Kısmi Dava Nedir? Şartları, Hükümleri ve Ek Dava Usulü

by Avukat Erdal Ersoy
Kısmi Dava Nedir? Şartları, Hükümleri ve Ek Dava Usulü

Kısmi Dava Kavramı ve Yasal Dayanağı

Kısmi dava, alacaklının aynı hukuki ilişkiden doğan ve bölünebilir nitelikteki alacağının tamamı için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, şimdilik yalnızca belirli bir kesimini mahkeme önüne taşıdığı dava türüdür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 109/1 uyarınca, talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda alacağın sadece bir kısmının dava yoluyla ileri sürülmesi mümkündür (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/1644, K. 2018/11686; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/853, K. 2020/907).

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 109Kaynağı aç
MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez. Davaların yığılması
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/1644, K. 2018/11686Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2016/1644 E.  ,  2018/11686 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki, trafik kazası nedeniyle maddi tazminat davası üzerine yapılan yargılama sonunda, kararda yazılı nedenlerle, davanın reddine ilişkin verilen hüküm, davacı vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, … 18.09.2012 tarihinde gerçekleşen terör olayı nedeniyle … plakalı otobüsün içinde şehit olduğunu, zorunlu ferdi koltuk kaza sigortası nedeniyle davalının sorumluluğu bulunduğunu, davalıya yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle 150.000,00 TL tutarında icra takibi başlattıklarını belirterek; itirazın 10.000,00 TL'lik kısım için iptali ile takibin devamını talep etmiştir. Davalı vekili, terör olaylarının poliçe teminatı dışında olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece; davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava trafik kazası nedeniyle maddi tazminat alacağı için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkindir. Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya kısmi dava denir.Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya, kısmi dava denir. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması" ya da "alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum" demesi, kural olarak yeterlidir. HMK 109. maddesinde ise, birinci fıkrasında; talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının da dava yoluyla ileri sürülebileceği; ikinci fıkrasında ise; talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı belirtilmiştir. İkinci fıkra hükmü 20.05.2015 tarihinde iptal edilmiştir. Somut olayda davacı vekili 150.000,00 TL tutarında başlatmış olduğu icra takibine yapılan itirazın şimdilik 10.000,00 TL'lik kısmının iptalini talep etmiştir. Bu durumda davacı alacağını 150.000,00 TL olarak belirlemiş ancak bunun 10.000,00 TL'lik kısmı için takibini devam ettirmek isteyerek alacağın bir kısmını davaya konu etmiş ve yukarıdaki açıklamalarda da belirtildiği şekilde kısmi dava açmıştır. Bu nedenle davacının kısmi dava açmakta hukuki menfaati bulunduğu gözetilmeden yazılı olduğu şekilde işin esasına girmeyerek davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 04/12/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1397, K. 2021/292Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1397 E.  ,  2021/292 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “maddi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İscehisar Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; mülkiyeti Maliye Hazinesine ait olan 5-6 pafta, 19132 parsel numaralı, 1.962.400m² yüzölçümlü mermer ocağı ve hâli arazi vasfındaki taşınmazın 935m²’lik alanından davalılar tarafından 2001 yılı içerisinde kaçak olarak mermer çıkarıldığını, çıkartılan mermerlere takdir edilen 22.000TL Hazine alacağının davalılardan hükmen ve müteselsilen tahsili gerektiğini, davalıların yapılan tebligatlara rağmen herhangi bir ödeme yapmadıklarını ileri sürerek 22.000TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş; 26.09.2013 tarihli duruşmada davasını 159.430,11TL olarak ıslah ettiğini bildirmiştir. Davalı Cevabı: 5.1. Davalı … cevap dilekçesi sunmamış, yargılama sırasında; dava konusu yerde 2000 yılından daha önce kendisinin ve …’ün ortağı bulunduğu Karahisar Mermer A.Ş isimli şirketin mermer çıkarmış olduğunu, bir süre sonra aynı yeri kendisinin rödavansla kiralayarak buradan mermer çıkarmaya başladığını, babası olan diğer davalı …’ün hiç mermer çıkarmadığını, kendisiyle, ortağı bulunduğu Karahisar Mermer’in de sadece kendi rödavans sahası içinden mermer çıkardıklarını, kesinlikle hazinenin arazisine müdahale etmediklerini beyan etmiştir. 5.2. Davalı … cevap dilekçesi sunmamış, duruşmadaki beyanında; davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. İscehisar Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.11.2013 tarihli ve 2006/161 E., 2013/523 K. sayılı kararı ile; davacı Hazineye ait araziden davalılar tarafından kaçak olarak çıkartılan mermer nedeniyle davacı tarafın uğramış olduğu zararın tespiti için bilirkişiden alınan 19.08.2013 tarihli rapor ile mahkemece dava konusu yerde yapılan keşif sonucunda hazırlanan bilirkişi raporlarına göre davalıların bu haksız eylemi sonucunda davacı tarafın zarara uğradığı, her ne kadar davacı tarafın uğramış olduğu zararın miktarı, dava dilekçesinde belirtilen miktarı aşmış ve davacı vekili talebini 159.430,11TL olarak ıslah etmiş ise de; dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmadığı, davanın mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) yürürlükte olduğu dönemde açıldığı, bu şekilde fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmadan açılan davalarda sonradan yapılan ıslahın ve hatta ayrı bağımsız bir davanın açılması mümkün olmadığından yok hükmünde olan ıslah beyanının nazara alınmayacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile 22.000TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. İscehisar Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15.12.2014 tarihli ve 2014/2324 E., 2014/17159 K. sayılı kararı ile; “…6100 sayılı HMK'nın 109. maddesinde talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz. Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez. 6100 sayılı HMK'nın zaman bakımından uygulanma başlığını taşıyan 448. maddesinde "Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır." denilmek suretiyle usul hükümlerinin zaman bakımından uygulanmasında derhal uygulanırlık ilkesi benimsenmiştir. Davaya konu olayda; dava, mülga 1086 sayılı HUMK döneminde açılmış olup davacı ıslahla dava konusunu artırmıştır. Islah, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnalarından olup, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işlemini tamamen veya kısmen düzeltmesi olarak tanımlanmaktadır. Islah ile taraflar dava sebebini, dava konusunu veya talep sonucunu değiştirebilirler. Usulüne uygun olarak açılmış bir davanın bulunması şartı ile davanın tamamen veya kısmen ıslahı mümkündür. Davacının ıslah dilekçesinde ileri sürdüğü istem, yeni bir dava niteliğinde olmayıp dava dilekçesindeki istek sonucunun artırılması biçimindedir. Islah, 01/10/2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176. ve devamı maddelerinde düzenleme altına alınmıştır. Anılan Kanun'un 177/1. maddesinde ıslahın, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği açıkça düzenlenmiştir. Kısmi dava açan davacı dava sırasında alacağın geri kalan kısmını talep etmek isterse, bunu ancak ıslah yoluyla yapabilir. Şu halde; belirtilen yasa hükümleri gereği davanın ıslah edilen kısmı yönünden de esastan değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken bu kısım için dava dilekçesinde fazlaya dair hakların saklı bırakılmadığı, dolayısı ile ıslah beyanının yok hükmünde olduğu gerekçesiyle red kararı verilmesi usul ve yasaya uygun olmadığından,…” gerekçesiyle karar oy çokluğuyla bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. İscehisar Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.04.2015 tarihli ve 2015/29 E., 2015/96 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde “fazlaya ilişkin haklar” saklı tutulmaksızın açılan eldeki davada, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) yürürlüğe girmesinden sonra talep sonucunun arttırılmasına yönelik ıslahın HMK’nın 109. ve 448. maddeleri gereğince mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın irdelenmesinde yarar bulunmaktadır. 13. Usul hukuku alanında geçerli temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise, bu kanun hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olduğu, daima eskisinden daha iyi ve amaca en uygun olduğu fikri ile kanun koyucunun, fertlere ait olan hakların yeni usul hükümleri ile daha önce yürürlükte olan kanundan daha iyi ve daha adil bir şekilde korunacağına ilişkin inancıdır. 14. Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında derhal uygulanırlık kuralı ile birlikte dikkate alınması gereken bir husus da, yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde, ilgili “usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığı”dır. 15. Hemen belirtilmelidir ki, dava; dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla (veya hükümle) sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasındaki her usul işlemi, ayrı ayrı ele alınıp değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. 16. Bir usul işlemi yargılama sırasında yapılmaya başlanıp tamamlandıktan sonra, yeni bir usul kuralı yürürlüğe girerse, söz konusu işlem geçerliliğini korur. Başka bir deyişle, tamamlanmış usul işlemleri, yeni yürürlüğe giren usul hükmünden (veya kanunundan) etkilenmez. Buna karşın, bir usul işlemine başlanmamış veya başlanmış olup da henüz tamamlanmamış ise, yeni usul hükmü (veya kanunu) hemen yürürlüğe gireceğinden etkilenir. Çünkü, usule ilişkin kanunlar -tersine bir kural benimsenmediği takdirde- genel olarak hemen etkili olup, uygulanırlar (Üstündağ, S.: Medeni Yargılama Hukuku, Cilt:I, İstanbul 1997, s. 73 ilâ 78). 17. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın “Zaman Bakımından Uygulanma” başlığını taşıyan 448/1. maddesi de yapılan açıklama ve ilkelere uygun olarak; “(1) Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır” hükmünü içermektedir. 18. Bu madde hükmüne göre, kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde, yeni usul hükümlerinin tamamlanmış usul işlemlerine bir etkisi olmayacak, önceki kanuna göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliğini koruyacaktır. Buna karşın, tamamlanmamış usul işlemleri yeni kanun hükümlerine göre yapılacaktır. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2015 tarihli ve 2014/11-21 E., 2015/2657 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. 19. Bilindiği üzere, davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan HUMK’nın 83 vd. maddelerinde düzenlenmiş olan ıslah; taraflardan birinin usule dair bir işlemini kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan bir yöntem olup, iddia ile savunmanın genişletilmesi yasağının da bir istisnasıdır. 20. HUMK'nın 87. maddesinin “Müddei ıslah suretiyle müddeabbihi tezyit edemez.” şeklindeki son cümlesi, Anayasa Mahkemesi'nin 04.11.2000 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 20.07.1999 tarihli ve 1/33 sayılı kararıyla iptal edilmiş, böylece davada istem sonucunun kısmî ıslah yoluyla artırılması usulen olanaklı hâle gelmiştir. 21. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonraki yasal durum itibariyle; kısmi davada fazlaya dair haklarını saklı tutmuş olan davacının, dilerse ek dava açmak yerine, saklı tuttuğu alacak bölümü için o (kısmi) dava içerisinde ıslah yoluyla talepte bulunabilmesi mümkündür. 22. Kısmi davada saklı tutulan alacak bölümü için, gerek kısmi dava karara bağlanmadan önce, gerekse daha sonra, ayrı bir dava açılması da usulen olanaklıdır. Uygulamada bu ayrı davaya ek dava denilmektedir. Kısmi davadan sonra açılan ek davada fazlaya dair hakların saklı tutulmuş olması ve davacının hukuki yararının bulunması koşullarının birlikte varlığı hâlinde birden fazla ek dava açılması da kural olarak mümkündür. 23. Bu hâliyle kısmî ıslah; ek dava yoluyla elde edilebilecek haklara, mevcut dava içerisinde, daha basit, daha az masrafla ve daha kısa süre içerisinde kavuşma olanağı tanıyan ve bu yönüyle adeta ek dava açma yoluna alternatif oluşturan bir yapıdadır. Dolayısıyla kısmi davanın davacısı, ek dava açmak veya kısmî ıslah yoluna gitmek konusunda seçimlik hakka sahiptir. 24. Kısmî  ıslah  yoluyla müddeabbihin artırılabilmesi olanağı, bir anlamda, artırıma konu kısmın ek dava yoluyla istenilmesinin alternatifi niteliğinde bulunduğundan; kısmi davadaki ıslah ile bu yola gidilmeyip ek dava açılması hâlleri, davacıya aynı hak ve olanakları tanıyan seçimlik yollar olduğundan, usul hukuku açısından sonuçlarının da aynı olması gerekir ve beklenir. 25. Bir davanın kısmi dava mı, yoksa tam dava mı olduğu, özellikle dava dilekçesinin istem sonucu bölümünde, “fazlaya dair hakların saklı tutulup tutulmadığı” ile ilgilidir. Davacı bu ya da benzeri ifadeleri kullanmışsa “kısmi dava” açtığı sonucuna varılır. Davacının bu yolda bir beyanda bulunmaksızın açtığı dava ise bir “tam dava”dır. Fazlaya dair hakların saklı tutulmaması hâlinde, geriye kalan  haktan  zımnen feragat edilmiş sayılır. 26. Islah yoluyla dava konusunun artırılması hususunda, Anayasa Mahkemesinin 20.07.1999 tarihli ve 1/33 sayılı kararından sonra ortaya çıkan durumun tartışılmasına gelince: Bilindiği gibi kısmi dava müessesinin hukuk yargılama sistemimizde kabul edilen ve özellikleri bulunan bir dava çeşidi olduğu belirgindir. Kısmi davanın kabulüne dair karar ek davada kesin delil teşkil eder. Anayasa Mahkemesi'nin anılan kararında kısmi dava ile ilgili herhangi bir açıklama yer almamaktadır. Anayasa Mahkemesi kararından sonra “fazlaya dair hakkını saklı tutmamış” yani ek dava açma olanağı bulunmayan kimseler bakımından uygulama olanağı bulunup bulunmadığı sorusuna olumlu yanıt verme olanağı bulunmamaktadır. Çünkü kısmi dava açmamış (fazlaya  dair  haklarını  saklı  tutmamış) bulunan davacı fazlaya  dair  haklarından  zımnen feragat etmiş demektir ve ıslahla bu feragat veya başka bir görüşe göre kesin hüküm sonucunu ortadan kaldırabilmek mümkün değildir. Anayasa Mahkemesi HUMK’nın 87/son cümleyi iptal ederken yerleşik kuralları yani kısmi dava,  hakların  saklı  tutulması kurallarını irdelememiş, kanun hükmünü sadece “itiraz konusu kural, davacıyı ikinci kez dava açmaya zorlaması sebebiyle hak arama özgürlüğünü sınırlandırdığı için” iptal etmiştir. HUMK’nın 87/son cümlesi iptal edilmiş olmakla, dava konusunun ıslah yoluyla artırılabilmesi ancak davacının kısmi dava açmış bulunmasına ve haklarını saklı tutmuş olmasına bağlıdır. Yeni oluşan durumda da eğer kısmi dava açılmamışsa, ıslah yolu ile dava konusunu artırabilmeye olanak yoktur (Yılmaz, E.: Islah Yoluyla Dava Konusunun Arttırılması, Anayasa Mahkemesi'nin 20.07.1999 tarihli ve 1/33 Sayılı kararının değerlendirilmesi Banka ve Ticaret Hukuk Araştırma Enstitüsü, Özel Hukuk ve Anayasa Mahkemesi Kararları Sempozyumu, 11.05.2001, s.105 vd.; YHGK'nın 08.10.2003 tarihli ve 2003/9-510-55 ve 2004/4-200-227 sayılı kararları). 27. Nitekim aynı hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.05.2018 tarihli ve 2017/1818 E., 2018/1025 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. 28. HMK’nın 109. maddesinde ise talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece talebin bir kısmının dava yoluyla ileri sürülebileceği düzenlenmiştir. Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz. Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez. Ancak, önceki dönemde saklı tutmadan dava açmanın sonucu, hakkın düşmesi olduğundan bu hak sona ermiştir. HMK’nın bu yeni düzenlemesi, geçmişe uygulanarak ek bir dava açma hakkı yoktur (Ayvaz, S. T.: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) Zaman Bakımından Uygulanması, Ankara 2013, s. 433). 29. Tüm açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili HUMK’nın yürürlükte olduğu 19.07.2006 tarihinde fazlaya dair haklarını saklı tutmadan eldeki davayı açmış, HMK’nın yürürlükte olduğu 26.09.2013 tarihli duruşmada ıslah talebinde bulunmuştur. 30. Davacı taraf davaya konu yapmadığı ve saklı tutmadığı kısımdan zımnen vazgeçmiş sayılacağından ıslah ile maddi tazminat miktarının arttırılması mümkün olmadığı gibi; dava açılması tamamlanmış bir işlem olduğundan, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmaksızın açılan eldeki davada HMK’nın 109/3. maddesinin de uygulama olanağının bulunduğundan da söz edilemez. Zira, HMK’nın 448. maddesi tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla usul hükümlerinin derhal uygulanacağından bahsetmekte olup; somut olayda tamamlanmış bir işlem bulunmaktadır. 31. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; mülga 1086 sayılı HUMK döneminde açılan davada ıslahla dava konusunun artırıldığı, ıslahın iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnalarından olduğu ve taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işlemini tamamen veya kısmen düzeltmesi olarak tanımlandığı, ıslah ile tarafların dava sebebini, dava konusunu veya talep sonucunu değiştirebileceği, usulüne uygun olarak açılmış bir davanın bulunması şartı ile davanın tamamen veya kısmen ıslahının mümkün olduğu, davacının ıslah dilekçesinde ileri sürdüğü istemin yeni bir dava niteliğinde olmayıp, dava dilekçesindeki istek sonucunun artırılması niteliğini taşıdığı, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren HMK’nın 177/1. maddesinde ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceğinin açıkça düzenlendiği, kısmi dava açan davacının dava sırasında alacağın geri kalan kısmını talep etmek isterse, bunu ancak ıslah yoluyla yapabileceği belirtilerek direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüşse de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 32. Diğer taraftan dava tarihi 19.07.2006 olduğu hâlde, gerekçeli karar başlığında 13.02.2015 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. 33. Hâl böyle olunca; HUMK’nın yürürlükte bulunduğu dönemde fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmadan açılan eldeki davada, davaya konu tazminat miktarının ıslah ile artırılmasının mümkün olmadığını kabul eden direnme kararı yerindedir. 34. Tüm bu nedenlerle yerel mahkemenin yazılı şekilde karar vermesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul ve yasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 18.03.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede, oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY 1. Yerel mahkeme ile Özel Daire arasında temel uyuşmazlık, “1086 sayılı HUMK zamanında fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmadan ve bu niteliği ile eda davası olan davada, yargılama sırasında alacağın belirlenmesi üzerine, 6100 sayılı HMK’un yürürlüğünden sonra ıslah sureti ile artırılıp artırılmayacağı” noktasında toplanmaktadır. 2. Yerel mahkemenin “söz konusu davanın açıldığı tarihin, mülga HUMK dönemine denk geldiğianlaşılmakla, bu şekilde fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmadan açılan davalarda, sonradan yapılanıslahın ve hatta ayrı bağımsız bir davanın açılması mümkün olmadığından, yok hükmünde olanıslah beyanına itibar edilemeyeceği” gerekçesi ile verdiği kararın temyizi üzerine Özel Daire tarafından; “Islah, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnalarından olup, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işlemini tamamen veyakısmen düzeltmesi olarak tanımlanmaktadır. Islah ile taraflar dava sebebini, dava konusunu veyatalep sonucunu değiştirebilirler. Usulüne uygun olarak açılmış bir davanın bulunması şartı iledavanın tamamen veya kısmen ıslahı mümkündür. Davacının ıslah dilekçesinde ileri sürdüğü istem, yeni bir dava niteliğinde olmayıp dava dilekçesindeki istek sonucunun artırılması biçimindedir. Islah, 01.10.2011 günü yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176 ve devamı maddelerinde düzenleme altına alınmıştır. Anılan Kanun'un 177/1. maddesinde ıslahın,tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği açıkça düzenlenmiştir. Kısmi dava açan davacı davasırasında alacağın geri kalan kısmını talep etmek isterse, bunu ancak ıslah yoluyla yapabilir. Şu hâlde; belirtilen yasa hükümleri gereği davanın ıslah edilen kısmı yönünden de esastandeğerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken bu kısım için dava dilekçesinde fazlaya dairhakların saklı bırakılmadığı, dolayısı ile ıslah beyanının yok hükmünde olduğu gerekçesiyle redkararı verilmesi usul ve yasaya uygun olmadığı” gerekçesi ile oy çokluğu ile bozulmasına karar verilmiştir. 3. Yerel mahkeme daha önceki gerekçelerle direnme kararı vermiş ve direnme kararının temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile direnme kararı gerekçesi benimsenerek, 1086 sayılı HUMK zamanında açılan davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmaması nedeni ile açılan davanın tam eda davası olduğu, kalan kısmından zımnen vazgeçildiği, yargılama sırasında belirlenen ve daha fazla olan miktarın ıslah ile artırılamayacağı” gerekçesi ile direnme kararı uygun bulunmuştur. 4. Çoğunluk görüşüne aşağıda açıklanan nedenler ve özellikle ıslahın niteliğine uygun düşmediği gibi ıslahın ek dava olmaması, 1086 sayılı HUMK zamanında da fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmamasının tartışmalı olması, açık feragat bulunmaması ve ıslahın yapıldığı tarihte 6100 sayılı HMK.’un yürürlükte bulunması, tamamlanmış bir usul işleminden söz edilmemesi karşısında katılınmamıştır. 5. Özel Daire bozma kararında belirtildiği gibi “Islah, iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnalarından olup, taraflardan birinin yapmış olduğu bir usul işlemini tamamen veya kısmen düzeltmesi olarak tanımlanmaktadır. Islah ile taraflar dava sebebini, dava konusunu veya talep sonucunu değiştirebilirler. Usulüne uygun olarak açılmış bir davanın bulunması şartı ile davanın tamamen veya kısmen ıslahı mümkündür. Davacının ıslah dilekçesinde ileri sürdüğü istem, yeni bir dava niteliğinde olmayıp dava dilekçesindeki istek sonucunun artırılması biçimindedir”. 6. Islah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımnî hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir; açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesigibi bir sonuç doğurmadığından, ıslahın konusu olamayacaktır. 7. 1086 sayılı HUMK döneminde, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmadan açılan dava üzerine, fazla olan kısımdan zımnen vazgeçildiği şeklinde doktrin ve uygulama var ise de feragat açık olarak yapılmalıdır. Hakkını saklı tutmayan davacının, fazla haktan zımnen vazgeçmesi doğru bir yaklaşım değildir. Oysa feragat için başlangıçta var olan bir hakkın olması gerekir. Dava açıldığında davacının var olan hakkı bilirkişi raporu sonrası ortaya çıkmaktadır. Davacının varlığını bilmediği bir haktan vazgeçmesi olanaklı değildir. Davacı zaten bilse bu hakkını sınırlamaz. 8. Belirmek gerekir ki fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmadığı için kısmi dava olarak nitelendirilmesine olanak bulunmayan, o nedenle de tam dava olarak kabulü gereken bir davadan sonra, alacağın kalan bölümü için ayrı (ek) bir dava açılması durumunda, önceki(tam) davada mahkemenin alacağın tamamı hakkında karar vermiş olması karşısında, kesin hüküm nedeniyle ek davanın reddi gerekeceği, Alman ve İsviçre Federal Mahkemesi Kararlarında ve bir kısım Alman Hukukçuları tarafından benimsendiği anlaşılmaktadır. Alman Federal Mahkemesi BGHZ 34. sh: 337 vd, BGHZ 34. sh. 367-368, İsviçre Federal Mahkemesinin SJZ 28 sh:325 (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü,6. Baskı, C:2, s. 1538 dip not 255 ve 256). Bu durumda da ilk dava kesinleşmeden, ıslah yolu ile dava konusunun arttırılması olanaklıdır. Aslında ortada tam dava olduğuna göre, dava konusunun miktarının artması nedeni ile ıslah sureti ile artırılması, kısmi ıslah olarak değil tam ıslah olarak nitelendirilmelidir. 9. Ayrıca fazla haklar saklı tutulmadan açılan bir davada davacı, davalının muvafakati ile davanın değerini artırabilir. Davacı, davalının muvafakati ile dava konusunu artırabileceğine göre zımni feragatten söz edilemez. Zira feragat edilen bir hak karşı tarafın kabulüne bağlı olmadan kesin hükmün sonuçlarını doğurur. O hâlde fazlaya dair haklar saklı tutulmadan açılan davada için ortada bir feragat olmadığına göre, davacı, davanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının istisnası olan ve davalının muvafakatini gerektirmeyen ıslah yoluna başvurabileceğini de kabul etmek gerekir. 10. Somut uyuşmazlıkta davacı hazine, davalılar aleyhine kaçak olarak mermer çıkarılması nedeni ile fazlaya ilişkin hakları saklı tutmadan komisyonca takdir edilen miktarıın tahsilini talep etmiştir. Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporu ile komisyon tarafından belirlenen miktarın çok üzerine hazinenin alacağının olduğu saptanmış ve davacı hazine ıslah ile belirlenen alacağın tamamının tahsilini talep etmiştir. 11. Yargılama sırasında, 6100 sayılı HMK yürürlüğe girmiş ve 109/son maddesinde “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâlidışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez” kuralına yer vermiştir. Görüldüğü gibi kanun koyucu açık feragat aranması gerektiğini kurala bağlamıştır. Dosyada davacı tarafından ıslah, 6100 sayılı HMK yürürlüğe girdikten sonra yapılmıştır. Islah yapıldığında, tahkikat devam etmektedir. Dolayısı ile tamamlanmış bir işlemden de söz edilemez. 11. Yukarda açıklanan nedenlerle Özel Dairenin bozma kararını isabetli bulduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki direnme kararının uygun bulması gerekçesine katılınmamıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/853, K. 2020/907Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/853 E.  ,  2020/907 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın usulden reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 26.04.2013 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin işyerinin davalı şirkete Eczane Paket Sigorta Poliçesi ile hırsızlık rizikosunu da kapsar şekilde sigortalandığını, 07.11.2012 tarihinde işyerinde hırsızlık olduğunu, bilanço hesabında yer alan stok hesabından da anlaşılacağı üzere 654.918,54TL değerinde ilaç ve 10.000,00TL değerinde demirbaş eşyanın çalındığını, müvekkilinin olayın şoku ile eczaneden çalınan ilaçların tam değerini ilk anda tespit edemediğini, bu nedenle eczaneden çalınan ilaçların değerinin yaklaşık 503.000,00TL olduğunu beyan ettiğini, tüm belgeleri sunmasına rağmen davalı sigorta şirketinin müvekkiline 44.090,00TL ödeme yaptığını, müvekkilinin vekili olan annesi …’e ödeme yaparken ibraname alındığını, müvekkilinin hemen ertesi gün noter ihtarnamesi ile bu ibranamenin geçersiz olduğunu ve karakola yaptığı bildirime göre eksik kalan 458.910,00TL’nin ödenmesi gerektiğini bildirdiğini, fakat muhatabın bu güne kadar gereğini yapmadığını, sigortanın teminat altına aldığı bedelin 610.000,00TL, müvekkilinin gerçek zararının ise ilaç ve demirbaş eşya olmak üzere toplam 664.918,54TL olduğunu, teminatı aşan kısım istenemeyeceğinden müvekkiline ödenen 44.090,00TL çıkarıldıktan sonra kalan 565.910,00TL’nin müvekkiline ödenmesi gerektiğini, genel uygulama hesap bilirkişisi tarafından hazırlanacak rapora göre alacağın saptanması olduğundan harca esas değer 10.000,00TL olmak ve bilirkişi raporunun hazırlanması ile müvekkilinin teminat kapsamında kalan gerçek zararını davalı tarafın muvafakatine ve dava dilekçesinin ıslahına ya da ek dava açmaya gerek kalmaksızın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesinde yer alan düzenleme doğrultusunda talep ve dava etmek üzere belirsiz alacak davası açtıklarını ileri sürerek müvekkilinin gerçek zararı olan 565.910,00TL’nin tahsili için HMK’nın 107. maddesi doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre yapacağı talep doğrultusunda dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 30.10.2013 havale tarihli cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde davacı tarafça harca esas değerin 10.000,00TL olduğu belirtilmesine rağmen dava dilekçesinin içeriğinde ve sonuç istem kısmında zararlarının 565.910,00TL olduğu belirtilerek bu miktarın tahsilinin talep edildiğini, bu hususun 6100 sayılı HMK’nın 109/2 maddesinde talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağının açıkça düzenlenmiş olması karşısında yerinde olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.04.2013 tarihli ve 2013/240 E., 2013/196 K. sayılı kararı ile; dava dilekçesinin görev yönünden reddi ile dosyanın görevli olan Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 7. İzmir (Kapatılan) 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.01.2014 tarihli ve 2013/271 E., 2014/7 K. sayılı kararı ile; davacı vekilince talebinin belirsiz alacak davasına yönelik olduğu iddia edilmiş ise de, davacının 03.04.2013 tarihinde keşide ettiği ihtarnameyle gerçek zararının tamamının 503.000,00TL olduğunu belirttiği, kendisine ödenen 44.090,00TL düşüldükten sonra bakiye 458.910,00TL'nin ödenmesini talep ettiği, böylece uyuşmazlık konusunun davacı tarafça açıkça belirlenmiş olması nedeniyle kısmi dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı, davacı tarafın iddia ettiği gibi HMK'nın 107. maddesindeki belirsiz alacak davasının koşulları da bulunmadığı gerekçesiyle HMK'nın 114/h maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. İzmir (Kapatılan) 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 25.10.2016 tarihli ve 2014/5539 E., 2016/9322 K. sayılı kararı ile; “…Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 107/I. maddesinde "davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir" 107/II. bendinde "karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtilmiş olduğu talebini artırabilir" 107/III. bendinde ise, "ayrıca kesin eda davasının açılabildiği hallerde tesbit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir" hükmüne yer verilmiştir. Kısmi dava ise HMK'nın 109.maddesinde düzenlenmiştir. Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 109.maddesi I. bendinde; "Talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir" 109/II .bendinde "Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz. (bu hüküm 1.4.2015 tarih 6644 sayılı Kanunun 4.maddesi ile iptal edilmiştir.) 109/III. bendinde ise, "Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkca feragat edilmiş olması hali dışında kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez" hükmünü içermektedir. Yani, talep niteliği itibariyle bölünebiliyorsa kısmi dava açılabilecek, talep konusu taraflar arasında tartışmalı olacak, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına gerek olmadan ek dava açılabilecektir. Bir kimsenin kısmi dava açıp açmadığına karar vermek için davacının talep sonucuna bakmak gerekir. Davacının davasını açıkça kısmi dava olarak nitelendirmesine gerek yoktur. Somut olayda davacı, dava dilekçesinde davalı sigorta şirketi ile işyeri (eczane paket sigortası) sigortası poliçesi düzenlediklerini, iş yerinde hırsızlık olayı olduğunu ve mallarının çalındığını, davalı şirketin zararın 44.090,00TL olduğu gerekçesiyle bu miktarı ödediğini, gerçek zararının 565.910,00 TL olduğunu, 10.000 TL harca esas değer üzerinden belirsiz alacak davası açtığını bildirerek talepte bulunmuştur. Davalı sigorta şirketi ise zararının miktarını bildirdiğini bu nedenle kısmi dava açılamayacağını savunmuştur. İleri sürülüş ve savunmaya göre dava konusu miktarın taraflar arasında tartışmalı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle talep edilen miktarın tartışmasız olduğundan söz edilemez. Belirsiz alacak davası olarak açılan davaya kısmi dava olarak devam edilmesi mümkün değil ise de somut olayda davacının kısmi dava açtığı ve dava konusu miktar taraflar arasında tartışmalı olduğundan davacının kısmi dava açmakta hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir. (…K 2.3.2016 tarih 2014/15-439 Esas, 2016/207 Karar sayılı kararı da bu yöndedir). O halde mahkemece kısmi dava açıldığı kabul edilerek işin esasına girilip toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın usulden ret edilmesi isabetli olmamıştır…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.04.2017 tarihli ve 2017/221 E., 2017/328 K. sayılı kararı ile; davacı vekili, talebinin belirsiz alacak davasına yönelik olduğunu iddia etmiş ise de, davacının 03.04.2013 tarihinde keşide ettiği ihtarnameyle gerçek zararının tamamının 503.000,00TL olduğunu belirttiği, kendisine ödenen 44.090,00TL düşüldükten sonra bakiye 458.910,00TL'nin ödenmesini talep ettiği, dava dilekçesinde de gerçek zarar olan 565.910,00TL'nin tahsili için HMK’nın 107. maddesi uyarınca dava açtıkları, dava ve karar tarihinde HMK’nın 109/2. maddesinin yürürlükte olduğu, davacı tarafın fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak 10.000,00TL'nin tahsili şeklinde bir talebinin bulunmadığı, bu haliyle davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, dolayısıyla uyuşmazlık konusunun davacı tarafça açıkça belirlenmiş olması nedeniyle kısmi dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı, davacı tarafın iddia ettiği gibi HMK'nın 107. maddesindeki belirsiz alacak davasının koşulları da bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davasını belirsiz alacak davası olarak mı yoksa kısmi dava olarak mı açtığı, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının kabulü hâlinde eldeki davayı belirsiz alacak davası olarak açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı; alacağın belirlenebilir olduğunun kabul edilmesi hâlinde belirsiz alacak davası olarak açılmış olan davaya kısmi dava olarak bakılıp bakılamayacağı noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Dava, işyeri sigorta sözleşmesine dayalı olarak açılan tazminat istemine ilişkindir. 14. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (1086 sayılı HUMK) yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle dava konusu edilen alacakların belirsiz alacak olup olmadığı hususu tartışılıp değerlendirilmiştir. 15. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesinde yer alan; "1-Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. 2-Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. 3-Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklindeki hüküm ile belirsiz alacak davası düzenlenmiştir. 16. Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır. 17. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. 18. Bu kriterler, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin; 1-Davacının kendisinden beklenememesi, 2-Bunun olanaksız olması, 3-Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir. 19. Kural olarak kişinin alacağını belirleyebilmesi için aynı zamanda belgeye bağlama yetkisinin olması veya bu konuda belge düzenlenip kendisine verilmesi gerekir. 20. Bir talep konusunun belirli olup olmadığının her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğru olacaktır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.06.2015 tarihli ve 2015/22-1156 E.-2015/1598 K., 22.06.2016 tarihli ve 2016/22-874 E.-2016/824 K., 17.01.2018 tarihli ve 2016/22-2177 E.-2018/29 K., 17.01.2018 tarihli ve 2016/22-2181 E.-2018/24 K, 07.03.2018 tarihli ve 2014/22-2350 E.-2018/439 K., 14.03.2018 tarihli ve 2015/22-186 E.-2018/479 K. ile 28.03.2018 tarihli ve 2015/22-127 E.-2018/559 K.; 16.04.2019 tarihli ve 2017/17-1099 E., 2019/460 K.,02.07.2019 tarihli ve 2016/22-1610 E., 2019/841 K.;16.05.2019 tarihli ve 2016/22-1166 E., 2019/576 K.; 19.12.2019 tarihli ve 2018/22-1122 E., 2019/1413 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler kabul edilmiştir. 21. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tutulan bilanço hesabına göre zararın belirli olduğu, davacının talebini çekilen ihtarname ile de belirli hâle getirdiği ve zararının daha fazla olduğunu ancak poliçe limiti ile sınırlı talepte bulunacağı, limit kadar zararının karşılanmasını talep eden davacı vekilinin dava dilekçesinde zarar miktarını kesin ve net bir biçimde belirttiği görülmektedir. Somut olay bakımından davacının dava açarken dava konusu alacakların miktarını belirleyebilmesi için uhdesinde gerekli veri ve bilgilerin bulunduğunu kabul etmek gerekir. Hâl böyle olunca dava konusu edilen alacakların belirsiz alacak olmadığı açıktır. 22. Bu alacakların belirsiz alacak olmadığı kabul edildikten sonra, uyuşmazlık konusu alacakların belirli olduğu hâlde belirsiz alacak davasına konu edilmesi karşısında, davacının bu şekilde dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı ve davanın kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmasının mümkün olup olmadığı hususu tartışılmıştır. Bu hususların değerlendirilmesi için kısmi dava, dava şartları, dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar, hukuki yarar, hâkimin davayı aydınlatma ödevi, hâkimin Türk hukukunu resen uygulama ödevi, usul ekonomisi ve mahkemeye erişim hakkı kavramları üzerinde kısaca durmak gerekir. 23. Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya, kısmi dava denir. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Pekcanıtez, H.: Medeni Usul Hukuku, C. II, 15. baskı, İstanbul 2017, s. 1000). 24. 1086 sayılı HMUK'da açıkça kısmi dava düzenlenmediği hâlde, söz konusu Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde de kısmi dava açılması mümkün bulunmaktaydı. Çünkü, alacak hakkının bir bölümünün dava edilip geriye kalan kısmının ikinci bir dava ile istenmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktaydı. Kısmi dava, 6100 sayılı HMK'nın 109. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının da dava yoluyla ileri sürülebileceği hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrasında ise, talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı belirtilmişti. Ancak 109. maddenin ikinci fıkrası 01.04.2015 tarihli ve 6444 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından artık talep konusunun taraflar arasında tartışmasız veya belirli olması hâlinde de kısmi dava açılması mümkün hâle gelmiştir. 25. 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değişik 6100 sayılı HMK’nın 107. ve 109. maddeleri aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Belirsiz alacak davası MADDE 107– (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. (3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.) Kısmi dava MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” 26. Dava şartları ise, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Diğer bir anlatımla, dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartlarının davanın açıldığı tarih itibariyle bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkemece mesmu (dinlenebilir) olmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerekir. 27. 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesinde; "Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükme göre, dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli), bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlardır. 28. HMK’nın 115. maddesinin ikinci fıkrasına göre ise “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder”. Bu düzenleme gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise, hâkim tarafından eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmelidir. 115. maddenin üçüncü fıkrasına göre ise, "Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez". 29. Dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar HMK'nın 119. maddesinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda maddenin birinci fıkrasının 1. bendi uyarınca dava dilekçesinde; a) Mahkemenin adı. b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri. c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası. ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri. d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri. e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri. f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği. g) Dayanılan hukuki sebepler. ğ) Açık bir şekilde talep sonucu. h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası bulunması gerekir. Bu unsurların bir kısmı dava dilekçesinde mutlaka bulunması gereken zorunlu unsurlardır. Bazıları ise dava dilekçesinde bulunması zorunlu olmayan, ihtiyari niteliktedir. Zorunlu unsurlar davanın temelini oluşturur; bunlar hukuki güvenlik ve açıklığı sağladığından kamu yararı amacı taşır. Hâkimin tarafların talebine ve uyuşmazlığın esasına uygun inceleme yaparak karar vermesini temin etmesi yanında davalının da etkili savunma yapmasına hizmet etmek sureti ile onun menfaatini korur. 30. Öte yandan 119. maddenin 2. fıkrası uyarınca " Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır". Şu hâlde mahkemenin adı, dava konusu ve değeri, vakıalar, deliller ve hukuki sebepler dışında kalan unsurlardan herhangi birinin eksik bırakılmış, yazılmamış olması durumunda, hâkim tarafından verilen bir haftalık kesin süre içerisinde eksikliğin tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir. 31. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. 6100 sayılı Kanun'un sözü edilen maddesinin gerekçesinde de "…Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir…" yönünde açıklamalar yer verilmiştir. Öte yandan bu yararın "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması da gerekir (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Ankara 2009, s.135). 32. Hukuki yarar dava şartlarından olup 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s. 19-21). Bir davada, menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Pekcanıtez, s.946-949). Nitekim aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 tarihli ve 1982/7-1874 E.-1982/914 K.; 05.06.1996 tarihli ve 1996/18-337 E.-1996/542 K.; 10.11.1999 tarihli ve 1999/1-937 E.-1999/946 K.; 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 E. 2011/352 K. ve 01.02.2012 tarihli 2011/10-642 E.-38 K. sayılı kararları ve yukarıda emsal olarak gösterilen diğer kararlarda da benimsenmiştir. 33. Uyuşmazlığın çözümü için usul ekonomisine de değinmek gerekmektedir. Usul hukuku biçimsellik (şekilcilik, formalizim) üzerine kurulmuştur ve bu nedenle “şeklî (biçimsel) hukuk” olarak adlandırılır. Davalarda biçimsellik tarafların yargılamanın sonucunu hesaplayabilmesi, yasa yolları ile bunu denetleyebilmesi, keyfilikten korunma, eşit davranılma gibi güvenceler sağlamakla birlikte; sıkı sıkıya şekle bağlılık olarak görülmemeli, maddi gerçeği bulmak ve adaletli karar vermek adına hakkaniyete uygun olarak değerlendirilmelidir. Biçimselliğin bu doğrultuda yorumlanmasında usul ekonomisi ilkesi devreye girmektedir. 6100 sayılı HMK'nın 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi, Anayasal dayanağı olan bir ilke olup 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesinin 4. bendinde davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir. 34. Türk hukuk öğretisinde dava ekonomisi olarak da anılan usul ekonomisi ilkesi, genel olarak boş yere dava açılmasını, yargılama sırasında gereksiz işlemlerin yapılmasını ve zor yöntemlerin seçilmesini önlemeye hizmet eder. Bunun yanı sıra, anılan ilke, yargılamada emekten, zamandan ve masraftan mümkün olduğu ölçüde tasarruf edilmesine yönelik bir işlevi de yerine getirir. Başka bir anlatımla, usul ekonomisi, ihlal edilen hukuk düzeninin en az giderle, en kısa sürede ve en az zorlukla gerçekleştirilmesini ve boş yere davalar açılmasının önüne geçilmesini sağlamaya yönelik bir yargılama hukuku ilkesidir (Hanağası, s. 32). Başka bir anlatımla, usul ekonomisi, yasalarda öngörülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını, yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin aşılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hâkime bir görev olarak yükler (Yılmaz, E., Usul Ekonomisi, AÜHFD, 2008, s.243). Usul ekonomisi adaletin ucuz, çabuk ve isabetli olarak sağlanmasının temel kurallarındandır (HGK'nın 10.4.1991 tarihli ve 1991/15 E.-1991/202 K. sayılı kararı). 35. 6100 sayılı HMK'nın “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre, “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.” 36. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez, H./ Atalay, O. / Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, 2011, 11. Bası, s. 248 vd). Görüldüğü üzere, hâkimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31. maddede, hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. Öte yandan HMK'nın 33. maddesi uyarınca hâkim Türk hukukunu resen uygular. Bu nedenledir ki, dava dilekçesinde davacının talebini dayandırdığı vakıalara uygun hukuki sebepleri dava dilekçesinin zorunlu unsurları arasında sayılmamıştır. Zira davacının dayandığı vakıalara uygun hukuki sebepleri hâkim kendiliğinden bulup uygulamakla yükümlüdür. 37. Yine Anayasa'nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Anayasa Mahkemesinin B. No: 2013/8896, 23/2/2016 tarihli Mohammed Aynosah,kararından, § 33). 38. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da; "Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar …konusunda karar verecek olan,…bir mahkeme tarafından davasının …görülmesini istemek hakkına sahiptir…" yönünde düzenleme bulunduğu görülmektedir. Anayasa Mahkemesinin başka bir kararında da "…Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilir (Anayasa Mahkemesinin 07.11.2013 tarihli ve 2012/791 B.N. kararı, § 52)" şeklinde tespitlere yer verilmiştir. 39. Dava çeşitleri HMK’nın 105 vd. maddelerde düzenlenmiştir. Bir davanın hangi dava çeşidini oluşturduğu davacının talep sonucunun hangi dava türü tanımına uyduğuna göre belirlenebilir. Davacı dava dilekçesinde dava türünü inşai dava olarak yazsa bile bir miktar alacağın tahsili talebinde bulunmuş ise bu eda davası olup hâkim bu kapsamda karar vermek zorundadır. Bu nedenle eda davası açılması gerekirken inşai dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilemez. Hukuki yararı belirleyen davacının gösterdiği dava türü değil, karar verilmesi istenen talep sonucudur. Nasıl ki dava dilekçesinde hiç gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olsa bile HMK’nın 33. maddesi kapsamında doğru hukuki sebebi bulmak ve uygulamak hâkimin görevi ise HMK’nın 32. maddesi çerçevesinde yargılamayı sevk ve idare ile dava türü tanımlarına ve talep sonucuna göre dava türünü doğru belirleyip buna göre yargılamayı sürdürüp davayı sonuçlandırmak da hâkimin görevidir. Bu konuda hâkim, davacının dilekçesinde yaptığı isimlendirmeyle bağlı olmaksızın açılan davanın, eda davası, tespit davası, belirsiz alacak ve tespit davası, inşai dava, kısmi dava, terditli dava, seçimlik dava ve topluluk davası çeşitlerinden hangisi olduğunu belirleyerek yargılamayı sürdürüp davayı sonuçlandıracaktır. 40. Bir davadaki talep sonucu bazı kısımları itibarıyla birden fazla dava türü tanımıyla ilgili, çakışan yani benzer unsurlar içeriyor olabilir. Bu gibi durumlarda hâkim davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacıdan açıklama isteyerek doğru dava türünü belirleyebilecektir. Tüm bu nedenlerle davacı dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olduğundan söz etmiş olsa bile belirsiz alacak davası unsurları bulunmuyorsa bu davanın açılmasında hukuki yarar olmadığından söz edilemeyecek alacağın istenmesinde hukuki yarar olduğundan mevcut unsurları itibarıyla kısmi dava açılmış olduğu kabul edilerek davacının talep sonucu hakkında karar verilebilecektir. 41. Yukarıdaki açıklamalar ışığında alacak belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davasına konu edilmesi durumunda ne yapılması gerektiği konusuna dönecek olursak; şartları bulunmamasına başka bir anlatımla talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen belirsiz alacak davası şeklinde açılan dava, hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmemelidir. Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda davalarında hukuki yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp bir mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukuki yararının bulunduğu tartışmasızdır. Başka bir anlatımla alacağın belirli veya belirsiz olması başlangıçta var olan hukuki yararı ortadan kaldırmaz. 42. Bu durumda dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek alacak tutarı konumunda olup kısmi davanın koşulları yoksa davacının tam eda davası açtığı kabul edilmelidir. Ancak dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek toplam alacak miktarı kadar değilse ve kısmî davanın koşulları da bulunmuyorsa, bu durumda mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre eksik harcı tamamlaması için davacıya HMK'nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bir haftalık kesin süre verilmeli ve verilen kesin süre içinde belirtilen eksikliğin tamamlanması hâlinde davaya tam eda davası olarak devam edilmeli, aksi durumda ise davanın usulden reddine karar verilmelidir. 43. Buna karşılık, dava dilekçesinde asgari bir tutar gösterilmiş olup bunun, alacağın belirli bir kesimi olduğu anlaşılmakla birlikte, açılan davanın belirsiz alacak davası mı; yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmuyorsa hâkim, taleple bağlı olduğu için (HMK m. 26) öncelikle, HMK'nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davacı tarafa bir haftalık kesin bir süre vermeli ve onun beyanı doğrultusunda açılmış olan davanın belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemelidir. Bu da esasen hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamındadır. Davacı verilen bir haftalık kesin süre içinde davanın belirsiz alacak davası olduğunu beyan etmiş ve belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli koşullar mevcut ise, dava belirsiz alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. Belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli şartlar bulunmakla birlikte davacı açmış olduğu davanın kısmi dava olduğunu belirtmiş ise, bu hâlde mahkeme davayı, kısmi dava olarak kabul edip yargılamayı sürdürmelidir. Üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda, mahkemece, açılmış olan dava, doğrudan bir ara kararıyla bir kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır. 44. Somut olayda davacı, dava dilekçesinde davalı sigorta şirketi ile işyeri (eczane paket sigortası) sigortası poliçesi düzenlediklerini, işyerinde hırsızlık olayı olduğunu ve bir kısım mallarının çalındığını, davalı şirketin zararın 44.090,00TL olduğu gerekçesiyle bu miktarı ödediğini, gerçek zararının 565.910,00TL olduğunu, 10.000,00TL harca esas değer üzerinden belirsiz alacak davası açtığını bildirerek talepte bulunmuş, davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiştir. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen alacakların belirli olduğu sonucuna ulaşıldığından somut olayda belirsiz alacak davasının koşulları bulunmamakta ise de, alacaklarının ödenmediğini iddia eden davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkânı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Zira davacı davalıdan olan alacağını istemektedir. 45. Alacağın tartışmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağına ilişkin HMK'nın 109. maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından, yeni düzenleme ile dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılmasında, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceğinin belirtilmiş olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, mahkemece dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. 46. Bu yöndeki kabulün Anayasa'nın 141. ve 6100 sayılı HMK'nın 30. maddelerinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören "usul ekonomisi" ilkesine de uygun olacağı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına da hizmet edeceği açıktır. 47. O hâlde direnme kararı bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 17.11.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/485, K. 2021/971Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2021/485 E.  ,  2021/971 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :… Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … 19. … Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 01.11.2005 tarihinden itibaren davalı işveren nezdinde mağaza satış elemanı olarak çalıştığını, … sözleşmesinin işveren tarafından mağazanın kapanması gerekçe gösterilerek 21.06.2012 tarihinde haksız şekilde feshedildiğini, primlerinin 12.11.2012 tarihine kadar ödendiğini ancak geçmiş yıllarda da hak kazandığı primlerin düzensiz ödendiğini, ücretinin 800TL olduğunu, ücretlerinin banka hesabına yatırıldığını, yıllık ücretli izin alacağı bulunduğunu, fazla çalışma yapıp iki haftada bir gün olmak üzere hafta tatili kullandığını, resmî bayramlarda çalışıp dini bayramlarda bir gün izin kullandığını ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, yıllık izin ve ulusal … genel tatil alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili şirkette 05.10.2005 tarihinden 12.11.2012 tarihine kadar aralıklarla çalıştığını, 12.11.2012 tarihinde istifa etmek suretiyle işten ayrıldığını, fazla çalışması bulunmadığını herhangi bir şekilde fazla çalışma yapmış ise ücretlerinin ödendiğini, her hafta izin kullandığını, ücrete ilişkin beyanının da fahiş olduğunu, asgari ücretle çalıştığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. … 19. … Mahkemesinin 30.10.2014 tarihli ve 2013/170 E., 2014/1101 K. sayılı kararı ile; dava konusu olan ihbar tazminatı, kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti alacağının belirlenebilir nitelikte olduğu, bu bağlamda davacının alacağın belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davası açmasında hukukî yararı bulunmadığı, davacının fazla çalışma yapıp, ulusal … ve genel tatil günlerinde çalıştığının ise tanık beyanları ve tüm dosya kapsamından anlaşıldığı gerekçesiyle kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin alacağına ilişkin davanın hukukî yarar yokluğu nedeniyle reddine, davacının fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla diğer talepleri yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. … 19. … Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 05.05.2016 tarihli ve 2015/7480 E., 2016/13554 K. sayılı kararı ile; davacının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, “…2- Uyuşmazlık davanın niteliği üzerinde toplanmaktadır. …Somut olayda, uyuşmazlık konusu olan kıdem ve ihbar tazminatı ile izin alacağının tahsiline ilişkin dava asgari bir miktar gösterilerek açılmıştır. Mahkemece, alacakların belirlenebilir nitelikte olduğu belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiştir. Belirsiz alacak davası istisnai bir dava türü olup, bunun dava dilekçesinde açıkça belirtilmemiş olması ve kısmi olarak açıldığının dava dilekçesinden anlaşılmış olması karşısında, davanın kısmi dava olarak açıldığının kabulü zorunludur. 6100 sayılı Kanun'un 109/1. maddesi gereğince talep konusunun niteliği itibari ile bölünebildiği durumlarda sadece bir kısmının dava yolu ile ileri sürülmesi mümkün olup işin esasına girilerek oluşacak sonuç dairesinde karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın hukuki yarar yokluğundan reddilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı : 9. … 19. … Mahkemesinin 22.09.2016 tarihli ve 2016/419 E., 2016/621 K. sayılı kararı ile; çalışma gün ve saatlerine ilişkin ücret alacağı davası ile … sözleşmesinin feshinden kaynaklanan tazminat davasının belirsiz alacak davası olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, akli melekeleri yerinde olup işlem tasarruf yetkisi olan aynı zamanda kanunu bilmekle mükellef tutulan bir işçinin, aldığı ücret tutarını, yapmış olduğu çalışma gün ve saatlerini, kullandığı izin sürelerini, akdin sona eriş sebebini bilmemesinin olanaksız olduğu, böyle olunca çalışma gün ve saatlerine ilişkin kayıtların işverence tutulmuş olmasının da sonucu değiştirmeyeceği, şahit anlatımlarına dayanılarak hesaplanacak çalışma gün ve saati karşılığı ücret alacağından yapılan indirimin ise Borçlar Kanunu’nun 50., 51. ve 56. maddeleri uyarınca yapılması gereken takdiri bir indirim olmadığı, Yargıtayın yerleşik uygulaması sonucu çalışma gün ve saatlerine ilişkin alacak tutarlarından yukarıda belirtilen nedenlerle %30 oranında indirim yapılıyor olmasının da davayı belirsiz dava hâline getirmeyeceği, işçinin, çalışmasının karşılığı ücretten daha fazla ücret alması gerektiği yönünde iddiası yok ise, ücreti bordrolara yansımamış olsa dahi açacağı tüm işçilik alacaklarına ilişkin davaların tamamının belirli dava olarak nitelendirilmesi gerektiği, belirtilen nedenlerle, öte yandan 30.10.2014 tarihli davacı vekili beyanından eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının anlaşıldığı gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 11. Hukuk Genel Kurulunun 13.02.2020 tarihli ve 2017/22-2505 E., 2020/147 K. sayılı kararı ile, “…davalı Delta Tekstil Paz. San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin ticaret sicil kayıtlarından 10.04.2013 tarihinde tescil edilerek birleşme nedeniyle sicil kaydının terkin edildiği, mahkemece Özel Daire bozma kararı ve duruşma günün tebliğinin davalı şirketin birleştiği … Grup Tekstil San. Tic. A.Ş.’nin önceki adresine çıkarıldığı ve şirketin belirtilen adresten taşındığı belirtilerek tebligatın iade olunduğu anlaşılmaktadır. 44. Şu durumda, mahkemece, bozma kararı ve bozma sonrası duruşma günü … Grup Tekstil San. Tic. A.Ş.’nin en son güncel adresine usulünce tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan duruşma açılarak, davalının yokluğunda ve onun savunma hakkını kısıtlar biçimde yargılama yapılıp direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 45. Mahkemece yapılacak …; Özel Daire bozma kararı ile duruşma gününün 7201 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak davalıya yöntemince tebliği ile taraf teşkilinin sağlanması ve ancak bu usulî eksiklik tamamlandıktan sonra bir karar vermekten ibarettir. 46. Şu hâle göre, direnme kararı sair yönler incelenmeksizin usulen bozulmalıdır…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 12. … 19. … Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli ve 2020/330 E., 2021/7 K. sayılı kararı ile; somut olayda kıdem, ihbar tazminatı ile yıllık izin ücretinin belirsiz alacak davasına konu olamayacağı yönündeki Özel Daire bozma kararına yönelik Hukuk Genel Kurulunun usul bozması öncesinde verilen gerekçelerle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceğinden hukukî yarar yokluğu nedeniyle reddine karar verilen kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti alacağına ilişkin davanın belirsiz alacak mı yahut kısmi dava olarak mı açıldığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “belirsiz alacak davası” ve “kısmi dava” ile ilgili açıklama yapılmasında yarar vardır. 16. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK)’nın 107. maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. 17. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesinde “Belirsiz alacak ve tespit davası” başlığı ile yer alan ; "1-Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. 2-Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. 3-Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir" şeklindeki hüküm ile düzenlenmiştir. 18. Daha sonra 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunu’nun (7251 sayılı Kanun) 7. maddesi ile başlığı ile ikinci ve üçüncü fıkralarında değişiklik yapılmıştır. 19. 7251 Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunu’nun 7. maddesiyle değişik HMK’nın 107. maddesi “Belirsiz alacak davası” başlığı ile ; “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. (3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.)” şeklindedir. 20. Hükümet tasarısında yer almayan belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddede, Türkiye Büyük Millet Meclisi … Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır. 21. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. 22. Madde gerekçesinde; "Bu davanın kabul edilmesinin artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olmasının da bunu gerektirdiği belirtildiği gibi, hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilecektir. Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Miktarı belirsiz alacaklarda zamanaşımının dolmasına çok kısa sürenin varolduğu hâllerde yalnızca tespit yahut kısmi eda ile birlikte tespit davasının açılabileceği genel olarak kabul edilmektedir. Alacaklı, yalnızca eda davası veya yalnızca tespit davası yahut kısmi eda ile birlikte külli tespit davası açabilme seçeneklerine sahiptir. Hak arama özgürlüğünün (Any.m.36, İHAS.m.6) özünde varolan bu seçenekler, yasa veya içtihat yoluyla yasaklanamaz. Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her eda davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle eda hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur" şeklindeki açıklamayla, alacağın belirsiz olup olmadığı ile ilgili olarak bazı kıstaslar kabul edilmiştir. 23. Bu kıstaslar, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin; i-Davacının kendisinden beklenememesi, ii-Bunun olanaksız olması, iii-Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir. 24. Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya ise kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukukî ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya kısmi dava denir. 25. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinde kısmi dava türü düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; “Kısmi dava MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez”. 26. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2003 tarihli ve 2003/4-260 E., 2003/271 K. sayılı kararı; ayrıca bkz.,.., H.: Medeni Usul Hukuku, C.II, 15. baskı, … 2017, s.1000). 27. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 16.05.2019 tarihli ve 2016/22-1166 E., 2019/576 K., sayılı kararında da benimsenmiştir. 28. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda açıkça kısmi dava düzenlenmediği hâlde, söz konusu Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde de kısmi dava açılması mümkün bulunmaktaydı. Çünkü, alacak hakkının bir bölümünün dava edilip geriye kalan kısmının ikinci bir dava ile istenmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktaydı. 29. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde “fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak üzere” şeklinde beyanda bulunarak 1.000TL ihbar tazminatı, 1.000TL kıdem tazminatı, 100TL fazla çalışma ücreti, 100TL yıllık izin ücreti ve 100TL ulusal … ve genel tatil ücreti talebinde bulunmuştur. Dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası şeklinde açıldığına dair bir beyan bulunmamaktadır. 30. Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişi bunu açıkça dilekçesinde belirtmelidir. 31. Her ne kadar 30.10.2014 tarihli duruşmada davacı vekili “davamız belirsiz alacak davasıdır” şeklinde beyanda bulunmuş ise de; davanın türünün bu şekilde değiştirilmesine imkân bulunmamaktadır. 32. Sonuç itibariyle davanın kısmi dava şeklinde açıldığı sabittir. 33. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 07.07.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

6100 sayılı Kanun'un ilk metninde yer alan ve alacak miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olması durumunda kısmi dava açılamayacağını öngören 109. maddenin ikinci fıkrası, 6644 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu yasal değişikliğin ardından, alacak belirli veya belirlenebilir nitelikte olsa dahi usul şartları ve hukuki yarar bulunması kaydıyla kısmi dava açılabilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/853, K. 2020/907; Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2019/2997, K. 2021/331).

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2019/2997, K. 2021/331Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2019/2997 E.  ,  2021/331 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi … Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davacılar vekili, davalılar Axa Sigorta A.Ş., Zurich Sigorta A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacılar vekili, davalıların zorunlu mali sorumluluk ve ihtiyari mali sorumluluk sigortacısı olduğu aracın sürücüsünün kusurlu hareketi ile gerçekleşen kazada müvekkillerinin desteğinin öldüğünü açıklayıp fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 25.09.2013 tarihli dilekçesi ile talebini davalı … AŞ yönünden ıslah yolu ile artırarak toplam 54.533,38 TL’nin tahsilini talep etmiş, 03.12.2018 tarihli dilekçe ile de her iki davalı yönünden, … için 104.122,49 TL’nin davalılardan Axa Sigorta A.Ş’den, 12.851.70 TL’nin davalı… Sigorta A.Ş.’den, … için 24.016,48 TL’nin davalılardan Axa Sigorta A.Ş.’den, 2.809,81 TL’nin davalı… Sigorta A.Ş.’den, … için 17.327,46 TL’nin davalılardan Axa Sigorta A.Ş.’den, 1.846,23 TL'nin… Sigorta A.Ş.’den tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece, bozma ilamı, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davanın kabulü ile davacı … için, 104.122,49 TL’nin davalı …Ş.'den, 12.851,70 TL’nin davalı… Sigorta A.Ş.'den; davacı … için 24.016,48 TL’nin davalı …Ş.'den, 2.809,81 TL’nin davalı… Sigorta A.Ş.'den; davacı … için 17.327,46 TL’nin davalı …Ş.'den, 1.846,23 TL’nin davalı… Sigorta A.Ş.'den tahsiline karar verilmiş, hüküm, davacılar vekili, davalı …Ş. ile davalı Zurich Sigorta A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin ve davalı… Sigorta A.Ş. vekilinin tüm, davalı …Ş. vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Davacılar vekili, meydana gelen kazada desteğin öldüğünü açıklayıp dava dilekçesi ile fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 25.09.2013 tarihli dilekçe ile, davalı …Ş. yönünden dava dilekçesindeki müddeabihi toplam 54.533,38 TL olarak artırdığını belirtmiş, bozma ilamı doğrultusunda alınan ek raporda daha fazla tazminatın belirlenmesi üzerine bu kez 03.12.2018 tarihli dilekçe ile talebini her iki davalı yönünden artırarak; … için 104.122,49 TL’nin davalılardan Axa Sigorta A.Ş’den, 12.851.70 TL’nin davalı… Sigorta A.Ş.’den, … için 24.016,48 TL’nin davalılardan Axa Sigorta A.Ş.’den, 2.809,81 TL’nin davalı… Sigorta A.Ş.’den, … için 17.327,46 TL’nin davalılardan Axa Sigorta A.Ş.’den, 1.846,23 TL'nin… Sigorta A.Ş.’den tahsilini talep etmiş, mahkemece anılan dilekçelerden biri artırım, biri ıslah dilekçesi olarak kabul edilerek 03.12.2018 tarihli dilekçedeki taleplere karar verilmiştir. Anılan karar hatalı olup bozmayı gerektirmektedir. Şöyle ki; Davacılar vekili, dava dilekçesi ile 10.000,00 TL talep etmiş, talebini 25.09.2013 tarihli ve 03.12.2018 tarihli dilekçeler ile ıslah ettiğini bildirmiş, mahkemece anılan dilekçelerden birinin talep artırım, birinin de ıslah dilekçesi olduğu kabul edilerek karar verilmiştir. Öncelikle, bu dilekçelerin birinin talep artırım, birinin de ıslah dilekçesi olarak kabul edilebilmesi için davanın belirsiz alacak davası olarak açılması gereklidir. Eldeki davanın açılış tarihi 12.01.2012 olup, davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesiyle; mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak davası kabul edilmiştir. 6100 sayılı Kanunun 107. maddesine göre, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir, ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir. 6100 sayılı Kanun ile birlikte, yukarıda belirtilen çerçevede belirsiz alacak davası açma imkanı tanınarak, belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı sınırlandırılmakla birlikte, tamamen kaldırılmamıştır. Zaman zaman, 6100 sayılı Kanun ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü, belirsiz alacak davasında zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak dava açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Oysa kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği prensibi gereği, anılan maddeyle kısmi davaya ilişkin düzenleme yapıldığı düşünülerek ve Kanundaki sınırlamalara dikkat edilerek kısmi dava açılabilecektir. Somut olayda, dava dilekçesinde, davanın açıkça, belirsiz alacak davası türünde açıldığı belirtilmediğinden eldeki davanın, belirsiz alacak davası değil kısmi dava olduğunun kabulü gerekir. Buna göre mahkemece, davanın kısmi dava türünde olduğu kabul edilerek sonuca gidilmesi gerekirken, ıslaha ilişkin sunulan 25.09.2013 tarihli ve 03.12.2018 tarihli dilekçelerinden birinin talep artırım birinin ıslah dilekçesi olarak kabulü doğru değildir. Bu nedenle 03.12.2018 tarihli ıslah dilekçesi, davalı … AŞ yönünden ikinci ıslah dilekçesi olup, usul hükümlerine göre bir davada yalnızca bir ıslah dilekçesi verilebileceğinden, 03.12.2018 tarihli ıslah dilekçesindeki miktarlar doğrultusunda davalı … AŞ’nin sorumlu tutulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte davacılar vekilinin ve davalı Zurich Sigorta A.Ş. vekilinin tüm, davalı …Ş. vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı …Ş. vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün, davalı …Ş. yararına BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 14,90 TL kalan onama harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, aşağıda dökümü yazılı 895,95 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı… Sigorta A.Ş'den alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı … Siorta A.Ş.'ye geri verilmesine 21/01/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kısmi dava açılması, talep konusu alacağın kalan bölümünden feragat edildiği sonucunu doğurmaz. HMK m. 109/3 hükmüne göre, dava açılırken talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali haricinde, kısmi dava açılması alacağın geri kalan kısmından vazgeçildiği anlamına gelmemektedir. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde de alacağın bir bölümünün dava edilip kalanının sonradan istenmesini engelleyen bir yasa hükmü bulunmadığından kısmi dava açılması mümkün kabul edilmiştir.

Kısmi Dava Açılabilmesinin Şartları ve Uygulama Alanı

Bir davanın kısmi dava olarak görülebilmesi için alacağın tamamının aynı hukuki ilişkiden doğması, talep konusunun bölünebilir nitelikte bulunması ve dava dilekçesindeki açıklamalardan şimdilik belirli bir kesimin dava edildiğinin anlaşılması gerekir. Davacının dilekçesinde açıkça kısmi dava nitelemesi yapması zorunlu olmayıp; talep sonucunda fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması ya da alacağın şimdilik belirli bir miktarının istendiğinin belirtilmesi davanın kısmi dava sayılması için yeterlidir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/1644, K. 2018/11686; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/853, K. 2020/907).

İcra takibine vaki itirazın iptali davaları da kısmi dava şeklinde açılabilir. İtiraz üzerine duran icra takibinde, alacaklının itiraza uğrayan toplam alacağın yalnızca belirli bir kesimi yönünden takibin devamını talep ederek itirazın iptali davası açmasında hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2016/1644, K. 2018/11686).

Bölünemez hakları konu edinen talepler ise kısmi davaya konu yapılamaz. Bölünemez hakların yanı sıra manevi tazminat davaları, tapu iptali davaları ve idari işlemin iptali talepleri kısmi dava biçiminde açılamayacak dava türleri arasında yer almaktadır.

Kısmi Dava ile Belirsiz Alacak Davası Arasındaki Nitelendirme ve Usul Farkları

Dava dilekçesinde alacağın belirli bir kesiminin istendiği anlaşılmakla birlikte davanın kısmi dava mı yoksa belirsiz alacak davası mı olduğu konusunda tereddüt bulunuyorsa, hâkim HMK m. 26 ve HMK m. 119/2 uyarınca davacı tarafa bir haftalık kesin süre vererek dava türünü açıklamasını ister (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/853, K. 2020/907).

Dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olduğu belirtilmiş olsa dahi, bu dava türünün kanuni koşulları bulunmuyor fakat kısmi dava açılması mümkün görünüyorsa, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmez. Mahkeme doğrudan bir ara kararıyla davayı kısmi dava olarak nitelendirmeli ve talep sonucunun esasına girerek karar vermelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/853, K. 2020/907; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/485, K. 2021/971).

Dava dilekçesinde davanın açıkça belirsiz alacak davası türünde açıldığı belirtilmemişse dava kısmi dava sayılır. Kısmi davada talep miktarını artırmak üzere yalnızca bir kez ıslah hakkı kullanılabilir; ikinci bir ıslah dilekçesi verilemez ve belirsiz alacak davasına özgü olan talep artırım dilekçesi usulü uygulanamaz (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2019/2997, K. 2021/331). Ayrıca kısmi alacak davası duruşmada sözlü beyanda bulunularak veya tamamen ıslah yoluyla belirsiz alacak davasına dönüştürülemez.

Kısmi dava açılması, zamanaşımını alacağın tamamı bakımından kesmez; zamanaşımı yalnızca ilk davaya konu edilen miktar yönünden kesilirken, dava dışı bırakılan bakiye kısım yönünden işlemeye devam eder. Faiz başlangıcı bakımından da ayrım bulunmakta olup, ilk talep edilen kısım için dava tarihinden, sonradan ıslah ile artırılan kısım için ise ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülür. 31 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren HMK m.109/4 uyarınca, kısmi davada talep aynı davada bir kez, tahkikatın sonuna kadar iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan artırılabilir. Bu yolla artırılan kısım için zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Sadece fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması aynı sonucu doğurmaz; ayrı ek dava ve ıslah yoluyla yapılan işlemler kendi koşullarıyla değerlendirilir.

7589 sayılı Kanun, Madde 20Kaynağı aç
YARGININ ETKİN VE VERİMLİ İŞLEMESİNE YÖNELİK BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN Kanun No. 7589 Kabul Tarihi: 16/7/2026 MADDE 1- 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiş ve yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlar bakımından ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi hâlinde yapılacak açık artırmalarda birinci artırma sadece malik olan mirasçılar arasında yapılır. Sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacak bu artırma usulü bir defaya mahsus olmak üzere uygulanır.” “6. Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklının, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi hâlinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık artırmalarda Hazinenin teminat göstermekten muaf olduğu.” “8. Elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde ellisi, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapıldığı durumlarda muhammen kıymetin yüzde yüzü, ikinci artırmada ise muhammen kıymetin yüzde ellisi ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği. 9. İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği; süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği; ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği; ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği.” MADDE 2- 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 55 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “ MADDE 55- Noterlik evrak ve defterleri mahkeme, sulh ceza hâkimliği ve Cumhuriyet başsavcılıklarınca veya resmî daireler tarafından yahut konusu da belirtilmek suretiyle noterlikte soruşturmaya yetkili kılınan kimselerce incelenebilir. Mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet başsavcılığı tarafından, noterlik evrakının aslının istenmesi hâlinde ilgili noter, evrakın bir örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu onaylar. Noter, onayladığı örneği aslının yerinde saklar ve evrakın aslını ilgili mercie gönderir. Mahkeme, sulh ceza hâkimliği, Cumhuriyet başsavcılığı veya soruşturmaya yetkili kılınan resmî daire tarafından noterlik evrakının onaylı bir örneğinin istendiği durumlarda, noter istenilen evrakın aslını elektronik ortamda taramak ve güvenli elektronik imzayla imzalamak suretiyle oluşturduğu onaylı örneği ilgili mercie elektronik ortamda gönderir. Elektronik ortamda gönderme imkânı bulunmayan durumlarda evrakın aslına uygunluğunu onaylayarak onaylı örneği ilgili mercie gönderir. Bu madde uyarınca yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmez. Posta masrafı ve 112 nci madde uyarınca düzenlenen tarifeyle belirlenen yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi, değerli kâğıt ücreti dâhil herhangi bir ücret alınmaz.” MADDE 3- 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun geçici 27 nci maddesinin onüçüncü fıkrasında yer alan “on yıl” ibaresi “on dört yıl” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin onyedinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir. “Bu fıkra hükümleri, 23/7/2030 tarihine kadar uygulanmaz.” MADDE 4- 6/1/1982 tarihli ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasında yer alan “yirmibeşbin” ibaresi “dört yüz seksen altı bin” şeklinde değiştirilmiştir. “1. Düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç, aşağıda sayılan davalar idare mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözümlenir: a) Konusu dört yüz seksen altı bin Türk Lirasını aşmayan; idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ve tam yargı davaları. b) İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencileri hakkında tesis edilen uzaklaştırma ve ilişik kesme sonucunu doğuranlar hariç disiplin cezası ile sınıf geçme, not tespiti, yurt, kredi ve burs işlemlerine karşı açılan davalar. c) Kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemlerine karşı açılan davalar. d) Kamu görevlilerine verilen uyarma cezasına karşı açılan davalar. e) Mesleki faaliyeti geçici veya sürekli olarak engelleyenler hariç olmak üzere, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği disiplin cezalarına karşı açılan davalar. f) 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar.” MADDE 5- 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45 inci maddesinin üçüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “3. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin yaptığı inceleme sonunda; a) Kararı hukuka uygun bulursa, b) Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa kararın gerekçesini değiştirerek, c) Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak, istinaf başvurusunun reddine karar verir.” “5. Bölge idare mahkemesi; a) İlk inceleme üzerine verilen kararlar ile usule ilişkin verilen diğer nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması, b) Davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması, c) Dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi, d) Dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, e) Talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi, f) Keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği hâlde yaptırılmadan karar verilmesi, g) Duruşma yapılması gerektiği hâlde duruşma yapılmadan karar verilmesi, hallerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verir. Ancak bölge idare mahkemesi, (f) ve (g) bentlerindeki eksikliği kendisi gidererek karar verebilir. Bu fıkrada sayılan haller dışında kararın kaldırılarak dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemez.” MADDE 6- 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının başına “1.” ibaresi eklenmiş, (c) bendi yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “2. Birinci fıkra kapsamında olmayan davalarda bölge idare mahkemesinin istinaf kanun yolu incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararlar, tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilir. Ancak, aşağıda sayılan dava ve işler bakımından kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi temyiz yoluna başvurulamaz: a) İdare ve vergi mahkemelerinde tek hâkimle görülen davalar. b) 2/7/1941 tarihli ve 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanunun uygulanmasından kaynaklanan davalar. c) 4/12/1984 tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından kaynaklanan davalar. d) 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun uygulanmasından kaynaklanan davalar. e) Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkranın (b) bendinde belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge idare mahkemesinin yeniden verdiği karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın, miktar itibarıyla 45 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen parasal sınırı geçmeyen kararlar. f) Sadece vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin verilen kararlar.” MADDE 7- 14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun mülga 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. “Atama ve görev süresi: MADDE 26- Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olmak şarttır. Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi dört yıldır. Yeni atanan veya görevlendirilenler göreve başlayıncaya kadar süresi dolanların görevi devam eder.” MADDE 8- 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 10 uncu maddesine mevcut üçüncü, ondördüncü ve onbeşinci fıkralarından sonra gelmek üzere sırasıyla aşağıdaki fıkralar eklenmiş, maddenin mevcut onikinci fıkrasında yer alan “onaltıncı” ibaresi “ondokuzuncu” şeklinde ve mevcut onsekizinci fıkrasında yer alan “sözlü sınavlara ilişkin hususlar Türkiye Adalet Akademisince çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” ibaresi “sözlü sınavlara ilişkin diğer hususlar Türkiye Adalet Akademisince çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” şeklinde değiştirilmiştir. “Adli yargı hâkim ve savcı yardımcıları ile idari yargı hâkim yardımcılarına ilgisine göre; Anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare hukuku, vergi hukuku ve usul hukuku alanları ile duruşma yönetimi, karar ve gerekçeli karar yazımı, adalet hizmetlerinin yönetimi ve denetimi, uluslararası kuruluşlar ve sözleşmeler, sık karşılaşılan davalar ve kişisel gelişim konularında eğitim verilir.” “Yazılı sınavlarda eğitim verilen konulardan soru sorulur. Sınavlar, yüz tam puan üzerinden değerlendirilir. Mazereti sebebiyle yazılı sınavlara katılamayan hâkim ve savcı yardımcıları, mazeretlerinin ortadan kalktığı günden itibaren durumlarını en geç beş iş günü içinde Türkiye Adalet Akademisine bildirir. Yazılı sınav kurulunca mazereti haklı görülenlerin yazılı sınavı, Akademi tarafından belirlenen tarihte yapılır. Yazılı sınav sonuçları, yazılı sınav kurulunca tutanağa bağlanır ve Akademiye teslim edilir.” “Sözlü sınavda hâkim ve savcı yardımcısının; a) Eğitim konularına ilişkin mevzuat, içtihat ve uygulama bilgisi, b) Mesleki yeterliliği, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yeteneği, c) Özgüveni, temsil kabiliyeti ve davranışlarının mesleğe uygunluğu, ç) Türkçeyi etkin bir şekilde kullanma becerisi ile genel kültür ve yetenek düzeyi, değerlendirilir. Sözlü sınav, bu fıkrada belirtilen hususların her biri yirmibeşer puan üzerinden değerlendirilerek yapılır. Sözlü sınav kurulunun her bir üyesi tarafından verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Sözlü sınav puanı, üyelerin yüz üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasıdır. Sözlü sınav sonuçları, sözlü sınav kurulunca tutanağa bağlanır ve Akademiye teslim edilir. Mazereti sebebiyle sözlü sınava katılamayan hâkim ve savcı yardımcıları, mazeretlerinin ortadan kalktığı günden itibaren durumlarını en geç beş iş günü içinde Türkiye Adalet Akademisine bildirir. Sözlü sınav kurulunca mazereti haklı görülenlerin sözlü sınavı, Akademi tarafından belirlenen tarihte yapılır.” MADDE 9- 2802 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin ikinci fıkrasına (e) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bent buna göre teselsül ettirilmiştir. “f) Mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmak,” MADDE 10- 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “ MADDE 1- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur.” MADDE 11- 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 440 ıncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine “talimat uyarınca,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında” ibaresi eklenmiştir. MADDE 12- 4721 sayılı Kanunun 444 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “Satış, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında açık artırmayla yapılır ve ihale vesayet makamının onamasıyla tamam olur; onamaya ilişkin kararın ihale gününden başlayarak on gün içinde verilmesi gerekir.” MADDE 13- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.” MADDE 14- 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 80 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “(2) İnceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilir ve bir örneği dosyasında delil olarak saklanmak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilir. Sisteme kaydedilen ve dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde derhâl, diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilir ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilir. Bilgisi sisteme kaydedilen kişi bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebilir.” “(3) Bu madde uyarınca sisteme kaydedilen bilgiler, yürütülmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında maddî gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabilir. Mahkeme veya hâkim kararlarına karşı itiraz yoluna; Cumhuriyet savcısının kararına karşı ise sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. (4) İnceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usuller, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.” MADDE 15- 5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin beş ila ondördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder. (6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması, b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir. (7) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez. (8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak; a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine, b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına, c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur. (9) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. (10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir. (11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir değerlendirme yapabilir. (12) 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir. (13) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir. (14) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz.” MADDE 16- 5271 sayılı Kanunun 247 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “(3) Kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir. Ancak, daha önce sorgusu yapılmamış ise, mahkûmiyet ve ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez. Güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde kaçak sanık veya müdafii, savunma hakkının kullanılmak istendiğini belirterek yargılamanın yenilenmesini talep edebilir.” MADDE 17- 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(1) Yargıtay ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere tüm kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re’sen veya istem üzerine, dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.” “(4) İstem, sanık veya sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı olanlar ile katılan, katılma isteği karara bağlanmamış ya da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar tarafından yapılır.” MADDE 18- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55 inci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir. “Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir.” MADDE 19- 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. MADDE 20- 6100 sayılı Kanunun 109 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(4) Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.” MADDE 21- 6100 sayılı Kanunun 147 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(3) Duruşmalar arasındaki süre üç aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek daha uzun bir süre belirleyebilir.” MADDE 22- 6100 sayılı Kanunun 149 uncu maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir. “(4) Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmasına karar verilenler hakkında, 154 üncü maddenin üçüncü fıkrasının (ç) bendinde belirtilen ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ile sulh olma hâlleri hariç olmak üzere, elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmaz.” MADDE 23- 6100 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “İlk davanın açıldığı mahkeme birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bununla bağlıdır.” MADDE 24- 6100 sayılı Kanunun 168 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. “ MADDE 168- (1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme kararına karşı sadece istinaf yoluna başvurulabilir. (2) İlk derece mahkemelerince verilen ayırma kararlarına karşı istinaf yoluna; bölge adliye mahkemelerinin birleştirme ve ayırma kararları hakkında ise temyiz yoluna, ancak hükümle birlikte gidilebilir. Şu kadar ki, bu husus tek başına, bölge adliye mahkemesinde hükmün kaldırılarak esastan incelenme; Yargıtayda ise bozma sebebi teşkil etmez.” MADDE 25- 6100 sayılı Kanunun 362 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “(3) Bölge adliye mahkemesinin yaptığı inceleme sonucunda istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verilen kararın kabul edilen ya da reddedilen kısmının, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen parasal sınırın üzerinde olması halinde temyiz edilebilir. Şu kadar ki; a) Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkrada belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen parasal sınırı geçmemesi halinde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. b) Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkrada belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararın, sadece yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin olması halinde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulamaz.” GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmaz. Bu açık artırmalar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur. (2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2576 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde yapılan değişiklikler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davalar bakımından uygulanır. (3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinde yapılan değişiklikler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanır. Bu tarihten önce bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında, bu Kanunla yapılan değişikliklerden önceki hükümler uygulanır. (4) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2659 sayılı Kanunun mülga 26 ncı maddesinin yeniden düzenlenmesi suretiyle görev süresi belirlenen adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarından; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla dört yıl veya daha fazla süreyle görev yapmış olanların görevleri sona erer, dört yıldan daha az süreyle görev yapmış olanlar kalan süreyi tamamlar. Bu madde kapsamında görev süresi sona erenler, yerlerine atama veya görevlendirme yapılıncaya kadar görevine devam eder. (5) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 440 ıncı ve 444 üncü maddelerinde yapılan değişiklikler, açık artırma suretiyle satışına karar verilip de bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmaz. Bu açık artırmalar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur. (6) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir. (7) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır. (8) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra teslim edilen dosyalar hakkında uygulanır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce teslim edilmiş olan dosyalar hakkında önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur. (9) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 6098 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde yapılan değişiklik, söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanır. Bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından maddenin değişiklikten önceki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (10) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 6100 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan 107 nci maddesi, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunur. MADDE 26- (1) Bu Kanunun; a) 3 üncü maddesi 23/7/2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, b) 11 inci, 12 nci ve 22 nci maddeleri yayımı tarihinden itibaren üç ay sonra, c) Diğer maddeleri yayımı tarihinde, yürürlüğe girer. MADDE 27- (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.

Resmî kaynak

Bakiye Alacağın İleri Sürülmesi: Ek Dava ve Islah Usulü

Kısmi davada fazlaya ilişkin haklarını saklı tutan davacı, saklı tuttuğu alacak bölümünü tahsil etmek için aynı dava içerisinde kısmi ıslah yoluna gidebileceği gibi dilerse ayrı bir ek dava da açabilir. Davacı bu iki yoldan birini tercih etmek hususunda seçimlik hakka sahiptir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1397, K. 2021/292).

Ek dava, kısmi dava mahkemece karara bağlanmadan önce açılabileceği gibi ilk dava karara bağlandıktan sonra da açılabilir. Davacının hukuki yararının bulunması ve önceki davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması şartıyla birden fazla ek dava açılması da olanaklıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1397, K. 2021/292).

Kısmi davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararı, saklı tutulan alacak bölümü için sonradan açılacak ek davada kesin delil teşkil eder (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1397, K. 2021/292).

Kısmi Davada Kesin Hüküm Etkisi ve Kanun Yolu Kesinlik Sınırı

Her dava kural olarak tespit ve eda olmak üzere iki kısımdan oluşur. Kısmi davada verilen ve kesinleşen hükmün tespit bölümü, saklı tutulan bakiye kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı bakımından kesin hüküm oluşturur ve bağlayıcıdır. Davalının borcu ödemeye mahkûm edilmesi veya davanın reddedilmesi ile birlikte taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı yahut yokluğu tüm borç ilişkisini kapsayacak şekilde karara bağlanmış olur (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2020/12392, K. 2021/5648).

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2020/12392, K. 2021/5648Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2020/12392 E.  ,  2021/5648 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen itirazın iptali davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; turizm işletme belgeli tesisin elektrik tüketimlerinin 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanununa aykırı olarak sanayi tarifesi yerine ticarethane tarifesinden tahakkuk ve tahsil edilmesi sebebiyle açtıkları kısmi davada 31.12.2004-16.07.2009 dönemlerinde haksız ve hukuka aykırı olarak yapılan tahakkuk ve tahsilat tutarının bilirkişilerce hesaplandığını, mahkemece talep ile bağlı kalınarak karar verildiğini, kararın 29.03.2021 tarihinde Yargıtay onamasından geçerek kesinleştiğini, kısmi davada bilirkişi raporu ile tespit edilen miktar üzerinden aleyhine başlatılan icra takibine davalı tarafça itiraz edilmesi üzerine icra takibinin durduğunu belirterek; takibe vaki itirazın iptaline ve davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir. Davalı; davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince; davanın kısmen kabulü ile davalının takip dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptaline, takibin 37.749,03 TL asıl alacak ve 46.279,55 TL işlemiş faiz üzerinden devamına, asıl alacak tutarlarına takip tarihinden itibaren avans faiz uygulanmasına, kabul edilen asıl alacak tutarı 37.749,03 TL'nin %20'si oranında hesap edilen 7.549,80 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, davacı vekilinin ıslah dilekçesi kapsamında alacak talebinin kabulüne karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı tarafça istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince; dosya kapsamı, delil durumu, ilk derece mahkemesi kararında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davalı tarafın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-)Davacı tarafından davalı aleyhine açılan kısmi istirdat davasında turizm belgeli işletmenin 31.12.2004-16.07.2009 dönemine ait elektrik faturalarının 2634 sayılı Turizm Teşvik Kanunu'na aykırı olarak sanayi tarifesi yerine ticarethane tarifesinden tahakkuk ve tahsil edilmesi sebebiyle; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 5.000 TL'den borçlu olmadıklarının tespitine, her bir faturaya ilişkin olarak ödeme tarihinden itibaren avans faizi oranında işlemiş faizi ve dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte borçludan istirdadının talep edildiği, mahkemece turizm işletme belgeli tesisi işletmekte olan davacının, itirazda bulunduğu dönemlere ait elektrik tüketim bedellerini davalının en düşük tarifeye göre tahsil etmesi gerektiğinden yüksek tarife farkından kaynaklanan 44.116,31 TL fazla tahsilat tutarını davacıya iade etmesi gerektiği ancak davacının talebiyle bağlı kalınarak davanın 5.000 TL üzerinden kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Davacı, eldeki ek davada; 14.05.2007-16.07.2009 dönemine ait kısmi davada bilirkişilerce tespit edilen miktarın tahsili talebiyle icra takibi başlatmış, icra takibine davalı tarafça itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesinin talep etmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki her dava, kural olarak iki kısımdan; tespit ve eda kısımlarından oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması halinde önceden açılan davada kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır. Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanın redle sonuçlanması halinde tüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı; kısmi dava kısmen kabul kısmen redle sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı; kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmiştir. Eş söyleyişle; kısmi dava sonunda davalının borcu ödemeye mahkum edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine karar verilmiş olması halinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya da yokluğu da tespit edilmiş olur ki, bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinin tümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.(Bkz. HGK.2007/15-126 E, 2007/210 K. 18.04.2007 tarih) Kısacası; ikinci davaya bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hale gelmiştir. Zira, kesin hüküm bulunan bir konuda, mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup, mahkemeler ve Yargıtayca res'en göz önünde tutulmalıdır. Açıklanan hususlar Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.02.1980 tarihli ve 1980/9-73 Esas, 1980/186 Karar sayılı; 02.06.1982 tarihli ve 1981/11-1130 Esas, 1982/549Karar sayılı ve 09.11.1988 tarihli ve 1988/15-5/ Esas, 1988/898 sayılı kararlarında da açıkça vurgulanmıştır. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; davacı tarafından davalı aleyhine açılmış bulunan ve yukarıda ayrıntıları ile safahatı açıklanan kısmi dava taleple bağlı kalınarak 5.000 TL üzerinden sonuçlanmış; böylece davaya dayanak alınan hukuki ilişkinin varlığı saptanarak, davalının sorumluluğu da kesinleşen bu hükümle tespit edilmiştir. Kısmi davada alınan bilirkişi raporunda alacağın miktarı 44.116,31 TL olarak tespit edilmiş mahkemece yeniden bilirkişi raporu alınmış ve alacağın miktarı 51.990,11 TL olarak belirlenmiştir. Oysa ki kesinleşen kararın tespite ilişkin bölümünün sonradan açılan itirazın iptali davası için kesin hüküm oluşturacağından kuşku bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1555 Esas sayılı dosyasında verilen hükmün kesinleştiği ve söz konusu kesinleşen hükümde alacağın miktarı 44.116,31 TL olarak bilirkişilerce tespit edildiği halde yanılgılı değerlendirme ile davacının ıslah talebi nazara alınarak davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ:Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının davalı yararına KALDIRILMASINA, aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 27/05/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Kısmi davanın bütünüyle reddedilmesi halinde tüm alacak hakkında kesin hüküm doğar; davanın kısmen kabul ve kısmen retle sonuçlanması halinde her iki bölüm yönünden kesin hüküm oluşur; kısmi davanın bütünüyle kabulü halinde ise kararın tespit bölümü ek dava için kesin hüküm teşkil eder. İkinci davaya bakan mahkeme, önceki kısmi davadaki sorumluluk tespitine ilişkin kesin hükümle bağlı olup bu olguyu yeniden inceleme konusu yapamaz. Kesin hüküm kamu düzenine ilişkin bulunduğundan mahkemelerce ve kanun yolu denetiminde kendiliğinden gözetilir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2020/12392, K. 2021/5648).

Alacağın bir kısmının dava edilmesi durumunda kanun yoluna başvuruya ilişkin kesinlik sınırı, dava konusu edilen kısmi miktara göre değil alacağın tamamına göre belirlenir (HMK m. 341/3). Dolayısıyla kısmi davada hüküm altına alınan miktar kesinlik sınırının altında kalsa dahi, alacağın tamamı esas alındığında karar kesin nitelikte sayılmaz. Mahkeme hükmünde kanun yolu ve süresinin gösterilmemesi ya da kararın kesin olduğunun hatalı biçimde belirtilmesi halinde, yargı organının yanlış yönlendirmesi nedeniyle taraf hak kaybına uğratılamaz ve kanun yoluna başvuru hakkı korunur (Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2016/1089, K. 2018/27607).

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 341Kaynağı aç
MADDE 341- (1) (Değişik:22/7/2020-7251/34 md.) İlk derece mahkemelerinin aşağıdaki kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulabilir: a) Nihai kararlar. b) İhtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi kararları, karşı tarafın yüzüne karşı verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararları, karşı tarafın yokluğunda verilen ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine verilen kararlar. (2) Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/41 md.) Ancak manevi tazminat davalarında verilen kararlara karşı, miktar veya değere bakılmaksızın istinaf yoluna başvurulabilir.[45] (3) Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda üç bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. (4) Alacağın tamamının dava edilmiş olması durumunda, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü üç bin Türk Lirasını geçmeyen taraf, istinaf yoluna başvuramaz. (5) İlk derece mahkemelerinin diğer kanunlarda temyiz edilebileceği veya haklarında Yargıtaya başvurulabileceği belirtilmiş olup da bölge adliye mahkemelerinin görev alanına giren dava ve işlere ilişkin nihai kararlarına karşı, bölge adliye mahkemelerine başvurulabilir. İstinaf dilekçesi
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2016/1089, K. 2018/27607Kaynağı aç
22. Hukuk Dairesi         2016/1089 E.  ,  2018/27607 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı vekilince istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 18/12/2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına vekili Avukat …geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, müvekkili işçinin iş sözleşmesinin işverence haksız feshedildiğini, … 2. İş Mahkemesi’nin 2009/298 esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporunda net 22.939,57 TL kıdem tazminatına hak kazanıldığının belirlendiğini, anılan kısmi davada, taleple bağlı kalınarak ve fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 1.000,00 TL kıdem tazminatının hüküm altına alındığını, bakiye kıdem tazminatı ile işlemiş faizinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibinin haksız itiraz üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve yüzde yirmi oranından az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin haklı sebeple feshedildiğini, … 2. İş Mahkemesi’nin 18/09/2014 tarihli ve 2009/298 esas, 2014/102 karar sayılı ilamının kesin nitelikte verildiğini, davacının icra takibinde haksız ve kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, davanın reddi ile davacı yan aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Mahkemece, … 2. İş Mahkemesi’nin 18/09/2014 tarihli ve 2009/298 esas, 2014/102 karar sayılı ilamında, taleple bağlı kalınarak ve fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 1.000,00 TL kıdem tazminatına hükmedildiği, söz konusu karara esas alınan bilirkişi raporunda ise 22.939,57 TL kıdem tazminatına hak kazanıldığının belirlendiği, miktar itibariyle kesin nitelikteki söz konusu karara karşı kanun yararına temyiz başvurusunun da reddedildiği, alacağın miktarının kesinleştiği gerekçesiyle davanın kabulüyle itirazın iptaline ve davalı aleyhine yüzde yirmi oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davacının daha önce, kıdem tazminatı talepli açtığı kısmi davada, … 2. İş Mahkemesi’nin 18/09/2014 tarihli ve 2009/298 esas, 2014/102 karar sayılı kararında, taleple bağlı kalınarak ve fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak, 1.000,00 TL net kıdem tazminatı hüküm altına alınmıştır. Hüküm sonucunda kararın kesin nitelikte olduğu belirtilmiş ve bu doğrultuda kesinleşme şerhi de karara işlenmiştir. Söz konusu kısmi davada, gerekçe kararın davalı vekiline 25/09/2014 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine, davalı vekili 29/09/2014 havale tarihli, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmek üzere sunduğu dilekçesiyle, kararın kesin nitelikte verildiğinden bahisle, kanun yararına temyiz talebinde bulunmuştur. Adalet Bakanlığı’nın 02/04/2015 tarihli yazısında, kanun yararına temyiz talebinde ileri sürülen hususların delillerin takdiri ve değerlendirilmesi kapsamında olduğu gerekçesiyle, kanun yararına temyiz yoluna başvurulmadığı açıklanmıştır. Alacağın bir kısmının dava edilmesi halinde, kısaca kısmi davada, kesinlik sınırı dava edilen miktara göre değil, alacağın tamamına göre belirlenir. Bu durumda, kısmi davada verilen … 2. İş Mahkemesi’nin 18/09/2014 tarihli 2009/298 esas, 2014/102 karar sayılı kararının kesin nitelikte olmadığı açıktır. Buna karşın, söz konusu hükmün sonuç kısmında, kararın kesin nitelikte olduğu belirtilmiş ve bu doğrultuda kesinleşme şerhi de karara işlenmiştir. Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinin "ç." bendi uyarınca, hükümde, kanun yolları ve süresinin gösterilmesi bir zorunluluktur. Yargı kararlarına karşı başvurulacak kanun yolu ile süresinin hükümde açıkça ve doğru olarak gösterilmemiş olması, bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasını doğrudan engelleyecek ve hak arama hürriyetinin ihlal edilmesine neden olacaktır. Her ne kadar, temyiz edilebilen ve edilemeyen kararlar ile kanun yolu ve süresi, ilgili kanun maddelerinde açıkça belirtilmiş ise de, yargı organlarının yanlış yönlendirmesi sonucunda ilgililerin hak kaybına uğramayacağının kabul edilmesi gereklidir ( Dairemizin 21/10/2014 tarihli ve 2013/17916 esas, 2014/28633 karar sayılı emsal kararı). Kısmi davada verilen … 2. İş Mahkemesi’nin 18/09/2014 tarihli ve 2009/298 esas, 2014/102 karar sayılı kararının kesin nitelikte olmamasına rağmen, kararın kesin nitelikte olduğunun belirtildiği ve kesinleşme şerhinin işlenildiği; Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası ve 6100 sayılı Kanun’un 297. maddesinin "ç." bendine aykırı olarak, kanun yolu ve süresinin hükümde gösterilmediği sabittir. Bu halde söz konusu karar kesinleşmemiş olup, Mahkemenin yanlış yönlendirmesi sonucunda ilgilinin hak kaybına uğramayacağının kabul edilmesi gereklidir. Bahsi geçen kısmi davada verilen kararın usulünce kesinleşebilmesi için, kanun yolu ve süresinin de gösterilmesi suretiyle, ilgili tarafa temyiz kanun yoluna başvuru hak ve imkanı tanınmalıdır. Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular doğrultusunda, kısmi davada verilen kararın henüz kesinleşmediğinin dikkate alınmayarak, alacak talebinin esası hakkında salt kısmi davaya dayanılması suretiyle, iddia, savunma ve deliller değerlendirilmeden, yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesi usul ve kanuna aykırıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davalı yararına takdir edilen 1.630,00 TL duruşma vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 18/12/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi
Kısmi dava açıldığında kalan alacak için zamanaşımı kesilir mi?

Hayır, kısmi davada zamanaşımı yalnızca dava konusu edilen kısım için kesilir; dava dışı bırakılan bakiye alacak bölümü bakımından zamanaşımı işlemeye devam eder. 31 Temmuz 2026’da yürürlüğe giren HMK m.109/4 uyarınca, kısmi davada talep aynı davada bir kez, tahkikatın sonuna kadar iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan artırılabilir. Bu yolla artırılan kısım için zamanaşımı dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Sadece fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması aynı sonucu doğurmaz; ayrı ek dava ve ıslah yoluyla yapılan işlemler kendi koşullarıyla değerlendirilir.

Kısmi davada faiz hangi tarihten itibaren işletilir?

Kısmi davada faiz, ilk başta dava edilen kısım yönünden dava tarihinden, sonradan ıslah yoluyla artırılan kısım yönünden ise ıslah tarihinden itibaren başlatılır.

Dava dilekçesinde kısmi dava ifadesinin açıkça yer alması zorunlu mudur?

Hayır, dilekçede açıkça kısmi dava yazılması şart olmayıp; fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması ya da alacağın şimdilik belirli bir miktarının istendiğinin belirtilmesi davanın kısmi dava sayılması için yeterlidir.

Kısmi davada talep artırımı için kaç kez ıslah yapılabilir?

HMK m.109/4 uyarınca kısmi davada talep aynı davada bir defa, tahkikat sona erinceye kadar iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan artırılabilir. Bu yol, HMK m.176 ve devamındaki ıslah kurumundan ayrıdır; ıslahın bir defa kullanılabilmesi kuralı kısmi davada yalnızca ıslahla artırım yapılabilir anlamına gelmez. Eski HMK m.107, yalnızca 31 Temmuz 2026’dan önce açılmış davalarda uygulanmaya devam eder.

Alacak miktarı açıkça belirli ise kısmi dava açılabilir mi?

Evet, HMK m. 109/2 hükmünün 6644 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılması sonucunda, alacak belirli veya belirlenebilir olsa dahi şartları ve hukuki yarar bulunması kaydıyla kısmi dava açılması mümkündür.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu