Kefalette Eşin Rızası Şartları, İstisnaları ve Hukuki Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Kefalette Eşin Rızası Şartları, İstisnaları ve Hukuki Sonuçları

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584. maddesinin birinci fıkrasına göre eşlerden biri, mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğer eşin yazılı rızasıyla kefil olabilir. Bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması kanunen şarttır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 584Kaynağı aç
MADDE 584- Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez. (Ek fıkra: 28/3/2013-6455/77 md.) Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz. C. İçeriği I. Türlerine göre 1. Adi kefalet
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2013/24500, K. 2013/34705Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2013/24500 E.  ,  2013/34705 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir 6. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 24/04/2013 NUMARASI : 2013/177-2013/274 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için  Tetkik Hakimi tarafından  düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Borçlu, alacaklı tarafından hakkında başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibinde, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal süre içerisinde icra mahkemesine başvurusunda, sair şikayet ve itirazlarının yanı sıra,  bonoda kefil olarak yer aldığını, bononun keşidecisi olan eşi M.T.'ın kefalete rızası olmadığından geçerli kefaletin bulunmadığını ileri sürerek ödeme emrinin ve takibin iptalini talep etmiş, Mahkemece; BK 584 maddesine göre eşlerden birinin  bir borca kefalet vermesinin diğer eşin yazılı rızasına bağlı olduğu gerekçeleri ile itiraz eden borçlu yönünden takibin durdurulmasına karar verilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu' nun 584/1. maddesine göre; “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir, bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.” Somut olayda itiraz eden borçlu N.T.takip dayanağı bonoları kefil olarak imzalamıştır. 6762 sayılı TTK' nun 614/1. maddesine göre; “ Aval veren kimse, kimin için taahhüt altına girmişse tıpkı onun gibi mesul olur.” Aval ile kefaleti birbirinden ayırmak gereklidir. Kefalet, fer'i nitelikte olmasına karşın, aval bağımsız ve aslî bir nitelik taşır. Aval veren, lehine aval verilenin ileri sürebileceği ve senedin şekline ilişkin olanlardan başka geçersizlik sebeplerini defi veya itiraz olarak alacaklıya karşı ileri süremez. Oysa kefil, asıl borçluya ait kişisel defilerden yararlanabilir. Kefaletin, mutlaka asıl borç senedi üzerinde gösterilmesine lüzum olmadığı halde, aval şerhinin mutlaka poliçe, bono veya alonj üzerine yazılması gerekir. Bono üzerine "kefil" ibaresi konsa dahi bu, aval olarak nitelendirilir ve aval veren, bononun diğer borçlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu olur (TTK.614). TTK.nun 636. maddesi hükmü gereğince kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esası olduğundan, bu tür senetlerde imzası olan herkes, hamile karşı müteselsilen sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda Türk Ticaret kanununda özel hükümler olması nedeniyle kambiyo senetlerinde BK' nun 584. ve 603. maddeleri uygulanamaz.  O halde mahkemece borçlunun sair şikayet ve itirazları incelenerek oluşacak  sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir. SONUÇ  : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366 ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.11.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2015/25240, K. 2016/2668Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2015/25240 E.  ,  2016/2668 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu ve 3. kişi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Alacaklının bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile borçlu … hakkında başlattığı takipte, adı geçen borçlu ve takibe taraf olmayan eşi …'in, icra mahkemesine yaptıkları başvurularında; Türk Borçlar Kanunu'nun 584. maddesi uyarınca eşin rızası alınmadan verilen kefaletin geçersiz olduğunu ileri sürerek takibin iptaline ve hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini istedikleri, mahkemece, TBK'nun 584/2. maddesi gereğince, kamu bankalarının, eşin, kefalete rızasından muaf tutuldukları gerekçesi ile istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 1-3. kişi …'in temyiz itirazlarının incelenmesinde; İİK'nun 170/a maddesi uyarınca borçlu, alacaklının takip hakkı olmadığını ve senedin kambiyo senedi niteliğini haiz olmadığını, aynı Kanunun 168/3. maddesine göre, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 5 günlük sürede şikayet yolu ile ileri sürebilir. Sözkonusu yasal düzenlemeye göre, bu husustaki şikayet hakkı takip borçlusuna ait olup, şikayetçi 3. kişi ….'nin şikayetinin, aktif husumet ehliyeti bulunmadığından reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenerek ret kararı verilmesi doğru değil ise de, sonuçta istem reddedildiğinden mahkeme kararı sonucu itibariyle doğrudur. 2-Borçlu …'in temyiz itirazlarının incelenmesinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584/1. maddesine göre; “Eşlerden biri, mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.” 6102 Sayılı TTK'nun 778/3. maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanan aynı Kanunun 702/1. maddesine göre; “Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur.” Aval ile kefaleti birbirinden ayırmak gereklidir. Kefalet, fer'i nitelikte olmasına karşın, aval, bağımsız ve aslî bir nitelik taşır. Aval veren, lehine aval verilenin ileri sürebileceği ve senedin şekline ilişkin olanlardan başka geçersizlik sebeplerini, def'i veya itiraz olarak alacaklıya karşı ileri süremez. Oysa kefil, asıl borçluya ait kişisel def'ilerden yararlanabilir. Kefaletin, mutlaka asıl borç senedi üzerinde gösterilmesine lüzum olmadığı halde, aval şerhinin, mutlaka poliçe, bono, çek veya alonj üzerine yazılması gerekir. Bono üzerine "kefil" ibaresi konsa dahi bu, aval olarak nitelendirilir ve aval veren, çekin diğer borçlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu olur (TTK.702. maddesi). TTK.nun 778/1-d. maddesi göndermesi ile çekler hakkında da uygulanan aynı Kanunun 724. maddesi hükmü gereğince, kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esası olduğundan, bu tür senetlerde imzası olan herkes, hamile karşı müteselsilen sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel hükümler olması nedeniyle, kambiyo senetlerinde TBK'nun 584. ve 603. maddeleri uygulanamaz. Diğer taraftan, şikayet nedeni yapılmayan hususlara dayalı olarak temyiz isteminde bulunulamayacağı gibi, ödeme emrini 05.11.2014 tarihinde bizzat tebliğ alan borçlu Sinan'ın takibin iptali istemi ile icra mahkemesine 03.06.2015 tarihinde yaptığı başvuru, İİK'nun 168/3. maddesinde öngörülen yasal 5 günlük şikayet süresinin geçmesinden sonra olup, borçlunun isteminin süre aşımı nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasının incelenerek yazılı şekilde istemin reddine karar verilmesi doğru değil ise de, borçlunun şikayetinin sonuçta mahkemece reddine karar verildiği anlaşılmakla, sonucu itibarı ile doğru olan mahkeme kararının onanması gerekmiştir. SONUÇ: Borçlu ve 3. kişinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.'nun 366. ve HUMK.nun 438. maddeleri uyarınca (ONANMASINA), alınması gereken 29,20 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.01.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kişisel Güvenceler Kapsamında Eş Rızasının Uygulama Alanı

Eşin rızasına ilişkin kanuni sınırlama yalnızca adı açıkça kefalet olarak kararlaştırılan sözleşmelerle sınırlı tutulmamıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 603. maddesi gereğince, kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin kanun hükümleri, gerçek kişiler tarafından kişisel güvence verilmesine yönelik olarak başka bir ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır. Bu doğrultuda gerçek kişilerin farklı isimler altında üstlendikleri kişisel teminatlarda da eşin yazılı rızası aranır.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 603Kaynağı aç
MADDE 603- Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır. ONALTINCI BÖLÜM Kumar ve Bahis A. Alacağın dava ve takip edilememesi

Kefalet Sözleşmesinde Yapılan Değişikliklerde Eş Onayı

Kefalet ilişkisi kurulduktan sonra metinde yapılacak her değişiklik için yeniden eş rızası aranmaz. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına, adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine veya kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına yol açmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez. Kefilin sorumluluğunu ağırlaştırmayan sözleşme uyarlamalarında eşin yeniden rıza vermesi zorunlu değildir.

Eş Rızasının Aranmadığı Kanuni İstisnalar

Ticari ve mesleki hayatın olağan işleyişini aksatmamak amacıyla kanun koyucu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584. maddesinin üçüncü fıkrasında eş onayının aranmayacağı halleri açıkça sıralamıştır. Buna göre, ticaret siciline kayıtlı bir ticari işletmenin sahibi ya da bir ticaret şirketinin ortağı veya yöneticisi tarafından işletme yahut şirketle ilişkili olarak verilecek kefaletlerde eş rızası aranmaz. Aynı şekilde, esnaf ve sanatkârlar siciline tescilli esnaf veya sanatkârların bizzat mesleki faaliyetleriyle ilgili üstlenecekleri kefaletlerde de diğer eşin rızası zorunlu tutulmamıştır.

Ayrıca 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun çerçevesinde kullandırılacak kredilerdeki kefalet işlemleri de kanun gereği eş rızasından muaftır. Bunun yanında kamu kurum ve kuruluşları ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatiflerinin kendi ortaklarına kullandıracağı kredilere ilişkin verilen kefaletlerde eş rızası şartı aranmamaktadır.

Kambiyo Senetlerinde Aval ve Eş Rızası Ayrımı

Kambiyo senetlerine konulan kefalet ibarelerinin niteliği ve eş rızası şartı özel kurallara bağlıdır. Kefalet fer'i nitelikte bir güvence sağlarken, kambiyo senetlerine özgü aval bağımsız ve asli nitelikte bir taahhüttür. Bono veya çek üzerine kefil kaydı düşülse dahi bu işlem Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca aval olarak kabul edilir ve aval veren kimse senetteki diğer borçlularla birlikte hamile karşı müteselsilen sorumlu olur. Kefaletin asıl borç ilişkisini gösteren belgede yer alması şart değilken, aval şerhinin mutlaka poliçe, bono, çek veya alonj üzerine yazılması zorunludur. Aval veren kişi, senedin şekline ait noksanlar dışındaki geçersizlik sebeplerini defi veya itiraz olarak ileri süremezken, kefil asıl borçluya ait kişisel defilerden yararlanma hakkına sahiptir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1135, K. 2017/1012Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1135 E.  ,  2017/1012 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki "takibin ve ödeme emrinin iptali" istemli şikayetten dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 6. İcra Hukuk Mahkemesince istemin kabulüne dair verilen 24.04.2013 gün ve 2013/177 E., 2013/274 K. sayılı kararın şikayet olunan-alacaklı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 04.11.2013 gün ve 2013/24500 E., 2013/34705 K. sayılı kararı ile; (…Borçlu, alacaklı tarafından hakkında başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibinde, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal süre içerisinde icra mahkemesine başvurusunda, sair şikayet ve itirazlarının yanı sıra, bonoda kefil olarak yer aldığını, bononun keşidecisi olan eşi Mesut Turan'ın kefalete rızası olmadığından geçerli kefaletin bulunmadığını ileri sürerek ödeme emrinin ve takibin iptalini talep etmiş, Mahkemece; BK 584 maddesine göre eşlerden birinin bir borca kefalet vermesinin diğer eşin yazılı rızasına bağlı olduğu gerekçeleri ile itiraz eden borçlu yönünden takibin durdurulmasına karar verilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584/1. maddesine göre; “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir, bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.” Somut olayda itiraz eden borçlu … takip dayanağı bonoları kefil olarak imzalamıştır. 6762 sayılı TTK'nun 614/1. maddesine göre; “Aval veren kimse, kimin için taahhüt altına girmişse tıpkı onun gibi mesul olur.” Aval ile kefaleti birbirinden ayırmak gereklidir. Kefalet, fer'i nitelikte olmasına karşın, aval bağımsız ve aslî bir nitelik taşır. Aval veren, lehine aval verilenin ileri sürebileceği ve senedin şekline ilişkin olanlardan başka geçersizlik sebeplerini defi veya itiraz olarak alacaklıya karşı ileri süremez. Oysa kefil, asıl borçluya ait kişisel defilerden yararlanabilir. Kefaletin, mutlaka asıl borç senedi üzerinde gösterilmesine lüzum olmadığı halde, aval şerhinin mutlaka poliçe, bono veya alonj üzerine yazılması gerekir. Bono üzerine "kefil" ibaresi konsa dahi bu, aval olarak nitelendirilir ve aval veren, bononun diğer borçlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu olur (TTK.614). TTK.nun 636. maddesi hükmü gereğince kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esası olduğundan, bu tür senetlerde imzası olan herkes, hamile karşı müteselsilen sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda Türk Ticaret kanununda özel hükümler olması nedeniyle kambiyo senetlerinde BK'nun 584. ve 603. maddeleri uygulanamaz. O halde mahkemece borçlunun sair şikayet ve itirazları incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Şikayet icra takibinin ve ödeme emrinin iptali istemlerine ilişkindir. Takip konusu edilen her üç bono 19.09.2012 günü keşide edilmiş olup, vade tarihleri 15.11.2012, 30.11.2012 ve 12.12.2012'dir. Bonolar sırasıyla 6.000,-TL, 6.000,-TL ve 10.000,-TL üzerinden "malen" kaydıyla düzenlenmiştir. Keşidecisi Mesut Turan, lehdarı ise ….'dir. Matbu biçimde temin edilmiş bonoların keşideciye ayrılan ad, adres ve kimlik numarası kısmının altında "kefil" sözcüğü yer almaktadır. "Kefil" kısmı şikayetçi …'ın adını, adresini ve kimlik numarasını içermektedir. Hem keşideci ve hem de …, adlarının karşısını imzalamıştır. Şikayet eden vekili yukarıda sözü edilen üç adet bonoya dayanılarak müvekkili … hakkında takip yapıldığını; keşideci Mesut ile şikayet eden müvekkilinin karı koca olduklarını, bonoda "kefil" olarak gösterilen müvekkilince verilen kefaletin geçerli olabilmesi için eşin rızasının bulunması gerektiğini, bu nedenle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584/1 inci maddesine uygun olmayan kefaletin geçerli olmadığını, dolayısıyla şikayetçinin alacaklıya borcunun bulunmadığını, işlemiş faizin denetlenilebilir bir şekilde açıklanmadığını, bono suretlerinin icra dosyasına konulmayıp, davacıya da tebliğ edilmediğini ileri sürerek takibin ve ödeme emrinin iptaline, yüzde 40 kötü niyet tazminatının alacaklıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Şikayet olunan-alacaklı vekili 19.09.2012 tarihli sözleşmede …'ın eşi Mesut Turan'ın borcunu kayıtsız, şartsız, gayrikabili rücu olarak müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla kabul ettiğini, şikayetçinin eşinin borcunun yeni bir ödeme planına bağlandığını, …'ın eşine kefil olduğunu, aynı anda anılan sözleşmeyi imzalayan tarafların karşılıklı rızalarının bulunduğunu; 01.10.2012 tarihli 6.000,-TL bedelli bononun 03.10.2012 tarihinde … tarafından ödendiğini, şikayetin borçtan kurtulmak amacıyla kötüniyetle yapıldığını belirterek şikayetin reddine karar verilmesini savunmuştur. Yerel Mahkemece …'ın takibin dayanağı olan bonolara kefil sıfatıyla imza koyduğu, bu yapılırken eşi olan diğer borçlu Mesut Turan'ın yazılı rızasını alınmadığı; yasanın öngördüğü şartın yokluğu nedeniyle şikayetçi-borçlu …’ın geçerli bir kefaleti bulunmadığı ve borçtan da sorumlu olmadığı gerekçesiyle şikayetin kabulü ile şikayet eden-borçlu hakkındaki takibin İcra ve İflas Kanunu'nun 169/a maddesi gereğince durdurulmasına karar verilmiştir. Hüküm şikâyet olunan-alacaklı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık kısmında belirtilen yazılı gerekçelerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece Türk Borçlar Kanunu'nun 603 üncü maddesinde kefaletin şekline ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümlerin gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanacağını, somut olayda da aval verenin gerçek bir kişi olduğunu ve sözleşme niteliğine haiz olan avalin aynı zamanda teminat amaçlı bir kambiyo taahhüdü teşkil ettiğini bu nedenle eşin rızasına ilişkin kefalet sözleşmesi hükümlerinin aval veren hakkında da uygulanmasının gerektiği belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme hükmünü şikayet olunan-alacaklı vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık kefalet sözleşmesinin geçerliği bakımından eşin rızasının aranması yönündeki düzenlemenin aval veren hakkında da uygulanıp uygulanmayacağı noktasında toplanmaktadır. Bu noktada kefalet ve aval konusunda açıklamalar yapılmasında ve bunlar arasındaki farklara değinilmesinde yarar vardır. Kefalet sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 581 ila 603 üncü maddeleri arasında düzenlenmiştir. Kefalet sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu'nun 581 inci maddesinde “kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşme” şeklinde tanımlanmıştır. Kanunda yer alan bu tanıma göre kefalet sözleşmesi, alacaklı ile kefil arasında kurulan ve alacaklıya kişisel güvence sağlayan bağımsız nitelikte bir borç ilişkisidir. Kefalet sözleşmesi kişisel bir teminat sözleşmesidir. Diğer sözleşmeler gibi kefil ile alacaklının karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile meydana gelir. Bu sözleş­me ile kefil, asıl borçlunun borcunu alacaklıya karşı ifa edememesi tehlikesini kişisel olarak üstlenmektedir. Türk Borçlar Kanunu'nda kefalet sözleşmesinin geçerliliği 818 sayılı Borçlar Kanunu'ndan daha ağır şartlara bağlamıştır. Kefalet sözleşmesinin geçerli olması, genel hükümlerin yanında, Türk Borçlar Kanunu'nun 583 ve 584 üncü maddelerde kefalet sözleşmesi için öngörülen koşulların varlığına bağlıdır. Bu koşullar mevcut ve geçerli borcun bulunması, kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve kefil evli ise eşin rızasının alınmasıdır. 818 sayılı Borçlar Kanununda yer almayan eşin rızasına ilişkin düzenleme, Türk Medeni Kanunun 193 üncü maddesinde öngörülen, eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle her türlü hukuki işlemi serbestçe yapabileceklerine ilişkin kurala Türk Borçlar Kanununun getirdiği bir istisna niteliğindedir. Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinde "eşin rızası" başlıklı 584 üncü maddesi: “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yasama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez” şeklinde idi. Düzenlemenin ticaret hayatındaki sürat, güvenlik ve pratiklik ihtiyacına uygun olmadığı yönündeki yoğun yakınmalar üzerine 28.03.2013 tarihinde 6455 sayılı Kanunun 77 nci maddesi ile 584 üncü maddeye üçüncü fıkra olarak: “Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz” hükmü eklenmiştir. Kanun metninden de görüldüğü üzere düzenlemede kefalet sözleşmesinin geçerli olarak kurulması için hangi hallerde eşin rızasının gerektiği ayrıntılı bir şekilde hükme bağlanmıştır. Emredici olan bu düzenlemeden, eşlerin feragat etmesi mümkün değildir. Eşin yazılı rızasının verilmesi adi yazılı şekle tâbidir. Yani rıza beyanının eş tarafından imzalanması gerekli ve yeterlidir. Ancak rıza somut ve belirli bir kefalet sözleşmesinin kurulmasından önce veya en geç sözleşmenin kurulması anında verilmelidir (TBK m.584). Dolayısıyla gelecekte yapılacak kefalet sözleşmelerini de kapsayacak şekilde genel bir rıza verilemeyeceği gibi sözleşmenin yapılmasından sonra (geçersiz sözleşmeye geçerlik kazandırmak için de) rıza verilemez. Türk Borçlar Kanunu'nun 584/1 inci maddesine göre rıza sonradan verilecek icazet ile tamamlanmadığından, eşin izni tamamlayıcı unsur değil geçerlilik unsurudur. Yani kefalet sözleşmesinin geçerli olarak kurulabilmesi için eşin rızası mutlaka gereklidir. Aksi halde kefalet sözleşmesi geçersiz olacaktır. Zira rıza, eşin kefil olma ehliyetini sınırlar ve rızanın yokluğunun yaptırımı kesin hükümsüzlüktür. Bu geçersizlik hakim tarafından resen dikkate alınır (Gümüş, M.A.: Borçlar Hukuku, Özel Hükümler, İstanbul 2014, s.348). 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun “uygulama alanı” kenar başlıklı 603 üncü maddesinde “Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır” düzenlemesine yer verilmiştir. Mehaz İsviçre Borçlar Kanunu ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda karşılığı olmayan bu madde ile kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümlerin kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanması öngörülmüştür. Böylece kanunkoyucu kefalet sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulama alanını genişletmiştir. Aval ise poliçe, çek ve bonoya özgü bir tür kambiyo taahhüdüdür (Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara 2012, s.168; Pulaşlı, H.: Kıymetli Evrak Hukukunun Esasları, Ankara 2015, s. 175). Hemen belirtilmelidir ki, kambiyo senetleri bakımından kendine özgü bir teminat türü olarak aval müessesesi kabul edildiğinden, bono üzerinde "kefil" yazıyor olması, bu taahhüdü kefalet haline dönüştürmez. Aval 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (TTK) 700 ila 702 nci maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunda avalin tanımı yapılmamış; sadece aval ile poliçedeki bedelin ödenmesinin teminat altına alındığı belirtilmiştir (TTK.m.700). Aval senedin ödeneceğine dair güvence verilmek sureti ile kambiyo senetlerine tedavül kolaylığı sağlamaktır. Bu noktada hemen belirtmek gerekir ki aval -bir geçerlik şartı olarak- senet (veya alonj) üzerinde bulunmalıdır. Zira yukarıda da vurgulandığı gibi kambiyo senedinden doğan sorumluluğun temini gayesi, doğal olarak bu teminatın esas alacakla birlikte devredilmesini gerektirir; kambiyo senedini ciro yoluyla devralacak kimsenin de bunu görebilmesi lazımdır (Sengir, T.: Aval Hukuku, Ankara 1967, s.10). Kambiyo senedi dışında verilmiş bir teminatın, aval olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Aval gerek üçüncü bir şahıs gerekse poliçeye imza koyan diğer bir şahıs tarafından verilebilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 701/4 maddesine göre aval beyanında kimin için verildiği belirtilmemişse avalin keşideci hesabına verildiğinin kabulü gerekir. Bu aşamada kefalet sözleşmesine ilişkin hükümlerin aval bakımından uygulanmasının mümkün olup olmadığı da tartışılmalıdır. Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olan kefalet ve Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiş olan aval, bir borç ilişkisinde alacaklının alacağını tam olarak alabilmesi noktasında kişisel birer teminattır. Öncelikle vurgulanmalıdır ki Türk Ticaret Kanunu, Türk Borçlar Kanunu'na göre daha özel nitelikte bir kanun olup, ancak Türk Ticaret Kanunu'nda düzenleme bulunmaması halinde genel hüküm niteliğindeki Türk Borçlar Kanunu uygulanır. Avale ilişkin hükümler kendi içinde bir bütünlük teşkil eder ve münhasıran kambiyo hukuku içinde düzenlenmiştir. Bu haliyle özel nitelikte bir şahsi teminat türü olan aval bakımından genel nitelikli kefalet hükümlerine gidilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Avalin bu özel niteliği kambiyo senetlerine duyulan güven ve tedavül kabiliyeti ile de ilgilidir. Zira kefalette asıl borç bir nedenle geçersizse (söz gelimi kefilin fiil ehliyeti yoksa) kefilin de sorumluluğuna gidilemezken, avalde lehine aval verilenin sorumluluğu bulunmasa bile avalistin sorumluluğu devam etmektedir. Kendisine böylesine önemli bir fonksiyon atfedilmiş aval müessesesinin kefalete ilişkin genel hükümlere tâbi kılınması doğru değildir. Her ne kadar Türk Borçlar Kanunu'nun 603 üncü maddesinin gerekçesinde “madde kefili koruyucu hükümlerden kurtulmak amacıyla, başka adlar altında yaptıkları sözleşmelere de kefalet hükümlerinin uygulanacağını belirtmektedir. Böylece mesela kefalet sözleşmesi yerine, üçüncü kişinin fiilini üstlenme sözleşmesi yapılmasında olduğu gibi, alacaklıların kefili koruyucu hükümlerden kurtulmalarının ve bunları dolanmalarının önlenmesi amaçlanmıştır” denmişse de bu düzenlemenin avali de kapsayacağına dair açıklık bulunmamaktadır. Hatta gerekçe "kefili koruyucu hükümlerden kurtulmak amacıyla" yapılan diğer sözleşmeleri işaret ederken, avalin bu kapsamda kalmadığında da tereddüt bulunmamaktadır. Zira aval bir sözleşmeye değil kambiyo taahhüdüne olarak verilir ve bu sahada kaçınılacak başka bir taahhüt türü bulunmamaktadır. Diğer bir ifade ile gerçek kişilerce verilen avaller Türk Borçlar Kanunu'nun 603 üncü maddesine tâbi tutulmayacak ve kefil lehine olan hükümlerden kurtulmak için aval verildiği iler sürülemeyecektir (Reisoğlu, S.: Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013, s. 323) Kaldı ki ticaret hayatındaki sürat ve güven ihtiyacı, ticari iş ve işlemlerin genel hükümlerden ayrı, özel kanuni şekil kuralarına bağlanmasını zorunlu kılmıştır. Tedavül kabiliyeti ve kambiyo senetlerinin soyutluğu ilkeleri de bu fonksiyona hizmet ederler. Tedavül kabiliyeti kambiyo senetlerini adi senetlerden ayırmaktadır. Bunun sağlanabilmesi de kambiyo senetlerinin temel ilişkiden bağımsız olmasına bağlıdır. Buna "soyutluk" ya da "illetten mücerret olma" denir. Soyutluluk kavramı esas itibariyle kıymetli evrak niteliği taşıyan bir senette mündemiç olan hakkın temel ilişkiden bağımsızlığını ifade eder (Poroy, R./Tekinalp, Ü.: Kıymetli Evrak Hukuku Esaslar, İstanbul 2010, s.29). Kambiyo senetleri devredildikten sonra mücerretlik ilkesi ortaya çıkar ve senedin yaratılması nedeni olan “sebep” donar. Kıymetli evrak tedavül ettiği sürece bu sebepten bağımsızdır. Bunun yanında senet borçlusu, senet hamiline karşı temel ilişkiden doğan def'ileri ileri süremez. Soyutluk hamili güçlendirir ve bu sebeple de kıymetli evraka güveni arttırır. Kıymetli evrakın soyutluğunun sonuç doğurması, içerdiği hak ve sorumlukların senet dışında başka bir yere başvurmaya gerek kalmaksızın herkes tarafından anlaşılabilmesi ile mümkündür. Sırf bu ihtiyaç dahi avalin "eş rızası" noktasında kefalete ilişkin hükümlere tâbi kılınmasını imkansız hale getirmektedir. Gerçekten de iki kişi arasında düzenlenen bir sözleşmede borçluya kefil olan kişinin evli olup olmadığı, eşin rızasının bulunup bulunmadığı kolaylıkla belirlenebilirken; tedavül kabiliyeti nedeniyle bir kambiyo senedinde avalistin evli olup olmadığının ve eşinin rızasının bulunup bulunmadığının araştırılması zorunluluğu, hamile kambiyo senetleri hukukuna tamamen yabancı bir yük getirecektir. Bu detayların senede derc edilmesi ve sonraki cirantaların hiçbir tereddüte mahal olmaksızın bunu bilmesi mümkün değildir. Yukarıdan beri yapılan açıklamalar çerçevesinde avalde, eşin rızasına ilişkin kefalet hükümlerinin uygulanamayacağı kurul çoğunluğunca kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584 üncü maddesi uyarınca eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin rızasıyle kefil olabilecek olup aynı Kanunun 603 üncü maddesine göre de kefalete ilişkin hükümlerin gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine dair olarak başka ad altında yapılan sözleşmelere uygulanacağının hükme bağlandığı, avalin de poliçe ile sorumluluk altına girmiş kişi lehine şahsi teminat sağlayan kambiyo taahhüdü olduğunu, bu nedenle avale kefalette eşin rızasına ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği, bu nedenle yerel mahkemenin kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. O halde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Şikayet olunan-alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 24.05.2017 gününde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Dava icra müdürünün işlemini şikayete ilişkindir. İcra takibine dayalı bonoda keşideci … aval veren ise onun eşi …'dır. Direnme yoluyla HGK önüne gelen uyuşmazlık aval veren bakımından avalın geçerliliği için BK. Kanununun 584/1 maddesinde öngörülen eşin rızasının gerekli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. BK. 603 maddesine göre kefaletin şekli ve kefil ehliyetine ve eşin rızasına ilişkin hükümle gerçek kişilerce kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır. Avalde bu anlamda kişisel güvence verilmesine ilişkin olup somut olayda da gerçek kişi aval vermiştir. Bu neden aval içinde eşin rızası gerekir. Ancak somut olayda aval veren Nedra lehine aval verilen Mesut'un eşi olduğundan eşin rızası var sayılabileceğinden kararın bu değişik gerekçeyle bozulması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2014/11663, K. 2014/14231Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2014/11663 E.  ,  2014/14231 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 4. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 18/03/2014 NUMARASI : 2013/248-2014/394 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Şikayetçiler vekili, Borçlar Kanunu'nun 584. maddesi uyarınca eşinin rızasını almadan borçlunun kefil olması nedeniyle takibin iptalini istemiş, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmiştir. Şikayetçilerin başvurusu, bu hali ile İİK.nun 16. maddesine dayalı bir şikayet olup, yasanın emredici kuralına aykırı olarak yapıldığı iddia edilen işleme ilişkin olduğundan süresizdir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584/1. maddesine göre; “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.” 6102 Sayılı TTK'nun 818/1-g maddesi göndermesi ile çekler hakkında da uygulanan aynı kanunun 702/1. maddesine göre; “Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur.” Aval ile kefaleti birbirinden ayırmak gereklidir. Kefalet, fer'i nitelikte olmasına karşın, aval bağımsız ve aslî bir nitelik taşır. Aval veren, lehine aval verilenin ileri sürebileceği ve senedin şekline ilişkin olanlardan başka geçersizlik sebeplerini def'i veya itiraz olarak alacaklıya karşı ileri süremez. Oysa kefil, asıl borçluya ait kişisel def'ilerden yararlanabilir. Kefaletin, mutlaka asıl borç senedi üzerinde gösterilmesine lüzum olmadığı halde, aval şerhinin mutlaka poliçe, bono, çek veya alonj üzerine yazılması gerekir. Çek üzerine "kefil" ibaresi konsa dahi bu, aval olarak nitelendirilir ve aval veren, çekin diğer borçlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu olur (TTK.702). TTK.nun 818/1-k. maddesi göndermesi ile çekler hakkında da uygulanan aynı kanunun 724. maddesi hükmü gereğince kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esası olduğundan, bu tür senetlerde imzası olan herkes, hamile karşı müteselsilen sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda Türk Ticaret Kanunu'nda özel hükümler olması nedeniyle kambiyo senetlerinde TBK'nun 584. ve 603. maddeleri uygulanamaz. O halde, mahkemece yukarıda açıklanan nedenlerle şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, istemin kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.05.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Kambiyo senetlerindeki tedavül kabiliyeti, soyutluk ilkesi ve Türk Ticaret Kanunu'nun müteselsil borçluluğa ilişkin özel hükümleri sebebiyle, bono ve çek taahhütlerinde Türk Borçlar Kanunu'nun 584 ve 603. maddeleri uygulanmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1135 Esas ve 2017/1012 Karar sayılı ilamında avalde eşin rızasına ilişkin kefalet kurallarının uygulanamayacağı kabul edilmiş; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/3024 Esas ve 2022/7186 Karar sayılı ilamında da bonoda imzası bulunanların müteselsil sorumluluğu karşısında eş rızasının aranmayacağı vurgulanmıştır. Ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 702. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, aval verenin teminat altına aldığı borç şekle ait noksandan başka bir nedenden ötürü batıl olsa bile aval taahhüdü geçerliliğini korur; keşideci ile lehtar arasındaki temel borç ilişkisi davada değerlendirilmez.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2014/10176, K. 2014/14470Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2014/10176 E.  ,  2014/14470 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 14. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 06/02/2014 NUMARASI : 2013/1288-2014/118 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Borçlu, alacaklı tarafından hakkında başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibinde, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal süre içerisinde icra mahkemesine başvurusunda, takip dayanağı senedi kefil sıfatıyla imzaladığını bononun tanzimi sırasında kefaletine ilişkin eşinin rızası alınmadığından aval işleminin geçerli olmadığını belirterek takibin iptalini istediği, mahkemece açığa atılan imzadan dolayı borçlunun aval veren sıfatıyla borçtan sorumlu olduğuna ancak bononun keşide tarihinde evli olan borçlunun eşinin aval işlemine ilişkin rızasının alınmadığı gerekçesi ile borçlu yönünden takibin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584/1. maddesine göre; “Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir, bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır." Somut olayda itiraz eden borçlu H.. Y.. takip dayanağı bonoyu aval veren olarak sorumlu olmayı gerektirir şekilde imzalamıştır. 6762 Sayılı TTK'nun 614/1. maddesine göre; “Aval veren kimse, kimin için taahhüt altına girmişse tıpkı onun gibi mesul olur." Aval ile kefaleti birbirinden ayırmak gereklidir. Kefalet, fer'i nitelikte olmasına karşın, aval bağımsız ve aslî bir nitelik taşır. Aval veren, lehine aval verilenin ileri sürebileceği ve senedin şekline ilişkin olanlardan başka geçersizlik sebeplerini defi veya itiraz olarak alacaklıya karşı ileri süremez. Oysa kefil, asıl borçluya ait kişisel delilerden yararlanabilir. Kefaletin, mutlaka asıl borç senedi üzerinde gösterilmesine lüzum olmadığı halde, aval şerhinin mutlaka poliçe, bono veya alonj üzerine yazılması gerekir. Bono üzerine "kefil" ibaresi konsa dahi bu, aval olarak nitelendirilir ve aval veren, bononun diğer borçlusu ile birlikte müteselsilen sorumlu olur (TTK.614). TTK.nun 636. maddesi hükmü gereğince kambiyo senetlerinde müteselsil borçluluk esası olduğundan, bu tür senetlerde imzası olan herkes, hamile karşı müteselsilen sorumludur. Bu açıklamalar doğrultusunda Türk Ticaret Kanunu'nda özel hükümler olması nedeniyle kambiyo senetlerinde BK'nun 584. ve 603. maddeleri uygulanamaz. O halde mahkemece borçlunun şikayetinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile takibin iptaline karar verilmesi isabetsizdir. SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/05/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2021/3024, K. 2022/7186Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2021/3024 E.  ,  2022/7186 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ TÜRK MİLLETİ ADINA Taraflar arasında görülen davada Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 13.03.2019 tarih ve 2016/474 E. – 2019/214 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nce verilen 18.02.2021 tarih ve 2019/1199 E. – 2021/214 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkilinin icra takip dosyasının diğer borçlusu olan Aktif İnşaat Limited Şirketi’nin ortağı aynı zamanda imzaya yetkili müdürü iken 03/05/2013 tarihli hisse devir sözleşmesi ile sahip olduğu 2.700 payını şirketin diğer ortağı ve sahibi olan İsmail Saçık’a devrettiğini ve aynı tarihte müdürlük görevinden istifa ettiğini, dava dışı şirket tarafından aynı tarihli karar ile hisse devri ve istifanın kabul edildiğini, pay defterine devrin işlendiğini, şirketin 03/05/2013 tarihli kararının sicil gazetesinde 20/05/2013 tarihinde ilan olunduğunu, müvekilinin hissedarı olduğu şirketin ihalelere girmesi nedeniyle birçok bankayla çalıştığını, gerektiğinde şirket işlerinde kullanılmak üzere açık kredi sözleşmeleri ve üstü yazılı olmayan boş senetler imzalamak durumunda kalındığını, davacının 30/05/2013 tarihli ihbarname ile şirketin çalışmış olduğu bankalara, ihbardan sonraki tarihlerde şahsı adına kefil olduğu sözleşmelerdeki kefaletlerden feragat ettiğini bildirdiğini, bu ihbarnamenin de davalıya tebliğ olunduğunu, tüm bunlara rağmen davalı bankanın müvekkiline kredi kullandırma esnasında imzalatmış olduğu boş senedi doldurarak Ankara 2. İcra Müdürlüğü’nün 2016/3459 sayılı dosyasıyla icraya koyduğunu, senet incelendiğinde tanzim tarihinin 29/08/2013, ödeme tarihinin 02/02/2016, borç miktarının ise 550.000,00 TL olarak yazılı olduğunu, davacının şirkete ortak olduğu dönemde davalı bankaya 550.000,00 TL gibi borcu hiçbir zaman olmadığını, müvekkilinin 03/05/2013 tarihinde ortaklıktan ayrıldığını, senedin tanzim tarihi olan 29/08/2013 tarihinde şirketle ortaklık veya müdürlük yönünde hiçbir alakası kalmadığını, senette yazılı olduğu üzere müvekkilinin 29/08/2013 tarihinde davalı bankaya borçlanıp 02/02/2016 tarihinde ödeme taahhüdü altına girmesinin mümkün olmadığını, müvekkilin imzası dışındaki hiçbir yazının kendisine ait olmadığını, davacının kefalet kaydının geçerli olmadığını, senedin tanzim tarihinde evli olduğunu ve eşinin muvaffakatının alınmadığını, davacının şirket ortağı olduğu tarihlerde 544.000,00 TL gibi bir borcun davalı bankaya olmadığının dava dışı şirketin defter ve kayıtları incelendiğinde de görüleceğini ileri sürerek, izah edilen nedenlerle takibe konu kılınan senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; açılan davayı kabul etmediklerini, dava dışı borçlu Aktif İnşaat Limited Şirketi ile müvekkili banka arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını, genel kredi sözleşmesinde davacının müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzası bulunduğunu, taraflar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinin ikinci maddesine dayanılarak 29/08/2013 tanzim, 02/02/2016 vade tarihli 550.000,00 TL bononun kredinin geri dönüşünde kullanılmak üzere borçlular tarafından imzalanıp müvekkili bankaya verildiğini, borcun ödenmemesi üzerine takip başlatıldığını, takibe konu senedin teminat senedi olmadığını, senedin borçlular tarafından müvekkiline kredinin geri dönüşümünde kullanılmak üzere ve borcunu ödemek amacıyla verilmiş bir senet olduğunu, zaten davacının imzasını da inkar etmediğini, senette mücerretlik ilkesi gereği dava konusu bononun teminat bonosu olduğu yönündeki algılamanın kesinlikle kabul edilemeyeceği, teminat vasfında olabilmesi için buna ilişkin yazılı bir anlaşma olması gerektiğini, ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararı ile yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince senedin arkasında iş bu senet teminattır benzeri ibareler yer alsa bile somut olayda böyle bir husus dahi yoktur bu ibarenin senedin teminat senedi olduğunu kabule yeterli olmaması, kambiyo senedi ile takibe konulmasına engel teşkil etmeyeceğinin belirtildiğini, eş muvaffakati olmadığına dair iddiaların da yersiz olduğunu, TBK’nın 584 ve 603. maddelerinin kambiyo senetlerinde uygulanamayacağına yönelik emsal Yargıtay kararları da bulunduğundan haksız ve kötü niyetli davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; avale ilişkin TTK’nın 700 ila 702. maddelerinin bonolar hakkında da uygulanacağı 6102 sayılı TTK’nın 778/3 ve 4. maddelerinde düzenlendiğinden, davaya konu senette kefil olarak davacının imzası var ise de aval veren olduğu, aval verenin diğer borçlu ile birlikte müteselsil sorumlu olacağına ilişkin TTK’nın 702. maddesinde özel hüküm olması nedeniyle kambiyo senetlerinde TBK’nın 584 ve 603. maddelerinde yer alan kefalete ve eş muvaffakatine ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı, bu suretle kefaletin geçersizliği nedeniyle borçlu olmadığına ilişkin davacı iddialarının kabul görmediği, yine davacının bonoda aval veren konumunda bulunduğu, bu nedenle senede ve şekle ait bir noksan bulunmadığından dava konusu senetle ilgili dava dışı keşideci ve lehtar arasındaki temel borç ilişkisinin iş bu davada değerlendirilemeyeceği, banka kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde dava konusu bononun davacının kefaleti bulunan sözleşmenin teminatı olarak alındığına dair aleyhe bir kayıt bulunmadığı gibi kambiyo senedinin tanzim ve vade tarihinin taraflarça kararlaştırıldığı şekilde düzenlenmediğine dair yazılı delil de sunulamadığından, sebepten mücerret bulunan bono nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespiti talebinin yerinde görülmediği gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacının dava ve takibe konu bononun ön yüzünde aval veren sıfatıyla imzasının bulunduğu, bono üzerinde müteselsil kefil ibaresi yer alsa da bunun aval olarak değerlendirilmesi gerektiği, ayrıca aval verenin de 6102 sayılı TTK'nın 702. maddesi gereğince bononun asıl keşidecisiyle birlikte müteselsilen sorumlu olduğu, 6102 sayılı TTK'nın 724. maddesi gereğince de kambiyo senetlerinde müteselsilen borçluluk esası söz konusu olup, bonoda imzası olan herkesin hamile karşı müteselsilen sorumluluğu bulunduğundan, 6102 sayılı TTK'nın özel hükümler olması nedeniyle kambiyo senetlerinde Borçlar Kanunu'nun 584. ve 603. maddelerinin ve dolayısıyla da Borçlar Kanunu'nda yer alan eş rızasının kambiyo taahhüdünde uygulanamayacağı, ayrıca 6102 sayılı TTK’nın 702/2. maddesinde, aval veren kişinin teminat altına aldığı borcun, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdünün geçerli olacağı düzenlenmiş olup, dava konusu senetle ilgili dava dışı keşideci ve lehtar arasındaki temel borç ilişkisinin iş bu davada değerlendirilemeyeceği, yine davacı yanın dava ve takibe konu bonoda aval veren konumunda olmasından ötürü, anılan düzenleme kapsamında davacının senedin 16/01/2008 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında teminat olarak verildiği, bu sözleşme kapsamında herhangi bir borcun kalmadığı gibi senedin 29/08/2013 tarihli sözleşme kapsamında verilmesinin de söz konusu olmadığı, senet üzerindeki imza dışındaki yazıların davacının eli ürünü olmadığı ve anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu yönündeki iddialarının ise ancak yazılı delille ispat edilebileceği, davacı yanın bu yönde dosyaya herhangi bir yazılı bilgi belgeyi sunmadığından bu iddiaları da ispatlayamadığı, bilirkişi marifetiyle dava tarihi itibariyle davacının davalı bankaya dava ve takibe konu senetten ötürü 561.856,55 TL borçlu olduğu da tespit edildiği, dolayısıyla ilk derece mahkemesinin davanın reddi kararı da usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur. Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 19/10/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 702Kaynağı aç
MADDE 702- (1) Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur. (2) Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir. (3) Aval veren kişi, poliçe bedelini ödediği takdirde, poliçeden dolayı lehine taahhüt altına girmiş olduğu kişiye ve ona, poliçe gereğince sorumlu olan kişilere karşı poliçeden doğan haklarını iktisap eder. DÖRDÜNCÜ AYIRIM Ödeme A) Vade I – Vadenin belirlenmesi 1. Genel olarak

İcra Takiplerinde Eş Rızası İddiası ve Usul Kuralları

Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla yürütülen takiplerde alacaklının takip hakkına yönelik şikayet hakkı bizzat takip borçlusuna aittir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2015/25240 Esas ve 2016/2668 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, takibe taraf sıfatı bulunmayan borçlu eşinin icra mahkemesine yapacağı şikayet başvurusu aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddedilmelidir. Bonodaki aval işleminde eş rızasının bulunmadığı iddiası takibin iptali sebebi oluşturmaz. Öte yandan, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2021/3024 Esas ve 2022/7186 Karar sayılı ilamında işaret edildiği üzere, senet üzerindeki imza dışındaki yazıların borçlunun eli ürünü olmadığı ve senedin anlaşmaya aykırı doldurulduğu yönündeki iddialar ancak yazılı delille ispat edilebilir.

İcra takiplerinde eş rızasının bulunmadığına ilişkin şikayetlerin niteliği ve süresi dosyadaki takip türüne göre farklı değerlendirilebilmektedir. Çek takibine ilişkin bir kararda, emredici kurala aykırılık iddiasıyla yapılan başvuru 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 16. maddesi kapsamında süresiz şikayet olarak kabul edilmiştir. Buna karşılık bonoya dayalı kambiyo takibinde senet vasfına veya takip hakkına ilişkin iptal istemlerinde aynı Kanun'un 168. maddesinin üçüncü bendi kapsamındaki beş günlük sürenin geçmiş olması değerlendirmeye esas alınabilmektedir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 16Kaynağı aç
Madde 16 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır. Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir. Şikayet üzerine yapılacak muameleler:
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 168Kaynağı aç
Madde 168 – (Değişik: 18/2/1965-538/81 md.) İcra memuru senedin kambiyo senedi olduğunu ve vadesinin geldiğini görürse, borçluya senet sureti ile birlikte hemen bir ödeme emri gönderir. Bu ödeme emrine şunlar yazılır: 1. (Değişik: 2/7/2012-6352/33 md.) Alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, takip talebine yazılması lazım gelen kayıtlar, 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/33 md.) Borcun ve takip masraflarının on gün içinde ödeme emrinde yazılı olan icra dairesine ait banka hesabına ödenmesi ihtarı, 3. Takibin müstenidi olan senet kambiyo senedi vasfını haiz değilse, beş gün içinde icra mahkemesine şikayet etmesi lüzumu, 4. (Değişik: 9/11/1988-3494/31 md.) Takip müstenidi kambiyo senedindeki imza kendisine ait olmadığı iddiasında ise bunu beş gün içinde açıkça bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirmesi; aksi takdirde kambiyo senedindeki imzanın bu fasıl gereğince yapılacak icra takibinde kendisinden sadır sayılacağı ve imzasını haksız yere inkar ederse sözü edilen senede dayanan takip konusu alacağın yüzde onu oranında para cezasına mahküm edileceği ve icra mahkemesin den itirazının kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı ihtarı. 5. (Değişik: 6/6/1985-3222/21 md.) Borçlu olmadığı veya borcun itfa edildiği veya mehil verildiği veya alacağın zaman aşımına uğradığı veya yetki itirazını sebepleri ile birlikte beş gün içinde icra mahkemesine bir dilekçe ile bildirerek icra mahkemesinden itirazın kabulüne dair bir karar getirmediği takdirde cebri icraya devam olunacağı ihtarı. 6. (Değişik: 17/7/2003-4949/45 md.) İtiraz edilmediği ve borç ödenmediği takdirde on gün içinde 74 üncü maddeye, itiraz edilip de reddedildiği takdirde ise üç gün içinde 75 inci maddeye göre mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapisle tazyik edileceği, mal beyanında bulunmaz veya hakikate aykırı beyanda bulunursa ayrıca hapisle cezalandırılacağı ihtarı. 60 ıncı maddenin son iki fıkrası burada da tatbik olunur. a) Borca itiraz:
Eşler birbirlerinin borcuna kefil olabilir mi?

Mevzuatta eşlerin birbirlerine kefil olmasını yasaklayan genel bir hüküm bulunmadığından kural olarak eşler birbirlerinin borcuna kefil olabilir; ancak bu durumda eş rızasının nasıl değerlendirileceği tartışma konusu olabilmektedir.

Kefalette eşin rızası sözleşme kurulduktan sonra verilebilir mi?

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, eşin yazılı rızasının sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.

Bono üzerine kefil yazan kişinin eşinden rıza alınması zorunlu mudur?

Hayır, bono üzerine kefil ibaresi yazılarak imza atılması Türk Ticaret Kanunu uyarınca aval niteliğinde kabul edilir ve kambiyo senetlerindeki özel düzenlemeler nedeniyle aval taahhütlerinde Türk Borçlar Kanunu'ndaki eş rızası hükmü uygulanmaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu