Karşı Davanın Açılma Biçimi, Süresi ve Ayrılması

by Avukat Erdal Ersoy
Karşı Davanın Açılma Biçimi, Süresi ve Ayrılması

Karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilerek açılır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 133. maddesinin birinci fıkrası başka bir açma yolu göstermez. Cevap dilekçesinin süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Aynı maddenin ikinci fıkrası, süresinden sonra karşı dava açılırsa mahkemenin davaların ayrılmasına karar vereceğini düzenler. Bu fıkra, geç açılan karşı davanın reddedileceğini veya ayrılma için ayrıca talep aranacağını yazmaz.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 133Kaynağı aç
MADDE 133- (1) Karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle açılır. (2) Süresinden sonra karşı dava açılması hâlinde, mahkeme davaların ayrılmasına karar verir. Asıl davanın sona ermesi
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 127Kaynağı aç
MADDE 127- (1) Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir.[13] Süresinde cevap dilekçesi verilmemesinin sonucu

Karşı davanın açılma biçimi

Karşı davanın açılması iki yola bağlanmıştır. Davalı karşı talebini asıl davaya verdiği cevap dilekçesiyle ileri sürebilir. Ayrı bir dilekçe kullanacaksa bu dilekçeyi esasa cevap süresi içinde vermesi gerekir. 6100 sayılı Kanun’un 133. maddesinin birinci fıkrası bu iki biçimi düzenler ve başka bir açma yolu öngörmez.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 5 Nisan 2016 tarihli ve E. 2016/1440, K. 2016/5213 sayılı kararında karşı davanın, asıl davada verilen cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçeyle asıl davanın görüldüğü mahkemede açılacağı açıklanmıştır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30 Mart 2017 tarihli ve E. 2015/25672, K. 2017/3638 sayılı kararında da kural, karşı davanın esas davaya cevap süresi içinde açılmasıdır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/1440, K. 2016/5213Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2016/1440 E.  ,  2016/5213 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :AİLE MAHKEMESİ Taraflar arasındaki iştirak nafakasının artırımı (asıl davada), iştirak nafakasının kaldırılması-indirim -yoksulluk nafakasının kaldırılması (karşı davada) davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, asıl davanın kısmen kabulü ile karşı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı (karşı davacı) vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı karşı davalı vekili dilekçesinde; tarafların 2012 yılında boşandıklarını, 2004 ve 2009 doğumlu müşterek çocukların velayetlerinin davacı karşı davalı anneye verilerek lehlerine 250'şer TL iştirak nafakasına hükmedildiğini, davalının laboratuvar teknisyeni olarak çalıştığını, davacının ise aşçı olarak çalıştığını ve asgari ücret düzeyinde geliri olduğunu, müşterek çocukların eğitimlerinin devam etmesi, büyümeleri vb. nedenlerle hükmedilen nafakaların yetersiz kaldığını belirterek, aylık 250'şer TL'lik nafakaların aylık 350'şer TL'ye yükseltilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı karşı davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; davacı lehine boşanma neticesinde aylık 300 TL'lik yoksulluk nafakasına hükmedildiğini, davalının yeniden evlendiğini, bu evliliğinden de bir çocuğu daha olduğunu, aylık 1.017,24 TL maaşı olup, aylık 450 TL de kira ödemesi bulunduğunu, çocuğunun aylık 600 TL de kreş masrafı olduğunu, davacının ise maddi durumunun iyi olduğunu savunarak davanın reddini istemiş; karşı dava olarak da müşterek çocuklar lehine hükmedilen iştirak nafakalarının kaldırılması ya da aylık 100'er TL'ye indirilmesini ve davacı lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının kaldırılmasını ya da aylık 100 TL'ye indirilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece; asıl davanın kısmen kabulü ile; dava tarihinden itibaren her çocuk için aylık 250'şer TL'lik iştirak nafakalarının 65'er TL artışla aylık 315'er TL'ye yükseltilmesine; karşı davanın ise süresinde açılmamış olması nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde davalı karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Karşı dava, asıl davada verilen cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle asıl davanın görülmekte olduğu mahkemede açılır.(HMK m.133/1) Karşı dava, her ne kadar asıl davaya yönelik olarak aynı mahkemede açılıyorsa da, müstakil (ayrı) bir davadır. Bu nedenle karşı davalar, ayrı (bağımsız) davalar gibi harca tabidir. (Harçlar Kanunu m.6/1) Harç yatırılmadan karşı dava açılmış sayılmaz ve karşı dava hükümleri uygulanmaz. Karşı dava, esasa cevap süresi geçtikten sonra açılırsa, mahkeme, talep üzerine veya kendiliğinden davaların ayrılmasına karar verir. Somut olayda; davalı karşı davalı tarafça dava dilekçesinin taraflarına 22.09.2015 tarihinde tebliği üzerine cevap ve karşı dava dilekçesinin süresinden sonra 13.10.2015 tarihinde verildiği, asıl davaya ilişkin olarak nafaka artırım talebinin reddi; karşı davada ise iştirak nafakalarının kaldırılması, olmadığı takdirde indirim ve yoksulluk nafakasının kaldırılmasının talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama neticesinde ise asıl davanın kısmen kabulüne, karşı davanın ise süresinde açılmadığından bahisle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Ancak HMK'nın 133/2. maddesinde yer alan düzenlemeye göre, bu durumda karşı davanın asıl davadan ayrılmasına ve yeni esasa kaydedilmesine karar verilmesi gerekir iken, karşı davanın süresinde açılmadığından bahisle reddedilmesi doğru bulunmamıştır. Hal böyle olunca mahkemece; iştirak nafakalarının kaldırılması olmadığı takdirde indirilmesi ve yoksulluk nafakasının kaldırılması taleplerine yönelik olan karşı davayı asıl dava olan iştirak nafakası artırım davasından ayırmak, yeni esasa kaydetmek, yargılamaya bu esas üzerinden devam etmek, taraf delillerinin değerlendirilmesi sonucu varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş,bozmayı gerektirmiştir. Bozma nedenine göre, davalı karşı davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, davalı karşı davacı tarafın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 05.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/25672, K. 2017/3638Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2015/25672 E.  ,  2017/3638 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı kadın tarafından, tazminatların ve iştirak nafakasının miktarı yönünden, davalı-karşı davacı erkek tarafından ise, her iki boşanma davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemece davalı-karşı davacı erkeğin, karşı boşanma davasının cevap süresi içinde açılmadığı gerekçesiyle karşı davanın reddine karar verilmiştir. Kural olarak, “karşı dava”, esas davaya cevap süresi içinde açılmalıdır ( HMK m. 133/1). Cevap süresi içinde açılmayan karşı davanın ayrılmasına karar verilir (HMK m.133). Ancak, boşanma davalarında; tarafların kusurlarının belirlenmesi, boşanmanın fer’i (eki) niteliğindeki, maddi ve manevi tazminat (TMK m.174/1-2), yoksulluk nafakası (TMK m. 175), velayet gibi taleplerin sağlıklı olarak değerlendirilip isabetli karar verilebilmesi, bir kısım taleplerin de incelenmez hale gelmemesi için; kural olarak, boşanma konusunda birden çok dava varsa, bunların birlikte görülmesi; hem adaletli bir karar için, hem de usul ekonomisi bakımından gereklidir. Süresinde açılmayan karşı boşanma davasının ayrılmasına karar verilse bile, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 166/1. maddesi uyarınca tekrar birleştirilmesine karar verilmesi gerekeceğinden, davanın ayrılmasında da “usul ekonomisi” ilkesi gereğince, bir yarar bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, süresinde açılmamış olsa bile, karşı boşanma davasının esasına girilerek bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece, bu husus gözetilmeyip, karşı davanın süresinde olmadığından bahisle reddine karar verilmesi bozmayı gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre ise davalı-karşı davacı erkeğin karşı davaya yönelik sair ve yeniden hüküm kurulması gerekli hale gelen davacı-karşı davalı kadının boşanma davası ve fer'ilerine yönelik tarafların tüm temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 30.03.2017(Prş.)

Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 4 Kasım 2020 tarihli ve E. 2018/6700, K. 2020/6794 sayılı kararı, 6100 sayılı Kanun’un 133. maddesi uyarınca karşı davanın cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçeyle açılacağını belirtir. Bu kararlar, maddenin gösterdiği iki açma biçimini somut uyuşmazlıkların gerekçesinde tekrarlar; yeni bir açma yolu getirmez.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/6700, K. 2020/6794Kaynağı aç
8. Hukuk Dairesi         2018/6700 E.  ,  2020/6794 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Dava dilekçesinde, davacıların 13.04.2009 tarihinde vefat eden babaları …'in malik olduğu taşınmazı davalıya sattığı, ancak davalının satış bedelini tam olarak ödememesi sebebi ile tapunun davalıya devredilmediği, davalının ödediği paranın iade edilmek istendiği, ancak davalının bunu kabul etmediği, taşınmazı da boşaltmadığı, davalının haksız kullanıma devam ettiği ileri sürülerek elatmanın önlenmesi istenmiştir. Davalı vekili süresinde verdiği cevap dilekçesi ile, davalının dava konusu taşınmazı harici satım sözleşmesi ile davacıların murisinden 27.000 TL'ye satın aldığını ve 19.870 TL'sini ödediğini, kalanını ödemek istediğini, ancak davacıların kabul etmediğini açıklayarak, denkleştirici adalet gereği hesap edilecek bedel üzerinden davalı lehine hapis hakkı tanınmasını istemiştir. Davalı vekili tarafından 19.02.2016 tarihinde harcı (başvurma ve peşin harç) yatırılarak bilirkişilerce verilecek rapordaki çıkacak miktarla ilgili talep ve dava haklarını saklı tutularak şimdilik harici satım sözleşmesi gereği ödenen 19.670 TL'nin tahsili istenmiştir. Mahkemece, davanın kabulü ile davalının 301 ada 139 parsel sayılı taşınmaza yönelik elatmasının önlenmesine karar verilmiştir. Davanın kabulüne dair mahkeme kararı davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, mülkiyet hakkına dayalı olarak taşınmaza elatmanın önlenmesi istemine ilişkindir. 1. Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır. Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur. Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683. maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü elatmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür. Tapulu taşınmazların satışı TMK'nin 706, BK'nin 213 (6098 sayılı TBK'nin 237.), 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89. maddeleri gereğince, resmi şekilde yapılmadıkça hukuken geçerli bir sonuç doğurmaz ve satın alana herhangi bir mülkiyet hakkı bahşetmez. Kural olarak, 10.07.1940 tarihli ve 2/77 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre harici satışın hüküm ifade etmemesi durumunda taraflar verdiklerini geri alabilirler. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, dava konusu taşınmazın,… ilçesi, … Mahallesi 301 ada 139 parsel nolu "kat irtifakı" kurulu taşınmaz olduğu, taşınmazda 08.07.2002 tarihinde kurulan kat irtifakı nedeni ile toplam 6 bağımsız bölüm bulunduğu, davacıların murisi 13.04.2009 tarihinde vefat eden …'in 4 nolu bağımsız bölüm maliki olduğu, adı geçen malik 18.05.2007 tarihli harici satım sözleşmesi ile 301 ada 139 parsel 2. kat, 4 numaralı dairenin davalı …'a 26.000 TL'ye satıldığı, 1.000 TL peşinat alındığı, senedin arkasında da muhtelif tarih ve miktarlarda ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, elatmanın önlenmesine karar verilmiş ise de, davacıların murislerinin malik olduğu ve harici satım sözleşmesi nedeni ile davalı kullanımında bulunan 301 ada 139 parsel sayılı "kat irtifakı" kurulu taşınmazın 4 nolu bağımsız bölümüne yönelik elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekirken 301 ada 139 parsel sayılı taşınmazın tamamı hakkında elatmanın önlenmesine karar verilmiş olması doğru değildir. 2. Tapulu taşınmazların, Türk Medeni Kanunu'nun 706/1. maddesi, Borçlar Kanunu'nun 213. maddesi ve Tapu Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca resmi şekle uyulmadan harici satışına hukuken değer verilemez. Bilindiği üzere; TMK'nin 993. ve 994. madde hükümleri geri vermekle yükümlü iyiniyetli zilyedin hak ve borçlarını düzenlemiştir. Geçersiz sözleşme nedeniyle taşınmazı geri vermekle yükümlü olan iyiniyetli zilyedin, taşınmazı geri vermekten kaçınma ya da alıkoyma hakkı TMK'nin 994/1. maddesi ile tanınmış bir haktır. İyiniyetli zilyet, elatmanın önlenmesi (geri verme) davası sırasında def’i (savunma) yoluyla zorunlu ve yararlı giderler ile harici satış bedelinin ödenmesini isteyebileceği gibi, taşınmazın geri verilmesinden sonra; taşınmazı geri verirken açıkça veya örtülü olarak vazgeçmemiş (feragat etmemiş) olduğu hallerde, faydalı ve zorunlu giderler ile satış bedelini sonradan ve ayrı bir dava ile istemesine engel yoktur. (Y.4.H.D 03.06.1958 tarihli ve 3265/3847 sayılı kararı, Prof. Dr. Jale G. Akipek, Prof. Dr. Turgut Akıntürk, Eşya Hukuku 214,215 sayfa, Prof. Dr. Turhan Esener, Prof. Dr. Kudret Güven, Eşya Hukuku sayfa 100) Harici satın alma, satın alan davalı bakımından satış bedeli üzerinden kişisel hak sağlar ve Türk Medeni Kanunu'nun 994/1. maddesi uyarınca iyiniyetli zilyet yapılanması nedeniyle faydalı ve zorunlu giderlerini isteyebileceği gibi anılan bu giderler ile satış bedeli üzerinden alıkoyma hakkı tanınmasını da defi (savunma) yoluyla isteyebilir. Somut olayda; davalı vekili süresinde verdiği cevap dilekçesi ile harici satış sözleşmesi nedeniyle Türk Medeni Kanunu'nun 994/1. maddesine dayanarak savunma (defi) yoluyla harici satış bedeli üzerinden alıkoyma (hapis) hakkı tanınarak elatmanın önlenmesine karar verilmesi konusunda açıkça talepte bulunmasına rağmen bu hususta olumlu olumsuz bir karar verilmemesi de doğru olmamıştır. 3. Davalı vekili tarafından 19.02.2016 tarihinde harcı (başvurma ve peşin harç) yatırılarak bilirkişilerce verilecek rapordaki çıkacak miktarla ilgili talep ve dava haklarını saklı tutularak şimdilik harici satım sözleşmesi gereği ödenen 19.670 TL'nin tahsili istenmiş, ancak bu dava ve talep ile ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. 6100 sayılı HMK'nin "Karşı davanın açılması ve süresi" başlıklı 133.maddesi gereği karşı davanın, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle açılacağı, süresinden sonra karşı dava açılması halinde, mahkemenin davaların ayrılmasına karar vereceği düzenlenmiştir. Somut olayda; dava dilekçesinin davalıya 18.08.2014 tarihinde tebliğ edildiği, harici satım bedelinin denkleştirici adalet gereği tahsiline dair davanın ise HMK'nin 133.maddesinde belirlenen sürelerden çok sonra 19.02.2016 tarihinde açıldığına göre iş bu davanın asıl davadan tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesi gerekirken harcı yatırılarak açılmış dava hakkında herhangi bir karar verilmemiş olması da hatalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin yazılı temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 04.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Esasa cevap süresi ve ek süre

6100 sayılı Kanun’un 127. maddesinin birinci fıkrasına göre cevap dilekçesi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki hafta içinde verilir. 133. madde bu iki haftalık süreyi yeniden yazmaz; ayrı dilekçeyle açılacak karşı dava için esasa cevap süresine yollama yapar. Ayrı dilekçenin zamanı bu nedenle cevap süresinin hesabına bağlıdır.

Cevap süresi içinde mahkemeye başvuran davalıya, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve bir ayı geçmemek şartıyla ek süre verilebilir. Bu imkân cevap dilekçesi bakımından 127. maddede açıktır. Ek sürenin karşı dava süresini uzatıp uzatmadığı ise 133. maddede ayrıca düzenlenmemiştir. Bu nedenle ek süreden, karşı dava süresinin kendiliğinden uzadığı veya uzamadığı sonucu çıkarılmaz.

Süresinden sonra açılan karşı dava

6100 sayılı Kanun’un 133. maddesinin ikinci fıkrası, süresinden sonra karşı dava açılması hâlinde mahkemenin davaların ayrılmasına karar vereceğini söyler. Fıkra ret sonucunu yazmaz; ayrılmanın talep şartına bağlı olduğunu da ayrıca belirtmez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2016/1440, K. 2016/5213 sayılı kararında ise esasa cevap süresi geçtikten sonra açılan karşı dava için mahkemenin talep üzerine veya kendiliğinden ayırma kararı vereceği belirtilmiştir. Talep veya kendiliğinden ayırma ayrımı bu nedenle madde fıkrasının değil, bu kararın ifadesidir.

Aynı karar, somut nafaka uyuşmazlığında süresinden sonra verilen karşı davanın 6100 sayılı Kanun’un 133. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca asıl davadan ayrılıp yeni esasa kaydedilmesi gerekirken, süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesini doğru bulmamış ve hükmü bozmuştur.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 17 Eylül 2019 tarihli ve E. 2018/5627, K. 2019/6780 sayılı kararında da süresinden sonra açılan karşı davanın asıl dosyadan ayrılmasına karar verilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken, süresinde açılmadığından reddedilmesi doğru görülmemiş ve bozma nedeni kabul edilmiştir. Karardaki karşı dava sonucu bu bentte sınırlıdır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2018/5627, K. 2019/6780Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2018/5627 E.  ,  2019/6780 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen menfi tespit davasının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalılar-karşı davacıların istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen karar, davalılar-karşı davacılar vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 17.09.2019 tarihinde davalılar-karşı davacılar vekili Av. … geldi. Davacı-karşı davalı vekili Av. … geldi. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı-karşı davalı; 12.05.2004 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşleşmesi ile kiraladığı taşınmazı, sona erme tarihi olan 12.05.2009 tarihinde tahliye ettiğini ve tahliye tarihine kadar olan tüm kira borçlarını davalıya ödediğini; davalı tarafından aynı kiralananın 15.05.2009 tarihinde yeni bir kiracıya 10 yıl süre ile kiralandığını; taşınmazı tahliye ettiği tarihten sonraki dönemlere ilişkin kira alacağı olduğundan bahisle icra takibi başlatarak haciz ve tahliye taleplerinde bulunduğunu, Bakırköy 6. İcra müdürlüğünün 2010/27067 esas sayılı dosyası ile 2010 yılı Eylül-Aralık ayları kira bedellerini Bakırköy 7. İcra müdürlüğünün 2010/16342 esas sayılı dosyası ile 2010 yılı Mayıs-Temmuz ayları kira bedelini talep ettiğini, söz konusu aylarda müvekkilinin kiralananı tahliye ettiğini; davalı tarafından Bakırköy 8. Sulh hukuk mahkemesinin 2010/505 esas sayılı dosyası ile kira tespit davası açıldığını, davada müvekkilinin yokluğunda yapılan yargılama sonucunda karar verildiğini, kira bedelinin 4.275 TL olarak tespit edildiğini, kira farklarına ilişkin müvekkili aleyhine Bakırköy 6.İcra müdürlüğünün 2011/5019 esas sayılı dosyası ile 11 aylık kira bedeli farkı için takip yapıldığını, Bakırköy 11.İcra müdürlüğünün 2011/4269 esas sayılı dosyası ile vekalet ücreti ve yargılama gideri için ayrıca takip yapıldığını belirterek; Bakırköy 7.İcra Müdürlüğünün 2010/16342 esas, Bakırköy 6.İcra Müdürlüğünün 2010/27067 esas, 2011/5019 esas ve Bakırköy 11. İcra Müdürlüğünün 2011/4269 esas sayılı icra dosyalarına borçlu olmadığının tespitine ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir. Davalılar-karşı davacılar; kiraya veren davalıların murisi …'ın uzun yıllardır demans hastası olduğunu, tasarrufi işlemler yapabilecek ehliyete sahip olmadığını, işleri ile kızlarının ilgilendiğini, davacı ve dava dışı … Gıda Ürünleri Ltd. Şti.'nin muvazaalı işlemlerle kendilerini zarara uğrattığını, davacının taşınmazı 12.05.2009 tarihinde boş olarak teslim ettiğinin gerçeği yansıtmadığını, böyle bir durumun söz konusu olması durumunda 05.05.2010 tarihinde kira tespit davası açılmayacağını, yapılan yargılamada davalıya usulüne uygun olarak tebligat yapıldığını, keşfe gidildiğini, sonrasında kira bedelinin tespit edildiğini, yargılama aşamasında davacı …'ın husumet itirazında bulunmadığını ve kiralananı teslim ettiğini beyan etmediğini, keşif sırasında sözde kiracı olan … Gıda Ltd. Şti.'nin kiracı olduğuna dair kira sözleşmesi sunmadığını, dava dışı … Gıda'ya aylık kira bedeli 4.250TL olan dükkanın 1.750TL bedelle kiraya verilmesini hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı … ile … Gıda Ürünleri Ltd. Şti.'nin birlikte hareket ettiklerini, davalı …'ın bu şirketin ortağı olduğunu, diğer ortaklarında kardeşleri olduğunu, davalıların murisinin temyiz kudreti olmadığının Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 20.11.2009 tarihli raporu ile sabit olduğunu, davalı ile yapılan kira sözleşmesinin halen devam ettiğini, kiraya veren muris hakkında Bakırköy 3. Sulh hukuk mahkemesinin 2011/1718 esas sayılı dosyası ile vasi tayini davası açıldığını savunarak; davanın reddini istemişler, karşı dava ile de; …' ın bu güne kadar ki haksız kullanımı nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak şartı ile 20.000 TL maddi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmişlerdir. İlk derece mahkemesince; 12.05.2009 tarihinden itibaren dava dışı şirketin kiracı olduğu, davacının şirket müdürü olması nedeniyle, şirket borçlarından şahsen sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, Bakırköy 7. İcra Müdürlüğünün 2010/16342 Esas, Bakırköy 6. İcra Müdürlüğünün 2010/27067 Esas ve Bakırköy 6. İcra Müdürlüğünün 2011/5019 esas sayılı dosyalarında davacının davalıya borcu olmadığının tespitine, karşı davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davacı-karşı davalı ve davalılar-karşı davacılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince; ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle, tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davalılar-karşı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-) Davalıların asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; Kiralananın tahliye edildiğinin (kiracının kiralananı iade borcunu yerine getirdiğinin) kabul edilebilmesi için, kiralananın fiilen boşaltılması yeterli değildir. Anahtarın da kiraya verene teslim edilmesi gerekir. Anahtar teslim edilmediği sürece kiralananın, kiracının kullanımında olduğunun kabulü gerekir. Kiracı, kiralanan taşınmazı kullanımında bulundurduğu süre boyunca kira parasından ve ortak giderlerden sorumludur. Kiracının bildirdiği tahliye tarihinin kiraya veren tarafından kabul edilmemesi, başka bir ifadeyle, tahliye tarihinin taraflar arasında çekişmeli olması halinde; kiralananın fiilen boşaltıldığını ve anahtarın teslim edildiğini, böylece kira ilişkisinin kendisince ileri sürülen tarihte hukuken sona erdirildiğini kanıtlama yükümlülüğü, kiracıya aittir. Kiracı, kiralananı kendisinin ileri sürdüğü tarihte tahliye ettiğini ispatlayamazsa, kiraya verenin bildirdiği tahliye tarihine itibar olunmalıdır. Anahtarın kiraya verene teslimi, hukuki işlemin içerisinde yer alan bir maddi vakıa olmakla birlikte, sözleşmenin feshine yönelik bir hukuki sonuç doğurduğundan, bunun ne şekilde ispat edileceği hususu, yıllık kira bedelinin tutarı esas alınmak suretiyle, HMK'nın 200 ve 201.maddeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Eş söyleyişle, yıllık kira bedelinin tutarı senetle ispat sınırının üzerindeyse ve kiraya verenin açık muvafakati yoksa bu yön kiracı tarafından ancak yazılı delille ispatlanabilir, tanık dinlenemez. Kiraya veren anahtarı almaktan kaçınırsa, kiracının yapması gereken, mahkemeden bu yolda tevdi mahalli tayinini isteyip, tayin edilecek yere anahtarı teslim etmek ya da Notere teslim ederek teslim keyfiyetini kiraya verene bildirmektir. Kiracının kiralananı iade borcu, ancak bu şekilde, durumun kiraya verene bildirildiği tarihte son bulur. Aksi takdirde, kiracının, kira sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülükleri, anahtar teslimine kadar devam eder. Somut olayda; taraflar arasında 12.05.2004 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşmesinin varlığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, kiralananın tahliye edilerek taşınmazın dava dışı şirkete kiraya verilip verilmediği ve davacının kiracılığının son bulup bulmadığına ilişkindir. Davacı, dava dışı şirket ile davalıların murisi arasında yapılan 15.05.2009 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli kira sözleşmesine dayanmış ise de; kira bedellerinin şirket tarafından ödeniyor oluşu dava dışı şirketi kiracı yapmayacağı gibi, Bakırköy 8. Sulh hukuk Mahkemesinin 2010/505 esas, 2010/1160 karar sayılı kararında, davacının davalıların murisi …, davalının davacımız … olduğu, 12.05.2014 başlangıç tarihli ilk sözleşmeye göre aylık kira bedeli 12.05.2010 tarihinden itibaren 4.275TL olarak tespitine karar verildiği, kararın davalı tarafından temyiz edilmediği ve kesinleştiği görülmektedir. Bu durumda; Bakırköy 8. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/505 Esas, 2010/1160 Karar sayılı kararı ile davacının kiracı olduğuna hükmedildiğine ve taşınmazın tahliye edildiğinin yasal delillerle ispat edilemediğine göre; Davacı …'ın kiracı olduğunun kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davacının kiracı olmadığından bahisle yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Kaldı ki; davalılar; dava dışı şirketle imzalandığı iddia edilen 15.05.2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesindeki imzanın …'a ait olmadığını ve sözleşmenin imza tarihinde …'ın temyiz kudreti olmadığını savunmaları karşısında, imza incelemesi yapılmadan ve kiraya veren …'ın temyiz kudreti olup olmadığı üzerinde durulmadan 15.05.2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin geçerli kabul edilmesi de doğru değildir. 2-Davalı-karşı davacıların karşı davaya ilişkin temyiz itirazlarına gelince; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun karşı davanın açılması ve süresi başlıklı 133. maddesinde; ''(1) Karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı bir dilekçe verilmek suretiyle açılır. (2) Süresinden sonra karşı dava açılması hâlinde, mahkeme davaların ayrılmasına karar verir.'' düzenlemesine yer verilmiştir. Somut olayda; yukarıda anılan yasal düzenleme uyarınca süresinden sonra açılması nedeniyle karşı davanın asıl dava dosyasından ayrılmasına karar verilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken karşı davanın süresinde açılmadığından reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nun 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ : Yukarıda birinci ve ikinci bentte açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nun 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanunun 371 inci maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2.037 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.09.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/6700, K. 2020/6794 sayılı kararında süresinden sonra karşı dava açılırsa mahkemenin davaların ayrılmasına karar vereceğini belirtmiştir. Karara konu olayda dava dilekçesi 18 Ağustos 2014’te tebliğ edilmiş, talep ise 133. maddedeki sürelerden çok sonra 19 Şubat 2016’da harcı yatırılarak açılmıştır. Dairenin kabulüne göre bu talebin asıl davadan tefrik edilip ayrı esasa kaydedilmesi gerekirken, açılmış dava hakkında hiçbir karar verilmemesi de hatalıdır. Bozma yalnız bu sebebe dayanmaz; kararın diğer gerekçelerini de kapsar.

Karşı boşanma davasında görülen farklı sonuç

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/25672, K. 2017/3638 sayılı kararında önce karşı davanın kural olarak cevap süresi içinde açılacağını ve süresinde açılmayanın ayrılacağını 6100 sayılı Kanun’un 133. maddesine atıfla belirtir. Aynı kararda daire, somut boşanma uyuşmazlığı bakımından süresinde açılmayan karşı boşanma davası ayrılsa bile 166. maddenin birinci fıkrası uyarınca yeniden birleştirilmesinin gerekeceğini, ayrılmanın usul ekonomisine yarar sağlamayacağını ve süresinde açılmamış olsa bile karşı boşanma davasının esasına girilerek karar verilmesi gerektiğini kabul eder.

Bu kararda mahkemenin karşı boşanma davasını süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddetmesi bozma sebebi sayılmıştır. Bozma sebebi nedeniyle davalı-karşı davacının karşı davaya yönelik diğer itirazları ile davacı-karşı davalının boşanma davası ve fer’îlerine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmemesine karar verilmiştir. Sonuç, boşanma ve fer’î talepleri bulunan bu olaya ilişkin gerekçedir.

133. maddenin ikinci fıkrası geç karşı dava için ayırma sonucunu yazar. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin anılan kararları, geç açılan karşı davanın ayrılmasına ve yargılamaya devam edilmesine veya yeni esasa kaydedilmesine karar verilmesi gerekirken süresinde açılmadığından reddedilmesini doğru görmemiştir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin kararı ise süresinden sonra açılan talebin asıl davadan tefrik edilip ayrı esasa kaydedilmesi gerekirken, harcı yatırılarak açılmış dava hakkında karar verilmemesini hatalı saymıştır. Buna karşılık Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin anılan kararı, somut karşı boşanma davasında esasa girilmesini gerekli görmüştür. Bu boşanma olayına özgü sonuç, 133. maddenin ayırma hükmünün yerine genel kural hâline getirilemez.

Bağlantı ve davaların birleştirilmesi

6100 sayılı Kanun’un 166. maddesinin birinci fıkrasına göre, aynı yargı çevresindeki aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı varsa davanın her aşamasında talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararını ikinci davanın açıldığı mahkeme verir. Bu hüküm karşı davanın süresini düzenlemez ve geç açılan her karşı davanın yeniden birleştirileceğini kendiliğinden söylemez.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 166Kaynağı aç
MADDE 166- (1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleştirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir (…)[18] (2) Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebebiyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır. (3) Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir. (4) Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda, bağlantı var sayılır. (5) İstinaf incelemesi ayrı dairelerde yapılması gereken davaların da bu madde hükmüne göre birleştirilmesine karar verilebilir. Bu hâlde istinaf incelemesi, birleştirilen davalarda uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişkiye ait kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi dairesinde yapılır. Davaların ayrılması

Davalar ayrı yargı çevrelerindeki aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmışsa bağlantı nedeniyle birleştirme, ikinci davanın açıldığı mahkemeden istenebilir. Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulüyle verilen birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bu kararla bağlıdır.

166. maddenin dördüncü fıkrasına göre bağlantı, davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte olması hâlinde var sayılır. Bağlantının bulunup bulunmadığı somut uyuşmazlığa göre değerlendirilir. Madde, bağlantıyı her karşı dava için kendiliğinden sonuç saymaz. Karşı boşanma davasında yeniden birleştirme gerekeceği değerlendirmesi, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin E. 2015/25672, K. 2017/3638 sayılı kararındaki gerekçeye aittir.

Sık sorulan sorular

Karşı dava nasıl açılır?

Karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde verilen ayrı bir dilekçeyle açılır. 6100 sayılı Kanun’un 133. maddesinin birinci fıkrası bu iki yolu düzenler ve başka bir açma yolu göstermez.

Karşı dava için süre ne kadardır?

Ayrı dilekçeyle açılacak karşı dava esasa cevap süresi içinde açılır. Cevap dilekçesi süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Cevap süresi içinde başvuran davalıya, bir defaya mahsus ve bir ayı geçmemek üzere ek süre verilebilir; bu ek sürenin karşı dava süresini uzatıp uzatmadığı 133. maddede yazmaz.

Süresi geçen karşı dava reddedilir mi?

6100 sayılı Kanun’un 133. maddesinin ikinci fıkrası geç açılan karşı dava için ret değil, davaların ayrılması sonucunu yazar. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin E. 2018/5627, K. 2019/6780 ve E. 2016/1440, K. 2016/5213 sayılı kararlarında süresinde açılmadığı için ret doğru görülmemiş; ayırma ve yargılamaya devam veya yeni esasa kayıt gerektiği kabul edilmiştir. Buna karşılık Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin E. 2015/25672, K. 2017/3638 sayılı kararı, somut karşı boşanma davasında süresinde açılmamış olsa da esasa girilerek karar verilmesini gerekli görmüştür.

Geç açılan karşı dava kendiliğinden birleşir mi?

Hayır. 166. madde, bağlantılı davaların fıkrada gösterilen şartlarla birleştirilebileceğini düzenler; geç açılan her karşı davanın kendiliğinden birleşeceğini söylemez. Aynı yargı çevresinde birleştirme kararı ikinci davanın açıldığı mahkemece, ayrı yargı çevrelerinde ise ikinci davanın açıldığı mahkemeden istenerek değerlendirilir. Karşı boşanma davasında yeniden birleştirme gerekeceği değerlendirmesi, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin E. 2015/25672, K. 2017/3638 sayılı kararındaki gerekçeye aittir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu