Kasko ve Trafik Sigortasında Rücu Davası Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
Kasko ve Trafik Sigortasında Rücu Davası Şartları

Sigorta Rücu Davasının Hukuki Niteliği ve Genel Esasları

Sigorta güvencesi kapsamında üçüncü kişilerin uğradığı zararları tazmin eden sigorta şirketi, mevzuatta ve poliçede öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde yaptığı ödemeyi kendi sigortalısına veya zarardan sorumlu olan üçüncü kişilere yöneltebilir. Kasko ve zorunlu mali mesuliyet sigortalarında hasar bedelini ödeyen sigortacı, sigortalısının halefi sıfatıyla onun yerine geçer. Bu kapsamda açılacak rücu davalarında kusur oranını, meydana gelen zararın miktarını ve rücu şartlarının gerçekleştiğini ispat etme yükümlülüğü davacı sigorta şirketine aittir.

Sözleşmesel Eksikliklerin Üçüncü Kişilere ve Sigortalıya Etkisi

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 95 düzenlemesi uyarınca, poliçeden ya da poliçeye bağlanan kanuni kurallardan kaynaklanan ve tazminat borcunu bertaraf eden veya miktarını indiren sebepler zarar görene yöneltilemez. Prim borcunun vaktinde yatırılmaması, limit artışlarının ardından ek teminat alınmaması veya poliçe müddetinin bitiminde yenilemenin yapılmaması gibi sözleşmeye dayalı eksiklikler üçüncü kişilerin tazminat hakkını etkilemez.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 95Kaynağı aç
Madde 95 – Sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez. Ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre, tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabilir. Zarar görenlerin çokluğu:
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/2402, K. 2025/4431Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2025/2402 E.  ,  2025/4431 K. "İçtihat Metni" Esas No : 2025/2402 Karar No : 2025/4431 I. BAŞVURU … Sigorta A.Ş. vekili Avukat … … Bölge Adliyesi Başkanlar Kuruluna verdiği 13.02.2025 havale tarihli dilekçesi ile 12.08.2003 tarihli Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası (ZMMS) Genel Şartları'nın zarar görenlerin haklarının saklı tutulması ve sigortacının sigortalıya rücu hakkını düzenleyen B.4.d bendinde, "tazminatı gerektiren olay, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin uyuşturucu veya keyıf verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay, yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeni ile aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa" sigortacının sigorta ettirene rücu edebileceğinin düzenlendiğini, 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren ve halen yürürlükte olan ZMSS Genel Şartları'nın B.4.c bendinde ise "Aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar" için sigortalıya rücu edilebileceğinin düzenlendiğini, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (2918 sayılı KTK) 48/1 hükmünün 11.06.2013 tarihindeki değişiklikten önce, "uyuşturucu veya keyif verici maddeleri almış olanlar ile alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır" şeklinde iken 11.06.2013 tarihindeki değişiklik ile "uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri almış olan sürücüler ile alkollü olan sürücülerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır" şeklinde düzenlendiğini, gerek ZMMS Genel Şartlarında gerekse 2918 sayılı KTK'nın 48/1 hükmünde yapılan değişiklikle "güvenli sürüş yeteneği"ne bağlı kalınmaksızın Karayolları Trafik Yönetmeliği kapsamında belirtilen yasal sınırlar üzerinde kullanılmasının baz alındığını, buna göre 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren ZMMS Genel Şartları hükmü ve 2918 sayılı KTK'nın 48/1 hükmü çerçevesinde sigortacının, sigortalıya rücu hakkında kazanın salt/münhasıran alkolün etkisi ile meydana gelmesinin aranmayacağını, Bölge Adliye Mahkemeleri arasında "ZMMS Genel Şartları B.4.c bendine dayalı rücuen tazminat istemlerinde aracın ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce kullanılması sırasında meydana gelmesinin yeterli olduğu, kazanın ayrıca münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşmesinin zorunlu olup olmadığı hususunda verilen kesin kararlar arasında uyuşmazlık meydana geldiğini, … Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin, … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin, … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana gelmesinin gerekli olmadığı görüşünde iken … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin kazanın meydana gelmesinde münhasıran alkolün etkili olmasını aradığını, aynı konuya ilişkin olarak Hukuk Daireleri arasındaki hukuki uyuşmazlığın giderilmesi gerektiğini ileri sürerek … Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna başvurmuştur. II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI … Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 19.02.2025 tarihli ve 2025/4 E. sayılı kararı ile Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin uyuşmazlığa konu kararları hakkında 02.10.2024 tarihli 2022/7285 E., 2024/8513 K. sayılı ve 26.09.2024 tarihli 2022/3237 E., 2024/8207 K. sayılı ilamlarında ayrı ayrı, 01.06.2015 tarihinden sonra meydana gelen 22.07.2018 tarihli kazada oluşan tazminat istemli davada kaza anında her ne kadar sigortalı araç sürücüsü alkollü ise de kaza salt alkol nedeniyle meydana gelmediğinden teminat şartlarının kalkmadığı yönünde hüküm kurduğu, … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesince de Yargıtayın bu görüşünü benimser nitelikte "kazanın rücu şartlarının oluşması için kazanın münhasıran alkolün etkisinde olması şartı arandığı" şeklinde verilen kararın Başkanlar Kurulunca oybirliği ile benimsenerek, … Sigorta A.Ş. vekili Avukat …'nün 11.02.2025 tarihli … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi ve diğer Bölge Adliye Mahkemeleri kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi talebinin kabulü ile 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un (5235 sayılı Kanun) 35/3 hükmü gereğince Yargıtay'a gönderilmesine oybirliğiyle karar verilmiştir. III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR A. … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 2022/1084 E., 2025/67 K. sayılı ilamı ile Yargıtay 17. (Kapatılan) Hukuk Dairesinin ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin alkollü sürücüyle ilgili yeni genel şartlara göre verilmiş bir kararına rastlanmadığı, ancak 01.04.2013 tarihinde yürürlüğe giren Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.5.5. maddesinde "Aracın, uyuşturucu madde veya Karayolları Trafik Yönetmeliğinde belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar" teminat dışı sayılmış olup Kasko Sigortası Genel Şartları'nda da Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde belirlenen seviyenin üzerinde alkollü olma koşulu belirtilmiş olsa da Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 28.06.2021 tarihli 2021/15097 E., 2021/3716 K. sayılı ve 10.12.2018 tarihli 2018/4623 E., 2018/11940 K. sayılı kararlarında yine mevzuattaki alkol sınırı değil alkolün kazanın meydana gelmesinde münhasıran etkili olması koşulunun arandığı, buna göre yeni genel şartlarda mevzuatta belirlenen sınırın üzerinde alkol alınması teminat dışı hal olarak belirtilse bile alkolün kazanın oluşumunda münhasıran etkili olması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, somut olayda kazanın salt alkolün etkisiyle gerçekleşmediği dolayısıyla teminat dışı halin söz konusu olmadığı ve davacının davalı sigortalıya rücu edemeyeceği sonucuna varılmakla; mahkemece asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olmak üzere karar verilmiştir. B. … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 2022/1114 E., 2022/929 K. sayılı ilamı ile 01.06.2015 tarihinden önceki Sigorta Genel Şartlarında kazanın münhasıran alkol etkisi ile meydana gelmiş olması aranırken, 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Sigorta Genel Şartlarında kazanın, aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelmesinin rücu için yeterli sayıldığı, kaza tarihi olan 05.12.2015 itibarıyla davanın 01.06.2015 tarihli Genel Şartlara tabi olduğu, anılan genel şartlar uyarınca kazanın tek başına mevzuat kapsamında yasal sınırların üzerinde alkollü sürücü tarafından meydana gelmiş olması halinde rücu koşullarının gerçekleştiği kabul edilmekte olup, aynı zamanda davacı sigortacı tarafından davalı sigortalı sürücünün olay yerini terk etmesi sebebiyle olay yeri terk rücu sebebine de dayanıldığı, İlk Derece Mahkemesince dosya arasına alınan … 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.03.2018 tarihli 2016/472 E., 2018/227 K. sayılı kararı ile davalı sigortalı ….'nın kaza sırasında 1,45 promil alkollü olarak araç kullandığı kabul edilerek taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına sebebiyet verme suçu nedeniyle 2 yıl 2 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, bu kararın istinafı üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 12.07.2018 tarihli 2018/1912 E., 2018/2101 K. sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği ve kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşılmakla, davacının davalıdan rücuen talepte bulunabileceğinin görüldüğü, İlk Derece Mahkemesince kesinleşen ceza mahkumiyet kararında olayın gerçekleşmesine ilişkin kabulü de gözetilerek davacının zarar gören üçüncü kişiye yaptığı ödemenin yerinde olup olmadığına dair rapor aldırılarak oluşacak sonuç dairesinde karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davacının olay yeri terk sebebine ilişkin iddiası hiç değerlendirilmeden karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine kesin olmak üzere karar verilmiştir. C…. Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin 2019/1182 E., 2021/1705 K. sayılı ilamı ile 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren ZMMS Genel Şartlarının B.4.c. bendine göre, aracın ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce kullanılması sırasında olması yeterli olup, kazanın ayrıca münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşmesinin zorunlu olmadığı, mevzuatta belirtilen alkol oranının ise Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin "Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı" başlıklı 97/1. hükmünün b-2 bendine göre 0.50 promil alkol olarak belirlendiği, dosya kapsamında bulunan 22.07.2015 tarihli poliçe örneğine göre sigorta sözleşmesinin tarafı davalı olup, sigortalı aracı kullanan sürücünün 2.53 promil alkollü olduğu sırada yaptığı kaza nedeni ile üçüncü kişiye verdiği zararı ödeyen davacı sigorta şirketinin davalıya rücu hakkının doğduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olmak üzere karar verilmiştir. D…. Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 2018/1401 E., 2019/25 K. sayılı ilamı ile 01.06.2015 tarihinden önce yürürlükte bulunan genel şartların B.4.d bendinde rücu hakkı düzenlenirken olayın alkollü içki almış olmaları nedeni ile aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri gelmesi halinde yani kazanın salt alkollü araç kullanmadan meydana gelmiş olması halinde rücu hakkının olduğu düzenlenmiş iken, yürürlüğe giren yeni genel şartlarda yasal sınırın (0,50 promilin) üstünde alkol alınarak araç kullanılması halinde rücu hakkının bulunduğunuun düzenlendiği, her ne kadar Mahkemece kazanın sırf alkol sebebi ile meydana gelip gelmediği konusunda araştırma yapılıp, bu sebeple kaza meydana gelmediğinden davanın reddine karar verilmiş ise de poliçe, kaza tarihi ve genel şartların B.4.c bendi dikkate alınarak sürücünün 1,69 promil alkollü olması sebebi ile rücu şartlarının gerçekleştiği anlaşıldığından varılan sonucun hatalı olduğu,… mahkemece aktüerya bilirkişisinden, davacının ödeme yaptığı tarihteki verilere göre, davalının müterafik kusur iddiası ve sürücünün kusur oranı dikkate alınarak tazminat hesaplaması yaptırılması ve denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre tazminata karar verilmesi gerektiği halde, eksik inceleme ile davanın esasıyla ilgili deliller toplanmadan karar verildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle kararın kaldırılarak dosyanın mahalline gönderilmesine kesin olmak üzere karar verilmiştir. IV. GEREKÇE A. Uyuşmazlık, Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliği ile ZMMS Genel Şartlarında yapılan değişikliklerle "alkollü içki almış olmaları nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş" olma şartının ilgili hükümlerden çıkartılmış olması karşısında, ZMMS sigortacısı tarafından kendi akidi olan sigortalı aleyhine açılan rücuan tazminat davalarında, kazanın münhasıran alkolün etkisinde meydana gelmiş olma şartının aranıp aranmayacağı noktasında toplanmaktadır. B. İlgili Hukuk 1. 2918 sayılı KTK'nın 48/1 hükmü, 95. maddesi 2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 1409, 1485 vd. hükümleri 3. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin (KTY) 97. maddesi 4. 12.08.2003 tarihli ZMMS Genel Şartları'nın B.4.d bendi 5. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren ZMSS Genel Şartları'nın B.4.c bendi C. Değerlendirme Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavram ve mevzuatın belirtilip değerlendirilmesi gerekmektedir. 1. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Trafik Yönetmeliği, sürücülerin uyması gereken kuralları düzenlemiştir. Bu bağlamda, alkollü araç kullanmaya ilişkin hükümlere de yer verilmiştir. 2918 sayılı KTK'nın 48/1. maddesi, 11.06.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6487 sayılı Bazı Kanunlar ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 19. maddesi ile değiştirilmesinden önceki halinde, "….alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır…" hükmünü düzenlemişti. Ancak, 11.06.2013 tarihinde yapılan değişiklikle Kanunun 48. maddesinin birinci fıkrasında, "…Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri almış olan sürücüler ile alkollü olan sürücülerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır…" hükmü getirilmiştir. Bu maddenin altıncı fıkrasında, "…Yapılan tespit sonucunda, 1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücüler hakkında ayrıca Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 179. maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanacağı; maddenin yedinci fıkrası ile de, hususi otomobil sürücüleri bakımından 0.50 promilin, diğer araç sürücüleri bakımından 0.20 promilin üzerinde alkollü olan sürücülerin trafik kazasına sebebiyet vermesi hâlinde, ayrıca TCK'nın ilgili hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. 2.KTY'nin 18.07.1997 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan değişiklikten önceki halinde, “Uyuşturucu ve Keyif Verici Maddeler ile İçkilerin Etkisinde Araç Sürme Yasağı” başlıklı 97. maddesinde, alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneğini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmelerinin yasak olduğu açıklandıktan sonra, konu ile ilgili olan “b-2” bendinde “Alkollü içki almış olarak kandaki alkol miktarına göre araç sürme yasağı” kenar başlığı altında; Alkollü içki almış olarak araç kullandığı tespit edilen diğer araç sürücülerinden kandaki alkol miktarı 0.50 promilin üstünde olanların araç kullanamayacakları düzenlenmişti. Ancak yürürlükte olan Yönetmeliğin değişik 97. maddesinin birinci fıkrasında ise, "…Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri almış olan sürücüler ile kanlarındaki alkol miktarı 0.50 promilin üzerinde olan hususi otomobil sürücülerinin ve kanlarındaki alkol miktarı 0.20 promilin üstünde olan diğer araç sürücülerinin karayolunda araç sürmeleri yasaktır…." hükmüne yer verilmiştir. 3.Yine mülga 12.08.2003 tarihli ZMMS Genel Şartları'nın "Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması ve Sigortacının İşletene Rücu Hakkı" başlıklı B.4. maddesinin (d) bendinde, "…Tazminatı gerektiren olay, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin uyuşturucu veya keyıf verici maddeler almış olarak aracı sevk ve idare etmeleri esnasında meydana gelmiş veya olay, yukarıda sayılan kişilerin alkollü içki almış olmaları nedeni ile aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri geliyorsa" sigortacının, sigorta ettirene rücu edebileceği düzenlenmesine yer verilmişken, 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren ve halen yürürlükte olan ZMSS Genel Şartları'nın değişik B.4.c bendinde "Aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar" için sigortalıya rücu edilebileceğinin düzenlendiği görülmektedir. Söz konusu mevzuat hükümlerinin halen yürürlükte bulunan değişik hallerinde, eski hükümlerde yer verilen "güvenli sürüş yeteneğini kaybetme" ibaresine yer verilmediği görülmektedir. 4. 2918 sayılı KTK'nın 95. maddesi uyarınca, sigorta sözleşmesinden veya sigorta sözleşmesine ilişkin kanun hükümlerinden doğan ve tazminat yükümlülüğünün kaldırılması veya miktarının azaltılması sonucunu doğuran haller zarar görene karşı ileri sürülemez, ödemede bulunan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabilir. 5. TTK'nın sigorta hukukunun genel hükümleri kısmında "sigortanın kapsamı" kenar başlıklı 1409. maddesinde sigortacının, sözleşmede öngörülen rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumlu olduğu, sözleşmede öngörülen rizikolardan herhangi birinin veya bazılarının sigorta teminatı dışında kaldığını ispat yükünün sigortacıya ait olduğu düzenlenmiştir. Aynı hüküm 6102 sayılı TTK'nın 1485. maddesi gereğince sorumluluk sigortaları bakımından da uygulama alanı bulacaktır. 6. Alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olan kişilerin davranışlarında değişme olmakta, fizyolojik ve metabolik reaksiyonlarda bozukluk meydana gelmekte, sinir sistemi üzerindeki etkisiyle psikolojik anormallikler ortaya çıkmaktadır. Yine sarhoş olan kişinin duygu, düşünce, idrak (algılama) yetenekleri değişmekte, koordinasyon ve motor fonksiyonlarında bozukluklar görülmektedir. Alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığının insanın ruh ve beden sağlığı üzerinde yaptığı tahribat tıp biliminin araştırma konusuna girmekle birlikte, alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek hâlde olmasına rağmen kişinin araç kullanması 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK)’nun 179. maddesinin üçüncü fıkrasına uyan somut tehlike suçunu oluşturmaktadır. Somut tehlikenin varlığı için, kişinin salt alkollü veya uyuşturucu maddenin etkisinde olması yeterli değildir. Salt alkollü olmak sadece soyut tehlike oluşturan 2918 sayılı KTK’nın 48. maddesine uyan kabahati oluşturacaktır (Parlar, Ali/ Hatipoğlu, Muzaffer: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu Yorumu, …, 2007, s. 1360 vd., Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.03.2022 tarihli, 2019/(17)4-816 E., 2022/375 K. sayılı ilamı). 7. 2918 sayılı KTK'nın anılan hükümleri, sorumluluk hukukuyla ilgili düzenlemeler değil, cezai ve idari yaptırıma ilişkin düzenlemeler getirmektedir. Diğer bir ifade ile anılan Kanun hükümleri tehlike suçunu ve kabahat oluşturan eylemleri düzenlemektedir. 2918 sayılı KTK'nın hem eski hem de yürürlükte olan düzenlemelerine göre tehlike suçunun oluşması için kazanın alkolün etkisinde oluşması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile kişinin alkollü haliyle kaza arasında nedensellik bağının bulunması gerekmektedir. Kabahat oluşması için salt alkollü olmak yeterli kabul edilmelidir. Zira salt alkollü olmak soyut tehlike oluşturmaktadır. Uyuşmazlığın ait olduğu sorumluluk hukukunda ise durum farklıdır. 8. Kişi hürriyeti ve güvenliğini düzenleyen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 19. maddesinde belirtilen esaslar dışında bir muameleye maruz kalan kişilerin uğradıkları zararların giderimi sorumluluk/tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devletçe giderileceği anılan hükmün son fıkrasında düzenlenmiştir. Bu hükümden hareketle her türlü zararın gideriminin hukuki dayanağının sorumluluk hukukunun genel prensipleri olduğunun kabulü gerekir. Söz konusu prensipler Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) genel olarak düzenlenmiştir. Uyuşmazlık konusu haksız fiil niteliğinde olan trafik kazası olup ilgili prensipler TBK'nın 59 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Uyuşmazlığın çözümünde esas alınması gereken prensip ise "illiyet" bağıdır. Bu bağ, hukuki sonuç ile sonucu ortaya çıkaran olguların arasındaki bağı belirten hukuki bir terimdir. Diğer bir ifade ile illiyet, nedeni sonuca bağlayan bağdır (Özcan, Hüseyin: Ansiklopedik Hukuk Sözcüğü, Seçkin, … 1985, s. 359). Hem ceza hukukunda hem de sorumluluk hukukunda bir kişinin sorumlu tutulabilmesi için illiyet bağının varlığı aranır. Diğer bir ifade ile sorumlu tutulabilme neden-sonuç ilişkisinin kurulmasına bağlıdır. Somut olayda ise illiyet bağı, alkolle trafik kazası arasında kurulmalıdır. Bu bağlamda illiyet bağının varlığından söz edebilmek için, alkollü olmakla trafik kazası arasında ilişki kurulması gerekir. Bu ilişki ancak trafik kazasının alkolün etkisiyle meydana gelmesi ile kurulabilir. Sorumluluk hukukunun prensiplerinden olan bu ilkenin dayanağı Anayasa ve TBK hükümleridir. O nedenle, normlar hiyararşisinde kanundan sonra gelen ZMMS Genel Şartlarının bu ilkeyi bertaraf eden hükmünün kanun karşısında uygulama yeri bulunmamaktadır. Zira kanuna aykırı ikincil düzenlemelerdeki hükümlerin geçerli bir genel şart olarak kabulü hukuka uygun olamaz (bkz. HGK, T. 09.04.2019, E. 2017/17-1082, K. 431, s. 4, Par. 3) Aksinin kabulü halinde, yani sürücünün alkollü olmasının tek başına yeterli kabul edilip, sigortalıyı sorumlu tutup sigortacıya rücu hakkı tanımak için trafik kazasının münhasıran alkolün etkisinde meydana gelmiş olma şartının ve dolayısıyla illiyet bağının aranmaması durumunda, trafik kazasına alkol dışında yol, hava durumu, olayın oluşu vb. gibi başka unsurların sebep olması halinde tüm bu olgular yaptırımsız kalır ki, böyle bir uygulama hak ve nesafetle bağdaşmaz. O nedenle, sigortacının rücu edebilmesi için kazanın alkolün etkisinde meydana gelmiş olma şartının kabul edilmesi hem sorumluluk hukukunun genel prensipleri hem de hakkaniyet gereğidir. 9. Belirtmek gerekir ki, yeni düzenlemenin etkisi sadece ispat yükünedir. Bu bağlamda, uyuşmazlık konusu yönünden önemli bir sorun trafik kazasının münhasıran alkolün etkisinde meydana gelip gelmediğinin ispat yükünün kimin üzerinde olduğu hususudur. Bunun tespiti için öncelikle ispat hükmü olan TTK'nın 1409. maddesi hükmünün mutlak olarak uygulanmasının hakkaniyete uygun olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir. Belirtmek gerekir ki; somut olayda ispatı gereken husus trafik kazasına sebep olan olgunun ispatıdır. Söz konusu olgu ise rizikodan farklı görülmelidir. O nedenle ispat yükünün tamamen sigortacı üzerinde bırakılması doğru olamaz. Bu durumda, sürücüdeki alkol miktarının mevzuatta öngörülen miktar da (1 promil) olması halinde ispat yükünün sigortacı üzerinde, anılan miktardan (1 promil) fazla olması halinde ise ispat yükünün sigortalı üzerinde olması hakkaniyete uygun olur. Diğer bir ifade ile sigorta şirketi, kaza yapan araç sürücüsünün 2918 sayılı KTK'nın 48. maddesinde belirtilen oranların üstünde alkollü olduğunu ispat etmesi ispat yükünü yerine getirmiş sayılması için yeterli olup bundan sonra, sigortalı, alkolün kazanın meydana gelmesinde etkisi olmadığını ispat ederek durumu lehine çevirebilir. Bu durumda illiyet bağının bulunmadığına ilişkin ispatsızlık riskini sigortalı/sigorta ettiren taşıyacaktır. (bkz. SEVEN, Vural: "Alkollü Araç Kullanma ile İlgili Karayolları Trafik Kanunun'da Yapılan Değişikliğin Sigorta Şirketinin İspat Yüküne Etkisi", Prof. Dr. Cevdet Yavuza Armağan, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Dergisi, C. 22, S. 3, Legal İstanbul 2016, s. 2527 ve 2528). 10. Dairemizin önüne gelen uyuşmazlık bakımından Yargıtay uygulamasına da bakmak gerekir. Konunun işbölümü bakımından Dairemizin görevinde olduğu yıllarda (2918 sayılı KTK, Yönetmelik ve ZMMS genel şartlarında yapılan değişiklilerden önce olmakla birlikte) uygulamasının, "…2918 sayılı KTK'nın 48. maddesi ve ZMMS Genel Şartları’nın B.4.d maddesi hükümleri bir arada değerlendirildiğinde sigorta teminatı dışında kalan zararların, aracın alkollü olarak kullanımının güvenli sürüş yeteneğinin kaybına yol açmasına bağlı olarak meydana gelen zararlar olduğu, bu nedenle, sürücünün aldığı alkolün promil oranlarının doğrudan doğruya sonuca etkisi bulunmadığı, bu hususun haksız eylem ile meydana gelen zarar arasında uygun illiyet bağı bulunması gerektiği yönündeki genel ilkenin de bir sonucu olduğu, bu duruma ve Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, zararın teminat dışı kalabilmesi için aranan alkol alımı ile meydana gelen olay arasındaki illiyet bağının bu tür maddelerin sinir sistemini etkilemesi nedeniyle nöroloji uzmanı bir hekim ile trafik uzmanından oluşturulacak bilirkişi kurulundan olayın oluş şekli de değerlendirilmek suretiyle kazanın münhasıran alınan alkolün tesiri altında meydana gelip gelmediğine ilişkin olarak alınacak rapor sonucuna göre belirlenmesi gerektiği…" şeklinde olduğu görülmektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin, 21.05.2009 tarihli, 2008/1677 E., 2009/6163 K. sayılı, 14.02.2007 tarihli, 2008/904 E., 2008/1651 K. sayılı, 06.04.2009 tarihli, 2008/36 E., 2009/4117 K. sayılı ilamları) Yargıtay Hukuk Dairelerinin işbölümü bakımından konunun Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ve sonrasında Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından incelendiği dönemde de yine benzer içtihadın uygulanmaya devam ettiği görülmektedir (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 18.03.2021 tarihli, 2020/9716 E., 2021/2975 K. sayılı, 05.03.2019 tarihli, 2018/6381 E. 2019/2489 K. sayılı ilamları, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 19.03.2024 tarihli, 2022/430 E., 2024/2873K. sayılı, 16.01.2024 tarihli, 2023/10586 E., 2024/496 K. sayılı ilamları). Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun uygulamaları da yine hasarın teminat dışı kalabilmesi için kazanın meydana geliş şekli itibarıyla sürücünün salt (münhasıran) alkolün etkisi altında kaza yapmış olması gerektiği, diğer bir anlatımla sürücünün alkollü olmasının, tek başına hasarın teminat dışı kalmasını gerektirmeyeceği yönündedir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2002 tarihli 2002/11-768-840 E., K. sayılı, 07.04.2004 tarihli 2004/11-257-212 E., K. sayılı, 22.09.2022 tarihli, 2021/(17)4-468 E., 2022/1143 K. sayılı, 28.12.2021 tarihli, 2021/(17)4-203 E., 2022/1940 K. sayılı, 10.12.2014 tarihli 2013/(17)-1199 E., 2014/1018 K. sayılı ilamları). Yukarıda belirtilen mevzuat değişikliğine benzer değişiklik Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.5.5. maddesinde de yapılmış olup Kasko Sigortası Genel Şartları'nda da Karayolları Trafik Yönetmeliği'nde belirlenen seviyenin üzerinde alkollü olma koşulu belirtilmiş ve Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 28.06.2021 tarihli 2021/15097 E., 2021/3716 K. sayılı ve 10.12.2018 tarihli 2018/4623 E., 2018/11940 K. sayılı kararlarında yine mevzuattaki alkol sınırı değil alkolün kazanın meydana gelmesinde münhasıran etkili olması koşulunu aradığı görülmüştür. Bu itibarla yukarıda sayılan mevzuat hükümlerinde yapılan değişiklik sonrası "güvenli sürüş yeteneğini kaybetme" kavramına yer verilmemiş ise de sorumluluk hukukunun genel prensipleri nazara alınarak, alkollü durumla zararın doğumuna neden olan trafik kazası arasında uygun uygun illiyet bağı bulunması gerektiği (sonuç ile sonucu ortaya çıkaran olgu arasındaki neden sonuç ilişkisi bulunması gerektiği) yönündeki genel ilkeden hareketle 2918 sayılı KTK'nın 48/1 hükmünün 11.06.2013 tarihindeki değişiklikten sonra ve 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren ve halen yürürlükte olan ZMSS Genel Şartları'nın B.4.c bendinde yapılan değişiklikten sonra da sigorta şirketleri tarafından sigortalı akidi aleyhine açılan rücuan tazminat davalarında, sorumluluk için illiyet bağının bulunması zorunlu olduğundan, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşmesinin aranması gerektiğine yönelik Yargıtay içtihadının aynen korunması gerektiği kanaatine varılmakla, aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir. V. SONUÇ Yukarıda açıklanan nedenlerle, 01.06.2015 tarihli değişiklikten sonra ZMMS Genel Şartlarının B.4.c bendine dayalı olarak sigorta şirketleri tarafından sigortalı akidi aleyhine açılan rücuan tazminat davalarında, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşmesi gerektiğine, … Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi, … Bölge Adliye Mahkemesi 11.Hukuk Dairesi, … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi ile … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi arasında çıkan hukuki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine, 23.06.2025 tarihinde 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 35/4 hükmü gereğince oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Uyuşmazlık, 2918 sayılı KTK, KTY ile ZMMS Genel Şartlarında yapılan değişikliklerle; alkol ve uyuşturucu madde alanlar için “güvenli sürüş yeteneklerini kaybetmiş” olma şartının çıkarılmış olması karşısında ZMMS sigortacısı tarafından kendi akidi olan sigortalı aleyhine açılan rücuan tazminat davalarında, kazanın münhasıran alkolün etkisinde meydana gelmiş olma şartının aranıp aranmayacağı hususunda toplanmaktadır. KTK’nun 48/1 maddesindeki önceki düzenleme “…alkollü içki almış olması nedeniyle güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişilerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır…” hükmünü içermekteyken 11.06.2013 tarihinde “…uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri almış olan sürücüler ile alkollü olan sürücülerin karayolunda araç kullanmaları yasaktır…” şeklinde değişikliğe uğramıştır. Ayrıca 1.00 promilin üzerinde alkollü olduğu tespit edilen sürücülerin TCK'nın 179. maddesi kapsamında cezalandırılacağı, keza hususi araç kullananların 0.50, diğer araç sürücülerinin ise 0.20 promilin üzerinde alkolle kazaya sebebiyet vermeleri halinde ayrıca TCK hükümleri çerçevesinde cezalandırılacakları hükme bağlanmıştır. Buna paralel aynı içeriğin KTY’ye de işlendiği görülmektedir. Keza benzer anlayış ZMMS Genel Şartlarına da dercedilmiş; 01.06.2015 tarihinde yapılan değişiklikle “aracın, uyuşturucu madde veya ilgili mevzuatta belirtilen kişilerce veya aynı mevzuatta alkollü içki alamayacağı belirtilen kişilerce alkollü içki alınmak suretiyle kullanılması sırasında meydana gelen zararlar” için sigortalıya rücu edilebileceği düzenlenmiştir. Trafiğe çıkmak, şahsi riskin yanı sıra birçok insanın, can ve mal emniyetiyle doğrudan ilgilidir. Hele hele alkollü veya uyuşturucu madde etkisiyle araç kullanımının seyir ve trafik güvenliği açısından önemli bir risk faktörü olduğu tartışmasızdır. Sürüş yeteneğinin ortaya konulmasında, tecrübe büyük önem taşır. Ancak ani gelişen, beklenmedik bir hadiseden kazasız belasız kurtulmanın başlıca amili doğru zamanda gösterilecek isabetli reflekslerle mümkün olacaktır. Her yıl yüzlerce insanın trafikten hayatını kaybettiği, azımsanmayacak sayıda kişinin sakat kaldığı trafik kazalarının meydana gelmesinin en büyük nedenlerden birinin de alkollü araç kullanmak olduğu herkesin bilgisi dahilindedir. Trafikte aracı sürücü kullanır. Sürücüyü sevk ve idare eden başlıca organ ise beyindir. Alkol ve uyuşturucu madde kullanımının akli melekelerde teşevvüş/algılama yeteneğinde bozukluğa yol açtığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Beynin sürekli teyakkuz halinde olmasını gerektiren seyir esnasında fonksiyonlarını kısmen ya da tamamen tatil edecek potansiyel taşıyan madde kullanımının sadece sürücünün kendisini değil bir çok insan için potansiyel tehlike içermektedir. Bunun içindir ki yetkili kurum ve kuruluşlar yukarıda sıralanan mevzuatta birtakım güncellemeler yaparak; kazanın “münhasıran alkolün etkisinden kaynaklanmış” olması şeklindeki Yargıtay uygulama ve anlayışına son vermeyi amaçlamışlardır. Hemen belirtmek gerekir ki kazanın, münhasıran alkolün etkisiyle meydana gelmiş olması şeklindeki Yargıtay anlayışı sigortacı yönünden ispat imkansızlığıyla eşdeğer anlam taşıyordu. Zira cüzi de olsa yol şartları ya da karşı taraf sürücü kusuru bulunuyorsa, münhasırlık şartının gerçekleşmediği ve dolayısıyla sigortacının akidine rücu edemeyeceği yolundaki uygulama mevcuttu. Bu durumda bir kazanın münhasıran alkolün etkisiyle işlenmesi hali ancak ve ancak araç yakıt deposuna benzin ya da mazot yerine alkol konulması halinde mümkün olabilirdi ki, latife babından zikretmeden geçmemek lazım. Tüm bu aşamalardan sonra kanun koyucu ve ilgili mevzuat düzenleyici kuruluşlar kazanın münhasıran alkolün etkisiyle işlenmiş olmasına dayanak gösterilen “güvenli sürüş yeteneğini kaybetme” şartını çıkarmışlardır. Gerek alkollü araç kullanımı ve buna bağlı kaza sayısının artması, gerekse alkolün güvenli sürüş yeteneğini bertaraf etmeye dair etkisinin kişiden kişiye değişiklik göstermesi ve içen çevrelerce yaygın savunma mekanizması olarak devreye sürülen “içmesini bilene zararı olmaz” istisnasından teselli bulma anlayışına son vermek için haklı ve yerinde bir müdahale ile gerekli mevzuat güncellemesi yapılmıştır. Ardı sıra bu düzenlemelere paralel olarak ZMMS Genel Şartlarındaki rücu şartı değişikliğinin, sürücüleri alkollü araç kullanmaktan caydırmaya yönelik olması yönüyle de eleştirilecek bir tarafı bulunmamaktadır. Kaldı ki, taraflarca imzalanan poliçe genel şartlarıyla birlikte geçerli bir sözleşme haline gelir. Buna göre, primi ödenmemiş ve hatta yasaklanarak cezai müeyyideye de bağlanmış bir suç halinin, yargı mercilerince içtihat yoluyla teminat kapsamına sokulmaya devam edilmesi usul, kanun ve hayatın bilimsel gerçeklerine aykırı düşeceğinden, aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk kararına iştirak etmiyorum.

Zarar gören üçüncü kişilerin korunması amacıyla getirilen bu yasal düzenleme sebebiyle ödemede bulunmak zorunda kalan sigortacı, sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine dayanarak tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene rücu edebilir.

Sigortalının Kusuru ve Rücu Hakkını Doğuran Özel Haller

Sigorta ettirenin ve eylemlerinden sorumlu olduğu şahısların mevzuata ve sözleşme kurallarına aykırı davranışları sebebiyle rücu hakkı sınırlı hallerde doğar. Bu kapsamda kazanın işletenin ya da eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasti bir hareketi veya ağır kusuru neticesinde gerçekleşmesi, aracın geçerli bir sürücü belgesine sahip bulunmayan ya da ehliyetine geçici veya sürekli el konulmuş kimselerce sevk edilmesi ve taşıtın alkollü veya uyuşturucu madde almış şahıslarca idare edildiği sırada kazanın vuku bulması rücu imkânı veren haller arasında yer alır.

Ağır kusur kavramı, özel hukukta kasıt bulunmamakla birlikte kasta yakın bir kusurun varlığını ifade eder. Trafik akışında kırmızı ışık ihlali yapılarak kavşağa girilmesi kusur oluştursa da somut olayda eylemin kasti bir hareket veya ağır kusur niteliği taşımadığı durumlarda rücu şartları gerçekleşmemiş sayılabilir. Benzer şekilde yol kenarında park halinde bulunan araca çarpılması fiilinde de sürücünün kusurlu olduğu kabul edilmekle birlikte, eylemin kasıt veya ağır kusur kapsamında görülmemesi halinde rücu istemi karşılık bulmaz.

Alkol Etkisi Altında Araç Kullanımı ve İspat Rejimi

01.06.2015 tarihli değişiklik sonrasındaki Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları'nın B.4.c bendine dayalı rücuan tazminat taleplerinde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2025/2402 E., 2025/4431 K. sayılı kararı uyarınca oy çokluğuyla kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşmiş olması şartı aranmaktadır. Anılan karara konu uyuşmazlıkta kasko sigortası bakımından da ilgili genel şartlar düzenlemesine değinilerek önceki içtihatlar doğrultusunda salt belirlenen seviyenin üzerinde alkollü olunmasının değil, alkolün kazanın meydana gelmesinde münhasıran etkili bulunmasının arandığına işaret edilmiştir; ancak kararda mevzuat değişikliğinin münhasırlık koşulunu kaldırdığı yönünde muhalefet şerhi de yer almaktadır.

Trafik kazasından doğan hukuki sorumlulukta illiyet bağı ilkesinin anayasal ve yasal dayanağı Anayasa ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleridir. Normlar hiyerarşisinde kanundan sonra gelen genel şartların bu temel ilkeyi ortadan kaldıran hükümleri kanun karşısında uygulanamaz. Bu doğrultuda, sürücünün yüksek promil alkollü olduğu belirlense dahi, kazanın tek başına alkolün etkisiyle değil diğer sürücünün hız azaltmaması veya kavşakta geçiş önceliğine uymama gibi başka kusurlu eylemlerin birlikte gerçekleşmesiyle meydana geldiği durumlarda münhasırlık gerçekleşmediğinden rücu davası reddedilir.

Alkol iddiasına dayanan rücu davalarında ispat yükü mevzuatta öngörülen miktarlara göre şekillenir. Sürücüdeki alkol miktarının mevzuatta öngörülen 1 promil miktarında olması durumunda ispat yükü sigortacı üzerindedir; sigorta şirketinin sürücünün 2918 sayılı Kanun m. 48'de belirtilen oranların üzerinde alkollü olduğunu kanıtlaması halinde ise alkolün kazanın meydana gelmesinde etkisi bulunmadığını ispatlama yükü sigortalıya geçer. Karayolları Trafik Kanunu m. 48 uyarınca hususi otomobil sürücüleri için 0,50 promil, diğer araç sürücüleri için 0,20 promil sınırları cezai ve idari sorumlulukla ilişkili olarak düzenlenmiştir.

Alkol alımı ile kaza arasındaki illiyet bağının ve zararın teminat dışı kalıp kalmadığının tespiti teknik bir değerlendirme gerektirir. Bu kapsamda, olayın oluş şekli gözetilerek nöroloji uzmanı hekim ile trafik uzmanından oluşan bilirkişi kurulundan kazanın münhasıran alınan alkolün tesiri altında meydana gelip gelmediğine ilişkin rapor alınması zorunludur. Karayolları Trafik Kanunu'ndaki alkol yasakları sorumluluk hukukuna değil cezai ve idari yaptırımlara ilişkin olup, tehlike suçunun oluşması için kazanın alkol etkisinde gerçekleşmesi gerekirken idari kabahat oluşumu için salt alkollü araç kullanımı yeterli görülmektedir.

İstiap Haddinin Aşılmasında Nedensellik Bağı

Taşıtın ruhsatında belirtilen taşıma haddinden fazla yük ve yolcu taşınması sırasında meydana gelen zararların teminat dışı sayılabilmesi için sadece istiap haddinin aşılmış olması yeterli değildir. Riziko ile istiap haddinden fazla yük ya da yolcu taşıma arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve kazanın salt bu nedenle meydana geldiğinin davacı sigorta şirketi tarafından kesin bir şekilde kanıtlanması zorunludur.

Zamanaşımı Süreleri, Ceza Zamanaşımı ve Kesilme

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 109/1-2 çerçevesinde, motorlu araç kazalarından kaynaklanan maddi zarar tazmini taleplerinde hak sahibinin zararı ve tazminat sorumlusunu öğrendiği tarihten itibaren iki yıllık ve her durumda kaza tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı işler. Zarar verici fiil aynı zamanda ceza kanunlarında suç sayılıp daha uzun bir zamanaşımına tabi tutulmuşsa, maddi tazminat istemlerinde de bu uzamış ceza zamanaşımı dikkate alınır.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 109Kaynağı aç
Madde 109 – Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır. Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır. Görevli ve Yetkili Mahkeme:[78]

Kasko sigortacısının halefiyete dayanarak zarar sorumlusuna karşı açtığı rücu davalarında zamanaşımı, sigorta ettirenin aynı zarar sorumlusu aleyhine açabileceği davanın tabi olduğu kurallara göre belirlenir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/12418 E., 2015/10645 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, fiil suç teşkil ediyorsa mahkûmiyet kararı veya ceza davası şartı aranmaksızın 2918 sayılı Kanun m. 109/2 gereğince uzamış ceza zamanaşımı süresi uygulanır.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/12418, K. 2015/10645Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/12418 E.  ,  2015/10645 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bodrum 1. Sulh Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 12/06/2014 NUMARASI : 2013/1046-2014/843 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı vekili, müvekkiline kasko sigortalı araçta meydana gelen 4.083 TL hasar bedelinin sigortalıya ödendiğini, davalı sürücünün olayda %100 kusurlu olduğunu belirterek 4.083 TL'nın ödeme tarihinden işleyecek reeskont faiziyle davalılardan tahsilini talep etmiştir. Davalı Z.. M.., davanın zamanaşımına uğradığını kusuru, hasar miktarını kabul etmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı A.. S.. davaya cevap vermemiştir. Davanın kısmen kabulüne (3.900 TL yönünden) dair 23.05.2012 gün 2010/556-2012/429 sayılı önceki hükmün davalı Z.. M.. tarafından temyizi üzerine, Dairenin 25.06.2013 gün 2013/3957-9908 sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyulmasından sonra davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kasko sigorta sözleşmesine ve halefiyete dayanılarak açılan rücuen tazminat istemine ilişkindir. Sigorta rücu davalarında zamanaşımı 17.01.1972 gün ve 1970/2 Esas, 1972/1 Karar sayılı İBK'nda da belirtildiği gibi halefiyet ilkesine göre sigorta ettirenin aynı zarar sorumlusu aleyhine açabileceği davanın zamanaşımına tabi olup, aynı tarihte başlayacağı kabul edilmiştir. Somut olayda, davacının halef olduğu sigorta ettiren ile zarar sorumlusu olan davalılar arasındaki ilişki trafik kazasına dayandığından 2918 sayılı KTK'nun 109.maddesi hükümlerinin uygulanması gerekir. 2918 sayılı KTK'nun 109/1.maddesinde "motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar." Aynı Kanunun 109/2.maddesinde ise "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise bu süre maddi tazminat talepleri içinde geçerlidir" hükmüne yer verilmiştir. Maddenin özellikle 2.fıkrasında, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3.kişi), yapmış olduğu fiil cezayı gerektiriyorsa ceza zamanaşımı uygulanacağını belirtmiştir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.10.2001 gün 2001/19-652 Esas, 2001/705 sayılı kararında "2918 sayılı Kanun'un anılan hükmünün gözden kaçırılmaması gereken yönü Ceza Kanunu'nda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalar içinde geçerli olabilmesinin, sadece eylemin Ceza Kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmaktadır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Söz konusu Yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte, bunun dışında, fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı, hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Dahası, sözkonusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örn.işleten) arasında bir ayrımda yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu, hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağını" belirtmiştir. Ayrıca ceza zamanaşımı ile ilgili Dairemizin, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ve 19.Hukuk Dairesinin Hukuk Genel Kurulu kararına paralel kararları uygulamada mevcuttur. Açıklanan hukuksal durum ve ilkeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 08.09.2007 tarihinde yaralamalı, maddi hasarlı, 3 ayrı aracın karıştığı kaza meydana gelmiş; davalı sürücü A.. S..'e şeride tecavüz etmesi sebebiyle tam kusur izafe edilmiştir. Dava dışı 3.kişiye ait aracın sürücüsü Çelebi Yücel, kaza sonucu basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralanmış, sürücü A.. S.. hakkında Bodrum 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2008/1282 Esas sayılı dosyasında taksirle yaralamaya sebebiyet vermekten dava açılmış, yargılama sonunda davalı A.. S..'in %100 kusuruna istinaden, TCK'nun 89/1.maddesi hükmüne göre neticeden 1.800 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Bu suç için TCK'nun 66/1-e maddesinde öngörülen zamanaşımı süresi 8 yıldır. Dava, 08.09.2007 kaza tarihinin üzerinden 8 yıl geçmeden 04.05.2010 tarihinde açılmıştır. Bu durumda, mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu gibi, ceza zamanaşımının burada uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kabule göre de; Zamanaşımı defi ancak bunu ileri süren taraf lehine hukuki sonuç doğurur. Zamanaşımı definde bulunmayan taraf yararına hukuki sonuç doğmaz. Somut olayda, davalılardan sadece Z.. M.., süresinde zamanaşımı definde bulunmuş, davalı A.S. davaya cevap dahi vermemiştir. Ayrıca, davanın kısmen kabulüne dair 23.05.2012 gün 2010/556 Esas-2012/429 Karar sayılı önceki hüküm, sadece davalı Z.. M.. tarafından temyiz edilmiş olup, hükmü temyiz etmeyen diğer davalı A.. S.. yönünden o hüküm kesinleşmiştir. Bu durumda mahkemece, davalı A.. S.. hakkında verilen 23.05.2012 gün 2010/556 Esas-2012/429 Karar sayılı önceki hüküm kesinleştiğinden, bu davalı yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, sanki bu davalı hakkında önceki hüküm kesinleşmemiş, bu davalı da zamanaşımı definde bulunmuş ve aleyhinde verilen önceki hükmü temyiz etmiş; bu davalı yönünden de karar bozulmuş gibi sadece davalı Z.. M.. tarafından ileri sürülen zamanaşımı definin, diğer davalı A.. S..'e de sirayet ettirilerek, bu davalı hakkında açılan davanın da zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı ….. Sigorta A.Ş vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün davacı lehine BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 15/10/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Buna karşılık, 2918 sayılı Kanun m. 109/4 hükmüne tabi olarak motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu haklarında zamanaşımı, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yıldır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/944 E., 2023/12483 K. sayılı çoğunluk kararında bu fıkra kapsamındaki rücu istemlerinde iki yıllık sürenin kesin olduğu ve uzamış ceza zamanaşımının uygulanamayacağı kabul edilmiş; karara karşı oy gerekçesinde ise halefiyet uyarınca uzamış ceza zamanaşımının işletilmesi gerektiği savunulmuştur.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/944, K. 2023/12483Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2023/944 E.  ,  2023/12483 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/534 E., 2022/580 K. DAVA TARİHİ : 14.07.2021 HÜKÜM/KARAR : Davanın reddi KANUN YARARINA TEMYİZ EDEN : Adalet Bakanlığı Taraflar arasında, İlk Derece Mahkemesinde görülen rücuen tazminat davasında davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirkete sağlık sigorta poliçesi ile sigortalı olan sigortalıların, Zorunlu Trafik Sigortası poliçesi ile sigortalı bulunan araçların sebebiyet vermiş olduğu trafik kazaları neticesinde yaralandıklarını, anılan sigortalıların tedavi giderlerinin karşılığı olarak davacı şirket tarafından toplam 4.924.268,10 TL tedavi gideri ödendiğini, ödenen miktar kadar sigortalıların haklarına halef olunduğunu, dava dışı sigortalıların geçirmiş olduğu trafik kazalarına bağlı olarak ödenen toplam 4.924.268,10 TL tedavi giderinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 177 ayrı ödeme konusunda dosyaların tefrikine karar verilmesi üzerine eldeki dava; sigortalı Emir Soyman yönünden 12.12.2018 tarihinde ödenen 7.333,34 TL'nin tahsili istemine ilişkindir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, davanın yetkisiz ve görevsiz mahkemede açıldığını, davanın 177 adet hasta için yapılan tedavi giderlerinin talebini içerdiğini, yargılamanın daha iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için dosyanın tefrik edilmesi gerektiğini, dava şartı olan arabuluculuğa başvuru şartının yerine getirilmediğini, kazazedeler için yapıldığı belirtilen ödemelerin bireysel tercihe dayanan ve prim ödenerek yaptırılan özel sağlık sigortası kapsamında olduğunu, trafik poliçeleri haricindeki diğer poliçelerden (özel sağlık sigortası poliçesi gibi) kurumlarına herhangi bir prim aktarımı yapılmadığını, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (2918 sayılı Kanun) 98 inci maddesi hükmü gereğince trafik sigortası poliçelerinden kurumlarına aktarılan katkı payı dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğunun sona erdiğinin açıkça belirtildiğini, aksinin kabulü halinde ise bilirkişi tarafından yapılacak SUT kapsamında hesaplamalar oranında müvekkili kurumun sorumlu tutulabilmesinin mümkün olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bu dosya yönünden ödemenin 12.12.2018 tarihinde yapıldığı, bu tarihten itibaren 2 yıllık sürenin 12.12.2020 tarihinde dolduğu, ancak davanın bu süre geçtikten sonra açıldığı, her ne kadar davacı ödemeyle sigortalısına halef olduğunu ve ceza zamanaşımı süresine göre taleplerinin zamanaşımına uğramadığını ileri sürmüşse de gerek Yargıtay ve istinaf mahkemeleri içtihatları ve gerekse de 2918 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin dördüncü fıkrası ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 73 üncü maddesinin sistematiği ve düzenleniş biçimi bir bütün olarak dikkate alındığında; ilgili maddelerin açık şekilde rücuya ilişkin istemlerin tabi olacağı zamanaşımı süresini açıkça belirttiği, davalının 6111 sayılı Kanun kapsamında tazminat yükümlüsü olduğu, davacının tazminat yükümlüsü olan davalıya karşı ödemeden itibaren 2 yıl içinde dava açmadığı, 109 uncu maddenin dördüncü fıkrası rücuya ilişkin özel düzenleme yaptığından uzamış zamanaşımının uygulanmayacağı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. KANUN YARARINA TEMYİZ A. Kanun Yararına Temyiz Yoluna Başvuran İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiştir. B. Temyiz Sebepleri Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz dilekçesinde; Mahkemece sigortalısına sağlık poliçesi kapsamında ödeme yapan davacı sigorta şirketinin ödemiş olduğu miktar uyarınca sigortalısının haklarına halef olduğu, davaya konu yaralanmalara sebep olan olayların ayrıca cezayı gerektiren fiillerden doğmuş olabileceği ve Ceza Kanunu'nun bu fiiller için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmesi halinde bu sürenin sigortalının haklarına halef olan davacı şirket lehine de uygulanacağı gözetilerek bu cihette yapılacak incelemenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması doğru olmadığı gibi ana davadan ayrılmasına karar verilen eldeki davada, dosyanın hangi sigortalı yönünden ayrıldığının anlaşılamadığı, dava konusu sigortalının geçirdiği kazaya ilişkin raporlar, tedavi evrakları ve ödeme belgeleri ile sigortalıdan alınan ibranamenin ayrılan dosyaya eklenmediği gibi UYAP sistemine de kaydedilmediği ve ayrılan dosya yönünden ayrı bir başvurma harcı alınmadığı, ayrıca asıl dosyada yatırılan nispi harcın ayrılan davaları kapsayıp kapsamadığının da anlaşılamadığı dikkate alındığında, hangi dosyanın hangi sigortalıya yapılan ödeme için tefrik edildiği belirlenip o sigortalıya ait ana dosyada bulunan tüm evrak ve belgeler eldeki dosyaya aktarıldıktan ve UYAP sistemine kaydedildikten sonra ayrı bir dava olarak başvurma harcının tamamlatılması ve asıl dosyada yatırılan nispi harcın ayrılan davaları kapsayıp kapsamadığı incelenip eksiklik olması halinde Harçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılması gerekirken tüm bu hususlar göz ardı edilerek yapılan ayırma işlemine istinaden yazılı şekilde karar verilmiş olmasının da usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek kararın kanun yararına bozulması talep edilmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, özel sağlık sigorta poliçesinden kaynaklanan rücuen tazminat davasında davanın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı ve dava dosyalarının tefrik işleminin Harçlar Kanunu uyarınca gerekli harçlar alınarak usulünce yapılıp yapılmadığı hususuna ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 363 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 6098 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesi, 2918 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin dördüncü fıkrası. 3. Değerlendirme 1. 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinde İlk Derece Mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına ve Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla kesin olarak verdikleri kararlar ile yine bu sıfatla verdikleri ve temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulacağı ve temyiz talebinin Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde, kararın kanun yararına bozulacağı, bu bozmanın kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı düzenlenmiştir. 2. Olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına temyizin amacı; kesin olarak verilen ya da istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararların Yargıtayca incelenmesini ve buna bağlı olarak kanunların uygulanmasında ülke genelinde birliği sağlamak, karar ve hükümlerdeki hukuka aykırılıkları toplum ve birey açısından gidermektir. Olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına temyiz kurumunun konusunu oluşturabilecek kanuna aykırılık hâlleri olağan kanun yolu olan temyiz nedenlerine göre dar ve kısıtlı tutulduğunda kesin hükmün otoritesi korunmuş olacaktır. 26.10.1932 tarihli ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirtildiği üzere; kabul edip etmemenin hâkim veya mahkemenin takdirine bağlı olarak talepler hakkında verilen kararlar ile delillerin değerlendirilmesine ve şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına temyiz konusu olamaz. 3. Somut davada; 2918 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesi 4 üncü fıkrası gereğince motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu haklarının, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrayacağı, rücu davalarında uzun ceza zamanaşımı sürelerinin uygulanamayacağı, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasının mahkemelerin takdirinde olduğu, bu hususta kanun yararına temyiz talebinde bulunulamayacağı anlaşıldığından Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına temyiz talebinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. V. KARAR Açıklanan sebeplerle; Adalet Bakanlığının hükmün kanun yararına bozulması talebinin REDDİNE, Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine, 23.11.2023 tarihinde Başkan …'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) KARŞI OY Dava, sağlık sigortası poliçesi uyarınca hak sahibine ödenen tedavi giderinin 6111 sayılı Kanun uyarınca davalı Sosyal Güvenlik Kurumundan halefiyet gereği tahsili istemine ilişkindir. Davacı sigorta şirketi eldeki davada; ZMSS poliçesi ile sigortalı aracın sebep olduğu trafik kazası sonucu sigortalısının yaralandığını, yaralanma nedeniyle yapılan tedavi masrafının poliçe gereği karşılandığını, ödediği miktar kadar sigortalısının haklarına halef olduğunu belirterek 12.12.2018 tarihinde sigortalısı için ödenen tedavi giderinin tahsilini talep etmiş; İlk Derece Mahkemesince, davalının 6111 sayılı Kanun kapsamında tazminat yükümlüsü olduğu, ödemeden itibaren 2 yıl içinde davanın açılmadığı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 109 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında rücuya ilişkin özel düzenleme yapıldığından uzamış zamanaşımının uygulanamayacağı gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Esasen bir borçlar hukuku kurumu olan halefiyet, TBK m. 127 ile genel olarak düzenlenmiş olup her zaman üçlü hukuki ilişkinin var olduğu durumlarda gündeme gelen bir hukuki kurumdur. Borçlunun borcunu sözleşmeden veya kanundan kaynaklanan sebeplerle ifa etmek durumunda kalan üçüncü kişi ilke olarak, o oranda alacaklının yerine ikame olur ve bundan böyle onun haklarına sahiptir. Sigorta sözleşmelerine dayanan taleplere ilişkin olan zamanaşımı süresi TTK m. 1420 ile genel olarak düzenlenmiş; ancak, TTK m. 1420/1 ile sorumluluk sigortalarına ilişkin olarak zamanaşımını düzenleyen TTK m. 1482 hükmü, TTK m. 1420/2 ile de diğer kanunlardaki hükümler (örneğin KTK m. 109) saklı tutulmuştur. TTK m. 1420'de öngörülen ve sigorta sözleşmesinin taraflarını ilgilendiren iki yıllık sürenin, halefiyete dayanan rücu davalarında uygulanması mümkün değildir. Sorumluluk sigortalarına ilişkin sigorta sözleşmelerinde zamanaşımı ise TTK m. 1482'de düzenlenmiş olup sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren on yılda zamanaşımına uğrar. Bu maddede sigorta sözleşmesinden söz edilmemiş olup zarar görenin uğradığı zararın sigorta bedeline kadar olan kısmının tazminini, sigorta sözleşmesi için geçerli zamanaşımı süresi içinde kalmak şartıyla doğrudan sigortacıdan isteyebilmesine olanak tanıyan TTK m. 1478 ile TTK m. 1482 birlikte değerlendirildiğinde, bu hükümlerin sadece zarar gören üçüncü kişinin sigortacıya yönelik istemleriyle ilgili olduğu, sigorta ettirenin sigortacıya karşı ileri sürebileceği istemlerin ise genel hükümler arasında yer alan TTK m. 1420 hükmüne (iki senelik zamanaşımına) tabi olacağı sonucu çıkmaktadır. TTK m. 1420/2'de diğer kanunlardaki hükümler saklı tutularak, zamanaşımı süreleriyle ilgili olarak başka kanunlarda farklı bir düzenleme yapılabileceği öngörülmüştür. 2918 sayılı KTK m. 109 ile de farklı bir düzenleme yapılmıştır. KTK m. 109'da yer alan düzenleme, TTK'da yer alan zamanaşımına ilişkin düzenlemelere kıyasla daha özel nitelikte bir düzenlemedir. Trafik sigortası da denilen ve KTK'da "Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası" adıyla anılan başvuru ve açılacak davalarda zamanaşımı süreleri ise KTK m. 109'da düzenlendiği gibidir. KTK da yer alan iki yıllık zamanaşımı süresi TTK m. 1420'de öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinden farklı olarak alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren değil, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren başlayacaktır. KTK m. 109/2'de davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve ceza kanununda bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olacağı düzenlenmiştir. Halefiyete dayalı rücu davalarında sigortacı, sigortalısının dava hakkını devraldığından, sigortalının sahip olduğu ceza zamanaşımından da yararlanacaktır. Sigortacı, sigorta tazminatını ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer. Yani, sigorta ettiren kişinin sahip olduğu hak aynen sigortacıya intikal eder. İlgili hak için başlamış olan zamanaşımı süresi de sanki hak sahibi hiç değişmemiş gibi devam eder. Özel sigorta hukukunda zarar sigortaları kapsamında halefiyete ilişkin TTK'nın 1472 nci maddesinde yer alan özel düzenleme şu şekildedir: "Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir." Bu konuyla ilgili olarak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 17.01.1972 tarihli ve 1970/2 Esas, 1972/1 Karar sayılı kararında; sigorta bedelini ödeyen sigortacının, zarara sebebiyet veren aleyhinde ve sigorta ettirenin halefi sıfatıyla açacağı davanın zamanaşımının, sigorta ettirenin aynı kişiye karşı açabileceği davanın zamanaşımına tabi olacağı ve aynı tarihte başlayacağına karar verilmiştir. Böylece ilgili hak için başlamış olan zamanaşımı süresi de sanki hak sahibi hiç değişmemiş gibi işlemeye devam edecektir. KTK'nın 109/4 maddesinde yer alan düzenleme ise, motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu haklarına ilişkindir. Bu maddeye göre tazminat sorumlusunun diğer müteselsil tazminat sorumlularına karşı kendi kusurunu aşan miktarda yapmış olduğu ödemeyi rücu edebilmesi için öncelikle zarar görenin zararını tam olarak karşılaması, rücu edeceği müteselsil sorumlunun kusurlu olması gerekir. Tazminat sorumluları arasındaki rücuda, müteselsil sorumluluk ilkesi değil kusur esası uygulanır. KTK m. 111 uyarınca ise KTK'da öngörülen zamanaşımı sürelerinin kısaltılmasına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. KTK m. 109'da yer alan özel düzenlemeler dışındaki diğer hususlarda TBK m. 149 ve devamındaki genel hükümlerin uygulanması gerekir. Bununla ilgili KTK m.109/5 maddesinde yer alan düzenleme, diğer hususlarda genel hükümler uygulanır şeklindedir. Bu nedenle TBK'nın zamanaşımının kesilmesine ilişkin 154 üncü maddesinin yanında, kesilen zamanaşımı süresinin yeniden başlamasına ilişkin 156 ve 157 nci maddelerin de dikkate alınması gereklidir. Halefiyet davası, aslında bir tazminat davasıdır. Halefiyette zamanaşımı süresi ve bu sürenin başlangıç tarihi açısından, sigorta ettiren ile zarara sebebiyet veren kişi arasındaki ilişki önem taşımaktadır. Sigortacı sigortalısının yerine geçmekte, sigortalı ile üçüncü kişi arasındaki hukuki ilişkiye göre dava sürdürülmektedir. Bu nedenle görülecek davada yetkili mahkeme, zamanaşımı ve ispata dair kurallar, sigortalı ile üçüncü kişi arasındaki hukuki ilişkiye göre belirlenir. Bu hukuki ilişkinin tabi olduğu zamanaşımı süresi, halefiyet davasında da geçerlidir. Zamanaşımı yönünden sigortalı için uygulanacak hükümler, sigorta şirketi için de uygulanır. Zarara sebebiyet veren aleyhinde aynı olay sebebiyle zarar gören ile onun halefi yönünden, başlangıç ve sona erme tarihleri farklı iki tür zamanaşımı kabul edilemez. Somut olayda davacı sigorta şirketi, trafik kazası sonucu yaralandığını belirttiği sigortalısına sağlık sigorta poliçesi uyarınca ödediği tedavi giderini sigortalısının haklarına halef olarak davalı SGK'dan talep etmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle halefiyete dayalı davada sigortacı, halefi olduğu kişinin zamanaşımı süresinden yararlanacaktır. Davacı sigortalısının yaralanmasıyla sonuçlanan trafik kazasının cezayı gerektiren bir eylem niteliğinde bulunup bulunmadığı, cezayı gerektiren bir eylem niteliğinde olması halinde ceza zamanaşımının uygulanıp uygulanamayacağı hususu araştırılıp varılacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş olması hatalı olup kararın kanun yararına bozulması düşüncesinde olduğumdan; sayın çoğunluğun ret kararına katılmıyorum.

2918 sayılı Kanun m. 109/3 uyarınca tazminat sorumlusuna karşı zamanaşımının kesilmesi sigortacı yönünden de kesilme sonucunu doğurur ve sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı tazminat sorumlusu için de kesilmiş sayılır. Bunun yanı sıra 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 155 gereğince müteselsil borçlulardan veya borcun bölünemez nitelikte olduğu hallerde borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer borçlulara da sirayet eder.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2022/2541, K. 2023/13306Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2022/2541 E.  ,  2023/13306 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi DAVA TARİHİ : 06.03.2009 HÜKÜM/KARAR : Davanın Kısmen Kabulü Taraflar arasında görülen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı dahili davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının trafik sigortacısı olduğu araçların sebep olduğu muhtelif kazalarda, davacının can sağlığı sigortalısı olan 3. kişilerin yaralandığını, davalının ödemediği bir kısım tedavi giderlerinin davacı tarafından ödendiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davacının ödediği 42.308,02 TL'nin ödeme tarihlerinden işleyecek avans faizleriyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı Groupama Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davaya konu edilen zarar bedelleri için, davacının rücu başvurusu üzerine, Sağlık Bakanlığı Genelgesi doğrultusunda davacıya ödemelerin yapıldığını, davacının ödenen bedelleri ihtirazi kayıt koymadan tahsil ettiğini, ticari faiz isteminin yersiz olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 2.Dahili davalı … cevap dilekçesinde; görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, zamanaşımı süresinin dolduğunu, davadan önce kuruma başvuru yapılmadığını, dahili davalı yoluyla husumet yöneltilemeyeceğini, davacı şirketin rücu talebinin yerinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 04.10.2010 tarihli, 2009/170 esas ve 2010/482 karar sayılı kararı ile; davanın kısmen kabulü ile 41.199,34 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.05.2012 tarihli 2011/2193 esas 2012/9008 sayılı ilamı ile; ''Dava, sağlık sigorta poliçesine dayalı olarak, davacının sigortalısına ödediği tedavi giderinin rücuen tahsili istemine ilişkin olup, karar tarihinden sonra temyiz aşamasında yürürlüğe giren 25.02.2011 tarih ve 6111 sayılı Yasa'nın 59 ncu maddesi 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 98 nci maddesini başlığı ile birlikte değiştirmiş ve trafik kazasına bağlı olarak gerçekleşen tüm sağlık hizmet bedellerinin SGK tarafından karşılanacağını, trafik kazalarına sağlık teminatı sağlayan zorunlu sigortalarda; sigorta şirketlerince belirlenen primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarından belirli bir oranın Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılacağını, yine aynı Yasa'nın geçici 1 nci maddesi ile de bu kanunun yayınlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağını düzenlemiştir. İlke olarak, herhangi bir yasa veya düzenleyici kural, hukuksal sonuçlarını yürürlüğe girdiği tarihten sonrası için doğurmaya başlar. Bunun doğal sonucu da, yasaların yürürlüğe girmelerinden önceki olayları etkilememeleri, yani geçmişe etkili olmamalarıdır. Yasaları uygulama durumunda bulunanlar, başta mahkemeler olmak üzere, yasaları geçmişe etkili sonuçlar doğuracak şekilde yorumlamamakla yükümlüdürler. Hukuk güvenliği bunu gerektirir. Kanun koyucu bu kaidenin aksine düzenleme yapabilir. Bunlardan ayrı devam eden uyuşmazlıklarda, tamamlanmamış hukuki durumlara yeni yasa veya düzenleyici kural, derhal yürürlüğe girme niteliği nedeniyle uygulanacak ve hukuki sonuç doğuracaktır. Tamamlanmış hukuki durumların yeni yasa veya düzenleyici kuraldan etkilenmemesi, kazanılmış hakların korunmasının ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesi hükmünde yer alan Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir ilkesinin sonucudur. Tüm bu açıklamalar ışığında, 6111 sayılı Yasa'nın 59 ve geçici 1 nci maddesinin somut olaya uygulama olanağının olup olmadığının mahkemece değerlendirilmesi gerektiği'' gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur. B. İkinci Bozma Kararı 1. Bozmaya uyan mahkemece verilen davanın pasif husumet yokluğundan reddi karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 15.05.2017 tarihli, 2014/7699 esas 2017/5436 sayılı karar ile; '' 6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklik sonucu, trafik kazası nedeniyle yapılan tedavi giderlerine ilişkin istemler yönünden SGK Başkanlığı'nın yasal hasım haline geldiği, kanun değişikliğinden kaynaklanan hasım değişikliği bakımından davacıya yüklenecek bir kusur bulunmadığı gözetilerek, SGK Başkanlığı'nın davaya dahil edilmesi suretiyle yargılamaya devam edilmesi; 6111 sayılı Kanun ile değiştirilen 2918 sayılı Kanun'un 98. maddesi kapsamında kalan tedavi gideri bedelleri ile bu kanun kapsamında kalmayan tedavi gideri bedelleri konusunda adli tıp uzmanı bilirkişiden ayrıntılı, gerekçeli, denetime elverişli bir rapor alınarak, davaya konu edilen tedavi bedelleri yönünden SGK ile davalının sorumlu olduğu kısımların belirlenmesi suretiyle, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirme ve hatalı gerekçeyle, yazılı olduğu biçimde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir. Kabule göre ise; karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 7/1. maddesi gereği, davanın husumetten reddi nedeniyle maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken; reddolunan alacak miktarı üzerinden davalı taraf yararına nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi de doğru olmamıştır. '' gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur. C. Üçüncü Bozma Kararı 1. Bozmaya uyan Mahkemece verilen davanın reddi kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı SGK vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 16.11.2020 tarihli, 2019/4837 Esas 2020/7047 sayılı karar ile;''Dairemizin önceki bozma ilamının içeriği ve 6111 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler gereği; SGK Başkanlığı'na gerekli tebligatlar yapılıp sorumluluğu hakkında değerlendirme yapılması, bozma ilamı içeriğindeki biçimde araştırmaların tamamlanması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, uyulan bozma ilamına da açıkça aykırı bir gerekçeyle, yazılı biçimde hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir. '' gerekçesiyle mahkeme kararı bozulmuştur. C. Mahkemece Üçüncü Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 2918 sayılı Kanun'un 98. maddesi, 6111 sayılı Kanun'un 59. maddesi ile değiştirilerek, trafik kazası nedeniyle yapılan tedavi giderlerinden SGK'nın sorumlu kılındığı, zarara neden olan aracın trafik sigortacısına düşen sorumluluğun kaldırıldığı, 6111 sayılı Kanun 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş, geçici 1. maddesi ile de Kanun'un yürürlüğünden önceki kazalardan doğan tedavi giderlerinden de SGK'nın sorumlu olacağının hüküm altına alındığı, davalı trafik sigortacısının sorumluluğunu kaldıran ve dava dışı SGK Başkanlığı'nın sorumluluğunu doğuran kanun değişikliği, temyize konu davanın yargılaması devam ederken yapılmış olup davada SGK'nın yasal hasım haline geldiği, 29.06.2010 tarihli raporun 3 sayfasında açıkça belilenen ve toplam 41.199,34 TL yapılması gerektiği şeklindeki rapora mahkemece aldırılan 19.11.2018 tarihli 2 sayfadan ibaret rapor ile ödenmesi gereken miktar olarak kabul edildiğinden davanın bu miktar üzerinden SGK yönünden kabulüne, asıl davalı Groupama Sigorta A.Ş. yönünden reddine karar verildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalı SGK'dan 41.199,34 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile alınıp davacıya verilmesine, davalı Groupama Sigorta A.Ş. yönünden davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde dahili davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Dahili davalı … vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporlarının tebliğ edilmediğini, iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumu'na başvuru yapılması gerektiğini, 5 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, davacının sigortalıları kaza sonrasında acil müdahalesi devlet hastanesinde yapıldıktan sonra kendi istekleriye SGK ile sözleşmesi olmayan hastanelere gitmiş olmaları halinde, dosyada SGK'dan sevk istendiğine dair bir belge ve kayıt olmadığını, kazalıların sözleşmesiz sağlık kuruluşundaki tedavisinin niteliği, acil olup olmadığı araştırılmadığını, bu nedenle sözleşmesiz sağlık kuruluşunda yapılan giderlerin SGK tarafından karşılanmasının mümkün olmadığını, kurumun sorumluluğu SUT tutarının ödenmesi ile sınırlı olup bu da yerine getirildiğini, kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe: 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davacı … tarafından sağlık sigorta poliçesine dayalı olarak trafik kazasında yaralanan sigortalısı olan dava dışı üçüncü şahıslara ödenen tedavi giderinin davalılardan rücuen tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 saylı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 1472 inci (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1301 inci) maddesi, Karayolları Trafik Kanunu'nun 98 inci maddesi ile 109 uncu maddesinin 4 üncü fıkrası. 3. Değerlendirme 1.Temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesinin hukukça mümkün olmadığı anlaşılmakla; dahili davalı … vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2. 2918 Sayılı KTK.’nun 109/4. maddesinde motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu haklarının, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrayacağı hüküm altına alınmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 155. maddesi hükmü, "Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur." kuralını içermektedir. Bu maddeye göre, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. (818 sayılı BK. Mad.134) Somut olayda; dava 06.03.2009 yılında açılırken kazaya karışan araçların Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesini düzenleyen Güven (yeni unvan; Groupama) Sigorta A.Ş. aleyhine açılmış, yukarıda belirtilen bozma ilamları gereği Sosyal Güvenlik Kurumu 6111 sayılı yasa uyarınca davaya dahil edilmiş olup, dahili davalı … tarafından süresi içerisinde sunulan cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmüştür. Bu durumda Sosyal Güvenlik Kurumu'nun davaya dahil edilmesi yargılama sırasında yasal değişiklik gereği olduğundan, ileri sürülen zamanaşımı defi dava tarihi olan 06.03.2009 tarihi itibariyle değerlendirilecektir. Davacı … tarafından sigortalıları dava dışı şahıslar olane son yapılan ödeme 07.06.2005 tarihinde, 'a son yapılan ödeme 06.03.2007 tarihinde, 'ya son yapılan ödeme 10.04.2006 tarihinde, 'ye son yapılan ödeme 19.07.2007 tarihinde, … ye son yapılan ödeme 19.07.2007 tarihinde, 'a son yapılan ödeme 22.03.2007 tarihinde, a son yapılan ödeme 13.07.2007 tarihinde, 'a son yapılan ödeme 17.10.2008 tarihinde, e son yapılan ödeme 16.07.2006 tarihinde yapılmış olup; bu kişilerden son yapılan ödeme 07.06.2005 tarihinde, 'ya son yapılan ödeme 10.04.2006 tarihinde, 'e son yapılan ödeme 16.07.2006 tarihinde yapılmış olup, bu ödemeler yönünden ödeme tarihlerinden itibaren dava tarihi itibariyle yukarıda açıklanan iki yıllık zamanaşımı süresi dolmuş olduğundan davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğinin gözetilmemesi doğru değildir. VII. KARAR 1.Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle dahili davalı … vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2.Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle dahili davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, Dosyanın Mahkemeye gönderilmesine, 11.12.2023 tarihinde Başkan …'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) KARŞI OY Dava, sağlık sigortası poliçeleri uyarınca sigortalılarının, trafik kazasından kaynaklanan tedavi giderlerini ödeyen davacının ödediği bedellerin, zarardan sorumlu olanların trafik sigortacısı olan davalı … ve yargılama sırasında davaya dahil edilen dahili davalı SGK'dan 6102 sayılı TTK'nın 1472 nci (6762 sayılı TTK'nın 1301) maddesi uyarınca rücuen tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece bozmaya uyularak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, dahili davalı SGK vekilince temyiz edilmiştir. Esasen bir borçlar hukuku kurumu olan halefiyet, TBK m. 127 ile genel olarak düzenlenmiş olup her zaman üçlü hukuki ilişkinin var olduğu durumlarda gündeme gelen bir hukuki kurumdur. Borçlunun borcunu sözleşmeden veya kanundan kaynaklanan sebeplerle ifa etmek durumunda kalan üçüncü kişi ilke olarak, o oranda alacaklının yerine ikame olur ve bundan böyle onun haklarına sahiptir. Sigorta sözleşmelerine dayanan taleplere ilişkin olan zamanaşımı süresi TTK m. 1420 ile genel olarak düzenlenmiş; ancak, TTK m. 1420/1 ile sorumluluk sigortalarına ilişkin olarak zamanaşımını düzenleyen TTK m. 1482 hükmü, TTK m. 1420/2 ile de diğer kanunlardaki hükümler (örneğin KTK m. 109) saklı tutulmuştur. TTK m. 1420'de öngörülen ve sigorta sözleşmesinin taraflarını ilgilendiren iki yıllık sürenin, halefiyete dayanan rücu davalarında uygulanması mümkün değildir. Sorumluluk sigortalarına ilişkin sigorta sözleşmelerinde zamanaşımı ise TTK m. 1482'de düzenlenmiş olup sigortacıya yöneltilecek tazminat istemleri, sigorta konusu olaydan itibaren on yılda zamanaşımına uğrar. Bu maddede sigorta sözleşmesinden söz edilmemiş olup zarar görenin uğradığı zararın sigorta bedeline kadar olan kısmının tazminini, sigorta sözleşmesi için geçerli zamanaşımı süresi içinde kalmak şartıyla doğrudan sigortacıdan isteyebilmesine olanak tanıyan TTK m. 1478 ile TTK m. 1482 birlikte değerlendirildiğinde, bu hükümlerin sadece zarar gören üçüncü kişinin sigortacıya yönelik istemleriyle ilgili olduğu, sigorta ettirenin sigortacıya karşı ileri sürebileceği istemlerin ise genel hükümler arasında yer alan TTK m. 1420 hükmüne (iki senelik zamanaşımına) tabi olacağı sonucu çıkmaktadır. TTK m. 1420/2'de diğer kanunlardaki hükümler saklı tutularak, zamanaşımı süreleriyle ilgili olarak başka kanunlarda farklı bir düzenleme yapılabileceği öngörülmüştür. 2918 sayılı KTK m. 109 ile de farklı bir düzenleme yapılmıştır. KTK m. 109'da yer alan düzenleme, TTK'da yer alan zamanaşımına ilişkin düzenlemelere kıyasla daha özel nitelikte bir düzenlemedir. Trafik sigortası da denilen ve KTK'da "Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası" adıyla anılan başvuru ve açılacak davalarda zamanaşımı süreleri ise KTK m. 109'da düzenlendiği gibidir. KTK da yer alan iki yıllık zamanaşımı süresi TTK m. 1420'de öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinden farklı olarak alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren değil, zararın ve tazminat yükümlüsünün öğrenildiği tarihten itibaren başlayacaktır. KTK m. 109/2'de davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğmuş olması ve ceza kanununda bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörülmüş bulunması halinde, bu sürenin maddi tazminat talepleri için de geçerli olacağı düzenlenmiştir. Halefiyete dayalı rücu davalarında sigortacı, sigortalısının dava hakkını devraldığından, sigortalının sahip olduğu ceza zamanaşımından da yararlanacaktır. Sigortacı, sigorta tazminatını ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer. Yani, sigorta ettiren kişinin sahip olduğu hak aynen sigortacıya intikal eder. İlgili hak için başlamış olan zamanaşımı süresi de sanki hak sahibi hiç değişmemiş gibi devam eder. Özel sigorta hukukunda zarar sigortaları kapsamında halefiyete ilişkin TTK'nın 1472 nci maddesinde yer alan özel düzenleme şu şekildedir: "Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir." Bu konuyla ilgili olarak Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 17.01.1972 tarihli ve 1970/2 Esas, 1972/1 Karar sayılı kararında; sigorta bedelini ödeyen sigortacının, zarara sebebiyet veren aleyhinde ve sigorta ettirenin halefi sıfatıyla açacağı davanın zamanaşımının, sigorta ettirenin aynı kişiye karşı açabileceği davanın zamanaşımına tabi olacağı ve aynı tarihte başlayacağına karar verilmiştir. Böylece ilgili hak için başlamış olan zamanaşımı süresi de sanki hak sahibi hiç değişmemiş gibi işlemeye devam edecektir. KTK'nın 109/4 maddesinde yer alan düzenleme ise, motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu haklarına ilişkindir. Bu maddeye göre tazminat sorumlusunun diğer müteselsil tazminat sorumlularına karşı kendi kusurunu aşan miktarda yapmış olduğu ödemeyi rücu edebilmesi için öncelikle zarar görenin zararını tam olarak karşılaması, rücu edeceği müteselsil sorumlunun kusurlu olması gerekir. Tazminat sorumluları arasındaki rücuda, müteselsil sorumluluk ilkesi değil kusur esası uygulanır. KTK m. 111 uyarınca ise KTK'da öngörülen zamanaşımı sürelerinin kısaltılmasına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. KTK m. 109'da yer alan özel düzenlemeler dışındaki diğer hususlarda TBK m. 149 ve devamındaki genel hükümlerin uygulanması gerekir. Bununla ilgili KTK m.109/5 maddesinde yer alan düzenleme, diğer hususlarda genel hükümler uygulanır şeklindedir. Bu nedenle TBK'nın zamanaşımının kesilmesine ilişkin 154 üncü maddesinin yanında, kesilen zamanaşımı süresinin yeniden başlamasına ilişkin 156 ve 157 nci maddelerin de dikkate alınması gereklidir. Halefiyet davası, aslında bir tazminat davasıdır. Halefiyette zamanaşımı süresi ve bu sürenin başlangıç tarihi açısından, sigorta ettiren ile zarara sebebiyet veren kişi arasındaki ilişki önem taşımaktadır. Sigortacı sigortalısının yerine geçmekte, sigortalı ile üçüncü kişi arasındaki hukuki ilişkiye göre dava sürdürülmektedir. Bu nedenle görülecek davada yetkili mahkeme, zamanaşımı ve ispata dair kurallar, sigortalı ile üçüncü kişi arasındaki hukuki ilişkiye göre belirlenir. Bu hukuki ilişkinin tabi olduğu zamanaşımı süresi, halefiyet davasında da geçerlidir. Zamanaşımı yönünden sigortalı için uygulanacak hükümler, sigorta şirketi için de uygulanır. Zarara sebebiyet veren aleyhinde aynı olay sebebiyle zarar gören ile onun halefi yönünden, başlangıç ve sona erme tarihleri farklı iki tür zamanaşımı kabul edilemez. Somut olayda davacı …, davalı Güven Sigorta A.Ş nezdinde trafik sigortalı araçların sebep olduğu trafik kazaları sonucu yaralanan sigortalılarına sağlık sigorta poliçeleri uyarınca ödediği tedavi giderlerini sigortalılarının haklarına halef olarak talep etmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle halefiyete dayalı davada sigortacı, halefi olduğu kişilerin zamanaşımı sürelerinden yararlanacaktır. Davacının sigortalılarının yaralanmasıyla sonuçlanan trafik kazalarının cezayı gerektiren bir eylem niteliğinde bulunması ve kaza tarihleri itibariyle zamanaşımının gerçekleşmediği düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun bir kısım ödeme yönünden 2 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğine ilişkin bozma kararına katılmıyorum.

Zamanaşımı defi şahsi bir savunma vasıtası olup yalnızca bu defi ileri süren taraf bakımından hüküm ifade eder; zamanaşımı itirazında bulunmayan diğer davalı yararına sonuç doğurmaz ve sirayet etmez. Trafik kazası kaynaklı sağlık ödemelerine ilişkin rücu davalarında, Sosyal Güvenlik Kurumu'nun yasal değişiklik nedeniyle yargılama sırasında davaya dahil edilmesi durumunda ise Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/2541 E., 2023/13306 K. sayılı kararı doğrultusunda kurumun zamanaşımı defi asıl davanın açıldığı tarih esas alınarak değerlendirilir.

Görevli ve Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi

Sigorta rücu davalarında görevli mahkeme tarafların hukuki sıfatlarına ve uyuşmazlığın niteliğine göre saptanır. Sigortacının halefiyet hakkına dayanarak açtığı dava doğrudan poliçeden kaynaklanmadığı için ticari dava sayılmaz; sigortalı kimse ile davalı arasındaki hukuki ilişki tüketici işlemi niteliğindeyse uyuşmazlık tüketici mahkemesinde incelenir. Buna karşılık zorunlu trafik sigortacısının kendi sigortalısına karşı açtığı davada davalının şirket olması ve tüketici vasfını taşımaması durumunda, Türk Ticaret Kanunu hükümleri karşısında dava ticari nitelik kazanarak asliye ticaret mahkemesinde görülür; tüketici veya ticari dava şartlarının oluşmadığı genel uyuşmazlıklarda ise görev asliye hukuk mahkemesine aittir.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2015/13642, K. 2015/12893Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2015/13642 E.  ,  2015/12893 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : …5. Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki davada … 5. Asliye Ticaret ve … 5. Tüketici Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeniyle yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Dava, sigortalıya ödenen sigorta bedelinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Asliye Ticaret Mahkemesince, davanın, 6502 sayılı Kanunun 3/K maddesi gereğince tüketici olan sigortalısının yerine geçen davacı tarafından açılan ve aynı Kanun 3/L maddesi gereğince tüketici işleminden kaynaklandığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Tüketici Mahkemesince ise, davanın 6502 sayılı Kanun kapsamında kalmadığı davaya bakma görevinin asliye ticaret mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur. 28/05/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında öncelikle görev açısından inceleme yapılmıştır. 6502 sayılı Kanunun 2. maddesinde her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaların bu kanun kapsamında olduğu belirlendikten sonra, 3. maddesi ile buna yönelik tanımlar yapılmış olup, 3/1-l maddesinde açıkça tüketici işlemi tanımlanmış olup, buna göre "Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişilerle tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta vekalet, bankacılık vb.sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemin" tüketici işlemi olarak tanımladığı anlaşılmaktadır. Somut olayda uyuşmazlık, 6102 sayılı TTK'nın 1472 (6762 sayılı TTK'nın 1301) maddesi uyarınca sigorta şirketi tarafından, sigortalıya ait aracın davalının işyerinde bakım ve onarım için bulunduğu sırada çalınması nedeniyle, sigortalıya ödenen tazminatın, haksız fiile (aracın çalınması) sebebiyet veren davalı işyeri sahibinden rücuan tahsili için yaptığı icra takibine vaki itirazın iptali isteminden kaynaklanmaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 22.03.1944 tarih ve 37 E. – 9 K. R. G. 03.07.1944 sayılı kararında bu husus "sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur." şeklinde vurgulanmaktadır. Davacı, sigorta şirketi, halefiyet ilkesi gereğince sigortalısının yerine dava açmış olup, sigortalının aracı bakım ve onarım için davalının işyerine bıraktığı, sigortalı ile davalı arasında, 6502 sayılı Kanun kapsamında tüketici ilişkisi bulunduğu ve sigortalının tüketici olduğu anlaşıldığından uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince … 5. Tüketici Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 21/12/2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2016/10031, K. 2016/9941Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2016/10031 E.  ,  2016/9941 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada … Asliye Ticaret ve … 3. Tüketici Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: – K A R A R – Davacı 15.08.2014 tarihli dilekçe ile davalıya ait aracın şirketleri tarafından zorunlu mali mesuliyet sigortası ile sigortalandığını, anılan aracın dava dışı sürücüsünün alkollü araç kullanması sonucu sebebiyet verdiği kaza nedeniyle üçüncü kişiye ödedikleri hasar bedelinin davalıdan tahsili istemiyle ticaret mahkemesinde dava açmıştır. … Asliye Ticaret Mahkemesi; "…Davanın, hususi nitelikte araç için yapılan …. poliçesi nedeniye sigorta şirketinin kendi akidine rücu davası olduğu, davalının tüketici konumunda bulunduğu, davaya bakma görevinin Tüketici Mahkemesine ait olduğu…" gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. … 3. Tüketici Mahkemesi ise "…Sigortalanan aracın davalı şirkete ait olduğu, kazaya karışan aracın da ticari araç olduğu, davalının tüketici sıfatının bulunmadığı, uyuşmazlığın tüketici işleminden kaynaklandığının kabul edilemeyeceği, davaya bakma görevinin Asliye Ticaret Mahkemesine ait olduğu…" gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1483/1. maddesinde, sigortacıların diğer kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere faaliyet gösterdikleri dalların kapsamında bulunan zorunlu sigortaları yapmaktan kaçınamayacakları belirtilmiş; aynı Kanunun 4/1-a maddesinde, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, TTK'da öngörülen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava sayılacağı düzenlenmiştir. TTK'nın 5. maddesi ise aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemelerinin, tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu hükmünü içermektedir. Somut olayda, davacı Sigorta Şirketi, kendi … sigortalısı olan davalıya karşı dava açmıştır. Bir hukuki işlemin 6502 sayılı Kanun kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir. Davalı şirket olup, adına kayıtlı aracı sigortalattırdığı için Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunda tanımı yapılan tüketici kapsamında olmadığından, taraflar arasındaki ilişkinin 6502 sayılı Kanun kapsamı dışında kaldığı anlaşılmaktadır. Zorunlu sorumluluk sigortaları TTK'nın 1483 vd maddelerinde düzenlendiğinden davada 6502 sayılı Tüketiciyi Koruma Kanunu da uygulanamayacağından TTK'nın 4/1-a ve 5. maddesi hükümleri karşısında, TTK'dan kaynaklanan bu davada asliye ticaret mahkemesi görevli bulunmaktadır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri gereğince … Asliye Ticaret Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 03.11.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 110/1 uyarınca motorlu araç kazalarından doğan sorumluluk davaları adli yargıda karara bağlanır. Aynı maddenin ikinci fıkrası ve genel usul kuralları uyarınca yetkili mahkeme seçimlik olarak belirlenebilir; dava kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde görülebileceği gibi sigorta şirketinin merkez veya şubesinin veya poliçeyi düzenleyen acentenin bulunduğu yer mahkemesinde de açılabilir.

2918 sayılı KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU m. 110Kaynağı aç
Madde 110 – (Değişik: 11/1/2011-6099/14 md.) İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.[79] Sorumluluğa ilişkin anlaşmalar:
Sürücünün alkollü olması sigortacının rücu edebilmesi için yeterli midir?

Sürücünün alkollü bulunması rücu hakkı için kural olarak yeterli görülmemekte, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında meydana gelmiş olması aranmaktadır. 01.06.2015 tarihli genel şartlar değişikliği sonrasında Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin oy çokluğuyla aldığı uyuşmazlığın giderilmesi kararında münhasırlık ilkesi korunmuş olup kazada diğer sürücülerin hız veya geçiş önceliği ihlalleri gibi etkenler rol oynamışsa rücu talebi reddedilebilmektedir.

Alkol sebebiyle açılan rücu davasında ispat yükü kime aittir?

Sürücüdeki alkol miktarının kanuni sınır olan 1 promil düzeyinde olması halinde kazanın alkol sebebiyle gerçekleştiğini ispat yükü sigortacıdadır. Sürücünün 1 promilin üzerinde alkollü olduğunun belirlenmesi halinde ise kazanın alkol etkisiyle meydana gelmediğini ispat yükü sigortalıya geçer.

Prim borcunun ödenmemiş olması üçüncü kişiye tazminat ödenmesini engeller mi?

Prim borcunun ödenmemiş olması 2918 sayılı Kanun m. 95 uyarınca zarar gören üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Sigortacı üçüncü kişinin tazminatını ödemekle yükümlü olup yaptığı ödemeyi kendi sigortalısına rücu edebilir.

İstiap haddinin aşılması halinde sigorta şirketi doğrudan rücu edebilir mi?

Sadece istiap haddinin aşılmış olması sigorta teminatının dışına çıkılması ve rücu hakkının doğması için kafi gelmez. Aşım ile riziko arasında uygun bir illiyet bağının bulunması ve kazanın münhasıran bu sebeple meydana geldiğinin sigortacı tarafından kanıtlanması gerekir.

Rücu davalarında zamanaşımı süresi ne kadardır?

Zarar görenin doğrudan maddi tazminat talepleri 2918 sayılı Kanun m. 109/1 uyarınca zararın ve sorumlunun öğrenilmesinden itibaren iki yıl ve her halde kaza tarihinden itibaren on yıllık süreye tabidir. Buna karşılık motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine rücu hakları m. 109/4 uyarınca kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve muhatabı öğrendikleri tarihten itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu