Munzam zarar, borçlunun para borcunu zamanında ifa etmeyerek temerrüde düşmesi neticesinde, alacaklının uğradığı zararın temerrüt faiziyle karşılanamayan bölümüdür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, temerrüt faizini aşan bir zarara maruz kalan alacaklının bu zararını, temerrüde düşmede hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe borçlu gidermekle yükümlüdür. Bu tazminat borcu, borçlu temerrüde düşmeksizin edimini yerine getirmiş olsaydı alacaklının malvarlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda fiilen oluşan durum arasındaki farktan doğmaktadır. Borcun dayanağının haksız fiil, sözleşme, sebepsiz zenginleşme, kanun veya vekâletsiz iş görme olması fark etmeksizin, temerrüt faizi işletilebilen bütün para borçlarında bu düzenleme uygulanabilir.
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 122Kaynağı aç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2800, K. 2021/1629Kaynağı aç
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2020/967, K. 2021/859Kaynağı aç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2011/18-730, K. 2012/373Kaynağı aç
Hukuki Niteliği, Kusur Karinesi ve Dava Şartları
Para borcunun vadesinde ödenmemesi halinde alacaklının mutlak bir zarara uğradığı yasa gereği kabul edilir ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 120 nci maddesi kapsamında borçlunun kusuruna veya zararın mevcudiyetine bakılmaksızın temerrüt faizi işlemeye başlar. Buna karşılık munzam zarar, temerrüt faizini aşan ve borçlunun temerrütteki kusuruna dayanan bağımsız bir alacak niteliğindedir. Kanun koyucu munzam zarar sorumluluğunda kusur karinesini benimsemiştir. Dolayısıyla alacaklı, borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olduğunu kanıtlamak zorunda değildir. Sorumluluktan kurtulmak isteyen borçlu, temerrüde düşmede hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmekle yükümlüdür. Burada değerlendirilen kusur yalnızca temerrüde düşmeye ilişkindir; temerrütten sonraki süreçte meydana gelen yargılamanın uzaması gibi olgular borçluya kusur olarak atfedilemez.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/1766, K. 2024/4097Kaynağı aç
Borçlunun munzam zararı giderme yükümlülüğü, asıl borçtan ve temerrüt faizinden bağımsız yeni bir borçtur. Bu niteliği dolayısıyla asıl alacak ve faizi için takip yapılması veya dava açılması sırasında munzam zarar hakkının saklı tutulduğuna ilişkin bir ihtirazi kayıt beyan edilmesine gerek bulunmamaktadır. Asıl alacağın takibinde veya davasında talep edilmemiş olsa dahi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımı süresi içinde ayrı bir dava açılması mümkündür. Söz konusu zamanaşımı süresi, alacaklının alacağını bütünüyle tahsil ettiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Ayrıca temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan bir davada belirlenebiliyorsa, davacının talebi halinde hâkim esas hakkında karar verirken bu miktarı da karara bağlar.
İspat Yükü ve Somut Vakıalarla İspat Yaklaşımı
Munzam zarar davasında alacaklı; temerrüde uğrayan geçerli bir alacağının bulunduğunu, borçlunun temerrüde düştüğünü, geç ödeme sebebiyle malvarlığında azalma veya engellenen kazanç şeklinde temerrüt faiziyle karşılanamayan bir zararın doğduğunu ve zararla temerrüt arasında illiyet bağı bulunduğunu kanıtlamak zorundadır. Alacaklının bu hususları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 194 üncü maddesi doğrultusunda somutlaştırarak yasal delillerle ortaya koyması gerekir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/6204, K. 2023/1610Kaynağı aç
Yargısal uygulamadaki bir yaklaşıma göre munzam zarar, ülkedeki cari enflasyon, yüksek kur ve faiz oranları gibi genel ekonomik olguların herkesçe bilinir kabul edilmesi yoluyla ispatlanamaz. Bu görüş uyarınca yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma veya paranın satın alma gücündeki düşüş davacıya bir karine teşkil etmez ve ispat kolaylığı sağlamaz; faizi aşan zararın davacının kendi durumuna özgü somut vakıalarla kanıtlanması zorunludur. Burada ispatlanması gereken olgu, alacaklının geç ödeme sebebiyle bizzat uğradığı fiili zarardır. Örneğin alacağını gününde tahsil edemeyen alacaklının, vadesi gelmiş borcunu ödeyebilmek amacıyla geçmiş günler faizinin üzerinde bir faiz oranıyla borçlanmak durumunda kalması ya da döviz cinsinden borcu için daha sonraki tarihlerde yükselen kur üzerinden döviz satın almak zorunda kaldığını belgelemesi bu somut ispat kapsamındadır.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2016/1049, K. 2016/2737Kaynağı aç
Karine ve Yatırım Sepeti Yöntemine Dayanan Yaklaşım
Buna karşılık yargı kararlarında munzam zararın belirlenmesine ilişkin farklı hukuki değerlendirmeler de yer almaktadır. Nitekim kamulaştırma bedelinin aradan geçen uzun süreye rağmen tahsil edilememesi ve paranın satın alma gücündeki belirgin aşınma karşısında, zararın karine yoluyla kanıtlandığının kabul edildiği kararlar mevcuttur. Bu yaklaşımda sorumluluktan kurtulmak isteyen borçlunun, alacaklının zarara uğramadığını veya alacağını vaktinde tahsil etse dahi değerini koruyacak bir biçimde değerlendiremeyeceğini ispatlaması gerektiği belirtilmiştir.
Aynı doğrultuda bazı kararlarda, enflasyon ve diğer yatırım araçlarının getirilerinin temerrüt faizinden yüksek olduğu dönemlerde zararın varlığının karine kabul edilmesi gerektiği ve dönemin enflasyon koşullarına göre farklı ispat ölçütlerinin gözetilebileceği ifade edilmiştir. Bu çerçevede temerrüt ile fiili tahsil tarihi arasındaki dönem için TEFE ve TÜFE oranları, vadeli mevduat faizleri, döviz kurları, devlet tahvili faizleri, asgari ücret artışları ve altın fiyatı gibi ekonomik göstergelerin ortalamasından oluşan bir sepet hesabı yapılması ve bu getiri ile tahsil edilen temerrüt faizi arasındaki farkın munzam zarar olarak değerlendirilmesi yöntemi de uygulanmıştır. Yargı uygulamasında genel ekonomik olguları yeterli görmeyip davacıya özgü somut vakıa arayan görüş ile belirli koşullarda karine ve sepet hesabını esas alan görüş yan yana varlığını sürdürmektedir.
Munzam zarar talep etmek için asıl alacağı tahsil ederken hak saklı tutulmalı mıdır?
Hayır, munzam zarar asıl borçtan ve temerrüt faizinden bağımsız yeni bir borç niteliği taşıdığından, asıl alacağın icra takibi veya dava yoluyla tahsili sırasında bu hakkın saklı tutulduğuna ilişkin bir ihtirazi kayıt dermeyan edilmesine gerek yoktur.
Munzam zarar davası hangi zamanaşımı süresine tabidir?
Munzam zararın tazmini davası 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesi uyarınca on yıllık zamanaşımına tabidir ve bu süre alacağın tamamının tahsil edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar.
Alacaklının borçlunun temerrütteki kusurunu ispatlaması gerekir mi?
Hayır, Türk Borçlar Kanunu'nun 122 nci maddesi gereğince borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olduğu kanunen varsayılır; alacaklı borçlunun kusurunu ispatla yükümlü olmayıp borçlu ancak hiçbir kusuru bulunmadığını ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.
Yüksek enflasyon munzam zararın ispatı için tek başına yeterli midir?
Yargı uygulamasında bu konuda iki farklı yaklaşım bulunmaktadır. Bir yaklaşıma göre yüksek enflasyon ve kur artışı tek başına karine sayılmaz ve alacaklının kendi durumuna özgü somut vakıalarla zararı kanıtlaması gerekir. Diğer yaklaşıma göre ise alacağın temerrüt faizini aşan değer kayıplarında belirli koşullarla karine ve yatırım sepeti yöntemi uygulanabilmektedir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

