Meşru Savunma ve Zorunluluk Hali Arasındaki Farklar

by Avukat Erdal Ersoy
Meşru Savunma ve Zorunluluk Hali Arasındaki Farklar

Meşru savunma ile zorunluluk hali, tipe uygun bir fiil bulunsa bile cezai sonucun şartlara bağlı olarak doğmamasını sağlayan iki ayrı düzenlemedir. Cezalandırma için yalnızca suç tipine uygun fiil aranmaz; fiilin hukuka aykırı ve kusurlu olması da gerekir. Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinin birinci fıkrası haksız saldırının o anda orantılı biçimde defedilmesini, ikinci fıkrası ise ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmayı düzenler. Her iki fıkrada da öngörülen sonuç, aranan şartlar gerçekleştiğinde faile ceza verilmemesidir; ancak saldırı, tehlike, oran ve kişinin tehlikeyle ilişkisi aynı ölçülere bağlanmamıştır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 25Kaynağı aç
Madde 25- (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka
yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir
saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek
zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek
neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak
bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin
ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile
işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası

Meşru savunmada ceza verilmemesi

Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinin birinci fıkrasına göre, kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelmiş haksız bir saldırıyı defetmek zorunluluğuyla işlenen fiilden dolayı faile ceza verilmez. Saldırının gerçekleşmiş olması, gerçekleşmesinin muhakkak olması ya da tekrarının muhakkak olması bu kapsamın içinde yer alır. Karşı koyma, o andaki hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı olmalıdır.

Savunmaya esas alınan saldırının hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka uygun bir zor kullanma karşısında meşru savunmadan söz edilemez; polis memurunun hukuka uygun zor kullanması buna örnektir. Saldırı bir insan tarafından gerçekleştirilebilir. Hayvanın saldırısında ise, bazı durumlarda, hayvanı kışkırtan kişiye karşı meşru savunma gündeme gelebilir.

Saldırının zamanı da belirleyicidir. Henüz başlamamış ve yalnızca ihtimal içinde kalan bir tehlike karşısında meşru savunmanın sınırları oldukça dardır. Saldırı sona ermişse yapılan hareket meşru savunma değil öç alma niteliği taşır ve fiil suç oluşturur. Korunan hak, saldırıya uğrayan kişinin kendi hakkı olabileceği gibi bir başkasının hakkı da olabilir.

Oran ve savunma amacı

Meşru savunmadaki oran, kullanılan araçların birebir aynı olması anlamına gelmez. Saldırının ağırlığı, seçilen araç, zaman ve yer birlikte değerlendirilir. Aranan denge, saldırıyı etkisiz kılacak ölçüdeki karşı koyma ile saldırı arasındaki nispi dengedir. Kanun bunu, o andaki hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı defetme biçiminde ifade eder.

Karşı koyma, saldırıyı defetme amacıyla yapılmalıdır. Kişinin yalnız saldırgana zarar verme niyetiyle hareket etmesi, meşru savunma sınırının aşıldığı iddiasına yol açabilir.

Zorunluluk halinin ayrı şartları

Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinin ikinci fıkrası, kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelik ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak ya da başkasını kurtarmak zorunluluğuyla işlenen fiillerde faile ceza verilmeyeceğini düzenler. Tehlikenin ağır olması, önemli bir hukuki değeri tehdit etmesini; muhakkak olması ise gerçekleşmesinin kesin veya çok yakın olmasını ifade eder.

Bu fıkradaki cezasızlık, tehlikenin kişi tarafından bilerek neden olunmamasına bağlıdır. Ayrıca başka suretle korunma olanağı bulunmamalıdır. Daha hafif bir çözümle tehlikeyi giderme imkânı varsa zorunluluk haline dayanılamaz. Tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında da oran bulunmalıdır.

Değerlerin karşılaştırılmasında, daha üstün değeri korumak için daha düşük bir menfaatin feda edilmesi zorunluluk halinin tipik görünümüdür. Daha düşük bir değeri korumak amacıyla daha üstün bir değer feda edilmesi bu kapsamda kabul edilmez. Birinci fıkradaki ölçü saldırı ile orantılı defetme, ikinci fıkradaki ölçü ise tehlikenin ağırlığı ile konu ve vasıta arasındaki orandır.

Zorunluluk halinin kusurluluğu mu yoksa hukuka aykırılığı mı etkilediği tartışmalıdır. Kusurluluğu kaldırdığı veya belirli şartlarda hukuka uygunluk nedeni sayılabileceği yönünde görüşler vardır. Bu tartışma, ikinci fıkrada açıkça aranan şartlar gerçekleştiğinde faile ceza verilmeyeceği hükmünün yerine geçmez.

Sınır aşıldığında cezanın sonucu

Ceza sorumluluğunu kaldıran bir nedende sınır kast olmaksızın aşılırsa ve fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hüküm kurulur. İndirim, fiilin taksirli biçiminin kanunda cezalandırılmasına bağlıdır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 27Kaynağı aç
Madde 27- (1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast
olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa,
taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı
indirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan,
korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.
Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit

Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmişse faile ceza verilmez. Bu sonuç, Türk Ceza Kanunu’nun 27. maddesinin ikinci fıkrasında meşru savunmaya bağlanmıştır. Aynı fıkrada zorunluluk hali için ayrıca böyle bir cezasızlık sonucu yazılmamıştır.

Hukuki sorumluluğun ayrı düzenlenişi

Türk Borçlar Kanunu’nun 64. maddesinin birinci fıkrasına göre haklı savunmada bulunan kişi, saldıranın şahsına veya mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz. Hüküm, saldıranın şahsı ve mallarıyla sınırlı bir sorumluluk sonucudur.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 64Kaynağı aç
MADDE 64- Haklı savunmada bulunan, saldıranın şahsına veya
mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden
korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim
yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler.
Hakkını kendi gücüyle koruma durumunda kalan kişi, durum ve koşullara
göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında sağlayamayacak ise ve hakkının
kayba uğramasını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek
başka bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
B. Kusursuz sorumluluk
I. Hakkaniyet
sorumluluğu

Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için başka bir kişinin mallarına zarar verenin giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler. Bu hüküm, giderimin kapsamını sabit bir oranla göstermez; belirlemeyi hakkaniyete bırakır.

Aynı maddede, hakkını kendi gücüyle koruyan kişi için ayrı bir düzenleme vardır. O sırada durum ve koşullara göre kolluk gücünün yardımı zamanında sağlanamıyorsa ve hakkın kaybını ya da kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa, kişi verdiği zarardan sorumlu tutulamaz. Bu fıkra, haklı savunma ve zarar tehlikesinden korunma fıkralarından ayrı yazılmıştır.

İki ceza hükmü nerede ayrılır

Birinci fıkranın merkezinde haksız saldırı ve bu saldırıyı o anda orantılı biçimde defetme zorunluluğu vardır. İkinci fıkrada ise ağır ve muhakkak tehlike, tehlikeye bilerek neden olmama, başka türlü korunma olanağının bulunmaması ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve vasıta arasındaki oran birlikte aranır. İkinci fıkrada yazılı bu ek şartların birinci fıkrada yer almaması, bunların meşru savunmada ayrıca aranmayacağı şeklinde kendi başına bir kural oluşturmaz.

Bazı karmaşık olaylarda her iki kurumun şartları tartışılabilir. Bununla birlikte olayın niteliği genellikle bunlardan birini öne çıkarır. Hangi değerlendirmenin uygun düştüğü, saldırının veya tehlikenin içeriğine ve ilgili fıkrada sayılan şartların olayda bulunup bulunmadığına göre belirlenir.

Meşru savunma iddiasının sanığın beyanıyla birlikte kamera kayıtları, tanık anlatımları, adli raporlar ve olay yeri incelemesi gibi delillerle desteklenmesi önem taşır. Saldırının haksızlığı ve karşı koymanın oranı bu delillerle somutlaştırılır. Bu anlatım, kanunda ayrıca yazılmış bir ispat kuralı değil, iddianın olayda açıklığa kavuşturulmasına ilişkin bir değerlendirmedir.

Meşru savunmada faile hangi şartla ceza verilmez?

Kendisine veya başkasına ait bir hakka yönelmiş; gerçekleşen, gerçekleşmesi ya da tekrarı muhakkak olan haksız saldırıyı, o andaki hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğuyla hareket eden faile ceza verilmez.

Saldırı bittikten sonra yapılan hareket savunma sayılır mı?

Saldırı sona ermişse meşru savunmadan değil öç almadan söz edilir. Henüz başlamamış ve yalnızca ihtimal içinde kalan bir tehlike karşısında meşru savunmanın sınırları oldukça dardır.

Zorunluluk halinde başka korunma yolu aranır mı?

Evet. Ağır ve muhakkak tehlikeden kurtulmaya dayanan cezasızlık, başka suretle korunma olanağı bulunmamasına bağlıdır. Daha hafif bir çözüm varsa bu hale dayanılamaz; tehlikeye bilerek neden olunmamış olması da gerekir.

Meşru savunmada heyecan sınırın aşılmasını etkiler mi?

Mazur görülebilecek heyecan, korku veya telaş meşru savunmada sınırın aşılmasına yol açmışsa faile ceza verilmez. Bu sonuç ilgili fıkrada meşru savunmaya bağlanmıştır; zorunluluk hali için aynı sonuç ayrıca yazılmamıştır.

Başkasının malına verilen zararı hâkim nasıl belirler?

Kişi, kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için başka bir kişinin mallarına zarar vermişse, giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete göre belirler. Hüküm sabit bir oran göstermez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu