Limited Şirket Müdürlerinin Kanuni Sorumluluğu

by Avukat Erdal Ersoy
Limited Şirket Müdürlerinin Kanuni Sorumluluğu

Limited Şirketlerde Yönetim Yetkisi ve Müdür Sıfatı

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 623/1 ve m. 616/1-(b) uyarınca limited şirketin yönetim ve temsil yetkisi şirket sözleşmesiyle veya genel kurul kararıyla bir veya birden fazla ortağa ya da üçüncü kişilere devredilebilir. Ancak şirketin yönetim ve temsili tamamen şirket dışındaki üçüncü kişilere bırakılamaz; ortaklardan en az birinin şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması yasal bir zorunluluktur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 623Kaynağı aç
MADDE 623- (1) Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirketin sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir. En azından bir ortağın, şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerekir. (2) Şirketin müdürlerinden biri bir tüzel kişi olduğu takdirde, bu kişi bu görevi tüzel kişi adına yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler. (3) Müdürler, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkilidirler. 2. Müdürlerin birden fazla olmaları

Müdürler, 6102 sayılı Kanun m. 623/3 uyarınca kanunla veya şirket sözleşmesiyle genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar alma ve bu kararları yürütme yetkisine sahiptir. Şirket müdürlerinin Türk vatandaşı olması veya yerleşim yerinin Türkiye'de bulunması zorunlu tutulmamıştır; tüzel kişiliğe sahip yabancı şirketlerin de limited şirket müdürü olarak atanması mümkündür.

Bir tüzel kişinin limited şirkete müdür olarak atanması durumunda müdürlük sıfatı tüzel kişiye ait olur. 6102 sayılı Kanun m. 623/2 uyarınca tüzel kişi, bu görevi kendi adına fiilen yerine getirecek bir gerçek kişiyi belirler. Tüzel kişinin müdür seçildiği hallerde hukuki sorumluluk eylemi gerçekleştiren gerçek kişi temsilciye değil, doğrudan tüm malvarlığı ile sorumlu olan tüzel kişiye aittir. Bu sorumluluk kapsamında kural olarak şirket alacaklıları müdür atanan tüzel kişinin kendi ortaklarının şahsi malvarlığına başvuramaz.

Birden Fazla Müdür Bulunması ve Karar Alma Usulü

Limited şirkette birden fazla müdürün bulunması halinde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 624/1 gereğince bu kişilerden biri, şirket ortağı olup olmadığına bakılmaksızın genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanır. 6102 sayılı Kanun m. 624/2 uyarınca başkan olan müdür veya tek müdür; genel kurulun toplantıya çağrılması ve toplantıların yürütülmesi yetkisinin yanında, şirket sözleşmesinde farklı bir düzenleme bulunmadıkça veya genel kurul aksine bir karar almadıkça şirketin tüm açıklamaları ile ilanlarını da yapar.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 624Kaynağı aç
MADDE 624- (1) Şirketin birden fazla müdürünün bulunması hâlinde, bunlardan biri, şirketin ortağı olup olmadığına bakılmaksızın, genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanır. (2) Başkan olan müdür veya tek müdürün bulunması hâlinde bu kişi, genel kurulun toplantıya çağrılması ve genel kurul toplantılarının yürütülmesi konularında olduğu gibi, genel kurul başka yönde bir karar almadığı ya da şirket sözleşmesinde farklı bir düzenleme öngörülmediği takdirde, tüm açıklamaları ve ilanları yapmaya da yetkilidir. (3) Birden fazla müdürün varlığı hâlinde, bunlar çoğunlukla karar alırlar. Eşitlik hâlinde başkanın oyu üstün sayılır. Şirket sözleşmesi, müdürlerin karar almaları konusunda değişik bir düzenleme öngörebilir. II – Görevler, yetkiler ve yükümlülükler 1. Devredilemez ve vazgeçilemez görevler

6102 sayılı Kanun m. 624/3 uyarınca birden fazla müdürün varlığı halinde kararlar kural olarak oy çokluğuyla alınır. Oyların eşitliği halinde müdürler kurulu başkanının oyu üstün sayılır; şirket sözleşmesinde müdürlerin karar almalarına ilişkin farklı bir düzenleme de öngörülebilir.

Türk Ticaret Kanunu Kapsamında Müdürlerin Hukuki Sorumluluğu

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 644/1-(a) hükmünün yollamasıyla limited şirket müdürlerinin hukuki sorumluluğuna anonim şirket yöneticilerinin sorumluluk rejimini düzenleyen kanun kuralları uygulanır. Müdürler, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem ortaklara hem de şirket alacaklılarına karşı meydana gelen zararlardan sorumlu tutulurlar.

6102 sayılı Kanun m. 553/1 uyarınca yöneticilerin sorumluluğunda kusur esası geçerlidir. Müdürün yükümlülüklerini kusuruyla ihlal ettiğini ispat yükü, sorumluluk iddiasını ileri süren davacı taraftadır.

Belgelerin Kanuna Aykırılığı ve Sermayeye İlişkin Özel Sorumluluk Halleri

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 549 çerçevesinde, şirketin kurulması, sermaye miktarının değiştirilmesi, birleşme, bölünme veya tür değişikliği gibi kurumsal işlemlere ait beyan, taahhüt ve evrakların gerçeğe aykırı, sahte ya da yanıltıcı düzenlenmesinden doğan zararlardan evrakı tanzim eden veya beyanda bulunanlar kusursuz olarak sorumludur. Bahse konu evrak veya beyanlara iştirak eden diğer ilgililerin sorumluluğu ise ancak kusurlarının kanıtlanması durumunda gündeme gelir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 549Kaynağı aç
MADDE 549- (1) Şirketin kuruluşu, sermayesinin artırılması ve azaltılması ile birleşme, bölünme, tür değiştirme ve menkul kıymet çıkarma gibi işlemlerle ilgili belgelerin, izahnamelerin, taahhütlerin, beyanların ve garantilerin yanlış, hileli, sahte, gerçeğe aykırı olmasından, gerçeğin saklanmış bulunmasından ve diğer kanuna aykırılıklardan doğan zararlardan, belgeleri düzenleyenler veya beyanları yapanlar ile kusurlarının varlığı hâlinde bunlara katılanlar sorumludur. II – Sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi

6102 sayılı Kanun m. 550/1 uyarınca, sermayenin tamamı taahhüt edilmemiş veya kanun ya da şirket sözleşmesi gereğince bedeli ödenmemişken taahhüt edilmiş yahut ödenmiş gibi gösterilirse, bu durumu oluşturanlar ile kusurlu şirket yetkilileri payları üstlenmiş sayılır; pay karşılıkları ile oluşan zararı faiziyle birlikte müteselsilen öderler. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre sermaye taahhüdünde bulunan kişilerin ödeme güçlerinin yetersiz olduğunu bilerek buna onay veren şirket ilgilileri de bu borcun ödenmemesinden doğan zarardan ötürü kusur esasına göre sorumludur.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 550Kaynağı aç
MADDE 550- (1) Sermaye tamamıyla taahhüt olunmamış veya karşılığı kanun veya esas sözleşme hükümleri gereğince ödenmemişken, taahhüt edilmiş veya ödenmiş gibi gösterenler ile kusurlu olmaları şartıyla, şirket yetkilileri, bu payları üstlenmiş kabul edilirler ve payların karşılıkları ile zararı faiziyle birlikte müteselsilen öderler. (2) Sermaye taahhüdünde bulunanların ödeme yeterliliğinin bulunmadığını bilen ve buna onay verenler, söz konusu borcun ödenmemesinden doğan zarardan sorumludurlar. III – Değer biçilmesinde yolsuzluk

6102 sayılı Kanun m. 551/1 çerçevesinde ayni sermayenin veya devralınacak işletme ile ayınların değerlemesinde emsaline oranla yüksek fiyat biçenler, işletme ve ayının niteliğini veya durumunu farklı gösterenler ya da başka bir şekilde yolsuzluk yapanlar bundan doğan zarardan kusur esasına göre sorumludur. Ayrıca 6102 sayılı Kanunun 549 ilâ 551. maddelerine aykırı davrananlar hakkında aynı Kanunun m. 562/8-10 hükümleri uyarınca cezai yaptırımlar uygulanır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 551Kaynağı aç
MADDE 551- (1) Ayni sermayenin veya devralınacak işletme ile ayınların değerlemesinde emsaline oranla yüksek fiyat biçenler, işletme ve aynın niteliğini veya durumunu farklı gösterenler ya da başka bir şekilde yolsuzluk yapanlar, bundan doğan zarardan sorumludur. IV – Halktan para toplamak

Görev Devri ve Kontrol Dışı Kalan Hallerde Sorumluluk Sınırları

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 553/2 uyarınca, mevzuat veya şirket sözleşmesi kaynaklı bir görev yahut yetkiyi kanuni dayanakla devreden yöneticiler, kural olarak devralan kişilerin eylem ve kararlarından sorumlu tutulamaz. Bu kişilerin sorumluluğuna hükmedilebilmesi, yalnızca görevi devralanların seçiminde makul özenin gösterilmediğinin iddia sahibi tarafından ispatlanması şartına bağlıdır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 553Kaynağı aç
MADDE 553- (1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, (…)[75] hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.[76] (2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. (3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. VI – Denetçinin sorumluluğu[77]

Yöneticilerin sorumluluğunu sınırlandıran temel ilkelerden biri kontrol imkânıdır. 6102 sayılı Kanun m. 553/3 uyarınca hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz. Yöneticinin sorumlu tutulamayacağı bu hal, genel gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek ortadan kaldırılamaz.

Sorumluluk Davalarında Usul ve Menfaat Çatışması

Limited şirket müdürlerine karşı sorumluluk davası açılabilmesi için ortaklar kurulu kararı bulunmalıdır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/12163 Esas ve 2015/8328 Karar sayılı ilamına göre, ortaklar kurulu kararının bulunmaması mutlak bir dava şartı niteliğinde olmayıp yargılama sırasında mahkemece süre verilerek tamamlanabilecek usuli bir eksikliktir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/12163, K. 2015/8328Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/12163 E.  ,  2015/8328 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BURSA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 08/05/2014 NUMARASI : 2011/223-2014/132 Taraflar arasında görülen davada Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08/05/2014 tarih ve 2011/223-2014/132 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 16/06/2015 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. Yu.B. davalılardan B.. A.. vekili Av. M. G. Ç. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalıların müvekkili şirketin ortakları ve şirketin 2007-2010 yılları itibariyle şirketi temsile yetkili müdürleri olduğunu, davalı şirket müdürü M.. D..'ın şirket müdürlüğü süresi içerisinde davacı şirketin fabrika adresi içinde yeni bir şirket kurarak faaliyete geçilip, bu durumu ortaklardan gizlediğini, davacı şirketin maddi imkanlarını kendisi tarafından kurulan ABM Ltd. Şti. için kullandığını, şirketin üretilen ancak satışı kaydedilmeyen mallar sebebiyle zarara uğratıldığı, diğer şirket müdürü B.. A.. döneminde de usulsüz işlemler ve şirketi zarara uğratıcı eylemlerin devam ettiğini, davalıların şirket müdürlüğü döneminde 64.692 çuval mal üretilmesine rağmen, kayıtlarda 54.793 çuval mal satışı bulunduğunu, böylece 9.919 çuval mal satış eksiğine sebebiyet verdiklerini, bu yönden davacı şirketi zarara uğrattıklarından, fazlaya ait alacak ve talepleri saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL tazminatın ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacı şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, davacı şirketin davalı şirket müdürlerinin usulsüz işlemleri ve sorumlulukları nedeniyle açılan alacak davasının zamanaşımına uğramış olduğunu, yasal dayanağının TTK'nın 309/son maddesi ile TTK'nın 336/5.maddesinde yer alan iddialar nedeniyle iş bu davanın açıldığını, müvekkili M.. D..'ın 31.05.2001 tarihinden 23.07.2008 tarihine kadar diğer şirket müdürü A. Y. ile birlikte müşterek imza ile müdürlük görevini yürüttüğünü, diğer davalı Birgül Yılmaz'ın ise 23.07.2008 tarihi ile 11.06.2010 tarihleri arasında yine şirket müdürü A. Y. ile birlikte görev yaptığını, öncelikle bu tür davaların açılabilmesi için ortaklar genel kurulunda karar alınması gerektiğini, davalılardan her biri için ne kadar miktarda tazminat talep edildiğinin belirsiz olduğunu, şirket müdürlerinin tam teselsül sorumluluğunun bulunduğunu, bu nedenle diğer müdürü A. Y. hakkında dava açılmadığından, davanın usulsüz açıldığını, davacı şirketin yem üretimi konusunda faaliyet gösterip, üretilen yemin buharlaşmasının mümkün olmadığı, devir teslim aşamalarında envanterde ve demirbaş listesinde görülen birçok malzemenin ve malın fiilen bulunmadığının belirtildiğini, müvekkillerinin üretimde görülüp de; satış kayıtlarında görülmeyen ve fabrikada üretilen mallar konusunda herhangi bir suistimallerinin bulunmadığını bildirerek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporu kapsamından, davalıların müdürlük görevinde bulundukları dönemler içerisinde; üretildiği halde satış kayıtlarında ve stoklarda görülmeyen yemlerin 2009 yılına kadar değerini 284.986,62 TL olduğu, 2010 yılı içerisinde üretildiği halde satış kayıtlarında görülmeyen ve stoklarda bulunmayan yemlerin değerinin 220.215,57 TL olduğu, davalı şirket müdürlerinin yem satışlarındaki bu açıklar nedeniyle sorumlu bulundukları, davalı M.. D..'ın davacı şirket bünyesinde faaliyet göstermek üzere kurduğu ABM Grup Ltd. Şti.'nin faaliyetleri yönünden de davalının sorumluluğu bulunduğu, her iki davalının, davacı şirketin zararından müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunduklarının bilirkişi raporu ile açıklığa kavuştuğundan ve şirket zararının belirlendiği, davalı vekili cevap dilekçesinde zamanaşımı itirazında bulunmuş ise de; zararın teselsül edip, şirket müdürlüğü görevinin 11.06.2010 tarihinde sona erdiği, buna göre şirket zararının 2010 yılında da devam ettiği anlaşıldığından, davada zararın öğrenilmesinden itibaren 2 ve 5 yıllık zamanaşımı süresi 06.04.2011 dava tarihine göre geçmediği, davalı vekili tarafından şirket müdürleri arasında mutlak teselsül hükümlerinin uygulanması gerektiğinden, bu nedenle diğer şirket müdürü A. Y. hakkında dava açılmamasının usule aykırı olduğu ileri sürülmüşse de; davacı şirket tarafından, davacı şirket müdürü A.Y.'ın herhangi bir suistimali ve kötü yönetimi ileri sürülmediğinden, bu nedenle sorumluluğu belirtilmediğinden, şirket müdürü A.Y. hakkında dava açılmamasının usulü eksiklik sayılmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile 10.000,00 TL tazminat alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal ticari avans faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınmasına karar verilmiştir. Kararı, davalılar vekili temyiz etmiştir. 1 – Dava, limitet şirket müdürü olarak görev yapan davalıların, görev süreleri içinde yaptıkları iş ve işlemlerle şirketi zarara uğrattıkları iddiası ile sorumluluk hukuki nedenine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Davalıların görev yaptıkları süre içinde ve dava tarihi itibari ile yürürlükte bulunan mülga Türk Ticaret Kanununun 556. maddesine göre, limited şirket idarecilerinin mesuliyeti anonim şirketlerin bu hususlara ilişkin hükümlerine tabidir. Limited ortaklığın yönetimine memur edilen kimselerin sorumluluğuna, ister özden yönetimli, ister seçimle bu sıfatı almış olsunlar ister ortak ister üçüncü kişi durumunda bulunsunlar anonim ortaklıkların yönetim kurulu üyeleri hakkındaki TTK'nın 336. ve 309. madde hükümleri aynen uygulanır. TTK'nın anonim ortaklıklara ilişkin hükümlerine atıf, TTK'nın 341. maddesini de kapsar. Ortaklar genel kurulunun bu konuda vereceği karar ile bu davanın açılabilmesi mümkündür. Dosyada, alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunmamaktadır; ancak, açıklanan koşul dava şartı olmayıp, sonradan da tamamlanabilir. Dolayısıyla, bu yöndeki usuli eksiklik davanın hemen reddini gerektirmez. Bu durumda; mahkemece, davacı tarafa süre verilerek, yukarıda açıklanan usuli eksikliğin tamamlattırılmasından sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2- Bozma neden ve şekline göre davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, bozma neden ve şekline göre davalılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretini davacıdan alınarak davalı B.. A..'a verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16/06/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Şirketi münferiden temsile yetkili müdürler arasında açılan davanın takibi, sürdürülmesi veya feragat gibi işlemler hususunda menfaat çatışması ve uyuşmazlık ortaya çıkması durumunda, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/10385 Esas ve 2016/8877 Karar sayılı ilamı doğrultusunda şirkete kayyım tayin edilmesi ve davanın esasına kayyım huzuruyla girilmesi gerekir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/10385, K. 2016/8877Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/10385 E.  ,  2016/8877 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … …. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 09/04/2015 tarih ve 2014/513-2015/118 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 05/04/2016 günü hazır bulunan davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, davacı … ve davalının müvekkili şirketi münferiden temsile yetkili olduklarını, müvekkili şirketin … Belediyesi’nce yapılan ihaleye katılarak 30…..2004 tarihli encümen kararı ile 128.000,00 TL bedelle bir taşınmaz satın aldığını, davalının şirketin tek taşınmazı olan bu taşınmazı ….05.2010 tarihinde üçüncü bir kişiye değerinin çok altında bir bedelle muvazaalı olarak sattığını, satıştan elde ettiği geliri de şirket hesabına aktarmadığını, satışa konu taşınmazın dava tarihi itibari ile değerinin ….500.000,00 TL olduğunu, satın alan kişinin de iyiniyetli olmadığını, davalının eyleminin şirketi ve davacı diğer ortağı zarara uğrattığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile şimdilik 250.000,00 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile müvekkillerine ödenmesini talep etmiş, davacı … vekili, bozmadan sonra 30…..2014 tarihli ıslah dilekçesi ile 600.000 TL'nin tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, dava konusu taşınmazın davacı şirkete ihale edilmesinden sonra ihale bedelinin ödenmesinde sorun çıkınca müvekkilinin taşınmazı kendilerinden satın almak isteyen dava dışı …………….. Mobilya Ltd. Şti. ile görüşerek ….01.2005 tarihli harici sözleşme ile sattığını, bu sözleşmeye göre ihale bedeli dava dışı …………….. Mobilya Ltd. Şti. tarafından ödendikten sonra taşınmazın bu şirkete devrinin kararlaştırıldığını, ihale bedelinin ödenmesi için müvekkili adına ……. A.Ş’den çekilen krediye dava dışı şirketin kefil olduğunu, bu kredinin tüm taksitlerinin dava dışı şirket tarafından ödendiğini, satış sözleşmesinden sonra taşınmazın zilyetliğinin de bu şirkete devredildiğini, ihale bedelinin davacı şirketin kazancıyla ödendiğini davacıların şirket defter ve kayıtları ile ispat etmesi gerektiğini, taşınmazın alındığı tarihler itibariyle şirket defterlerinde herhangi bir kayıt bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak davalı … tarafından çekilen kredinin ihale bedelinin ödenmesi için kullandığının davalı tarafından ispatlanamadığı, dava konusu taşınmazın davalı tarafından dava dışı …………….. …. .. … Şti'ye satış tarihi itibariyle hesaplanacak bedelin davacı …'un şirketteki …/… ortaklık hissesi üzerinden davalı tarafından davacıya ödenmesi gerektiği, taşınmazın tapuda dava dışı …………….. … ….. Şti'ye satış tarihi olan …/01/2010 tarihindeki değerinin ….725.760,00 TL olduğu, davacı …'un şirketteki …/… hisse payı dikkate alınarak davacının davasının talebine bağlı kalınarak 600.000,00 TL üzerinden kabulü gerektiği kanaatiyle “davanın kısmen kabulüne, davacının hissesi oranında 600.000,00 TL üzerinden kısmen kabulü ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, hükmedilen tazminatın 250.000,00 TL'sine dava tarihinden itibaren, 350.000,00 TL'sine ise ıslah tarihi olan 30/…/2014 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına” karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. …-Dava, davacı limited şirketin yetkilisi olan davalının, şirketi ve şirketin ortağı bulunan davacı …'u zarara uğrattığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı … ile davalı …'nin davacı şirketin ortağı ve münferit imza yetkisine sahip müdürü oldukları, işbu davanın dava davacı şirket ve şirket ortağı … adına açıldığı, dava dilekçesinde davalının davacı şirketin tek taşınmazı olan dava konusu taşınmazı üçüncü bir kişiye değerinin çok altında bir bedelle muvazaalı olarak sattığı, satıştan elde ettiği geliri de şirket hesabına aktarmadığı, davalının eyleminin hem davacı şirketi ve hem davacı …'u zarara uğrattığı iddiasıyla fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile şimdilik 250.000,00 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile “tarafımıza” ödenmesi talebiyle açıldığı görülmektedir. Somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı ….'nın 556. maddesi göndermesi nedeniyle aynı Kanunun anonim şirketlerin yönetici ve denetçilerinin sorumluluğuna ilişkin hükümleri uyarınca yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen limited şirket müdürleri, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Müdür aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı, ortaklığa aittir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, zarar gören ortakların da müdür aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortakların dava açma hakkı doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Müdürün ortaklığın mal varlığının azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Zira, bu tür tasarruflar payları oranında ortakları da etkiler. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. Ancak, ortak ……'nın 309 ve 340. maddeleri uyarınca dolaylı zarar nedeniyle açtığı davada hükmedilecek tazminatı kendisi adına değil, ortaklığa verilmesi yönünde talepte bulunabilir. İkinci durum ise, doğrudan zarar halidir. Bu ihtimalde müdürlerin eylemleri sonucunda ortakların ortaklığın zararından müstakil olarak gördükleri zararlar söz konusudur. Anılan zarar türünde ortaklığın zarar görüp görmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Esasen, bu zararın üçüncü kişinin gördüğü zarardan tek farkı, ortak olmanın sonucu olmasıdır. ……'nın 336/…. maddesinde anlamını bulan bu dava türünde ise ortaklar, talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isterler. Somut uyuşmazlıkta davalı müdürün davacı şirket yanında davacı ortak …'u da zarara uğrattığı ileri sürülmüş ise de dava dilekçesi içeriği itibariyle dava konusu edilen zararın davacı … yönünden dolaylı zarar niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla, dava dilekçesinde açıklanan zarar, davacı şirketin doğrudan, davacı …'un ise dolaylı zararı kapsamındadır. . Bu durum karşısında mahkemece, davacı …'un açtığı davanın mülga 6762 sayılı ……'nın 309 ve 340. maddeleri kapsamında açılan bir dava olduğu, böyle bir davada hükmedilecek tazminatın ancak davacı şirket lehine hüküm altına alınması istemli olarak açabileceği, davacı …'un kendi adına tazminatın hüküm altına alınmasını isteyemeceği nazara alınıp davacı …'un açtığı davanın bu gerekçeyle reddine karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar nazara alınmadan davacı …'un payına göre değerlendirme yapılarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu yönden bozulması gerekmiştir. …-Öte yandan dava dosyasındaki ticaret sicil kayıtları incelendiğinde davacı şirketin … ve … olmak üzere iki ortaklı bir limited şirket olduğu, her iki ortağın da münferiden şirketi temsil ve ilzama yetkili olduğu anlaşılmaktadır. İşbu dava davacı şirket adına ortak-müdür … tarafından açılmıştır. Davalı tarafta ise diğer ortak-müdür … bulunmaktadır. Dava dilekçesinde davalının şirketin tek taşınmazını değerinin çok altında bir bedelle muvazaalı olarak sattığı, satıştan elde ettiği geliri de şirket hesabına aktarmadığı, davalının eyleminin şirketi zarara uğrattığı iddia edilmiştir. Davalı … şirket temsilcisi sıfatıyla verdiği 30…..2014 tarihli dilekçesi ile davacı şirket adına açılan davadan feragat ettiğini bildirmiştir. Karşı taraf vekili ise 30…..2014 tarihli duruşmada ve 09.04.2015 tarihli dilekçesinde davalı …'nin davacı şirket adına açılan davadan feragatının geçersiz olduğunu belirtmiştir. Bir şirket müdürü iradesiyle şirket adına söz konusu taşınmaz satışının muvazalı olduğu iddiasıyla dava açılırken diğer bir şirket müdürü tarafından bu davadan feragat edilmiştir. Böylece davacı şirketi tek başına temsile yetkili müdürler arasında davanın sürdürülüp sürdürülmemesi konusunda görüş ayrılığı oluşmuş bulunmaktadır. Bu durumda somut olayın özellikleri ve menfaat çatışması sonucu doğuran hallerde davacı şirketin temsili konusundaki ilkeler dikkate alınarak davacı şirkete kayyım tayin edildikten sonra davacı şirket adına açılan dava yönünden bozma ilamında işaret edilen hususlar nazara alınmak suretiyle işin esasının incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu şekilde davacı şirket adına açılan davadan feragat edilemeyeceği nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Ayrıca dava dilekçesinde fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile 250.000,00 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile talep edilmiş, bozmadan sonra 30…..2014 tarihli ıslah dilekçesi ile 600.000 TL'nin tahsili istenmiştir. Kural olarak, ıslahın yargılama bitinceye kadar yapılması mümkün ise de (04.02.1948 günlü, …/… sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’na göre de) hükmün Yargıtay tarafından bozulması üzerine hüküm mahkemesinde yapılan yeni yargılama sırasında ıslahta bulunulması mümkün değildir. Bu durumda mahkemece, ıslah ile artırılan miktarın bu nedenle reddine karar verilmek gerekirken bozmadan sonra ıslahın söz konusu olmayacağı nazara alınmadan ıslahla arttırılan meblağa hükmedilmesi de doğru görülmemiş, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir. …-Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (…) ve (…) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA; (…) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek olmadığına, takdir olunan ….350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınıp davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, …/…/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kamu Borçları ve Vergi Ödevlerinden Kaynaklanan Şahsi Sorumluluk

213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 10/1-2 hükümleri uyarınca tüzel kişilerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilciler tarafından yerine getirilir. Bu ödevlerin yerine getirilmemesi yüzünden tüzel kişinin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyen kanuni temsilcilerin şahsi malvarlığından alınır.

213 sayılı VERGİ USUL KANUNU m. 10Kaynağı aç
Madde 10 – Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, Vakıflar ve cemaatlar gibi tüzel kişiliği olmıyan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanuni temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir. (Değişik: 3/12/1988-3505/2 md.) Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye'de bulunmayan mükelleflerin Türkiye'deki temsilcileri hakkında da uygulanır. Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz. (Ek fıkra: 21/3/2018-7103/9 md.) Tasfiye edilerek tüzel kişiliği ticaret sicilinden silinmiş olan mükelleflerin, tasfiye öncesi ve tasfiye dönemlerine ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tasfiye öncesi dönemler için kanuni temsilcilerden, tasfiye dönemi için tasfiye memurlarından herhangi biri adına yapılır. Limited şirket ortakları, tasfiye öncesi dönemlerle ilgili bu kapsamda doğacak amme alacaklarından şirkete koydukları sermaye hisseleri oranında sorumlu olurlar. Şu kadar ki bu fıkra uyarınca tasfiye memurlarının sorumluluğu, tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlıdır. (Ek fıkra: 21/3/2018-7103/9 md.) Beşinci fıkra kapsamına girmeyen tüzel kişilerin tüzel kişiliklerinin veya tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin sona ermesi halinde, sona erme tarihinden önceki dönemlere ilişkin her türlü vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemi, müteselsilen sorumlu olmak üzere, tüzel kişiliği olanların kanuni temsilcilerinden, tüzel kişiliği olmayan teşekküllerde ise bunları idare edenler (adi ortaklıklarda ortaklardan herhangi biri) ve varsa bunların temsilcilerinden herhangi biri adına yapılır. Vergi kesenlerin sorumluluğu:

Kanuni temsilcilerin kamu borçlarından şahsi sorumluluğu bakımından herhangi bir parasal tutar sınırı öngörülmemiştir. Limited şirket müdürü, 213 sayılı Kanun m. 10 kapsamındaki sorumluluktan ancak vergiyle ilgili yasal ödevlerin zamanında yerine getirilmemesinde kendi kusurunun bulunmadığını kanıtlayarak kurtulabilir.

213 sayılı Kanun m. 10/4 uyarınca tüzel kişiliğin tasfiye haline girmiş olması veya tasfiye edilmiş bulunması, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait vergi sorumluluklarını kaldırmaz. Tasfiye edilerek sicilden terkin edilmiş mükelleflerin tasfiye öncesi dönemlerine ilişkin tarhiyat ve ceza kesme işlemleri müteselsilen kanuni temsilciler adına yürütülür; tasfiye memurlarının tasfiye dönemine ilişkin sorumluluğu ise tasfiye sonucu dağıtılan tutarla sınırlıdır.

Kamu Borcunu Ödeyen Müdürün Şirkete ve Ortaklara Rücu Usulü

213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 10/3 uyarınca şirketin vergi borcunu şahsen ödeyen kanuni temsilciler, ödedikleri tutarlar için asıl mükellef olan limited şirkete rücu etme hakkına sahiptir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/11584 Esas ve 2016/8347 Karar sayılı ilamına göre kamu alacağını ödeyen şirket temsilcisi, ödediği tutarın tamamını öncelikle asıl mükellef olan şirketten rücuen talep etmek zorundadır. Borcun asıl yükümlü şirketten tahsil imkânının bulunmadığı ispat edilmedikçe diğer şirket sorumlularına başvurulamaz. Şirketten tahsilin imkânsız olduğu anlaşıldığında ise temsilci, limited şirketin diğer ortaklarına ancak bu kişilerin ortaklık payları oranında rücu edebilir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/11584, K. 2016/8347Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/11584 E.  ,  2016/8347 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 22/12/2014 tarih ve 2013/299-2014/448 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; davalının, … Tic. Ltd. Şti'deki …'e ait hisseyi satın alarak dava dışı şirkete ortak olduğunu, müvekkilinin dışarıdan şirket müdürü olarak atandığını, şirketin zarar ettiğini, ortakların şirkete kaynak aktarımında bulunmalarının karar altına alındığını, her ortağın şirket borcunu hissesi oranında üstlendiğini, diğer iki ortağın bu durumu kabul ettiğini, ancak davalının bu durumu kabul etmediğini, şirket faaliyetlerinin sürdürülmeye çalışıldığını; ancak sürdürülemeyeceği anlaşıldığında şirketin tasfiyesine karar verildiğini, davacı tarafından çeşitli kurumlara kendi cebinden ödeme yapıldığını, ödeme miktarının toplamının 102.100,57-TL olup, bu miktarın 40.840,22-TL'sinden davalının sorumlu olduğunu belirterek bu miktar için yürütülen icra takibine karşı ileri sürülen itirazın iptalini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, limited şirket ortağına başvuru şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davanın, şirket müdürü olan davacının şirket adına yaptığı ödemeleri şirket ortağı olan davalıdan tahsiline yönelik icra takibine vaki itirazın iptali davası olduğu, davalının dava dışı şirkete ortak olduğu, şirketin diğer ortaklarının … ve … olup, dışarıdan davacının şirket müdürü olarak atanmasına karar verildiği, sonra şirketin zor durumda olması nedeniyle kaynak aktarımı yapılması konusunda ortaklardan katkıda bulunmalarının istendiği, bu istemin davalı tarafından kabul edilmediği, şirketin tasfiyesine ve tasfiye memuru olarak davacının atanmasına karar verildiği, davacı tarafından …'ya 155.767,52-TL miktarında ödeme yapıldığı, amme borçlarından dolayı şirket ortaklarına başvurulabilmesi için; alacağın şirketten tahsil edilmemesi halinde amme alacağının, bu alacağın sahipleri tarafından şirket ortaklarından hisseleri oranında istenmesi gerektiği, kamu tüzel kişiliği tarafından davalıya herhangi bir müracaatın bulunmadığı, davacıdan borç alan kişinin şirket olduğu, bu ödemenin şirket adına yapıldığı, borçlu olan kişinin öncelikle şirketin tüzel kişiliği olduğu, davacının şahsi bir alacağı mevcut olup bu alacaktan dolayı davacının doğrudan doğruya başvurma hakkı olmadığı, gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve dava dışı şirketin kamu borçları dışındaki sair borçları nedeniyle davacı tarafından yapılan ödemelerin davalı ortaktan bu aşamada talep edilemeyecek olmasına göre davacı vekilinin bu yöne ilişkin ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava dışı şirketin kamu borçları yönünden ise, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 3-Dava, limited şirketin kamu borçlarını ödediğini iddia eden şirket müdürünün yaptığı icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı vekili müvekkilinin dava dışı … Tic. Ltd. Şti'nin münferiden yetkili müdürü olduğunu, şirketin tasfiyeye girdiğini bu kapsamda müvekkilinin çeşitli krediler aldığını, … ve …'ya ödemeler yaptığını iddia ederek 12.03.2013 tarihli dilekçe ekinde ödeme dekontlarını ve diğer belgeleri ibraz etmiştir. Limited şirketlerde kanuni temsilciler şirket müdürleri ise de getirilen bir düzenleme ile kanuni temsilciye ilaveten ortaklar da kamu borcundan sorumlu tutulmuştur. Buna göre limited şirketin malvarlığından tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacakları ortaklardan, ortaklık payı oranında istenebilecektir. (6183 SK. m.35). Temsilcinin ödediği vergi için asıl mükellefe rücu etme hakkı bulunmaktadır (213 sayılı VUK. M.10). Dolayısıyla yukarıda belirtildiği üzere tüzel kişi temsilcileri, ödedikleri kamu alacağının “tamamını” öncelikle asıl mükelleften rücuen talep edebilirler. Kanuni temsilcilerin asıl mükellef dışındaki diğer sorumlulardan talepte bulunabilmesi için öncelikle bu kamu alacağının asıl yükümlüden tahsilinin mümkün olmaması gereklidir. Zira asıl yükümlüsünden tahsili mümkün olduğu halde bu alacağı kamu idaresine ödeyen kanuni temsilcilerin, asıl yükümlü dışındaki diğer sorumlulardan rücuen talepte bulunmaları mümkün değildir. Ödenen kamu alacağının asıl yükümlüden tahsil imkanı bulunmadığı anlaşıldıktan sonra, diğer yükümlülerden rücu oranının ne olacağı konusunda ise bir ayrıma gidilmelidir. Buna göre limited ve kolektif şirketlerde temsilcilerin kamu alacaklarından sorumluluğu ortaklık sıfatına bağlı olduğundan, bu kişilerden ancak ortaklık payları oranında rücuen talepte bulunulabileceği kabul edilmelidir. Diğer bir deyişle limited ve kolektif şirketlerde kamu alacağından her ortak kendi payı oranında sorumlu olup payı haricinde ödediği kısım için diğer ortaklara rücu edebilir. O halde mahkemece, davacının ödediğini iddia ettiği vergi ve … borçlarının ödendiği tarihte şirketin ödeme gücünün bulunup bulunmadığı ilgili kurumlardan sorulup araştırılarak ve gerektiğinde şirketin defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak, şirketin anılan tarihlerde ödeme gücünün olmadığının anlaşılması halinde ise ödeme makbuz ve belgelerini de davacının ibraz ettiği gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 24/10/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Limited şirket ortaklarının sorumlulukları kural olarak koydukları sermaye ile sınırlıdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın doğum ve dava tarihleri gözetildiğinde, 6762 sayılı Kanun'un 502 ve 532. maddeleri uyarınca, limited şirket ortağı, şirkete karşı taahhüt ettiği sermaye koyma borcunu yerine getirdiği ölçüde sorumluluktan kurtulmakta olup ortakların limited şirketin borçlarından şahsen sorumlu tutulmaları mümkün değildir. Hal böyle olmakla birlikte, bu nevi şirket ortaklarının, şirket alacaklılarına karşı sorumlu olmaması kuralına yönelik en önemli istisna, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un (AATUHK) 35. maddesi ile getirilmiştir. Söz konusu kanun maddesinde, kanunun yayımlandığı 1953 yılından sonra ilki 1998 ve ikincisi de 2008 yılında olmak üzere iki önemli değişiklik yapılmıştır. 1998 yılında 4369 sayılı Kanun ile getirilen değişiklikle limited şirket ortaklarının sermaye miktarları yerine sermaye oranları üzerinden kamu borçlarından sorumlu tutulmaları esası getirilmiş, 5766 sayılı Kanun'un 3. maddesi ile 2008 yılında yapılan değişiklikle maddeye 2. ve 3. bentlerin de eklenmesi suretiyle, öncesinde şirket ortağına başvurulması için kamu alacağının şirketten “kesin olarak tahsil imkanı bulunmaması” koşulu yumuşatılmak suretiyle, “şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan” kamu borçları bakımından şirket ortaklarının sorumluluğu cihetine gidilebilmesi imkanı getirilmiştir. Bir başka söyleyişle, madde hükmünün bu suretle tadil edilmesi suretiyle alacaklı kamu idaresine, belirtilen konuda açık bir takdir yetkisi tanınarak kamu idaresince şirketten tahsil edilemeyeceği değerlendirilen kamu borçları bakımından, şirket hakkında cebren tahsil cihetine gidilmeksizin, ortakların takip edilebilmesi mümkün kılınmıştır. Bir başka deyişle, kamu idaresinin, şirket ortak yahut müdürlerinden kamu alacağının tahsili için, limited şirket hakkında cebri icra takibine girişmesi ve şirket hakkında aciz belgesi almak gibi bir zorunluluk söz konusu değildir. Kamu idaresinin şirketin kamu borcundan ötürü yönetici ve/veya ortaklara yönelmesi, takip işlemlerine girişmesi, kural olarak, takip konusu borcun şirketten tahsil edilemediği veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşıldığını gösterir niteliktedir. Elbette, kamu idaresinin, madde hükmü ile kendisine belirtilen hususta tanınan takdir yetkisini aşkın ve hatta kötüye kullanması söz konusu olabilir ise de, sözü edilen hal, bu nev'i rücu davalarında nazara alınması gereken ispat yükü ile ilgili olup, usul hukukumuz açısından idarenin takdir hakkının bu şekilde aşkın yahut kötüye kullanıldığını ispat yükü, bunu ileri süren tarafa ait olmalıdır. Bu açıklama ışığında, somut dava bakımından, davalının aksi yönde bir savunması bulunmadığından, kamu alacağının davacı ortak müdürden tahsili sırasında, şirketin ödeme gücünün olmadığının kabulü gerektiği kanısındayız. Bu nedenle, yerel mahkeme kararının işbu gerekçe ile bozulması görüşünde bulunduğumuzdan, Daire çoğunluğunun bozma gerekçesine bu yön itibariyle katılamıyoruz.

Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ve Organik Bağın Kapsamı

Tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı kuralı gereğince şirketler yalnızca sermayeleri ile sorumludur ve tüzel kişinin borçlarından ötürü ortaklar şahsen sorumlu tutulamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019/149 Esas ve 2022/894 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi bu ilkenin istisnasını oluşturur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/149, K. 2022/894Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/149 E.  ,  2022/894 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. (Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.) yönünden davanın hukukî yarar yokluğundan reddine, davalı …Ş. (Çorum Sağlık A.Ş.) bakımından ise davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun’la değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davalı …Ş. vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalılardan Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş.'nin nakit ihtiyacı nedeni ile kardeş şirket durumunda bulunan diğer davalı şirketin dava dışı banka ile imzaladığı kredi sözleşmesini o dönemde hastane ortağı ve çalışanı olan müvekkilinin müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, borcun kapatılmaması üzerine müvekkili ile dava dışı diğer kefilin vadeli hesapları kapatılmak suretiyle anapara olan 750.000TL'nin (müvekkilinin 375.000TL ödediğini) tahsil edildiğini, haksız yere ödenen bu bedelin faizi ile birlikte ödenmesi için davalılara ihtarname keşide edilmesine rağmen ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, krediyi çeken şirket ile kullanan diğer şirketin tüzel kişilikleri farklı olmasına rağmen kardeş şirket olduklarını, aralarında organik bağ bulunduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması yöntemi ile asıl borçlular arasında davalı anonim şirket olduğunun ortaya çıkacağını ve her iki şirketin de yaptıkları muvazaalı işlemler nedeniyle doğan borçtan müteselsilen sorumlu bulunduklarını, davalıların alacağın tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline, icra takibinin devamına ve davalıların alacağın %40’ı oranında icra inkâr tazminatına mahkûm edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar Cevabı: 5. Davalı …Ş. vekili cevap dilekçesinde; kredi borcu için bloke konulan hesabın davacıya ait olmadığını, bu nedenle davacının davada taraf ehliyetinin bulunmadığını, ne müvekkili şirket tarafından bir kredi kullanımının ne de diğer davalı şirket tarafından müvekkili adına alınan bir kredi olmadığını, davacının kredi sözleşmesinin muhatabı olan diğer kredi çekenlerle kendi aralarındaki iç sorunu perdelemek suretiyle haksız ve kötü niyetle dava açıldığını belirterek davanın öncelikle usulden reddini savunmuş; bunun mümkün olmaması hâlinde ise yapılan icra takibinin iptaline ve davacının dava konusu edilen meblağın %20'sinden az olmamak üzerek icra tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6. Davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. yetkili temsilcisi cevap dilekçesinde; yetkilisi olduğu şirket aleyhine başlatılan icra takibine bir itirazları bulunmadığından davacının eldeki davayı açmakta hukukî yararının olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 7. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.06.2015 tarihli ve 2012/266 E., 2015/2387 K. sayılı kararı ile; kredi sözleşmesinin tarafı Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. olup, kredi borcunun kefil sıfatıyla davacıdan tahsil edildiğinin çekişmesiz olduğu, her iki davalı şirketin yönetim kurulunda dava dışı Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin'in bulundukları, bu kişilerin kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilerinin bulunduğu, ortaklık ve yönetim yapısındaki bu kısmî özdeşliğin organik bağın varlığı için yeterli olacağının Yargıtay ve öğretinin genel kabulünde olduğu, bu hususun davalı şirketlerin organik anlamda mutlak suretle özdeş olduğunu ortaya koymamakla birlikte bu olguya işaret ettiği, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti.'nin ortaklık yapısında gerçekleşen değişiklik sonrasında şirketin ortağı konumuna gelen dava dışı Türker Cengiz'in kredi borcuna ilişkin ödemelerde bulunduğu, ayrıca "Çorum Özel Hastanesi kredi ve leasing borçları" başlıklı ve hazırlayanı Türker Cengiz olan 21.02.2013 tarihli belgede "YKB TL kredisi Özel Medikal Adına" kaydının mevcut olup, uyuşmazlık konusu kredi sözleşmesindeki tutara denk olan 750.000TL miktarın yer aldığı, bu belgenin de kredi konusu tutarın davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. tarafından kullanıldığı iddiasını desteklediği, bu tutarın hastanenin işletme borçları arasında algılandığı ve kredi sözleşmelerine ilişkin ödemelerin yapıldığının sabit olduğu dikkate alındığında organik bağın varlığı veya tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektiren esaslı hâl olan malvarlığının karışması olgusunun somut olayda gerçekleştiği; davalı … Özel Medikal Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti.'nin icra takibine karşı bir itirazı olmadığından bu davalı yönünden eldeki davanın açılmasında hukukî bir yararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile; Çorum Sağlık Hizmetleri Yatırım A.Ş. yönünden yapılan itirazın kısmen iptaline, Çorum 4. İcra müdürlüğünün 2012/1395 E. sayılı takip dosyasının 375.000TL asıl alacak, 2.773,97TL işlemiş faiz olmak üzere takip talebindeki faiz miktarları üzerinden devamına, asıl alacak miktarı 375.000TL'nin %40'ı oranındaki icra inkâr tazminatının davalı …Ş. 'den tahsiline, davalı … Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnş. Gıda Tekstil ve İhr. San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine açılan davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı …Ş. vekili temyiz isteminde bulunulmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 05.04.2016 tarihli ve 2015/14035 E., 2016/5923 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalılardan Çorum Özel Medikal Ltd. Şti'nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olmuş ve kefil olarak ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı TBK'nın 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak iş bu davayı açmıştır. Kefil rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsilini isteyebilir. Somut olayda asıl borçlu Çorum Özel Medikal Ltd. Şti olup, diğer davalı …Ş'nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Davalı olarak gösterilen şirketlerin aralarında organik bağ bulunmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanamayacağı da dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Esasen asıl borçlu şirket, aleyhindeki takibe itiraz etmemiş ve icra takibi onun yönünden kesinleştiğinden asıl borçlu aleyhine açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş ve bu yöne ilişkin hüküm temyiz edilmemiştir. Hükmü temyiz eden davalı şirketin ise dava konusu kredi ile ilgisi bulunmadığı ve davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. O halde mahkemece davalı …Ş hakkındaki davanın reddi gerekirken somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı şekilde karar verildiği doğru görülmediğinden,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Çorum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2018/194 E., 2018/179 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davalı …Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davalılardan Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic.Ltd. Şti.’nin dava dışı bankadan almış olduğu krediye kefil olduğu ve kefil sıfatıyla ödediği borç nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 596. maddesinde hükme bağlanan rücu hakkına dayanarak açılan, davacı kefilin rücu hakkını kullanarak ödediği bedelin asıl borçludan tahsili için başlatılan icra takibine vâki itirazın iptaline ilişkin eldeki davada; asıl borçlu Çorum Özel Medikal ve Sağlık Hizmetleri Turizm İnşaat Gıda Tekstil ve İhracat San. Tic. Ltd. Şti. olup, diğer davalı …Ş.’nin dava konusu kredi borcuyla herhangi bir ilgisinin bulunup bulunmadığı, davalı olarak gösterilen şirketler arasında organik bağın mevcut olup olmadığı ve somut olay bakımından perdenin aralanması teorisinin uygulanıp uygulanamayacağı, buradan varılacak sonuca göre davacının bu şirkete karşı kefalete dayalı olarak rücu hakkının mevcut olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 14. Kefalet sözleşmesi, somut olaya uygulanması gereken 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun (BK) 483. ilâ 503. maddeleri (6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581. ilâ 603. maddeleri) arasında düzenlenmiştir. 15. Kefalet sözleşmesiyle kefil, asıl borçlunun borcunu ödememesi durumda, söz konusu borçtan şahsen sorumlu olacağını taahhüt etmektedir (Aral, Fahrettin: Borçlar Hukuku -Özel Borç İlişkileri, 7. b., Ankara 2007, s. 437). Daha açık bir anlatımla bu sözleşme ile kefil, borçlunun asıl borcu ifa edememesi riskini üzerine almış olur. 16. Kefalet BK'nın 483. maddesinde; “Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 17. Kefaletin türleri ise BK’nın 486 vd. maddelerinde düzenlenmiş ve uyuşmazlık konusu müteselsil kefaletle ilgili olarak da 487. maddesi; “Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde takibat icra edebilir” hükmünü içermektedir. 18. Ayrıca, BK'nın 484. maddesi gereğince kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin bu sözleşmede sorumlu olacağı miktarın gösterilmesine bağlıdır. 6098 sayılı TBK'nın 583/1. maddesi gereğince ise kefalet sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekilde yapılmasına ve ayrıca kefilin sorumlu olduğu azami miktar ile kefalet tarihinin kefilin kendi el yazısıyla yazılmasına bağlı olacağı düzenlenmiştir. 19. Öte yandan, BK'nın 497. (TBK m. 591) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefil, borçluya ait bütün def'ileri alacaklıya karşı ileri sürebilme hakkına sahip olduğu gibi, kefil kefaletten doğan borcunu ödedikten sonra ödeme nispetinde alacaklının haklarına halef olup, asıl borçluya rücu edebileceğini düzenleyen “Alacaklının Haklarına Halefiyet” başlıklı BK'nın 496. (TBK m. 596) maddesi; “Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki hukuki münasebetlerden mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur” hükmünü taşımaktadır. 20. Bu düzenlemeye göre kefil alacaklıya ifada bulunduğu miktarda onun haklarına halef olacaktır. Kefilin alacaklıya ifada bulunmasıyla kefalet borcu sona ermekle birlikte kefil alacaklı yerine geçerek borçluyu takip etme imkânı kazanmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu kefili korumak amacıyla alacaklının asıl borç ilişkisinde sahip olduğu haklara halef olmasını ve bu şekilde asıl borçluya rücu edebilmesini mümkün kılmıştır. Bu kapsamda kefilin alacaklıya halef olmasının esasını, asıl borçluya rücu hakkı oluşturmaktadır. Kefilin alacaklının haklarına halef olması, bütün kefalet sözleşmeleri için mevcuttur. Bu doğrultuda müteselsil kefil de alacaklıya yaptığı ifa oranında alacaklının haklarına halef olacaktır. 21. Kefilin alacaklının haklarına halef olması kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kefilin alacaklının haklarına sahip olması kendiliğinden gerçekleşmektedir. Halefiyetin söz konusu olabilmesi için alacaklının rızası gerekmemektedir. 22. Başka bir deyişle; yukarıda belirtilen hükme göre, kefil alacaklıya ifada bulunarak alacaklının haklarına halef olmaktadır. Kefilin alacaklıya yaptığı ifa asıl borcun sona ermesine sebep olmamaktadır. Bu kapsamda kefil de yaptığı ifayı asıl borçludan talep edebilmektedir. Kefilin, asıl borçludan yaptığı ifayı talep edebilmesi ise rücu hakkına dayanmaktadır. 23. Kefilin kefil olma sebebini asıl borçlu ile arasındaki hukukî ilişki oluşturmaktadır. Kefil ve asıl borçlu arasında vekâlet sözleşmesi olması ve kefilin asıl borçlunun vekili olarak hareket etmesi mümkündür. Böyle bir durumda kefil isterse asıl borçlu ile arasındaki iç ilişkiye dayanarak da yaptığı ödemeyi borçluya rücu etme imkânına sahip olacaktır. Bunun gibi aralarındaki iç ilişkinin vekâletsiz iş görme olarak nitelendirilmesi ve kefilin buna dayanarak borçluya rücu etmesi de mümkündür. Bir diğer olasılık olarak iç ilişkinin vekâlet ya da vekâletsiz iş görme olarak kabul edilememesi hâlinde kefil asıl borçludan sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda da talepte bulunabilecektir (Reisoğlu, Seza: Kefilin Rücuu İle İlgili Meseleler, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 1, S. 4, Y. 1962, s. 466). Söz konusu sebeplere dayanarak kefil borçludan talepte bulunabilmekle birlikte kanun koyucu kefil ve asıl borçlu arasında hiçbir ilişki bulunmaması ihtimalini de göz önüne alarak kefile yasal rücu hakkı tanımıştır. Bu kapsamda kefil kanunî halefiyete dayanan rücu hakkına başvurabileceği gibi borçluyla arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakkına da dayanabilecektir (Reisoğlu, Seza: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s. 270). 24. Nihayet BK'nın 492. (TBK m. 598/1) maddesi gereğince kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu asıl borcun geçerli oluşuna ve devamına bağlıdır. 25. Bu noktada tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine değinmek gerekirse; bu teori ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, Ersin: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12). 26. Anlaşılacağı üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. 27. Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir. 28. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş  şirketler  arasında söz konusu olduğundan, ana  şirket  ile kardeş  şirket  ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu  şirketlerin  ekonomik anlamda bağımsız  şirket  vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş  şirketler  arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek, Selçuk/Memiş, Tekin: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, E. Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul 2008, s. 209). 29. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram  organik  bağ  kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi  organik  bağ  kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle  organik  bağ  kavramının da kaynağını TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak  organik  bağ  kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle  şirketler  arasında  organik  bağ  tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. 30. Şirketler  ortaklarının akraba olması tek başına  şirketler arasında organik  bağ  olduğunun kabulü veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli olmadığı gibi şirketlerin aynı alanda faaliyet yürütüyor olması da organik bağ için yeterli değildir. 31. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.02.2022 tarihli ve 2021/(19)11-659 E., 2022/82 K. sayılı kararında da değinilmiştir. 32. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; eldeki dava 27.12.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin müteselsil kefili olan davacı tarafından kredi borcunun bir kısmının kefil sıfatıyla ödenmesi sonrasında, kredi sözleşmesinin akidi Çorum Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yanı sıra, davalı şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanması suretiyle davalı …Ş.’ye rücu hakkının bulunulduğundan bahisle açılan icra takibine ilişkin itirazın iptali istemine ilişkin olup, mahkemece davalı …Ş.'ye karşı açılan davanın kısmen kabulüne, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. yönünden ise icra takibine bir itirazı bulunmadığından bahisle davanın hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiş, davalı … Özel Medikal Ltd. Şti. hakkındaki karar temyiz kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmiştir. 33. Kredinin kullanıldığı dönemde davalı …Ş.'nin yönetim kurulu; davacı …, Mehmet Erdal Orhanoğlu, Mehmet Sami Abraş, Fatih Mehmet Laçin ve Ahmet Ahlatcı'dan oluşmaktadır. Buna karşılık davalı … Özel Medikal Ltd. Şti.'nin yönetiminde ise Mehmet Erdal Orhanoğlu ve Fatih Mehmet Laçin bulunmaktadır. Davalıların yönetiminde ortak şekilde görev alan kişiler, kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davalı şirketlerde müşterek veya münferit imza yetkilisidir. 34. Yukarıda da açıklandığı üzere, kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerektiği gibi, hukuken iki farklı tüzel kişilik taşıyan bu şirketlerin aslında özdeş olması, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuş olması gerekir. Somut olayda bu şartlar gerçekleşmediği gibi, önemle vurgulamak gerekir ki; perdenin aralanması teorisine başvurabilecek kişinin zarara uğradığını iddia eden üçüncü kişi olması gerekir. Dolayısıyla somut olayda, genel kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada davacı müteselsil kefil davalı …Ş.’nin yönetim kurulu üyesi ve ortağı olup, üçüncü kişi olmadığından bu teoriye dayalı olarak rücu isteminde bulunamaz. Davacı üçüncü kişi sıfatına haiz olmayıp, bizatihi iddia ettiği hususları bilebilecek durumda olan kişidir. 35. O hâlde davacının bu şirkete karşı kefaletten dolayı rücu hakkının mevcut olmadığı dosya kapsamı ile sabit olduğundan, mahkemece davalı …Ş. hakkındaki davanın reddi gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru değildir. 36. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki delillere ve yukarıda açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2019/149 Esas ve 2022/894 Karar sayılı ilamına göre tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, hakkın kötüye kullanılmasıyla üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı ve sorumluluğa hükmedebilmek için başka bir yasal nedene dayanma imkânının bulunmadığı hallerde başvurulabilir. Şirket ortaklarının akraba olması veya şirketlerin aynı alanda faaliyet göstermesi şirketler arasında organik bağ bulunduğunu kabul etmek veya perdeyi kaldırmak için tek başına yeterli değildir.

Perdenin aralanması teorisine ancak zarara uğradığını ileri süren üçüncü kişiler başvurabilir. Şirkette pay sahibi veya yönetici konumunda olup şirketin durumunu bilebilecek kişilerin üçüncü kişi sayılarak bu teoriye dayanmaları ve rücu talebinde bulunmaları mümkün değildir.

Limited şirket yönetimi tamamen şirket dışındaki üçüncü kişilere devredilebilir mi?

Hayır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 623/1 gereğince limited şirketin yönetim ve temsili üçüncü kişilere verilebilmekle birlikte, şirket yönetimi tamamen ortak olmayan kişilere bırakılamaz; ortaklardan en az birinin şirketi yönetim ve temsil yetkisinin bulunması şarttır.

Tüzel kişi müdür atandığında hukuki sorumluluk gerçek kişi temsilciye mi aittir?

Hayır. Tüzel kişinin müdür seçilmesi halinde hukuki sorumluluk işlemi yürüten gerçek kişi temsilciye değil, doğrudan tüzel kişinin kendisine aittir ve tüzel kişi tüm malvarlığı ile sorumlu olur.

Müdürlerin kusurlu işlemlerinde ispat yükü kime aittir?

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 553/1 uyarınca müdürlerin yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettiğini ispat yükü, sorumluluk iddiasında bulunan davacı taraftadır.

Şirket müdürü kamu borçlarından doğan sorumluluktan nasıl kurtulabilir?

Müdür, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu m. 10 kapsamındaki sorumluluktan ancak vergi ödevlerinin süresinde yerine getirilmemesinde kendi kusurunun bulunmadığını ispatlayarak kurtulabilir.

Şirketin vergi borcunu şahsen ödeyen müdür doğrudan ortaklara rücu edebilir mi?

Hayır. Vergi borcunu ödeyen kanuni temsilci alacağın tamamını öncelikle asıl mükellef olan limited şirketten talep etmek zorundadır; alacağın şirketten tahsil edilemediği kanıtlanmadıkça diğer ortaklara rücu edilemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu