Dolandırıcılık Suçunun Unsurları ve Temel Cezası
Dolandırıcılık suçu, hileli davranışlarla bir kimsenin aldatılması, mağdurun veya bir başkasının zararına yol açılması ve failin kendisine yahut bir başkasına yarar sağlamasıyla gerçekleşir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesi gereğince bu fiili işleyen kimseye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası verilir. Suçun oluşabilmesi için birden fazla hileli hareketin gerçekleşmesi zorunlu olmayıp tek bir hileli hareket de yeterli kabul edilebilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 157Kaynağı aç
başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye
bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.
Nitelikli dolandırıcılık
Suçun tipikliği bakımından failin sergilediği aldatıcı davranış ile muhatabın hataya düşmesi ve bunun sonucunda meydana gelen malvarlığı zararı arasında doğrudan illiyet bağı bulunmalıdır. Manevi unsur açısından dolandırıcılık kasten işlenen bir suçtur ve olası kastla da gerçekleştirilebilir; ancak bu suçun taksirle icra edilmesi hukuken mümkün değildir.
Banka ve Bilişim Sistemlerinin Araç Kılınması
Dolandırıcılık fiilinin bilişim sistemlerinin ya da banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca suçun nitelikli halini meydana getirir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 158Kaynağı aç
a) Dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle,
b) Kişinin içinde bulunduğu tehlikeli durum veya zor şartlardan yararlanmak
suretiyle,
c) Kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle,
d) Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasi
parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması
suretiyle,
e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,
f) Bilişim sistemlerinin, banka veya
kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle,
g) Basın ve yayın araçlarının sağladığı kolaylıktan yararlanmak
suretiyle,
h) Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden
kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin
kooperatifin faaliyeti kapsamında,
i) Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı
kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle,
j) Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir
kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla,
k) Sigorta bedelini almak maksadıyla,
l) (Ek: 24/11/2016-6763/14 md.) Kişinin,
kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı
olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi
suretiyle,
İşlenmesi halinde, üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar
adlî para cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 29/6/2005 – 5377/19 md.; Değişik:
3/4/2013-6456/40 md.) Ancak, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde sayılan
hâllerde hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan
elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.[71]
(2) Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı
sayıldığından bahisle ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak,
başkasından menfaat temin eden kişi, yukarıdaki fıkra hükmüne göre
cezalandırılır.
(3) (Ek fıkra: 24/11/2016-6763/14 md.)
Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçların, üç veya daha fazla kişi tarafından
birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında; suç işlemek için
teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde verilecek
ceza bir kat artırılır.
Daha az cezayı gerektiren hal
Failin kendisini kamu görevlisi ya da banka, sigorta veya kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması yahut bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu beyan etmesi de 5237 sayılı Kanun'un 158. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinde düzenlenen diğer bir nitelikli dolandırıcılık halidir.
Nitelikli Dolandırıcılıkta Ceza Miktarı ve Artırım Halleri
5237 sayılı Kanun'un 158. maddesinin birinci fıkrasında nitelikli dolandırıcılık suçları için üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası öngörülmüştür. Bununla birlikte bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç kılınması (f bendi) ve failin kendisini banka veya kredi kurumu çalışanı olarak tanıtması (l bendi) dahil olmak üzere fıkrada gösterilen belirli durumlarda hapis cezasının alt sınırı dört yıldan, adli para cezası ise suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz.
Suçun iştirak biçimi ve icra tarzı cezanın belirlenmesinde artırım sebebi teşkil eder. 5237 sayılı Kanun'un 158. maddesinin üçüncü fıkrasına göre hem 157. maddedeki temel dolandırıcılık hem de 158. maddedeki nitelikli dolandırıcılık fiillerinin üç veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi durumunda ceza yarı oranında artırılır. Eylemin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti kapsamında icrası halinde ise verilecek ceza bir kat artırılarak tayin edilir.
Dolandırıcılık Suçunda Etkin Pişmanlık Hükümleri
Dolandırıcılık suçlarında failin, azmettirenin veya yardım edenin soruşturma veya kovuşturma evresinde zararı karşılaması ceza indirimi sonucunu doğurabilir. 5237 sayılı Kanun'un 168. maddesinin birinci fıkrası uyarınca suç tamamlandıktan sonra fakat bu nedenle kovuşturma başlamadan önce failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen iade veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 168Kaynağı aç
(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık,
hileli iflâs, taksirli iflâs (…)[72]
suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan
önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek
mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen
gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.
(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm
verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı
indirilir.
(3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek
cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde
üçte birine kadarı indirilir.
(4) Kısmen geri verme veya tazmin
halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun
rızası aranır.
(5) (Ek: 2/7/2012 – 6352/84 md.) Karşılıksız yararlanma suçunda, fail, azmettiren veya yardım edenin
pişmanlık göstererek mağdurun, kamunun veya özel hukuk tüzel kişisinin uğradığı
zararı, soruşturma tamamlanmadan önce tamamen tazmin etmesi halinde kamu davası
açılmaz; zararın hüküm verilinceye kadar tamamen tazmin edilmesi halinde ise,
verilecek ceza üçte birine kadar indirilir. Ancak kişi, bu fıkra hükmünden iki
defadan fazla yararlanamaz.
Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması
Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ancak mahkemece hüküm kurulmadan önce gösterilmesi halinde, 5237 sayılı Kanun'un 168. maddesinin ikinci fıkrası gereğince verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir. 168. maddenin dördüncü fıkrası uyarınca zararın kısmen geri verilmesi veya tazmin edilmesi durumunda etkin pişmanlık hükümlerinin tatbiki için ayrıca mağdurun rızası aranır.
Şikayet Usulü ve Dava Zamanaşımı Süreleri
Hesapta yetkisiz bir transfer tespit edildiğinde gecikmeksizin ilgili bankayla irtibata geçilerek işlemin iptali talep edilmelidir. Dolandırıcılık vakalarında cezai sürecin başlatılması amacıyla en yakın kolluk birimine veya Cumhuriyet Başsavcılığı'ne şikayette bulunulması gerekir. 5237 sayılı Kanun'un 66. maddesinin altıncı fıkrasına göre dava zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden itibaren işlemeye başlar.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 66Kaynağı aç
kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda
yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda
onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını
gerektiren suçlarda sekiz yıl,
geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını
doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup
da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin
geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller
itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun
kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları
gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/8
md.) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece
bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı
süresi yeni baştan işlemeye başlar.
(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs
halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda
kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara
karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından
işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye
başlar.
(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış
müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların
yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.
Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi
Dava zamanaşımı süresi belirlenirken mevcut deliller çerçevesinde suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri ve suçun kanundaki cezasının yukarı sınırı dikkate alınır. 5237 sayılı Kanun'un 66. maddesinin birinci fıkrası gereğince kanunda beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda kamu davası on beş yıl, beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda ise sekiz yıl geçmesiyle düşer.
Bankaların Güvenlik Yükümlülüğü ve Tazminat Sorumluluğu
İnternet bankacılığı hizmeti sağlayan bankalar, kötü niyetli üçüncü kişilerin sisteme yetkisiz erişimlerini engelleyecek güvenlik mekanizmalarını kurmak ve sistemi en son teknolojik gelişmelere uygun şekilde güncellemekle yükümlüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2224 Esas ve 2018/1753 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, müşterinin internet bankacılığı kullanması bankanın mevduatı koruma yükümlülüğünü kaldırmaz ve hukuki sorumluluğunu hafifletmez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2224, K. 2018/1753Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki "maddi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 8. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.01.2013 tarihli ve 2012/330 E. 2013/26 K. sayılı karar taraf vekillerince temyiz edilmekle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.01.2014 tarihli ve 2013/11577 E. 2014/1594 K. sayılı kararı ile:
"…Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankada bulunan hesabından 12.05.2011 tarihinde 9.788 TL'nin internet vasıtasıyla başka hesaba EFT edildiğini, davalı bankanın internet vasıtasıyla yapılan işlemlerde müşterilerin haklarını koruyucu tedbir almaması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek, 9.788 TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşmede güvenlik hususunda davacının uyarıldığını, söz konusu havale işleminden dolayı sorumlu olmadıklarını, davacının kusurlu hareketi bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının kişisel bilgilerini korumada gerekli özeni göstermediği bu nedenle % 40 kusuru bulunduğu, davalı bankanın ise yeterli güvenlik önlemlerini almayarak % 60 oranında kusuru olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 5.872,80 TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Dava tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir.
Somut olayda, davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır. Tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle tarafların birlikte kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiş kararan davacı yararına bozulması gerekmiştir…"
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, internet bankacılığı işlemi nedeniyle bankanın sorumluluğuna dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili; müvekkilinin davalı bankanın müşterisi olduğunu, 12.05.2011 tarihinde müvekkilinin çeşitli bankalardaki hesaplarında internet aracılığı ile korsan girişimlerde bulunulduğunu ve müvekkilinin davalı banka şubesindeki hesabından 9.788,00TL’nin başka hesaplara EFT yapılarak aktarıldığını, davalıdan EFT yapılan paranın iadesinin istendiğini, ancak davalı tarafından paranın iade edilemeyeceğinin belirtildiğini, davalı bankanın objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve müşterilerini koruma amaçlı gerekli güvenlik önlemlerini almadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 9.788,00TL zararın mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalı bankadan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davacının internet bankacılığı işlemlerinde zorunlu kılınan tek kullanımlık şifre seçeneklerinden akıllı SMS seçeneğini kullandığını, dava konusu işlemin davacının müşteri numarası, internet bankacılığı şifresi ve cep telefonuna gönderilen işlem şifresi (Akıllık SMS) kullanılmak suretiyle gerçekleştiğini, davacı şirket yetkilisi tarafından Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/2069 soruşturma sayılı dosyasında verilen 13.05.2011 tarihli ifadede şifreleri korumak için gerekli dikkat ve özeni göstermediğini belirttiğini, bu durumda kötü niyetli üçüncü kişilerin davacının yetkilisinin bilgisayarına gönderdiği “trojan virüsü” ile davacının şifre gibi tüm kişisel bilgilerinin ele geçirildiğini, şifrenin üçüncü şahıslar tarafından ele geçirilmesinin banka sistemleri üzerinden gerçekleşmediğini, bu nedenle müvekkili bankanın herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; davacının elektronik bankacılık için gerekli olan özel bilgilerin ve iletişim bilgilerinin korunması için gerekli dikkat ve özeni göstermediği, bu sebeple müterafik kusurunun olduğu, davalı bankanın da müşteri (hesap sahibi) tanımlamasını en üst düzeyde sağlayacak elektronik bankacılık sisteminin uygulanmasını sağlamadığı, bu nedenle davacı için % 40 ve davalı banka için % 60 kusur oranının uygulanmasının hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık kısmında yer alan gerekçelerle bozulmuştur.
Yerel mahkemece, önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı banka nezdindeki hesapta bulunan paranın internet bankacılığı aracılığı ile davacının iradesi dışında üçüncü kişilerce çekilmesinde davacıya atfedilecek bir kusurun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle internet bankacılığı kavramı ile bankaların müşterileriyle yaptığı internet bankacılığı sözleşmelerinden doğan yükümlülük ve sorumluluklarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.
İnternet, birden fazla haberleşme ağının (network) bilgisayarlar aracılığıyla meydana getirdikleri bir iletişim ortamıdır. Bu ağlar arasındaki ilişkiler IP (internet protokolü) kullanılmak suretiyle bilgisayarlar arasında gerçekleşir. Bankaların da bu ağa dâhil olmasıyla banka hizmetlerinin yer ve zaman kısıtlaması olmaksızın internet ortamında sunulmasına başlanmış ve böylece internet bankacılığı adı verilen yeni bir sistem doksanlı yılların ikinci yarısından itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır. Günümüzde internet, tüm dünya üzerine yayılmış olan çok geniş bir bilgisayar ağı durumuna gelmiş olup, bu iletişim ağından yararlanan internet bankacılığı; teknolojide meydana gelen gelişmeler sonucu ortaya çıkan ve hemen hemen bütün bankacılık işlemlerinin zaman ve yer sınırı olmaksızın internet üzerinden yapılabilmesini sağlayan elektronik bir bankacılık türü olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bankalar tarafından hazırlanan sözleşmelerde yer alan yaygın tarifiyle ise internet bankacılığı; şahsın kablolu, kablosuz iletişim sistemleri ile teknik şartlara haiz bilgisayar, tablet, cep telefonu gibi araçlar üzerinden ve internet-wap aracılığı ile otomatik, sesli yanıt sistemi ile şifre ve parolayı kullanarak, bankanın belirleyeceği kurallar ve limitler dâhilinde şahsın banka hesapları üzerinde her türlü işlem yapma yöntemidir.
İnternet bankacılığı işlemleri bakımından uygulamada ortaya çıkan en önemli sorun, hiç kuşkusuz güvenlik sorunu olup, banka hesaplarındaki paraların, müşterilere ait özel bilgiler kullanılarak üçüncü kişilerce başka hesaplara aktarılmasıdır. Bu sorun hem bankalar hem de müşteriler açısından önemli riskler oluşturmaktadır.
Güvenli bir internet bankacılık hizmetinin sunulmasında, böyle bir hizmetin alınmasında, normal bankacılık işlemlerindeki yükümlülüklerin yanı sıra hem bankanın hem de müşterinin üzerine düşen bazı ek yükümlülükler vardır. Bu bağlamda, internet bankacılığı hizmetini müşterilerine bankalar sunduğuna göre, bankaların internet bankacılığı sisteminin güvenliğine yönelik tüm tedbirleri almaları ve sistem hatalarını ve eksikliklerini gidererek sistemi bilinen en son teknolojik gelişmeye uygun hâle getirmeleri büyük önem taşımaktadır. Müşterilerin internet bankacılığını kullanmakta olması bankaların mevduatı koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı gibi, sorumluluğunu da hafifletmeyecektir. Bu kapsamda işlemlerini internet ortamına taşıyarak daha fazla müşteri kitlesine ulaşmak ve dolayısıyla daha fazla kâr elde etmek isteyen bankanın, buna paralel olarak gerekli teknolojik ve yazılımsal önlemleri alması, gelişen teknoloji karşısında kötü niyetli üçüncü kişilerin internet bankacılığı sistemine girişimlerini anında engelleyecek güvenlik mekanizmasını oluşturması, sistemini sürekli güncelleyerek yenilemesi, herhangi bir usulsüz işlemle karşılaşıldığında gerekli önlemleri almanın yanı sıra müşterilerini de anında bilgilendirmesi gerekmektedir (Savaş, Abdurrahman; İnternet Bankacılığı ve Tarafların Yükümlülükleri, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 19, S. 2, s. 151.) .
Bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlar olup, sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, Ahmet; Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2001, s. 106). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren 818 sayılı Borçlar Kanununun (818 sayılı BK) 99/2 ve 100/3 (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (6098 sayılı TBK) 115/3 ve 116/3) maddeleri gereğince, bankaların hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6762 sayılı TTK) 20/2. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6102 sayılı TTK) 18/2) maddesi gereğince, tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Nitekim, bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklıdır. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle bankaların internet bankacılığı hizmeti vermeye başladıkları andan itibaren özen yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir (Yılmaz, Süleyman; Hukuki Açıdan İnternet Bankacılığı, Ankara, 2010, s. 152.) .
Buna karşılık, hiç kuşkusuz, internet bankacılığı işlemlerinde müşteriler de kendilerinden beklenen her türlü tedbiri almak ve her türlü dikkat ve özeni göstermek zorundadırlar. Bu sebeple bilgisayarlarına başkalarının ulaşmasına imkân tanıyan her türlü gerçek ve sanal saldırıyı önleyici tedbirleri almaları ve bu konuda azami özeni göstermeleri gerekmektedir. Müşterilerin, internet bankacılığında kullanılmak üzere kendilerine verilen özel bilgilerini, banka ve kredi kartlarında olduğu gibi, üçüncü kişilerden özenle koruma ve saklama yükümlülüğü mevcuttur. Bu yükümlülüklerin ihlal edilmesi hâlinde müşterinin kendi kusurundan kaynaklanan bu durumun sorumluluğuna kusuru oranında katlanması gerekmektedir.
Bu itibarla, müşterinin internet dolandırıcılığı eyleminin işlenmesinde ve kişisel bilgilerinin kötü niyetli üçüncü kişilerin eline geçmesinde kusuru var ise 818 sayılı BK’nın 44. (6098 sayılı TBK’nın 52.) maddesi gereğince bu kusur, müterafik kusur olarak değerlendirilebilecektir. Bu durumda banka, sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirememesinde kusurlu olmadığını 818 sayılı BK’nın 96. (6098 sayılı TBK’nın 112.) maddesi gereğince ispat etmek durumunda olup, ayrıca müşterisinin müterafik kusurunu da ispat etmekle yükümlüdür (Yasaman, Hamdi; Banka Hukuku, İstanbul 2013, C. II, s.105) .
Yukarıda verilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; “davacının dava dışı bankalardaki hesaplarına da girildiği dikkate alındığında davacının kişisel bilgilerini bir şekilde koruyamadığının anlaşıldığı, davacının kişisel bilgilerini büyük bir olasılıkla kullandığı bilgisayarından çaldırdığı, yine davacının Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadeden cep telefonuna yönlendirici program yüklenmesine sebebiyet verdiğinin anlaşıldığı, bu nedenle müterafik kusurunun bulunduğu” belirtilerek davacının %40 oranında müterafik kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de, alınan rapor, somut olay yeterince irdelemeden ihtimallere dayalı olarak düzenlenmiştir. Dosya kapsamından, davacının üç ayrı bankadaki hesaplarına başka bir IP üzerinden aynı anda internet bankacılığı aracılığıyla kötü niyetli girişimlerde bulunulduğu, davalı haricindeki diğer bankaların kötü niyetli girişim sırasında davacıya bilgi vererek hesaplardan paranın çıkışını engelledikleri, davalı bankanın ise kötü niyetli girişimden davacının bildirimi ile haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, bu hususlar değerlendirilmeden, davalı bankanın olayın gerçekleştiği tarih itibariyle internet bankacılığı sisteminde, o dönem sektörde kullanılmakta olan tüm gerekli tedbirleri almış olup olmadığı araştırılmadan eksik inceleme ile karar verilmiştir.
Hâl böyle olunca mahkemece, alanında uzman bir başka bilirkişi heyetinden rapor alınarak, olayın gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) tebliği de gözetilerek o dönem sektörde kullanılmakta olan güvenlik tedbirlerinin neler olduğu ve davalı banka haricindeki diğer iki bankanın internet dolandırıcılığı işlemini engellemesi karşısında, davalı bankanın benzeri güvenlik tedbirlerini alıp almadığı, ayrıca davacının kusurunun zararın meydana gelmesinde ne derece etkili olduğu ayrıntılı bir şekilde irdelenip sonucuna göre karar verilmelidir.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davacının bilgileri ele geçirilmiş olsa dâhi bankanın gerekli güvenlik tedbirlerini alsaydı dolandırıcılık eyleminin gerçekleşmeyeceği, davalı bankanın olay tarihi itibariyle gerekli tedbirleri almadığının anlaşıldığı, davacının kötü niyetli üçüncü kişilerle işbirliği ve suç teşkil edebilecek eyleminin varlığının da davalı bankaca kanıtlanamadığı, bu itibarla yeniden bilirkişi incelemesinin usul ekonomisine aykırı olduğu gibi sonuca da etkili olmayacağı, bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Bu itibarla, yerel mahkeme direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının iadesine, aynı Kanunun 440/III-1 maddesi gereğince direnme kararına karşı miktar itibari ile karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 22.11.2018 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
KARŞI OY
Davacı, davalı banka nezdindeki hesabında bulunan paranın kötü niyetli 3. kişilerce internet bankacılığı işlemiyle çekilmesi sonucu alacağını davalı bankadan talep etmiştir.
5411 sayılı Bankalar Kanunu 61. maddede, mevduat sahiplerinin geri alma haklarının hiçbir suretle sınırlandırılamayacağı (TMK’nın rehin, hapis hakkı, TBK’nın alacağın temliki- devri, takas hükümleri ve diğer kanunların verdiği yetkiler ve yükümlülükler saklıdır) hükmü yer almaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme, ödünç (karz) ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Olay tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 s. Borçlar Kanunu’nun 306. vd. maddelerinde karz akdi düzenlenmiş olup, karz akdinde, ödünç veren bir miktar paranın yahut diğer mislî şeyin mülkiyetini ödünç alana nakleder, ödünç alan da aynı nevîden şeyleri geri vermekle yükümlü olur. Ödünç verilen parayı banka, kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Usulsüz tevdiye dair BK.nın 472/1. maddesi uyarınca da paranın nef’i ve hasarı saklayana, yani bankaya geçer. Saklayan banka, bu parayı kendi yararına kullanabilir, bu hükümler uyarınca, usulsüz işlemle kötü niyetli 3. kişilerce çekilen, EFT, havale edilen paralar, aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin; niteliği belirtilen sözleşme uyarınca bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Ancak, banka usulsüz işlemde mevduat sahibinin ispatlandığı takdirde, kusuru üzerinden alacakdan mahsup talebinde bulunabilir.
Banka basiretli tacirden beklenen özeni göstermek zorunda olup, en hafif kusurundan dahi sorumludur ve bu sorumluluğu kaldıran sözleşme hükümleri de geçerli değildir. Bankalar, bir güven kurumudur, objektif özen borcu bulunduğundan, topladıkları mevduatı sahteciliklere karşı özenle korumak zorundadırlar.
Somut olayda, davacının hesabından, internet yoluyla yapılan işlemle dava konusu miktarın EFT yapıldığı sabittir. Mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacı %40, davalı banka %60 kusurlu bulunarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacının müşteki olarak Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığına olayın nasıl olabileceğine dair verdiği ifadeye göre, iki gün önce bir diğer banka internet bankacılığına bilgisayarından giriş yaptığında kullandığı telefonun modeli, numarası, markasına dair soru butonu çıktığında bu bilgileri verdiği ve bir program yüklendiği ancak daha sonra bir işlem yapamadığı, beyanında şifresinin kırılmış olduğunu öğrendiği, bu nedenlerle davacının kötü niyetli 3. kişilerin şifreyi ele geçirmesine sebep olduğu, internet bankacılığı dolandırıcılık olaylarında casus programlar vasıtasıyla müşteri kişisel bilgilerinin çalındığına rastlandığı bu nedenlerle müşterinin, şifre, güvenlik kodu vb. bilgilerin yetkisiz 3. kişilerin eline geçmemesi için bunları gereği gibi muhafaza etmesi gerektiğinden kusurlu olduğu raporda belirtilmiştir. Ancak bankaların yukarıda açıklanan hükümlere ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre müşterinin mevduat hesabında dolandırıcıların geliştirdikleri yöntemlere karşı, çalınan bilgilerle işlem yapmasını önleyecek güvenlik önlemlerini almaları zorunludur. Dolandırıcılık eylemi, davacıya karşı değil, mevduat sözleşmesi uyarınca (karz- usulsüz tevdi) mülkiyeti kendisine geçen paranın maliki bankaya karşı işlenmiştir. Davacının bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Banka, kısa mesajla gönderilen tek kullanımlık işlem onay şifresini dolandırıcıların kendilerine yönlendirmek sûretiyle işlemler yaptıklarını bilmektedir, bilebilecek durumdadır. Bu nedenle, davacıya sunduğu gibi, yetersiz kalan SMS seçeneğini sunmayacak, bilirkişi raporunda belirtildiği gibi, üst derece güvenlik sağlayan, elektronik imza, akıllı anahtar, smart banking (şifre ele geçse bile 3. kişiler bu olmadan müşteri hesabına girememekte) gibi uygulamaları zorunlu olarak kullandıracaktır. Banka bunu yapmamış, yetersiz kalan SMS şifre uygulamasını seçenek olarak sunmuş, davacı da bunu tercih etmiştir. Banka, kötü niyetli 3. kişilerce davacı hesabına girilmesini önleyen zorunlu güvenlik tedbirlerini alsaydı bankaya karşı dolandırıcılık eylemi de gerçekleşemeyecekti, davacının diğer bilgileri ele geçirilse dahi. Davacının dava dışı banka hesabından da internet yoluyla yapılan aynı işlemde transfer edilen tutara alıcısı tarafından çekilemeden bloke konduğu rapordan anlaşılmıştır. BDDK’nın 14 Eylül 2007 tarihli 26643 sayılı Resmi Gazete de yayınlanan “Bankalarda Bilgi Sistemleri Yönetiminde Esas Alınacak İlkelere İlişkin Tebliğ” in 8, 14, 15. maddelerinde de bankaların müşteri bilgilerini ele geçirmeye yönelik saldırılara karşı, olası tehditleri önceden belirlemeye ilişkin sistemsel ve yazılımsal önemleri alma zorunluluğu getirilmiştir.
Şifresini gerekli şekilde muhafaza etmeyerek üçüncü kişilerin eline geçmesine neden olduğu gerekçesiyle %50 kusurlu bulunan bir mevduat sahibinin açtığı davada mahkemece davacı kusurlu kabul edilerek verilen kısmî kabul kararı, Özel Dairece aynı gerekçelerle bozulmuş, direnme kararının temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulunun, 21.11.2012 tarih 2012/11-550 E. 2012/820 K. sayılı ilamında bankanın parayı davacıya iade etmekle sorumlu olduğu, şifre bilgilerinin üçüncü kişilerce ele geçirilmesini önleyecek güvenlik mekanizmasını oluşturması gerektiği, sistem güvenliğinin sağlanamamasından kaynaklanan zararların sorumluluğunun bankaya ait olduğu gerekçeleriyle direnme kararı bozulmuştur. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2005/4748 E., 2006/7341 K. , 2008/9239 E., 2010/504 K., 2009/1065 E. 2010/6921 K., 2015/14040 E., 2017/2093 K., 2016/10483 E., 2018/2840 K., 2016/7228 E., 2018/972 K. sayılı kararları emsal nitelikte olup, yerleşmiş içtihatları bu doğrultudadır.
Açıklanan nedenlerle sorumluluk bankaya ait olup, davacının kötü niyetli 3. kişilerle el ve işbirliği ve suç teşkil edebilecek bir eyleminin de varlığı davalı bankaca kanıtlanmadığından, mudinin kendisine tevdî ettiği mevduatı aynen iade etmekle yükümlü olduğundan, yeniden bilirkişi incelemesi usul ekonomisine aykırı olduğu gibi, sonuca da etkili olmayacaktır. Kararın usul ve Yasaya uygun Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin bozma ilâmı doğrultusunda belirtilen gerekçelerle bozulması görüşünde olduğumdan, yeniden bilirkişi raporu alınması yönündeki sayın çoğunluğun değişik bozma görüşüne katılmıyorum.
Müşterinin kusuru bulunmaksızın banka sistemindeki güvenlik açığı sebebiyle zarar doğması halinde banka bu maddi kaybı tazmin etmekle yükümlüdür. Suç nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların tazmini için ceza davasından bağımsız olarak hukuk mahkemelerinde tazminat davası açılabilir.
Müterafik Kusur ve İspat Yükü
İnternet bankacılığı dolandırıcılığında hesap sahibinin eylemin gerçekleşmesinde ve kişisel bilgilerinin üçüncü kişilerin eline geçmesinde kusurlu davranışı bulunuyorsa, bu durum Borçlar Kanunu kapsamında müterafik kusur olarak değerlendirilebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2224 Esas ve 2018/1753 Karar sayılı ilamına göre banka, borcun ifa edilmemesinde kusursuz olduğunu kanıtlamak zorunda olduğu gibi müşterisinin müterafik kusurunu da ispatlamakla yükümlüdür.
Hesap sahibinin yetkilendirmediği üçüncü kişiye banka tarafından ödeme yapılan somut uyuşmazlıklarda, hesap sahibinin sözleşme ilişkisi kurduğu muhasebecisini ve onun çalışanını seçme ve denetlemede kusurlu davranması halinde yarışan kusurun varlığı kabul edilmiştir. Bu durum Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/87 Esas ve 2017/1446 Karar sayılı kararında hesap sahibi şirketin yarışan kusuru olarak nitelendirilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/87, K. 2017/1446Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Kocaeli 2. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.04.2013 gün, 2011/371 E., 2013/113 K. sayılı kararın davalı …A.Ş vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.02.2014 gün ve 2013/12239 E., 2014/3142 K.. sayılı kararı ile;
"…Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankanın 0041430 hesap numaralı müşterisi olduğunu, bankanın Ağustos 2006 tarihine kadar, hesabından havale yoluyla "SSK ve vergi borçlarını" ödediğini, fakat Ağustos 2006-Mart 2007 tarihleri arasında "Peşin Vergi, Stopaj, KDV ve SSK Primi" karşılığı toplam 122.118,66 YTL'nın davalı bankadan çekildiği halde Alemdar Vergi Dairesi ve SSK İl Müdürlüğü'ne ödeme yapılmadığı, bu nedenle müvekkilinin gecikme zammı ile birlikte vergi dairesine 62.179,60 YTL, SSK İl Müdürlüğü'ne 68.298,68 YTL olmak üzere toplam 130.478,28 YTL ödeme yaptığını, davalının kusurundan kaynaklanan bu zararın ihtara rağmen ödemediğini ileri sürerek,130.478,28 YTL'nin ihtarnamenin tebliğ tarihi olan 26.04.2007 tarihinden itibaren avans faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin Ağustos 2006 tarihine kadar davacının SSK ve vergi borçlarını firmanın muhasebecisi … ve çalışanı …'in getirdiği tahakkuk fişlerine istinaden ilgili merciin hesabına havale yoluyla ödeme yaptığını, Ağustos 2006 tarihinden sonra …'in banka personeline ödemelerde sorunlar yaşandığını, SSK ve vergi dairesine elden ödeme yapacaklarını belirttiğini, bunun üzerine banka tarafından bu kişiye ödeme yapıldığını, kusurları olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemizin bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, davanın kısmen kabulü ile, davalı bankanın yetkisiz kişiye elden ödeme yapması nedeni ile davacının zararı olan 125.849,95 TL'nin bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde davacının da %1 müterafik kusuru olduğu kabul edilerek bu kusura isabet eden 1.258,50 TL düşüldükten sonra bakiye 124.591,45 TL’nin 27/04/2007 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak ve bilirkişi raporuna itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmiş ise de, bozma ilamında belirtildiği üzere, her ne kadar bankadan para çekme yetkisi bulunmayan şirket çalışanına ödeme yapılması davalı banka yönünden kusur teşkil eder ise de, anılan işlemleri yapan kişinin şirket çalışanı olması sebebiyle çalışanını seçmede ve onu denetlemede gerekli özeni göstermeyen davacının da olayda müterafik kusuru bulunmaktadır ve bu kusura karşılık verilen %1 kusur oranı somut olaya göre azdır. Nitekim davalı vekili de bu hususu bilirkişi raporuna itirazında dile getirmiştir. Mahkemece yeniden müterafik kusur oranı konusunda, üç kişiden oluşan bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, hatalı bilirkişi raporunun benimsenerek hüküm kurulması doğru olmamış, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, kararın davalı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir…"
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava bankanın kusurlu eylemi nedeniyle uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davacı Özlem Tem. Taah. Limited Şirketi vekili davalı bankanın müşterisi olan müvekkili şirketin sosyal sigorta ve vergi borçlarının hesaptan banka tarafından ödendiğini, ancak Ağustos 2006-Mart 2007 tarihleri arasında hesaptan bu amaçla para çekilmesine rağmen ilgili kurumlara ödemenin yapılmadığının anlaşılması üzerine gecikme zammı ile birlikte toplam 130.478,28 TL ödeme yapmak zorunda kaldıklarını ileri sürerek davalının kusurundan kaynaklanan bu zararın ihtar tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı …A.Ş. vekili davacı şirketin muhasebe işlerini gören çalışanının ilgili kurumlara elden ödeme yapmak istediğini beyan etmesi üzerine paranın davacı hesabından çekilerek bu kişiye verildiğini, davacının bu durumdan haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, daha önceden şirket hesabından yazılı talimat olmaksızın defalarca işlem yapan bu kişinin davacı tarafça şirkete yetkili kılındığının kabulünün gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın tam kabulüne ilişkin verilen hüküm Özel Dairenin 12.07.2010 gün, 2009/2234 E., 2010/8276 K. sayılı kararı ile davacı şirket hesabından para çeken ve fakat ilgili kurumlara ödemeyen kişinin davacının çalışanı olduğu, bankanın para çekme yetkisi olmayan bu kişiye ödeme yapmakla kusurlu davrandığını ancak çalışanını seçme ve denetlemede özen göstermeyen davacının da olayda yarışan kusurunun bulunduğu gerekçesiyle bozulmuştur.
Bu bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda yerel mahkemece bankanın ilgili işlem dekontlarına elden nakit verildiği yazılmak yerine “SSK ödeme”, “vergi ödemesi” gibi açıklamalar düşmüş olmasının davacının bozma kararında gösterilen denetim görevini yerine getirmesine imkân vermeyeceği yönündeki bilirkişi raporları ve bozmaya uyulmakla davalı lehine doğan kazanılmış hak da gözetilerek davacı şirkete yüzde bir oranında kusur atfedilmiş ve bu doğrultuda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Davalı …A.Ş. vekilinin temyiz itirazları üzerine hüküm Özel Daire tarafından yukarıda yazılı gerekçeler ile bozulmuştur.
Yerel mahkeme önceki karardaki gerekçelerini tekrar etmek suretiyle direnmiştir.
Direnme kararı davalı …A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı bankanın davacı şirketin yetkilisi olmayan kişiye elden ödeme yaptığı olayda davacının yarışan kusurunu yüzde bir olarak kabul eden mahkeme gerekçesinin somut olaya ve hukuka uygun olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre yeniden bilirkişi incelemesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle de Özel Daire bozma kararında hesaptan para çekip teslim alan kişinin davacının çalışanı olduğu yazılı ise de bu cümlenin davacının sözleşme ilişkisinin bulunduğu muhasebecisinin çalışanı olarak anlaşılması gerektiği, eş anlatımla iş yaptığı muhasebecisini seçme ve denetlemede kusurlu davrandığı, davacı hesap sahibi şirketin yarışan kusurunun bulunduğu yönündeki bozma kararına uyan mahkemenin bu bozma kararının gerekçesi ile örtüşmeyecek şekilde direnme kararı verdiği anlaşılmakla Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulmasını gerektirir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında somut olayda davalı bankanın kendisine verilen herhangi bir talimat olmadığı halde yetkisiz kişiye elden para vermesine ve buna rağmen kayıtlarda bu hususu göstermemiş olmasına göre davacıya kazanılmış hakları gözeterek mahkemece yüklenenden daha fazla kusur atfedilmesinin mümkün olmadığı, direnme kararının bu nedenle onanması gerektiği görüşü açıklanan gerekçeler Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
Sonuç itibari ile direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç: Davalı …A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 29.11.2017 gününde yapılan ikinci oylamada oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Yerel Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; müşterisinin bilgi ve izni dışında işlem yapan davalı Bankanın kusurunun sabit görüldüğü olayda hesap sahibi davacının, mahkemece uyulmakla davalı banka yönünden kazanılmış hak doğuran 12.07.2010 tarihli bozma kararı çerçevesinde yarışan kusurunun oranının tespiti noktasında toplanmaktadır.
Bankalar Devletin yoğun denetimi ve müdahalesi altında bulunan ve kendileri için belirlenmiş özel ilkelere uymak şartıyla faaliyet gösterebilen kuruluşlardır. Bankacılık sektörüne özgü bu durum, bankalarla muhatap olan geniş halk kitlelerinin bankalara karşı özel bir güven duygusu beslemelerine yol açmaktadır. Hukuken korunmaya değer olduğu sürece bu güven, bankaların diğer ticari işletmelerden ve klasik şirket türlerinden farklı hukuki sorumluluk kurallarına tabi tutulmalarını zorunlu kılmaktadır (BATTAL, Ahmet: Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2001, s.1).
Bu sorumluluğun ölçüsünün belirlenmesinde kullanılacak bir başka genel kural da 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 20/2 maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18/2’nci maddesinde tanımını bulmuştur. Buna göre her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Bunun sonucu olarak, itibar müessesesi olan bankaların, bu vasıfları nedeniyle gerekli bilgi ve tecrübelerinin varlığı hususunda kendilerine duyulan güveni boşa çıkarmamaları gerekir. Bankaların kendilerine güvenen müşterilerine, onların yakınları olan üçüncü kişilere ve bilgi almak ya da ilişki kurmak amacıyla kendilerine başvuran kişilere karşı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2’nci maddesinden doğan, koruyucu nitelikte bir özen borcu vardır.
İmtiyazla çalışan ve yeterliliği ve uzmanlığı kabul edilmiş olan tüzel kişi tacirler durumundaki bankalar, bu özel vasıflarının kendilerine yüklediği özen borcuna uygun hareket etmelidirler (BATTAL, s.149).
Nitekim bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 30.09.2015 gün, 2013/11-2425 E., 2015/2022 K. sayılı ilamında da ayrıntılarıyla açıklanmıştır.
Somut olayda davalı bankanın işlem dekontlarına hesaptan çekilen paranın yetkisiz kişiye elden verilmesine rağmen parayı hesaben aktarmış gibi “SSK ödeme”, “peşin vergi”, “stopaj” şeklindeki açıklamalar yazmış olması, bilgisi ve rızası hilafına hesabından işlem yapılan müşterisinin hesaplar üzerindeki kontrol imkânını elinden almıştır. Paranın teslim edildiği kişi doğrudan davacı şirket çalışanı olmayıp şirketin birlikte iş yaptığı muhasebecisinin yanında çalışan kişi olduğundan bu kişinin davacı tarafça denetlenebilmesi de mümkün değildir.
Nitekim ilk bozma kararı öncesi alınan bilirkişi raporlarında da, bozmaya uyularak yapılan inceleme sırasında alınan raporlarda ve mahkeme gerekçesinde de aynı hususlara işaret edilmiştir.
Hâl böyle olunca, yerel mahkemenin davacı şirkete atfedilen %1’lik yarışan kusurunu somut olaya göre az bulan ve yeniden yarışan kusurla ilgili bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğine işaret eden Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.02.2014 tarih, 2013/12239 E., 2014/3142 K. sayılı bozma kararına direnerek tesis ettiği hüküm dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olup davalı banka vekilin tüm temyiz itirazlarının reddi ile direnme hükmünün onanması gerektiği yönündeki kanaatim nedeniyle çoğunluk görüşüne katılmam mümkün olmamıştır.
KARŞI OY
Bir güven ve itibar kuruluşu olan bankaların en önemli yükümlülüklerinden birisi de özen yükümlülüğüdür. Bankacılık işlemleri ile ilgili tüm aşamalarda yapılan işlemlerde banka gerekli özeni göstermek durumundadır.
Mevduat, istenildiği anda veya belirli bir vade sonunda geri alınmak üzere, gerçek veya tüzel kişiler tarafından bankalara yatırılan parayı ifade eder. Banka mevduat hesaplarından para çekme hakkı, hesap sahibi veya yetkili temsilcisine aittir. Banka hesapları üzerinde, hesabın asıl sahibinin veya onun kanuni veya iradi temsilcisinin tasarruf yetkisi mevcuttur. Bu kişilerden başka birisine ödeme yapılması halinde, banka yapmaması gereken bir işlemi yaptığından açıkça özen borcuna da aykırı hareket etmiş olacaktır. Yargıtay 11. HD.’nin 24.10.1977 tarih, E. 4687, K. 4567 sayılı kararında mevduat sahibinden başka birisine ödemede bulunan bankanın sorumluluğu, “mevduatın başkası tarafından çekilmesi halinde, banka paranın tamamından sorumludur…bankanın ödevlerine aykırı davrandığı, gerekli dikkat ve ihtimamı basiretli bir tacir olarak göstermediği…için paranın tamamından sorumlu olacağından…” sözleri ile ifade edilmiştir. (Mevduat Hesabından Yetkisiz Para Çekilmesinde Bankanın Hukuki Sorumluluğu, Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Altaş, Ankara Barosu Dergisi, 2001)
Somut olayda, davalı banka tarafından dava dışı muhasebeci M.S.ve onun çalışanı F.Ş.’nın getirdiği tahakkuk fişlerine istinaden davacı şirketin hesabından vergi ve SSK borçlarının ödenmesi için ilgili mercilerin hesabına havale ve online ödemeler yapılırken, Ağustos 2006 tarihinden sonra F.Ş.’nın beyanı üzerine davacı şirketin hesabından çekilen paralar F.Ş.’ye ödenmiştir. Hesap ekstrelerinin açıklamalar hanesine ise paranın elden verildiğine dair bir kayıt düşülmeyip, SSK ödeme, stopaj peşin vergi, kurumlar vergisi, KDV gibi açıklamalar yazılmıştır. Davacı şirket, vergi ve SSK borçlarının ödenmediğinin anlaşılması üzerine durumdan haberdar olmuştur. Bir güven ve itibar kurumu olan banka, davacı şirketin hesabından para çekme yetkisi bulunmayan ve davacı şirketin de çalışanı olmayan F.Ş.’ye ödeme yaparak basiretli bir tacir gibi davranmamış, özen sorumluluğunu da yerine getirmemiştir. Bu durumda açıklanan sorumluluğu çerçevesinde banka, olayda tamamen kusurlu olup davacı şirketin zararını karşılamakla yükümlüdür.
Yapılan yargılama sırasında alınan ilk bilirkişi raporunda, hesap sahibinin yetkilendirmediği üçüncü kişiye ödemeler yapan davalı bankanın özen borcunu ihlal ettiği tespit edilmiş, yerel mahkemece verilen kararın Yüksek 11. HD.’nce bozulması üzerine bozmaya uyularak bilirkişi heyetinden 22.08.2011 tarihli ek rapor alınmıştır. Anılan raporda da, işlemleri yapan kişinin şirketin muhasebe işlerini müstakil bürosundan yürüten muhasebecinin çalışanı olduğu belirtilerek, davacı şirkete yüklenecek bir kusurun bulunmadığı tespit edilmiş, bilahare müterafik kusurun tespiti açısından ayrı bir bilirkişi heyetinden alınan 02.05.2012 tarihli bilirkişi raporunda da davalı bankanın, davacının mevduat hesabından yetkisiz kişiye ödeme yaptığı, ekstrelerde açıklama kısmına kasadan nakden ödeme yazılması gerekirken ilgili kurumlara otomatik olarak vergi ve SSK ödemeleri yapıldığı izlenimi verecek şekilde açıklamalar yazıldığı, bu açıklamalar nedeniyle davacının rızası dışında gerçekleştirilen bu işlemleri tespit edilebilmesinin mümkün olmadığı davalı bankanın tam kusurlu ve sorumlu olduğu belirtilmiş, aynı şekilde ek raporda da davacı şirketin kusurunun olmadığı, çünkü F.Ş.’nin davacı şirket çalışanı olmaması sebebiyle onu seçme ve denetlemesinin söz konusu olamayacağı da ifade edilmiştir. Mahkemece ayrı bir heyetten alınan 18.03.2012 tarihli bilirkişi raporunda ise, şirket hesabından kendisine ödeme yapılan kişinin hesapta tasarruf yetkisinin bulunmadığı, önceden de hiçbir vergi ödemesi için elden ödeme yapılmadığı, davacı şirkete atfedilebilecek bir kusurun tespit edilemediği, ancak kazanılmış usulü hak prensibinden hareketle davacı şirkete en fazla % 1 oranında bir kusur yüklenebileceği ifade edilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ve somut olgular karşısında, davalı bankanın davacının F.Ş. veya bir başkasına elden ödeme yapılması konusunda yazılı talimatının bulunmadığına dair dosya içerisine giren 03.04.2008 tarihli müzekkere cevabı da değerlendirildiğinde, bankanın özen sorumluluğuna aykırı davranması nedeniyle yerel mahkemenin direnmeyi içeren kararının onanması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun bozma gerekçesine iştirak etmiyorum.
…
Hesapta şüpheli veya yetkisiz işlem fark edildiğinde ne yapılmalıdır?
Yetkisiz bir işlem tespit edildiğinde gecikmeksizin bankayla irtibata geçilerek işlemin iptali talep edilmeli ve yasal sürecin başlatılması amacıyla karakol veya Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayette bulunulmalıdır.
Banka sistemindeki güvenlik açığından doğan zararı kim karşılar?
Müşterinin kusuru bulunmaksızın bankanın bilişim ve güvenlik sistemindeki açıktan kaynaklanan maddi kaybı banka tazmin etmekle yükümlüdür.
Dolandırıcılık suçu taksirle işlenebilir mi?
Dolandırıcılık suçu kasten veya olası kastla işlenebilir; bu suçun taksirle işlenmesi hukuken mümkün değildir.
Zararın kısmen karşılanması durumunda etkin pişmanlık hükümleri uygulanabilir mi?
Dolandırıcılık suçunda zararın kısmen geri verilmesi veya tazmini halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için ayrıca mağdurun rızası aranır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

