Çekişmesiz Yargıda Yargılama Usulü: HMK Madde 385

by Avukat Erdal Ersoy
Çekişmesiz Yargıda Yargılama Usulü: HMK Madde 385

HMK m. 385, çekişmesiz yargı işlerinde uygulanacak usulü üç temel kuralla düzenler: işin niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulü uygulanır; aksine bir hüküm bulunmadıkça resen araştırma ilkesi geçerlidir; mahkemeler dışındaki resmî makamlara bırakılan işlerde ise usul, ilgili özel kanunlara tabidir.

Çekişmesiz Yargı Nedir

HMK m. 382/1 uyarınca çekişmesiz yargı; ilgililer arasında uyuşmazlık olmayan hâllere, ilgililerin ileri sürebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı durumlara ya da hâkimin resen harekete geçtiği işlere uygulanan yargı türüdür. Bu üç ölçütten birinin ya da birkaçının bir arada bulunması çekişmesiz yargı nitelendirilmesi için yeterlidir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 382Kaynağı aç
MADDE 382- (1) Çekişmesiz yargı, hukukun, mahkemelerce, aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere uygulanmasıdır: a) İlgililer arasında uyuşmazlık olmayan hâller. b) İlgililerin, ileri sürülebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı hâller. c) Hâkimin resen harekete geçtiği hâller. (2) Aşağıdaki işler çekişmesiz yargı işlerinden sayılır: a) Kişiler hukukundaki çekişmesiz yargı işleri: 1) Ergin kılınma. 2) Ad ve soyadın değiştirilmesi. 3) Ölüm karinesi sebebiyle (ilgili yerin mülkî amirinin emriyle) nüfus kütüğüne ölü kaydı düşülen kişinin sağ olduğunun tespiti. 4) Gaiplik kararı. 5) Kişisel durum sicilindeki kaydın düzeltilmesi. b) Aile hukukundaki çekişmesiz yargı işleri: 1) Henüz evlenme yaşında olmayanların evlenmesine izin verme. 2) Gaiplik nedeniyle evliliğin feshi. 3) Evlendirme memurunun, evlenme başvurusunu ret kararına karşı yapılan itiraz. 4) Yeniden evlenmede bekleme süresinin hâkim tarafından kaldırılması. 5) Terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi. 6) Eşlerden birinin, evlilik birliğini tek başına temsil etmek konusunda yetkili kılınması. 7) Aile konutu ile ilgili işlemler için diğer eşin rızasının sağlanamadığı hâllerde hâkimin müdahalesinin istenmesi. 8) Mevcut mal rejiminin eşlerden birinin veya alacaklıların talebiyle mal ayrılığına dönüştürülmesi ve sebeplerin ortadan kalkması hâlinde mal ayrılığından eski rejime geri dönülmesi. 9) Paylaşmalı mal ayrılığında boşanma veya evliliğin iptali hâlinde, aile konutu ve ev eşyasını hangi eşin kullanmaya devam edeceği hakkında karar verilmesi. 10) Sağ kalan eşe aile konutu üzerinde ve ev eşyası üzerinde mülkiyet veya intifa hakkı tanınması. 11) Mal ortaklığında eşlerden birinin mirası reddine izin verilmesi. 12) Ana babaya çocuğun mallarından bir kısmını çocuğun bakım ve eğitimi için sarf etme izninin verilmesi. 13) Velayetin kaldırılması, velayetin eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi ve kaldırılan velayetin geri verilmesi. 14) Hâkimin çocuğun mallarının yönetimine müdahale etmesi ve çocuğun mallarının yönetiminin kayyıma devri. 15) Evlilik sona erince velayet kendisinde kalan eşin, hâkime çocuğun malları hakkında defter sunması. 16) Aile yurdunun kurulmasına izin verilmesi, kuruluşun tebliğ ve ilanı, kapatılması hâlinde tapu sicilindeki şerhin silinmesine izin verilmesi, taşınmazın bizzat malik veya ailesi tarafından kullanılması şartına geçici olarak istisna tanınması. 17) 14/1/1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanuna göre aile mahkemesi hâkimi tarafından karar verilecek tedbirler. 18) Çocuk hâkimi tarafından, çocuğun anası, babası, vasisi, bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya resen çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı alınması. 19) Vesayet işleri. c) Miras hukukundaki çekişmesiz yargı işleri: 1) Sulh hâkimi tarafından resmî vasiyetname düzenlenmesi; el yazısı ile vasiyetnamenin sulh hâkimi tarafından saklanması; sözlü vasiyetname tutanağının sulh veya asliye mahkemesine tevdiî. 2) Vasiyeti yerine getirme görevlisine görevinin bildirilmesi. 3) Vasiyeti yerine getirme görevlisinin tereke malları üzerinde tasarruf etmesine izin verilmesi. 4) Gaibin mirasçılarına, gaibe düşen miras payının teslim edilmesi. 5) Tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine ulaşmasını sağlamak için önlem alınması. 6) Mirasçılık belgesi verilmesi. 7) Terekenin yazımı işleminin sona erdiğinin mirasçılara bildirilmesi, mirasın reddi beyanının tespiti ve tescili; mirasın reddinin, mirası reddeden kişiden sonra gelen mirasçılara bildirilmesi; mirasın reddi süresinin uzatılması. 8) Terekenin resmî defterinin tutulması. 9) Sulh hâkiminin özellikleri olan eşyanın mirasçılardan birine tahsis edilmesi veya satılmasına karar vermesi. ç) Eşya hukukundaki çekişmesiz yargı işleri: 1) Taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması. 2) Taşınmaz rehninde alacaklı için kayyım tayini. d) Borçlar hukukundaki çekişmesiz yargı işleri: 1) Yetkisi sona eren temsilcinin temsil belgesini mahkemeye teslimi. 2) Borçluya ifa veya teminat göstermesi için süre verilmesi. 3) Tevdi mahalli belirlenmesi veya tevdi edilemeyecek eşyanın satılması. 4) Alacaklısı ihtilaflı olan borcun mahkemeye tevdiî. 5) Ayıplı hayvanın bilirkişi tarafından muayenesi. 6) Mesafeli satımlarda ayıbın tespiti veya ayıplı malın satılmasına izin verilmesi. 7) İşçiye kârdan hisse verilmesini öngören iş sözleşmesinde, mahkemenin işverenin hesaplarını inceleyecek bir kişi tayin etmesi. 8) Eser sözleşmesinde eserin ayıplı olup olmadığının bilirkişiye tespit ettirilmesi. 9) Satılmak için komisyoncuya gönderilen eşyanın hasarının tespiti. 10) Komisyoncu elindeki malın açık artırma ile satışına izin verilmesi. e) Ticaret hukukundaki çekişmesiz yargı işleri: 1) Ticari defterlerin zıyaı hâlinde belge verilmesi. 2) Acentenin müvekkili hesabına teslim aldığı malın Borçlar Kanununa göre satılması. 3) Kollektif şirketin tasfiyesinde tasfiye memuru tayini. 4) Komanditer ortağın talebiyle şirket hesaplarını incelemek için eksper tayini. 5) Anonim şirkette ayni sermaye konulması, tescilden itibaren iki yıl içinde sermayenin onda birini aşan tutarda işletme devralınması ve sermaye azaltılmasında bilirkişi raporu alınması ve mahkemenin izni. 6) Kıymetli evrakın iptali. 7) Eşya taşımada eşyanın hasar ve eksiğinin tespit edilmesi; teslim edilememesi hâlinde Borçlar Kanunu hükümlerine göre satılmasına karar verilmesi; gönderilen eşyanın mahkeme marifetiyle muayenesi. 8) Gemi ipoteğinde, malikin bulunamadığı hâllerde kayyım tayini. 9) Deniz raporu tanzimi. 10) Kırkambar sözleşmesinde geminin hareket gününün mahkeme tarafından tayini. 11) Navlun sözleşmesinde, boşaltma limanında malların hâl ve vaziyetinin, ölçü, sayı ve tartısının ekspere tespit ettirilmesi. 12) Müşterek avaryalarda dispeççi tayini ve dispecin mahkemece tasdiki. 13) Denizcilik rizikolarına karşı sigortalarda zararın ve kapsamının belirlenmesi için bilirkişi tayini. 14) Kooperatiflerde ayni sermayeye değer biçilmesi için bilirkişi tayini. f) İcra ve iflas hukukundaki çekişmesiz yargı işleri: 1) İpotekli alacakta alacaklının gaipliği veya alacağı almaktan kaçınması hâlinde, borç tutarının icra dairesine tevdi edilmesi üzerine icra mahkemesi tarafından ipoteğin fekkine karar verilmesi. 2) Doğrudan doğruya iflas. 3) İflasın kaldırılması. 4) İflasın kapanmasına karar verilmesi. 5) Reddolunmuş mirasın tasfiyesinin, mirasçılardan birinin mirası kabul talebi üzerine mahkeme tarafından durdurulması. 6) Konkordato mühleti verilmesi ve komiserin atanması. 7) Konkordatonun tasdiki. 8) Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasında projenin ilanı ve ara dönem denetçisinin atanması. 9) Fevkalade hâllerde, kusuru olmaksızın borçlarını yerine getiremeyen borçluya mühlet verilmesi. g) Çeşitli kanunlardaki çekişmesiz yargı işleri: 1) Nüfus kütüklerinin sayfa birleşim yerlerinin asliye hukuk mahkemesince mühürlenmesi. 2) Noterlerin göreve başlarken mahkemede yemin ettirilmeleri. 3) Noter evrak ve defterlerinden alınarak başka yere gönderilecek örneklerin mahkeme tarafından tasdiki. 4) Kamu görevlilerinin mahkeme huzurunda kanunen yemin etme zorunluluğunun öngörüldüğü diğer durumlar. Görevli mahkeme

Basit Yargılama Usulünün Çekişmesiz Yargıya Uygulanması

HMK m. 385/1, basit yargılama usulünün çekişmesiz yargı işlerine uygulanmasını kural olarak benimsemiş; ancak bunu "niteliğine uygun düştüğü ölçüde" kaydıyla sınırlamıştır. Bu ifade, basit yargılama usulüne ilişkin tüm hükümlerin çekişmesiz yargıya otomatik biçimde aktarılamayacağını göstermektedir; hangi hükümlerin uygulanacağı her somut işin niteliğine göre değerlendirilir. Çekişmesiz yargı işlerinde genel görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğu ve bu mahkemelerde de basit yargılama usulünün geçerli olduğu gözetildiğinde, bu tercihin kanun gerekçesinde de doğal karşılandığı görülmektedir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 385Kaynağı aç
MADDE 385- (1) Çekişmesiz yargı işlerinde, niteliğine uygun düştüğü ölçüde, basit yargılama usulü uygulanır. (2) Çekişmesiz yargı işlerinde aksine bir hüküm bulunmadıkça resen araştırma ilkesi geçerlidir. (3) Mahkemeler dışındaki resmî makamlara bırakılan çekişmesiz yargı işlerinde uygulanacak usul, ilgili özel kanunlarında belirtilen hükümlere tabidir. Mühürleme, deftere geçirme ve yemin tutanağı düzenlenmesi usulü

Basit Yargılama Usulünün Temel Adımları

Basit yargılama usulünde dilekçe aşaması sınırlı tutulmuştur. Davalıya, dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki haftalık cevap süresi tanınır; bu sürede cevap verilmesinin güçlüğü hâlinde, yine aynı süre içinde başvurulmak kaydıyla mahkeme tek seferlik ve iki haftayı geçmeyecek ek süre verebilir. Dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap ile ikinci cevap dilekçesi verilemez; taraflar tüm delillerini bu dilekçeleriyle bildirmek zorundadır. Bunun yanı sıra iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı, yazılı yargılama usulünden farklı olarak dava açılmasıyla ve cevap dilekçesinin verilmesiyle birlikte başlar.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2452, K. 2018/1295Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2452 E.  ,  2018/1295 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki “velayetin düzenlenmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Ankara 10. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 01.06.2015 gün ve 2015/585 E., 2015/840 K. sayılı kararı davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 23.12.2015 gün ve 2015/20319 E., 2015/25061 K. sayılı kararı ile: "…Dava velayetin düzenlenmesine ilişkin olup, 06.04.2015 tarihinde ikame edilmiştir. Mahkemece ön incelemenin duruşmalı yapılmasına karar verilmiş, taraflara ön inceleme duruşmasına çağrı davetiyesi tebliğ edilmiş, davalı taraf 01.06.2015 tarihli ön inceleme duruşmasına gelmemiştir. Mahkemece, yapılan duruşmanın ön inceleme duruşması olduğu belirtilmeden, davacı ve duruşmada hazır ettiği tanığı dinlenerek aynı celse karar verilmiştir. Ön inceleme duruşmasının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 140 maddesinde gösterilen usule uygun şekilde yapılmaması ve yine davalı bu duruşmaya katılmadığına göre tahkikat duruşması için gün tayin edilerek aynı yasanın 147. maddesinde gösterilen şekilde davalıya davetiye gönderilip yargılamaya devam edilmesi gerekirken bu usulü işlemler yapılmadan eksik incelemeyle davanın esası hakkında hüküm kurulması davalının hukuki dinlenilme hakkına (HMK. m. 27) aykırı olup hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir…." gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, boşanma tarihinden sonra doğan çocuğun velayetinin düzenlenmesi istemine ilişkindir. Davacı (anne), davalı ile boşandıklarını, boşanma kararının verilmesinden sonra dünyaya gelen Ceren'in hâlen yanında kaldığını, davalının bir yardımı olmadığını ileri sürerek küçüğün velayetinin kendisine verilmesini ve Ceren için her ay 700,00 TL nafakaya hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece, boşanma tarihinden sonra dünyaya gelen ve hâlen anne yanında kalan müşterek çocuğun velayeti anneye verilerek küçük yararına tedbir ve iştirak nafakasına hükmedilmiştir. Davalı (baba) vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında yer alan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece, velayet ve nafakaya ilişkin davaların basit yargılama usulüne tabi olduğu, basit usule tabi davalarda usul ekonomisi açısından yargılamanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 320.maddesinin üçüncü fıkrası gereğince tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılması hâlinde tamamlanmış olacağı, HMK'nın 321/1 maddesi gereğince tahkikatın tamamlanmasından sonra yargılamanın sona erdiğinin bildirilerek kararın tefhim edilmesi gerektiği, 147. maddenin yazılı usule tabi davalarda uygulanması gerektiği, tensip zaptında 01.06.2015 tarihli duruşmanın ön inceleme duruşması olduğunun belirtildiği, tanığın dinlenmesi suretiyle fiilen tahkikata geçilmiş olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı, davalı (baba) vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; velayetin düzenlemesine ilişkin davada, ön inceleme duruşmasının usulüne uygun yapılıp yapılmadığı ve tahkikat duruşması için gün tayini ile davalıya tebligat yapılması zorunluluğunun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. HMK'nın 382/2-b-13. ve 316/1-ç maddelerine göre velayetle ilgili davalar bir "çekişmesiz yargı" işidir. Çekişmesiz yargı işlerinde kural olarak "basit yargılama usulü" uygulanır (HMK m.385/1.) Hemen bu noktada uyuşmazlığın çözümü için basit yargılama usulünün özellikleri üzerinde durulmasında yarar vardır. 6100 sayılı HMK'da iki temel yargılama usulü düzenlenmiştir. Bunlar; yazılı (m. 118-186) ve basit (m.316-322) yargılama usulleridir. Davanın açıldığı mahkemeye veya uyuşmazlığın niteliğine göre uygulanacak yargılama usulü farklılık göstermektedir. Örneğin, asliye hukuk mahkemelerinde kural olarak yazılı yargılama usulü uygulanırken, sulh hukuk mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır. 6100 sayılı HMK’nın “Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler” başlıklı 316’ncı maddesinin (g) bendi düzenlemesi uyarınca; “Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler” basit yargılama usulüne tabidir. Basit yargılama usulü, daha çabuk sonuçlandırılması gereken, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş daha basit, daha seri bir yargılama usulüdür. Basit yargılama usulünde, dava ve davaya cevap verilmesi yazılı yargılama usulünde olduğu gibi dilekçe ile olur (m.317/1). Ancak dava ve cevap dilekçeleri, yönetmelikte belirlenecek formun doldurulması suretiyle de verilebilir (m.317/4). Burada amaç, basit işlerde avukat tutamayanlara kolaylık ve böyle bir durumda dahi dava ve cevap dilekçelerinin bir düzen içinde mahkemeye verilmesini sağlamak, ayrıca hak kayıplarının önüne geçmektir. Basit yargılama usulünde cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, mahkeme duruma göre, bu sürede cevap dilekçesi verilmesi zor ise, bu süre içinde başvurulmak kaydıyla bir defaya mahsus olarak ve iki haftayı geçmeyecek ek bir süre verebilir (m.317/2). 6100 sayılı HMK'nın 317’nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, basit yargılama usulünde, dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap (replik) ve ikinci cevap (düplik) dilekçesi verilmez. Bu çerçevede, taraflar dilekçeleriyle birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek, ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de, bunların bulunabilmesini sağlayacak bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadırlar. Dilekçe sayısı, bu usulde görülecek işlerin basit olması ve kısa sürede karara bağlanmasını sağlamak amacıyla sınırlandırıldığından, birer defa dilekçe vermek durumunda olan tarafların daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. Basit yargılama usulünde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, yazılı yargılama usulünden farklı olarak dava açılmasıyla ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar (m.319). 6100 sayılı HMK’nın basit yargılama usulünde “Ön inceleme ve tahkikat” başlıklı 320’nci maddesi uyarınca; “Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir. Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.” Anılan madde gerekçesinde de söz edildiği üzere basit yargılama usulünde, yazılı yargılama usulünden farklı olarak ön inceleme ve tahkikat işlemleri de basitleştirilmiştir. Bu kapsamda eğer, dosya üzerinden karar verilmesi mümkünse (örneğin, geçici hukuki korumalarda), taraflar duruşmaya çağrılmadan sadece dilekçe ve delilleri dikkate alınarak karar verilebilir. Buna göre; HMK'nın 320’nci maddesinin açık düzenlemesi karşısında mahkeme, basit yargılama usulüne tabi dava ve işlerde, dava şartları yoksa davayı usulden reddedebilir; ilk itirazlar hakkında ya da dilekçelere eklenen deliller yeterli görülürse davanın esası hakkında karar da verebilir. Dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafların dilekçelerine ekledikleri ya da ilgili yerlerden getirtilmesini istedikleri delillerin toplanması ile mahkemece tarafların iddia ve savunmaları ile delilleri incelenmiş olacaktır. Bu nedenle ön inceleme duruşması yapılmadan dosya üzerinden, mevcut deliller ile dava şartları ve ilk itirazlardan başka, davanın esası hakkında da karar verilmesi mümkündür. Bu şekilde dosya üzerinden karar verildiğinde, taraflara dava ve cevap dilekçesinin tebliği ile bu dilekçelerinde bildirdikleri deliller toplanmış olacağından, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğinden de söz edilemeyecektir. Yukarıda açıklandığı üzere, dosya üzerinden karar verilemiyorsa, bu durumda mahkeme ön inceleme yapar. Burada da, mahkeme dava şartları ve ilk itirazların varlığını inceleyerek, hak düşürücü süreler ve zamanaşımı süreleri hakkında tarafları dinler. Bundan sonra hâkim, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit ederek, tarafları sulhe teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları; sulh olmamışlarsa anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır ve tutanak hazır bulunanlarca imzalanır. Tahkikat bu tutanağa göre yürütülür (m.320/2). Yukarıda belirtilen ön incelemeden sonra mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikatın yürütülmesi için en fazla iki duruşmada yargılamayı tamamlamak zorundadır ve duruşmaların arası da en fazla bir ay olmalıdır (m.320/3-c.l). Basit yargılama usulünde tahkikat tamamlandıktan sonra, yazılı yargılama usulünde olduğu gibi sözlü yargılama için ayrı bir kesit öngörülmemiştir; bunun için ayrıca süre verilmez. Hâkim tahkikatın tamamlandığı duruşmada, tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini belirterek hükmünü tefhim eder (m. 321/1). Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 26.03.2014 gün ve E:2013/10-777, K:2014/396; 26.06.2013 gün ve E:2013/18-18, K:2013/891; 30.04.2014 gün ve E:2013/21-1655, K:2014/558 sayılı ilamlarında da aynı hususlar vurgulanmıştır. Yukarıda yapılan açıklamalar karşısında, somut uyuşmazlığın incelenmesinde; mahkemece tensip zaptı düzenlendiği, tensip zaptında; davanın basit yargılama usulüne tabi olduğu, dava dilekçesi ve eklerinin davalıya HMK'nın 317. maddesi gereğince tebliği, yine bu tutanağın duruşma günü ile birlikte taraflara tebliği ve 01.06.2015 tarihinde ön inceleme duruşmasının yapılacağı hususlarının yer aldığı ancak davalının davaya cevap vermediği, delil bildirmediği ve ön inceleme duruşmasına da mazeretsiz olarak katılmadığı anlaşılmıştır. Öncelikle, tensip zaptına; "01.06.2015 tarihinde ön inceleme duruşmasının icra edileceği" hususunun yazılması ve sözü edilen tutanağın davalıya tebliğ edilmesi karşısında duruşma zaptında "ön inceleme duruşması" ibaresinin yer almasının zorunlu olmadığı vurgulanmalıdır. Diğer taraftan ön inceleme duruşmasında mahkemece davacının beyanı tespit edilip, hazır olan tanığı da dinlenerek fiilen tahkikat aşamasına geçilmiş ve nihai hüküm kurulmuştur. Yukarıda değinildiği üzere davalı cevap vermediğine, delil bildirmediğine ve mazeretsiz olarak da ön inceleme duruşmasına katılmadığına göre mahkemece yapılan iş ve işlemlerde usule aykırı bir yön bulunmadığının kabulü gerekmektedir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, ön inceleme duruşmasının HMK'da belirtilen usule uygun yapılmadığı, sözü edilen Kanun'un 320. maddesi gereğince davalının tahkikat duruşmasına çağrılması gerektiği, aksi hâlde hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmiş sayılacağı, Özel Daire bozma kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Bu itibarla, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, mahkeme kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre mahkemece verilen direnme kararı yerindedir Ne var ki, davanın esasına ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daire’ye gönderilmelidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararı yerinde olup davanın esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3’üncü maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440’ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.07.2018 gününde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi.

Dosya üzerinden karar verilmesinin mümkün olduğu hâllerde mahkeme tarafları duruşmaya davet etmeksizin karar verebilir. Duruşma yapılması gerekiyorsa ilk duruşmada dava şartları, ilk itirazlar, hak düşürücü süre ve zamanaşımı taraflarla birlikte incelenir; tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar tutanağa geçirilir, tutanak hazır bulunanlarca imzalanır. Uyuşmazlık konularının tespitinin ardından hâkim tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder; tahkikat bu tutanak esas alınarak yürütülür. Tahkikat için bu ilk duruşma dışında en fazla iki duruşma yapılır ve duruşmalar arasındaki süre bir ayı geçemez. Bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde hâkim gerekçesini belirterek bu sınırların dışına çıkabilir. Tahkikat tamamlandıktan sonra ayrıca sözlü yargılama aşaması öngörülmemiştir; hâkim tahkikatın bittiği duruşmada tarafların son beyanlarını alır ve hükmünü tefhim eder.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 320Kaynağı aç
MADDE 320- (1) Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir. (2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.[37] (3) Mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını yukarıdaki fıkrada belirtilen duruşma hariç, iki duruşmada tamamlar. Duruşmalar arasındaki süre bir aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve ikiden fazla duruşma yapabilir. (4) Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır. Hüküm

Basit yargılama usulüne tabi davalarda işlemden kaldırılan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa dava açılmamış sayılır.

Resen Araştırma İlkesi

HMK m. 385/2 uyarınca çekişmesiz yargı işlerinde aksine bir hüküm bulunmadıkça resen araştırma ilkesi geçerlidir. Özel kanunlarda bu ilkeyi devre dışı bırakan bir düzenleme varsa, o düzenleme esas alınır.

Mahkeme Dışındaki Resmî Makamlara Bırakılan İşler

Bir çekişmesiz yargı işi mahkeme yerine başka bir resmî makama bırakılmışsa, o işte izlenecek usul HMK'nın değil, ilgili özel kanunun hükümlerine tabidir. HMK m. 385/3 bu durumu açıkça düzenler. Dolayısıyla HMK m. 385'in belirlediği usul çerçevesi yalnızca mahkemeler önünde yürütülen çekişmesiz yargı işleri için geçerlidir.

Hukuki Dinlenilme Hakkı ve Duruşmaya Davet

Basit yargılama usulü çerçevesinde çekişmesiz yargı işlerinde de hukuki dinlenilme hakkı güvencesi geçerliliğini korur. HMK m. 27/2 uyarınca bu hak; yargılama hakkında bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat imkânını, mahkemenin bu açıklamaları değerlendirmesini ve kararların somut biçimde gerekçelendirilmesini kapsar.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 27Kaynağı aç
MADDE 27- (1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir. Aleniyet ilkesi

Vesayet ve kayyım gibi çekişmesiz yargı işlerinde taraflar usule uygun biçimde davet edilmeksizin hüküm verilemeyeceği, aksi durumun hukuki dinlenilme hakkını ihlal edeceği yönünde Yargıtay kararları mevcuttur. Öte yandan davalının cevap vermediği, delil bildirmediği ve mazeretsiz olarak ön inceleme duruşmasına katılmadığı durumlarda, ön inceleme duruşmasında tahkikata geçilerek nihai kararın verilmesinde usule aykırılık bulunmadığını Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2452, K. 2018/1295 sayılı kararında oy çokluğuyla belirlemiştir. Aynı kararda, dosya üzerinden karar verilebilen hâllerde taraflara dava ve cevap dilekçesinin tebliği ile delillerin toplanmış olmasının hukuki dinlenilme hakkının karşılanması bakımından yeterli olduğu kabul edilmiştir.

Bununla birlikte, velayet davaları özelinde farklı bir yaklaşım da gündeme gelmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/19352, K. 2018/6953 sayılı oybirliğiyle verilen kararında velayet davalarının kamu düzenini ilgilendirdiğini vurgulayarak, basit yargılamada dosya üzerinden karar vermeye olanak tanıyan HMK m. 320/1'in bu davalara uygulanmasının hatalı olduğuna ve taraflara delillerini bildirme ile hukuki dinlenilme hakkının tanınması gerektiğine hükmetmiştir. Aynı dairenin E. 2015/7692, K. 2015/9058 sayılı ve oy çokluğuyla alınan bir başka kararında ise tahkikat aşamasına geçildikten sonra davalının HMK m. 147 uyarınca tahkikat duruşmasına ayrıca davet edilmesi zorunlu tutulmuştur; bu kararın karşı oy yazısında ise HMK m. 147'nin basit yargılama usulüne tabi davalarda uygulanmaması gerektiği görüşü savunulmuştur. Hukuk Genel Kurulu'nun 2018 tarihli kararı daha sonraki tarihe aittir; ancak kararlar farklı olay koşullarına ilişkin olduğundan tüm olay örüntüleri için tek bir kural çıkarmak güçtür.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/19352, K. 2018/6953Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/19352 E.  ,  2018/6953 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Velayetin Düzenlenmesi Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm ilgili … tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: … İlçe Nüfus Müdürlüğü tarafından … ve …'in boşanma kararından sonra nüfusa tescil edilen 07.09.2004 doğumlu …'in velayeti hakkında karar verilmesi talep edilmiş, mahkemece duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden velayetin davalılardan anne …'e bırakılmasına karar verilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 382/2-b-l 3. maddesine göre velayetle ilgili davalar bir "çekişmesiz yargı" işidir. Çekişmesiz yargı işlerinde kural olarak "basit yargılama usulü" uygulanır (HMK. rn. 385/1.). Talep; boşanma kararından sonra nüfusa tescil ettirildiğinden dolayı velayet altında olmayan Mervan'ın velayet altına alınmasına ilişkin olduğuna göre, talebin bir çekişmesiz yargı işi olarak basit yargılama usulüne göre incelenmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki; velayet davalarının kamu düzenini ilgilendirdiği nazara alındığında mahkemece basit yargılama usulünde duruşma yapılmaksızın da karar vermeye imkan tanıyan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 320/1. maddesinin uygulanmasında hataya düşülmüştür. Şöyleki; 2004 doğumlu Mervan'ın kimin velayeti altına alınması gerektiği yönünden taraflara vakıa ve olguları bildirme ve bunları kanıtlama, adil yargılama hakkını da içeren "hukuki dinlenilme hakkı"nın bir gereğidir (HMK m. 27). Öyleyse: açıklanan hususlar gözetilerek, davalılara … İlçe Nüfus Müdürlüğünün dilekçesi tebliğ olunarak delillerini bildirmeleri için süre verilmesi, gösterdikleri taktirde taraf delillerinin toplanması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hükmün tesisi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 30.05.2018(Çrş.)
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2015/7692, K. 2015/9058Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2015/7692 E.  ,  2015/9058 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Velayetin kaldırılması Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, 18.06.2014 tarihinde açılmış olup, velayetin değiştirilmesi talebine ilişkindir. Velayet davaları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda "çekişmesiz yargı” işi olarak kabul edilmiş (md.382/2-b-I3) ve basit yargılama usulüne tabidir (HMK.md.316/l-ç). Basit yargılama usulünde.yapılan ilk duruşmada dava hakkında hüküm verilmeyen durumlarda, mahkeme tahkikata başlar ve tahkikat duruşması için tarafları duruşmaya davet eder. Mahkemece ön inceleme duruşması tamamlanıp, tahkikat aşamasına geçildiğine göre, davalının Hukuk Muhakemeleri Kanununun 147. maddesi gereğince tahkikat duruşmasına davet edilmesi zorunludur. Bu yasal zorunluluğun gereği yapılıp, davalının tahkikat duruşmasında bulunmasına imkan sağlanmaksızın, davanın esası hakkında hüküm kurulması, davalının hukuki dinlenilme hakkına (HMK.md.27) aykırı olup; bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. 04.05.2015 (Pzt.) KARŞI OY YAZISI Dava, velayete ilişkin olup Hukuk Muhakemeleri Kanununun 316/1-ç maddesine göre basit yargılamaya tabi davalardandır. Dava dilekçesi ve 14.10.2014 tarihli ilk duruşma günü (ön inceleme duruşması) davalıya usulüne uygun tebliğ edilmiş, davalı cevap dilekçesi vermiş, duruşmaya katılmamıştır. Dava ilk duruşmada sonuçlandırılamadığı için 18.12.2014 tarihine ertelenmiş ve duruşma gününün davalıya tebliğine karar verilmiş, ancak davalı adına çıkartılan tebligat yapılamamış, davalı da duruşmaya katılmamıştır. Mahkemece davacının yokluğunda bu duruşmada davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu iki temel yargılama usulü kabul etmiştir. Bunlar, yazılı (HMK. md. 118-186) ve basit (HMK. md. 316-322) yargılama usulleridir. Her davada, davanın açıldığı mahkemeye veya davanın niteliğine öre bu usullerden birisi uygulanacaktır. Kanun'da yazılı yargılama usulü ayrıntılı olarak düzenlenmiş. Basit yargılama usulü ise temel özellikleri ve farklı noktalarıyla belirtilmiş, hüküm bulunmayan hallerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanacağı vurgulanmıştır. (HMK.md. 322/1) Basit yargılama usulü, ismine uygun olarak daha basit, daha kısa, daha seri bir yargılama usulüdür. Basit yargılama usulünde, yazılı yargılama usulünden farklı olarak ön inceleme ve tahkikat işlemleri de basitleştirilmiştir. Basit yargılama usulünde dosya üzerinden karar verilebilecek ise taraflar duruşmaya çağrılmadan bile karar verilebilir. (HMK. md.320/1) Yazılı yargılama usulünde, dilekçelerin verilmesi aşamasından sonra, ön inceleme, daha sonra tahkikat aşamasına yer verilmiştir. Basit yargılama usulünde de temelde bu aşamalar yer almakla birlikte, yargılamanın daha kısa sürede tamamlanabilmesi için bunlar birbiriyle bağlantılı olarak birlikte düzenlenmeş, İşlemler basitleştirilmiş ve süreler daha kısa tutulmuştur (HMK.md.320). Yazılı yargılama usulünde ön inceleme duruşması tamamlandığında tahkikate geçileceği ve davalının tahkikat duruşmasına ayrıca davetiye ile çağrılacığı konusunda ihtilaf yoktur (HMK.md. 143-147). Taraflar, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tahkikat için duruşmaya davet edilir. Taraflara gönderilecek davetiyede, belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde, duruşmaya yokluklarında devam edileceği ve yapılan işlemlere itiraz edemeyecekleri bildirilir. (HMK.md. 147) Basit yargılama usulüne tabi dava ve işlerde ise ön incelemeden sonra, mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikatın yürütülmesi en fazla iki duruşmada yargılamayı tamamlamak zorundadır ve duruşmaların arası da en fazla bir ay olmalıdır (HMK. md. 320/3-c.l) Kanun basit yargılamaya ilişkin davalarda hüküm bulunmayan hallerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanacağı belirtilmiştir. (HMK. Md. 322/1) Basit yargılama usulüne tabi davalarda Kanunun 147. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda ise açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Yukarıda ki yasal düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde basit yargılama usulünde davaların daha kısa sürede tamamlanabilmesi için işlemlerin basitleştirildiği ve sürelerin daha kısa tutulduğu gözönünde tutulduğunda Hukuk Muhakemeleri Kanunununun 147. maddesinin basit yargılam usulüne uygun davalarda uygulanmayacağını kabul etmek gerekmektedir. Bu sebeple duruşma gününün (ilk duruşma) davalıya usulüne uygun tebliğ edildiği kabul edilerek hükmün onanması gerektiğini düşündüğüm için sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmıyorum.

Çekişmesiz Yargı Kararlarının Kesin Hüküm Etkisi

HMK m. 388 uyarınca kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde çekişmesiz yargı kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. Bu düzenlemenin pratik bir yansıması kayyım atanmasına ilişkin kararlarda görülür: kayyım atanmasına ilişkin karar çekişmesiz yargı işi niteliği taşıdığından, çekişmesiz yargı kararlarının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceği kuralı gözetildiğinde, kararın kesinleşmemiş olması gerekçesiyle kayyımla idare süresinin başlamadığı sonucuna varılması doğru değildir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/14914, K. 2018/12217 sayılı kararında, bu gerekçeye dayanılarak dava şartı yokluğundan ret yoluna gidilmesini hatalı bularak bozmuştur.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 388Kaynağı aç
MADDE 388- (1) Kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde, çekişmesiz yargı kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmez. ONUNCU KISIM Geçici Hukuki Korumalar BİRİNCİ BÖLÜM İhtiyati Tedbir İhtiyati tedbirin şartları
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/14914, K. 2018/12217Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/14914 E.  ,  2018/12217 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : GAİPLİK-TAPU İPTALİ-TESCİL Taraflar arasında görülen gaiplik-tapu iptali ve tescil davası sonunda yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi,Tetkik Hâkimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu 588. maddesi uyarınca gaiplik, tapu iptali ve … adına tescil isteklerine ilişkindir. Davacı, dava konusu 872 parsel sayılı taşınmazda … çocukları …, …, …, …, … çocukları …, …, …, …, … çocukları …, …, …, …, … kızı …, …, … , … , … isimli paydaşların ve mirasçılarının bulunamaması nedeniyle kayyım atandığını ve paylarının 10 yıldan fazla zamandır kayyımla idare edildiğini ileri sürerek TMK 588. maddesi gereğince adı geçen paydaşların gaipliğine, dava konusu taşınmazdaki paylarının iptali ile … adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı, herhangi bir savunma getirmemiştir. Mahkemece, dava konusu taşınmaz paylarına kayyım atanmasına ilişkin kararın kesinleşmediği, söz konusu payların kayyımla yönetilmesine henüz başlanmadığı, taşınmazın tapu sicilinde buna ilişkin bir kayıt da bulunmadığı, bu nedenle TMK 588/1. maddesi gereğince on yıllık kayyımla idare şartının yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 872 parsel sayılı taşınmazın … çocukları …, …, …, …, … çocukları …, …, …, …, … çocukları … ve dava dışı başkaca paydaşlar adına kayıtlı olduğu, … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/673 esas 2004/244 karar sayılı 30/03/2004 tarihli kararı ile dava konusu taşınmaz paylarına kayyım atanmasına karar verildiği, tapu kaydında bu hususta bir şerh bulunmadığı, eldeki davanın 26/08/2014 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanunun 1. maddesinde “Bu Kanunun amacı, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi nedeniyle malvarlıkları üzerinde … menfaatinin korunmasını sağlamak üzere; mahallin en büyük mal memurunun kayyım olarak atanması, yetkileri, yetki devri, kayyımlık mallarının yönetimi ve giderleri, kayyım ve görevli personele ödenecek ücretler ile diğer hususlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir”, aynı Kanunun 2. maddesinde ise “22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 427 nci maddesine göre, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi veya ortada bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı ispatlanamayan mirasçının payının resmen yönetilmesi amacıyla kayyım atanmasının gerektiği hallerde, vesayet makamı; bu kimselerin malları üzerinde Hazinenin hak ve menfaati bulunup bulunmadığını, mahallin en büyük mal memurluğundan araştırır. Hazinenin hak ve menfaatinin söz konusu olduğunun anlaşılması hâlinde, mahallin en büyük mal memurunu yönetim kayyımı tayin eder.” hükmü öngörülmüştür. 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 431. maddesi uyarınca vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar, kayyım tayin edilmesinde de uygulanır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 382/b-19. maddesinde vesayet işlerinin çekişmesiz yargı işi olduğu, 385. maddesinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulünün uygulanması gerektiği, 388. maddesinde kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde, çekişmesiz yargı kararlarının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceği düzenlenmiştir. Somut olaya gelince, kayyım atanmasına ilişkin kararın çekişmesiz yargı işi olduğu ve çekişmesiz yargı kararlarının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceği düzenlemesi karşısında kararın kesinleştirilmemiş olması nedeniyle kayyımla idare süresinin başlamayacağı sonucuna varılması doğru değildir. Hal böyle olunca, işin esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir. Davacının yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 12.09.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Velayet Davalarında Yetki Sorunu

Velayetin düzenlenmesine ilişkin davalarda kesin yetki kuralı bulunmamaktadır. Bu nedenle yetkisizlik itirazı ancak davalı tarafından ilk itiraz olarak ileri sürüldüğünde dikkate alınır; hâkim yetkinin kesin olmadığı hâllerde bunu resen nazara alamaz. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2022/6644, K. 2022/9565 sayılı kararında yerel mahkemenin bu davayı yetkisizlik gerekçesiyle sonlandırmasını hatalı bulmuş; davalıların yetki itirazında bulunmaması nedeniyle davanın ilk açıldığı yer mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiğine hükmetmiştir.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2022/6644, K. 2022/9565Kaynağı aç
5. Hukuk Dairesi         2022/6644 E.  ,  2022/9565 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Velayetin düzenlenmesi istemine ilişkin olarak açılan davada Manisa 2. Aile Mahkemesi ile Keçiborlu Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile dosyada son karar bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra verilmiş ise de iki farklı bölge adliye mahkemesinin yargı çevresinde kalan mahkemelerce karşılıklı olarak yetkisizlik kararı verilmiş olması ve 5235 sayılı Kanun'un 36/3. maddesi gereğince bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin görevinin yargı çevresi içerisinde bulunan adlî yargı ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek olduğundan yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: -KARAR- Dava, velayetin düzenlenmesi istemine ilişkindir. … ihbar yazısı ile; … ve …'nin boşanma ilamının tescili sırasında … isimli başka bir çocuklarının daha bulunduğu, tarafların müşterek çocuğu … hakkında herhangi bir düzenlemenin yapılmamış olduğu, bu nedenle bu çocuğun velayetinin düzenlenmesini talep ve dava etmiştir. Manisa 2. Aile Mahkemesi'nce, yapılan adres araştırmasında küçük … ve annesi …'nin mernis adreslerinin … İli, … İlçesinde bulunduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. Keçiborlu Asliye Hukuk Mahkemesi'nce (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) ise, velayetin düzenlenmesine ilişkin davaların basit yargılama usulüne tabi olup, çekişmesiz yargı işi olduğu, 6100 sayılı HMK'nın 385. maddesi gereğince çekişmesiz yargı işlerinde talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesinin yetkili olduğu, ayrıca bu tür davalarda yetkinin kamu düzenine ilişkin olup, kesin olmadığı gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 336. maddesi gereğince evlilik devam ettiği sürece ana-baba velayeti birlikte kullanırlar. Velayet, ana ve babadan birinin ölümü halinde sağ kalana, boşanma veya ayrılığa karar verilmesi halinde hakim velayeti eşlerden birine vermek zorundadır. Velayetin düzenlenmesi kamu düzeni ile ilgilidir. Velayetin düzenlenmesi ile ilgili davada kesin yetki kuralı bulunmayıp ancak davalılar tarafından bu hususun ilk itiraz olarak ileri sürülmesi halinde yetki hususu dikkate alınır. Hakim, yetkinin kesin olmadığı hallerde, bu hususu resen nazara alamaz. Davalıların yetkiye ilişkin bir itirazı bulunmamaktadır. Buna göre davanın, ilk açıldığı yer olan Manisa 2. Aile Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri ile 5235 sayılı Kanunu’nun 36/3. maddesi gereğince; Manisa 2. Aile Mahkemesi’nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 30/05/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bazı Özel Çekişmesiz Yargı İşleri

Vesayet işleri çekişmesiz yargı işi sayılmakta olup HMK m. 385 uyarınca bu işlerde, niteliğine uygun düştüğü ölçüde basit yargılama usulü uygulanır. Kayyım atanmasında ise TMK m. 431 uyarınca vasinin atanması usulüne ilişkin kurallar geçerlidir.

Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle işlerini göremeyen, korunması için sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin, TMK m. 405 uyarınca kısıtlanır. Bu durumu öğrenen idari makamlar, noterler ve mahkemeler bunu yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür. Gaiplik davası ayrı bir usule bağlıdır: TMK m. 588 gereğince sağ olup olmadığı bilinmeyen bir kişinin malvarlığı on yıl resmen yönetilir ya da o kişinin yüz yaşını dolduracağı süre geçerse, Hazine'nin istemi üzerine gaiplik kararı verilebilir.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 405Kaynağı aç
Madde 405- Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır. Görevlerini yaparlarken vesayet altına alınmayı gerekli kılan bir durumun varlığını öğrenen idarî makamlar, noterler ve mahkemeler, bu durumu hemen yetkili vesayet makamına bildirmek zorundadırlar. II. Savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 588Kaynağı aç
Madde 588- Sağ olup olmadığı bilinmeyen bir kimsenin malvarlığı veya ona düşen miras payı on yıl resmen yönetilirse ya da malvarlığı böyle yönetilenin yüz yaşını dolduracağı süre geçerse, Hazinenin istemi üzerine o kimsenin gaipliğine karar verilir. Gaiplik kararı verilebilmesi için gerekli ilân süresinde hiçbir hak sahibi ortaya çıkmazsa, aksine hüküm bulunmadıkça, gaibin mirası Devlete geçer. Devlet, gaibe veya üstün hak sahiplerine karşı, aynen gaibin mirasını teslim alanlar gibi geri vermekle yükümlüdür. İKİNCİ BÖLÜM MİRASIN GEÇMESİNİN SONUÇLARI BİRİNCİ AYIRIM KORUMA ÖNLEMLERİ A. Genel olarak

Sık Sorulan Sorular

Çekişmesiz yargı işlerinde basit yargılama usulü her zaman tam olarak uygulanır mı?

Hayır. HMK m. 385/1 basit yargılama usulünü yalnızca işin niteliğine uygun düştüğü ölçüde uygulanabilir kılmaktadır. Hangi hükümlerin somut işe uygulanacağı, o işin niteliğine göre ayrıca değerlendirilir.

Çekişmesiz yargıda resen araştırma ilkesi her durumda geçerli midir?

Kural olarak geçerlidir; ancak HMK m. 385/2, aksine hüküm bulunmayan hâllerde bu ilkenin uygulanacağını belirtmektedir. Özel bir kanunda resen araştırma ilkesini sınırlayan ya da devre dışı bırakan bir düzenleme varsa o düzenleme öncelikle uygulanır.

Çekişmesiz yargı kararı maddi anlamda kesin hüküm oluşturur mu?

HMK m. 388 uyarınca kanunda aksine bir düzenleme olmadığı sürece çekişmesiz yargı kararları maddi anlamda kesin hüküm oluşturmaz.

Basit yargılamada davalı duruşmaya gelmezse ne olur?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/2452, K. 2018/1295 sayılı kararına göre davalı cevap vermemiş, delil bildirmemiş ve mazeretsiz olarak ön inceleme duruşmasına katılmamışsa, ön inceleme duruşmasında tahkikata geçilerek nihai karar verilmesinde usule aykırılık bulunmamaktadır. Bu karar oy çokluğuyla alınmıştır ve tüm dava türleri için aynı sonucun geçerli olduğunu söylemek mümkün değildir.

Basit yargılamada cevap süresi ne kadardır?

Dava dilekçesinin tebliğinden itibaren iki haftadır. Bu sürede cevap verilmesinin güç olduğu hâllerde, yine bu süre içinde başvurulmak kaydıyla mahkeme tek seferlik ve iki haftayı geçmeyecek ek süre verebilir.

Velayet davasında yetkisizlik mahkemece resen mi incelenir?

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin E. 2022/6644, K. 2022/9565 sayılı kararına göre velayetin düzenlenmesi davasında kesin yetki kuralı bulunmadığından, yetkisizlik itirazı ancak davalı tarafından ilk itiraz olarak ileri sürüldüğünde dikkate alınır. Hâkim, yetkinin kesin olmadığı hâllerde bunu resen nazara alamaz.

Basit yargılamada kaç duruşma yapılabilir?

HMK m. 320/3 uyarınca tahkikat için ilk duruşma dışında en fazla iki duruşma yapılır ve duruşmalar arasındaki süre bir ayı geçemez. Bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde hâkim gerekçesini belirterek bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve ikiden fazla duruşma yapabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu