Kurusıkı Tabanca Cezası Nedir? Taşıma, Ruhsat ve Yaptırımlar

by Avukat Erdal Ersoy
Kurusıkı Tabanca Cezası Nedir? Taşıma, Ruhsat ve Yaptırımlar

Ses ve gaz fişeği atabilen silahlar olarak tanımlanan kurusıkı tabancaların gündelik yaşamda taşınması 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun uyarınca yasaktır. Kanunun tanıdığı serbesti yalnızca belirli usul ve teknik şartlara uyularak gerçekleştirilen nakil faaliyetiyle sınırlıdır. Taşıma yasağına veya kanuni nakil ölçütlerine aykırı davranılması durumunda idari para cezası tatbik edilir ve kabahate konu silahın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. Bu idari yaptırımları uygulamaya mahallî mülki amir yetkilidir.

5729 sayılı SES VE GAZ FİŞEĞİ ATABİLEN SİLAHLAR HAKKINDA KANUN m. 3Kaynağı aç
MADDE 3 – (1) Bu Kanun kapsamına giren silahların; a) Taşınması, b) Ateşli silahlarla işlenen veya 6136 sayılı Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı hükümlü bulunanlar ile kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olanlara veya onsekiz yaşından küçüklere satılması, c) Yönetmelikte belirlenmiş esas ve usullere aykırı olarak imal edilmiş olanlarının satılması, yasaktır. (2) Bu silahların satışı, mermi veya av malzemesi ya da yivsiz tüfek satışı yapmak için ruhsatlandırılmış yerlerce yapılır. Bu silahları satan bayilerle, başkalarına satan veya devredenlerin ya da başkalarından satın alan veya devralanların bir ay içinde Cumhuriyet Savcılığından alacakları sabıka kaydıyla birlikte mahallî mülki amire bildirimde bulunmaları zorunludur. (3) Söz konusu silahlar, ancak her an kullanıma elverişli olmayacak ve kolay ulaşılmayacak şekilde, boş olarak kutu içerisinde nakledilebilirler. Bu silahların belirtilen şekil ve şartların dışında nakledilmesi taşıma olarak kabul edilir. (4) Ses ve gaz fişeği atan silahların ve üretici firmaların isim, marka veya alâmetleri kullanılarak her ne suretle olursa olsun reklam ve tanıtımı yapılamaz. Bu silahların kullanılmasını özendiren veya teşvik eden kampanyalar düzenlenemez. Ceza hükümleri
5729 sayılı SES VE GAZ FİŞEĞİ ATABİLEN SİLAHLAR HAKKINDA KANUN m. 4Kaynağı aç
MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamındaki silahları yetkili mercilerden izin almadan veya 6136 sayılı Kanun hükümlerine tabi silah vasfına dönüştürülecek şekilde imal edenler veya satanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. (2) Bu Kanunun 3 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarındaki yasaklara aykırı davranışta bulunanlara beşyüz Yeni Türk Lirası, dördüncü fıkrasındaki yasaklara aykırı davranışta bulunanlara beşbin Yeni Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca bu silahların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. (3) Bu Kanun kapsamına giren silahları, yönetmelikte belirlenmiş esas ve usullere aykırı olarak imal edenlere beşbin Yeni Türk Lirasından yirmibin Yeni Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. Bu fiilin tekrarı halinde idarî para cezasının iki katına karar verilir. (4) Bu Kanun hükümlerine göre idarî para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar vermeye mahallî mülki amir yetkilidir. Yönetmelik
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/1182, K. 2019/50Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2017/1182 E.  ,  2019/50 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 124-217 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan sanık …'in aynı Kanun'un 13/1, TCK'nın 62 ve 54/4. maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, müsadereye, CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 5 yıl denetim süresine tabi tutulmasına ilişkin Iğdır 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 24.03.2008 tarihli ve 545-256 sayılı kararın kesinleşmesinden sonra, sanığın denetim süresi içerisinde silahla kasten yaralama suçunu işlemesi nedeniyle dosyayı ele alan Iğdır 2. Asliye Ceza Mahkemesince 14.05.2013 tarih ve 97-643 sayı ile, açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanması suretiyle sanığın 6136 sayılı Kanun'un 13/1, TCK'nın 62/1, 50/1-a ve 52/2-4 maddeleri uyarınca hapisten çevrilen 6.000 TL ve doğrudan verilen 375 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 13.03.2014 tarih ve 19842-6375 sayı ile; "Dosyada mevcut ekspertiz raporuna göre; davaya konu gaz tabancasının namlusu içerisinde mevcut bulunan dairesel yapıdaki gaz ayırıcı parçasının delikli bir yapıda olduğu, bu haliyle de özel şekil ve nitelikteki fişeklerin ucunda bulunan ve mermi çekirdeği özelliği taşıyan kurşun, küre veya saçma tanelerinin geçebileceği kadar bir boşluk sağladığının silahın orijinal haline göre değişiklik yapılıp yapılmadığının tespit olunamadığının belirtilmesi karşısında, davaya konu gaz tabancasının marka, model ve üretim yılının tespit olunup Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından marka, model ve üretim yılı itibariyle bu silahların mevcut haliyle üretilmesine izin verilip verilmediği sorulup, bu silahların üretim şeması getirtilip dosya kül halinde kriminal laboratuvarı ya da Adli Tıp Kurumuna gönderilerek silahın üretim izni verilen orijinal haline göre bilye geçişine imkan verecek şekilde gaz ayırıcı parçasının tadil edilip edilmediğine dair alınacak bir rapor ile 6136 sayılı Kanun kapsamında kalıp kalmadığı hususu kesin olarak saptanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile yazılı biçimde hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Iğdır 2. Asliye Ceza Mahkemesi ise 29.05.2014 tarih ve 124-217 sayı ile; “Yargıtay bozma ilamında belirtildiği üzere dosyada silahın orijinal hâline göre değişiklik yapılıp yapılmadığının tespit olunamadığına dair bir raporun mevcut olmadığı aksine silahın imal özelliklerini koruduğunun ve herhangi bir tadilat yapılmadığının tespit edildiği bu nedenle istem konusu hakkında zaten dosya içinde mevcut rapor bulunduğundan bu raporun yeniden alınmasına ihtiyaç olmadığı kanaatinin hasıl olduğu; kaldı ki mahkememizin 25.09.2008 tarih ve 2007/545 esas sayılı yazısı ile dosyaya konu silahın müsadere edildiğinin anlaşılması karşısında silahın kriminal incelemeye gönderilmesinin de imkânsız olduğu; Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Yönetmelik’in 2. maddesi uyarınca ateşli silah; ‘mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere atabilen silah’ olarak tanımlandığına ve dosyaya konu silahın imal özelliklerini koruduğu, üzerinde tadilat yapılmadığı ve üretim hâli ile saçma tanesinin balistik jel üzerinde yapılan deneme atışında 7.5 cm uzaklığa kadar ilerleyebildiği ve bu hâliyle insan bedeni üzerinde etkili olduğu ve bu mesafenin uzak mesafe sayıldığı, incelemeye konu silahın ekspertiz raporunda da belirtildiği üzere kuru sıkı olmayıp yarı otomatik bir tabanca olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Sanığın hayatın olağan akışına göre bu niteliği haiz silahın ruhsatsız olarak bulundurmanın suç olduğunu bilmesi gerektiği bu nedenle sanıkta suç işleme kastı bulunduğu kaldı ki 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçunun oluşabilmesi için genel kastın yeterli olduğu silahın ruhsatsız olarak bulundurmanın yasak olup olmadığını bilmemesinin suç oluşmasını engellemediği ve sanığın aldığı silahın kuru sıkı özellikte olduğunu iddia etmesine karşın silahı alırken bu silahın bilye / saçma tanesi / kurşun küresi yerleştirilerek oluşturulmuş özel şekil ve nitelikteki ateşli silah fişeklerini atabilecek durumda olduğunu bilerek ve isteyerek almış olmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu; silahın bu özellikte olduğunu bilmediğine dair savunmasının suçtan kurtulmaya yönelik olduğundan itibar edilmemesi gerektiği kanaati hasıl olmuştur.” şeklindeki gerekçeyle bozma kararına direnerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar vermiştir. Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.09.2015 tarihli ve 241465 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 800-561 sayı ile 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 28.11.2017 tarih ve 490-13419 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçunun sübutu bakımından eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 10.10.2007 tarihli yakalama tutanağına göre; silahla tehdit olayına ilişkin yapılan araştırma sonucu ikametinin önünde yakalanan sanığa olayda kullandığı silahın nerede olduğunun sorulması üzerine sanığın evinden getirmiş olduğu “Voltran Mod. 92 Fırat cal. 9 mm P.A Magnum F4103154” ibareli, şarjörü boş olan, kuru sıkı tabir edilen, ses ve gaz fişeği atabilen tabancasını kolluk görevlilerine teslim ettiği, Erzurum Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 31.10.2007 tarih ve 1802 sayılı ekspertiz raporunda; tetkik için gönderilen "F4103154" numaralı silahın 9 mm çapında ses ve gaz fişeği ile aynı çaptaki özel nitelikli ateşli silah fişeklerini atabilen, sürgüsünün sol yüzeyinde "VOLTRAN Mod. 92 Fırat…" ibareleri bulunan, yarı otomatik bir tabanca olduğu, ateşleme sisteminde görev alan mekanik aksamının sağlam ve işler durumda olduğu, mevcut haliyle bilinen ateşli silah fişeklerini istimale elverişli olmadığı, her ne kadar namlusu bilinen ateşli silah fişeklerini istimal etmeye elverişli olmasa da, namlusunda ses fişeklerinin ön kısmına 3 mm çapında bilye / saçma tanesi / kurşun küre yerleştirilerek oluşturulmuş özel şekil ve nitelikteki ateşli silah fişeklerini atabilecek boşluk bulunduğu, söz konusu tabanca ile kolluk tarafından temin edilen ön kısmına 3 mm çapında saçma tanesi yerleştirilerek oluşturulmuş özel nitelikli ateşli silah fişekleri kullanılarak yapılan tatbiki deneme atışlarında, tabancanın bu fişekleri patlattığı, bahse konu özel nitelikteki fişeklerin ön kısmındaki saçma tanelerinin namluyu terk ettikleri, namluyu terk eden saçma tanelerinin özellikle yakın mesafeden etkili oldukları, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkındaki Yönetmelik’in 2. maddesinin (e) bendinde ateşli silahın; "Mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilen silah" şeklinde tanımlandığı, bu nedenlerle, özel nitelikli fişekleri patlatabilen tetkik konusu tabancanın, 6136 sayılı Kanun’a göre yasak niteliğini haiz ateşli silahlardan olduğu ancak bahse konu tabancanın, taşımakta olduğu nitelikler bakımından anılan Kanun’un 12/4. maddesi kapsamı dışında kaldığı bilgilerine yer verildiği, Iğdır Asliye Ceza Mahkemesince 25.02.2008 tarihli ara kararı uyarınca; adli emanetin 2007/342 sırasında kayıtlı inceleme konusu silahın kriminal polis laboratuvarına gönderilerek öldürmeye elverişli silah haline dönüştürülüp dönüştürülmediğine ilişkin ek rapor düzenlenmesinin istendiği, Erzurum Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 18.03.2008 tarih ve BLS-2008/557 numaralı ekspertiz raporunda; tetkik konusu tabancanın namlusunda tadilat yapıldığını gösterir bir emarenin mevcut olmadığının (imal özelliklerini koruduğunun) belirtildiği, Sanık hakkında 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçu ile birlikte zincirleme şekilde silahla tehdit suçundan da kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece 24.03.2008 tarih ve 545-256 sayı ile; sanığın basit tehdit suçundan TCK'nın 106/1-2. cümle, 43/1-2, 62, 52/2 maddeleri uyarınca kesin nitelikte 2.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, Adli emanet memurluğuna yazılan 25.09.2008 tarihli ve 545 sayılı müzekkereye göre; adli emanetin 2007/342 sırasında kayıtlı bulunan suça konu 1 adet Magnum marka “F4103154” numaralı tabancaya ilişkin TCK’nın 54/4. maddesi uyarınca verilen müsadere kararının yerine getirilmesinin talep edildiği, Anlaşılmaktadır. Tanık …… mahkemede özetle; kardeşi olan sanığın kullandığı kuru sıkı silahın kendisine ait olduğunu ancak silahı sanığın aldığından haberinin olmadığını, İnceleme dışı zincirleme şekilde basit tehdit suçunun katılanları …, … ve … kollukta ve mahkemede özetle; uzaktan akrabaları olan sanık …’in yanlarına gelerek “Sizi öldüreceğim” dedikten sonra belinden çıkardığı koyu renkli silahı kendilerine doğrulttuğunu, tetiğe bastığını ancak silahın tutukluk yaptığı için ateş almadığını, doldur boşalt yaptığı sırada da silahın ağzındaki merminin yere düştüğünü, bunun üzerine sanığın mermiyi yerden alarak olay yerinden kaçtığını, İfade etmişlerdir. Sanık kollukta özetle; katılanların kendisine küfür etmeleri nedeniyle üzerinde bulunan kuru sıkı tabir edilen tabancayı çıkardığını, ancak şahıslara doğrultmadığını, ateş etmediğini, zaten silahın içinde mermi olmadığını, sadece katılanları korkutmak amacıyla silahı gösterdiğini, kuru sıkı silah taşımanın suç olduğunu bilmediğini, 24.03.2008 tarihli oturumda özetle; olay günü abisi ……’e ait olan kuru sıkı tabir edilen tabancayı temizlemek amacı ile yanına aldığını, yolda katılanlardan …’in “Seni öldüreceğim” demesi üzerine kendisini korumak amacıyla üzerinde bulunan kuru sıkı silahı çektiğini, katılanlara doğrulttuğunu ancak silahın tetiğine basmadığını, tehdit içerikli bir söz de söylemediğini, bunun üzerine katılanların olay yerinden kaçtıklarını, kendisinin de evine gittiğini, 14.05.2013 tarihli oturumda özetle; silahı kuru sıkı olarak bildiğini, 6136 sayılı Kanun’a aykırı olduğuna dair bir fikri olmadığını, 29.05.2014 tarihli oturumda ise özetle; tabancayı kuru sıkı olarak satın aldığını, polislere de kuru sıkı olduğu için verdiğini, kuru sıkı olmasaydı zaten teslim etmeyeceğini, tabancanın mermi ateşleyebildiğini bilmediğini savunmuştur. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle ateşli silahlar ile ses ve gaz fişeği atabilen silahlar hakkındaki mevzuat hükümlerinin gözden geçirilmesi gerekmektedir. 6136 sayılı Kanun'un 1. maddesi; "Ateşli silahlarla mermilerinin ve bıçaklarla salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak yapılmış bulunan diğer aletlerin memlekete sokulması, yapılması, satılması, satın alınması, taşınması veya bulundurulması bu kanun hükümlerine tabidir.", Suç tarihi itibarıyla 5252 sayılı Kanun'un "Diğer kanunlardaki para cezalarının artırılması ve usulü" başlıklı 4. maddesi; "(1) 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun dışındaki kanunlarda yer alan para cezalarından nispî nitelikteki vergi ve resim cezaları, nispî para cezaları ve tazminat kabilinden değişen orana bağlı bulunan para cezaları hariç olmak üzere, kanun ve tüzüklerde gösterilmiş bulunan para cezalarından (idarî ve disiplin para cezaları dahil); … b) Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul olunup da; … 3. 1.1.1946 tarihinden 31.12.1959 tarihine kadar yürürlüğe girmiş bulunan kanunlardaki para cezaları yirmisekizbinbeşyüzyetmiş katına, Çıkarılmıştır.", Aynı Kanun'un "Ağır para cezasının dönüştürülmesi" başlıklı 5. maddesi ise; "(1) Kanunlarda öngörülen "ağır para" cezaları, "adli para" cezasına dönüştürülmüştür. (2) Bu kanunlarda Türk Ceza Kanununda belirlenen cezalar sistemine uygun değişiklik yapılıncaya kadar, alt veya üst sınırlar arasında uygulama yapılmasını gerektirir nitelikteki adli para cezalarında cezanın alt sınırı dörtyüzellimilyon, üst sınırı yüzmilyar Türk Lirası olarak uygulanır. Bu fıkra hükümleri, nispî nitelikteki adli para cezaları hakkında uygulanmaz. …" şeklinde düzenlenmiştir. Suç tarihi itibarıyla 6136 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasında bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyan veya bulunduranların bir yıldan üç yıla kadar hapis ve 5252 sayılı Kanun'un 4/1-b-3 ve 5. maddeleri delaletiyle 450 TL adlî para cezası ile cezalandırılacakları hüküm altına alınmış olup failin bu durumda cezalandırılabilmesi için suça konu silahın 6136 sayılı Kanun kapsamında olduğunu bilerek hareket etmesi gerekmektedir. Suç tarihinden sonra anılan Kanun'un 08.02.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanun’un 156. maddesi ile değişik 13. maddesinin beşinci fıkrası ise; "Kuru sıkı tabir edilen ses veya gaz fişeği ya da benzerlerini atabilen tabancayı, teknik özelliklerinde değişiklik yaparak öldürmeye elverişli silah haline dönüştüren kişi, bu maddenin birinci fıkrası hükümlerine göre cezalandırılır." biçiminde düzenlenmiştir. Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliğin “Tanımlar” başlıklı 2. maddesi; "Bu Yönetmelikte geçen; … b) Silah: Uzaktan veya yakından canlıları öldürebilen, yaralayan, etkisiz bırakan, canlı organizmaları hasta eden, cansızları parçalayan veya yok eden, ruhsata tabi araç ve aletlerin tümünü, … e) Ateşli silah: Mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilen silahları, f) Tabanca: Tam otomatik olmamak şartıyla, namlu uzunluğu fişek yatağı hariç otuz santimetreyi ve tüm uzunluğu elli santimetreyi geçmeyen, dumanlı veya dumansız barut veya bu neviden bir patlayıcı ve itici güç ile gülle, mermi, saçma veya füze ile gaz ya da diğer nesneleri atabilen, belli bir çapta namluya uygun imal edilmiş ateşli silahları, … ifade eder" hükümlerini içermektedir. Suç tarihinden sonra 12.02.2008 tarihli ve 26785 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun'un 1. maddesi; "(1) Bu Kanunun amacı, ses ve gaz fişeği atabilen silahların nitelikleri, imali, ithali, ihracı, satışı, edinilmesi, bulundurulması ve taşınması hakkındaki usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemlerini düzenlemektir. (2) Bu Kanunda geçen ses ve gaz fişeği atan silah; kurusıkı silah olarak da tabir edilen ses ve gaz fişeği atabilen silahları ifade eder.", 2. maddesinin ikinci fıkrası; "Bu Kanun kapsamındaki silahların 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun hükümlerine tabi silah vasfına dönüştürülemeyecek ve üzerinde 6136 sayılı Kanun hükümlerine tabi silahlardan rengi ve şekli belirtilerek açıkça ayırt edilmesini sağlayan bir işaret taşıyacak şekilde üretilmesi zorunludur. Bu zorunluluklar ithalatta da aranır…", 4. maddesinin birinci fıkrası; "Bu Kanun kapsamındaki silahları yetkili mercilerden izin almadan veya 6136 sayılı Kanun hükümlerine tabi silah vasfına dönüştürülecek şekilde imal edenler veya satanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır", Suç tarihinden sonra 02.05.2008 tarihli ve 26864 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmelik’in “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin (c) bendi; "Bu Yönetmelikte yer alan; … Ses ve gaz fişeği atabilen silâh: Ses ve gaz fişeği atabilen, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun hükümlerine tabi silâh vasfında olmayan, kurusıkı silah olarak da tabir edilen silâhları… ifade eder", “Üretim esasları” başlıklı 5. maddesi ise; "(1) İmal edilecek ses ve gaz fişeği atabilen silâhların çalışma sistemleri, mekanik yapıları ve görünümleri aşağıdaki şekilde olmalıdır: a) Sadece ses ve gaz fişeği atabilen silâhlarda kullanılmak üzere imal edilmiş nitelikteki fişekleri kullanabilecek yapıda olmalıdır. b) Birden fazla fişeği seri olarak atamayacak nitelikte; yarı otomatik, tek tek veya toplu tabanca çalışma sisteminde imal edilmiş olmalıdır. c) Gaz çıkışı; 1) Namlu ucundan olacak silahlarda namlu içerisinde; fişek yatağı hariç olmak üzere namlu uzunluğunun en az yarısı uzunlukta çelikten imal edilmiş 'namlu emniyet sacı' ve bu sac ile namlu ucu arasında kalan kısımda olacak şekilde sacın geniş yüzeyine dik olarak konumlandırılmış çelikten imal edilmiş 'namlu emniyet pimi' olmalıdır. Emniyet pimi yerine, namlu emniyet sacının olduğu kısım fişek yatağı ile aynı eksende olmayacak şekilde en az 1,5 mm eksen kaçıklığına sahip olarak da imal edilebilir. Emniyet sacı fişek yatağı tarafında olmalıdır. Belirtilen sac ve pim, namlu içerisine kolayca çıkartılamayacak şekilde yerleştirilmelidir. 2) Fişek yatağı bitiminde olacak silahlarda namlu içerisine, namlu çapını tam kapatacak şekilde sertleştirilmiş çelikten imal edilmiş 'namlu emniyet çelikleri' yerleştirilmelidir. Bu çeliklerin fişek yatağı ve namlu ucuna dönük kısımları delinmeyi engellemeye yönelik geometrik şekillere sahip olmalıdır ve aynı zamanda bu çelikler sökülmeye elverişsiz şekilde namlu içerisine yerleştirilmelidir. Namlu emniyet çelikleri fişek yatağı bitimine olabilecek en yakın konumda olmalıdır. ç) Namlu ile gövde, sökülmek sureti ile birbirinden ayrılamayacak yapıda imal edilmelidir. d) Namlu ağzının çevresi karşıdan bakıldığında görülecek şekilde ve kolayca çıkmayacak turuncu renkli boya ile boyalı olmalıdır. e) Namlu uzunluğu fişek yatağı hariç 300 milimetreyi ve tüm uzunluğu 500 milimetreyi geçmeyecek şekilde imal edilmiş olmalıdır. f) Görünümü toplu veya yarı otomatik tabanca şeklinde olmalıdır. Güvenlik kuvvetlerince kullanılan tam otomatik silâh şeklinde veya görünümünde olmamalıdır. g) İmal edilen silâhlar üzerine marka, model, çap, imal yılı ve seri numaraları silinmeyecek şekilde vurulmalı, üretimde seri numarası atlaması yapılmamalıdır. ğ) Bu silâhların ambalaj ve kutularına Ek-1'de yer alan yasal uyarının ve silâhın kullanım kılavuzunun konulması zorunludur. (2) Yalnızca film yapımı, tiyatro, şenlik, kutlama, tören gibi etkinliklerde kullanılmak üzere yapılacak imalatlarda; birinci fıkranın (b), (d), (e) ve (f) bentlerinde belirtilen üretim esasları aranmaz. Bu amaçla yapılacak üretimde, üretici firma ile etkinliği gerçekleştirecek gerçek veya tüzel kişiler arasında üretime ilişkin düzenlenecek bir sözleşme ibraz edilmek sureti ile İçişleri Bakanlığından alınacak uygun görüş yazısı ve sözleşmenin bir suretinin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına sunulmasını takiben Üretim İzin Belgesi için gereken işlemler başlatılır. İmalatçı firma; üretimi tamamladıktan sonra sözleşmeyi yaptığı gerçek veya tüzel kişiye silahları teslim ettiğine dair bir belge ile birlikte bu silahlara ilişkin Üretim İzin Belgesini Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına teslim eder. (3) İhraç edilmek üzere imal edilecek silahlarda; birinci fıkranın (b), (c), (d), (e), (f) ve (ğ) bentlerinde belirtilen üretim esasları aranmaz." şeklinde hüküm altına alınarak Kanun ve anılan Yönetmelik’le ses ve gaz fişeği atabilen silahların nitelikleri, imali ve ithali hakkındaki usul ve esaslar düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere ses ve gaz fişeği atabilen silahların, 6136 sayılı Kanun hükümlerine tabi silah vasfına dönüştürülemeyecek ve aynı Kanun hükümlerine tabi silahlardan açıkça ayırt edilmesini sağlayan rengi ve şekli belirtilen bir işaret taşıyacak şekilde üretilmeleri zorunludur. Bu tip silahları 6136 sayılı Kanun hükümlerine tabi silah vasfına dönüştürülecek şekilde imal edenler veya satanlar 5729 sayılı Kanun’un 4/1, ticaret kastı taşımadan teknik özelliklerinde değişiklik yaparak öldürmeye elverişli silah haline dönüştürenler ise 6136 sayılı Kanun’un 13/5. maddesi delaletiyle 13/1. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır. Usulüne uygun imal edilmemesi ya da sonradan teknik özelliklerinde değişiklik yapılması nedeniyle yalnızca ses ve gaz fişeği değil, ayrıca mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki cisimleri de atabilen silahlar yasak niteliği haiz ateşli silahlardan olup memlekete sokulması, yapılması, satılması, satın alınması, taşınması veya bulundurulması 6136 sayılı Kanun hükümlerine tâbi olacaktır. Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da belirtildiği üzere, ses ve gaz fişeği atabilen bir silaha ilişkin 6136 sayılı Kanun kapsamında yasak niteliği haiz ateşli silah olduğu iddiasıyla bir kamu davası açılması durumunda öncelikle Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından silahın üretim tarihi, marka ve modeline göre mevcut şekilde üretilmesine ve ithaline izin verilip verilmediği sorulup doğrudan mevzuatta öngörülen usul ve esaslara aykırı olarak 6136 sayılı Kanun hükümlerine tabi silah vasfında mı üretildiği, yoksa anılan Kanun hükümlerine tabi silah vasfına dönüştürülebilecek şekilde üretilip bilahare de bu imkandan yararlanılarak teknik özelliklerinde değişiklik yapılması sonucunda bu Kanun hükümlerine tabi silah vasfına mı dönüştürüldüğü tereddüte yer bırakmayacak biçimde tespit edilmeli, daha sonra da suça konu silahın üretim tarihi, bu tarih itibarıyla üretim ve ithalinin tabi olduğu usul ve esaslar, mekanik yapısı, görünümü, silahla birlikte çapına uygun ateşli silah fişeği ele geçip geçmediği gibi hususlar üzerinde durularak, niteliğinin 6136 sayılı Kanun kapsamında olduğunun bilinip bilinmediği belirlenmeli, sonucuna göre de sanığın hukuki durumu takdir ve tayin edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 10.10.2007 tarihinde saat 10.10 sıralarında silahla tehdit suçuna ilişkin yapılan ihbar üzerine yakalanan sanığın evinden getirmiş olduğu “Voltran Mod. 92 Fırat cal. 9 mm P.A Magnum F4103154” ibareli, şarjörü boş olan, ateşli silah fişeklerini istimale elverişli olmasa da, ses fişeklerinin ön kısmına bilye / saçma tanesi / kurşun küre yerleştirilerek oluşturulmuş özel şekil ve nitelikteki fişekleri atabilecek kadar namlusunda boşluk bulunan tabancayı kolluk görevlilerine teslim ettiği olayda; her ne kadar Özel Dairece, dosyada mevcut bulunan ekspertiz raporuna göre silahın orijinal halinde değişiklik yapılıp yapılmadığının tespit olunamadığı hususu bozma nedeni yapılmış ise de Yerel Mahkemece 25.02.2008 tarihli oturumda, 6136 sayılı Kanun’un 13. maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen şekilde ses ve gaz fişeği atabilen tabancanın teknik özelliklerinde öldürmeye elverişli silah haline dönüştürülmesine ilişkin bir değişiklik yapılıp yapılmadığının tespitine yönelik ek rapor düzenlenmesine karar verilmesi üzerine Erzurum Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 18.03.2008 tarihli ve 557 sayılı raporda, söz konusu tabancanın namlusunda tadilat yapıldığını gösterir bir emarenin mevcut olmadığının ve silahın imal özelliklerini koruduğunun belirtilmesi, yine ses ve gaz fişeği atabilen silahların imaline ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından izin; ithaline ilişkin ise anılan Bakanlık ve İçişleri Bakanlığının uygun görüşü alınmasına yönelik yasal düzenlemelerin suç tarihinden sonra yürürlüğe girmesi nedeniyle suça konu tabancanın marka, model ve üretim tarihi itibarıyla mevcut şekilde üretilmesine izin verilip verilmediği konusunda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından sorulmak suretiyle araştırma yapılmasına gerek bulunmaması, ayrıca Yerel Mahkemece 24.03.2008 tarih ve 545-256 sayı ile suça konu silahın müsaderesine karar verilmesi ve 25.09.2008 tarihinde silahla ilgili müsadere kararının yerine getirilmesi için adli emanet memurluğuna talimat verilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde eksik araştırma ile hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir. Uyuşmazlık konusu bu şekilde çözümlendikten sonra, bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyesince, sanığa atılı 6136 sayılı Kanun’a aykırılık suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine, Özel Dairenin bozmasında; suça konu kuru sıkı tabancanın üretiminden sonra üzerinde bir değişiklik yapılıp 6136 sayılı Yasa kapsamında bulundurulması ve taşınması ruhsata tabi ateşli silah haline getirilmesinin kesin olarak saptanamaması halinde sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği hususunun amaçlanmış olduğu gözetilerek bu hususa ilişkin yapılan değerlendirmede; Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir. Erzurum Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 18.03.2008 tarihli ve 557 sayılı raporda; inceleme konusu tabancanın namlusunda tadilat yapıldığını gösterir bir emarenin mevcut olmadığının ve silahın imal özelliklerini koruduğunun belirtilmesi, sanıktan özel nitelikli fişek elde edilmemiş olması ve sanığın tüm aşamalarda söz konusu tabancayı kuru sıkı olarak bildiğini savunması karşısında; sanığın suça konu silahı, özel nitelikli fişekleri de atabilme özelliğine sahip olduğunu bilerek satın aldığına, taşıdığına veya bulundurduğuna yönelik her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı delil bulunmadığından beraati yerine, dosya kapsamına uygun olmayan gerekçelerle mahkûmiyetine karar verilmesi kanuna aykırıdır. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Iğdır 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 29.05.2014 tarihli ve 124-217 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığa atılı 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.01.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.

Kurusıkı Tabancalarda Taşıma Yasağı ve Nakil Ölçütleri

5729 sayılı Kanun m. 3/3 hükmü uyarınca ses ve gaz fişeği atabilen silahlar ancak her an kullanıma elverişli olmayacak ve kolay ulaşılamayacak biçimde, boş olarak kutu içerisinde nakledilebilir. Belirtilen şekil ve şartların dışında yapılan nakiller kanunen taşıma olarak kabul edilir. Silahın kişinin üzerinde, belinde, çantanın kolay erişilebilir gözünde veya araç içinde hızlıca ulaşılabilecek bir yerde bulundurulması gibi her an kullanılabilir izlenimi veren durumlar taşıma niteliği taşır.

Araç içerisinde gerçekleştirilen yer değiştirmelerde silahın bulunduğu konum, taşıma ile nakil arasındaki hukuki ayrımın belirlenmesinde önem taşır. Tabancanın torpido gözü, kapı cebi, kol dayama haznesi veya sürücünün hemen ulaşabileceği çanta gözleri gibi noktalarda tutulması taşıma şüphesi doğurur. Buna karşılık kurusıkı tabancanın fişeksiz biçimde, kutusu içerisinde ve araç bagajında anlık kullanıma elverişsiz halde tutulması nakil değerlendirmesi kapsamında kabul edilmeye daha uygundur.

Kurusıkı Tabancalarda Kayıt, Satış ve Bildirim Rejimi

Kurusıkı tabancalar bakımından 6136 sayılı Kanun'a tabi ateşli silahlarda olduğu gibi bağımsız bir taşıma ruhsatı bulunmamaktadır. Kurusıkı silah rejimi ruhsat yerine bildirim ve kayıt esasına dayanır. Satın alma işlemi sırasında düzenlenen bildirim kartları veya edinim evrakı yalnızca kaydı tevsik eder; sahibine silahı kamusal alanda serbestçe taşıma hakkı sağlamaz.

5729 sayılı Kanun m. 3 uyarınca kurusıkı silahların satışı yalnızca mermi, av malzemesi veya yivsiz tüfek satışı yapmak üzere ruhsatlandırılmış yerlerce yürütülür. Onsekiz yaşından küçüklere kurusıkı tabanca satışı yapılması kesinlikle yasaktır. Ayrıca ateşli silahlarla işlenen suçlardan ya da 6136 sayılı Kanun kapsamına giren fiillerden dolayı hükümlü bulunanlar ile kasten işlenen bir suçtan ötürü bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına mahkûm olanlara bu silahların satışı yapılamaz. Yönetmelikte belirlenen imalat usul ve esaslarına aykırı üretilmiş silahların satılması da yasaklanmıştır.

Kurusıkı silahları satan bayiler ile bu silahları başkalarına satan, devreden, satın alan veya devralan kişilerin, fatura veya devir sözleşmesinin düzenlendiği tarihten itibaren bir ay içinde Cumhuriyet Savcılığından temin edecekleri sabıka kaydıyla birlikte mahallî mülki amire bildirimde bulunmaları kanunen zorunludur. Kayıt dışı devir ve faturasız edinimler, kolluk denetimlerinde ispat güçlüğü doğurarak silaha el koyma riskini artırmaktadır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/50, K. 2019/176Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2019/50 E.  ,  2019/176 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 56-197 Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan sanık …'nın TCK'nın 170/1-c, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.01.2014 tarihli ve 474-10 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.12.2014 tarih ve 35898-33293 sayı ile; "Ateşlenebilen bir silahın işlevine uygun ve sonuç doğurmaya elverişli bulunmayan 'kuru-sıkı' olarak tabir edilen tabanca ile yerleşik yerde ateş etme şeklindeki eylem, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 36/1. madde ve fıkrasında tanımı yapılan gürültüye neden olma kapsamında olup idari yaptırımı gerektirdiği ve anılan Kanun'un 18/1. madde ve fıkrası hükmü göz önüne alındığında mülkiyetin kamuya geçirilmesinin de mümkün olmadığı gözetilmeden, sanığın 5237 sayılı TCK'nın 170/1-c maddesi uyarınca cezalandırılmasına ve kuru-sıkı tabancanın müsaderesine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesi ise 14.04.2015 tarih ve 56-197 sayı ile; "Anayasa'nın 5. maddesinde Devletin kişi için hiçbir korku kaygı panik içerisinde olmadan her türlü korku ve olumsuzluklara karşı emin olarak yaşamasını sağlama görevi vardır. Barışçı medeni toplumlarda kuru kabadayılığın kendini normal bir ifade yöntemi olarak benimsenmesi kabul edilemez. Müsnet suçtan mağdur olanın duyduğu tabanca sesinin kuru sıkı veya kurşun atan silahtan kaynaklandığını seçebilmesi uygulamada imkânsızdır. 5237 sayılı TCK'nın 170. maddesinde kişilerin sağlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku kaygı panik havası oluşturacak şekilde silahla ateş edilmesi ya da patlayıcı madde (katı, sıvı ya da gaz) kullanılarak ateş edilmesi suçun maddi unsuru olarak gösterilmiştir. Türk Ceza Kanunu'nun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, Hukuk Devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını koruma, suç işlenmesini önlemektir. (TCK 1. Madde) Ceza Yargılamasının amacı; maddi gerçeğin tespit edilen eylem ve netice bakımından yasalarda öngörülen suçun kanuni tanımına uygunluğunun değerlendirilmesidir. Sanığın kurşun çekirdeği ihtiva etmese de kurşun atan tabancalarla aynı şekilde gürültü ses ve korku yapma özelliği bulunan silahla şehir içerisinde havaya ateş ederek korku kaygı ve panik etkisi oluşturduğu, bu tür olaylarda bir çok faili meçhul yaralama ve ölüm olaylarının yaşandığı, silah sesinin doğal olarak insan üzerinde korku etkisi yapacağı, bir silahın atış menzilinin düşük olması, silahın metal veya kurşun çekirdeği içermemesi korku ve kaygıyı bertaraf edemeyeceği gibi silah sesiyle oluşan korkunun yaşı küçük çocuklarda kalıcı kekemeliklere neden olduğu, hamile bayanlarda çok daha vahim sonuçlara yol açabileceği herkesin bilincindedir. Dolayısıyla buradaki korkutucu silah sesi Türk Ceza Yasası'nda herhangi bir ayırım yapılmaksızın suç olarak düzenlendiği, ayrıca farazi korku ve paniğe neden olan olayların TCK'nın 170. maddesinde düzenlenen suç alanı dışında kaldığının kabulü mümkün değildir. Suç konusu edilen olayın korku ve paniğin karar verici yargıçların görev alanlarında ya da konutlarına yakın yerde gerçekleşmesinin normalin üzerinde korku kaygı ve panik etkisi yaratacağı aşikârdır. Sanığın somut olaydaki amacı; gösteri yapmak, dikkat çekmek ve korkutucu güç olduğunu kuru kabadayılık vesilesi olarak ortaya koymaktır. Sanık bilinçli olarak tabancayla nüfusun yoğun olduğu alanda dört el ateş ettiğinden müsnet suç dolayısıyla aşağıdaki şekilde cezalandırılması gerektiği vicdani kanaat sonuç kanısı mahkememizde oluşmuştur." şeklindeki gerekçeyle bozma kararına direnerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.11.2017 tarihli ve 169670 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya, CMK'nın 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 08.01.2019 tarih ve 25324-206 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar; 1- Sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen “genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması” suçunu mu, yoksa 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “gürültüye neden olma” kabahatini mi oluşturduğunun, 2- Sanığın eyleminin “gürültüye neden olma” kabahatini oluşturduğunun kabulü hâlinde soruşturma zamanaşımının dolup dolmadığının, 3- Bu aşamada söz konusu ses ve gaz fişeği atabilen silahın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilip verilemeyeceğinin, Belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğinden; 27.10.2013 tarihli olay tutanağına göre; olay tarihinde saat 02.00 sıralarında şüphe üzerine durdurulan sanığın kullandığı aracın torpido gözünde bir adet kuru sıkı tabir edilen silah ile fişek haznesinde bulunan 4 adet boş kovanın ele geçirildiği, bu sırada olay yerine gelen trafik görevlilerinin sanığın söz konusu araçla seyir halinde iken havaya ateş ettiğini, bunun üzerine aracı takibe aldıklarını beyan ettikleri, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 29.10.2013 tarihli ekspertiz raporunda; inceleme konusu 9 mm çaplı ses ve gaz fişeği atabilen toplu tabancanın ateşleme sisteminde görev alan mekanik aksamının sağlam ve işler durumda olduğu, namlusunun herhangi bir çapta ateşli silah fişeği ile özel şekil ve nitelikteki fişeklerin uç kısımlarında bulunan saçma tanesi, kurşun, metal küre, çelik bilye vb. cisimlerin atılmasını engelleyici yapıda tahdit parçasına sahip olduğu, yapılan tatbiki atışlarda, çapına uygun ses ve gaz fişeklerini patlattığı, 6136 sayılı Kanun’a göre yasak niteliği haiz ateşli silahlardan olmadığı, birlikte gönderilen 9 mm çaplı 4 adet ses fişeği kovanının inceleme konusu tabancadan atılmış olduğunun belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Sanık kollukta ve mahkemede; asker uğurlaması sırasında kuru sıkı tabanca ile havaya ateş ettiğini, söz konusu tabancayı 5-6 sene kadar önce faturalı olarak satın aldığını ancak faturasının nerede olduğunu bilmediğini muhtemelen kaybolduğunu savunmuştur. Uyuşmazlık konularının sırayla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. 1- Sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen “genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması” suçunu mu, yoksa 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “gürültüye neden olma” kabahatini mi oluşturduğu; Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinde; “1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda; … c) Silâhla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan, Kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK’nın “Tanımlar” başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde de; “Silah deyiminden; 1. Ateşli silâhlar, 2. Patlayıcı maddeler, 3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet, 4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler, 5. Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddelerin” anlaşılması gerektiği belirtilmiştir. Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik’in “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (e) bendinde “Ateşli silah: Mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilen silahları, … ifade eder.” şeklinde tanımlanmıştır. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrası ise; “Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinin gerekçesinde somut tehlike suçu olduğu vurgulanan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda korunan hukuki yarar; kişilerin hayatları, vücut bütünlükleri ve mal varlıkları bakımından bir tehlikeye maruz kalmadan huzur ve güven içerisinde yaşama haklarıdır. Anılan maddede yasaklanan ve ceza yaptırımına bağlanan eylemlerin işlenmesi durumunda kişilerin hayatları, vücut bütünlükleri veya mal varlıklarının zarar görme tehlikesi ortaya çıkmaktadır. Tehlikenin belirli kişi veya kişiler bakımından söz konusu olmasına gerek yoktur. Belirsiz sayıda kişinin, dolayısıyla toplumu oluşturan birçok kimsenin korunması amaçlanmıştır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulan ve süregelen kararlarında da vurgulandığı üzere; 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunun oluşabilmesi için, eylemin kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda gerçekleşmesi yeterli değildir. Eylemde kullanılan silahın da anılan Kanun'un 6. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde belirtilen ateşli silah olması gerekmektedir. Ateşli silah ibaresinden ne anlaşılması gerektiğine ilişkin TCK’da bir tanım bulunmasa da, Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmelik’in “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (e) bendinde ateşli silahın, “Mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilen silahları” ifade edeceği belirtilmiş, yine ateşli silah, Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde; “Patlayıcı madde aracı ile mermi atan top, tüfek vb. silah” şeklinde açıklanmıştır. Bu anlamda genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunda kullanılan silahın da, söz konusu tanımlara uygun olarak, mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere atabilme özelliğine sahip olması, diğer bir anlatımla gerçek bir silah olması gerekmektedir. Kuru sıkı tabir edilen, ses ve gaz fişeği atabilen silahlar nitelikleri itibarıyla bu suç açısından silah sayılamayacaklarından, kuru sıkı tabanca ile ateş edilmesi eyleminin, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “Gürültüye neden olma” kabahatini oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanığın, 27.10.2013 tarihinde saat 02.00 sıralarında Eyüp ilçesi, Alibeyköy Mahallesi, Atatürk Caddesi üzerinde kuru sıkı tabir edilen, ses ve gaz fişeği atabilen silah ile havaya ateş ettiği olayda; TCK'nın 170. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen silahla ateş etme şeklindeki seçimlik hareketli suçun sadece anılan Kanun'un 6. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi kapsamındaki, mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilme özelliğine sahip olan ateşli bir silahla işlenebileceği, ses ve gaz fişeği atabilen silahlar ise nitelikleri itibarıyla ateşli silah sayılamayacaklarından sanığın bu nitelikteki silah ile havaya ateş etmesi eylemi korku, kaygı ve panik yaratabilecek nitelikte olsa dahi, 5237 sayılı TCK’nın 170. maddesinin birinci fıkrası kapsamında düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu değil, başkalarının huzur ve sükûnunu bozucu davranışları yaptırıma bağlayan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen gürültüye neden olma kabahatini oluşturduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle, sanığın eyleminin genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturduğunu kabul eden Yerel Mahkeme hükmünde isabet bulunmamaktadır. Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyeleri … ve …; "Sanığın suç tarihinde sevk ve idaresindeki aracı ile asker uğurlama törenine katıldığı sırada gaz ve ses (Kurusıkı) tabancası ile 4 el havaya ateş etmesinin TCK'nın 170/1 -c maddesinde düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu kapsamında kalacağı kanaatinde olduğumuzdan, çoğunluğun sanığın eyleminin Kabahatler Kanununun 36. maddesi kapsamında kalan gürültü yapma kapsamında kalacağına dair görüşe muhalifiz. 5237 sayılı TCK'de düzenlenen maddeler yorumlanırken sırasıyla madde metni, mantık kuralları, kanunun sistematiği, Ceza Hukukunun ilkeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa Hukukunun genel ilkeleri, madde gerekçesi, yasanın hazırlık çalışmaları ve mukayeseli hukukun genel ilkelerinden yararlanılarak yorumlanmalıdır. Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması Madde 170-(1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda; a) Yangın çıkaran, b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olan, c) Silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan, Kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. 5237 sayılı Kanun'un 170. maddesi Genel Tehlike Yaratma Suçları bölümünde genel güvenliği kasten tehlikeye sokan fiilleri suç olarak tanımlanmıştır. Genel güvenliğe karşı işlenen suçlar kişilerin ve toplumun güvenlik içerisinde hiçbir şeye katlanmadan yaşaması, toplumun huzuru ve güvenliğinin sağlanması esas alınarak düzenlenmiştir. Fiilin, suçun koruduğu hukuki yarar üzerinde gösterdiği etkiye göre suçları tehlike ve zarar suçu olarak da ikiye ayırabiliriz. Suçun oluşması için zararın arandığı suçlara zarar suçu, zarar meydana gelmesinin aranmadığı sadece zarar tehlikesinin oluşmasıyla yetinilen suçlara ise tehlike suçları denmektedir. TCK 170/1-c maddesindeki suçun unsurlarının oluşması için kanunda tanımlanan somut tehlike halinin (failin ateş etmesi) ve bu ateş etme fiili neticesinde kişilerde korku, kaygı veya panik hali meydana gelmelidir. Bu suçun mağduru belirli bir kimse olmayıp toplumu oluşturan tüm bireylerdir. Doktrinde de Prof. Dr. İzzet Özgenç bu konuda 'Kişinin örneğin sevincinin dışa yansıması olarak kuru-sıkı tabanca ile havaya ateş etmesi halinde, kullanılan aletin TCK'nın 6. maddesi hükmüne göre silah niteliğini taşıdığında kuşku yoktur. Kullanılan silahın TCK'nın 170. maddesinde tanımlanan suç bağlamında elverişli silah olarak kabul edilmesi, yalnız başına bu madde hükmünden dolayı cezalandırabilmek için yeterli değildir. Kanun'un 170. maddesinin ifade biçimine göre silahla ateş etmenin veya patlayıcı madde kullanmanın kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda olması gerekir. Bu itibarla, kuru-sıkı tabanca ile yapılan atışın kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda olması halinde 170. maddede tanımlanan suçun oluştuğunu kabul etmek gerekir. Buna karşılık bu somut olaya ilişkin olarak bu suç bağlamında yapılan değerlendirme sonucunda, kuru-sıkı tabanca ile yapılan atışın kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda olmadığı sonucuna varılması halinde; fiil, suç oluşturmamakla birlikte, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 36. maddesinde tanımlanan gürültüye neden olma kabahati dolayısıyla idari para cezası ile cezalandırılmayı gerektirmektedir' açıklamalarına yer vererek kuru-sıkı tabancalar konusunda somut olayın tüm ayrıntısıyla ele alınması sonucunda karar verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu fiillerin işlenmesi ile bir zarar neticesinin meydana gelmesi halinde meydana gelen zarar ve yine sanığın kast veya taksirine göre farklı suçlar da oluşacak olup bu durumda fikri içtima hükümleri devreye girecektir. Somut olayımıza geldiğimizde; sanık insanların yoğun olarak ikamet ettikleri bölgede aracı ile asker uğurlarken kurusıkı tabancası ile havaya 4 el ateş ettiği sırada polislerce yakalanmış, suçunu ikrar etmiş, alınan kriminal rapordan da kullandığı tabancanın 6136 sayılı Kanun kapsamında kalmayan kuru sıkı tabir edilen bir silah olduğu anlaşılmıştır. Yerel mahkeme sanığın eylemini sabit görerek TCK'nın 170/1-c maddesinden cezalandırmış ancak Yargıtay 8. Ceza Dairesi ise eylemin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 36/1 maddesi kapsamında kaldığını belirterek yerel mahkeme kararını bozmuştur. Yerel mahkeme ise kararında direnmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu benzer dosyalarda kuru sıkı tabanca kullanarak havaya ateş edilmesi sabit ise de olayda 6136 sayılı Kanun kapsamında ateşli bir silah bulunmadığından eylemin TCK 170/1 -c kapsamında kalmayacağına ve 5326 sayılı Kanun'un 36/1. maddesindeki gürültü yapma kabahatini oluşturacağına dair yerleşik kararlar vermiştir. Çözülmesi gereken sorun TCK'nın 170. maddesinde belirtilen suçta kullanılan silahın 6136 sayılı Kanun kapsamında izinsiz alım satım ve bulundurulması müeyyideye bağlanan ateşli silahlardan olmasının zorunlu olup olmadığının tesbitidir. TCK'nın 6. maddesindeki tanımlar bölümünde silah tanımı şöyledir Madde 6- (1) Ceza kanunlarının uygulanmasında; f) Silah deyiminden; 1. Ateşli silahlar, 2. Patlayıcı maddeler, 3. Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet, 4. Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler, 5237 sayılı Kanunda silah ve ateşli silah tanımı olmayıp bu tanımlar 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile diğer aletler hakkındaki kanunun uygulanması usullerini düzenleyen ilgili yönetmeliğin 2. maddesinde tanımlar bölümünde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir. Madde 2 – Bu Yönetmelikte geçen; b) (Değişik: 2/12/1999 – 99/13749 K.) Silah:Uzaktan veya yakından canlıları öldürebilen, yaralayan, etkisiz bırakan, canlı organizmaları hasta eden, cansızları parçalayan veya yok eden, ruhsata tabi araç ve aletlerin tümünü, e) (Değişik: 2/12/1999 – 99/13749 K.) Ateşli silah:Mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilen silahları, ifade eder. TCK'nın genel hükümlerinden olan 6. maddesindeki silah tanımına bakıldığında ateşli silahlar yanında saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanmaya elverişli diğer şeylerin de silah sayıldığı açıkça belirtilmiştir. 6136 sayılı Kanun'un uygulama yönetmeliği ve 5237 sayılı TCK'nın silah ile ilgili tanımları karşılaştırıldığında 5237 sayılı Kanun'un silah tanımının daha geniş olarak düzenlendiği ve 5237 sayılı Kanun'un 5. md gereği silah tanımının ve uygulamasının bu yasadaki tanıma göre yapılması gerektiği zaruridir. Uygulama da bu şekilde yerleşmiştir.(Örneğin 5237 sayılı Kanun'un 86/3-e, 102/3-d, 106/2-a, 109/3-a, 119/1-a, 149/1-a gibi) Tüm bu belirlemeler sonucunda TCK'nın 170. maddesinin düzenlenmesi sırasında yasa koyucunun toplumun huzurunu ve sükununu korumaya yönelik amacı ve ayrıca aynı maddede 'Ateşli Silah' tabiri yerine 'Silah' tabirinin özellikle belirtilmesi(Yasa koyucunun TCK'nın 170. maddesini düzenlerken ateşli silah yerine sehven silah tabirini kullandığını kabul etmek mümkün olmayıp yasa uygulayıcılarını da yasayı yorumlarken kanun maddesinin lafzı ve konuluş amacı ile bağlı olduğu açıktır.) TCK'nın 6/4. maddesindeki silah tanımının 'Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler' olayımızda kullanılan kuru sıkı silahı da kapsaması bir arada değerlendirildiğinde kuru-sıkı tabanca ile yapılan atışın kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda olması halinde 170. maddede tanımlanan suçun oluştuğunu buna karşılık bu somut olaya ilişkin olarak bu suç bağlamında yapılan değerlendirme sonucunda, kuru-sıkı tabanca ile yapılan atışın kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda olmadığı sonucuna varılması halinde; fiil, suç oluşturmamakla birlikte, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 36. maddesinde tanımlanan gürültüye neden olma kabahatini oluşturacağının kabulü gereklidir. TCK'nın 170.maddesinde yer alan silahla ateş etmek cümlesindeki 'ateş etme' tabiri ateşli silah anlamında olmasa da uygulayıcıların kafa karışıklığına ve bu silahın ateşli silah olması gerektiğine dair bir yoruma götürüyor ise de, TCK'nın 6. maddesindeki silah tabirinin çok geniş olması nedeniyle örneğin başkasını korkutmaya yönelik olarak ses çıkartmak için kasten otomobil eksozu patlatıp yüksek bir ses çıkartma halinde de (Saldırı amaçlı imal edilmese de bu amaçla kullanılan eşya olup bu olayda silahtan sayılabilir) TCK'nın 170. maddesinde korunan huzur ve sükun ortamının kasten ihlal edilmiş olabileceği hallerde de bu suçun oluştuğu şeklindeki yoruma gitmeyi önlemek amacı ile silahla ateş etmek şeklindeki bir düzenleme getirildiği tarafımızdan değerlendirilmiştir. Özellikle son yıllarda sıklıkla ölümlü olaylara da neden olduğu bilinen düğün, sünnet gibi merasimlerde gerçek silah kullanımını da özendirebilecek kuru sıkı silahla çevreye ateş etmenin toplumda korku, kaygı ve panik yarattığında tereddüt bulunmadığı gibi bunu önlemeye yönelik olarak 765 sayılı Kanun'un 264/7. maddesi gereğince 2 yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezası düzenlendiği halde bu madde yerine 5237 sayılı Kanun'un 170/1. maddesinde 6 aydan 3 yıla kadar hapis şeklinde daha az bir ceza öngörülmesine rağmen bu eylemlerin Kabahatler Kanunu'nun 36. maddesi kapsamında kaldığını kabul etmek sureti ile müeyyidesini idari para cezasına dönüştürerek yaptırımını da ortadan kaldıracağını ve suç ile mücadeleye de zarar vereceğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun eylemin gürültü yapma kabahati olduğuna dair görüşüne muhalifiz." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle karşı oy kullanmıştır. 2- Sanığın eyleminin “gürültüye neden olma” kabahatini oluşturduğu sonucuna ulaşılmakla, anılan kabahate ilişkin soruşturma zamanaşımının dolup dolmadığı; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrası; “Başkalarının huzur ve sükununu bozacak şekilde gürültüye neden olan kişiye, elli Türk Lirası idarî para cezası verilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un “İdari para cezası” başlıklı 17. maddesinin yedinci fıkrasında; “İdarî para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır. Bu suretle idarî para cezasının hesabında bir Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz. Bu fıkra hükmü, nispi nitelikteki idarî para cezaları açısından uygulanmaz.” hükmüne yer verilmek suretiyle idari para cezalarının her yıl yeniden değerleme oranında arttırılacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun’un "Soruşturma zamanaşımı" başlıklı 20. maddesi de; “(1) Soruşturma zamanaşımının dolması halinde kabahatten dolayı kişi hakkında idarî para cezasına karar verilemez. (2) Soruşturma zamanaşımı süresi; a) Yüzbin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde beş, b) Ellibin Türk Lirası veya daha fazla idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde dört, c) Ellibin Türk Lirasından az idarî para cezasını gerektiren kabahatlerde üç, yıldır. … (4) Zamanaşımı süresi, kabahate ilişkin tanımdaki fiilin işlenmesiyle veya neticenin gerçekleşmesiyle işlemeye başlar…" biçiminde düzenlenmiştir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “İdarî para cezası” başlıklı 17. maddesinin yedinci fıkrasında, maktu idari para cezalarının her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 04.01.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacağı ve yapılan hesaplamada bir Türk Lirasının küsurunun dikkate alınmayacağı belirtilmiştir. Bu hüküm uyarınca 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen idari para cezası miktarı da, 2006 yılı için %9,8, 2007 yılı için %7,8, 2008 yılı için %7,2, 2009 yılı için %12, 2010 yılı için %2,2, 2011 yılı için %7,7, 2012 yılı için 10,26 ve 2013 yılı için 7,80 olarak öngörülen yeniden değerleme oranları dikkate alınmak suretiyle hesaplanmalıdır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “İdarî para cezası” başlıklı 17. maddesinin yedinci fıkrası doğrultusunda yeniden değerleme oranları da dikkate alındığında, sanığın olay tarihi itibarıyla 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrası uyarınca 88 TL idari para cezası ile cezalandırılması gerektiği, ancak, anılan Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde üç yıl olarak belirlenen ve kabahatin işlendiği 27.10.2013 tarihinden itibaren başlayan soruşturma zamanaşımı süresinin, Yerel Mahkemenin karar tarihinden sonra, 27.10.2016 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “gürültüye neden olma” kabahatini oluşturduğu gözetilmeden genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına, ancak, sanığın eylemine ilişkin olarak Kabahatler Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen soruşturma zamanaşımının, Ceza Genel Kurulu inceleme tarihinden önce gerçekleştiği anlaşıldığından ve yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda, 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarı ile uygulanması gereken 322 maddesi ile Kabahatler Kanunu’nun 24. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, Kabahatler Kanunu'nun 20/1. maddesi uyarınca sanık hakkında idari para cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir. 3- Bu aşamada kabahate konu ses ve gaz fişeği atabilen silahın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilip verilmeyeceği; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Mülkiyetin kamuya geçirilmesi” başlıklı 18. maddesinin birinci fıkrası; “Kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine, ancak kanunda açık hüküm bulunan hallerde karar verilebilir.”, Anılan Kanun’un “Yerine getirme zamanaşımı” başlıklı 21. maddesi; “1) Yerine getirme zamanaşımının dolması halinde idarî para cezasına veya mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin karar artık yerine getirilemez. … 3) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin zamanaşımı süresi on yıldır. 4) Zamanaşımı süresi, kararın kesinleşmesinin rastladığı takvim yılını takip eden takvim yılı başından itibaren işlemeye başlar. …” şeklinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK’da düzenlenen müsadere müessesesinden farklı olarak mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilebilmesi için Kanun’da açık bir düzenlemenin bulunması gerekmektedir. Nitekim; Kabahatler Kanunu’nun 33. maddesinde “Dilencilik”, 34. maddesinde “Kumar” kabahatleri düzenlenirken mülkiyetin kamuya geçirileceğinden açıkça bahsedilmiş, anılan Kanun’un 36. maddesinde düzenlenen "Gürültüye neden olma" kabahatinde ise bu şekilde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bunun sonucu olarak gürültüye neden olma kabahatinde mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar verilemeyecektir. Ancak, dosya kapsamına göre sanığın söz konusu silahı olay gecesi taşıdığının anlaşılması karşısında, 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun ve Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmelik’in ilgili maddelerine ilişkin değerlendirme yapılması gerekmektedir. 12.02.2008 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’un “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesi; "(1) Bu Kanunun amacı, ses ve gaz fişeği atabilen silahların nitelikleri, imali, ithali, ihracı, satışı, edinilmesi, bulundurulması ve taşınması hakkındaki usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemlerini düzenlemektir. (2) Bu kanunda geçen ses ve gaz fişeği atan silah; kurusıkı silah olarak da tabir edilen ses ve gaz fişeği atabilen silahları ifade eder", “Taşınması, satışı ve nakli” başlıklı 3. maddesi; “(1) Bu Kanun kapsamına giren silahların; a) Taşınması, … yasaktır. (2) Bu silahların satışı, mermi veya av malzemesi ya da yivsiz tüfek satışı yapmak için ruhsatlandırılmış yerlerce yapılır. Bu silahları satan bayilerle, başkalarına satan veya devredenlerin ya da başkalarından satın alan veya devralanların bir ay içinde Cumhuriyet Savcılığından alacakları sabıka kaydıyla birlikte mahallî mülki amire bildirimde bulunmaları zorunludur. (3) Söz konusu silahlar, ancak her an kullanıma elverişli olmayacak ve kolay ulaşılmayacak şekilde, boş olarak kutu içerisinde nakledilebilirler. Bu silahların belirtilen şekil ve şartların dışında nakledilmesi taşıma olarak kabul edilir. …”, “Ceza hükümleri” başlıklı 4. maddesi; “… (2) Bu Kanunun 3 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarındaki yasaklara aykırı davranışta bulunanlara beşyüz Yeni Türk Lirası, … idarî para cezası verilir. Ayrıca bu silahların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. … (4) Bu Kanun hükümlerine göre idarî para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar vermeye mahallî mülki amir yetkilidir.”, Geçici 1. maddesi ise; “(1) Bu Kanun kapsamına giren silahları ellerinde bulunduranlar, yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde mülki amirliğe bildirimde bulunmaları hâlinde, haklarında cezai takibat yapılmaz. … (4) Belirtilen süreler içinde bildirimde bulunmayanlar ve gerekli izinleri almayanlar bu Kanunun 4 üncü maddesine göre cezalandırılır.”, 02.05.2008 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve olay tarihinde yürürlükte bulunan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmelik’in “Bildirim” başlıklı 8. maddesi ise; “(1) Ses ve gaz fişeği atabilen silâhları elinde bulunduranlar ile yeni devir veya satın alan şahıslar bulundukları yer mülkî amirliğinden havaleli bir dilekçe ve ekinde yer alan adli sicil belgesi ile birlikte kolluk birimine müracaat eder. Müracaat edilen kolluk birimince her ses ve gaz fişeği atabilen silâh için Ek-3’ te yer alan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silâh Bildirim Belgesi düzenlenir. … (3) Belgenin düzenlenmesini müteakip, bildirim Ek-4’te yer alan Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silâh Kayıt Defterine ya da bilgisayar ortamına usulüne uygun şekilde işlenir. (4) Bildirimde bulunan şahsın, ses ve gaz fişeği atabilen silâhını devretmesi durumunda, aralarında Ek-5’te yer alan Devir Sözleşmesi düzenlenir. Devir alan şahıs birinci fıkradaki usule göre bildirimde bulunur. Silâhı devredenler ise bildirimde bulundukları mülkî amirliğe bizzat veya yazılı olarak postayla Devir Sözleşmesi ile bildirimde bulunmaları halinde üzerlerinde kayıtlı görünen silâhın düşümü sağlanır. (5) Kanunda belirtilen bir aylık bildirim süresi içerisinde birinci fıkradaki usule göre mülkî amirliğe başvuranlardan durumu ses ve gaz fişeği atabilen silâh edinmeye uygun olmadığı anlaşılanların silâhının mülkîyeti kamuya geçirilerek ses ve gaz fişeği atabilen silâhı satan şahıs hakkında Kanunun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen hükümlere göre işlem yapılır. (6) Kanunda bildirim için verilen bir aylık süre fatura veya devir sözleşmesinin düzenlendiği tarihten itibaren başlar.” şeklinde hüküm altına alınarak anılan Kanun ve Yönetmelik'le ses ve gaz fişeği atabilen silahların edinilmesi, bulundurulması ve taşınması hakkındaki usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemleri düzenlenmiştir. 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’un “Taşınması, satışı ve nakli” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde bu Kanun kapsamına giren silahların taşınmasının yasak olduğu, ikinci fıkrasında ise ses ve gaz fişeği atabilen silahları satın alanların bir ay içinde Cumhuriyet savcılığından alacakları sabıka kaydıyla birlikte mahalli mülki amire bildirimde bulunmalarının gerektiği, Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmelik’in bildirim başlıklı 8. maddesinin altıncı fıkrasında bu bildirim için verilen bir aylık sürenin fatura veya devir sözleşmesinin düzenlendiği tarihten itibaren başlayacağı, anılan Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, birinci ve ikinci fıkralardaki yasaklara aykırı davranışta bulunanlara beş yüz Türk Lirası idari para cezası verileceği, ayrıca silahların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verileceği, bu hükümlere göre idarî para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar vermeye mahalli mülki amirin yetkili olduğu belirtilmiştir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Mahkemenin karar verme yetkisi” başlıklı 24. maddesinin birinci fıkrasında “Kovuşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idarî yaptırım kararı verilir.” şeklindeki düzenleme karşısında sanığın ses ve gaz fişeği atabilen silah taşıma kabahatini oluşturan fiilinin kovuşturma konusu olup olmadığı hususunun da değerlendirilmesi gerekmektedir. Ceza muhakemesi hukukumuzda mahkemelerce bir yargılama faaliyetinin yapılabilmesi ve hüküm kurulabilmesi için yargılamaya konu edilecek eylemle ilgili, usulüne uygun olarak açılmış bir ceza davası bulunması gerekir. 5271 sayılı CMK’nın 170. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ceza davası, dava açan belge niteliğindeki icra ceza mahkemesine verilen şikâyet dilekçesi, son soruşturmanın açılması kararı gibi istisnai hükümler dışında kural olarak Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenecek bir iddianame ile açılır. Anılan Kanun’un 170. maddesinin 4. fıkrasında; “İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır”, CMK’nın 225. maddesinde de; “Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir.” hükümlerine yer verilmiş olup bu hükümler gereğince hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir. Anılan kanuni düzenlemelere göre, iddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu iddia olunan eylemin dışına çıkılması, dolayısıyla davaya konu edilmeyen fiil veya olaydan dolayı yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması kanuna açıkça aykırılık oluşturacaktır. Öğretide “davasız yargılama olmaz” ve “yargılamanın sınırlılığı” olarak ifade edilen bu ilke uyarınca hâkim, ancak hakkında dava açılmış bir fiil ve kişi ile ilgili yargılama yapabilecek ve önüne getirilen somut uyuşmazlığı hukuki çözüme kavuşturacaktır. Soruşturma aşamasında elde ettiği delillerden ulaştığı sonuca göre iddianameyi hazırlamakla görevli iddia makamı, düzenlenen iddianame ile CMK’nın 225. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kovuşturma aşamasının sınırlarını belirlemektedir. Bu bakımdan iddianamede, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin nelerden ibaret olduğunun hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde açıklanması zorunludur. Böylelikle sanık; iddianameden üzerine atılı suçun ne olduğunu hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve delillerini sunabilmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun duraksamaya yer vermeyen kararlarına göre, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermez. İddianamede dava konusu yapılan fiilin bir başka olaya dayalı olmadan, bağımsız olarak açıklanması gerekir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Dosya kapsamına göre sanığın söz konusu silahı 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine aykırı hareket ederek, olay günü taşıdığı anlaşılmaktadır. Ancak “…şüphelinin suç tarihinde ve yerinde sürücülüğünü yaptığı 16 FCA 45 plakalı araçla seyir halinde iken adli emanetin 2013/21313 sırasında kayıtlı 5-04553 numaralı 9 mm çaplı ses ve gaz fişeği istimal eden Blow marka 38 Magnum modeli 5 li toplu tabanca ile 4 adet atış yaptığı” şeklindeki iddianame içeriği gözetildiğinde, ses ve gaz fişeği atabilen silahı taşıma kabahatini oluşturabilecek açık bir anlatıma yer verilmemesi karşısında bu eylem ile ilgili açılmış bir dava bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu anlamda ses ve gaz fişeği atabilen silahı taşıma kabahati kovuşturma konusu olmadığından, 1412 sayılı CMUK’nın 322 ve Kabahatler Kanunu’nun 24. maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi de mümkün değildir. 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’un 4. maddesinin dördüncü fıkrasındaki “Bu Kanun hükümlerine göre idarî para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine karar vermeye mahallî mülki amir yetkilidir.” şeklindeki hüküm karşısında söz konusu ses ve gaz fişeği atabilen silahın 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’un 4. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca gereğinin takdiri için idareye teslimine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- İstanbul 37. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 14.04.2015 tarihli ve 56-197 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığın eyleminin gürültüye neden olma kabahatini oluşturduğu gözetilmeden genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, Ancak, sanığın eylemine ilişkin olarak Kabahatler Kanunu’nun 20. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde düzenlenen soruşturma zamanaşımının, Ceza Genel Kurulu inceleme tarihinden önce gerçekleştiği anlaşıldığından ve yeniden yargılama gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarı ile uygulanması gereken 322 maddesi ile Kabahatler Kanunu’nun 24. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, Kabahatler Kanunu’nun 20/1. maddesi uyarınca sanık hakkında İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 2- Adli emanetin 2013/21313 sırasında kayıtlı bir adet “5-04553” numaralı ses ve gaz fişeği atabilen silah ve dört adet ses fişeği kovanının 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanun’un 4. maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca gereğinin takdiri için İDAREYE TESLİMİNE, 3- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.03.2019 tarihinde yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık yönünden oy çokluğuyla, ikinci ve üçüncü uyuşmazlıklar yönünden ise oy birliğiyle karar verildi.

5729 sayılı Kanun m. 3/4 uyarınca kurusıkı silahlar ile üretici firmaların isim, marka veya işaretleri kullanılarak hiçbir surette reklam ve tanıtım yapılamaz. Bunun yanı sıra bu silahların edinilmesini veya kullanılmasını teşvik edici ve özendirici nitelikte kampanyalar düzenlenmesi de kanunen yasaklanmıştır.

Uygulanan İdari Yaptırımlar ve Denetim Usulü

5729 sayılı Kanun'un taşıma yasağını, yasaklı kişilere satışı, usulsüz nakli ve bildirim yükümlülüklerini düzenleyen üçüncü maddesine aykırı davrananlar hakkında idari para cezası verilir ve kabahate konu silahların mülkiyetinin kamuya geçirilmesine hükmolunur. Reklam ve tanıtım yasağını ihlal edenlere veya yönetmelikte belirlenen imalat esaslarına aykırı üretim yapanlara da idari para cezası uygulanır; imalata dair aykırılığın tekrarı durumunda para cezası iki katına çıkarılır. Bu yaptırımlara karar vermeye kanun gereğince mahallî mülki amir yetkilidir.

Kolluk denetimlerinde kurusıkı tabancanın ele geçirilmesi halinde öncelikle tutanak tanzim edilerek tabancanın konumu ve niteliği kayda geçirilir; gerektiğinde el koyma işlemi tatbik edilerek inceleme süreci yürütülebilir. Değerlendirme sonucunda olayın niteliğine göre idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi işlemleri tatbik edilebileceği gibi, tabancanın ateşli silaha dönüştürüldüğüne ilişkin şüphe bulunması halinde adli soruşturma da gündeme gelebilir.

Ateşli Silaha Dönüştürme ve 6136 Sayılı Kanun Kapsamındaki Sorumluluk

Kurusıkı silahların 6136 sayılı Kanun hükümlerine tabi silah vasfına dönüştürülemeyecek ve üzerinde bu silahlardan rengi ve şekliyle ayırt edilmesini sağlayan işaret taşıyacak şekilde üretilmesi ve ithal edilmesi kanuni bir mecburiyettir. 5729 sayılı Kanun m. 4/1 hükmü uyarınca, kapsam dahilindeki silahları yetkili mercilerden izin almadan veya 6136 sayılı Kanun'a tabi silah vasfına dönüştürülecek şekilde imal edenler veya satanlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adli para cezası öngörülmektedir. İmalatta yalnızca ses ve gaz fişeklerini kullanabilecek yapının korunması ve silahın seri atış yapamayacak mekanizmada üretilmesi esastır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2013/786, K. 2015/27Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2013/786 E.  ,  2015/27 K.6136 SAYILI KANUNA MUHALEFETSİLAHIN NİTELİĞİNİN 6136 SAYILI YASA KAPSAMINDA OLUP OLMADIĞININ ARAŞTIRILMAMASICEZA MUHAKEMESİ KANUNU (CMK) (5271) Madde 223ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUN (6136) Madde 12ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUN (6136) Madde 1ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUN (6136) Madde 13ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUN (6136) Madde 2SES VE GAZ FİŞEĞİ ATABİLEN SİLAHLAR HAKKINDA KANUN (5729) Madde 1SES VE GAZ FİŞEĞİ ATABİLEN SİLAHLAR HAKKINDA KANUN (5729) Madde 2SES VE GAZ FİŞEĞİ ATABİLEN SİLAHLAR HAKKINDA KANUN (5729) Madde 4SES VE GAZ FİŞEĞİ ATABİLEN SİLAHLAR HAKKINDA KANUN (5729) Madde 5 "İçtihat Metni" 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan sanık İ.. S..'ın 5271 sayılı CMK'nun 223/2-b maddesi uyarınca beraatine ilişkin, Bakırköy 4. Çocuk Mahkemesince verilen 02.04.2010 gün ve 319-136 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 29.11.2012 gün ve 8016 – 36603 sayı ile; “1- Fiilin suç oluşturmaması nedeniyle derhal beraat kararı verilmesi dışında, suça sürüklenen çocuğun ifadesinin sonuca etkili olduğu, delillerin takdir ve tayini gereken durumlarda suça sürüklenen çocuğun sorgusu yapılıp savunması saptanmadan beraat kararı verilemeyeceği gözetilmeksizin, usulüne uygun biçimde savunması alınmadan delil değerlendirmesi yapılarak yazılı şekilde beraat karar verilmesi, 2- Kabul ve uygulamaya göre de; Ekspertiz raporunda; davaya konu gaz tabancasının namlusu içerisinde mevcut bulunan dairesel yapıdaki gaz ayırıcı parçasının delikli bir yapıda olduğu, bu haliyle de özel şekil ve nitelikteki fişeklerin ucunda bulunan ve mermi çekirdeği özelliği taşıyan kurşun, küre veya saçma tanelerinin geçebileceği kadar bir boşluk sağladığının silahın orijinal haline göre değişiklik yapılıp yapılmadığının tespit olunamadığının belirtilmesi karşısında; davaya konu gaz tabancasının marka, model ve üretim yılı tespit olunup Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından marka, model ve üretim yılı itibariyle bu silahların mevcut haliyle üretilmesine izin verilip verilmediği sorulup, bu silahların üretim şeması getirtilip dosya kül halinde tekrar Adli Tıp kurumuna gönderilerek silahın üretim izni verilen orijinal haline göre bilye geçişine imkan verecek şekilde gaz ayırıcı parçasının tadil edilip edilmediğine dair alınacak bir rapor ile 6136 sayılı Yasa kapsamında kalıp kalmadığı hususu kesin olarak saptanarak sonucuna göre suça sürüklenen çocuğun hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturma ile yazılı biçimde hüküm kurulması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkeme ise 08.03.2013 gün ve 53-202 sayı ile; “…Davaya konu edilen silahın ses ve gaz fişeği istimal eden yarı otomatik tabancalardan olduğuna, ateşleme sisteminde görev alan mekanik aksamının sağlam ve işler durumda bulunduğuna, namlusu içerisinde ateşli silah fişeklerinin istimalini engelleyen parçasının bulunduğuna, mevcut hali ile ses ve gaz fişeklerini istimal edebildiğine, namlusu içerisinde gaz ayırıcı fonksiyonu yerine getirmek maksadı ile yerleştirilen ve ortasında boşluk bulunan gaz ayırıcı parçasının üzerindeki boşluktan her hangi bir çaptaki özel şekil ve nitelik kazandırılan fişeklerin geçebileceğine ,bu nedenle de 6136 sayılı Yasaya göre yasak niteliğini haiz ateşli silahlardan olarak mütalaa edilmesi gerektiğine ve aynı yasanın 12/4. maddesinde gösterilen vahim silahlardan olmadığına ilişkin İstanbul Kriminal Polis Laboratuarınca düzenlenen 09.03.2010 tarih ve 3663 sayılı ekspertiz raporunda, suça konu silahın teknik özelliklerinde her hangi bir değişiklik yapılmadığının açıklanması, yoruma dayalı olarak suça konu silahın 6136 sayılı yasa kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin belirtilmesi suretiyle teknik görüş açıklamasının yanında hukuki değerlendirmede bulunulması ve suç ihdas eder mahiyette görüş açıklanması karşısında, bozma ilamında gösterilen delil araştırmasına ilişkin bozma nedenlerinin yerinde olmadığı, mevcut delillerin karar vermeye yeterli olduğu, ayrıca delil araştırmasına gerek bulunmadığı" şeklindeki gerekçeyle önceki hükümde direnmiştir. Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığının 27.11.2013 gün ve 145507 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. CEZA GENEL KURULU KARARI Yerel mahkemece duruşmaya çağrılan sanığa hakları hatırlatılarak, bozma kararı okunup esasa ilişkin savunması sorulmak suretiyle (1) numaralı bozma nedeninin konusunu oluşturan usule aykırılık giderilmiş olup, Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; Kolluk görevlilerince durumundan şüphelenilen sanığın üzerinde yapılan kaba üst aramasında 1 adet GEOX marka, F631660 seri numaralı tabanca, tabancaya ait şarjör ve iki adet ses fişeği ele geçirildiği, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarınca düzenlenen expertiz raporunda; suça konu silahın ateşleme sisteminde yer alan mekanik aksamın sağlam ve işler durumda olduğu, deneme atışlarında çapına uygun ses ve gaz fişeklerini istimal edebildiği, ayrıca namlusu içerisindeki dairesel yapıda (ortasında boşluk bulunan) gaz ayırıcı parçası bulunduğu, bu parçanın ortasındaki boşluktan uygun çapta özel şekil ve nitelikte saçma, kurşun, metal küre vb. bir cisim geçebileceği müşaade edildiği, ses ve gaz fişeklerinden tadil özel şekil ve nitelikte fişekleri atabileceği görülen tabancanın, 6136 sayılı Kanuna göre yasak niteliği haiz ateşli silahlardan olarak mütalaa edilmesi gerektiği, ele geçen fişeklerin 6136 sayılı Kanuna göre yasak nitelikte olmadığı bilgilerine yer verildiği, Sanığın üzerine atılı suçu kabul etmediği, suça konu silahı bulduğunu, yasak niteliğe haiz olduğunu bilmediğini savunduğu, Anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın isabetli bir biçimde çözümlenebilmesi için öncelikle ateşli silahlar ile ses ve gaz fişeği atabilen silahlar hakkındaki mevzuat hükümlerinin gözden geçirilmesinde yarar bulunmaktadır. 6136 sayılı Kanunun 1. maddesinde; "Ateşli silahlarla mermilerinin ve bıçaklarla salt saldırı ve savunmada kullanılmak üzere özel olarak yapılmış bulunan diğer aletlerin memlekete sokulması, yapılması, satılması, satın alınması, taşınması veya bulundurulmasının bu kanun hükümlerine tâbidir", 13. maddesinin birinci fıkrasında; "Bu kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur", Aynı maddenin beşinci fıkrasında ise; "Kurusıkı tabir edilen ses veya gaz fişeği ya da benzerlerini atabilen tabancayı, teknik özelliklerinde değişiklik yaparak öldürmeye elverişli silah haline dönüştüren kişinin birinci fıkra hükümlerine göre cezalandırılır", Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Yönetmeliğin “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinde; "Bu yönetmelikte geçen;… b) Silah: uzaktan veya yakından canlıları öldürebilen, yaralayan, etkisiz bırakan, canlı organizmaları hasta eden, cansızları parçalayan veya yok eden, ruhsata tabi araç ve aletlerin tümünü,… e) Ateşli Silah: mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki maddeleri, barut gazı veya bu neviden patlayıcı ve itici güç ile uzak mesafelere kadar atabilen silahları, f) Tabanca: tam otomatik olmamak şartıyla, namlu uzunluğu fişek yatağı hariç otuz santimetreyi ve tüm uzunluğu elli santimetreyi geçmeyen, dumanlı veya dumansız barut veya bu neviden bir patlayıcı ve itici güç ile gülle, mermi, saçma veya füze ile gaz ya da diğer nesneleri atabilen, belli bir çapta namluya uygun imal edilmiş ateşli silahları,… İfade eder", 12.02.2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 5729 sayılı Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Kanunun 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı, ses ve gaz fişeği atabilen silahların nitelikleri, imali, ithali, ihracı, satışı, edinilmesi, bulundurulması ve taşınması hakkındaki usul ve esaslar ile bunlarla ilgili izin, kayıt ve tescil işlemlerini düzenlemektir. Bu kanunda geçen ses ve gaz fişeği atan silah; kurusıkı silah olarak da tabir edilen ses ve gaz fişeği atabilen silahları ifade eder", 2. maddesinin ikinci fıkrasında; "Bu Kanun kapsamına giren silahların 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun hükümlerine tâbi silah vasfına dönüştürülemeyecek ve üzerinde 6136 sayılı Kanun hükümlerine tâbi silahlardan rengi ve şekli belirtilerek açıkça ayırt edilmesini sağlayan bir işaret taşıyacak şekilde üretilmelerinin zorunludur. Bu zorunluluk ithalatta da aranır…", 4. maddesinin birinci fıkrasında ise; " (1) Bu Kanun kapsamındaki silahları yetkili mercilerden izin almadan veya 6136 sayılı Kanun hükümlerine tâbi silah vasfına dönüştürülecek şekilde imal edenler veya satanlar bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır", Ses ve Gaz Fişeği Atabilen Silahlar Hakkında Yönetmeliğin “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinin (c) bendinde; "Bu yönetmelikte yer alan;… c) Ses ve gaz fişeği atabilen silâh: Ses ve gaz fişeği atabilen, 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun hükümlerine tâbi silâh vasfında olmayan, kurusıkı silah olarak da tabir edilen silâhları… İfade eder", “Üretim esasları” başlıklı 5. maddesinde ise; "(1) İmal edilecek ses ve gaz fişeği atabilen silâhların çalışma sistemleri, mekanik yapıları ve görünümleri aşağıdaki şekilde olmalıdır: a) Sadece ses ve gaz fişeği atabilen silâhlarda kullanılmak üzere imal edilmiş nitelikteki fişekleri kullanabilecek yapıda olmalıdır. b) Birden fazla fişeği seri olarak atamayacak nitelikte; yarı otomatik, tek tek veya toplu tabanca çalışma sisteminde imal edilmiş olmalıdır. c) Gaz çıkışı; 1) Namlu ucundan olacak silahlarda namlu içerisinde; fişek yatağı hariç olmak üzere namlu uzunluğunun en az yarısı uzunlukta çelikten imal edilmiş "namlu emniyet sacı" ve bu sac ile namlu ucu arasında kalan kısımda olacak şekilde sacın geniş yüzeyine dik olarak konumlandırılmış çelikten imal edilmiş "namlu emniyet pimi" olmalıdır. Emniyet sacı fişek yatağı tarafında olmalıdır. Belirtilen sac ve pim, namlu içerisine kolayca çıkartılamayacak şekilde yerleştirilmelidir. 2) Fişek yatağı bitiminde olacak silahlarda namlu içerisine, namlu çapını tam kapatacak şekilde sertleştirilmiş çelikten imal edilmiş "namlu emniyet çelikleri" yerleştirilmelidir. Bu çeliklerin fişek yatağı ve namlu ucuna dönük kısımları delinmeyi engellemeye yönelik geometrik şekillere sahip olmalıdır ve aynı zamanda bu çelikler sökülmeye elverişsiz şekilde namlu içerisine yerleştirilmelidir. Namlu emniyet çelikleri fişek yatağı bitimine olabilecek en yakın konumda olmalıdır. ç) Namlu ile gövde, sökülmek sureti ile birbirinden ayrılamayacak yapıda imal edilmelidir. d) Namlu ağzının çevresi karşıdan bakıldığında görülecek şekilde ve kolayca çıkmayacak turuncu renkli fosforlu boya ile boyalı olmalıdır. e) Namlu uzunluğu fişek yatağı hariç 300 milimetreyi ve tüm uzunluğu 500 milimetreyi geçmeyecek şekilde imal edilmiş olmalıdır. f) Görünümü toplu veya yarı otomatik tabanca şeklinde olmalıdır. Güvenlik kuvvetlerince kullanılan tam otomatik silâh şeklinde veya görünümünde olmamalıdır. g) İmal edilen silâhlar üzerine marka, model, çap, imal yılı ve seri numaraları silinmeyecek şekilde vurulmalı, üretimde seri numarası atlaması yapılmamalıdır. ğ) Bu silâhların ambalaj ve kutularına Ek-1'de yer alan yasal uyarının ve silâhın kullanım kılavuzunun konulması zorunludur. (2) Yalnızca film yapımı, tiyatro, şenlik, kutlama, tören gibi etkinliklerde kullanılmak üzere yapılacak imalatlarda; birinci fıkranın (b), (d), (e) ve (f) bentlerinde belirtilen üretim esasları aranmaz. Bu amaçla yapılacak üretimde, üretici firma ile etkinliği gerçekleştirecek gerçek veya tüzel kişiler arasında üretime ilişkin düzenlenecek bir sözleşme ibraz edilmek sureti ile İçişleri Bakanlığından alınacak uygun görüş yazısı ve sözleşmenin bir suretinin Sanayi ve Ticaret Bakanlığına sunulmasını takiben Üretim İzin Belgesi için gereken işlemler başlatılır. İmalatçı firma; üretimi tamamladıktan sonra sözleşmeyi yaptığı gerçek veya tüzel kişiye silahları teslim ettiğine dair bir belge ile birlikte bu silahlara ilişkin Üretim İzin Belgesini Sanayi ve Ticaret Bakanlığına teslim eder ", Hükümleri yer almaktadır Görüldüğü üzere ses ve gaz fişeği atabilen silahların, 6136 sayılı Kanun hükümlerine tâbi silah vasfına dönüştürülemeyecek ve aynı kanun hükümlerine tâbi silahlardan açıkça ayırt edilmesini sağlayan rengi ve şekli belirtilen bir işaret taşıyacak şekilde üretilmeleri zorunludur. Bu tip silahları 6136 sayılı Kanun hükümlerine tâbi silah vasfına dönüştürülecek şekilde imal edenler veya satanlar 5729 sayılı Kanunun 4/1, ticaret kastı taşımadan teknik özelliklerinde değişiklik yaparak öldürmeye elverişli silah haline dönüştürenler ise 6136 sayılı Kanunun 13/5. maddesi delaletiyle 13/1. maddesi uyarınca cezalandırılacaktır. Usulüne uygun imal edilmemesi ya da sonradan teknik özelliklerinde değişiklik yapılması nedeniyle yalnızca ses ve gaz fişeği değil, ayrıca mermi çekirdeği veya saçma tabir edilen özel şekil ve nitelikteki cisimleri de atabilen silahlar yasak niteliği haiz ateşli silahlardan olup memlekete sokulması, yapılması, satılması, satın alınması, taşınması veya bulundurulması 6136 sayılı Kanun hükümlerine tâbi olacaktır. Bu nedenle, ses ve gaz fişeği atabilen bir silahın teknik özelliklerinde bir değişiklik olmamasına karşın 6136 sayılı Kanun kapsamında yasak niteliği haiz ateşli silah olduğu iddiasıyla bir kamu davası açılması durumunda öncelikle Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından silahın üretim tarihi, marka ve modeline göre mevcut şekilde üretilmesine ve ithaline izin verilip verilmediği sorulup, doğrudan mevzuatta öngörülen usul ve esaslara aykırı olarak 6136 sayılı Kanun hükümlerine tâbi silah vasfında mı üretildiği, yoksa anılan kanun hükümlerine tâbi silah vasfına dönüştürülebilecek şekilde üretilip bilahare de bu imkandan yararlanılarak teknik özelliklerinde değişiklik yapılması sonucunda bu kanun hükümlerine tâbi silah vasfına mı dönüştürüldüğü tereddüte yer bırakmayacak biçimde tespit edilmeli, daha sonra da suça konu silahın üretim tarihi, bu tarih itibariyle üretim ve ithalinin tabi olduğu usul ve esaslar, mekanik yapısı, görünümü, silahla birlikte çapına uygun ateşli silah fişeği ele geçip geçmediği gibi hususlar üzerinde durularak, niteliğinin 6136 sayılı Kanun kapsamında olduğunun bilinip bilmediği belirlenmeli, sonucuna göre de sanığın hukuki durumu takdir ve tayin edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Kriminal Polis Laboratuvarınca düzenlenen raporda; sanığın üzerinde ele geçen silahın namlusu içerisindeki gaz ayırıcı parçasının ortasındaki boşluktan uygun çapta özel şekil ve nitelikte saçma, kurşun, metal küre vb. cisimlerin geçebileceği belirtilmiş, ancak ele geçen silahın mevcut hali ile mi üretildiği, yoksa sonradan teknik özelliklerinde değişiklik yapılarak anılan kanun hükümlerine tâbi silah vasfına mı dönüştürüldüğü noktasında bir açıklama yapılmamıştır. Şu halde öncelikle Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından silahın üretim tarihi, marka ve modeline göre mevcut şekilde üretilmesine ve ithaline izin verilip verilmediği sorulup, doğrudan mevzuatta öngörülen usul ve esaslara aykırı olarak 6136 sayılı Kanun hükümlerine tâbi silah vasfında mı üretildiği, yoksa 6136 sayılı Kanun hükümlerine tâbi silah vasfına dönüştürülebilecek şekilde üretilmesi ve bilahare de bu imkandan yararlanılarak teknik özelliklerinde değişiklik yapılması sonucunda 6136 sayılı Kanun hükümlerine tâbi silah vasfına mı dönüştürüldüğü tespit edilmeli, silahın teknik özelliklerinde sonradan bir değişiklik yapılmışsa bu değişikliğin sanık tarafından mı yoksa bilgisi dahilinde mi yapılıp yapılmadığı belirlenmeli, ayrıca silah mevcut hali ile üretilmiş ise üretim tarihi, bu tarih itibariyle üretim ve ithalinin tâbi olduğu usul ve esaslar, mekanik yapısı, görünümü, silahla birlikte çapına uygun ateşli silah fişeği ele geçip geçmediği gibi hususlar üzerinde durularak, niteliğinin 6136 sayılı Kanun kapsamında olduğunun sanık tarafından bilinip bilmediği araştırılmalı ve sonucuna göre sanığın hukuki durumu takdir ve tayin edilmelidir. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Bakırköy 4. Çocuk Mahkemesinin 08.03.2013 gün ve 53-202 sayılı direnme hükmünün, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.03.2015 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

Kurusıkı tabancayı ticaret kastı taşımaksızın, teknik özelliklerinde değişiklik yaparak öldürmeye elverişli silah haline dönüştüren kişi hakkında 6136 sayılı Kanun m. 13/5 delaletiyle aynı maddenin birinci fıkrası uyarınca hapis ve adli para cezası uygulanır. Ses veya gaz fişeği atabilen silah iken kanun hükümlerine tabi silah vasfına dönüştürülen silahları satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar bakımından ise 6136 sayılı Kanun m. 13/1 uyarınca iki yıldan dört yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adli para cezası hükme bağlanmıştır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2016/794 Esas ve 2020/259 Karar sayılı ilamında, kurusıkı tabancanın namlusundaki gaz ayırıcı parçanın sökülerek özel nitelikteki bilyalı fişekleri atar hâle getirilmesi durumunda tabanca ve fişeklerin 6136 sayılı Kanun kapsamında yasak nitelikte silah ve mühimmat vasfı kazandığı ve bu silahı bulunduran failin anılan kanuna muhalefetten sorumlu tutulacağı kabul edilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/794, K. 2020/259Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2016/794 E.  ,  2020/259 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 3. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 743-726 Kasten yaralama suçundan sanık …’in TCK’nın 86/1, 86/3-e, 87/1-d, 62, 53, 58/6-7 ve 54. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve müsadereye ilişkin Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.09.2007 tarihli ve 743-726 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyası inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 11.01.2012 tarih ve 17505-682 sayı ile; “Sanığın katılanı silahla yaşamını tehlikeye düşürecek şekilde yaraladığı kabul edildiği hâlde, sanık hakkında TCK'nın 87/1. maddesinin son fıkrasının tatbik edilmemesi temyiz edenin sıfatına ve aleyhe temyiz olmadığına göre bozma sebebi yapılmamıştır.” eleştirisiyle onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 16.03.2016 tarih ve 77503 sayı ile; “…Mağdurun olayın sıcaklığı ile verdiği olay tarihli ifadesindeki hükümlünün olay sonrasındaki söz ve davranış tarzına ilişkin anlatımları, bu anlatımlarla uyumlu tanık … ve sanığın müdafisi huzurunda Kollukta verdiği ifade birlikte değerlendirildiğinde, hükümlünün, dolu olduğunu bildiği ve herhangi bir etki ile patlaması muhtemel tabancayı tedbirsiz bir şekilde mağdura vermek üzere uzattığında bu silahın patlaması sonucu mağdurun hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı ve bu hâliyle eylemin TCK'nın 89/1 ve 89/2-e maddelerine temas eden taksirle yaralama niteliğinde olduğu," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince 19.04.2016 tarih ve 5932-9841 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık … Çömez hakkında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan verilen beraat kararı temyiz edilmeksizin, sanık … hakkında 6136 sayılı Kanun'a aykırılık suçundan verilen mahkûmiyet hükmü ise Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık … hakkında kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı suç niteliğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 05.03.2006 tarihli olay ve yakalama tutanağında; aynı gün saat 13.30 sıralarında Ankara ili, Çankaya ilçesi, Büklüm Sokakta bulunan Marilyn Monroe isimli kafe-barda ateşli silahla yaralama olayı meydana geldiğinin, yaralının Özel Çankaya Hastanesine kaldırıldığının bildirilmesi üzerine Hastaneye gidildiği, yaralı …’nin acil serviste sedyede yattığı ve ameliyata alınmak üzere olduğunun görülmesi üzerine, şahsa olayın nasıl meydana geldiğinin sorulduğu, …’nin, durumunun kötü olduğunu, olay ile ilgili hiçbir bilgi veremeyeceğini belirttiği, bunun üzerine …'yi Hastaneye getiren şahsın Hastane içerisinde araştırıldığı, bu kişinin sanık … olduğunun anlaşılması üzerine sanığın bilgisine başvurulduğu, sanığın “Tunalı Hilmi Caddesinde yürürken, katılanın yaralı hâlde birden önüne düştüğünü, taksiye bindirdiği katılanı Hastaneye getirdiğini,” ifade ettiği, bu sırada olayın meydana geldiği yerde inceleme yapan polis memurlarının …'nin sanık tarafından silahla yaralandığını Hastane Polisine bildirmeleri üzerine, çelişkili beyanlarda bulunan sanığın polis merkezine götürüldüğü bilgilerine yer verildiği, 05.03.2006 tarihli olay yeri inceleme tutanağından; olayın meydana geldiği barda tadilat yapıldığı, masa ve sandalyelerin toplanmış olduğu, içeride herhangi bir suç deliline rastlanılmadığı, aynı sokakta bulunan çöp kutusunun arkasında, yerde 1 adet kurusıkı tabanca, tabancanın yanında 6 adet bilyalı fişek ve 1 adet kovan bulunduğu, belirtilen bulguların muhafaza altına alındığının belirtildiği, Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 09.03.2006 tarihli ekspertiz raporunda; katılan …, sanık … ile tanık …’in ellerinde atış artığına rastlanılmadığı; 10.03.2006 tarihli raporda ise; incelemeye gönderilen, gaz ve ses fişeği istimal eden yarı otomatik tabancanın namlusunda bulunan gaz ayırıcı parçanın mevcut olmadığı, her ne kadar bilinen ateşli silah fişeklerini patlatamasa da, birlikte gönderilen 8 mm çapındaki özel şekil ve nitelikteki fişekleri istimale elverişli olduğu, kovanın üzerinde kapsulü bulunmadığı için teşhis niteliğinin olmadığı, incelemeye konu tabanca ile 6 adet fişeğin 6136 sayılı Kanun’a göre memnu olarak mütalaa edilmeleri gerektiğinin ifade edildiği, Katılan … hakkında Özel Çankaya Hastanesince düzenlenen tıbbi evrak ve eklerinden; katılanın ateşli silah yaralanması nedeniyle 05.03.2006 tarihinde acil servise getirildiği, karında göbek deliği, sol krista iliaka çizgisinin ½ orta kısmında yaklaşık 2 cm çapında ekimotik alan, bu alanın ortasında 3-4 mm çapında giriş deliği bulunduğu, çoklu organ yaralanması ve batın içi kanama tanısıyla ameliyata alındığı, ince bağırsaktaki yaralanmanın 20 cm uzunluğundaki yaralı kısmın kesilip çıkarılması suretiyle, kalın bağırsaktaki yaralanmanın ise yaralı dokunun dikilmesi suretiyle onarıldığı; Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünce katılan hakkında düzenlenen 18.04.2006 tarihli raporda; jejunum ve sigmoid kolondaki bu yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmadığı tespitlerine yer verildiği, Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünce hazırlanan 06.03.2006 tarihli raporda; alkolsüz olan sanığın vücudunda haricen herhangi bir travmatik lezyon saptanmadığının belirtildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan … Kolluk tarafından Hastanede alınan ifadesinde; Marilyn Monroe isimli kafede çalıştığını, uzun zamandır tanıdığı sanık …’in, Tülay isimli kadınla beraber olay günü saat 13.45 sıralarında kafeye geldiğini, sanıkla sarılıp öpüştükleri sırada “Pat” diye bir ses işittiğini ve yere yığıldığını, sanığın bunun üzerine başını destekleyip yaralanan bölgesine alkol döktüğünü, olayın aniden meydana geldiğini, sanığın veya başka birinin elinde silah görmediğini, vurulup yere düştüğünde yerde beyaz renkli bir tabanca gördüğünü, sanığın kendisini taksiye bindirerek hastaneye getirdiğini, yol boyunca da “Abi özür dilerim, tamamen yanlışlıkla, kazayla silahım patladı, keşke ben yaralansaydım, böyle bir hatayı sana karşı yaptım, ne olur beni bırakıp gitme” şeklinde sözler sarf ettiğini, sanıkla aralarında husumet bulunmadığını, aksine birbirlerini sevip saydıklarını, olay nedeniyle kimseden şikâyetçi olmadığını, Cumhuriyet Başsavcılığında; sanık ve kız arkadaşı Tülay’la merhabalaştığı esnada sanığın belinin sağ tarafında bulunan tabancayı çıkarıp kendisinin sol tarafına dayadığını ve birdenbire bir sıcaklık hissettiğini, bir el ateş sesi işittiğini, olayın sanıkla tokalaşıp hâl hatır sorduğu anda gerçekleştiğini, Kollukta sanıktan şikâyetçi olmadığını söylemesine karşın sanığın kendisini kasten yaraladığını düşündüğü için, artık sanıktan şikâyetçi olduğunu, sanıkla 3-4 aydır tanışıklığının bulunduğunu, haftada birkaç kez görüştüklerini, insanoğlunun ne zaman neyi düşünüp amaçladığını bilemediğini, 40 gün kadar tedavi gördüğünü, sanığın bir gün olsun kendisini arayıp sormadığını, bu durumun da sanığın art niyetini gösterdiğini, Mahkemede; olayın meydana geldiği iş yerinde kasiyer olarak çalıştığını, olay günü tadilat yapılan iş yerine sanığın yanında iki kadınla beraber girdiğini, kadınların geride kaldığını, sanıkla el sıkışıp, yanak yanağa öpüştükleri sırada belinde bir ağrı hissettiğini, aynı anda bir patlama sesi de işittiğini, acıdan bağırmaya başladığını, yarasına alkol niyetine rakı getirip döktüklerini, Hastaneye götürüldüğünü, sanığı 7-8 aydır iş yerine gelmesi nedeniyle tanıdığını, samimi olduklarını, aradan geçen zaman zarfında olayı iyice düşündüğünü, yaralanma şeklini de göz önünde bulundurduğunda sanığın kendisini kasten yaraladığı düşüncesine kapıldığını, zira böyle bir yaralanmanın kazayla meydana gelmesinin mümkün olmadığını, sanıkla aralarında herhangi bir iş ilişkisi, alacak verecek meselesi yahut kıskançlıktan kaynaklanan bir husumet bulunmadığını, kasten kendisini yaralayan sanıktan şikâyetçi olduğunu, … sanık sıfatıyla aşamalarda benzer şekilde; sanığın nişanlısı olduğunu, olay günü sanık ve yanlarında çalışan tanık Yasemin ile birlikte olayın meydana geldiği yere gittiklerini, sanığın önlerinden yürüdüğünü, katılanla merhabalaştıkları sırada silah sesi işittiğini, katılanın yere düştüğünü, iş yeri sahibi Afsaneh Karacasu’nun olay yerine geldiğini, “İş yerimde silah istemiyorum” demesi üzerine silahı olay yerinden aldığını, Tanık … Kollukta; arkadaşı olan Tülay vasıtasıyla tanıdığı sanıkla beraber olay günü Marilyn Monroe isimli kafeye gittiklerini, önlerinden yürüdüğü için sanığı bir ara gözden kaybettiklerini, bu sırada önce bir düşme sesi, ardından “Ambulans çağırın” şeklinde sesler duyduğunu, içeri girdiğinde katılanı yerde, katılanın yanında ise siyah metalik renkli küçük bir tabanca gördüğünü, Mahkemede; olayın meydana geldiği yere sanık … ve Tülay’la birlikte gittiklerini, sanığın katılanla birbirlerine sarıldıklarını, o anda silah sesi işittiğini, sanığın cebindeki tabancayı çıkarıp yere koyduğunu, Tanık … aşamalarda benzer şekilde; olayın meydana geldiği yerde tadilat yaptığını, içeride kurduğu iskelede çalıştığı için olayı kısmen gördüğünü, sanığın olay günü iş yerine iki kadınla birlikte geldiğini, sanıkla katılanın birbirlerinin hâl hatırını sorduklarını, ardından bir el silah sesi işittiğini, katılanın nasıl yaralandığını görmediğini, Tanık … Kollukta; olayın meydana geldiği yerde garson olarak çalıştığını, tadilat yaptıklarını, sanığın katılanla şakalaştığını, sanığın elinde tabancayı görmesi ile patlama sesi işittiğini, katılanın yere yığıldığını, silahın sanığın elinde bulunduğunu, katılanın "Yardım edin" diye bağırmaya başladığını, Mahkemede; olay yerine gelen sanığın katılanla tokalaştığını, birbirlerine sarıldıklarını, sanığın belinden çıkardığı tabancayı katılana verdiğini, silahın patladığını ve katılanın yere düştüğünü, olaydan önce sanıkla katılan arasında herhangi bir tartışma meydana gelmediğini, şakalaşma sırasında silahın patladığını, Tanık Afsaneh Karacasu aşamalarda benzer şekilde; katılanın çalıştığı iş yerinin sahibi olduğunu, sanığı da zaman zaman bu bara müşteri olarak gelmesi nedeniyle tanıdığını, olayı görmediğini, olayın neden meydana geldiğini de bilmediğini, İfade etmişlerdir. Sanık … Kollukta; olay günü nişanlısı Tülay ve çalışanı tanık Yasemin ile birlikte Marilyn Monroe isimli bara, havalandırma borularının bakımı için gittiğini, uzun zamandır arkadaşı olan katılanı barda görünce, katılanla sarılıp öpüştüklerini, silahını katılana göstermek istediği sırada silahın ateş aldığını, katılan yere yığılınca isabet aldığını anladığını, o anki imkânlarla katılana ilk yardımda bulunduğunu ve katılanı ticari bir taksiyle Hastaneye götürdüğünü, yol boyu katılana olay nedeniyle ne kadar pişman olduğunu ifade ettiğini, katılanla aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını, olayın dikkatsizliği nedeniyle meydana geldiğini, Mahkemede; olay günü katılanın çalıştığı yere havalandırma borularının bakımı için gittiğini, katılanı gerek bu barın müşterisi olması nedeniyle gerekse de tadilat nedeniyle tanıdığını, samimi arkadaş olduklarını, olay sırasında birbirlerine sarıldıklarını, ölçü alacağı için üstünde bulunan tabancayı katılana uzatırken silahın ateş aldığını, silahın kurusıkıdan çevrilme bilya atan bir silah olduğunu, katılanı kasten yaralamadığını, pişman olduğunu, Savunmuştur. Hükmün Özel Dairece onanmasından sonra hükümlü müdafisince; olayın kaza sonucu meydana geldiğine ve sanıkla ilgili her türlü davasından feragat ettiğine ilişkin katılanın beyanlarını içeren 06.04.2012 tarihli dilekçe ve ekindeki noterde düzenlenen feragatnameye dayanılarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulmuş, bu talep Yerel Mahkemece 24.05.2012 tarihinde reddedilmiştir. Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, kasten yaralama suçu ile ilgili açıklamalarda bulunulması; "doğrudan kast", "olası kast", "taksir" ve "bilinçli taksir"e değinilerek birbirlerinden ayırdedici ölçütlerin ortaya konulması gerekmektedir. Uyuşmazlık konusuyla ilgili tartışılması gereken kasten yaralama suçunun düzenlendiği TCK’nın 86. maddesinin suç ve karar tarihindeki hâli; “(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur. (3) Kasten yaralama suçunun; a) Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı, b) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, e) Silâhla, İşlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır” şeklinde iken; 15.04.2020 tarihli ve 31100 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürülüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 11. maddesiyle, 86. maddenin 3. fıkrasına "f" bendi eklenerek kasten yaralama suçunun "canavarca hisle işlenmesi" de bir nitelikli hâl kabul edilip madde yeniden düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasında kasten yaralama suçunun tanımı yapılarak, kasten yaralamanın temel şekli düzenlenmiş, kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan her davranış, yaralama olarak kabul edilmiş, madde gerekçesinde bu husus açıkça vurgulanmıştır. Kasten yaralama fiilinin, kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde olması hâli ise ikinci fıkrada düzenlenmiş olup bu durumda birinci fıkradaki hapis cezasından daha az süreli bir hapis cezası ya da seçimlik olarak adli para cezası suçun yaptırımı olarak öngörülmüştür. Kasten yaralama suçunda korunan hukuki yarar, kişinin vücut dokunulmazlığı ve beden bütünlüğüdür. Suçun konusu, mağdurun acı verilen veya bozulan bedeni veya ruhsal varlığıdır. Failin yaptığı hareket sonucu, maddede belirtilen sonuçlardan biri meydana gelirse, kasten yaralama suçunun oluşacağında tereddüt bulunmayıp, bu sonucu doğurmaya elverişli olan tüm hareketlerle, kasten yaralama suçunun işlenmesi mümkündür. Maddenin 3. fıkrasının (e) bendinde kasten yaralama suçunun silahla işlenmesi durumu nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Suçun silahla işlenmiş olmasının nitelikli hâl sayılmasının altında yatan düşünce, söz konusu aracın mağdurun yaşamı, vücut bütünlüğü ve özgürlüğü bakımından ortaya çıkardığı potansiyel tehlikedir. Suçun silahla işlenmesinin nitelikli hâl sayılması, silahın suçun işlenmesini kolaylaştırdığı ve mağdur üzerindeki korkunun etkisini artırdığı düşüncesine dayanmaktadır. (Durmuş Tezcan, Mustafa Ruhan Erdem, R. Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınevi, 15. Baskı, Ankara 2017, s. 232.) “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama” başlıklı 87. maddesinin suç ve karar tarihindeki hâli; "(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun; a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, b) Konuşmasında sürekli zorluğa, c) Yüzünde sabit ize, d) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun vaktinden önce doğmasına, Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hâllerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hâllerde beş yıldan az olamaz. (2) Kasten yaralama fiili, mağdurun; a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine, b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine, c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına, d) Yüzünün sürekli değişikliğine, e) Gebe bir kadına karşı işlenip de çocuğunun düşmesine, Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, iki kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hâllerde beş yıldan, üçüncü fıkraya giren hâllerde sekiz yıldan az olamaz. (3) Kasten yaralamanın vücutta kemik kırılmasına veya çıkığına neden olması halinde, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, kırık veya çıkığın hayat fonksiyonlarındaki etkisine göre, yarısına kadar artırılır. (4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hâllerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hâllerde ise oniki yıldan onaltı yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" biçiminde iken 7242 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle, bu fıkrada yer alan “onaltı” ibaresi “onsekiz” şeklinde değiştirilmiş, TCK’nın 87. maddesinin 4. fıkrası “Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddenin birinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan oniki yıla kadar, üçüncü fıkrasına giren hallerde ise oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde son şeklini almıştır. Bu maddede neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama fiilleri yaptırıma bağlanmış olup birinci fıkrada bir kat, ikinci fıkrada iki kat artırımı gerektiren hâller gösterilmiş, üçüncü fıkrada yaralanmanın vücutta kemik kırılmasına ya da çıkığına neden olması hâlinde yapılacak artırım, dördüncü fıkrada ise kasten yaralama sonucu ölüm meydana gelmesi halinde uygulanacak yaptırım hükme bağlanmıştır. Ancak kanun koyucu birinci ve ikinci fıkralarda, 86. maddeye göre hükmolunan cezanın bir ve iki kat artırılması esasını kabul etmesine karşın bununla yetinmemiş, her iki fıkranın son cümlelerinde, artırım sonucu hükmolunabilecek cezaların belirli bir miktardan aşağı olamayacağı esasını da kabul etmiştir. 5237 sayılı TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi; "(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır. Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; “…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır. Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir. Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir. Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir. Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir. 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır. Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu'nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir. Türk Ceza Kanunu'nda taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür. Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur. Olası kastla bilinçli taksiri ayırdetme konusunda doktrinde “Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir…Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir” şeklinde görüşler mevcuttur. (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304.) Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Katılan …’nin Ankara ili, Çankaya ilçesi, Büklüm Sokakta bulunan Marilyn Monroe isimli kafe-barda kasiyer olarak çalıştığı, barın müşterilerinden olan sanık … ile katılan arasında tanışıklık bulunduğu, olay günü tadilat yapılan bara nişanlısı … ve çalışanı …'la birlikte gelen sanığın, bar içerisinde katılanla el sıkıştığı sırada, sanığın ruhsatsız olarak yanında bulundurduğu kurusıkı tabanca iken yapılan müdahale ile özel yapım bilyalı fişekleri atar hâle getirilmiş ve 6136 sayılı Kanun’a göre yasak nitelikteki tabancasından ateşlenen bilyanın katılanın karın sol kısmına isabet ettiği, jejunum ve sigmoid kolon yaralanmasına yol açıp katılanın yaşamsal tehlike geçirmesine neden olduğu, katılanın Cumhuriyet savcılığındaki ifadesinde; tokalaşmaları sırasında sanığın belinin sağ tarafında bulunan tabancayı çıkarıp kendisinin sol tarafına dayadığını, bir el silah sesi işittiğini ve yaralandığını anladığını, Mahkemede de; sanık tarafından kasten yaralandığını düşündüğünü ifade ettiği; katılana yaklaşana dek sanığın elinde tabanca bulunmadığına, tabancanın cepte veya sanığın belinde takılı iken patladığına ilişkin hiçbir tanık anlatımının bulunmadığı, tanık …'nin, sanığın elinde tabancayı görmesi ile patlama sesi işittiği, tanık …'ın, silah ateş aldıktan sonra sanığın tabancayı yere koyduğu yönündeki ifade verdikleri, sanığın ise olaydan hemen sonra Hastanede kolluk görevlilerine; katılanı tesadüfen yaralı olarak yolda görüp Hastaneye getirdiğini, Kollukta; katılanla sarılıp tokalaştıkları sırada silahını katılana göstermek isterken silahın ateş aldığını, Mahkemede ise; ölçü alacağı için üstünde bulunan tabancayı katılana uzatırken silahın ateş aldığını savunduğu olayda; katılanın tokalaşmaları sırasında sanığın belinin sağ tarafında bulunan tabancayı çıkarıp kendisinin sol tarafına dayadığına ilişkin anlatımı, bu anlatımı doğrulayan ve katılanın göbek deliği ile sol krista iliaka ½ orta kısmından vücuda giren metal bilyanın yukarıdan aşağı seyirle jejunum ve sigmoid kolonda yaralanmaya neden olduğuna ilişkin ameliyat notları ve adli tıp raporu, tabancanın sanığın cebinde iken veya sanığın belinde takılı iken patladığına ilişkin hiçbir tanık anlatımının bulunmaması, iş yeri sahibi Afsaneh Karacasu'nun, sanıkla, iş yerinde ölçü almasını gerektiren teknik bir iş ilişkisinden bahsetmeyişi aksine sanığı sadece barın müşterisi olarak tanıdığına ilişkin beyanı, tüm tanıkların, katılana yaklaşana dek sanığın elinde tabanca olmadığı yönündeki ifadeleri, tanık …'nin, tabancanın sanığın elinde iken ateş aldığına ilişkin anlatımı, tanık …'ın silah ateş aldıktan sonra sanığın tabancayı yere koyduğu yönündeki beyanı bir bütün olarak birlikte değerlendirildiğinde; sanığın kasten yaralama suçunun kanuni tanımındaki unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmek suretiyle, tabancasıyla ateş ederek katılanı kasten yaraladığı; sanığın aşamalarda önemli farklılıklar gösteren ve olağan hayat tecrübeleriyle, tanık anlatımları ve adli tıp raporu içeriğiyle de çelişen, cezadan kurtulmaya yönelik, katılanın taksirle yaralandığına ilişkin soyut savunmalarına itibar edilemeyeceğinden sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.06.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
6136 sayılı ATEŞLİ SİLAHLAR VE BIÇAKLAR İLE DİĞER ALETLER HAKKINDA KANUN m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – (Değişik: 23/1/2008-5728/156 md.)[12] Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahları, bunlara ait mermileri veya bunlara ait namlu, sürgü, gövde, çerçeve, silindir, mekanizma başı, çıkarıcı, tırnak, ateşleme iğnesinden oluşan ana veya balistik önemi haiz parçaları ya da ses veya gaz fişeği atabilen silah iken bu Kanun hükümlerine tabi silah vasfına dönüştürülen silahları satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ateşli silahın, bu Kanunun 12 nci maddesinin dördüncü fıkrasında sayılanlardan olması ya da silahın, mermilerin veya namlu, sürgü, gövde, çerçeve, silindir, mekanizma başı, çıkarıcı, tırnak, ateşleme iğnesinden oluşan ana veya balistik önemi haiz parçaların sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde beş yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Bu Kanunun 12 nci maddesinin dördüncü fıkrasında sayılanlar dışındaki ateşli silahın bir adet olması ve mutat sayıdaki mermilerinin veya namlu, sürgü, gövde, çerçeve, silindir, mekanizma başı, çıkarıcı, tırnak, ateşleme iğnesinden oluşan ana veya balistik önemi haiz parçaların ev veya işyerinde bulundurulması halinde verilecek ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adlî para cezasıdır. Ateşli silahlara ait mermilerin veya bunlara ait namlu, sürgü, gövde, çerçeve, silindir, mekanizma başı, çıkarıcı, tırnak, ateşleme iğnesinden oluşan ana veya balistik önemi haiz parçaların pek az sayıda bulundurulmasının veya taşınmasının mahkemece vahim olarak takdir edilmemesi durumunda hükmolunacak ceza altı aya kadar hapis ve otuz günden beşyüz güne kadar adlî para cezasıdır. (Değişik beşinci fıkra:21/11/2024-7533/12 md.) Bu madde kapsamındaki bulundurma ve taşıma fiilinin; vefat, sağlık durumu, mahkûmiyet, müsadere, satın alma veya devir nedeniyle yapılan ruhsatlandırma ya da ruhsat yenileme işlemlerinde bu Kanunda düzenlenen yükümlülüklere aykırı davranılarak işlenmesi halinde onbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idari para cezasına hükmolunur. (Ek fıkra:21/11/2024-7533/12 md.) Nakil izin belgesi almaksızın, bulundurma izni verilen silahını mesken veya işyeri değişikliği nedeniyle nakledenler hakkında onbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idari para cezasına hükmolunur. (Ek fıkra:21/11/2024-7533/12 md.) Bu madde hükümlerine göre idari para cezası vermeye mülki idare amiri yetkilidir.

Kurusıkı bir silahın 6136 sayılı Kanun kapsamında yasak niteliği haiz olduğu iddiasıyla açılan davalarda, silahın izinli üretim standartlarına aykırı olarak mı üretildiği yoksa imkanından yararlanılarak teknik değişiklik sonucunda mı dönüştürüldüğü araştırılır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/786 Esas, 2015/27 Karar ve 2017/1182 Esas, 2019/50 Karar sayılı ilamlarında belirtildiği üzere, teknik özelliklerde değişiklik yapılmışsa bu tadilatın fail tarafından veya bilgisi dahilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, namluda müdahale emaresi olup olmadığı, özel nitelikli fişek bulunup bulunmadığı ve failin silahın dönüştürüldüğünü bilerek hareket edip etmediği belirlenmelidir. İnceleme konusu tabancanın namlusunda tadilat yapıldığına dair emare bulunmaması, silahın imal özelliklerini koruması, özel nitelikli fişek ele geçmemesi ve failin tabancayı kurusıkı olarak bildiğini savunması halinde failin silahın özel nitelikli fişekleri atabilme özelliğini bilerek edindiğine veya taşıdığına dair kesin delil bulunmaması sebebiyle beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

Kurusıkı Tabancanın Kullanımı ve Adli Suç Vasıflandırması

Kurusıkı tabancalar mermi çekirdeği barındırmayan fişeklerle ses ve gaz çıkaran araçlardır; sıkıştırılmış hava veya gaz mekanizmasıyla saçma atan havalı tabancalardan teknik olarak ayrılırlar. Ses ve gaz fişeği atan tabancalar ateşli silah niteliğinde olmadığından, kurusıkı silahla meskûn mahalde havaya ateş edilmesi eylemi korku ve panik oluştursa dahi Türk Ceza Kanunu m. 170/1-c kapsamındaki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturmaz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2019/50 Esas ve 2019/176 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere bu fiil, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m. 36/1 kapsamında gürültüye neden olma kabahatini teşkil eder. Kabahatler Kanunu m. 36 hükmünde açık bir yetki verilmediğinden, gürültü kabahati sebebiyle kurusıkı tabancanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilemez.

Kurusıkı tabancanın kontrolsüz, dikkatsiz veya tedbirsiz biçimde kullanılması sonucunda kişilerin bedensel bütünlüğünün zarar görmesi halinde failin kastı yerine somut olayın şartlarına göre taksir veya bilinçli taksir sorumluluğu gündeme gelebilir. Türk Ceza Kanunu m. 22/3 uyarınca neticenin öngörülmesine rağmen istenmemesi halinde bilinçli taksir oluşur ve taksirli suçun cezası üçte birden yarıya kadar artırılır. Buna karşılık eylemin kasten bir kimseye yöneltilmesi durumunda Türk Ceza Kanunu m. 86/3-e uyarınca kasten yaralama suçunun silahla işlenmesi nitelikli hal sayılarak verilecek ceza yarı oranında artırılır; mağdurun yaşamını tehlikeye sokan bir durum doğması halinde ise Kanun'un 87/1-d maddesi uyarınca ceza bir kat artırılır ve silahla işlenme hali gözetilerek beş yıldan az olamaz.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/545, K. 2020/316Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2016/545 E.  ,  2020/316 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 242-449 Sanık … hakkında olası kasıtla öldürme suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, eylemin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın TCK’nın 85/1, 22/3, 53/1, 63 ve 54/1. maddeleri uyarınca 4 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin hükmün sanık müdafisi, katılanlar vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.05.2013 tarih ve 3749-3688 sayı ile; "Oluşa ve dosya kapsamına göre; olay tarihinde … isimli kişinin evinin önünde yapılan düğün kutlaması sırasında aynı binanın 2. katında oturan sanık …'nin eşi adına ruhsatlı bulunan tabanca ile evlerinin balkonundan 4 kez ateş ettiği sırada tabancadan çıkan bir adet mermi çekirdeğinin karşı binanın 4. kat balkonunda bulunan 3 yaşındaki maktul …'nın alın bölgesine isabet ederek ölümüne neden olduğu olayda; Sanık …'nin yere paralel şekilde ateş ettiği sırada topluluk içerisinde bulunan veya çevredeki evlerin balkon ve pencerelerinden düğün törenini izlemekte olan kişilerin isabet alabileceğini ve eylemin ölümle sonuçlanabileceğini öngörmesine rağmen, sonucu kabullenmek suretiyle eylemini sürdürmesinin 'çocuğu olası kasıtla öldürme' suçunu oluşturduğu gözetilerek bu suçtan cezalandırılması yerine suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 12.12.2013 tarih ve 242-449 sayı ile sanığın, olası kasıtla kasıtla nitelikli öldürme suçundan TCK’nın 82/1-e, 21/2, 62, 53/1-2-3 ve 54/1. maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye karar verilmiştir. Ceza miktarı bakımından resen temyize tabi hükmün sanık müdafisi tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 24.11.2015 tarih, 1403-5700 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiş, Daire Üyesi C. Topaktaş; "…Olayımızda sanık düğünde havaya ateş etmiş ve istenmeyen bir netice meydana gelmiştir. Sanığın havaya ateş etmek şeklinde gerçekleşen hareketi kasta bağlı bir harekettir. Sanığın eylemi sonucunda ölüm neticesi meydana gelmemiş olsaydı, bu hareketinin karşılığı olan suç TCK'nın 170/1-c maddesinde tarifi yapılan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu olacaktı. Oysa sanığın istemediği bir netice meydana gelmiştir. Sanığın havaya ateş etmesi sırasında ne ölene karşı ne de 3. bir şahsa karşı kasti bir suç işlemek amacıyla hareket etmediği sabittir. Meydana gelen netice suç bakımından taksir söz konusudur. Bu taksir de bilinçli taksir düzeyindedir. Düğünde ateş etmek yanlış bir davranış biçimi olsa da ülkemizde gelinin ateş edip damadı vurduğu, babanın ateş edip çocuğunu vurduğu, kardeşin kardeşi vurduğu gibi örnekler çoktur. Bunların hiçbirisinde de sonuca katlanıldığını, sonucun göze alındığını söylemek mümkün değildir. Bu gerekçelere bağlı olarak düğünde ateş eden sanığın, gerçekleşen ölüm neticesini istememesinin ancak sonucun gerçekleşmesinin bilinçli taksir olduğunu düşündüğümden sayın çoğunluğun eylemin olası kast olduğu yönündeki düşüncesine katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 07.02.2016 tarih ve 96796 sayı ile; “…Olayımızda sanık düğünde havaya ateş etmiş ve istenmeyen bir netice meydana gelmiştir. Sanığın havaya ateş etmek şeklinde gerçekleşen hareketi kasta bağlı bir harekettir. Sanığın eylemi sonucunda ölüm neticesi meydana gelmemiş olsaydı, bu hareketinin karşılığı olan suç TCK'nın 170/1-c maddesinde tarifi yapılan genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu olacaktı. Oysa sanığın istemediği bir netice meydana gelmiştir. Sanığın havaya ateş etmesi sırasında ne ölene karşı ne de 3. bir şahsa karşı kasti bir suç işlemek amacıyla hareket etmediği sabittir. Meydana gelen netice suç bakımından taksir söz konusudur. Bu taksir de bilinçli taksir düzeyindedir. Bu gerekçelere bağlı olarak düğünde ateş eden sanığın, gerçekleşen ölüm neticesini istememesinin ancak sonucun gerçekleşmesinin bilinçli taksir suçunu oluşturduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 15.03.2016 tarih, 1113-1269 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanıklar …, … …, …, … ve … … hakkında genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, sanıklar… ve … hakkında 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri ile sanık… hakkında kasten öldürme suçuna yardım etmeden verilen beraat kararı Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş; sanık … hakkında 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece bozulmuş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık … hakkında olası kasıtla nitelikli öldürme suçundan verilen mahkûmiyet kararıyla sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire çoğunluğuyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık …’ın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu mu yoksa olası kasıtla nitelikli öldürme suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğinden; 18.10.2009 tarihli olay yeri inceleme raporunda; saat 14.00 sıralarında Pursaklar ilçesi, Turgut Reis Caddesi'nde bulunan 13 numaralı binanın önünde ateşli silahla yaralama olayının bildirilmesi üzerine olay yerine gidildiği, alınan beyanlara göre 2006 doğumlu …’ün 9/27 sayılı ikametin balkonunda bulunduğu sırada 13 numaralı binanın önünden ateşli silahla yapılan atış sonucu sağ alın ön kısmından yaralandığı, ailesi tarafından Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldığı, olay yerinde yapılan incelemelerde, 13 numaralı binanın önünde toprak zemin üzerinde dağınık hâlde toplam 22 adet kurusıkı, MKE yapımı 9 mm çapında 9 adet ve 7,65 mm çapında 3 adet kovan görüldüğü; … ve …’ın ikamet ettikleri 13 sayılı binanın 12 numaralı dairesinde yapılan incelemelerde, balkona çıkışta sol tarafta fayans üzerinde 1 adet MKE yapımı 7,65 mm çapında kovan olduğu, aynı binada …’nin ikamet ettiği 17 numaralı dairede balkona çıkışta sol tarafta fayans üzerinde 1 adet MKE yapımı 9 mm çapında kovan olduğu, karşı tarafta bulunan 9 numaralı binada …’ün ikamet ettiği 27 numaralı daireye gidildiği, balkona girişte fayans üzerinde kırmızı renkli şüpheli leke olduğu, balkon kapısı üst kısım duvar üzerinde mermi isabet izi görüldüğünün belirtildiği, 18.10.2009 tarihli görgü ve tespit tutanağında; …’ün yaralandığı balkon içerisinde yerde kan lekelerinin olduğu, balkonun yan duvarında ve tavanında çukur görüldüğü, karşıda bulunan Okçu İnşaat isimli 6 katlı binanın önündeki 06 VMK 32 plaka sayılı aracın sol tarafında düğün için kurulan çadır bulunduğu, aracın sol tarafında yerde boş kovanlar olduğu, 13 numaralı binanın önünde yola yakın tarafta yerde boş kovanlar görüldüğünün bildirildiği, 18.10.2009 tarihinde saat 23.00’te düzenlenen müşterek yakalama, muhafaza altına alma ve üst arama tutanağında; aynı tarihte saat 14.00 sıralarında Pursaklar ilçesi, Fatih Mahallesi, Turgut Reis Caddesi'nde bulunan 9/27 sayılı evin balkonunda meydana gelen ateşli silahla öldürme olayıyla ilgili yapılan araştırmalar neticesinde, 9 numaralı binanın karşısındaki 13 numaralı binanın ön kısmında bulunan boşlukta … isimli kişinin düğün merasiminin yapıldığı, gelin arabasının düğünün yapıldığı 13 numaralı binanın önüne geldiğinde binanın balkonlarından tabancalar ile ateş edilmeye başlanıldığı, atılan mermilerden birinin 9 numaralı binanın 4. katında bulunan … isimli kız çocuğuna isabet ettiği, bu nedenle düğün esnasında tabanca ile ateş ettikleri tespit edilen …, … …, … …, …, …, … ve Mustafa Okçu’nun yakalandıkları, … …’dan kamu görevlisi taşıma ruhsatlı Kırıkkale marka, 7,65 mm çaplı tabanca, bu tabancaya ait 1 adet şarjör ve 7,65 mm çapında MKE yapımı 3 adet fişek; …’dan Blow Magnum marka 6-71501 seri numaralı kurusıkı tabanca ve bu tabancaya ait 1 adet şarjör; … …’dan Baretta marka taşıma ruhsatlı, 9 mm çapında tabanca ve bu tabancaya ait 1 adet şarjör ile 4 adet fişek, ayrıca Blow Magnum marka kurusıkı tabanca, bu tabancaya ait 1 adet şarjör ile 6 adet kurusıkı fişek; …’dan Blow Magnum marka kurusıkı tabanca ve bu tabancaya ait 1 adet şarjör; …’den 9 mm çapında, seri numarası bulunmayan ruhsatsız tabanca, bu tabancaya ait 1 adet şarjör ile MKE yapımı 3 adet fişek; …’den Blow Magnum marka kurusıkı tabanca ve bu tabancaya ait 1 adet şarjör; Alper Mustafa Okçu’dan zati demirbaş olan 9 mm çapında, Baretta marka tabanca, bu tabancaya ait 1 adet şarjör ile 3 adet fişek, kamu görevlisi taşıma ruhsatlı Atmaca marka, 9 mm çapında tabanca, bu tabancaya ait 1 adet şarjör ile 3 adet fişek, kamu görevlisi taşıma ruhsatlı Gümüşay marka, 357 Magnum çaplı, toplu tabanca, bu tabancaya ait 1 adet şarjör ile 3 adet fişek ele geçirildiği; yakalanan kişilerin rızalarıyla teslim ettikleri tabancaların incelenmek üzere muhafaza altına alındığın belirtildiği, 18.10.2019 tarihli tutanakta; …, … …, ….’dan kendi istek ve rızalarıyla el svapları alındığının bildirildiği, 18.10.2009 tarihli ölü muayene tutanağına göre; yaklaşık 3-4 yaşlarında, 110-120 cm boylarında, 20-25 kg ağırlığında, kız çocuğuna ait cesette ateşli silah mermi çekirdeği yarası haricinde herhangi bir darp ve cebir izine rastlanılmadığı, alın sağ ön kısımda frontal bölgede etrafında vurma haklası bulunan 1 cm’lik ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası, sol üst göz kapağında hematom görüldüğü, kesin ölüm sebebinin belirlenmesi için klasik otopsi yapılmak üzere cesedin Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verildiği, Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığınca düzenlenen 20.11.2009 tarihli otopsi raporunda; 102 cm boyunda, 3-4 yaşlarında, 20-25 kg ağırlığındaki kız çocuk cesedinde; alın sağ orta bölümde, sağ kaş orta bölümünün 1,5 cm üst hizasında, etrafında vurma halkası bulunan, açıklığı sağa bakan yarım daire şeklinde 1×0,5 cm ebadında ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası ile bu yaranın üst kenarının 0,5 cm üst bölümünde 2 adet 0,1 cm çaplı yüzeyel sıyrık bulunduğu, vücudunda haricen başkaca bir bulguya rastlanmadığı, mermi çekirdeğinin önden arkaya, sağdan sola seyirle kafa kubbe ve kaide kemiklerinde kırık oluşturarak beyin doku harabiyeti ve kanaması oluşturup sol temporoparietal sütür hattında kırık oluşturarak kırık kemik dokular arasına sıkışıp kaldığı, ölümün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kemik kırıkları ile karakterli beyin doku harabiyeti ve kanaması sonucu meydana gelmiş olduğu, mermi giriş deliği cilt ve cilt altı bulgularına göre atışın uzak atış mesafesinden yapıldığı, cesetten çıkartılan ileri derecede deforme olmuş, üzerinde yiv ve set izleri belirgin olan 1 adet ateşli silah mermi çekirdeği parçasının morgda Cumhuriyet savcısına teslim edildiğinin belirtildiği, Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 21.10.2009 tarihli ekspertiz raporlarında; …’ün cesedinden ele geçirilen 1 adet mermi çekirdeği parçasının, sanık …’ın eşi olan inceleme dışı sanık…’a ait Kırıkkale marka, 7,65 mm çapındaki tabancadan atıldığı; sanık … ile inceleme dışı sanık…’a ait el svaplarında atış artıklarına rastlanılmadığının belirtildiği, Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünce düzenlenen 22.10.2009 tarihli ekspertiz raporlarında; olay yerinden elde edildiği belirtilen 7,65 mm çapındaki 4 adet kovanın çaplarına uygun tek bir tabanca ile atıldıkları; inceleme dışı sanık…’a ait suçta kullanılan Kırıkkale marka, 7,65 mm çapındaki tabancanın 6136 sayılı Kanun’a göre yasak niteliği haiz ateşli silahlardan olduğu, olay yerinden ele geçirilen 7,65 mm çapındaki 4 adet kovanın bu tabancadan atıldıkları, ayrıca olay yerinden elde edilen 9 mm çapındaki ses fişeklerine ait 22 adet kovandan 7 tanesinin, sanık …’dan ele geçirildiği belirtilen gaz ve ses fişeği istimal eden 6-71501 seri numaralı tabancadan atıldığı tespitlerine yer verildiği, Ankara İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 03.03.2010 tarihli yazıda; suçta kullanılan Kırıkkale marka, 7,65 mm çapındaki tabancanın sanık …’nin eşi olan inceleme dışı sanık… adına kamu görevinin devamı süresince taşıma ruhsatlı olduğu, ruhsatın 18.10.2009 tarihi itibarıyla geçerli olduğu bilgilerine yer verildiği, Anlaşılmaktadır. Katılan … Mahkemede; …’ün babası olduğunu, olay günü iş yerinde bulunduğunu, şikâyetçi olduğunu, Katılan … Mahkemede; …’ün annesi olduğunu, düğün sahiplerinin ateş etmeye akşamdan başladıklarını, gündüz de devam ettiklerini, eğilip bakalım dediklerini, kızının makarna istediğini, yanından kısa bir süre ayrılıp mutfağa gittiğini, kızının o sırada vurulduğunu, geri döndüğünde yerde yattığını, yerde kan olduğunu, kucağında çocuğuyla bağırmasına rağmen hâlâ halay çekmeye ve ateş etmeye devam ettiklerini, kadınlar ve erkekler dâhil pek çok kişinin ateş ettiğini, şikâyetçi olduğunu, Tanık … Kollukta; olay günü uzaktan akrabası olan …’ın oğlu …’in düğün eğlencesi yapıldığını, gelin ve damadın bulunduğu aracın geldiğini, gelin araçtan indikten sonra düğündekilerin çalgı eşliğinde oynamaya başladıklarını, bu sırada tabancalarla ateş edildiğini, gördüğü kadarıyla ve kendisine ait kamera kaydına göre oyun oynanan boş alanın arkasında bulunan binanın ikinci katında tanımadığı bir erkek ve kadının siyah renkli, Kırıkkale marka aynı tabancayla ateş ettiklerini, balkondan ateş edildikten sonra karşı binanın en üst katından çığlık sesi duyulduğunu ve bir kadının “Çocuğum vuruldu” diye bağırdığını, tekrar ateş edilen balkona baktığında, ateş edenlerin o açıyla ateş ettiklerini tahmin ettiğini, Mahkemede; düğün yerinde olduğunu, kendisine gösterilen inceleme dışı sanık…’ın balkondan ateş ettiğini, aynı balkonda bulunan bir kadının da ateş ettiğini, ayrı ayrı ateş ettiklerini, birinin diğerine silah vermediğini, Tanık … Kollukta; yaşadıkları apartmanın 2. katında oturan inceleme dışı sanık…’ın tabancayla birkaç el ateş ettiğini, balkondan içeri girdiğini, çok kısa bir süre sonra tekrar balkona çıkarak yanında bulunan eşi sanık …’a elindeki tabancayı verdiğini, bunun üzerine sanık …’ın da aynı tabanca ile havaya ateş ettiğini, çok kısa bir süre sonra karşı apartmanda bulunan bir kadının çığlık atması üzerine davul ve zurna sesinin kesildiğini, çığlık atan kadının kucağında 5-6 yaşlarındaki çocuğu bulunuyorken bağırdığını, etraftakilerin yardımıyla çocuğun hastaneye götürüldüğünü, Mahkemede; kendisine gösterilen sanık … ile inceleme dışı sanık…’ın da ateş ettiklerini, önce…’ın ateş ettiğini, sonra içeri girdiğini, birkaç dakika sonra sanık …’nin dışarı çıkıp birkaç el ateş ettiğini, sanık … ateş ederken…’ın yanında olmadığını, kolluktaki ifadesini polislerin yanlış yazdığını, Tanık … Mahkemede; düğünde misafir olduğunu, kenarda halay çekenleri izlediğini, 13 numaralı apartmanın 2. katında görse tanıyabileceği erkek bir şahsın tabanca ile havaya doğru birkaç el ateş ettiğini, daha sonra elindeki tabancayı yine görse tanıyabileceği başörtülü bir kadına verdiğini, bu kadının da tabanca ile havaya doğru ateş ettiğini, hatta “Tabancayla dengesiz ateş ediyor” diye düşündüğünü, bir süre sonra düğün evinin karşı tarafında bulunan apartmanın en üst katında bir kadının çığlık atması üzerine davul ve zurna sesinin kesildiğini, çığlık atan kadının kucağında 5-6 yaşlarındaki çocuğu bulunuyorken bağırdığını, o zaman çocuğun yaralandığını anladığını, etraftakilerin yardımıyla çocuğun hastaneye götürüldüğünü, Mahkemede; sanık … ile inceleme dışı sanık…’ın balkondan ateş ettiklerini gördüğünü, ne yöne ateş ettiklerini görmediğini, sanık …’nin tabancayla ateş ederken sarsıldığını, önce…’ın ateş ettiğini, ateş ederken sanık …’nin yanında olduğunu, … ateş ederken sanık …’nin ateş etmediğini, sonra sanık …’nin ateş ettiğini, bu esnada…’ın yanında olmadığını, Kolluktaki ifadesinin doğru olmadığını, sanık … ateş ederken…’ın yanında bulunmadığını, Tanık… Mahkemede; silah atılırken komşusu olan sanık …’nin evinin balkonunda bulunduğunu, aşağıdan silah sesleri duyduğunu, çocuğu hasta olduğu için bitişikteki evine döndüğünü, bir süre sonra çocuğun vurulduğunu duyduğunu, inceleme dışı sanık…’ın evde olmadığını, sanık …’nin ateş ettiğine dikkat etmediğini, Tanık… bozmadan sonra Mahkemede; düğün esnasında aşağıda olduğunu, yaklaşık 20-25 metre mesafede bulunan sanık … ile eşi…’ın 3. kattaki evlerinin balkonuna çıktıklarını, önce sanık …’nin geldiğini, balkonun sağ köşesinden havaya ateş ettiğini, akabinde yanına eşi…’ın geldiğini, onun da balkonun sağ tarafından havaya ateş etmeye başladığını, kendisi ve orada bulunan komşularının ateş eden kişilere “Silahla ateş etmeyin, sakatlık çıkar” diye bağırdıklarını, Naile’nin kısa süre ateş ettiğini, ancak…’ın hâlâ ateş etmeye devam ettiğini, o sırada arkadaki binadan bir kadının “Çocuk vuruldu” diye bağırdığını, çocuğun apartmanın 5. katındaki balkonda vurulduğunu, çocuğun vurulduğu balkonun, silahla ateş edilen yere göre daha yüksekte olduğunu, sanık …’nin ateş ettiği tabancadan çıkan sese göre tabancanın kurusıkı olduğunu anladığını, olay günü yaklaşık 10-15 kişinin ateş ettiğini ancak balkondan sadece sanık … ile eşi…’ın ateş ettiklerini, o yüzden bu kişilerin atışlarının dikkatini çektiğini, Tanık… bozmadan sonra Mahkemede; düğün esnasında meydandaki direğin dibinde olduğunu, sanık …’nin önündeki binanın 1. katında oturduğunu, 2. balkona inceleme dışı sanık…’ın çıktığını ve elindeki silahla balkonun sol tarafından yatay, havaya doğru ateş ettiğini, sanık …'yi ateş ederken görmediğini, sonradan sanık …'nin çaprazında bulunan ve meydandaki pozisyonuna göre kendisinin sol arka tarafında bulunan binadan bir kadının “Yeter artık çocuk vuruldu” dediğini, orada bulunanlarla olay sonrası konuşurken sanık …'nin kurusıkı tabancayla ateş ettiğini duyduğunu, anlattığı hususların kesinlikle doğru olduğunu, İnceleme dışı sanık … Mahkemede; düğün esnasında kurusıkı tabancayla havaya doğru birkaç el ateş ettiğini, sanık …’ı balkonda ateş ederken gördüğünü, havaya doğru ateş ettiğini ancak hangi silahla ateş ettiğini bilmediğini, Bozma öncesindeki aşamalarda üzerine atılı genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet etme suçlarıyla ilgili savunma yapan inceleme dışı sanık … bozma sonrası Mahkemede; olay sonrasında sanık … ve eşi…’la birlikte gözaltına alındıklarını, Ankara Emniyet Müdürlüğünde nezarethanede bulunuyorken…’ın, sanık …'ye “Suçu üstüne al, kepaze olmayalım” dediğini, sanık …’nin de sürekli ağladığını, hatta kendisinin…'a “Bayana yüklenme ayıp olur” dediğini, soruşturma ya da yargılama aşamalarında bu konu ile ilgili daha önce beyanda bulunmadığını zira kendisine yönelik suçlamalar dışında başka soru sorulmadığını, kendiliğinden bu konuşmalarla ilgili beyanda bulunmak gereği duymadığını, İnceleme dışı sanık… Kollukta müdafi eşliğinde; yaklaşık 5 yıldır Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Ekipler Amirliği Kademe Bölümünde araç arıza kısmında çalıştığını, suçta kullanılan 7,65 mm çapında, Kırıkkale marka tabancanın kendisine ait kamu personeli taşıma ruhsatlı olduğunu, tabancayı yaklaşık 4 yıl önce aldığını, tabancayı ara sıra üzerinde taşıdığını, evin boş olduğu zamanlarda yanına aldığını, tabancayı evde sakladığı yeri kendisinden başka sadece eşi sanık …’nin bildiğini, ayrıca bir tane de kurusıkı tabancasının olduğunu, iki tabancayı da evde aynı yerde sakladığını, düğün esnasında kurusıkı tabancasını alarak evinin balkonuna çıkıp havaya doğru 2-3 el ateş ettiğini, daha sonra tabancasını yerine koyduktan sonra lavaboya girdiğini, lavabodan çıkacağı esnada dışarıdan tekrar silah sesleri geldiğini, evinin balkonunda eşi sanık …’nin elinde kendisine ait ruhsatlı tabancayı gördüğünü, tabancayı niye aldığını sorduğunda birkaç el ateş ettiğini söylediğini, hemen tabancayı elinden alıp kızdığını, bu esnada davul ve zurna seslerinin kesilerek telaşlı bir bağrışma olduğunu, sanık …’nin kendisine tabancanın gerçek tabanca mı yoksa kurusıkı mı olduğunu sorduğunu, tabancanın gerçek olduğunu söylemesi üzerine sanık …’nin bu tabancayı kususıkı zannederek eline aldığını söylediğini ve ağlamaya başladığını, daha sonra olay yerine gelen polislere tabancaları teslim ettiğini, Cumhuriyet Başsavcılığında müdafi eşliğinde önceki savunmasına ek olarak; kendisinin sadece kurusıkı tabancayla ateş ettiğini, sanık …’nin ise Kırıkkale marka tabancayla ateş ettiğini, balkona çıkıp eşine kızdıktan yaklaşık 10 saniye sonra davul sesinin kesildiğini, “Çocuk vuruldu” diye bağrışmalar olduğunu, hemen aşağıya inerek evlerinin yaklaşık 30 metre ilerisindeki balkonda bulunan bir çocuğun vurulduğunu öğrendiğini, çocuğu ve ailesini tanımadığını, aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını, tanık ifadelerini kabul etmediğini, sanık …’ye tabancasını vermediğini, Mahkemede önceki savunmalarına ek olarak; iki tabancasının da yüklükteki yatağın arasında durduğunu, sanık …’nin yüklükten aldığı tabancayla 3 el ateş ettiğini, ateş ederken davul sesinin duyulduğunu, ateş edildikten sonra bir kargaşa çıktığını, karşı balkondan birisinin vurulduğunu öğrendiklerini, İfade etmişlerdir. Sanık … bozma öncesi aşamalarda; yaşadıkları binanın önünde yakın akrabalarının düğünü olduğunu, Çubuk ilçesine giderek gelin alıp getirdiklerini, binalarının önüne geldiklerinde eğlencenin devam ettiğini, küçük çocuğunun bezini değiştirmek için ikamet ettikleri binanın 12 numaralı dairesine çıktığını, dışarıdan tabancayla ateş etme sesleri duyduğunu, balkona çıkarak düğün merasimini izlemeye başladığını, kısa bir süre sonra eşi…’ın eve geldiğini, …’ın da balkona ara sıra çıkarak düğünü izlediğini, bir süre sonra…’ın içeriden tabancasını getirerek birkaç el ateş ettiğini, daha sonra tabancayla birlikte içeri girdiğini, …’ın lavaboya girdiğini gördüğünü, düğünün coşkusu ve başka bir kadının da ateş etmesi nedeniyle heveslenerek…’a ait tabancayı her zamanki bulunduğu yerden aldığını, balkona çıkıp çevreyi kontrol ettiğini, boş arsada kimsenin olmadığını gördükten sonra havaya doğru 2-3 el ateş ettiğini, bu esnada içeriden gelen…’ın “Sen ne yapıyorsun” diyerek kızdığını ve tabancayı elinden alıp içeri girdiğini, bu sırada dışarıdaki davul ve zurna seslerinin bir anda kesildiğini, telaşlı bir hareketlenme olduğunu, bir çocuğun yaralandığını duyduğunu, eşinin tabancasını alırken izin istemediğini, eşi lavabodayken tabancayı aldığını, iki adet tabanca arasından kurusıkı olduğunu düşündüğü tabancayı eline aldığını, gerçek tabanca olduğunu bilseydi kesinlikle eline almayacağını, son derece üzgün ve pişman olduğunu, vicdan azabı çektiğini, Bozma sonrasında Mahkemeye sunduğu yazılı dilekçesinde; olay sonrası 4 gün boyunca gözaltında kaldığını, bu süre zarfında ifadesinin alınmadığını, 4. gün ifadesinin alındığını, nezarethanede bulunduğu sırada eşi…’ın kendisini manevi baskı altına aldığını suçu üstlenmesini istediğini, işini kaybedeceğini, çocuklarının tehlikelere maruz kalacaklarını, muhtaç duruma düşeceklerini, aile saadetlerinin bozulacağını, anne ve kadın olması nedeniyle daha az ceza alacağını söyleyerek kendisini ikna ettiğini, önceden hazırlanmış ifadesine avukat huzurunda imza attığını, düğün esnasında kurusıkı tabancayla ateş ettiğini, o esnada eve gelen eşi…’ın elindeki tutukluk yapan tabancayı düzelttikten sonra kalan mermileri balkonun sol tarafından havaya doğru ateşlediğini, mermiler bitince tekrar mermi istediğini, mermilerin nerede olduğunu bilmediğini söyleyince bu sefer gerçek tabancasını getirmesini istediğini, eşine “Git kendin al” dediğini, bunun üzerine eşi…’ın içerden alıp getirdiği gerçek tabancayla sol tarafa ve havaya doğru şarjörün tamamını ateşlediğini, gerçek silahın mermisi bitince tekrar kendisinden mermi getirmesini istediğini, eşinin bu isteğini de yerine getirmediğini, …’ın tekrar eve girip mermileri silaha doldurduktan sonra balkona geri geldiğini, dirseğini balkon demirinin üzerine koyarak balkonun sol tarafına doğru 3 el ateş ettiğini, aşağıda başka kadınların da silahla ateş ettiklerini görünce o anlık istek ve cehaletinden dolayı eşinden tabancayı alarak boş arsaya dönüp havaya doğru 3 el ateş ettiğini, havaya ateş ederken bir anda davulun sustuğunu ve bağrışmalar başladığını, tabancayı eşine vermek için döndüğünde eşi…’ın balkonda olmadığını gördüğünü, dışarıdaki sesleri duyan…’ın ne olduğunu sorduğunu, ne olduğunu bilmediğini söylediği anda kucaktaki bir çocuğu polis aracına koyulurken gördüğünü, içeriye girdiğinde eşi…’ı silahı temizlerken gördüğünü, kendisine “Vurulan çocuk bizim silahla ve senin atışınla vuruldu” dediğini, nereden bildiğini sorunca “Ben bilirim” diye cevap verip “İstersen ben suçu üstleneyim” dediğini, “Bu konuda henüz netlik yokken neden benim suçumu üstleniyorsun” dediği sırada kapı zilinin çaldığını, çocuğu arabaya koyan Hasan …’ın eve geldiğini, eşinin amcası olan Hasan …’ın neden ateş ettiklerini sorup ellerini ve silahı gazlı bezle temizlemelerini söylediğini, silahın ruhsatlı olup olmadığını sorduğunu, evde gaz olmadığını söylediğini, eşi…’ın “Ben çamaşır suyuyla elimi yıkadım, git sen de çamaşır suyu ile elini yıka” dediğini, polisler gelmeden önce eşinin söylemesiyle kurusıkı tabancayı yan komşusuna götürdüğünü, geri geldiğinde eşinin “Kurusıkıyı değil gerçeğini götür” dediğini ancak Hasan …’ın temizlenen silahın ruhsatlı olduğunu, bu nedenle saklamanın bir fayda getirmeyeceğini söylediğini, daha sonra 3 polis memurunun eve geldiklerini, kendilerini gözaltına aldıklarını, gözaltında kaldığı 4 gün boyunca eşinin manevi baskısı altında kaldığını, 4. günün sonunda polislerin önce eşi…’ın ifadesini aldıklarını, kendisinin ifadesini alırlarken de “Olay şu şekilde olmuştur. Doğru mu?” diye sorduklarını, “Doğrudur” diyerek okumadan imza attığını, cezaevinden çıkınca eşine “Davacılarla helalleşelim, onlara belli bir miktar para verelim, yardım edelim” demesine rağmen her seferinde eşinin “Biz teklif ettik ancak kabul etmediler” diyerek sürekli kendisini kandırdığını, mağdur ailenin mağduriyetinin giderilmesi için çok çaba sarf etmesine rağmen başarılı olamadığını, vicdanen rahatsız olduğu için eşi ve yakınlarına temyiz neticesinin olumsuz gelmesi hâlinde gerçekleri söyleyeceğini ilettiğini, çocuğun annesinin beyanına göre de kendisi ateş etmeden önce çocuğun vurulduğunun anlaşıldığını, bu suçu işlemediğini, manevi baskılar ve çocuklarının mağdur olmaması için suçu kabullendiğini, Savunmuştur. Tüm uygar hukuk düzenleri insan yaşamını en üstün değer kabul etmişlerdir. Gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde gerek Anayasa'da mutlak, en üstün değer olarak algılanan insan hayatı, korunmasında sadece bireyin çıkarı olduğu için değil, aynı zamanda toplumun da menfaati olduğu için ceza himayesinin konusu yapılmıştır. Bu bağlamda, 5237 sayılı TCK'nın “Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının “Hayata Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünün 81. maddesinde “Kasten Öldürme” suçu; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiş, "Nitelikli hâller" başlıklı 82. maddesinde; "(1) Kasten öldürme suçunun; … e) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, …İşlenmesi hâlinde, kişi ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" düzenlemesiyle de çocuğun öldürülmesi, kasten öldürme suçunun nitelikli hâlleri arasında sayılmıştır. Uyuşmazlık konusunda isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, "doğrudan kast", "olası kast", "taksir" ve "bilinçli taksir"e değinilerek, birbirlerinden ayırdedici ölçütlerin ortaya konulması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın "Kast" başlıklı 21. maddesi; "(1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. (2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur; diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir" şeklinde düzenlenerek, maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde doğrudan kast, ikinci fıkrasının birinci cümlesinde de olası kast tanımlanmıştır. Olası kastın tanımlandığı TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde; “…Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir. Mevzuatımıza giren yeni bir kavram olan olası kastla ilgili uygulamadan bazı örnekler vermek yararlı olacaktır. Yolda seyreden bir otobüs sürücüsü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşakta durmadan geçmek ister; ancak kendilerine yeşil ışık yanan kavşaktan geçmekte olan yayalara çarpar ve bunlardan bir veya birkaçının ölümüne veya yaralanmasına neden olur. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü, yaya geçidinden her an birilerinin geçtiğini görmüş; fakat, buna rağmen kavşakta durmamış ve yoluna devam etmiştir. Bu durumda otobüs sürücüsü, meydana gelen ölüm veya yaralama neticelerinin gerçekleşebileceğini öngörerek, bunları kabullenmiştir. Düğün evinde törene katılanların tabancaları ile odanın tavanına doğru ardı ardına ateş ettikleri sırada, bir kişinin aldığı alkolün de etkisi ile elinin seyrini kaybetmesi sonucu, yere paralel olarak yaptığı atışlardan bir tanesinden çıkan kurşun, törene katılanlardan birinin alnına isabet ederek ölümüne neden olur. Bu örnek olayda kişi yaptığı atışlardan çıkan kurşunların orada bulunan herhangi birine isabet edebileceğini öngörmüş; fakat, buna rağmen silâhıyla atışa devam etmiştir. Burada da fail silâhıyla ateş ederken ortaya çıkacak yaralama veya ölüm neticelerini kabullenmiştir. Verilen bu örneklerde kişinin olası kastla hareket ettiğinin kabulü gerekir.” şeklinde açıklamalara yer verilmiş ve olası kasta ilişkin örnek olaylar gösterilmiştir. Buna göre, doğrudan kast; öngörülen ve suç teşkil eden fiili gerçekleştirmeye yönelik irade olup kanunda suç olarak tanımlanmış eylemin bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi ile oluşur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini bilmesi ve istemesi hâlinde doğrudan kastla hareket etmiş olacak, buna karşın işlemiş olduğu fiilin muhtemel bazı neticeleri meydana getirebileceğini öngörmesine ve bu neticelerin gerçekleşmesini mümkün ve muhtemel olarak tasavvur etmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili işlemesi hâlinde olası kast söz konusu olacaktır. Olası kast ile doğrudan kast arasındaki farkı ortaya koyan en belirgin unsur, doğrudan kasttaki bilme unsurudur. Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir. Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve "olursa olsun" düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir. 5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde "kanunda tanımlanmış haksızlık" olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır. Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışının da etkisinin olması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum, failin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi, taksirin niteliğini de değiştirmeyecektir. Türk Ceza Kanunu'nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilecektir. Türk Ceza Kanunu'nda taksir; "basit" ve "bilinçli" taksir olarak ikili bir ayrıma tabi tutulmuş, 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanmış, bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırdedici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hâli, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hâli ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür. Türk Ceza Kanunu'nun 21. maddesinin ikinci fıkrasında; "kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi" şeklinde tanımlanıp başkaca ayırıcı unsura yer verilmeyen olası kast ile aynı Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında; "kişinin, öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır" biçiminde tanımlanan bilinçli taksirin karıştırılacağı hususu öğretide dile getirilmiş, kanun koyucu da madde metninde yer vermediği "kabullenme" ölçüsünü aynı maddenin gerekçesinde; "olası kast halinde suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşeceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir, diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir" şeklinde açıklamak suretiyle, olası kastı bilinçli taksirden ayıracak kıstası ortaya koymuştur. Olası kastla bilinçli taksiri ayırdetme konusunda doktrinde “Her ikisi arasındaki ayrımı belirlemek bakımından Frank formülü uygulanmalıdır. Buna göre eğer ‘öyle veya böyle fail her hâlde hareketi gerçekleştirirdi’ diyebiliyorsak olası kast; ‘neticenin gerçekleşeceğini bilseydi hareketi gerçekleştirmeyecekti’ diyebiliyorsak bilinçli taksirden söz edilir…Her ikisi arasında bir ayrım yapılabilmesi için her somut olay bakımından failin ayrıca neticeyi göze almış, kabullenmiş sayılıp sayılamayacağı yönünde bir değerlendirme yapılması zorunlu görünmektedir” şeklinde görüşler mevcuttur. (Bahri Öztürk-Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, Seçkin Akademik ve Mesleki Yayınlar, 17. Baskı, Ankara 2017, s. 303-304.) Öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesine kayıtsız kalınması durumunda olası kast, öngörülen muhtemel neticenin meydana gelmesinin istenmemesine rağmen neticenin meydana gelmesinin engellenemediği ahvalde bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Diğer bir deyişle, failin neticeyi istememekle beraber neticenin meydana gelmesinin muhtemel olduğunu bilmesine rağmen duruma kayıtsız kalarak hareketini sürdürmek suretiyle muhtemel neticeyi kabullenmesi durumunda olası kast, failin neticeyi öngörmesine rağmen becerisine, şansına, tecrübesine ya da başka bir etkene güvenip neticenin meydana gelmeyeceğine inanarak gerektiğinde muhtemel neticenin gerçekleşmemesi için gerekli önlemleri de almak suretiyle hareketini sürdürmesi hâlinde ise bilinçli taksir söz konusu olacaktır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık …’ın, 18.10.2009 tarihinde saat 14.00 sıralarında ikamet ettiği binanın önünde yakın bir akrabasının düğünü için yapılan eğlencede 2. kattaki evinin balkonundan eşi adına ruhsatlı tabancayla rastgele 4 el ateş ettiği, tabancadan çıkan 1 adet mermi çekirdeğinin karşı binanın 4. katındaki balkonda düğün kutlamasını izleyen 3 yaşındaki …’ün alnına isabet ettiği, …’ün ateşli silah mermi yaralanmasına bağlı kafa kubbe ve kaide kemik kırıkları ile karakterli beyin doku harabiyeti ve kanaması sonucu öldüğü olayda; davul ve zurna eşliğinde yapılan eğlenceli düğün merasiminin çevrede yaşayan çok sayıda insan tarafından evlerinin balkonundan veya penceresinden izlendiğini bilen ve gören sanık …’nin, elindeki elverişli tabancayla ve tabancanın etki alanı içerisinde kendisinin oturduğu apartman da dâhil olmak üzere çok sayıda yüksek katlı ev bulunan şehir merkezinde rastgele ateşlediği mermilerden birinin, çevrede bulunan kişilerden birisine de isabet edebileceğini, bu durumda muhtemel bazı neticelerin meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen muhtemel neticeyi kabullenerek fiili gerçekleştirdiği anlaşıldığından olası kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Zira sanığın ateşlediği mermilerin, gerek kendi ikamet ettiği apartmanın üst katındaki balkonlarda bulunan kişilere gerek civardaki balkon veya pencereden düğünü seyreden kişilere hatta havaya yükselen mermi çekirdeğinin yorgun mermi olarak düştüğü sırada herhangi bir kimseye isabet etme ihtimali bulunmaktadır. Düğünde rastgele ateş eden sanığın göze aldığı, kabullendiği ve kayıtsız kaldığı netice, ateşlediği mermi çekirdeğinin civarda bulunan herhangi birisine isabet etmesi, bu kişinin de ölmesi veya yaralanmasıdır. Düğünü izleyenler arasında çocukların da bulunabileceğini öngörebilecek durumda olan sanık …’nin sorumluluğu meydana gelen muhtemel neticenin ağırlığına göre, yani bir çocuğun ölümü neticesine göre belirlenmelidir. Sanığın eylemi, bir çocuğun ölümüyle sonuçlandığından, kabullenilen ve öngörülebilen muhtemel neticenin gerçekleşmiş olması ve Türk Hukuk sisteminde yerleşik hâle gelen "olası kasıt netice ile belirlenir" kuralı karşısında sanığın eyleminin olası kasıtla nitelikli öldürme suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 25.06.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Kurusıkı tabanca taşımak kanunen serbest midir?

Kurusıkı tabancaların kamusal alanda, belde, cepte veya çantada taşınması yasaktır. Bu silahlar yalnızca fişeksiz olarak, kutu içerisinde ve derhal ulaşılamayacak biçimde nakledilebilir; bu şartlar dışındaki nakiller kanunen taşıma kabul edilir.

Kurusıkı tabanca araç içinde nasıl nakledilmelidir?

Silahın torpido, kapı cebi veya kol dayama haznesi gibi hızlıca ulaşılabilecek yerlerde bulundurulması taşıma şüphesi doğurur. Nakil değerlendirmesine uygun kabul edilebilmesi için silahın boş vaziyette, kutusu içerisinde ve kolay ulaşılamayacak şekilde bulundurulması gerekir; bagajda bu şartlara uygun muhafaza edilmesi nakil değerlendirmesine daha yakındır.

Kurusıkı tabanca için taşıma ruhsatı verilir mi?

Kurusıkı tabancalar için ateşli silahlarda bulunan nitelikte bir taşıma ruhsatı düzenlenmez. Kurusıkı tabanca alımında verilen bildirim evrakı yalnızca kaydı gösterir ve sahibine kamusal alanda taşıma hakkı vermez.

Kurusıkı tabancanın izinsiz taşınmasının yaptırımı nedir?

Taşıma yasağına aykırı davrananlara 5729 sayılı Kanun gereğince idari para cezası uygulanır ve silaha el konularak mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. Bu kararları vermeye mahallî mülki amir yetkilidir.

Kurusıkı tabanca satın alındığında bildirim süresi ne kadardır?

Kurusıkı tabanca satan yetkili bayiler ile bu silahları satan, devreden, satın alan veya devralan kişilerin fatura veya devir sözleşmesi tarihinden itibaren bir ay içinde Cumhuriyet Savcılığından temin edecekleri sabıka kaydıyla birlikte mahallî mülki amire bildirimde bulunmaları zorunludur.

Kurusıkı tabancayı ateşli silaha dönüştürmenin cezası nedir?

Kurusıkı silahları 6136 sayılı Kanun'a tabi silah vasfına dönüştürülecek şekilde imal eden veya satanlar 5729 sayılı Kanun m. 4/1 uyarınca bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. Ticaret kastı olmaksızın teknik tadilatla öldürmeye elverişli hale getirenler veya dönüştürülmüş silahı edinenler ise 6136 sayılı Kanun m. 13 kapsamında adli yaptırımlara tabidir.

Meskûn mahalde kurusıkı tabanca ile havaya ateş açmanın yaptırımı nedir?

Kurusıkı tabancayla havaya ateş edilmesi ateşli silah sayılmadığından genel güvenliği kasten tehlikeye sokma suçunu değil, Kabahatler Kanunu m. 36/1 uyarınca gürültü kabahatini oluşturur; bu kabahat sebebiyle silahın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine hükmedilemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu