Mütelahik Dava Nedir, Hakların Yarışması Nasıl İşler

by Avukat Erdal Ersoy
Mütelahik Dava Nedir, Hakların Yarışması Nasıl İşler

Mütelahik Dava Kavramı ve Hakların Yarışması

Mütelahik dava, borçlunun zarar verici tek bir eyleminin birden fazla hukuki sorumluluk sebebini aynı anda oluşturduğu ve bu sebeplerin birbiriyle yarıştığı uyuşmazlıklarda gündeme gelir. Zarar doğurucu eylem hem taraflar arasındaki sözleşmeye aykırılık teşkil edebilir hem de genel davranış kurallarını ihlal ederek haksız fiil sorumluluğu doğurabilir. Bu durumda aynı olay çerçevesinde hem sözleşmeden doğan sorumluluk hem de haksız fiil sorumluluğu birlikte ortaya çıkar. Hakların yarışması halinde zarar gören kişi, tazminat talebini sözleşmenin ihlaline ya da haksız fiil hükümlerine dayandırma konusunda bir tercih hakkına sahiptir. Dava dilekçesinde hukuki sebep açıkça belirtilmediğinde ise hâkim, önüne gelen somut olayda zarar görenin lehine olan sorumluluk rejimini bir bütün olarak uygulamakla yükümlüdür.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/34, K. 2020/870Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/34 E.  ,  2020/870 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacılar İstemi: 4. Davacılar vekili 11.07.2013 tarihli dava dilekçesinde; müvekkillerinin evli olduğunu, müvekkili …'in Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinde iç hastalıkları alanında profesör olduğunu, diğer müvekkili …'in ise radyoloji uzmanı olarak görev yaptığını, müvekkillerinin çocuklarıyla birlikte 22.06.2013 tarihinde İstanbul/Antalya arası seyahat etmek için davalı havayolu şirketinden bilet aldıklarını, …'in 2011 yılında geçirdiği kaza nedeniyle sağ bacağından rahatsız olduğunu ve bacağını bükemediğini, bu durumun uçuş güvenliğini tehlikeye sokacağından bahisle uçağa alınmadığını, diğer müvekkili ve çocuklarının ise uçağa bindiklerini, müvekkili …'in engelli hâli ile daha sonra başka bir şirkete ait uçakla Antalya'ya gitmek zorunda kaldığını, oysa müvekkilinin bu hâliyle birçok havayolu şirketini kullandığını ve herhangi bir sorun yaşamadığını, uçuş kurallarının hiç birinde bacağını bükemeyen yolcuların taşınamayacağına dair bir düzenleme bulunmadığını, engelli olan müvekkili ve eşinin olay nedeniyle aşağılandığını, arkadaşları önünde küçük düşürüldüğünü, bu nedenle üzüntü yaşadıklarını ileri sürerek müvekkili … için 50.000,00TL ve müvekkili … için 30.000,00TL manevi tazminat ile 320,00TL ikinci bilet bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 27.08.2013 tarihli cevap dilekçesinde; müvekkilinin Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği’nin (IATA) üyesi olduğunu, IATA kuralları arasında standart uçak koltuğunu kullanamayacak durumda olan kişilerin uçağa kabul edilmeyeceğinin düzenlendiğini, davacı …’in fiziksel probleminin de uçuş güvenliği bakımından özellik arz ettiğini, uçağa alınmasının diğer yolcuların güvenliğini tehlikeye düşüreceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.12.2014 tarihli ve 2013/520 E., 2014/679 K. sayılı kararı ile; davacının hareket kabiliyetinin kısıtlı olmadığı, bacağını bükememesine rağmen özel yerleşim düzenine ihtiyaç duymadan yolculuk yapabildiği, uçağa alınmamasının ulusal ve uluslararası mevzuata uygun düşmediği, davacı …’e yapılan muamelenin onur ve kişilik haklarını zedelediği, gece yarısı havaalanında tek başına bırakıldığı ve havaalanında bulunan kişiler ile ailesinin önünde engelli olması sebebiyle rencide edildiği, davalı personeli tarafından gerek kendisine gerekse ailesine yardımcı olunmadığı, davacı …'in kişilik haklarına direkt saldırı olmamış ise de, eşinin kişilik haklarına yapılan saldırı nedeniyle engelli eşini gece yarısı hava alanında tek başına bırakmak zorunda kaldığı ve eşinden ayrı uçuşa devam ettiği, davalının eylemi nedeniyle çocuklarının hava alanında düşmüş oldukları durumlar da dikkate alındığında davacı …’in duygusal kişilik değerlerine saldırıda bulunulduğunun kabulü gerektiği, zira duygusal kişilik değerleri, kişinin toplum içindeki yeri, birlikte yaşadığı ailesi ve yakınlarının değer alanı içine giren haklardan olup kişinin bizzat değil, eşinin maruz kaldığı durum nedeniyle olayın özelliğine göre duygusal değerlerinin ihlâl edilip bozulduğu, aile birliği içinde korunması gereken gönül bağlılığının zarar gördüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacı … için 40.000,00TL, davacı … için 10.000,00TL manevi tazminat ile 320,00TL ikinci uçak bedelinin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.02.2016 tarihli ve 2015/3644 E., 2016/1535 K. sayılı kararı ile; “…1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentler kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2- Davacı vekili, müvekkili …'in daha önce geçirdiği kaza sonucu sağ ayağını bükemediğini, davalının uçuş güvenliğini tehlikeye sokacağı gerekçesiyle davacıyı uçağa almadığını ileri sürerek, davacı … ve eşi … yönünden manevi tazminat isteminde bulunmuş, mahkemece davacı … için 40.000TL, eş için de 10.000TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Oysa, olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca, şahsiyet hakları hukuka aykırı bir biçimde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat isteyebilir. Somut olayda, davacı eş … manevi üzüntüye kapılmakla beraber, şahsiyet hakları zedelenmemiştir. Bu itibarla, 818 sayılı BK'nın 49. maddesindeki manevi tazminat koşulların oluşmadığı nazara alınarak, davacı … yönünden manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. 3- Öte yandan, manevi tazminat, ne bir ceza ne de gerçek anlamda bir tazminattır. Zarara uğrayan kişinin çektiği acıyı, duyduğu elem ve üzüntüyü bir nebze olsa da dindiren, zarara uğratan olay nedeniyle oluşan ruhsal tahribatı onarmaya yarayan bir araçtır. 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hâkimin özel durumları göz önünde tutarak hükmedeceği manevi tazminat miktarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru gerçekleştirecek ve tazminata benzer bir fonksiyonu da olan özgün bir nitelik taşır. Manevi tazminat bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. Zarar görenin zenginleşmemesi, zarar sorumlusunun da fakirleşmemesi gerekmektedir. O hâlde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut hâlde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1976 günlü ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de takdir edilecek manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hâl ve şartlar açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Somut olayda, davacı … uçuş güvenliğini tehlikeye düşüreceği gerekçesiyle uçağa alınmamış, bu durumun kişilik haklarına bir saldırı olduğu kabul edilmiştir. Bu hâliyle, mahkemece davacı … lehine hükmedilen manevi tazminat miktarı, olayın oluş şekli, duyulan elem, meydana gelen zarar, olay tarihindeki paranın alım gücü, tarafların konumu da dikkate alındığında yüksek bulunmuştur. Bu itibarla, açıklanan hususlar nazara alınarak daha makul, daha ılımlı, somut olayın özelliklerine daha uygun düşen bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı miktara hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir …” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 22.06.2016 tarihli ve 2016/422 E., 2016/423 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak, davacı …'in davalı hava yolu şirketi elemanlarının ilgisiz ve kötü davranışlarına maruz kaldığı, babasının havaalanında karşılaştığı tutum nedeniyle çocuklarının psikolojilerinin bozulduğu ve bu durumu düzeltmeye çalışan davacı …'in ruh ve aile bütünlüğünün zarara uğradığı, bu itibarla davalının eşine yönelik eylemi nedeniyle kişilik haklarının saldırıya uğradığı ve zarar gördüğünün kabulü gerektiği, ayrıca davacıların sosyal statü ve gelir durumlarının yüksek olduğu ve hükmedilen tazminatın davacıyı zenginleştirmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalının …’e yönelik eylemi nedeniyle eşi davacı … yararına manevi tazminata karar verilip verilemeyeceği ve davacı … yararına takdir edilen manevi tazminat miktarının somut olayın özeliklerine uygun düşüp düşmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Dava, havayolu ile yolcu taşıma sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 13. Bilindiği gibi, borçlunun ifa etmekle yükümlü olduğu borcunu yerine getirememesi durumunda borca aykırılık meydana gelmektedir. Borca aykırı davranan kişi, bu davranışı ile neden olduğu zararı tazmin etmekle yükümlü olup, işbu yükümlülük neticesinde doğan sorumluluğa, borca aykırı davranıştan doğan sorumluluk denilmektedir. Sorumluluk bu anlamıyla tazminat borcunun kaynağıdır (Oğuzman, M. Kemal/Öz, Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 2006, s. 14). 14. Her ne kadar maddi hata neticesinde Özel Daire bozma kararında 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümleri yazılmış ise de olay ve dava tarihi itibariyle somut olayda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nu (6098 sayılı TBK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 6098 sayılı TBK’de borca aykırılıktan doğan sorumluluk nedeniyle manevi tazminat ödeneceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca sözleşmeye aykırılık tek başına manevi tazminat gerektirmez ise de, özel hâl ve şartlarda, kişilik haklarının zedelenmesi durumunda haksız fiilin neticelerini doğurmakta ve manevi tazminat gerektirmektedir. Gerçekten de 6098 sayılı TBK’nin 114/2 maddesi gereğince haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır. 15. Borca aykırı herhangi bir davranışın, alacaklının kişilik haklarının zedelenmesine neden olması mümkündür. Borcun zamanında veya hiç yerine getirilmemesi nedeniyle meydana gelen olaylarda duyulan acı, üzüntü ile borca aykırı davranışta bulunan borçlunun eylemi arasındaki nedensellik bağının nasıl kurulacağı önem taşımaktadır. Zira kural olarak bir para borcunun ödenmemesi alacaklının kişilik hakkını ihlâl etmemekte ise de bunun neticesinde gelişen olaylar bu hakkı ihlâl edebileceğinden nedensellik bağı burada kurulabilmektedir. O hâlde 6098 sayılı TBK’de borca aykırılıktan doğan sorumluluk nedeniyle manevi tazminat ödeneceğine dair bir hüküm olmaması nedeniyle 6098 sayılı TBK’nin 114/2 maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 58. maddesinin olaya uygulanması gerekecektir. 16. 6098 sayılı TBK’nin 58. maddesi ile ilgili açıklamalarda bulunmadan önce 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 24. maddesine değinmekte yarar vardır. Bu maddede; “Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır” hükmü yer almaktadır. 17. 6098 sayılı TBK’nin “Kişilik Hakkının Zedelenmesi” başlıklı 58. maddesinde ise; “Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir. Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasına hükmedebilir” düzenlemesine yer verilmiştir. 18. TMK’nin 24. maddesi ve 6098 sayılı TBK’nin 58. maddesi ile koruma altına alınan kişilik hakları, bedensel ve ruhsal tamlık ve yaşam ile nesep gibi insanın, insan olmasından güç alan varlıklar ya da kişinin adı, onuru, sır alanı, mesleki itibarı gibi dolaylı varlıklar olarak iki kesimlidir. Görüldüğü üzere, 6098 sayılı TBK’nin 58. maddesi gereğince kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir. Kişilik haklarının kapsam ve çerçevesi, yerleşik değer yargılarına ve yaşam deneyimine bağlı olarak belirlenmelidir. 6098 sayılı TBK’nin 58. maddesi genel bir düzenleme olup, öngördüğü koşullar gerçekleştiğinde, ruhsal uyum dengesi sarsılan kişinin kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat isteyebilme olanağı vardır. 19. 6098 sayılı TBK’nin 58. maddesi gereğince manevi tazminata karar verilebilmesi için kural olarak doğrudan doğruya zarar görme koşulu aranmaktadır. Gerçekten de yansıma yoluyla manevi tazminat sadece 6098 sayılı TBK’nin 56/2 maddesi gereğince, ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına tanınmış; 6098 sayılı TBK’nin 58. maddesi kapsamında kişilik haklarına saldırı hâlinde ise zarar görenin yakınlarına yansıma yoluyla manevi tazminat düzenlenmemiştir. 20. Bazı durumlarda ise zarar doğurucu eylem hem borca aykırılık hem de haksız fiil teşkil edebilir. Başka bir deyişle borçlunun zarar görenle arasındaki sözleşmeye aykırı davranışı aynı zamanda genel bir davranış kuralının da ihlâlini teşkil etmekteyse, aynı olayda hem sözleşmeden doğan sorumluluk hem de haksız fiil sorumluluğu söz konusu olacaktır. Açıklanan durumun varlığı hâlinde Türk Hukukunda hâkim olan görüş bu iki sorumluluğun yarışması (hakların telâhuku) görüşüdür. Hakların yarışmasında, zarar görenin tazminat istemini isterse sözleşmenin ihlâli isterse haksız fiil hükümlerine dayandırma yönünde bir tercih hakkının bulunduğu; dayanılan hukuki sebep açıkça belirtilmediyse, hâkimin önüne gelen olay bakımından hangi sorumluluk hâli zarar gören lehine ise o hükümleri bir bütün olarak uygulaması gerektiği kabul edilir. 21. Öte yandan, kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimse manevi tazminata hükmedilmesini isteyebilir ise de, hâkimin özel hâlleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı, adalete uygun olmalıdır. Hâkim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumları da dikkate almalıdır. 22. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacıların çocuklarıyla birlikte 22.06.2013 tarihinde İstanbul/Antalya arası seyahat etmek için davalı havayolu şirketinden bilet aldıkları, davacı …'in bacağını bükemediği için uçuş güvenliğini tehlikeye sokacağından bahisle uçağa alınmadığı, diğer davacının eşinin uçağa alınmaması nedeniyle biletlerin iade edilmesi talebinin ise geri çevrildiği, bunun üzerine davacı … ile çocuklarının uçağa binmek zorunda kaldığı anlaşılmaktadır. Engeli nedeniyle haksız şekilde uçağa alınmayan, eş, çocuk ve arkadaşlarının karşısında bu nedenle küçük düşürülen davacı … yönünden davalı eyleminin TBK’nin 58. maddesi gereğince kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu ve manevi tazminatı gerektirdiği açıktır. Zaten bu husus mahkeme ile Özel Daire arasında uyuşmazlık konusu da değildir. 23. 6098 sayılı TBK'nin 58. maddesine göre takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hâl ve şartlar 22.06.1966 tarihli ve 1966/7 E., 1966/7 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Bu itibarla olayın oluş şekli, duyulan elem, meydana gelen zarar, olay tarihindeki paranın alım gücü, tarafların konumu da dikkate alındığında davacı … lehine hükmedilen manevi tazminatın yüksek olduğu kanaatine varılmıştır. Dolayısıyla mahkemece, açıklanan hususlar nazara alınarak davacı … yönünden daha makul, somut olayın özelliklerine daha uygun düşen bir miktarda manevi tazminata karar verilmelidir. 24. Davacı … ise; hem davalının eşine karşı eylemleri nedeniyle kendisinin yansıma yoluyla manevi zarara uğradığını hem de davalının bu eylemlerinin kendisi yönünden doğrudan haksız fiil teşkil ettiğini ileri sürerek manevi tazminat talep etmiştir. Davacı …, davalının eşine yönelik eylemleri nedeniyle üzüntü duyması doğal ise de eşine yönelik bu eylemlerin davacı …’in kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Kaldı ki 6098 sayılı TBK’nin 58. maddesi gereğince manevi tazminata karar verilebilmesi için kural olarak doğrudan doğruya manevi zarara uğranılması gerekmekte olup, yansıma yoluyla manevi tazminat talebi kabul edilemez. Ayrıca davalının eylemi doğrudan davacı …’e yönelik olmayıp, bu davacının eşine yöneliktir. Bu itibarla mahkemece, açıklanan hususlar nazara alınarak anılan davacı yönünden manevi tazminat davasının reddine karar verilmelidir. 25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davacı …’in işbu davada eşine yapılan davranıştan ziyade kendisinin eşi olmadan yolculuk yapmasına ve aile bütünlüğüne yapılan saldırı nedeniyle doğrudan 6098 sayılı TBK’nin 58. maddesi gereğince manevi tazminat talep ettiği, bu kapsamda davalının eyleminin ayrıca davacı …’in kişilik haklarına doğrudan saldırı niteliğinde olduğu ve bu davacı yönünden de manevi tazminat şartları oluştuğundan direnme kararının bu yönden uygun olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 26. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Davacı … yönünden 04.11.2020 tarihinde oy birliği ile, Davacı … yönünden 11.11.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY 1. Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki temel uyuşmazlık “geçirdiği kaza nedeni ile koltuk değnekleri ile yürüyen, bu engeli nedeni ile davalı havayolu şirketi tarafından uçağa alınmayan ve bu nedenle kendisi de dava açan kişiye yönelik eylemde, davacı eşin, engelli eşin uçağa alınmaması, çocukları ile eşi olmadan yolculuk yapması nedeni ile davalıdan manevi tazminat isteyip isteyemeyeceği" noktasında toplanmaktadır. 2. Yerel mahkemenin “davacı …'in kişilik haklarına direkt saldırı olmamış ise de, eşinin kişilik haklarına yapılan saldırı nedeniyle engelli eşini gece yarısı hava alanında tek başına bırakmak zorunda kaldığı ve eşinden ayrı uçuşa devam ettiği, davalının eylemi nedeniyle çocuklarının hava alanında düşmüş oldukları durumlar da dikkate alındığında davacı …’in duygusal kişilik değerlerine saldırıda bulunulduğunun kabulü gerektiği, zira duygusal kişilik değerleri, kişinin toplum içindeki yeri, birlikte yaşadığı ailesi ve yakınlarının değer alanı içine giren haklardan olup kişinin bizzat değil, eşinin maruz kaldığı durum nedeniyle olayın özelliğine göre duygusal değerlerinin ihlal edilip bozulduğu ve aile birliği içinde korunması gereken gönül bağlılığının zarar gördüğü” gerekçesi ile manevi tazminatın kabulüne dair kararın temyizi üzerine Özel Daire tarafından “olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca, şahsiyet hakları hukuka aykırı bir biçimde tecavüze uğrayan kişinin, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat isteyebileceği, somut olayda, davacı eş …’in manevi üzüntüye kapılmakla beraber, şahsiyet haklarının zedelenmediği, 818 sayılı BK'nın 49. maddesindeki manevi tazminat koşullarının oluşmadığı” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir. 3. Yerel mahkemenin önceki gerekçelere ek olarak, “davacı …'in davalı hava yolu şirketi elemanlarının ilgisiz ve kötü davranışları ile muhatap olduğu, babalarının havaalanında maruz kaldığı durum nedeniyle çocuklarının psikolojilerinin bozulduğu ve bu durumu düzeltmeye çalışan davacı …'in ruh ve aile bütünlüğünün zarara uğradığı, bu itibarla davalının eşine yönelik eylemi nedeniyle kişilik haklarına saldırıya uğradığının ve zarar gördüğünün kabulü gerektiği” gerekçesi ile verdiği direnme kararı, çoğunluk görüşü ile Özel Daire bozması benimsenerek “davacı eşin uçağa alınmayan eşinden dolayı yansıma yolu ile manevi tazminat talep ettiği, kişilik hakkının doğrudan ihlal edilmediği, manevi tazminatın koşullarının oluşmadığı” gerekçesi ile bozulmuştur. 4. Çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan ve özellikle davacının isteminin aynı zamanda doğrudan kendisine karşı haksız eylemde bulunulduğunu iddia etmesi ve bunun kanıtlanması nedeni ile katılınmamıştır. Türk Medeni Kanunu 25. maddesinde kişilik hakkına saldırı hâlinde saldırıya uğrayanın, manevi tazminat isteminde bulunabileceğini düzenlemiştir. 6098 sayılı TBK.’un 58. maddesinde kişilik hakkının zedelenmesinde manevi zarar talebini düzenleyen genel kuraldır. Bu madde başka bir kanun özel olarak kişilik hakkının hukuki olgularını farklı düzenlemediği durumlarda uygulanan genel kuraldır. Burada kural olarak; doğrudan doğruya zarar görme koşulu söz konusudur. Aynı kanunun 56. maddesi ise bedensel bütünlüğün ihlalinde manevi tazminat talebini özel olarak düzenlemiştir. Sözleşmeye aykırılık halinde de, TBK m. 114/II’nin atfıyla kıyasen, manevi zararı ispat yükü zarar görende olmak üzere manevi zararın tazmini söz konusudur. 5. Görüldüğü gibi tazminat borcunun kaynağı olarak manevi tazminat, haksız fiil hükümleri içinde düzenlenmiştir. Haksız fiil sorumluluğunu doğuran TBK m. 58 genel olarak, hukuka aykırı olarak kişilik hakkı saldırıya uğrayan kişinin manevi zarara uğramışsa manevi tazminat talep edebileceği; özel olarak da, TBK m. 56’da beden bütünlüğü ihlal edilen kişinin veya ölüm hâlinde ölenin yakınlarının manevi zararlarını tazmin için manevi tazminat talep edebileceğini düzenlemiştir. Sözleşmeye aykırılık hâlinde de aynı kanunun 114/2 maddesi yollaması ile 58. madde uyarınca doğrudan manevi zarara uğradığını iddia eden ve bunu ispatlayan kişinin manevi tazminat talep edebileceği anlaşılmaktadır. 6. TBK’nın 58. maddesindegenel olarak düzenlenen tazmini gereken manevi zarar, kişilik değerlerinin zedelenmesi sonucu mağdurun kişiliğine yansıyan elem, ızdırap, acı, üzüntü ve yaşama sevincinin duygusal kaybı (subjektif unsur), objektif olarak da, ruhsal huzurun bozulması veya kaybedilmesi (ruhsal bütünlüğünün eksilmesi) niteliğinde (objektif unsur) olması gerekir. Tazmini gereken manevi zarar, kişilik değerlerine nitelikli bir saldırı halinde söz konusudur. Nitelikli bir saldırı içinde, subjektif unsur olarak, bir yandan kişinin içsel yönüne etkili olmalı yani kişinin psikolojik ruhsal yönü üzerinde etkili olmalı; diğer yandan da dışsal yönüyle de onun ekonomik ve sosyal yaşamında etkili olmalıdır (Antalya, Gökhan. Manevi Zararın Belirlenmesi Ve Manevi Tazminatın Hesaplanması-Türk Hukukuna Manevi Zararın İki Aşamalı Olarak Belirlenmesine İlişkin Bir Model Önerisi. Cevdet Yavuz’a Armağan.Dergi park. Org.tr. s: 221 vd.). 7. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, havayolu taşımacılığında tatil için yurt dışına yolculuk yapan ve valizi inişte teslim edilemeyen yolcunun, valizinin Türkiye’ye döndükten sonra teslim edilmesinde sözleşmeye aykırılık ve maddi zararı yanında kişilik haklarının zarar görmesi nedeni ile 818 sayılı BK’nın 98/2 (6098 sayılı TBK.’un 114/2) maddesi yollaması ile BK’nın 49. (TBK. Mad. 58) maddesi uyarınca manevi tazminata hak kazanacağına karar vermiştir (Y. HGK. 02.05.2019 gün ve 2017/11-44 E, 2019/508 K). 8. Dosya içeriğine göre davacı ve eşi davalı havayolu şirketinden manevi tazminat isterken, uçağa engelli diye alınmayan eşin, sözleşmeye aykırılık nedeni ile TBK’nın 114/2 yollaması ile kişilik haklarının zarar gördüğünü iddia ederek, aynı kanunun 58. maddesi uyarınca manevi tazminat talep ettiği anlaşılmaktadır. Bu konuda yerel mahkeme ile Özel Daire arasında bir uyuşmazlık yoktur. 9. Özel Daire ile yerel mahkeme arasında ve dolayısı ile çoğunluk görüşü ile karşı görüş arasında davacının manevi tazminat talep edip edemeyeceği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Özel Daire ve çoğunluk görüşü, davacının eşinin alınmasından dolayı üzüntü duysa da doğrudan zarar görmediğini, eşine karşı sözleşmeye aykırılık nedeni ile manevi tazminatın koşulları oluşmadığı gibi eşinin beden bütünlüğüne karşı bir davranış da bulunmadığından (TBK 56) manevi tazminat talep edemeyeceği yönündedir. 10. Ancak dava dilekçesi ve talep incelendiğinde, davacı ve eşinin vekili dava dilekçesinde açıkça, eş için sözleşmeye aykırılık, davacı için ise ayrı paragrafta “tatil dönüşü eşinin uçağa binmesi için son ana kadar uğraş verdiğini, bırakmak istemediğini, bir yandan gözyaşlarını bir türlü kesemediği evladınaiçi parçalandığını, haksız yereaşağılanmanın, hiçbir yardım ve ilgi görmemenin üzüntüsü ile evladı ile eşi olmadan dönmek zorunda kaldığını” belirterek manevi tazminat talep etmiştir. Davacının bu istemi maddi vakıa değerlendirildiğinde, eşine karşı yapılan davranıştan çok kendisinin eşi olmadan yolculuk yapmasına ve aile bütünlüğüne yapılan saldırı nedeni ile doğrudan 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesi uyarınca manevi tazminat istemidir. Nitekim her ne kadar yerel mahkemece “davacı …'in kişilik haklarına direkt saldırı olmamış” gerekçesi belirtilmiş ise de kararda açıkça “engelli eşi gece yarısı hava alanında tek başına bırakmak zorunda kalma ve eşinden ayrı uçuşa devam etme, davalının eylemi nedeniyle çocuklarının hava alanında düşmüş oldukları durumlar da dikkate alındığında davacının duygusal kişilik değerlerine saldırıda bulunulduğu” kabul edilmiştir. Davacı yerel mahkemenin saptadığı gibi davalı hava yolu şirketi elemanlarının ilgisiz ve kötü davranışlarına muhatap olmuş, babalarının havaalanında maruz kaldığı durum nedeniyle çocuklarının psikolojileri bozulmuş ve bu durumu düzeltmeye çalışan davacının ruh ve aile bütünlüğü doğrudan zarara uğramıştır. Belirtmek gerekir ki salt engelli eşi uçağa alınmadan çocukları ile yolculuk yapma kişinin elem, ızdırap, acı, üzüntü yaşamasına ve yaşama sevincinin duygusal kaybına neden olacağı tartışmasızdır. Ruhsal bütünlüğü de bozulacaktır. Manevi zararın subjektif ve objektif koşulları gerçekleşmiştir. Emsal kararda tatile giderken, valizi teslim edilmeyen ve manevi tazminat istemi kabul edilen yolcunun kişilik değerlerindeki manevi zarardan, eşsiz yolculuk yaptırılan davacının kişilik değerinin daha fazla zarar göreceği açıktır. Manevi tazminat şartlarının uçağa alınmayan eş yanında, davacı açısından da gerçekleştiği sabittir. Yerel mahkemenin direnmesi bu yönden isabetlidir. Açıklanan nedenlerle sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozma görüşüne katılınmamıştır.

Türk Borçlar Kanunu Kapsamında En İyi Giderim İlkesi

Sorumluluk birden fazla sebebe bağlanabiliyorsa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 60. maddesi, hangi sebebin hükme esas alınacağını belirler. Zarar gören bunun aksini istememiş ve kanunda tersine bir kural da yoksa hâkim, giderim bakımından zarar gören için daha elverişli olan sorumluluk sebebine göre karar verir. Kuralın sınırı, zarar görenin aksi yönündeki istemi ile kanundaki aksi öngörüdür.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 60Kaynağı aç
MADDE 60- Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir. 2. Müteselsil sorumluluk a. Dış ilişkide

Hâkimin Hukuku Resen Uygulaması ve Dava Dilekçesinin İçeriği

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi gereğince hâkim, Türk hukukunu resen uygular. Bununla birlikte 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. maddesinin birinci fıkrası, dava dilekçesinde davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerinin, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin, dayanılan hukuki sebeplerin ve açık talep sonucunun yer almasını zorunlu kılar. Hukuki sebeplerin dilekçede gösterilmesi gerekse de uyuşmazlığa uygulanacak hukukun re'sen belirlenmesi hâkimin görev alanı içindedir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 119Kaynağı aç
MADDE 119- (1) Dava dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur: a) Mahkemenin adı. b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri. c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası. ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri. d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri. e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri. f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği. g) Dayanılan hukuki sebepler. ğ) Açık bir şekilde talep sonucu. h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası. (2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır. Harç ve gider avansının ödenmesi[10][11]
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 33Kaynağı aç
MADDE 33- (1) Hâkim, Türk hukukunu resen uygular. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Hâkimin Yasaklılığı, Reddi ve Hukuki Sorumluluğu BİRİNCİ AYIRIM Hâkimin Davaya Bakmaktan Yasaklılığı ve Reddi Yasaklılık sebepleri

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. maddesinin ikinci fıkrasına göre bir haftalık kesin süre, birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan eksiklikler içindir. Süre içinde eksiklik tamamlanmazsa dava açılmamış sayılır. Dayanılan hukuki sebepler (g) bendinde sayıldığından, bu bentteki eksiklik söz konusu süreye ve davanın açılmamış sayılması sonucuna bağlanmamıştır.

Sözleşmeye Aykırılık ve Manevi Tazminatın Belirlenmesi

Sözleşmeye aykırılık, kendi başına manevi tazminat sonucu doğurmaz. Özel hâl ve şartlarda kişilik hakları zedelenmişse bu aykırılık haksız fiilin sonuçlarını doğurabilir ve manevi tazminat gündeme gelebilir. Miktar belirlenirken saldırıyı oluşturan eylem ile olayın özelliği, tarafların kusur oranı, sıfatı, işgal ettikleri makam ve diğer sosyal ve ekonomik durumlar dikkate alınır. Bu hâl ve şartlar olaya göre değişebileceğinden, hâkim takdirinde etkili nedenleri objektif ölçülere göre kararda göstermelidir.

Manevi tazminatta temel amaç, kişilik hakkı saldırıya uğrayan veya zarar gören kişinin ruhsal uyum dengesini yeniden sağlamaktır. Hükmedilecek tazminat miktarının belirlenmesinde zarar görenin haksız zenginleşmemesi, buna karşılık zarardan sorumlu olan tarafın da fakirleşmemesi esastır. Takdir edilecek manevi tazminat tutarı, somut durumda ulaşılmak istenen tatmin duygusunun etkisini sağlayacak ölçüde tutulmalı, bu sınır adalete uygun ve amaca elverişli şekilde çizilmelidir.

Yargı Kararlarında Hakların Yarışması Yaklaşımı

Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2015/12948 Esas ve 2015/20486 Karar sayılı ilamının gerekçesinde, bir uyuşmazlıkta hakların yarışması kapsamında birden fazla hukuk kuralının uygulanması söz konusu olduğunda, tarafın en lehine olan hükmün uygulanması gerektiği ifade edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta iş sözleşmesinin feshine bağlı işe iade talebi incelenmiş, mahkeme kararının bozularak ortadan kaldırılmasına ve davanın reddine hükmedilmiştir.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/12948, K. 2015/20486Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2015/12948 E.  ,  2015/20486 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : …………………. İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm duruşmalı olarak süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş ise de; işin mahiyeti itibarıyla duruşma isteminin reddine, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verilmiş olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, 11.09.2003 tarihinden itibaren davalı işyerinde üretim elemanı olarak çalışmakta iken iş akdinin haklı veya geçerli bir neden olmaksızın 14.11.2014 tarihinde feshedildiğini, feshin kanunda öngörülen şekli şartları taşımadığı gibi fesih konusu hastalığının tedavi edilemeyeceğine ve çalışmasında sakınca olduğuna dair sağlık kurulu raporunun da bulunmadığını ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davacının sağlık durumunu bahane ederek çalışmayı reddetmesine rağmen bizzat kendisinin de katılımıyla işyeri hekimi, amirleri, ergonomi sorumluları ile proseslerde inceleme yapıldığını, sağlığına uygun proseslerin davacı ile birlikte belirlenip tebliğ edilmesine rağmen çalışmayı reddetmesi üzerine gerçekleştirilen feshin biçimsel koşullara uygun yapıldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkeme, dosya içerisindeki mevcut fesih yazısına göre davacının iş sözleşmesinin verilen görevleri yapmamakta ısrar etmesi nedeniyle ile kıdem ve ihbar tazminatları ödenerek 4857 sayılı iş kanunun 25/1 maddesi uyarınca feshedildiğini, kıdem ve ihbar tazminatı ödendiğinden davalı işverence feshin haklı nedene dayanmadığının kabulünde olduğu, bu durumda iş sözleşmesinin feshi davacının davranışlarından kaynaklanan nedenlere istinaden yapılmış olduğundan yazılı savunmasının alınması gerektiği, ancak yazılı savunması alınmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir. D) Temyiz: Kararı davalı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: İş Kanunu’nun 22. Maddesi uyarınca da “İşveren, iş sözleşmesiyle veya iş sözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya da işyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygun olarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süre içinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak ve bildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda 17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir””. Diğer taraftan, 04.06.1958 gün ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, maddi olayları açıklamak taraflara, ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak yasa hükümlerini tespit etmek ve uygulamak hakime ait bir görevdir. Bir uyuşmazlıkta hakların yarışması kapsamında birden fazla hukuk kuralının uygulanması sözkonusu olduğunda, tarafın en lehine olan hükmün uygulanması gerekir. Dosya içeriğindeki 14.11.2014 tarihli yazılı fesih bildiriminden; davacının iş akdinin, 26.09.2014 tarihinde Devlet hastanesinden aldığı “ağır ve tehlikeli işlerde çalışması sakıncalıdır” yönündeki sağlık kurulu raporunu işyerine ibraz etmesi üzerine, hakkında sağlık durumu tespit ve inceleme raporu düzenlenerek sağlık durumuna uygun birden çok proseslerden seçim yapması için davacıya yazılı teklifte bulunulmasına rağmen verilen işleri yapmamakta ısrar etmesi eylemine dayanılarak 4857 sayılı Kanun’un 25/I. maddesine istinaden feshedildiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkta, davacının sağlık kurulu raporuna dayalı uygun bir işte çalışmak üzere işverene başvuruda bulunduğu ve bunun üzerine davalı işyerinde yapılan inceleme ile heyetçe düzenlenen rapora göre teklif edilen proseslerde çalışmayı kabul etmediğini beyan ettiği sabittir. Somut olayın özelliği dikkate alındığında, savunma şartının gerçekleşmediğinden bahsetmek mümkün değildir. Zira burada davacının aldığı rapor üzerine kendisine uygun iş verilmesini istemesi üzerine işin gereği olarak iş teklifi yapılmıştır. Davalı işveren iş şartlarında esaslı değişikliği işçinin istemi ile gerçekleştirmiştir. Dosya kapsamına göre, işverenin davacının sağlık durumunu gözettiği, işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı, ergonomi sorumlusu ve ilgili bölüm amirlerinin de bulunduğu heyetçe yapılan incelemede davacının çalışabileceği birden çok proseslerin belirlenerek teklifte bulunduğu ve bu teklifin davacı tarafça kabul edilmediği de sabittir. İşveren feshi geçerli nedene dayanmaktadır. Davanın reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalıdır. 4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca Dairemizce aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. F) Hüküm : Yukarda açıklanan gerekçe ile; 1.Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Davanın REDDİNE, 3. Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 4. Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 80.00 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine, 5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre 1.500 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6. Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, Kesin olarak 04/06/2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2021/3170 Esas ve 2022/492 Karar sayılı ilamında, alacak davasının reddine ilişkin hükme karşı temyiz itirazları yerinde görülmemiş ve hüküm oy çokluğuyla onanmıştır.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2021/3170, K. 2022/492Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2021/3170 E.  ,  2022/492 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik verilen hüküm süresi içinde asıl ve birleşen davada davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince inceleme yapılarak hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve bozmanın şümulü dışında kalarak kesinleşen cihetlere ait temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 02.02.2022 gününde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Davacı vekili, müvekkillerinin murisi …'nun davalılara ait iş yerinde 10.11.2006 tarihinde geçirdiği iş kazası sonucu vefat ettiğini, kaza sonucu Adana 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2006/974 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, davalılardan … ile …'in kusurlu bulunduklarını ve 29.11.2007 tarihinde ceza dosyasından alınan bilirkişi raporu doğrultusunda her iki davalı hakkında da taksirle ölüme sebebiyet vermekten hüküm tesis edildiğini belirterek, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmak kaydıyla 2.000,00 TL maddi ve 38.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 40.000,00 TL'nin davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, ceza mahkemesi dosyasına ait 15.06.2007 ve 22.10.2007 tarihli iki ayrı rapor, Mahkemeye görevsizlikle gelen dosya içerisinde bulunan 3'er kişilik kurullar oluşturularak alınan 26.11.2008, 15.12.2012 ve 30.09.2013 tarihli raporlar ile talimat mahkemesince 3'lü öğretim görevlisinden alınan kusura ilişkin 26.11.2014 tarihli heyet raporu ve aktüer bilirkişisinden alınan tazminat raporları ve dosya kapsamının bir bütün halinde incelenip değerlendirilerek, davalı işveren …' in % 20 oranında kusurlu, ölen ve işi götürü usulü alan ortaklardan diğeri olan …' nun % 80 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, diğer davalıların kusurlarının bulunmadığının tespit edildiği anlaşıldığından, bilirkişi raporlarında kusursuz olduğu belirtilen davalı … ve birleşen dosyada davalı İş Bankalılar Sitesi Yöneticiliğine yönelik davaların ayrı ayrı reddine, davacıların …' e yönelik destekten yoksun kalma ve manevi tazminat davasının kabulüne karar verilmiştir. Anılan kararın temyizi üzerine, Yargıtay 15. Hukuk Dairesince, ‘’31.01.2018 tarih ve 2016/3716 Esas 2018/308 Karar sayılı ilamıyla "mahkemece davacıların murisi ve davalı … ile diğer davalı site yönetimi arasında sözlü eser sözleşmesi ilişkisinin varlığı kabul edildiğinden ve iş sahibi ya da yüklenicinin sorumsuzluğuna ilişkin bir anlaşmanın vardığı da ileri sürülmediği ve davacıların murisi ile davalı … arasındaki hukuki ilişki adi ortaklık olduğundan, mahkemece eser sözleşmelerinde işin uzmanının yükleniciler olduğu ve adi ortaklıkta ortakların birbirlerine karşı özen borcunun bulunduğu kabul edilip gözetilerek 6100 sayılı HMK' nın 266 ve devamı maddeleri uyarınca eser sözleşmeleri ve adi ortaklık ile aktüerya hesabı konularında uzman yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulundan, davalı iş sahibi site yönetiminin eser sözleşmesi ve borçlar hukuku hükümlerine, davalı adi ortak …' in özen borcu ve adi ortaklık hükümlerine göre kusur ve sorumlulukları ile ödemek zorunda oldukları destekten yoksunluk tazminat miktarı konusunda denetime elverişli ve gerekçeli rapor alınıp davanın sonuçlandırılması gerekir" gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. İlk derece mahkemesince bozma ilamına uyularak, bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi kurulundan rapor alınmış ve toplanan tüm delillere ve alınan bilirkişi raporuna göre davanın reddine karar verilmiştir. Anılan kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi kararı oy çokluğu ile onamıştır. Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunun, kararın onanması yönündeki görüşüne aşağıda açıklanan nedenlerden ötürü katılmıyorum Davalılar … ve … haklarında taksirle ölüme sebebiyet vermek suçundan ceza davası açıldığı, ceza mahkemesince davalıların atılı suçlardan cezalandırıldıkları, sanıkların (davalıların) temyizi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince, ‘’Sanık …'in mahkûmiyetine ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; bozmaya uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına ve oluşa göre, sanık müdafiinin kusura, katılan vekilinin de cezanın ertelenmemesi gerektiğine ilişkin diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak; güvenlik tedbiri olması nedeniyle kazınılmış hak oluşturmayacağından 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edilen ve bu cezası ertelenen sanık hakkında 5237 sayılı TCK' nın 51/3. maddesi uyarınca en az ceza süresi kadar denetim süresi belirlenmesi gerekirken denetim süresinin 1 yıl olarak belirlenmesi, kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, bu hususların yeniden yargılama yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının denetim süresi ile ilgili bendine “bir yıl” ibaresinden sonra gelmek üzere “sekiz ay” eklenmesine, usul ve kanuna uygun bulunan sair hususların aynen bırakılmasına karar verilmek suretiyle hükmün isteme uygun olarak DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Sanık …'ın mahkûmiyetine ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; dosya kapsamına göre; sanık …'ın yöneticisi olduğu İşbankalılar Sitesinin A, B, C bloklarının dış cephe boyama işini, dosya içindeki 18.09.2006 tarihli karar defteri suretine göre, kullanılacak malzemeler ve iskele işi de dâhil olmak üzere 18.000,00 TL karşılığında sanık … ve yanında çalışan ölene verdiği, olay günü, A – Blok boyama işinin yapıldığı sırada, ölenin kendisinin kurduğu iskelenin üzerindeyken iskeleyi tutan makaranın yerinden çıkması sonucu iskele ile birlikte beton zemine düşmesi sonucu öldüğü, bu şekilde meydana gelen kazada, boyama işini bütün malzemeleri ve iskele kurma işi birlikte bedeli karşılığında sanık … ve ölene veren sanığa atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı halde sanığın beraatı yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinin kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk derece hukuk mahkemesince, bozma ilamı doğrultusunda eser sözleşmelerinden kaynaklanan sorumluluk, adi ortaklık ile aktüerya hesabı konularında uzman 3 kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınmıştır. Bilirkişi raporunda, müteveffanın yüklenici olması, davalı … ile site yönetiminin iş sahibi olması sebebiyle eser sözleşmesi hükümleri kapsamında davalı iş sahiplerinin kusurlarının bulunmadığını, müteveffanın diğer davalı …'in ortak oldukları adi ortaklık ilişkisi gereği adi ortak olan davalı …'in kazanın meydana gelmesinde yükümlülüğü ihlal edecek şekilde bir kusurunun bulunmadığını, davalıların eser sözleşmesi ve adi ortaklık hükümleri kapsamında kusurlarının tespit edilemediğini açıklamıştır. TBK madde 74’ (BK madde 53) de ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemelerine etkisi düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; ‘’Madde 74 – Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.’’ Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 53. maddesine göre; ''Madde 53 – Hâkim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkâmıyla bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraat kararıyla da mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hâkimini takyit etmez''. Tazminat davasına bakan mahkeme hâkimi, ceza mahkemesince alınan kusur oranı ile bağlı değildir. Çünkü ceza mahkemesince alınan kusur bilirkişi raporunda, iş yerinde işverenin veya iş sahibinin alması gereken önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangilerini almadığı, çalışanların bu önlemlere uyup uymadığı, uymamış ise hangilerine uymadığı gibi hususlar, İş Kanunu'nun mülga 77/1. maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve diğer ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilmez. Ceza mahkemesinde sadece suçun unsurları tartışılır ve ceza hukuku çerçevesinde cezai sorumluluk ve kusur incelenir. Öte yandan işveren veya iş sahibi tüzel kişi ise ceza davasında sanık sıfatıyla yer alması da mümkün değildir. Bu nedenlerle, mahkeme hâkiminin uzman bilirkişilerden kusur raporu alması zorunludur. Ancak, işveren veya iş sahibi gerçek kişi olup, ceza mahkemesinde yargılanmış ise davacı ile davalı ceza mahkemesindeki kusur bilirkişi raporunda yazılı kusur oranlarını kabul ederek, davanın bu rapor ve oranlarına göre sonuçlandırılmasını istemişlerse, hukuk hâkimi tarafların bu beyanları ile bağlı olup, bu durumda yeni bir kusur raporu alması gerekli değildir. Tarafların bu kabulü dışında, davalı işveren/iş sahibi ve işverenle/iş sahibiyle birlikte sorumlu oldukları ileri sürülen kişiler hakkında ceza mahkemesince verilen ve kesinleşen beraat kararı ile kusur derecesi, zarar tutarı, haksız eylem failinin temyiz gücüne ilişkin kararlar hukuk hâkimini bağlamaz. Bağlayacak olan sadece ceza mahkemesince kabul edilmiş ve aksi kanıtlanmamış maddi olgulardır. Beraat kararı verilse bile ceza mahkemesinde kabul edilmiş ve kesinleşmiş maddi olgular hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararındaki, fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi olaya ilişkin kabulü herhalükarda hukuk hâkimini bağlar. Çünkü maddi olguları ve olayı saptayan ceza mahkemesi kararı kesin delil oluşturur. (Daha geniş bilgi için bkz. Dr. Bahattin Aras – Hukuk ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Birbirine Etkisi – Ankara 2014 – Sayfa 237 vd.) Ceza mahkemesinde yargılanıp, zararlandırıcı olayın meydana gelmesinde suçlu görülerek cezalandırılan kişilere, iş sahibi olmasa bile kusur raporunda bir miktar kusur verilmesi gerekir. Bu olguya ters düşer biçimde, ceza mahkemesinde kusur verilerek mahkûm olan kişilere kusur vermeyen bilirkişi raporuna göre sonuca gidilemez. Sonuç olarak hukuk hâkimi, Türk Borçlar Kanunu'nun 74. (Mülga BK m 53) maddesine göre kusurun bulunup bulunmadığına karar vermesi için ceza hukukunun sorumluluğa dair hükümleri ile bağlı olmadığı gibi, kusurun takdiri ve zarar miktarının belirlenmesi konusunda da ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Ancak, ceza mahkemesinin mahkûmiyet kararındaki fiilin hukuka aykırılığını ve illiyet bağını saptayan maddi olaya ilişkin kabulü hukuk hâkimini de bağlayacaktır. TBK madde 60’ da sorumluluk sebeplerinin yarışması halleri düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; ‘’Madde 60 – Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir’’. Bir kişi için birden çok sorumluluk sebebinden birinin borca aykırılık, diğerinin haksız eylem olması mümkün olduğu gibi, sebeplerin haksız eylem sorumluluğu kapsamına girmekle beraber, birinin kusura dayanan sorumluluğa diğerinin kusur aranmayan sorumluluğa dayanması veya her iki sebebin de kusur aranmayan sorumluluğa ilişkin iki ayrı sebep olması da düşünülebilir. Sorumluluk hususunda davalı işverenin asıl işveren – alt işveren sıfatıyla sorumlu olduğu gibi adam çalıştıran sıfatıyla veya Karayolları Trafik Kanunu gereğince araç maliki veya işleten sıfatıyla da zarardan sorumlu olabilir. Aynı talep sonucunun birden fazla hukuki sebebe (kanun hükmüne) dayanması halinde hakların yarışması söz konusu olur. Bir hadisede kanunun iki hükmünün dahi tatbiki mümkün bulunan hallere hukuk dilinde ''hakların telahuku'' denilmektedir. Böyle bir halin kabulü için tatbiki mümkün görünen hükümlerden birinin diğerine göre hususi hüküm mahiyetinde bulunmaması şarttır. Çünkü umumi hükümle hususi hüküm karşılaştığı zaman, hadiseye ancak hususi hüküm tatbik olunabilmesi, hukukun umumi kaidelerindendir. Hakların telahukunun (yarışmasının) söz konusu olabilmesi için, aynı isteğin kanundaki iki ayrı (birden fazla) hükme göre de haklı görülmesi şarttır (Nihat Yavuz – 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun Getirdiği Önemli Değişiklikler ve Yenilikler – Ankara 2012 – Sayfa 125 vd., YİBK 4.6.1958 tarih – 15/6 sayılı Karar). Hakların yarışmasında, tek bir dava sebebine dayanılmakta olup, davanın bir tek talep sonucu vardır. Ancak bu bir tek talep sonucunu haklı gösteren hukuksal sebepler (kanun hükümleri) birden fazladır. Bu durumda zarar gören açıkça dava dilekçesinde hangi sorumluluk sebebine dayandığını açıklamış olabilir. Davacı olayda birden fazla sorumluluk sebebi bulunması karşısında, davasını bunlardan birine izafe edebilir. Hâkim, davacının bildirdiği hukuki sebeple bağlı olmayıp, davacının dayandığı dava sebebine uygulanacak kanun hükmünü kendiliğinden araştırıp bulmak ve uygulamakla yükümlü olduğundan, hakların yarışması durumunda da davacının yarışan kanun hükümlerini noksan göstermiş veya hiç göstermemiş olmasının bir önemi yoktur. Hâkim davaya uygulanacak kanun hükümlerini kendiliğinden araştırıp bulmakla yükümlüdür. Burada, hâkimin yarışan kanun hükümlerinden davacı için daha elverişli olan kanun hükmünü kendiliğinden gözetip uygulaması gerekmektedir. TBK madde 60' da ''zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe'' ifadesi bulunmaktadır. Mülga 818 sayılı BK döneminde Kanunda yer verilmeyen hakların yarışması konusunda öğretide daha geniş düşünülmektedir. Sayın … ve Sayın …'e göre, ''Şayet davacı davasını dayandırdığı esası belirlemişse, hâkimin, şartları gerçekleşen bu esas yerine diğer esasa dayanarak karar vermesi kural olarak mümkün olmamalıdır. Böyle bir beyan, TBK madde 60 uyarınca ''zarar görenin aksini istemesi'' sayılmalıdır. Zarar görenin ayrıca, ''başka bir esasa göre hüküm kurulmasını istemiyorum'' demesi gerekmez (aranmaz). Dava dilekçesinde sadece iade ve/veya tazminattan söz edilmişse, somut olayda sebepsiz zenginleşme veya haksız fiil hükümlerinden hangisi davacıya daha iyi bir sonuç sağlıyorsa, hâkim ona göre hükmetmelidir. Fakat davacı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade istediğini beyan etmiş, başka da bir sebep söylememişse, hâkim daha elverişli görse bile haksız fiil hükümlerine göre karar oluşturmamalıdır. Ancak davanın dayandığı esasın şartlarının gerçekleşmediğinin anlaşılması, buna karşılık diğer esasın şartlarının varlığı halinde, hâkimin şartları gerçekleşen esasa göre karar vermesi, davanın hukuki sebebini hâkimin kendiliğinden tayin edeceği görüşü ve TBK madde 60 hükümleri çerçevesinde savunulabilir (M. Kemal … – M. Turgut … – Borçlar Hukuku Genel Hükümler – 12. Bası – İstanbul 2016 – Sayfa 293 vd.). Aynı konuda karşı görüşlerde bulunmaktadır. Sayın Kuru'ya göre, ''Davacının yarışan kanun hükümlerinden yalnız birine dayanacağını dava dilekçesinde açık ve kesin olarak bildirmiş olması halinde de, durum böyle olmalıdır. Yani hâkim, davacının bildirmiş olduğu hukuki sebeple (Kanun hükmü ile) bağlı olmamalı, yarışan kanun hükümlerinden davacı için daha elverişli olan kanun hükmünü kendiliğinden gözetip uygulamalıdır. Çünkü hâkim, Türk Kanunlarını kendiliğinden uygulamakla yükümlüdür (Baki Kuru – Hukuk Muhakemeleri Usulü – 6. Baskı – C II – İstanbul 2001 – sayfa 1504 vd.) Türk Borçlar Kanunu'nun 60. maddesinde sözü geçen ''zarar gören aksini istemiş olmadıkça'' ifadesi, açıkça taraflardan birinin, diğer tarafın iznine gerek olmaksızın kendisinin lehine olacak bir sorumluluk sebebinden feragat etmesine izin vermekte; dolayısıyla da tarafa ilgili hukuki sebep üzerinde tasarruf yetkisi tanımaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nun 60. maddesindeki düzenleme, hâkimin hukuku resen uygulaması ilkesinin sınırlandırılmasına, hukukumuzda imkân tanındığına ilişkin en önemli bir kanuni dayanaktır. (Nur Bolayır – Medeni Usul Hukukunda Hâkimin Hukuku Resen Uygulaması İlkesi – İstanbul 2019 – Sayfa 283 vd.) Bir davada maddi olayları anlatmak davacıya, bu maddi olayların hukuki tavsifini yapmak ise mahkemeye aittir. Bir tazminat davasında birden çok hukuki sorumluluk sebebi yarışıyorsa, bu durumda zarar gören aksini kararlaştırmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, hâkim, zarar görene en iyi tazminatı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verecektir. Somut uyuşmazlıkta, gerek İlk derece mahkemesi gerekse de bölge adliye mahkemesi taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesinden kaynaklandığını kabul etmişlerdir. Ancak davalı site yönetimi ve temsilcisi … ile davalı … ve Muris arasındaki ilişki eser sözleşmesidir. Muris ile davalı … arasındaki ilişki ise eser sözleşmesi ilişkisi olmayıp adi ortaklık ilişkisidir. TBK madde 470’ de eser sözleşmesinin tanımı yapılmıştır. ‘’Madde 470 – Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir’’. Haksız fiil hükümleri TBK madde 49 ve devamı maddelerde düzenlenmiştir. TBK madde 49’ a göre; ‘’Madde 49 – Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.’’ Somut olayda, dava ve birleşen dava, meydana gelen kaza nedeniyle destekten yoksun kalma ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; davacıların murisi …'nun 3 bloktan oluşan … Mensupları Sitesinin dış cephe boyası ve tamiratında çalışırken 10.11.2006 tarihinde 4 kat seviyesinde iskelede iken bağlantıların yerinden sökülmesiyle müteveffa …' in iskele ile birlikte yere düşmesi sonucu vefat ettiği, site yöneticisi …'ın 18.09.2006 tarihinde A, B ve C blokların dış cephe boyasının yapılması için kabala – götürü usulü 18.000,00 TL'ye davalı … ve müteveffa … ile anlaştığı, arada yazılı bir sözleşme bulunmadığı, İş Bankalılar Sitesinin karar defterine göre bütün yükümlülüklerin ve çalıştıracakları işçilerin sigorta ve sorumluluklarının davacıların murisi ve davalı … üzerinde olduğunun kararlaştırıldığı, davacıların murisi ile davalı … birlikte iş yapmayı üstlendikleri için aralarında adi ortaklık ilişkisi olduğu, davacıların murisi ve davalı … ile davalı site yönetimi arasında ise eser sözleşmesi ilişkisi olduğu, davalı … hakkında, işyerinde meydana gelen kazadan dolayı davacıların murisini taksirle ölümüne neden olmak suçundan ceza mahkemesince sorumlu tutulup, mahkûmiyetine kararı verildiği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi ile kapatılan Yargıtay 15. Hukuk Dairesi taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesinden kaynaklandığını kabul etmiştir. Davalı site yönetimi ile davalı … ve ortağı muris … arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi olduğu doğrudur. Ancak muris … ile davalı … arasındaki ilişki eser sözleşmesi olmayıp adi ortaklık ilişkisidir. Davalıların murisi … davalı sitenin dış cephe boyasını yaparken inşaattan düşme sonucu vefat etmiştir. Davalı … ceza mahkemesince, ortağı bulunan davacıların murisi …’nun ölümüyle sonuçlanan kazada, taksirle bir kişinin ölümüne neden olmak suçundan dolayı mahkûm olup, cezası kesinleşmiştir. Bu durumda …’ ya, davacıların murisinin taksirle ölümüne neden olmak suçundan dolayı haksız fiil hükümleri gereğince bir miktar kusur izafe edilip tazminattan sorumlu tutulması gerekmektedir. Mahkemece, TBK’ nın 49 ve 60. maddeleri tartışılmadan ve bu hususlar üzerinde durulmadan, eksik ve yetersiz bulunan bilirkişi kurulunun raporuna göre davanın reddedilmesi doğru olmamıştır. Açıklanan tüm bu nedenlerden dolayı Yüksek Özel Dairece kararın bozulması gerekirken Sayın Çoğunluğun, İlk Derece Mahkemesinin davanın reddine dair kararının onanması yönündeki görüşüne katılmıyorum. 02.02.2022

Sık Sorulan Sorular

Mütelahik davada hâkim hangi sorumluluk hükmünü uygular?

Zarar gören aksi istemde bulunmamış ve kanunda tersine hüküm yoksa hâkim, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 60. maddesi uyarınca zarar gören bakımından daha elverişli giderimi sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir. Hukuki sebep açıkça gösterilmemişse, somut olayda zarar gören lehine olan sorumluluk hükümlerinin bir bütün halinde uygulanması kabul edilir.

Aynı eylem hem sözleşmeye aykırılık hem haksız fiil oluşturabilir mi?

Evet, borçlunun sözleşmeye aykırı davranışı aynı zamanda genel bir davranış kuralını da ihlal ediyorsa, aynı zarar doğurucu olayda hem sözleşmesel sorumluluk hem de haksız fiil sorumluluğu birlikte ortaya çıkar.

Dava dilekçesinde hukuki sebeplerin yazılmaması davanın açılmamış sayılmasına yol açar mı?

Hayır, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 119. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hâkimin eksiklik halinde bir haftalık süre vermesi ve süresinde tamamlanmazsa davanın açılmamış sayılması yaptırımı, hukuki sebeplerin düzenlendiği (g) bendi dışındaki hususlar için öngörülmüştür. Ayrıca hâkim Türk hukukunu resen uygular.

Sözleşmeye aykırılık halinde manevi tazminat istenebilir mi?

Sözleşmeye aykırılık kural olarak tek başına manevi tazminat gerektirmez; ancak özel hal ve şartlarda kişilik haklarının zedelenmesi gerçekleşmişse haksız fiil sonuçlarını doğurarak manevi tazminat talep etme hakkı verir.

Manevi tazminat miktarı belirlenirken hangi ölçütler gözetilir?

Miktar tayin edilirken eylemin ve olayın özelliği, tarafların kusur oranı, sıfatı, makamı ile sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınır. Amaç ruhsal uyum dengesinin onarılmasıdır; tutar, zarar göreni zenginleştirmeyecek ve zarar sorumlusunu fakirleştirmeyecek, tatmin duygusunun etkisi için gerekli ölçüde ve adalete uygun biçimde belirlenir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu