncesinde telefonla haraç taleplerine ilişkin aramaların arttığı, …in sanığı 16/11/2015 günü tekrar arayarak “ben azrailin Mehmet, ya 5.000 TL vereceksin ya da canını alacağım” diyerek tehdit ettiği, aynı gün sanığın Elazığ’da kaldığı dönemlerde ev olarak da kullandığı ofis merkezinde istirahat ettiği sırada gece yarısı arayarak geleceğini söylediği, sanığın da bu duruma ihtimal vermeyerek “geleceksen gel” diyerek cevap verdiği, iki katlı villanın bahçesinde bekçi … ile sohbet ettikleri sırada saat 00.58’de Mehmet’in bir ticari taksiden inerek bahçe kapısından içeriye girdiği, sanığın kendisini karşıladığı ve bir süre konuşursa ikna edebileceği düşüncesiyle birlikte bina içine girerek ofis katına çıktıkları, burada Mehmet’in hakaret ve tehditlerini sürdürdüğü ve giderek daha da saldırganlaştığı, yaklaşık bir saat kadar sonra ayağa kalkarak yanında getirdiği anlaşılan tabancayı sağ eli ile belinin sol tarafından çekip doğrultmaya çalıştığı sırada sanığın kendisini korumak amacıyla …’in silah tutan eline sarıldığı, önceden atışa hazır hale getirilmiş olan silahın bu mücadele sırasında iki el ateş aldığı, bu atışlar sırasında sanığın hizasında ve arkasında olan kapının da isabet aldığı, sanığın tabancayı eline geçirip o anki korkuyla ve kendini kurtarma kaygısıyla atışlarına devam ettiği, Mehmet yere düşüp tümüyle etkisiz hale geldikten sonra sanığın gecikmeksizin polis ve sağlık görevlilerini arayarak durumdan haberdar etttiği ve olay yerine ambulans istediği, kısa süre sonra olay yerine güvenlik ve sağlık görevlilerinin geldiği, hastaneye kaldırılan …in hayatını kaybettiği olayda;
Olay yeri incelemesi, otopsi, kriminal ve diğer adli raporlara göre, olay yerinde 10 adet boş kovan bulunması nedeniyle suçta kullanılan tabancadan toplam 10 adet atış yapıldığının anlaşıldığı, bu atışlardan 9 adedinin isabet ettiği maktul …’in 147 promil alkollü olduğu ve kanında 785 ng anfetamin maddesi tespit edildiği, ofiste bulunan kendisine ve yakınlarına ait diğer silahları kullanma girişiminde bulunmayan sanığın maktulden güçlükle alabildiği tabancayla geç kalması halinde kendisinin öleceği korkusuyla peşpeşe ateş ederek maktûlün ölümüne neden olmasında meşru savunma koşulları oluşmamış ise de, ilk derece mahkemesinin değerlendirmesine uygun olarak TCK’nın 27/2. maddesinde düzenlenen “korku, kaygı ve heyecanla meşru savunmada sınırın aşıldığının kabulünde ve sanığa ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesinde zorunluluk bulunduğu” dikkate alınarak hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekirken onanması yasa ve hukuka aykırı olduğu” gerekçe gösterilmek suretiyle itiraz yoluna başvurulduğu anlaşılmakla,
05/07/2012 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 99. maddesiyle 5271 sayılı CMK'nin 308. maddesine eklenen 2 ve 3. bentler ile aynı Kanun'un 101. maddesi gereğince dosyanın itirazen incelenmek üzere Dairemize gönderilmesi üzerine yapılan incelemede;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Dairemizce verilen temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına ilişkin kararı usul ve yasaya uygun olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz gerekçeleri yerinde görülmediğinden, sanığın eyleminin TCK 27/2. maddesinde belirtilen ''meşru savunmada sınırın aşılması'' olduğu kanaatiyle itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiğine yönelik Daire Başkanı … ve Üye …'ın karşı oyları ve oy çokluğu ile İTİRAZIN REDDİNE, dosyanın itiraz konusunda karar verilmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21/03/2022 gününde karar verildi.
KARŞI OY :
Yargıtay 1. Ceza Dairemizin 2021/10343 Esas ve 2021/14776 Karar sayılı çoğunluk görüşüne, sanık …’ın eyleminin TCK'nin 27/2. maddesinde belirtilen "meşru savunmada sınırın aşılması maruz görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilemez’’ şeklinde olduğundan CMK'nin 223/3-c maddesi gereği sanığa "ceza verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi gerektiğinden bahisle katılmamaktayız.
I-) Önce konu ilgili Hukuki açıklamada bulunursak;
CGK’nin 06.05.2014 tarih, 2012/1-1557 Esas ve 2014/233 sayılı kararı ve CGK’nin 01.03.2016 tarih, 2015/1-1039 Esas ve 2016/96 sayılı kararlarında belirtildiği üzere; meşru müdafaa (yasal savunma) ile meşru müdafaada sınırın aşılması için aranan şartlar şu şekilde belirlenmiştir.
1-Sanığın eylemini meşru müdafaa şartları altında gerçekleştirip gerçekleştirmediği; Meşru savunma, gerek 765 sayılı Kanun'un 49/2. maddesinde, gerekse 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesinde bir "hukuka uygunluk nedeni" olarak düzenlenmiştir. Meşru savunmanın şartlarına ilişkin olarak 765 ve 5237 sayılı Kanunlar arasındaki en önemli fark, "meşru savunma yoluyla korunan hakkın niteliğine" ilişkindir. Bunun dışındaki şartlar açısından her iki düzenleme ile yerleşik uygulamalar arasında ciddi bir fark bulunmamaktadır.
765 sayılı TCK'nin 49/2. maddesindeki düzenleme; "Gerek kendisinin, gerek başkasının nefsine veya ırzına vuku bulan haksız bir taarruzu filhal def’i zaruretinin bâis olduğu mecburiyetle işlenilen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde olup, anılan düzenleme ile meşru savunmanın, kişinin kendisinin veya başkasının sadece nefsine veya ırzına yönelik saldırılarda söz konusu olabileceği hüküm altına alınmıştır. Uygulamada en geniş yorumla maddenin "diğer kişilik haklarına yönelik saldırılarda" dahi uygulanabileceği kabuledilmişise de, mal varlığına yönelik saldırıları önlemek maksadıyla işlenen fiiller bu kapsamda değerlendirilmemiştir.
Buna karşılık, 5237 sayılı TCK'nin 25/1. maddesinde;"Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez" şeklinde daha geniş bir hükme yer verilmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru müdafaanın kabulü için saldırının "korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması" yeterli görülmüştür.
Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; 765 sayılı TCK’nin 49/2 ve 5237 sayılı TCK’nin 25/1. maddelerinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma,hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle de eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1. Saldırıya ilişkin şartlar:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.
2. Savunmaya ilişkin şartlar:
a)Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.
b)Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c)Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, "sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir.
2-Meşru müdafaada sınırın aşılıp aşılmadığı;
Sınırın aşılmasını 765 sayılı TCK’ye göre oldukça farklı şekilde düzenleyen 5237 sayılı TCK’nin 27. maddesinde;
1)Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.
2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez" denilmektedir.
Kanun maddesi ve gerekçedeki anlatımın aksine öğretide kabul edilen görüşe göre, "Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması" ibaresini "Hukuka uygunluk hallerinde sınırın aşılması" olarak anlamak gerekir. (…, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 9. bası, …, 2013, s. 413-425; Mahmut Koca, Yeni TCK’nda Hukuka Uygunluk Nedenleri, Ceza Hukuku Dergisi, S.1, Ekim 2006, s.111 vd.; … Bakıcı, Ceza Hukuku Genel Hükümleri, 2. bası, s.615 vd.; Haydar Metiner-Ahsen Koç, TCK Genel Hükümleri, …, 2008, C.1, s. 692 vd.) Nitekim 5271 sayılı CMK’nun hüküm çeşitlerini düzenleyen 223. maddesinin sistematiği de bu anlayışı desteklemektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanununda dört hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiş olup, bunlar; meşru savunma, hakkın kullanılması, kanunun emrini ifa ve ilgilinin rızasıdır. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında 5271 sayılı CMK’nin 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, "sınırın aşılması" bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp, TCK’nin 27. maddenin1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden bir tanesidir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde "beraat" kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nin 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek "ceza verilmesine yer olmadığı" kararı verilecektir.
TCK’nin 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.
Aynı maddenin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;
1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,
2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,
3- Savunmaya ilişkin şartlardan "ölçülülük ya da orantılılık" şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,
4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nin 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur.
Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, "heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru müdafaada sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 05.10.2010 gün ve 175-182 ile 31.03.2009 gün ve 201-81 sayılı kararlarda da aynı hususlara vurgu yapılmıştır.
Sanığın maruz kaldığı saldırının etkisiyle içine düştüğü psikolojik hal nedeniyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması, bunun sonucunda da meşru savunma sınırını aşması hayatın olağan akışında beklenebilecek bir durum olup, somut olayda TCK’nin 27. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma şartları gerçekleşmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.03.1998 gün ve 2-370/75 sayılı kararı ile Birinci Ceza Dairesinin birçok kararında açıkça ifade edildiği gibi, “Sanığın içinde bulunduğu ruh halinin adil bir tarzda göz önünde tutulması gerektiği gibi, saldırının halen varlığını geniş manada anlamak ve başlayacağı artık muhakkak olan saldırıyı başlamış, keza bitmiş olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da henüz bitmemiş saymak zorunludur.Kişiye yasal savunmada hiçbir şekilde kaçma yükümlülüğü yüklenemez.”
Meşru savunmada bulunulmak suretiyle ihlal edilen, 'bir insanın yaşama hakkı' olduğuna göre, saldırının da o derece önemli bir hakka yönelmesi gerekir. Bu hakların başında yaşama hakkının geldiğinde kuşku yoktur. Başka bir deyişle, kişi kendisinin veya başkasının yaşam hakkına yönelik bir saldırı vuku bulduğunda, bunu saldırganın yaşam hakkında son vermek suretiyle defedebilir. Bunun için, yaşam hakkına yönelik saldırının devam ediyor olması, başlamamış ancak başlayacağı mutlak olması ya da bitmiş ancak tekrar başlayacağı muhakkak olması gerekir.
Önemli olan saldırının o an itibarıyla ulaştığı nokta değil, müdahale edilmediği takdirde ulaşabileceği noktadır. Dolayısıyla, bir kişi kavga sırasında tabancasını çektikten sonra, karşıdaki kişinin kafasına, göğsüne değil de, ayağına ya da sağına, soluna, boşluğa ateş ediyor olsa bile, bu hareketin muhatabı olan kişi açısından saldırganı öldürme suretiyle meşru savunmada bulunma hakkı doğmuş olur. Zira bu durumda meşru savunmanın koruduğu değer 'yaşam hakkı' olup kişinin yaşam hakkını korumak için daha ciddi bir yaralanmaya maruz kalması beklenemez. Gergin bir ortamda silahın doğrultulduğu an yaşam hakkına yönelik saldırının başladığı ve eş zamanlı olarak savunmaya hak kazanıldığı andır. Bu durumun aksinin kabulü, belirtilen durumlarda meşru savunmayı anlamsız kılacaktır.
Nitekim, dolu bir tabancanın kişiye yöneltilmesi ile ateşlenmesi arasındaki zaman farkı ancak saniyelerle ölçülebilir, aynı şekilde bir kişinin ayağına ateş edildikten sonra göğsüne ateş edilmesi için tabancanın ucunun yukarıya doğru 20 cm daha kaldırılması yeterli olacaktır. Bu durumda, saldırıya maruz kalana, 'saldırgan seni gerçekten öldüreceğini ortaya koyana kadar bekle' anlamına gelecek şekilde yorumda bulunmak, meşru savunma müessesesini anlamsız hale getirecektir. Bir başkasına hasmane bir tutumla silahını tevcih eden kişinin, karşısındaki tarafından meşru savunma koşulları altında öldürülme riskini göze aldığının kabul edilmesi gerekir. Hukuk düzeni, yaşam hakkına saldırılan kişiye, kaçma, saklanma, sabretme, acıma gibi yükümlülükler de yükleyemez. Saldırıya maruz kalan, imkân ve fırsatını bulduğu takdirde saldırgana karşı müdahale edebilmelidir. Yine saldırının, savunmada bulunan kişinin yaşam hakkına yönelik olması ile üçüncü bir kişinin yaşam hakkına yönelik olması arasında bu açıdan fark bulunmamaktadır.
II-) Konu ile ilgili somut olay incelendiğinde;
Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre; Sanığın aksi kanıtlanamayan savunmaları dikkate alındığında, maktül …’un cezaevinden çıktığını belirterek sanıktan her ay verilmek üzere para haraç talep ettiği, bu konuda önceden de birkaç kez telefon görüşmesi olduğu, ancak almak için gitmediği, bu nedenle sanığın bu durumu kâle almadığı, olay gecesi de maktülün sanığı önce telefonla arayıp geleceğini söylediği, sanığın aynı zamanda ikamet olarak da kullandığı ofisine görüşmek üzere gece 00:58 sırasında bir taksi ile geldiği, sanığın maktülü karşıladığı ve birlikte yukarı ofisine çıktıkları, maktülün otopsi raporuna göre, gelmeden önce alkol ve uyuşturucu aldığı, 147 promil alkollü ve 785 ng anfetamin maddesi uyuşturucu kullandığın belirlendiği, ofiste yaklaşık 1 saate yakın konuştukları, maktulün sanığı tehdit ederek haraç istediği, sanığın maktulü ikna etmeye çalıştığı sırada maktulün sanığa sinkaflı hakaret edip ayağa kalkarak belinden silahı çıkarıp sanığa doğrulttuğu, bu esnada sanık ile maktulün yakın mesafede oturduklarından, sanığın maktülün silah bulunan elini tutarak başka yöne çevirdiği tabancayı maktulün elinden almaya çalışırken silahın 2 kez ateş aldığı, duvara ve kapıya isabet ettiği, sanığın silahı maktülden aldıktan sonra şok geçirerek birden ziyade kez maktüle ateş ederek onun ölümüne sebep olduğu olayda,
Olayda alınan bilirkişi raporuna göre, Hem sanık hemde maktülde swaplar ve elbiseler üzerinde atış artığına rastlandığı, olayda 10 adet boş kovan, 6 adet deforme mermi çekirdeğine rastlandığı, olayda kullanılan kovan ve mermilerin HS-9 marka tabancadan atıldığının belirlendiği, yine 9 adet merminin maktüle isabet ettiğinin belirlendiği,
Olaydan hemen sonra, sanığın 155 polis … hattını saat 01:58 de arayarak çözüm tutanağına göre "haraç istemeye gelen biri vardı, silah çekti kapıştık, onu vurdum ya", "silah çekti bana bende elinden böyle silahı bir şekilde aldım, ondan sonra vurdum abi onu’’ şeklinde ifadeler kullandığı, yine 112 Acil merkezini saat 02:00 da arayarak çözüm tutanağına göre "hayır birisi bana silah çekti de o yaralandı", "vallahi bilmiyorum ya öyle boğuşuyorduk silahlar milahlar şey oldu’’ şeklinde beyanlarda bulunmuş ve bulunduğu yerin adresini bildirmiştir.
Olay anlık olarak gerçekleşmiştir, maktül sanığa göre daha cüsseli ve kiloludur, maktül haraç almak için olay yerine gelmiştir, alkollü ve uyuşturucu etkisi altındadır. Maktül önce sanığa tehdit ve hakarette bulunmuş, parayı alamayınca elindeki kartı yırtmış, sağ eli ile sol belinden tabancayı çekmiş, önceden de silahın ağzına mermi verildiğinden, sanık maktulün elini yakalayıp silahın yönünü çevirince silah 2 kez ateş almış ve başka yerlere isabet etmiş, sanık maktülden silahı alınca maruz kaldığı saldırının etkisi ile içine düştüğü korku ve kaygı ile birden çok kere ateş ederek maktülün ölümüne sebep olmuş, olayın hemen sonrasında Polis 155 ve Acil 112 yi aramıştır.
Olay esnasında sanığın belinde ruhsatlı Glock silahı varken bunu ve ofisteki diğer silahları hiç kullanmamış, maktülün silahını elinden alarak ateş etmiştir.
Bu olayda, TCK'nin 25. maddesinde belirtilen "meşru müdafaa" yoktur, ancak TCK'nin 27/2. maddesinde belirtilen korku, kaygı ve heyecanla sınırın aşılması söz konusudur. Eğer sanık maktulü öldürmese idi, haraç için olay yerine gelen tehdit ve hakaretlerde bulunan silahını çeken ve ateşleyen maktül sanığı öldürecekti.
Sonuç olarak; olayda TCK'nin 27/2. maddesi uygulanarak CMK'nin 223/3-c gereği "ceza verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi gerekirken, TCK'nin 81/1, 29/1, 62. maddeleri gereğince tahrik altında adam öldürmekten ceza verilmesi gerektiğini belirten kararın Onanmasına karar veren sayın çoğunluğun görüşüne katılmadığımız için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun itirazın reddine ilişkin görüşüne muhalifiz.
Meşru Savunmanın Saldırıya ve Savunmaya İlişkin Şartları
Meşru savunmanın varlığından söz edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin yasal koşulların birlikte gerçekleşmesi zorunludur. Saldırıya ilişkin olarak; mevcut, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak bir saldırı bulunmalı, bu saldırı haksız olmalı, kişinin kendisine veya başkasına ait korunabilir bir hakka yönelmeli ve saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır. Saldırının haksız olması yeterli olup ayrıca suç teşkil etmesi gerekmez. Savunmaya ilişkin koşullar ise savunmanın zorunlu olması, bizzat saldırana karşı yapılması ve saldırı ile savunma arasında oran bulunmasıdır. Savunmada zorunluluk, failin hakkını koruyabilmesi için savunmadan başka imkanının bulunmaması halidir. Yaşam hakkına yönelik haksız bir saldırıya maruz kalan kimseye peşinen kaçma, saklanma ya da sabretme yükümlülüğü yüklenemeyeceği, kişinin koşullar elverdiğinde saldırgana karşı savunmada bulunabileceği kabul edilir. Savunmada kullanılan araçların saldırıda kullanılan araçlarla birebir aynı olması zorunlu olmamakla birlikte, savunma eyleminin saldırıyı defetme amacını aşmaması ve somut halin şartlarına göre orantılı kalması şarttır.
Hayvanlardan Gelen Tehlikeler Karşısında Hukuki Durum
Hayvanlara karşı doğrudan meşru müdafaa hakkı tanınmamaktadır. Bir insanın bir hayvana karşı tehlikeli bir durumla karşılaşması halinde hayvana zarar verilmesi eylemi meşru savunma kapsamında değerlendirilmez. Meşru savunmanın kabul edilebilmesi için haksız bir saldırının bulunması aranır; hayvanlardan yönelen tehlikeler ise haksız bir insan saldırısı niteliği taşımadığından meşru savunma kurallarıyla çözümlenemez.
Zorunluluk Halinin Koşulları ve Uygulama Alanı
Türk Ceza Kanunu'nun 25. maddesinin 2. fıkrası uyarınca zorunluluk halinin oluşabilmesi için kişinin gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik ağır ve muhakkak bir tehlikenin varlığı şarttır. Failin bu tehlikeye bilerek neden olmaması, tehlikeden başka suretle korunma olanağının bulunmaması, failin tehlikeye göğüs germe mükellefiyetinin olmaması ve tehlikenin ağırlığı ile korunmak istenen konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunması zorunludur. Örneğin organ ticareti suçlamasına konu olan ileri derecedeki böbrek yetmezliği hallerinde; hastalığın hayati tehlike arz edip etmediği, tıp bilimi çerçevesinde suç oluşturan nakil fiili dışında başka bir yolla tedavi imkanının bulunup bulunmadığı ve organ temininde gerçek bir zaruretin olup olmadığı araştırılarak zorunluluk hali değerlendirilir. Zorunluluk hali failin cezai kusurluluğunu kaldırarak ceza verilmesini engeller; ancak zarar gören kişilere karşı doğabilecek hukuki tazminat yükümlülüğünü kendiliğinden sonlandırmaz.
Özel Hukukta Meşru Savunma, Zorunluluk Hali ve Tazminat Sorumluluğu
Meşru savunma ve zorunluluk hali ceza hukukunun yanı sıra özel hukuk sorumluluğu bakımından da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 64. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddenin 1. fıkrasına göre haklı savunmada bulunan kişi, saldıranın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz. Buna karşılık Türk Borçlar Kanunu'nun 64. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, kendisini veya bir başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak amacıyla bir başka kişinin mallarına zarar veren kişinin bu zararı giderme yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler. Maddenin 3. fıkrasında düzenlenen hakkını kendi gücüyle koruma durumunda ise durum ve koşullara göre kolluk gücünün yardımının zamanında sağlanamaması ve hakkın kayba uğramasını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol bulunmaması koşuluyla verilen zarardan sorumluluk doğmaz. Dolayısıyla zorunluluk halinde cezai kusurluluk kalksa dahi üçüncü kişilerin mallarına verilen zararların hakkaniyet çerçevesinde tazmini gündeme gelir.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 64Kaynağı aç
mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden
korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim
yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler.
Hakkını kendi gücüyle koruma durumunda kalan kişi, durum ve koşullara
göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında sağlayamayacak ise ve hakkının
kayba uğramasını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek
başka bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
B. Kusursuz sorumluluk
I. Hakkaniyet
sorumluluğu
Ceza Sorumluluğunu Kaldıran Nedenlerde Sınırın Aşılması
Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın aşılması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 27. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasına göre sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa taksirli suç için kanunda yazılı ceza altıda birinden üçte birine kadar indirilerek hükmolunur. Maddenin 2. fıkrasında ise meşru savunmaya özgü bir düzenlemeye yer verilmiştir; meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmişse faile ceza verilmez. Sınırın aşılması bir hukuka uygunluk nedeni olmadığından beraat kararı verilmeyip; sınır kast olmaksızın aşıldığında taksirli suçtan indirimli ceza uygulanırken, meşru savunmada sınır mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaşla aşıldığında kusurluluk kalktığı için Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gereğince ceza verilmesine yer olmadığı kararı tesis edilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 27Kaynağı aç
olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa,
taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı
indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan,
korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.
Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit
Meşru Savunmada Sınırın Aşılması ile Haksız Tahrik Ayrımı
Meşru savunmada sınırın aşılmasında failin psikolojik durumu ile eylemin saiki hukuki nitelemeyi belirler. Fail maruz kaldığı saldırının etkisiyle mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaşa kapılarak sınırı aştığında Türk Ceza Kanunu'nun 27. maddesinin 2. fıkrasından yararlanır. Ancak sınırın aşılması saldırıdan kaynaklansa dahi heyecan, korku veya telaş yerine öfke, kin ve gazap gibi duyguların etkisiyle gerçekleşmişse anılan fıkra uygulanamaz. Bu gibi hallerde fiil Türk Ceza Kanunu'nun 29. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen haksız tahrik hükümleri kapsamında değerlendirilir ve haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında kalınarak cezada kanuni indirim yapılır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/1051 Esas, 2018/69 Karar sayılı kararında, maktulün bacak bölgesini hedef alarak gerçekleştirdiği silahlı saldırıya karşı, husumet ve yaralanmanın doğurduğu öfke ve gazabın etkisiyle doğrudan göğüs bölgesine ateş edilerek maktulün öldürülmesi eyleminde meşru savunma veya sınırın aşılması hükümlerinin uygulanamayacağı, eylemin yoğun haksız tahrik altında kasten öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Buna karşılık Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015/1039 Esas, 2016/96 Karar sayılı kararında, silahlı kişilerle olay yerine gelen maktul tarafından silahla yaralanan ve darp edilmiş vaziyette yerde yatan kardeşine maktul tarafından ateş edildiğini gören sanığın göğüs bölgesine ateş ederek orantılılık sınırını aşması eyleminde, olayın gelişimi ve gerçekleşme biçimi gözetilerek sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku ve telaşla aşıldığı sonucuna varılmış, kasten öldürme fiilinin bu kapsamda değerlendirilmemesi bozma nedeni sayılarak sanığın tahliyesine karar verilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2022/942 Esas, 2022/2157 Karar sayılı kararında da kasten öldürme fiilinde sınırın aşılması koşulları irdelenmiş ve meşru savunma sınırının heyecan ve korkuyla aşılıp aşılmadığı değerlendirilmiştir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 29Kaynağı aç
şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası
yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde
verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
Hata
Yaşam hakkına yönelik saldırılarda kişinin kaçma yükümlülüğü var mıdır?
Yaşam hakkına yönelik haksız bir saldırıya maruz kalan kişiye peşinen kaçma, saklanma ya da sabretme zorunluluğu yüklenemez; saldırıyla karşılaşan kimsenin imkan ve koşullar elverdiğinde saldırgana karşı savunmada bulunabilmesi mümkündür.
Meşru savunma ile haksız tahrik arasındaki temel fark nedir?
Meşru savunma eylemin hukuka aykırılığını ortadan kaldırarak beraat kararı verilmesini sağlayan bir hukuka uygunluk nedenidir; haksız tahrik ise suç teşkil eden fiil haksız bir fiilin doğurduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisiyle işlendiğinde cezada kanuni indirim yapılmasını sağlayan bir ceza indirimi nedenidir. Savunma sınırı heyecan veya telaş yerine öfke saikiyle aşıldığında meşru savunma değil haksız tahrik hükümleri uygulanır.
Zorunluluk halinde üçüncü kişinin mallarına verilen zarar tazmin edilir mi?
Ağır ve yakın bir tehlike karşısında meşru bir korunma amacıyla başkasına ait eşyaya zarar verilmesi durumunda, doğan zararın giderilip giderilmeyeceği veya tazminatın kapsamı Türk Borçlar Kanunu'nun 64. maddesinin 2. fıkrasına göre hâkimin hakkaniyet takdirine göre tayin edilir; ceza hukukunda zorunluluk halinin mevcudiyeti cezai kusuru kaldırsa da tazminat borcunu doğrudan ortadan kaldırmaz.
Meşru savunmada sınır heyecan veya telaşla aşılırsa hangi karar verilir?
Meşru savunmada sınır mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelerek aşılmışsa faile Türk Ceza Kanunu'nun 27. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ceza verilmez ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gereğince ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

