Koruma, Gözetim, Yardım ve Bildirim Yükümlülüğünün İhlali

by Avukat Erdal Ersoy
Koruma, Gözetim, Yardım ve Bildirim Yükümlülüğünün İhlali

7593 sayılı Kanunla 18 Ağustos 2026’dan itibaren TCK m.233/1 için 3 ay–2 yıl, m.233/2 için 6 ay–2 yıl ve m.233/3 için 1–3 yıl hapis cezası öngörülmüştür. Önceki fiillerde TCK m.7 gereğince lehe kanun karşılaştırması yapılır; eski kararların ceza sınırları bugünün yeni fiilleri için genellenmez.

7593 sayılı Kanun, Madde 3Kaynağı aç
ÇOCUK KORUMA KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN Kanun No. 7593 Kabul Tarihi: 8/8/2026 MADDE 1- 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanuna 13 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “MADDE 13/A- Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” MADDE 2- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “oniki yıldan onbeş yıla;” ibaresi “onüç yıldan onsekiz yıla;”, “dokuz yıldan onbir yıla” ibaresi “on yıldan oniki yıla”, “yedi yıldan” ibaresi “dokuz yıldan” şeklinde ve üçüncü fıkrasında yer alan “onsekiz yıldan yirmidört yıla;” ibaresi “ondokuz yıldan yirmiyedi yıla;”, “oniki yıldan onbeş yıla” ibaresi “onbeş yıldan onsekiz yıla”, “oniki yıldan fazla” ibaresi “onbeş yıldan fazla” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Somut olayda; a) Kasta dayalı kusurun ağırlığı, b) Güdülen amaç ve saik, c) Suçun işleniş şekli, d) Daha önceden kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilmiş olma, hususlarından biri ya da birkaçı göz önünde bulundurularak kasten öldürme (madde 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87, fıkra 2 ve 4) suçlarını işleyen onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında üçüncü fıkra hükümleri uygulanmayabilir. Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış ceza sorumluluğu bulunan kişiler hakkında ise ikinci fıkra hükümleri yerine üçüncü fıkra hükümleri uygulanabilir.” MADDE 3- 5237 sayılı Kanunun 233 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıla” ibaresi “üç aydan iki yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “altı aydan iki yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “bir yıldan üç yıla” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Birinci ve üçüncü fıkralarda tanımlanan fiiller nedeniyle çocuğun kasten öldürme (madde 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87, fıkra 2 ve 4) suçunu işlemesi halinde şikayet aranmaksızın, faile bu madde uyarınca verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.” MADDE 4- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir. “e) Onbeş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme yaptırılmaksızın düzenlenen,” MADDE 5- 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Çocuk tutukluların” ibaresi “Çocuk hükümlülerin veya tutukluların” şeklinde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasında yer alan “çocuklar,” ibaresinden sonra gelmek üzere “suç türleri,” ibaresi eklenmiştir. MADDE 6- 5275 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(3) Çocuk hükümlülerin çocuk kapalı ceza infaz kurumundan çocuk eğitimevine ayrılmalarına 89 uncu madde uyarınca psikolog, pedagog, çocuk gelişimcisi, sosyal çalışmacı, psikolojik danışman, rehberlik uzmanı, öğretmen ve Türkiye Barolar Birliğinin çocuk hakları komisyonundan görevlendireceği avukat gibi en az bir uzman görevlinin de katılımıyla idare ve gözlem kurulu tarafından en geç üç ayda bir yapılan değerlendirme sonucunda karar verilir. Çocuk eğitimevine ayırmaya ilişkin olarak tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen çocuk hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri altı ayı geçemez.” “(4) Aşağıdaki hâllerde çocuk hükümlüler hakkında verilen cezalar doğrudan çocuk eğitimevlerinde yerine getirilir: a) Kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olanlar. b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreli hapis cezasına mahkûm olanlar. (5) Doğrudan çocuk eğitimevine alınanlar dahil olmak üzere bu kurumlarda bulunan çocuk hükümlülerden; a) Firar edenler veya başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı verilenler, b) Kapalı ceza infaz kurumuna iade veya odaya kapatma disiplin cezası alıp, bu cezası kesinleşmiş olanlar veya asayiş ve düzenin sağlanması amacıyla disiplin cezası kesinleşmemiş olsa bile eylemi kurum düzeni ya da kişi güvenliği bakımından tehlike oluşturanlar, idare ve gözlem kurulu kararıyla çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilirler. (6) Çocuk hükümlülerin, suç ve ceza türlerine göre, çocuk eğitimevlerine ayrılıp ayrılmamalarına, çocuk eğitimevlerinde geçirecekleri sürelere, çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine, doğrudan çocuk eğitimevlerine alınmalarına, doğrudan çocuk eğitimevlerine alınanların çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte gösterilir.” MADDE 7- 5275 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(5) Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102 ve 103), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu (madde 220) hariç olmak üzere, koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır.” MADDE 8- 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununa 43/B maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Amaç dışı bıçak taşıma MADDE 43/C- (1) Her ne ad altında olursa olsun, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamı dışında kalan her tür bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletlerin; a) 11/9/1981 tarihli ve 2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanuna göre ruhsatlandırılan yerler ile ilgili yönetmeliğe göre ruhsatlandırılan işyerleri dışında satışı ve sergilenmesi, b) Onsekiz yaşından küçük çocuklara satılması ve çocuklar tarafından satın alınması veya taşınması, yasaktır. (2) Birinci fıkrada sayılan yasaklara uymayan kişiye beşbin Türk Lirası, kabahate konu bıçak veya aletlerin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde ise onbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca bu kabahatin işlendiğini öğrenen işletici veya sorumlunun yetkili makamlara bildirim yapmaması halinde beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. (3) Birinci fıkrada sayılan kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir. (4) Birinci fıkrada sayılan kabahat dolayısıyla idarî para cezasına ve elkoymaya kolluk görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülkî amir tarafından karar verilir. (5) Birinci fıkradaki kabahati işlediği sırada onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında çocuğun üstün yararı gözetilerek, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu hükümleri uyarınca koruyucu, destekleyici ve yönlendirme tedbirlerine karar verilmesi amacıyla mülkî amir tarafından çocuk hâkiminden tedbir talebinde bulunulur. (6) Bu madde hükümleri internet satışları ve mesafeli satışlar için de uygulanır. (7) Bir sanat veya mesleğin icrası ve eğitim için gerekli bıçak, şiş ve benzerlerinin icra yerinde ve icra eden kişilerce kullanılması, bulundurulması ve taşınması bu madde hükümlerine tabi değildir.” MADDE 9- 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununa 5 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir. “Yönlendirme tedbirleri MADDE 5/A- (1) 5 inci maddede düzenlenen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yanında bu maddede düzenlenen yönlendirme tedbirleri, ceza sorumluluğu olmayan adli süreçteki çocuklar bakımından, çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak anlaşılır. (2) Yönlendirme tedbirleri olarak; a) Sosyal ve toplumsal hizmetler tedbiri: Spor kulüpleri, gençlik merkezleri, spor tesisleri ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarında; Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere çocukların 20 saatten 300 saate kadar psikososyal gelişimine katkı sağlayacak görev almalarına, b) Dijital risklerden korunma tedbiri: Kullandığı telefon cihazı, telefon hattı veya her türlü bilgisayar, tablet ve benzeri dijital cihazın bildirilerek cihazın tedbir kararından sonraki hareketlerini Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından 3 aydan az 2 yıldan fazla olmamak üzere çeşitli takip yazılımlarıyla ilgili kurum denetimine açmaya, riskli olarak tanımlı bazı dijital mecralar, uygulamalar ve dijital platformlara erişimin engellenmesine, c) Kitap ve kütüphane tedbiri: Kütüphane ve okuma salonu gibi yerlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, üniversiteler ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere 20 saatten 300 saate kadar psikososyal gelişimine katkı sağlayacak görev almaya veya bu kuruluşların yetkililerince belirlenen eserleri okumaya, d) Çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri: Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, üniversiteler ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere 20 saatten 300 saate kadar park, bahçe, sahil gibi belirlenecek bir bölgede çevre temizliği yapmaya, belirlenecek bitkilerin bakımı, ağaçlandırma ve çiçeklendirme faaliyetlerine katılmaya, e) Tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve uyarıcı madde ile davranışsal bağımlılık tedbiri: Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Yeşilay tarafından yerine getirilmek üzere çocukların sağlıkları için tehlike oluşturan bağımlılıklarının tedavi ve rehabilitasyonu için belirlenecek programları tamamlamaya, hükmedilir. (3) Bu tedbirlerin yerine getirilmesinde 45 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır. (4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” MADDE 10- 5395 sayılı Kanunun 9 uncu maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(4) Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığı, davranışsal bağımlılık ya da ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık nedeniyle kendisi veya başkaları açısından ciddi tehlike oluşturduğu değerlendirilen ve herhangi bir suretle Sağlık Bakanlığına veya üniversitelere bağlı yataklı sağlık kurumlarına gelen veya getirilen çocuk hakkında, tedaviye ihtiyaç bulunduğunun ilgili uzman hekim tarafından tespit edilmesi hâlinde, acil korunma kararı alınması amacıyla yirmi dört saat içinde rapor düzenlenir. Sağlık kurumu, uzman hekim raporunun düzenlendiği tarihten itibaren en geç yirmi dört saat içinde çocuk hâkimine başvurur. Başvurudan itibaren en geç kırk sekiz saat içinde ilgili dal uzman hekiminin yer aldığı üç uzman hekimden oluşan resmî sağlık kurulu tarafından düzenlenen rapor mahkemeye sunulur. (5) Hâkim, başvuru ve sağlık kurulu raporunu değerlendirerek talep hakkında en geç kırk sekiz saat içinde karar verir. Çocuğun sağlık kuruluşuna gelmesi veya getirilmesinden hâkim kararının sağlık kuruluşuna tebliğine kadar geçen sürede, çocuğa gerekli görülen tıbbî müdahale ve tedavi uygulanır. Bu süreçte ihtiyaç duyulması hâlinde kolluktan yardım istenebilir. Kolluk, bu kapsamda yapılan talepleri, kanunla kendisine tanınan yetkiler çerçevesinde yerine getirir. (6) Hâkim, çocuğun üstün yararını gözeterek çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerekli görmesi hâlinde kişisel ilişkinin kurulmasına veya sınırlandırılmasına karar verebilir. Hâkim, sağlık kurulu raporunu dikkate alarak acil korunma kararının kaldırılmasına, devamına veya çocuğun durumuna uygun başka bir koruyucu ve destekleyici tedbire karar verir.” MADDE 11- 5395 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Çocuk hakkında kamu davası açılması hâlinde durum, gerekli idari tedbirlerin alınması amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerine bildirilir.” MADDE 12- 5395 sayılı Kanunun 23 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(2) Adli süreçteki çocuklar hakkında yapılan yargılama sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi hâlinde 5/A maddesinde düzenlenen yönlendirme tedbirlerinden uygun görülen biri veya birkaçı da denetimli serbestlik tedbiri olarak uygulanır. Bu fıkra uyarınca hükmedilecek yükümlülükler 5/A maddesinde belirtilen kurumlar tarafından yerine getirilir. (3) Suçun işlenmesi nedeniyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın az olması hâlinde adli süreçteki çocuklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için zararın giderilmesi şartı aranmayabilir.” MADDE 13- 5395 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(3) Onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunludur. Cumhuriyet savcısı, mahkeme veya çocuk hâkimi tarafından onbeş yaşını doldurmuş çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması hâlinde, gerekçesi iddianamede veya kararda gösterilir.” MADDE 14- 5395 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(3) Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin ilgili kurum veya kuruluş tarafından yerine getirilmesi sırasında gerekmesi hâlinde kolluktan yardım istenebilir.” “(4) Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından; il ve ilçelerde kurumların koordinasyonu ile takibi vali ve kaymakam tarafından sağlanır. Bu amaçla il ve ilçelerde sekretarya hizmetleri aile ve sosyal hizmetler il müdürlükleri tarafından yürütülür. Hâkim veya mahkeme tarafından verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararları, yerine getirilmek üzere ilgili kurum veya kuruluşa gönderilir. (5) Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket eden ana, baba, vasi veya bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, fiil suç teşkil etse dahi ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre çocuk hâkimi kararıyla üç günden on güne kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır. Bu kararlara karşı 14 üncü madde uyarınca itiraz yoluna gidilebilir. Tazyik hapsine ilişkin kararlar, kesinleşmesini müteakip Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yerine getirilir. Bu kararlar çocuk hâkimi tarafından ilgili kuruma bildirilir.” MADDE 15- (1) 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (17) numaralı alt bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiştir. (2) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 253 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiştir. (3) 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun; a) 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, b) 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, c) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, ç) 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “hakkında adli süreç yürütülen”, d) 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, e) 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “hakkında adli süreç yürütülen”, f) 20 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, g) 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, ğ) 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, h) 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, ı) 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, i) 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, j) 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”, k) 39 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “Suça sürüklenmesi” ibaresi “Hakkında adli süreç yürütülmesi”, şeklinde değiştirilmiştir. MADDE 16- Bu Kanunun; a) 8 inci maddesi ile 5326 sayılı Kanuna eklenen 43/C maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü 1/12/2026 tarihinde, b) Diğer hükümleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer. MADDE 17- Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Resmî kaynak

Bireylerin kendilerini idare edemeyecek durumda bulunması hâlinde hukuk düzeni koruma, gözetim, yardım veya yetkili mercilere bildirim görevleri yükler. Yaşı veya hastalığı nedeniyle kendini idare edemeyecek durumda olup koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan kimseyi kendi hâline terk eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile karşılaşır. Yaşı, hastalığı, yaralanması veya başka bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmeyenler hakkında ise bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası öngörülmüştür. Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünün ihlali ise şikâyet üzerine bir yıla kadar hapisle cezalandırılır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 97Kaynağı aç
Madde 97- (1) Yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi haline terk eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Terk dolayısıyla mağdur bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre cezaya hükmolunur. Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 98Kaynağı aç
Madde 98- (1) Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. (2) Yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi dolayısıyla kişinin ölmesi durumunda, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. BEŞİNCİ BÖLÜM Çocuk Düşürtme, Düşürme veya Kısırlaştırma Çocuk düşürtme
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 233Kaynağı aç
Madde 233- (1) Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi, şikayet üzerine, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Hamile olduğunu bildiği eşini veya sürekli birlikte yaşadığı ve kendisinden gebe kalmış bulunduğunu bildiği evli olmayan bir kadını çaresiz durumda terk eden kimseye, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Velayet hakları kaldırılmış olsa da, itiyadi sarhoşluk, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılması ya da onur kırıcı tavır ve hareketlerin sonucu maddi ve manevi özen noksanlığı nedeniyle çocuklarının ahlak, güvenlik ve sağlığını ağır şekilde tehlikeye sokan ana veya baba, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması

Terk suçunun unsurları ve cezası

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 97. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi hâline terk eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 2020/27941 esas, 2021/4925 karar sayılı ilamı ile 2019/4766 esas, 2021/27502 karar sayılı ilamında terk olgusunu bağımsız bir suç olarak kabul etmiştir. Bu suçun mağduru, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumdaki kişidir; fail ise bu kimseler üzerinde kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişidir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2020/27941, K. 2021/4925Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2020/27941 E.  ,  2021/4925 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali HÜKÜM : Düşme KARAR Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; Türk Ceza Kanununun 97. maddesinde düzenlenen terk suçunun birinci fıkrasında, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi hâline terk etmek suç olarak tanımlanmış, terk olgusu bağımsız bir suç olarak kabul edilmiştir. Suçun mağduru, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan kimse, faili ise, bu kimseler üzerinde kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan koruma ve gözetim yükümlülüğü yüklenen kişilerdir. Bu suçla korunan hukuki değer, insanın yaşama ve vücut bütünlüğü hakkının yanı sıra koruma ve gözetim yükümlülüğü olan kişilerin bu görevlerini yerine getirmelerinin sağlanması ve bu sayede ortaya çıkacak sosyal fayda düşüncesidir. Suçun maddi unsuru yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan mağdurun “kendi haline terk edilmesidir”. Suç bağlamında “kendi haline terk”, failin, mağdurla olan fiili ilişkisini geçici ya da sürekli şekilde kesmesi ve mağduru egemenlik alanının dışına çıkarması, bu bağlamda kendi haline bırakmasıdır. Bu suç “kendi haline terk” gerçekleştiği anda tamamlanır. Terk süresi uzun veya kısa olabilir. Burada önem taşıyan husus, terk süresinin mağdur için tehlike yaratma hususunda yeterli olup olmadığıdır. Kişinin kendi haline terk edilmesi, koruma ve gözetim altında bulunanın, bu yükümlülüğü üstlenmiş olan kişi tarafından herhangi bir yerde korumadan yoksun hale getirilmesidir. Terk fiilinin, fail dışında, koruma ve gözetim yükümlülüğünü üstlenebilecek durumda olan ve bu iradeyi taşıyan kişilerin inisiyatif kullanabilecekleri biçimde ve ortamda gerçekleştirilmesi halinde bu suç oluşmaz. Suçun oluşumu için, failin mağduru, koruma ve gözetim yükümlülüğü üstlenebilecek durumdaki bir kişi veya kurumun kontrolüne bırakmaksızın “mağduru kendi haline terk” fiilini gerçekleştirmesi veya terk anı itibariyle bu yükümlülüklerin kim tarafından taşınacağının belirsiz olması gerekir. Terk suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Faildeki saikin önemi yoktur. Fail yaşı, hastalığı dolayısıyla kendisini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle yasa, sözleşme, doğal bağlılık ilişkisi veya fiili bir nedenden dolayı koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan kişiyi terk etme bilinç ve iradesiyle hareket etmelidir. Başka bir deyişle fail, “kendi haline terk” eyleminden doğacak neticeyi bilmeli ve istemelidir. Mağdurun kendi haline terk edilmesi, icrai ya da ihmali davranışla gerçekleştirilebilir. Terk suçu, gerçek ihmali suçtur ve kanunda tarif edilen belli bir emredici davranışın (terk etmeme) kasten yerine getirilmemesi ile oluşur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 447. maddesinde; “Vasi, kısıtlıyı korumak ve bütün kişisel işlerinde ona yardım etmekle yükümlüdür.” hükmü düzenlenmiş, aynı Yasanın 445.maddesinde ise dikkat ve özen yükümlülüğü düzenlenmiştir. Buna göre vasi kısıtlının bakımı ve korunması için asgari dikkat ve özen göstererek gerekli önlemleri alma yükümlülüğü bulunmaktadır. Yapılan açıklamalar ışığında incelemeye konu olayda; tanık olarak dinlenen köy muhtarı …'nın alınan beyanında, sanığın vefat eden …’la ilgilenmediğini, köye bırakıp gittiğini, kendilerine bir şey söylemediğini, …’ın evde yalnız kaldığını ve bu şekilde evde vefat ettiğini söylemesi, 05/11/2012 tarihli Jandarma tutanağında ise vefat eden Nuriye Soydaşın evinde tek başına yaşadığı, hiçbir yakının kendisini ziyaret etmediği, …’ın yürüyemediği şeklinde tespit bulunması, sanık tarafından köye bırakılmasından sonra …’ın yiyecek, içecek ve ilaç ihtiyacının köydeki komşuları tarafından sağlandığının anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin TCK'nun 97.maddesinde düzenlenen "Terk" suçunu oluşturup oluşturmadığı tartışılmadan, TCK'nın 233/1. maddesi uyarınca yerinde olmayan gerekçeyle şikayet yokluğundan düşme kararı verilmesi, Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısı ve Üst Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 18/02/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2019/4766, K. 2021/27502Kaynağı aç
4. Ceza Dairesi         2019/4766 E.  ,  2021/27502 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : Terk HÜKÜM : Mahkumiyet KARAR Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi, kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü. Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; 1-Mağdur çocuk ile anne (hakkındaki hüküm kesinleşmiş) ve babası olan sanıklar arasında menfaat çatışması bulunduğu gözetilerek yetkili mahkemeden 4721 sayılı TMK'nın 426. maddesine göre, çocuk mağdur için temsil kayyımı atanması ve CMK’nın 234/2. maddesi gereğince baro tarafından bir vekil görevlendirilmesi sağlanıp bu suretle mağdurun temsili ile şikayet ve davaya katılma haklarının kullanılmasına imkân tanınmadan eksik kovuşturma ve hatalı nitelendirme ile hüküm kurulması, 2-TCK’nın 97. maddesinde düzenlenen terk suçunun birinci fıkrasında, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi hâline terk etmek suç olarak tanımlanmış, terk olgusu bağımsız bir suç olarak kabul edilmiştir. Suçun mağduru, yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan kimse, faili ise, bu kimseler üzerinde kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan koruma ve gözetim yükümlülüğü yüklenen kişilerdir. Yükümlülüğün kanundan kaynaklanıp kaynaklanmadığını tespitte, 6284 sayılı Ailenin Korunmasına ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu başta olmak üzere ilgili kanunlardan yararlanılırken, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüğün belirlenmesinde, sözleşmenin kapsamı ve içeriği esas alınır. Sözleşme şekle bağlı değildir. Yazılı ya da sözlü olabileceği gibi gönüllü üstlenme şeklinde fiili durumdan da kaynaklanabilir. Hekim, hemşire, hasta bakıcı, çocuk/bebek bakıcısı, hizmetçi, gezi rehberi, öğretmen gibi kişiler, sözleşmenin içeriğine göre koruma ve gözetim yükümlüsü sayılabilir. Bu suçla korunan hukuki değer, insanın yaşama ve vücut bütünlüğü hakkının yanı sıra koruma ve gözetim yükümlülüğü olan kişilerin bu görevlerini yerine getirmelerinin sağlanması ve bu sayede ortaya çıkacak sosyal fayda düşüncesidir. Suçun maddi unsuru yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan mağdurun “kendi haline terk edilmesidir”. Suç bağlamında “kendi haline terk”, failin, mağdurla olan fiili ilişkisini geçici ya da sürekli şekilde kesmesi ve mağduru egemenlik alanının dışına çıkarması, bu bağlamda kendi haline bırakmasıdır. Bu suç “kendi haline terk” gerçekleştiği anda tamamlanır. Terk süresi uzun veya kısa olabilir. Burada önem taşıyan husus, terk süresinin mağdur için tehlike yaratma hususunda yeterli olup olmadığıdır. Kişinin kendi haline terk edilmesi, koruma ve gözetim altında bulunanın, bu yükümlülüğü üstlenmiş olan kişi tarafından herhangi bir yerde korumadan yoksun hale getirilmesidir. Suçun oluşumu için, failin mağduru, koruma ve gözetim yükümlülüğü üstlenebilecek durumdaki bir kişi veya kurumun kontrolüne bırakmaksızın “mağduru kendi haline terk” fiilini gerçekleştirmesi veya terk anı itibariyle bu yükümlülüklerin kim tarafından taşınacağının belirsiz olması gerekir. Terk suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Faildeki saikin önemi yoktur. Fail yaşı, hastalığı dolayısıyla kendisini idare edemeyecek durumda olan ve bu nedenle yasa, sözleşme, doğal bağlılık ilişkisi veya fiili bir nedenden dolayı koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan kişiyi terk etme bilinç ve iradesiyle hareket etmelidir. Yukarıda yapılan açıklamalar ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın da bilgisi dahilinde birlikte olduğu kadın tarafından, gayriresmî birlikteliklerinden doğan mağdurun, sanığın resmi nikahlı eşi olan …’a bırakılması biçiminde gerçekleşen olayda, suçun “kendi haline terk” unsuru gerçekleşmediği için terk suçunun oluşmayacağı, ancak sanığın, çocuk mağdura karşı bakım ve gözetim yükümlülüğünü ihlal etmesi nedeniyle eyleminin takibi şikayete bağlı olan TCK'nın 233. maddesinde düzenlenen aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçunu oluşturacağı gözetilmeden, yerinde olmayan gerekçeyle terk suçundan mahkumiyet kararı verilmesi, 3-Çocuk mağdurun aile nüfus kayıt örneğinin dosyada bulunmaması, Kanuna aykırı ve sanık …’ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, CMUK’nın 325. maddesi uyarınca kararın hakkındaki hüküm kesinleşen …’a da sirayeti hususunun Mahkemesince dikkate alınmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 24/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay 4. Ceza Dairesi kararlarında, bu suçla korunan hukuki değerin insanın yaşama ve vücut bütünlüğü hakkı ile koruma ve gözetim yükümlülüğü olan kişilerin bu görevlerini yerine getirmelerinin sağlanması ve bundan doğacak sosyal fayda düşüncesi olduğu belirtilmiştir. Suçun maddi unsurunu, yaşı veya hastalığı sebebiyle kendini idare edemeyecek ve bu nedenle koruma ve gözetim yükümlülüğü altında bulunan mağdurun kendi hâline terk edilmesi oluşturur.

Kendi haline terk sayılan durumlar ve suçun tamamlanması

Yargıtay içtihadına göre kendi haline terk; failin gözetimi altındaki kişiyle olan fiili ilişkisini geçici ya da sürekli kesmesi, mağduru egemenlik alanının dışına çıkarması ve bu bağlamda kendi haline bırakmasıdır. Koruma ve gözetim altında bulunanın, yükümlülüğü üstlenen kişi tarafından herhangi bir yerde korumadan yoksun bırakılması bu kapsamdadır. Eylem, kendi haline terk gerçekleştiği anda tamamlanır. Terk süresi uzun veya kısa olabilir; belirleyici olan, terk süresinin mağdur için tehlike yaratma hususunda yeterli olup olmadığıdır.

Failin mağduru terk etmesi aktif bir uzaklaştırmayla gerçekleşebileceği gibi, gereken gözetimi bilerek sürdürmeme biçimindeki pasif tutumla da işlenebilir. Kanunda emredilen gözetim davranışının yerine getirilmemesiyle işlenen bu fiil, gerçek ihmali suç niteliğindedir ve ancak kastla işlenebilir. Failin hangi gerekçe veya saikle hareket ettiği suçun oluşumunu etkilemez. Failin, koruma ve gözetim borcu altında bulunan çaresiz kişiyi terk ettiğinin bilincinde olması ve bu terk edişin doğuracağı tehlike neticesini bilip istemesi yeterlidir.

Koruma ve gözetim mecburiyetinin temelini Yargıtay bir yönüyle kanun ve sözleşmeye, kastı irdelediği diğer değerlendirmesinde ise mevzuat, akit, doğal yakınlık veya fiili sahiplenme hallerine dayandırmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nun 97. maddesinin birinci fıkrası yükümlülüğün kaynaklarını tek tek saymamış; fail üzerinde koruma ve gözetim görevinin bulunmasını suçun unsuru olarak belirlemekle yetinmiştir.

Yükümlülüğün kanuni ve sözleşmesel kaynakları

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/4766 esas, 2021/27502 karar sayılı ilamında, koruma görevinin mevzuattan kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenmesinde başta 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerinin dikkate alınacağını belirtmiştir. Sözleşmeye dayalı yükümlülüklerde ise taraflar arasındaki mutabakatın içeriği belirleyicidir. Bu mutabakat resmi bir şekle tabi değildir; sözlü, yazılı veya fiilen sorumluluğu gönüllü biçimde üstlenme şeklinde kurulabilir.

Hekim, hemşire, hasta bakıcı, çocuk veya bebek bakıcısı, hizmetçi, gezi rehberi ve öğretmen gibi kişiler, üstlenilen sözleşmenin içeriğine göre koruma ve gözetim yükümlüsü sayılabilir.

Terk suçunun oluşmadığı ve başka suça dönüştüğü durumlar

Fail dışında, koruma ve gözetim yükümlülüğünü üstlenebilecek durumda olan ve bu iradeyi taşıyan kişilerin inisiyatif kullanabilecekleri biçimde ve ortamda gerçekleştirilmesi hâlinde terk suçu oluşmaz. Suçun oluşumu için failin mağduru, koruma ve gözetim yükümlülüğü üstlenebilecek durumdaki bir kişi veya kurumun kontrolüne bırakmaksızın kendi hâline terk etmesi veya terk anı itibarıyla bu yükümlülüklerin kim tarafından taşınacağının belirsiz olması gerekir.

Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2019/4766 esas, 2021/27502 karar sayılı incelemesine konu olan uyuşmazlıkta; sanığın haberi dahilinde evlilik dışı birliktelikten dünyaya gelen çocuk, sanığın resmi nikahlı eşine teslim edilmiştir. Yargıtay bu teslim şeklinde çocuğun kendi kaderine terk edilmediğini, dolayısıyla terk suçunun maddi unsurunun oluşmadığını kabul etmiştir. Bu sonuca somut olayın özellikleri doğrultusunda varılmıştır.

Aynı kararda Daire, sanığın müşterek çocuğa yönelik bakım ve gözetim borcuna aykırı davranışının, takibi şikayete bağlı bulunan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 233. maddesindeki aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçunu oluşturacağını gözetmeden terk suçundan mahkumiyet kararı verilmesini yerinde görmemiştir. Yerel mahkemenin eylemi terk suçu sayarak mahkumiyet kurması bu gerekçeyle bozulmuştur.

Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2020/27941 esas, 2021/4925 karar sayılı dosyasında ise yerel mahkeme, eylemin Türk Ceza Kanunu'nun 97. maddesindeki suçu oluşturup oluşturmadığını tartışmaksızın, aile yükümlülüğünün ihlaline dayanarak şikayet yokluğu gerekçesiyle davanın düşmesine hükmetmiştir. Daire, terk suçu ihtimali araştırılmadan verilen bu düşme hükmünü hukuka aykırı bularak kararı bozmuştur.

Yardım ve bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 98. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Maddede yardım etmeme ile durumu derhal ilgili makamlara bildirmeme seçimlik olarak düzenlenmiştir.

Yardım ulaştırmama ya da yetkili organlara haber vermeme neticesinde mağdur yaşamını yitirirse ceza ağırlaşır. Türk Ceza Kanunu'nun 98. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ölümün meydana gelmesi durumunda faile bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. Kanun maddesi bu artırımlı ceza aralığını münhasıran ölüm neticesine bağlamış, yaralanma veya hastalık gibi diğer sonuçları bu fıkra kapsamına almamıştır.

Terk suçu ile yardım veya bildirim yükümlülüğünün ihlali suçu uygulama alanı bakımından ayrışır. Terk suçunda mağdur, yaşı veya hastalığı nedeniyle kendisini sevk edemeyen ve faille arasında önceden koruma-gözetim ilişkisi kurulmuş kimsedir. Yardım ve bildirim suçunda ise muhtaçlık hali yaralanma veya sair nedenlerden doğabilir ve failin mağdur üzerinde önceden doğmuş özel bir koruma borcu taşıması gerekmez. Terk suçunun temel yaptırımı üç aydan iki yıla kadar hapis iken, yardım veya bildirim görevini savsaklamanın temel karşılığı alternatifli olarak bir yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır.

Ağırlaşan neticeler ve ihmali davranışla ölüme sebebiyet verme

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 97. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, terk dolayısıyla mağdur bir hastalığa yakalanmış, yaralanmış veya ölmüşse, ceza neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hükümlerine göre belirlenir. Kanunun 23. maddesi uyarınca bir fiilin kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi hâlinde kişinin bundan sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 23Kaynağı aç
Madde 23- (1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir. İKİNCİ BÖLÜM Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler Kanunun hükmü ve amirin emri

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 83. maddesinin birinci fıkrasına göre, kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. Maddenin ikinci fıkrasında ihmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi bakımından, kişinin belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması ile önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması koşulları ayrı bentlerde yer almaktadır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 83Kaynağı aç
Madde 83- (1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir. (2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin; a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması, gerekir. (3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir. İntihara yönlendirme[34]

Yükümlülüğün ihmaliyle ölüme yol açılması halinde yargıç; ağırlaştırılmış müebbet yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla, müebbet hapis yerine onbeş yıldan yirmi yıla, diğer durumlarda ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmedebilir. Madde metni indirim uygulanmasını zorunlu kılmamış, mahkemenin cezada hiç indirim yapmamasını da hukuki seçenek olarak tanımıştır.

Kasten yaralama fiilinin ihmali hareketle işlenmesi halinde ise Türk Ceza Kanunu'nun 88. maddesi devreye girer ve verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Yasa koyucu bu maddede indirimi mahkemenin takdirine bırakmış olup, ihmali yaralama hükmünün uygulanmasında ihmali davranışla insan öldürme suçundaki eşdeğerlik kriterlerinin gözetileceğini amirdir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 88Kaynağı aç
Madde 88-(1) Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur. Taksirle yaralama

Aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlali

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 233. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kişi, şikâyet üzerine, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Aynı maddenin ikinci fıkrasında, eşinin hamile olduğunu bilen veya evli olmadığı halde sürekli birlikte yaşadığı kadının kendisinden gebe kaldığından haberdar olan kişinin, bu kadını çaresiz vaziyette terk etmesi üç aydan bir yıla kadar hapisle cezalandırılır. Üçüncü fıkrada ise velayet hakkı sonlandırılmış dahi olsa, alışkanlık derecesine varan sarhoşluk, uyuşturucu madde kullanımı ya da küçük düşürücü tavırlar yüzünden çocuklarının ahlak, emniyet veya sıhhatini ağır tehlikeye sokan anne veya baba hakkında üç aydan bir yıla kadar hapis yaptırımı yer alır. Bu iki fıkra metninde ayrıca şikayet koşuluna yer verilmemiştir.

Vasinin vesayet altındaki kişiyi koruma ve gözetim borcu

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 447. maddesi uyarınca vasi, kısıtlıyı korumak ve bütün kişisel işlerinde ona yardım etmekle yükümlüdür. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde vasi, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin hükümlere göre kısıtlıyı bir kuruma yerleştirebilir veya orada alıkoyabilir ve durumu derhal vesayet makamına bildirir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 447Kaynağı aç
Madde 447- Vasi, kısıtlıyı korumak ve bütün kişisel işlerinde ona yardım etmekle yükümlüdür. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde vasi, koruma amacıyla özgürlüğün kısıtlanmasına ilişkin hükümlere göre kısıtlıyı bir kuruma yerleştirebilir veya orada alıkoyabilir ve durumu derhal vesayet makamına bildirir. II. Temsil 1. Genel olarak

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2020/27941 esas, 2021/4925 karar sayılı ilamında, Türk Medeni Kanunu'nun 447. maddesinde vasinin kısıtlıyı korumak ve bütün kişisel işlerinde ona yardım etmekle yükümlü kılındığını, 445. maddesinde ise dikkat ve özen yükümlülüğünün düzenlendiğini belirterek vasinin kısıtlının bakımı ve korunması için asgari dikkat ve özen göstererek gerekli önlemleri alma yükümlülüğü bulunduğunu ifade etmiştir.

Menfaat çatışmasında kayyım ve zorunlu vekil görevlendirilmesi

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 426. maddesi uyarınca vesayet makamı; ergin kişinin rahatsızlık, uzakta bulunma gibi sebeplerle ivedi bir işini görememesi veya temsilci seçememesi halinde, yasal temsilci ile küçüğün veya kısıtlının yararlarının çatışması durumunda yahut yasal temsilcinin görevini ifasına mani çıktığında temsil kayyımı atar.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 426Kaynağı aç
Madde 426- Vesayet makamı, aşağıda yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer hâllerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atar: 1. Ergin bir kişi, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri bir sebeple ivedi bir işini kendisi görebilecek veya bir temsilci atayabilecek durumda değilse, 2. Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün veya kısıtlının menfaati çatışıyorsa, 3. Yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel varsa. II. Yönetim 1. Kanun gereği

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 234. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca; mağdur, onsekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malûl olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 234Kaynağı aç
Madde 234 – (1) Mağdur ile şikâyetçinin hakları şunlardır: a) Soruşturma evresinde; 1. Delillerin toplanmasını isteme, 2. Soruşturmanın gizlilik ve amacını bozmamak koşuluyla Cumhuriyet savcısından belge örneği isteme, 3. (Değişik: 24/7/2008-5793/40 md.) Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçları ile kadına karşı işlenen kasten yaralama, işkence veya eziyet suçlarında ve alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme, 4. 153 üncü maddeye uygun olmak koşuluyla vekili aracılığı ile soruşturma belgelerini ve elkonulan ve muhafazaya alınan eşyayı inceletme, 5. Cumhuriyet savcısının, kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki kararına kanunda yazılı usule göre itiraz hakkını kullanma. b) Kovuşturma evresinde; 1. Duruşmadan haberdar edilme, 2. Kamu davasına katılma, 3. Tutanak ve belgelerden örnek isteme,[81] 4. Tanıkların davetini isteme, 5. (Değişik: 24/7/2008-5793/40 md.) Vekili bulunmaması halinde, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçları ile kadına karşı işlenen kasten yaralama, işkence veya eziyet suçlarında ve alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme, 6. Davaya katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma. (2) Mağdur, onsekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malûl olur ve bir vekili de bulunmazsa, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilir. (3) Bu haklar, suçun mağdurları ile şikâyetçiye anlatılıp açıklanır ve bu husus tutanağa yazılır. (4) (Ek:17/10/2019-7188/21 md.) Soruşturma veya kovuşturma evresinde, dava nakli veya adlî tıp işlemleri nedeniyle yerleşim yeri dışında bir yere gitme zorunluluğu doğması hâlinde mağdurun yapmış olduğu konaklama, iaşe ve ulaşım giderleri, 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır. Mağdur ile şikâyetçinin davete uymamaları

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2019/4766 esas, 2021/27502 karar sayılı ilamında, küçük mağdur ile sanık anne ve baba arasında menfaat çatışması bulunduğunu tespit etmiştir. Çocuk için Türk Medeni Kanunu'nun 426. maddesi gereğince temsil kayyımı tayin ettirilmeden ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 234. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca barodan avukat sağlanmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulmasını usul ve yasaya aykırı bulmuş, dosyada mağdurun aile nüfus kayıt örneğinin bulunmamasını da bozma nedenleri arasında saymıştır.

Sık sorulan sorular

Bakıma muhtaç birini terk etmenin cezası nedir?

Yaşı veya hastalığı dolayısıyla kendisini idare edemeyen ve koruma yükümlülüğü altında bulunan bir kimseyi kendi haline terk eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası alır. Terk fiili mağdurun hastalanmasına, yaralanmasına veya ölümüne sebebiyet verirse ceza neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç esaslarına göre tayin edilir.

Yardım etmeyen veya durumu bildirmeyen kişiye ne ceza verilir?

Çaresiz durumdaki kimseye imkanları ölçüsünde yardım ulaştırmayan veya vaziyeti derhal yetkililere bildirmeyen kişiye bir yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir. Bu ihmal dolayısıyla kişinin yaşamını yitirmesi halinde verilecek hapis cezasının süresi bir yıldan üç yıla kadardır.

Aile yükümlülüklerinin ihlali suçu şikayete bağlı mıdır?

Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek olma ödevini yerine getirmemek şikayete tabidir ve fail bir yıla kadar hapisle cezalandırılır. Buna karşılık, hamile eşi ya da gebe olduğunu bildiği birlikte yaşadığı evli olmayan kadını çaresiz terk etme fiilinde veya çocukların emniyetini ağır biçimde tehlikeye atma durumunda üç aydan bir yıla kadar hapis öngörülmüş olup bu fıkralarda ayrıca şikayet şartı düzenlenmemiştir.

Çocuğun üçüncü bir kişiye bırakılması her durumda terk suçu sayılır mı?

Hayır. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, babanın bilgisi dahilinde gayriresmi birliktelikten doğan çocuğun resmi nikahlı eşe bırakıldığı olayda kendi haline terk unsurunun gerçekleşmediğine ve terk suçunun oluşmayacağına karar vermiştir.

İhmalle ölüme yol açıldığında verilecek ceza nedir?

İcrai harekete eşdeğer nitelikteki ihmal dolayısıyla ölüme sebep olan faile; ağırlaştırılmış müebbet yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla, müebbet yerine onbeş yıldan yirmi yıla, diğer durumlarda ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası tayin edilebilir. Mahkeme bu cezada indirim uygulamama yetkisine de sahiptir.

İhmal suretiyle yaralama halinde cezada indirim yapılır mı?

Evet. Kasten yaralama suçunun ihmali hareketle gerçekleştirilmesi durumunda verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün tatbikinde kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine dair yasal koşullar nazara alınır.

Mağdur çocuk için vekil görevlendirilmesi zorunlu mudur?

Evet. 5271 sayılı Kanun'un 234. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca mağdur onsekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade edemeyecek derecede malûl olur ve vekili de bulunmazsa istemi aranmaksızın vekil görevlendirilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu