İvedi Yargılama Usulü ve Merkezî Sınav Davaları

by Avukat Erdal Ersoy
İvedi Yargılama Usulü ve Merkezî Sınav Davaları

İvedi Yargılama Usulünün Kapsamı ve Uygulanacağı Uyuşmazlıklar

İdari yargılama hukukunda belirli uyuşmazlıkların hızlı biçimde sonuçlandırılması amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20/A maddesinde özel bir usul düzenlenmiştir. Bu düzenleme uyarınca; ihaleden yasaklama işlemlerinin dışındaki ihale süreçleri, acele kamulaştırma kararları, Özelleştirme Yüksek Kurulunca tesis edilen işlemler, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında gerçekleştirilen tahsis, satış ve kiralama işleri, Çevre Kanunu çerçevesinde idari yaptırımlar hariç tutulmak kaydıyla çevresel etki değerlendirmesi neticesinde verilen kararlar ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun temelli Cumhurbaşkanı kararlarından doğan uyuşmazlıklar ivedi yargılama usulüne tabidir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 20/AKaynağı aç
Madde 20/A – (Ek: 18/6/2014-6545/18 md.) 1. İvedi yargılama usulü aşağıda sayılan işlemlerden doğan uyuşmazlıklar hakkında uygulanır: a) İhaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemleri. b) Acele kamulaştırma işlemleri. c) Özelleştirme Yüksek Kurulu kararları. d) 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu uyarınca yapılan satış, tahsis ve kiralama işlemleri. e) 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu uyarınca, idari yaptırım kararları hariç çevresel etki değerlendirmesi sonucu alınan kararlar. f) 16/5/2012 tarihli ve 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun uyarınca alınan Cumhurbaşkanı kararları.[18] 2. İvedi yargılama usulünde: a) Dava açma süresi otuz gündür. b) Bu Kanunun 11 inci maddesi hükümleri uygulanmaz. c) Yedi gün içinde ilk inceleme yapılır ve dava dilekçesi ile ekleri tebliğe çıkarılır. d) Savunma süresi dava dilekçesinin tebliğinden itibaren on beş gün olup, bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla on beş gün uzatılabilir. Savunmanın verilmesi veya savunma verme süresinin geçmesiyle dosya tekemmül etmiş sayılır. e) Yürütmenin durdurulması talebine ilişkin olarak verilecek kararlara itiraz edilemez. f) Bu davalar dosyanın tekemmülünden itibaren en geç bir ay içinde karara bağlanır. Ara kararı verilmesi, keşif, bilirkişi incelemesi ya da duruşma yapılması gibi işlemler ivedilikle sonuçlandırılır. g) Verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. h) Temyiz dilekçeleri üç gün içinde incelenir ve tebliğe çıkarılır. Bu Kanunun 48 inci maddesinin bu maddeye aykırı olmayan hükümleri kıyasen uygulanır. ı) Temyiz dilekçelerine cevap verme süresi on beş gündür. i) Danıştay evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakıalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi hâlde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hâllerde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir. Temyiz üzerine verilen kararlar kesindir. j) Temyiz istemi en geç iki ay içinde karara bağlanır. Karar en geç bir ay içinde tebliğe çıkarılır. Merkezî ve ortak sınavlara ilişkin yargılama usulü:
Danıştay 13. Daire, E. 2023/2902, K. 2023/6257Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2023/2902 E.  ,  2023/6257 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2023/2902 Karar No:2023/6257 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Kaymakamlığı … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Sarıkamış Milli Emlak Müdürlüğü'nce Kars ili, Sarıkamış ilçesi, … Köyü … Ada, … Parsel sayılı taşınmazın açık arttırma usulü ile satılmasına ilişkin 01/07/2022 tarihli ihalenin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile üst makamlara başvurmayı düzenleyen 11. maddesi hükümleri karşısında, 01/07/2022 tarihinde yapılan ihalenin iptali istemiyle ihaleden itibaren 60 günlük dava açma süresi içerisinde, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında başvuruda bulunulması halinde ise de, söz konusu başvuru üzerine idarece verilen cevap üzerine anılan cevabın tebliğinden itibaren bu tarihi takip eden 60 günlük dava açma süresi içinde yapılan başvuruya bu başvurudan itibaren 30 gün içinde cevap verilmeyerek isteğin reddedilmiş sayılması halinde, bu tarihi takip eden 60 günlük dava açma süresi içinde idari dava açılabileceği, davacı tarafından Kars ili, Sarıkamış ilçesi, … Köyü … Ada, … Parsel sayılı taşınmazın açık arttırma usulü ile satılmasına ilişkin Kars ili, Sarıkamış Milli Emlak Müdürlüğü tarafından 01/07/2022 tarihinde yapılan ihalenin iptali istemiyle ihaleden itibaren 60 günlük dava açma süresi içerisinde en geç 30/08/2022 tarihine kadar itirazda bulunulması ya da 07/09/2022 tarihine (dava açma son günü adli ara vermeye denk geldiğinden) kadar dava açılması gerektiği ancak olayda davacı tarafından bu süre geçtikten sonra 13/09/2022 tarihli dilekçe ile 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında yapılan ihalenin iptal edilmesi talebinde bulunulduğu dolayısıyla 01/07/2022 tarihinde yapılan ihaleye karşı dava açma süresi içerisinde herhangi bir dava açılmadığı gibi 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında başvuruda da bulunulmadığının anlaşıldığı, öte yandan, davacı tarafından 01/07/2022 tarihinde yapılan ihaleye ilişkin ilanın usulüne uygun olarak yapılmadığı iddiasında bulunulduğu görülerek, anılan ihaleden davacının, idareye başvuru tarihi olan 13/09/2022 tarihinde haberdar olduğu kabul edilse dahi, davacının 13/09/2022 tarihli başvurusu, Sarıkamış Kaymakamlığı Milli Emlak Servisi Şefliği tarafından … tarih ve … sayılı işlemle reddedilerek anılan ret kararının davacının adresine 07/10/2022 tarihinde tebliğ edildiği, davacı tarafından söz konusu karara karşı kendisine tebliğinden itibaren 60 günlük dava açma süresi içerisinde dava açmadığı, anılan tebliğden yaklaşık 3 ay 11 gün sonra bu sefer de vekili vasıtası ile 18/01/2023 tarihli dilekçe ile, "yapılan satış ihalesinin usulsüz ilan ve tebligat eksikliği gözetilerek iptal edilmesi, taşınmazın yeniden ihaleye çıkarılması…" talebinde bulunulduğu ancak 18/01/2023 tarihli dilekçe ile yapılmış olan başvurunun dava açma süresini canlandırmayacağı, bu durumda, Hazine mülkiyetinde bulunan Kars ili, Sarıkamış ilçesi, … Köyü … Ada, … Parsel sayılı taşınmazın açık arttırma usulü ile satılmasına ilişkin Kars ili, Sarıkamış Milli Emlak Müdürlüğü tarafından 01/07/2022 tarihinde yapılan ihalenin iptali istemiyle açılan davada süre aşımı bulunduğundan, işin esasının incelenmesinin olanaklı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, 13/09/2022 tarihli başvurusuna idarenin verdiği cevapta itiraz ile ilgili herhangi bir bilgilendirme yapılmadığı, hangi kanun yoluna başvurulacağının belirtilmediği, okuma yazma bilmeyen davacının dava açma süresini bilemeyeceği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Hazine mülkiyetinde bulunan Kars ili, Sarıkamış ilçesi, … Köyü … Ada, …Parsel sayılı taşınmazın Sarıkamış Milli Emlak Müdürlüğü tarafından satışa çıkarıldığı, 01/07/2022 tarihinde açık artırma usulü ile ihalesi yapılarak dava dışı …'ya satışının yapıldığı, davacı tarafından Sarıkamış Kaymakamlığı'na sunulan 13/09/2022 tarihli dilekçe ile, "yapılan satış ihalesinin usulsüz ilan ve tebligat eksikliği gözetilerek iptal edilmesi, taşınmazın yeniden ihaleye çıkarılması…" talebinde bulunulduğu, davacının söz konusu başvurusu, Sarıkamış Kaymakamlığı Milli Emlak Servisi Şefliği tarafından, Kaymakamlık Makamı Olur'lu … tarih ve … sayılı işlemle, "…ihaleye katılan taşınmazların satışı yapıldığı, ita amirlerinin onayı ile ihale süreçlerinin tamamlandığı" gerekçesiyle reddedildiği, anılan kararın davacının "… Mahallesi, …Sokak, No:…, İç Kapı No:… …/…" adresine 07/10/2022 tarihinde tebliğ edildiği, anılan ret kararının davacıya tebliğinden yaklaşık 3 ay 11 gün sonra davacı tarafından bu sefer de vekili vasıtası ile 18/01/2023 tarihli dilekçe ile, "yapılan satış ihalesinin usulsüz ilan ve tebligat eksikliği gözetilerek iptal edilmesi, taşınmazın yeniden ihaleye çıkarılması…" talebinde bulunulduğu, davacının söz konusu talebi Sarıkamış Kaymakamlığı Milli Emlak Servisi Şefliği tarafından, Kaymakamlık Makamı Olur'lu 27/02/2023 tarih ve … sayılı işlemle, "…ihaleye katılan taşınmazların satışı yapıldığı, ita amirlerinin onayı ile ihale süreçlerinin tamamlandığı" gerekçesiyle reddedildiği, anılan kararın davacı vekilinin "… Mahallesi, … Caddesi, No:…, … Blok, D:…, … … / …" adresine 01/03/2023 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine, davacı tarafından 04/04/2023 tarihli dilekçe ile, 01/07/2022 tarihinde gerçekleştirilen ihalenin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü" başlıklı 11. maddesinde, Anayasa hükümlerinin, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu; "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu; "Yargı yolu" başlıklı 125. maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirim tarihinden başlayacağı kuralına yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hâllerde idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, bu sürenin, idari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı kurala bağlanmış; 11. maddesinde de "İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması hâlinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır." kuralına yer verilmiştir. Aynı Kanun'un "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinde ise, ''1. İvedi yargılama usulü aşağıda sayılan işlemlerden doğan uyuşmazlıklar hakkında uygulanır: a) İhaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemleri. (…) 2. İvedi yargılama usulünde: a) Dava açma süresi otuz gündür. b) Bu Kanunun 11 inci maddesi hükümleri uygulanmaz. …'' kuralı yer almıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 2577 sayılı Kanun'un aktarılan hükümlerinin değerlendirilmesinden, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların ivedi yargılama usûlüne tâbi olduğu, bu usûle tâbi olan uyuşmazlıklarda dava açma süresinin otuz gün olduğu ve dava açılmadan önce idarî işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması istemiyle 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında yapılacak bir başvurunun işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmayacağı anlaşılmaktadır. İvedi yargılama usulüne tâbi işlemlerde 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Anayasa'nın 125. ve 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde, idarî işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı kurala bağlanmak suretiyle dava açma süresinin başlamasında "yazılı bildirim"in esas alınması öngörülmüş olup, hak arama özgürlüğünün kullanılması bakımından, idarî işlemlerin idare tarafından ilgililere açık ve anlaşılabilir biçimde bildirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen, dava açma süresinin hesabında bildirim yerine ilanın esas alınarak sürenin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlamasına ilişkin kural, ilanı gereken düzenleyici işlemlere karşı açılan idarî davalara yöneliktir. Düzenleyici işlemler dışında kalan bireysel nitelikteki idarî işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda ise, dava açma sürelerinin hesabında, işlemin ilgilisine tebliğ edildiği tarihin esas alınması gerekmekle birlikte, özellikle idarenin tesis ettiği işlemin doğrudan tarafı olmayan ve bu nedenle de idarece yazılı bildirim zorunluluğu bulunmayan kişilerin açacakları davalarda, bu kişilerin idarî işlemi öğrenme tarihinin belirlenebildiği durumlarda, öğrenme tarihinin esas alınması gerektiği yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir. Bu itibarla, ihale kararı, ilanı gereken düzenleyici işlem niteliğinde olmadığından dava açma süresinin ilanla başlamayacağı ve yazılı bildirim yapılmayan hâllerde işlemin bütün unsurlarıyla ilgililer tarafından öğrenildiği tarihten itibaren dava açma süresinin başlayacağı dikkate alındığında, davanın, ilan veya ihale tarihinden itibaren değil, ihaleden haberdar olunduğu ve öğrenme tarihi olarak belirtilen tarihi izleyen günden itibaren süresi içinde açılıp açılmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden, Hazine mülkiyetinde bulunan Kars ili, Sarıkamış ilçesi, …Köyü, …Ada, … Parsel sayılı taşınmazın açık arttırma usulü ile satılmasına ilişkin Sarıkamış Milli Emlak Müdürlüğü tarafından 01/07/2022 tarihinde yapılan ihalenin iptali istemiyle bakılan davanın açıldığı görülmektedir. Davacı tarafından, ihale konusu taşınmaz satışına ilişkin hususların en geç ihalenin iptali ve taşınmazın yeniden ihaleye çıkarılması talebiyle idareye başvuru yapılan 13/09/2022 tarihinde öğrenildiğinin kabul edilmesi gerektiğinden, öğrenme tarihini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde en son 13/10/2022 tarihine kadar dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 04/04/2023 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasının incelenmesi mümkün değildir. Bu itibarla, dava konusu ihalenin, başvurunun yapıldığı 13/09/2022 tarihinde öğrenildiği anlaşıldığından, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmayan ivedi yargılama usulüne tâbi işbu uyuşmazlıkta, öğrenme tarihi olan 13/09/2022 tarihinden itibaren 30 gün içerisinde iptali istemiyle dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 04/04/2022 tarihinde açılan davanın süre aşımı yönünden reddine yönelik Mahkeme kararında sonucu itibarıyla hukukî isabetsizlik bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın süre aşımı yönünden reddi yolundaki … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, 5. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine, 6. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 26/12/2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) GEREKÇEDE KARŞI OY : Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası hükmü ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak sağlanması amaçlanmış; idareye, işlemlerinde, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. Anayasa'nın 125. maddesinde de idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin "yazılı bildirim" tarihinden başlayacağı belirtilmiştir. 20/01/1982 tarihinde yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda idari yargıda uygulanan “genel yargılama usulü” ve 7. maddesi ile devamı maddelerde de “genel dava açma süreleri” düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan 7. maddesinde, özel süre gösterilmeyen hâllerde idare mahkemelerinde idari işlemlere karşı dava açma süresinin "altmış gün" olduğu ve bu sürenin yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı kurala bağlanmıştır. Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na, 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen 20/A maddesiyle, bir kısım işlemlere karşı açılan davalarda, genel yargılama usulünden farklı olarak, gerek dava, gerekse temyiz aşamasında uygulanacak “ivedi yargılama usulü” getirilmiş; ayrıca, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin "otuz gün" olduğu ve bu Kanun'un 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Anılan maddede, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı kuralı yer almıştır. Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca idarenin yükümlülüğünün, ivedi yargılama usûlüne tâbi bir idarî işlem söz konusu olduğunda, ilgilinin yanılgıya düşmemesi açısından özel dava açma süresi içerisinde doğrudan dava açmak zorunda olduğunun, işleme karşı idarî başvuruda bulunularak itiraz edilmesinin dava açma süresini durdurmayacağının bildirilmesini de kapsadığı kuşkusuzdur. Ancak kendisine herhangi bir yazılı bildirim yapılmayan ya da yapılan yazılı bildirimde işleme karşı başvuru yolu ve süresi belirtilmeyen ilgililerin hangi sürede dava açacakları konusunda karışıklık yaşamaları ve yanılgıya düşmeleri mümkün bulunmaktadır. Mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan mahkemeye erişim hakkını ihlâl eden sonuçlara ulaşmasını engellemek yargı yerine düşen bir görevdir. Öte yandan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında, usul kurallarının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tâbi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makûl bir orantı olması hâlinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine hâlel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir. Bu durumda, ilgililere herhangi bir yazılı bildirimin yapılmadığı ve idari işlemin bir şekilde öğrenilmesi üzerine dava açıldığı durumda, bu kişilerin mevzuattan kaynaklanan bu karışıklık nedeniyle kaç gün içinde hangi merciye başvuracaklarını bilmeleri beklenemeyeceğinden, dava açma süresi hesaplanırken öğrenme tarihinin başlangıç alınması ve aynı şekilde özel dava açma süresinin değil açık, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olan genel dava açma süresinin işletilmesi gerekir. Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararıyla da; yazılı olarak bildirilen ve özel dava açma süresine tâbi olan bir işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda genel dava açma süresinin işletilmesi gerektiği yönünde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden, ihale konusu taşınmaz satışına ilişkin hususların en geç ihalenin iptali ve taşınmazın yeniden ihaleye çıkarılması talebiyle davacı tarafından idareye başvuru yapılan 13/09/2022 tarihinde öğrenildiğinin kabul edilmesi gerektiğinden, dava açma süresinin 13/09/2022 tarihini izleyen günden itibaren başlatılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulüne tâbi olduğu ve dava açma süresinin otuz gün olduğu yolunda kendisine yazılı bildirim yapılmayan davacıların, ihalenin iptali istemiyle hangi tarihten itibaren dava açması gerektiği hususunda tereddüt yaşadığı ve yanılgıya düştüğü, mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın davacının özel süresi içerisinde dava açmasını zorlaştırdığı anlaşıldığından, mahkemeye erişim hakkının ihlâl edilmemesi açısından uyuşmazlıkta özel yargılama süresinin değil genel yargılama süresinin uygulanması gerekmektedir. Bu bağlamda, ihalenin öğrenildiği tarihten itibaren altmış günlük genel dava açma süresi içerisinde dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra, 04/04/2023 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Mahkeme kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, temyize konu Mahkeme kararının belirtilen gerekçe ile onanması gerektiği oyu ile gerekçe yönünden karara katılmıyoruz.

Kanun koyucu ivedi yargılama usulünün uygulanacağı uyuşmazlık alanlarını tahdidi olarak saymıştır. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinde açıkça belirtilen işlemler ve kararlar haricindeki idari işlemlerden doğan uyuşmazlıkların ivedi yargılama usulü kurallarına tabi kılınması hukuken mümkün değildir. Kapsam dışı bırakılan işlemler bakımından genel idari yargılama usulü kuralları geçerliliğini sürdürür.

Dava Açma Süresi ve Üst Makama Başvuru Yasağı

İvedi yargılama usulüne tabi uyuşmazlıklarda dava açma süresi otuz gün olarak belirlenmiştir. Bu usulün geçerli olduğu idari işlemlere karşı, işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması talebiyle 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca üst makama başvuru yapılamaz. İdareye bu çerçevede gerçekleştirilen başvurular işlemeye başlamış bulunan otuz günlük dava açma süresini durdurmaz.

Danıştay 13. Daire, E. 2024/3251, K. 2024/5502Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2024/3251 E.  ,  2024/5502 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2024/3251 Karar No:2024/5502 TTEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediyesi VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Gümüşhane ili, … Mahallesi, … ada, … (eski …) parsel sayılı taşınmazın, 2886 ayılı Devlet İhale Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca açık teklif usulü ile satışına ilişkin Gümüşhane Belediyesi Encümeninin … tarih ve … sayılı kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen kararda; davacı vekili tarafından, Gümüşhane Belediye Başkanlığına verilen 07/05/2024 tarihli dilekçe içeriğinin "Müvekkilim … adına ekte sunulan yapı kayıt belgesi uyarınca mülkiyeti Belediye Başkanlığına ait … Mahallesi … ada … parsel'deki kullanımı için yapı kayıt belgesi almıştır. Yapı kayıt belgesine konu yer belediye uhdesinde bulunmakta iken müvekkile ait yapı kayıt belgesi hakkında menfi bir işlem yapılmadan bu taşınmazın mülkiyeti tarafınızca 3. kişiye devredilmiş olunduğu öğrenilmiştir. İdare Mahkemesine taşıyacağımız için satış işlemlerine dair tarih ve sayı numarasının bildirilmesini arz ve talep ederiz…." olduğunun görüldüğü; Bu durumda, dava konusu işlemin, davalı idareye verilen 07/05/2024 tarihli dilekçede de açıkça ifade edildiği üzere bu tarih itibarıyla öğrenildiği, dosyada mevcut dava konusu encümen kararında ve diğer evraklarda otuz günlük özel dava açma süresine dair bir bilginin yer almaması nedeniyle öğrenme tarihini izleyen günden itibaren genel dava açma süresi olan altmış gün içerisinde ve en son (06/07/2024 gününün hafta sonuna rastlaması nedeniyle) 08/07/2024 tarihine kadar dava açılması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında davalı idareye verilen 01/08/2024 tarihli başvurunun dava açma süresini canlandırmayacağı açık olduğundan, itiraza verilen 19/08/2024 tarihli cevabi yazı üzerine dava konusu Encümen kararının iptali istemiyle 28/08/2024 tarihinde açılan iş bu davanın esasının, süre aşımı nedeniyle incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Davacı tarafından, yapı kayıt belgesinin bulunduğu, dava konusu işlemin genel dava açma süresine tabi olduğu, 07/05/2024 tarihli dilekçenin bilgi alma mahiyetinde idareye yapılmış bir başvuru olduğu, bu nedenle davanın süresinde açıldığı ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ: Temyiz isteminin reddi ile Mahkeme kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : USUL YÖNÜNDEN: MADDİ OLAY : Davacı tarafından, 07/05/2024 tarihli dilekçe ile mülkiyeti Gümüşhane Belediyesine ait Gümüşhane ili, … Mahallesi, … ada, … (eski …) parsel sayılı taşınmazın kullanımı için yapı kayıt belgesi alındığı ancak taşınmazın mülkiyetinin 3. kişiye devredildiğinin öğrenildiğinden bahisle satış işlemlerinin tarih ve sayısının bildirilmesi istemiyle davalı idareye başvurulduğu, daha sonra 01/08/2024 tarihli dilekçe ile uyuşmazlığa konu taşınmazın davacı adına yapı kayıt belgesi ve muhdesat kaydı aldığı, idarece tevhit işlemi yapılarak yeni bir parsel oluşturulduğu ve 3. kişiye devredilmiş olduğunun öğrenildiğinden bahisle tevhit ve satış işleminin iptali istemiyle tekrar davalı idareye başvurulduğu, söz konusu başvuruya Gümüşhane Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı yazısı ile cevabı üzerine, taşınmazın satışına ilişkin Gümüşhane Belediyesi Encümeninin … tarih ve … sayılı kararının iptali istemiyle 28/08/2024 tarihinde davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinde, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay'da ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 11. maddesinde, ilgililer tarafından idari dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılmasının, geri alınmasının, değiştirilmesinin veya yeni bir işlem yapılmasının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresinde istenebileceği, bu başvurunun işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı kurala bağlanmıştır. 2577 sayılı Kanun'a 6545 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen "İvedi yargılama usulü" başlıklı 20/A maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklarda ivedi yargılama usulünün uygulanacağı; 2. fıkrasının (a) bendinde, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğu; (b) bendinde ise, ivedi yargılama usulünde Kanun'un 11. maddesinin uygulanmayacağı kural altına alınmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 2577 sayılı Kanun'un aktarılan hükümlerinin değerlendirilmesinden, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların ivedi yargılama usulüne tabi olduğu, bu usule tabi olan uyuşmazlıklarda dava açma süresinin otuz gün olduğu ve dava açılmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması istemiyle 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi kapsamında yapılacak bir başvurunun işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmayacağı anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 125. ve 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinde, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin, yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı kurala bağlanmak suretiyle dava açma süresinin başlamasında "yazılı bildirim"in esas alınması öngörülmüş olup, hak arama özgürlüğünün kullanılması bakımından, idari işlemlerin idare tarafından ilgililere açık ve anlaşılabilir biçimde bildirilmesi gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen, dava açma süresinin hesabında bildirim yerine ilanın esas alınarak sürenin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlamasına ilişkin kural, ilanı gereken düzenleyici işlemlere karşı açılan idari davalara yöneliktir. Düzenleyici işlemler dışında kalan bireysel nitelikteki idari işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda ise, dava açma sürelerinin hesabında, işlemin ilgilisine tebliğ edildiği tarihin esas alınması gerekmekle birlikte, özellikle idarenin tesis ettiği işlemin doğrudan tarafı olmayan ve bu nedenle de idarece yazılı bildirim zorunluluğu bulunmayan kişilerin açacakları davalarda, bu kişilerin idari işlemi öğrenme tarihinin belirlenebildiği durumlarda, öğrenme tarihinin esas alınması gerektiği yargısal içtihatlarla kabul edilmektedir. Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından, Gümüşhane Belediyesine 07/05/2024 tarihinde verilen dilekçe ile taşınmazın mülkiyetinin 3. kişiye devredilerek satıldığının öğrenildiği açıkça ifade edildiğinden, dava konusu işlemin bu tarih itibarıyla öğrenildiği anlaşılmıştır. Bu itibarla, yazılı bildirim yapılmayan hallerde işlemin ilgililer tarafından öğrenildiği tarihten itibaren dava açma süresinin başlayacağı dikkate alındığında, davacının öğrenme tarihini izleyen günden itibaren otuz gün içinde (en geç 06/06/2024 tarihinde) dava açması gerekirken, bu süre geçirildikten sonra 28/08/2024 tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu anlaşıldığından, davanın süre aşımı yönünden reddine yönelik Mahkeme kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın süre aşımı nedeniyle reddi yolundaki … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının yukarıda belirtilen GEREKÇEYLE ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, 5. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 6. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 16/12/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Danıştay 6. Daire, E. 2020/10584, K. 2021/5613Kaynağı aç
Danıştay 6. Daire Başkanlığı         2020/10584 E.  ,  2021/5613 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2020/10584 Karar No : 2021/5613 TEMYİZ EDEN TARAFLAR : I- (DAVACILAR) 1- … 8- … 15- … 2- … 9- … 16- … 3- … 10- … 17- … 4- … 11- … 18- … 5- … 12- … 19- … 6- … 13- … 20- … 7- … 14- … VEKİLLERİ : Av. … II- (DAVALI) … Bakanlığı VEKİLİ : Av. … MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : … Enerji Üretim Ticaret ve Sanayi A.Ş. VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF : 1- … Bakanlığı 2- … Enerji Üretim Ticaret ve Sanayi A.Ş. 3- … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararının, davacılar tarafından esas yönünden, davalı idare tarafından ise vekalet ücreti yönünden temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: Gümüşhane İli, Torul İlçesi, Harşit Çayı üzerinde yapılması planlanan ''Derya II Regülatörü ve HES Projesi'' ile ilgili olarak davalı idarece verilen … tarih ve … sayılı Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: Temyize konu kararda; yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda özetle; projenin orman işletmeciliği faaliyetlerine olumsuz etkisinin olmayacağı, çalışmaların bitiminden sonra rehabilitasyon çalışmaları ile etkilenen orman alanlarının yeniden tesis edilebileceği ve bu şekilde oluşacak zararın bertaraf edilebileceği kanaatine varıldığı, proje kapsamında orman alanlarında yapılacak faaliyetlerin toplam olumsuz etkilerinin tahammül edilebilir boyutta olduğu, nihai ÇED raporunda önerilen rakamlar uygulandığında yer altı sularının olumsuz olarak etkilenmeyeceği, jeolojik ve hidrojeolojik açıdan herhangi bir çelişki tespit edilmediği, sulama suyu ihtiyacının karşılanması bakımından Çev./Eko.su ihtiyacı ve kadim su hakları gereğince verilmesi gerekli su miktarlarının birlikte verilmesi durumunda, tarımsal açıdan bölgede oldukça kıt olarak bulunan ve sulama yapılabilen tarım arazilerinin sulama suyu ihtiyacının fazlası ile karşılanabilecek miktarda sulama suyu imkanının bulunduğu, kullanılan meteorolojik veriler yönünden problem görünmediği, HES projesi için yapılan ÇED değerlendirmesinde yapılacak olan salt sahası ve enerji nakil tesisinin de göz önüne alınması ve projeye dahil edilerek kümülatif şekilde değerlendirilmesi gerektiği, Harşit Çayı üzerinde mevcut ve planlanan olmak üzere toplam 9 adet HES projesinin yer aldığı, davaya konu Derya II HES projesinin yapılmasının Harşit Çayı üzerindeki kümülatif etkiyi nasıl arttıracağı yönünde nihai ÇED raporunda herhangi bir değerlendirme bulunmadığı, bir tesisin çevresel etkilerinin tolere edilebilir olup olmadığının belirlenmesi kadar o bölgenin ne kadar tesisi barındırabileceğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, şalt sahası ve elektrik iletim tesisi gibi projenin ayrılmaz parçalarını kapsamadığı, projenin aynı su kaynağı üzerindeki diğer projelerle beraber kümülatif etkisinin değerlendirilmediği, ÇED raporunda bitkisel toprağın depolanacağı ayrı bir alan belirtilmediği ve halihazırda yapılan saha incelemesinde de bu şekilde bir alanın tespit edilmediği, hafriyat döküm alanı olarak gösterilen alanda herhangi bir hazırlık yapılmadığı, hafriyatın bazı yerlerde dere yatağına döküldüğünün görüldüğü, bununla birlikte, nihai ÇED raporunda belirtilen taahhütlere inşaat/işletme ve rehabilitasyon aşamalarında uyulmamasının ayrı bir davanın konusu olduğundan, bu kapsamda ayrıca bir değerlendirme yapılmadığı, Derya II Regülatörü ve HES projesinin, 1/100.000 ölçekli Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Plan notlarına uygun olduğu, ancak 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarının eksikliği nedeniyle bu konuda bir değerlendirmenin yapılamadığı, sonuç olarak; dava konusu ÇED olumlu kararının genel olarak sürdürülebilir bir çevre için gereken kriterlere, ulusal ve uluslararası mevzuatta belirlenen teknik kriterlere ve eşik değerlere uygun olmadığı belirtilmiştir. Mahkemelerinin 26/03/2020 tarihli ara kararıyla; dava konusu ÇED olumlu kararının, 1/1000 ve 1/5000 ölçekli imar planlarına aykırı olup olmadığı hususunun irdelenmesi ve bilirkişi raporuna müdahil ve taraflarca yapılan itirazların açıklığa kavuşturulması amacıyla ek bilirkişi raporu alınmasına karar verildiği, 29/04/2020 tarihinde Mahkemelerinin kaydına giren ek bilirkişi raporunda özetle; alanın büyüklüğü, ormanın yapısı ve proje sonrası rehabilite edilebileceği değerlendirildiğinde, projenin toplam olumsuz etkilerinin tahammül edilebilir boyutta kalacağı, planlama alanının kuzeybatısındaki ilgili kısmın Mülga Altınpınar Beldesi'nin 2007 yılında yaptırmış olduğu imar planının, 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planındaki projenin santral (türbin) alanının ilgili kısmının isabet ettiği, söz konusu alanda Nazım İmar Planı değişikliğine gidilerek orman alanları ve bugünkü arazi kullanımını devam ettirecek alanların ulaşım amaçlı ve “Santral (Türbin) Alanı” olarak planlandığı, diğer kısımların ise Nazım İmar Planı olarak düzenlendiği ve buna paralel olarak 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı hazırlandığının görüldüğü, 1/5000 ölekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı hazırlanırken imar mevzuatına uygun davranıldığının anlaşıldığı, 15-17 Nisan 2019 tarihlerinde gerçekleştirilmiş olan Çevresel Etki Değerlendirilmesi çalıştayının sonuç raporunda da yer verilen önemli tespitlere göre, Harşit Çayı üzerinde yapılması planlanan her bir tesisin tekil olarak değerlendirilmesinin yanında hepsinin birlikte Harşit Çayı üzerine olabilecek kümülatif etkilerinin de değerlendirilmesi gerektiği, sonuç olarak hiçbir kaynağın sınırsız olarak kullanılamayacağı ve kurulan tesislerin yanında kamunun da bu kaynaklardan yararlanma hakkının bulunduğu, ÇED'in asıl mantığının kamu yararının korunması olduğu, Harşit Çayı üzerinde sınırsız sayıda HES inşa edilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varıldığının belirtildiği görülmüştür. Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile bilirkişi raporu bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davaya konu projenin teknik yönden mevzuatta öngörülen usule uygun hazırlandığı, proje kapsamının asgari gereklilikleri taşıdığı ve yeterli uzman personelin bilgi ve katkısının projenin hazırlanmasında dikkate alındığı, nihai ÇED raporunda gerek tesisin yapım aşamasında gerekse işletme aşamasında karşılaşılabilecek sorunların tespit edilerek incelendiği, projenin çevredeki insan ve doğal yaşam üzerindeki etkilerinin önemli ölçüde değerlendirilerek gerçekleşmesi muhtemel olacak çevresel zararların asgari düzeye indirilmesi için alınması gereken önlemlerin yeterli düzeyde belirtildiği ve köylerde ilan edildiği, 1/1000 ve 1/5000 ölçekli imar planlarına uygun olduğunun görüldüğü, "kümülatif etki" kavramı ile kastedilen hususun değerlendirmeye tabi tutulan proje ve yakın çevresinde bulunan projelerin somut olarak tespit edilebilen kümülatif etkilerinden ibaret olduğu, bilirkişi raporunda ise, söz konusu proje ve aynı bölgede bulunan diğer projelerin birlikte önemli kümülatif etkiler meydana getireceğinin teknik ve bilimsel verilerle somut olarak tespit edilmediği anlaşıldığından, dava konusu ÇED olumlu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİALARI : 1- Davacılar tarafından; proje sebebiyle orman alanının zarar göreceği, bilirkişi raporunda mayıs, haziran, temmuz, ağustos, eylül ve ekim ayları için bırakılacağı bildirilen su miktarlarının yeterli olmadığı ve bu miktarların kadim su hakları eklenerek raporda belirtilen miktarda olması gerektiğinin belirtildiği, Mahkemece su hakkı ile ilgili bu eksikliğin dikkate alınmadığı, Harşit Vadisinin sağ ve sol yanında bulunan şertvari arazilerdeki su kullanım haklarına da raporda yer verilmediği, Harşit Çayı üzerinde 9 adet HES projesinin bulunduğu, bu tesislerin kümülatif anlamda bölgede yaratabileceği çevresel ve ekolojik problemlerin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, projelerin kümülatif etkilerinin değerlendirilmediği, bilirkişi raporunda enerji nakil hatlarının ÇED raporunda değerlendirilmemiş olmasının eksiklik olduğu belirtilmesine rağmen Mahkemece bu hususun değerlendirilmediği, nihai ÇED raporunda yer altı sularına ilişkin değerlendirme yapılmadığı, meteorolojik verilere ilişkin itirazlarının karşılanmadığı, meteorolojik verilerin yanlış yerden alındığı, bilirkişi raporunda flora çalışmasının yetersizliğine vurgu yapılmakla birlikte, fauna yönünden bilirkişi heyetinin eksik teşkil edildiği, bilirkişi heyeti tarafından imar planları yönünden eksiklik bulunduğunun kabul edildiği, bilirkişinin proje sonrasında alanda rehabilitasyon çalışması yapılabileceği ve bu nedenle olumsuz etkinin tahammül edilebilir düzeyde olduğu değerlendirmesine katılınmadığı, rehabilitasyon projesinin bulunmadığı, hafriyat döküm alanının gösterilmediği, Mahkemece ek bilirkişi raporunun karara esas alınabilecek nitelikte görüldüğü ve itirazların yerinde görülmediği belirtilmesine rağmen, bilirkişi raporunun aksi yönünde karar verildiği, kümülatif etki çalışmasının nihai ÇED raporunda gösterilmesi gerektiği, nihai ÇED raporunda kümülatif etki incelemesi yapılmadığından, bilirkişi heyeti tarafından kümülatif etki yönünden görüş bildirilmediği, bilirkişi incelemesinin yeterli uzmanlık alanları gözetilmeden yapıldığı, projenin nihai ÇED raporundaki en önemli çevresel etkenlerden olan faunaya etkileri yönünden bilirkişi raporunda inceleme yapılmamasının büyük eksiklik olduğu, Mahkemenin projenin önemli ünitelerinin dava aşamasında yapılmış olmasının baskısı ile karar verdiği, Giresun'da yaşanan sel felaketiyle ilgili teknik raporda sele yol açan sebeplerden birisinin HES'ler olduğunun belirtildiği ve Orta ve Doğu Karadeniz genelinde HES yapımına son verilmesi gerektiğinin belirtildiği, dava konusu ÇED olumlu kararının hukuka aykırı olduğu belirtilerek İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. 2- Davalı idare tarafından; vekille temsil edilmelerine rağmen vekalet ücretine hükmedilmediği belirtilerek, İdare Mahkemesi kararının vekalet ücreti yönünden bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. TARAFLARIN SAVUNMALARI : 1- Davalı idare tarafından, İdare Mahkemesi kararının hukuka uygun olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. 2- Davalı yanında müdahil tarafından; bilirkişi raporunun soyut, genel nitelikte ve her HES projesi için belirtilebilecek birtakım genel çekincelere ve öngörülere dayandığı, raporun eksik incelemeye dayalı olarak 08/11/2019 tarihli dilekçeleri ve eki belgeler değerlendirmeye alınmaksızın hazırlandığı, proje alanına isabet eden mera ve tarım alanlarının büyüklükleri ve kesilecek ağaç sayısı hakkında ÇED raporunda yeterli bilgilerin verildiği, doğaya bırakılacak su miktarının yeterli olduğu, projenin yer altı su kaynaklarına yönelik olumsuz etkisinin bulunmadığı, ÇED raporunda inşaat çalışmaları ile ilgili kümülatif değerlendirme yapıldığı, enerji nakil hattının ayrı ÇED sürecine tabi olduğu, kaldı ki iletim hattının 3 km olarak projelendirildiği ve ÇED Yönetmeliği kapsamı dışında kaldığı, ÇED raporunda projenin diğer tesislerle ilişkisine yer verildiği, projenin floraya etkilerinin kapsamlı şekilde incelendiği, ekim ayında bir keşif çalışması yapılmış ise de bölgedeki flora varlığının zengin olmayışı ve endemizm oranın da düşüklüğü sebebiyle tek bir çalışma yapılmasının yeterli olduğu, Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman ve Fen Fakülteleri öğretim görevlileri tarafından flora çalışmaları kapsamında “Ekosistem Değerlendirme Raporu”nun hazırlandığı, ayrıca “Flora-Fauna Çalışması”nın hazırlandığı ve bunların ÇED raporunun eki olduğu, ÇED raporunda bitkisel toprağın nerede ve nasıl depolanacağının detaylı olarak açıklandığı, bilirkişi raporunda kadim su hakları ve su miktarları ile ilgili olarak yer alan tespitlerin soyut ve genel nitelikte olduğu ve her HES projesi için belirtilebilecek birtakım genel tahminlere dayandığı, su hakları ile ilgili noter kanalıyla taahhütname verildiği, proje alanı ile ilgili olarak 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ile 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planının mevcut olduğu belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. 3- Davacı tarafından; savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz istemlerinin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Gümüşhane ili, Torul ilçesi, Harşit Çayı üzerinde yapılması planlanan ''Derya II Regülatörü ve HES Projesi'' ile ilgili olarak davalı idare tarafından 17/07/2008 tarih ve 26939 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 14. maddesi uyarınca … tarih ve … sayılı Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararı verilmiştir. Dava konusu ÇED olumlu kararının halka duyurulması amacıyla, Gümüşhane Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından Harmancık, Övündü ve İkisu Köyü Muhtarlıklarına hitaben … tarih ve … sayılı yazı yazılmıştır. Harmancık Köyü Muhtarı ve bazı Harmancık Köyü sakinleri tarafından, "Derya II regülatörü ve HES projesi hakkında ÇED olumlu kararı verildiğinin … sayılı yazıdan anlaşıldığı belirtilerek HES projesinin yapılmasını istemediklerinden bahisle" verilen itiraz dilekçesi ve eki imza listelerinin, Gümüşhane Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı yazısı ekinde davalı idareye gönderildiği anlaşılmaktadır. Bunun üzerine, 14/03/2019 tarihinde bakılmakta olan dava açılmıştır. İdare Mahkemesince, ara kararı ile; Harmancık, Övündü, ve İkisu Köy Muhtarlıklarında dava konusu işlemin ilan edildiğine dair tutanaklar istenilmiş ve proje kapsamında inşaat/yatırım çalışmalarına ne zaman başlanıldığı hususu sorulmuş olup, davalı idare tarafından ara karara verilen cevapta, dava konusu işlemin Harmancık Köyünde ilan edildiğine dair herhangi bir belge gönderilmemiştir. Davalı idarenin ara karara cevap dilekçesi ekinde davacının 07/01/2019 tarihli inşaat çalışmalarına başlanılacağından bahisle inşaat atıklarının depolanması için izin talep dilekçesi ve 28/01/2019 tarihli Valilik yazısı gönderilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: 2872 sayılı Çevre Kanununun 2. maddesinde; çevresel etki değerlendirmesi, gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmalar olarak tanımlanmış, 10. maddesinde; "Gerçekleştirmeyi plânladıkları faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlamakla yükümlüdürler. Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez. Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. 17/07/2008 tarih ve 26939 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava konusu işlem tarihinde yürürlükte bulunan Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 4. maddesinde; Çevre: Canlıların hayatları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı, Etki: Bir projenin hazırlık, inşaat ve işletme sırasında ya da işletme sonrasında, çevre unsurlarında doğrudan ya da dolaylı olarak, kısa veya uzun dönemde, geçici ya da kalıcı, olumlu ya da olumsuz yönde ortaya çıkması olası değişiklikleri, Etki alanı: Gerçekleştirilmesi planlanan bir projenin işletme öncesi, işletme sırası ve işletme sonrasında çevre unsurları olarak olumlu veya olumsuz yönde etkilediği alanı, Çevresel etki değerlendirmesi olumlu kararı: Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hakkında Kapsam Belirleme ve İnceleme Değerlendirme Komisyonunca yapılan değerlendirmeler dikkate alınarak, projenin çevre üzerindeki olumsuz etkilerinin, alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olduğunun saptanması üzerine gerçekleşmesinde sakınca görülmediğini belirten Bakanlık kararı olarak tanımlanmış, 6. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek ve tüzel kişiler; Çevresel Etki Değerlendirmesine tabi projeler için; Çevresel Etki Değerlendirmesi Başvuru Dosyası, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu, Seçme Eleme Kriterlerine tabi projeler için proje tanıtım dosyası hazırlamak, ilgili makamlara sunmak ve projelerini verilen karara göre gerçekleştirmekle yükümlüdürler. (2) Kamu kurum ve kuruluşları, bu Yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesi sürecinde proje sahiplerinin isteyeceği konuya ilişkin her türlü bilgi, doküman ve görüşü vermekle yükümlüdürler.(3) Bu Yönetmeliğe tabi projeler için "Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu" kararı veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararı alınmadıkça bu projelere hiç bir teşvik, onay, izin, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez, proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez." düzenlemesi, 7. maddesinde; "Bu Yönetmeliğin; a) EK-I listesinde yer alan projelere, b) Seçme Eleme Kriterlerine tabi olup "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir" kararı verilen projelere, c) Bu Yönetmelik kapsamında ya da kapsamı dışında bulunan projelere ilişkin kapasite artırımı ve/veya genişletilmesi halinde, kapasite artışı toplamı bu Yönetmeliğin EK-I'inde belirtilen eşik değer veya üzerindeki projelere, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu hazırlanması zorunludur." kuralı yer almıştır. Yukarıda alıntısına yer verilen Yönetmeliğin EK-III. maddesinde; Çevresel Etki Değerlendirmesi Genel Formatının ihtiva etmesi gereken hususlar düzenlenmiş, Bölüm I: Projenin tanımı ve gayesi; yatırımcı tarafından araştırılan ana alternatiflerin bir özeti ve seçilen yerin seçiliş nedenlerinin belirtilmesi vd., Bölüm II: Proje için seçilen yerin konumu, Bölüm III: Proje yeri ve etki alanının mevcut çevresel özellikleri; önerilen proje nedeniyle kirlenmesi muhtemel olan çevrenin; nüfus, fauna, flora, jeolojik ve hidrolojik özellikler vd. ve bu faktörlerin birbiri arasındaki ilişkileri de içerecek şekilde açıklanması, Bölüm IV: Projenin önemli çevresel etkileri ve alınacak önlemler; proje için kullanılacak alan ve doğal kaynakların kullanımının olası etkilerinin tanıtımı, kirleticilerin miktarı, yatırımın çevreye olan etkilerinin değerlendirilmesinde kullanılacak tahmin yöntemlerinin genel tanıtımı, çevreye olabilecek olumsuz etkilerin azaltılması için alınması düşünülen önlemlerin tanıtımı şeklinde düzenlemeler yer almıştır. Anayasanın "Yargı Yolu" başlıklı 125. maddesinde; "… idari işlemlere karşı açılacak davalarda süre yazılı bildirim tarihinden başlar." hükmü yer almış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Sürelerle İlgili Genel Esaslar" başlıklı 8. maddesinde; "… süreler tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar." aynı Kanunun "Dava Açma Süresi" başlıklı 7. maddesinin ilk fıkrasında; "Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür" hükmüne yer verilmiş, İvedi yargılama usulü başlıklı 20/A maddesinin 2. fıkrasında ise, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin otuz gün olduğu hüküm altına alınmıştır. Öte yandan; dava konusu işlemin tesis edildiği tarihte yürürlükte olan 17/07/2008 tarih ve 26939 sayılı Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliğinin 17. maddesinin ikinci fıkrasında, Bakanlığın on beş işgünü içinde inceleme ve değerlendirmelerini tamamlayarak proje hakkında "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gereklidir" veya "Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir" kararını beş işgünü içinde vereceği, kararı Valiliğe ve proje sahibine bildireceği, Valiliğin bu kararı halka duyuracağı düzenlenmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 31. maddesinin yargılama giderleri konusunda yollama yaptığı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 323. maddesinde, vekalet ücretinin yargılama giderlerine dahil olduğu; 326. maddesinde ise, yargılama giderlerinin aleyhinde hüküm verilen taraftan alınmasına karar verileceği, davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkemece, yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranına göre paylaştırılacağı hüküm altına alınmıştır. Diğer taraftan, 02/11/2011 tarih ve 28103 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 6. maddesi ile, idareleri idari yargı mercilerinde temsil etme yetkisinin, hukuk birimi amirlerine, muhakemat müdürlerine, hukuk müşavirlerine ve avukatlara tanındığı; aynı Kanun Hükmünde Kararname'nin 14. maddesinde ise, "tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücreti takdir edilir." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kararın, davacılardan …, …, …, … ve …'a ilişkin kısmı yönünden; Yukarıda aktarılan hükümler uyarınca; idari davalarda dava açma süresinin başlangıç tarihi; idari işlemin tebliğ, yayın veya ilân tarihidir. Ancak yasada öngörülen bu durumların söz konusu olmadığı hallerde, davacının dava konusu işlemi öğrenme tarihinin iyiniyet kuralları çerçevesinde, olayın özelliği ve niteliği göz önünde tutulmak suretiyle yargı organınca belirleneceği kuşkusuzdur. İdari işlemin usulüne uygun tebliği ve bütün unsurlarıyla ilgililer tarafından öğrenilmesi; ilgililerin dava açma haklarını kullanmalarını ve açılan davanın da gereği gibi yargı mercileri önüne getirilebilmesini doğrudan etkiler. Bu anlamda; bir idari işlemin iptali istemiyle açılan davada usul ve esas yönünden hukuki denetim yapılabilmesi; işlemin içeriğinin tebliğe veya duyuruya ilişkin olarak düzenlenen belgeden kuşkuya yer vermeyecek şekilde açıkça anlaşılabilmesi halinde mümkündür. Dosyanın incelenmesinden; davalı idare tarafından dava konusu … tarih ve … sayılı ÇED olumlu kararının verildiği, dava konusu ÇED olumlu kararının halka duyurulması amacıyla Gümüşhane Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından Harmancık Köyü Muhtarlığına hitaben … tarih ve … sayılı yazının gönderildiği, İdare Mahkemesince verilen ara kararı üzerine, davalı idare tarafından dava konusu işlemin Harmancık Köyünde ilan edildiğine dair herhangi bir belgenin gönderilmediği, Harmancık Köyü Muhtarı ve bazı Harmancık Köyü sakinleri tarafından "Derya II regülatörü ve HES projesi hakkında ÇED olumlu kararı verildiğinin … sayılı yazıdan anlaşıldığı belirtilerek HES projesinin yapılmasını istemediklerinden bahisle" verilen itiraz dilekçesi ve eki imza listelerinin, Gümüşhane Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı yazısı ekinde davalı idareye gönderildiği, anılan itiraz dilekçesi eki imza listesinde davacılardan …, …, …, … ve …'ın imzalarının bulunduğu, 14/03/2019 tarihinde bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; projenin gerçekleştirileceği alanda veya etkilenme alanında dava konusu işlemin ilan edildiğine dair davalı idare tarafından herhangi bir belge sunulmadığı dikkate alındığında, dava konusu işlemi öğrenme tarihinden itibaren dava açma süresinin başladığının kabulü gerektiği ve öğrenme tarihini izleyen günden itibaren 30 gün içinde dava açılması gerektiğinden, dava konusu işlemin davalı idare tarafından 07/02/2014 tarihinde tesis edildiği, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün 07/03/2014 tarih ve 731 sayılı yazısının ve eklerinin incelenmesinden, adı geçen davacılar tarafından dava konusu işlemin sayısının da belirtilmesi suretiyle öğrenildiğinin beyan edildiği, dolayısıyla adı geçen davacıların dava konusu işlemi 07/03/2014 tarihinde öğrendikleri anlaşıldığından, 07/03/2014 tarihini izleyen günden itibaren 30 gün içinde ve en geç 07/04/2014 tarihi mesai saati bitimine kadar dava açılması gerekirken, bu tarih geçtikten sonra 14/03/2019 tarihinde açılan davada adı geçen davacılar bakımından süre aşımı bulunduğundan, dava konusu işlemin esasının incelenmesi suretiyle verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararının adı geçen davacılara ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir. Kararın, diğer davacılara ilişkin kısmı yönünden; Çevresel etki değerlendirmesi; gerçekleştirilmesi planlanan projenin, çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesi, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin belirlenerek değerlendirilmesi amacıyla yapıldığından, ÇED sürecinde verilen kararların iptali istemiyle açılacak davalarda, yukarıda belirtilen Yönetmeliğin Ek-III bölümündeki unsurlar yönünden, ÇED kararlarının bir bütün olarak çevresel etkilerinin irdelenmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, bilirkişi heyeti tarafından proje alanının ve etki alanının fora ve faunasının incelenmesi ve projenin flora-faunaya olabilecek etkilerinin azaltılmasına yönelik nihai ÇED raporunda yer alan önlemlerin yeterli olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Nihai ÇED raporunda onlarca uzmanın imzası bulunabildiğinden, birebir aynı sayıda ve aynı uzmanlık alanında olmasa dahi, yargılama usulü kurallarının elverdiği ölçüde, usul ekonomisi de gözetilerek bir denge kurulması, seçilecek bilirkişilerin projenin bulunduğu alana ve projeye yapılan itirazlara göre, değerlendirilmesi zorunlu olan ana konu başlıkları bakımından yeterli uzmanlığa sahip olması, tarafları tatmin edici ve adil bir yargılama yapılması açısından bir gerekliliktir. Dosyanın incelenmesinden; İdare Mahkemesince, çevre, jeoloji, ziraat ve orman mühendisi ile şehir ve bölge plancısından oluşan bilirkişi heyetiyle yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda, "ilk derece mahkemesi kararının özeti" bölümünde açıklanan tespitlere yer verildiği, bilirkişi raporunun flora ve fauna yönünden değerlendirilmesi başlıklı bölümünde, heyetlerinde fauna uzmanı olmadığından nihai ÇED raporunda yer alan açıklamalara yorum yapılamadığının belirtildiği, dolayısıyla bilirkişi raporunda projenin flora-faunaya ve sucul canlılara etkileri ile balık geçidi yönünden değerlendirme yapılmadıığı, İdare Mahkemesince, anılan bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; davacıların dava konusu projeye ilişkin iddialarının da değerlendirilmesi suretiyle, nihai ÇED raporunda yer alan flora, fauna ve sucul canlılara ilişkin açıklamaların çevreye etkilerinin ve bu hususlara ilişkin önlemlerin yeterli olup olmadığının ortaya konulması ile balık geçidinin uygunluğu ile proje alanı ile etkilenme alanında tespit edilen flora ve fauna türleri ile endemik türlerin korunmasına ilişkin önlemlerin yeterli olup olmadığı hususlarının değerlendirilmesi gerektiğinden, özellikle çevre mühendisi, hidroloji uzmanı, jeoloji mühendisi, orman mühendisi, flora-fauna uzmanı ile davacı tarafından yapılan itirazlara göre başka dallarda da öğretim üyeleri seçilerek oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetine yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması suretiyle uyuşmazlığın çözümlenmesi gerektiğinden, temyize konu İdare Mahkemesi kararının, anılan davacılara ilişkin kısmında hukuki isabet görülmemiştir. Öte yandan; bilirkişi raporunda nihai ÇED raporunda davaya konu projenin aynı akarsu üzerindeki diğer HES projeleri ile birlikte kümülatif etki çalışmasının bulunmadığı belirtilmek suretiyle kümülatif etki değerlendirmesi yapılmamasının eksiklik olarak değerlendirildiği, ancak bilirkişi raporunda, davaya konu projenin aynı akarsu üzerindeki diğer HES projeleri ile birlikte kümülatif etki çalışması yapılması gerekliliğinin somut olarak ortaya konulmadığı, İdare Mahkemesince, bilirkişi raporunda, söz konusu proje ve aynı bölgede bulunan diğer projelerin birlikte önemli kümülatif etkiler meydana getireceğinin teknik ve bilimsel verilerle somut olarak tespit edilmediğinden bahisle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, 17/07/2008 tarih ve 26939 sayılı Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği EK 3'te yer alan genel formatta, projenin olası çevresel etkilerinin alanda mevcut ve/veya planlama aşamasında olan diğer projelerin çevresel etkileri ile değerlendirilmesine dair kümülatif etki çalışması yapılması yönünde bir düzenleme öngörülmemekle birlikte, davaya konu projenin aynı akarsu üzerindeki diğer HES projeleri ile birlikte kümülatif etki çalışması yapılması gerekliliğinin somut olarak ortaya konulması halinde, projede kümülatif etki yönünden değerlendirme yapılabilecektir. Dolayısıyla; Harşit Çayı üzerinde mevcut ve planlanan olmak üzere toplam 9 adet HES projesinin yer aldığı anlaşıldığından, yeniden oluşturulan bilirkişi heyeti tarafından diğer HES projelerinin konumları, özellikleri, etkileri ve dava konusu Derya II HES projesinin Harşit Çayında yasayan sucul canlılar, flora ve fauna ile akarsu ekosistemi üzerindeki etkilerinin dikkate alınması suretiyle, dava konusu projede kümülatif etki değerlendirmesi yapılmasının gerekip gerekmediği yönünden de inceleme yapılması gerekmektedir. Bilirkişi heyeti tarafından kümülatif etki değerlendirmesi yapılması gerekliliğinin somut olarak ortaya konulması halinde, nihai ÇED raporunda, projenin diğer HES'lerle birlikte kümülatif etkisinin değerlendirilmemesi hususu eksiklik olarak kabul edilebilecektir. Davalı idarenin temyiz istemine gelince; Tarafların, avukat aracılığı ile davalarını takip etmesi ve davanın lehine sonuçlanması halinde Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca avukatlık ücretine hak kazanacağı açıktır. Dosyanın incelenmesinden; davalı idare vekili Av. … tarafından, yasal süresi içinde 12/07/2019 tarihli cevap dilekçesinin, 13/12/2019 tarihli ara kararına cevap dilekçesinin, 03/03/2020 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin, 22/05/2020 tarihli ek bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinin verildiği, dolayısıyla davalı idarenin vekille temsil edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda; İdare Mahkemesince davanın reddine karar verilmesine rağmen davalı idare lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinde hukuka uyarlık görülmemekle birlikte, Dairemizin bu kararı ile temyize konu İdare Mahkemesi kararı bozulduğundan, İdare Mahkemesince, bozma üzerine yeniden verilecek kararda bu hususun da dikkate alınarak, kararın sonucuna göre vekalet ücretinin yeniden değerlendirileceği de tabiidir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1.Davacıların ve davalı idarenin temyiz istemlerinin kabulüne, 2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E: …, K: … sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20/A-2-(i) maddesi uyarınca, karar düzeltme yolunun kapalı olduğunun duyurulmasına, 15/04/2021 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Temyize konu İdare Mahkemesi kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinin hiçbirisi bulunmadığından, kararın onanması gerektiği oyuyla, aksi yöndeki karara katılmıyorum.

İvedi yargılamaya tabi ihale işlemlerinde tebligat yapılmadığı durumlarda süre başlangıcı bakımından yargı mercileri arasında farklı değerlendirmelere rastlanmaktadır. İlk derece mahkemesince yazılı bildirimde kanun yolu ve otuz günlük süre bilgisinin gösterilmemesi sebebiyle altmış günlük genel dava açma süresi değerlendirilebilmişken; Danıştay 13. Dairesinin 2024/3251 Esas ve 2024/5502 Karar sayılı ilamında, yazılı bildirim yapılmayan hâllerde işlemin ilgililerce öğrenildiği tarihten itibaren otuz günlük dava açma süresinin başlayacağı ve bu sürenin geçirilmesiyle süre aşımı oluşacağı sonucuna varılmıştır. Ayrıca idareye yapılan başvurunun reddi üzerine verilen müteakip dilekçeler dava açma süresini yeniden canlandırmamaktadır.

Danıştay 13. Daire, E. 2020/1112, K. 2022/1532Kaynağı aç
Danıştay 13. Daire Başkanlığı         2020/1112 E.  ,  2022/1532 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2020/1112 Karar No:2022/1532 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Başkanlığı VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Aydın Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı Doğal Kaynaklar Ruhsat ve Kültür Varlıkları Müdürlüğü'nce 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 36. maddesi kapsamında jeotermal sahada arama ruhsatına ilişkin olarak 06/08/2019 tarihinde gerçekleştirilen 3289134 erişim nolu, 9 numaralı ihalenin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu'nun 10. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi ve Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin 17/1 maddesi uyarınca Aydın ilinde herhangi bir nedenle hükümden düşmüş, terk edilmiş veya taksir edilmiş jeotermal kaynak işletme, kaynak arama ve doğal mineralli su ruhsatlarının ihale yapılarak arama ve işletmeye açılmasına karar verildiği, ihale ilanının 23/07/2019 tarih ve 30840 sayılı Resmi Gazete'de yayımlandığı, 06/08/2019 tarihinde gerçekleştirilen dava konusu ihalenin taliplisinin çıkmadığı, söz konusu ihalenin iptali istemiyle davacı tarafından 15/08/2019 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvuruda bulunulduğu, dolayısıyla davacının yapılan ihaleden en geç bu tarihte haberdar olduğunun açık olduğu, 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca özel dava açma süresi öngörülen ve aynı Kanun'un 11. maddesi hükmünün de uygulanma olanağı bulunmayan dava konusu işleme karşı, dava konusu ihalenin öğrenildiği 15/08/2019 tarihini izleyen günden itibaren otuz gün içerisinde en geç (14/09/2019 gününün cumartesi gününe denk gelmesi sebebiyle) 16/09/2019 tarihine kadar dava açılması gerekirken bu süre geçirildikten sonra ilk olarak Mahkemelerinin E:… sayılı dosyasına kayden 31/10/2019 tarihinde açılan, ancak Mahkemelerinin … tarih ve E:… K:… sayılı "dava dilekçesinin 2577 sayılı Kanun'un 3. ve 5. maddelerine uygun olmadığına" yönelik kararı sonrasında yenilenen işbu davanın süre aşımı sebebiyle esasının incelenmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, davalı idarenin kamu kurumu olduğu ve bu sebeple Kamu İhale Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği, ayrıca Kamu İhale Kurulu'na yapılan başvurunun süreyi durdurduğu ileri sürülerek davanın süresinde olduğu belirtilmekte ve kararın bozulması istenilmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, davanın süresinde açılmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME : İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle süre aşımı yönünden reddi yolundaki … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından anılan Mahkeme kararının ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine, 5. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 07/04/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası hükmü ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde haklarını arayabilmelerine kolaylık ve olanak sağlanması amaçlanmış; idareye, işlemlerinde, ilgililerin kaç gün içinde, hangi mercilere başvurabileceklerini bildirme yükümlülüğü getirilmiştir. Anayasa'nın 125. maddesinde de, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin "yazılı bildirim" tarihinden başlayacağı belirtilmiştir. 20/01/1982 tarihinde yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda idari yargıda uygulanan “genel yargılama usulü” ve 7. maddesi ile devamı maddelerde de “genel dava açma süreleri” düzenlenmiş bulunmaktadır. Anılan Kanun'un 7. maddesinde, özel süre gösterilmeyen hâllerde idare mahkemelerinde idari işlemlere karşı dava açma süresinin "altmış gün" olduğu ve bu sürenin yazılı bildirim tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı kurala bağlanmıştır. Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na, 28/06/2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen 20/A maddesiyle, bir kısım işlemlere karşı açılan davalarda, genel yargılama usulünden farklı olarak, gerek dava, gerekse temyiz aşamasında uygulanacak “ivedi yargılama usulü” getirilmiş; ayrıca, ivedi yargılama usulünde dava açma süresinin "otuz gün" olduğu ve bu Kanun'un 11. maddesi hükümlerinin uygulanmayacağı öngörülmüştür. Anılan maddede, ihaleden yasaklama kararları hariç ihale işlemlerinden doğan uyuşmazlıklar da ivedi yargılama usulünün uygulanacağı davalar arasında sayılmıştır. Genel yargılama usulünün uygulandığı uyuşmazlıklarda, ilgililere dava açmadan önce, 2577 sayılı Kanun’un 10, 11, 12 ve 13. maddeleriyle “idari başvuru” seçeneği getirilmişken, ivedi yargılama usulünün uygulandığı işlemlere karşı doğrudan dava açma zorunluluğu getirilmiş ve 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca yapılacak idari başvurunun dava açma süresini durdurmayacağı kurala bağlanmıştır. Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca idarenin yükümlülüğünün, ivedi yargılama usûlüne tâbi bir idarî işlem söz konusu olduğunda, ilgilinin yanılgıya düşmemesi açısından özel dava açma süresi içerisinde doğrudan dava açmak zorunda olduğunun, işleme karşı idarî başvuruda bulunularak itiraz edilmesinin dava açma süresini durdurmayacağının bildirilmesini de kapsadığı kuşkusuzdur. Ancak kendisine herhangi bir yazılı bildirim yapılmayan ya da yapılan yazılı bildirimde işleme karşı başvuru yolu ve süresi belirtilmeyen, uyuşmazlığın ivedi yargılama usûlüne tabi olduğu, 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca itirazda bulunmasının dava açma süresini durdurmayacağı, doğrudan dava açması gerektiği bildirilmeyen ilgililerin, hangi yargılama usûlünün uygulanacağı ve hangi sürede dava açacakları konusunda karışıklık yaşamaları ve yanılgıya düşmeleri mümkün bulunmaktadır. Mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan mahkemeye erişim hakkını ihlal eden sonuçlara ulaşmasını engellemek yargı yerine düşen bir görevdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 36533/04 başvuru numaralı Mesutoğlu-Türkiye kararında, usul kurallarının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda özetle; mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte, getirilen kısıtlamaların, hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makûl bir orantı olması hâlinde Sözleşmenin 6/1. maddesi ile bağdaşabileceği, bu ilkelerden hareketle, dava açma hakkının doğal olarak yasayla belirlenen şartları olmakla birlikte, mahkemelerin yargılama usullerini uygularken bir yandan davanın hakkaniyetine hâlel getirecek kadar abartılı şekilcilikten, öte yandan, kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadar aşırı bir esneklikten kaçınılması gerektiği belirtilmektedir. Bu durumda, ilgililere herhangi bir yazılı bildirimin yapılmadığı ve idari işlemin bir şekilde öğrenilmesi üzerine dava açıldığı durumda, bu kişilerin mevzuattan kaynaklan bu karışıklık nedeniyle kaç gün içinde hangi merciye başvuracaklarını bilmeleri beklenemeyeceğinden, ayrıca uyuşmazlığın genel yargılama usulüne mi yoksa ivedi yargılama usulüne mi tabi olduğu noktasında tereddüt yaşamaları olası bulunduğundan, dava açma süresi hesaplanırken öğrenme tarihinin başlangıç alınması ve aynı şekilde özel dava açma süresinin değil, açık, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olan genel dava açma süresinin işletilmesi gerekir. Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu'nun 15/03/2022 tarih ve E:2021/2, K:2022/1 sayılı kararıyla da; yazılı olarak bildirilen ve özel dava açma süresine tabi olan bir işlemde, dava açma süresinin gösterilmemiş olması durumunda genel dava açma süresinin işletilmesi gerektiği yönünde içtihatların birleştirilmesine karar verilmiştir. Diğer taraftan, Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen, hangi kanun yolları ve mercilere başvurulacağının ve sürelerinin belirtilmesi zorunluluğunun bütün idari işlemler için değil, kişilerin haklarını, özgürlüklerini veya menfaatlerini zedeler nitelikte olan ve yazılı olarak ilgilisine bildirilen işlemler için geçerli olduğunun kabul edilmesi gerekir. İhale ilanları ve ihale şartnameleri, yapılacak olan ihaleye katılım ve yeterlik kurallarını düzenleyen bir işlem olduğundan başvuru yolları ve süresinin belirtilmesini zorunlu kılan bir özelliğe sahip değildir. Olayda, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 36. maddesi kapsamında jeotermal sahada arama ruhsatına ilişkin ihale ilanının 23/07/2019 tarih ve 30840 sayılı Resmi Gazete'de yayınlandığı, 06/08/2019 tarihinde dava konusu ihalenin gerçekleştirildiği ve taliplisinin çıkmadığının tutanağa bağlandığı, 5886 sayılı Kanun'un 10/c maddesi ile Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu Uygulama Yönetmeliği'nin 17/1. maddesi uyarınca ruhsat hakkının dava dışı bir şirkete bırakılmasına karar verildiği, davacının ihalenin iptal edilmesi istemiyle 15/08/2019 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvuruda bulunduğu, itiraza cevaben 29/08/2019 tarihli yazıyla vekâletname eksikliğinin davacıya bildirildiği, bu arada davacının ihalenin 4734 sayılı Kanuna göre yapıldığı düşüncesiyle 03/09/2019 tarihinde Kamu İhale Kurumuna itirazen şikâyet başvurusunda bulunduğu, Kamu İhale Kurulu'nun … tarih ve … sayılı kararıyla; başvuruya konu ihalenin 2886 sayılı Kanun çerçevesinde yapıldığı, başvurunun Kurumun görev alanına girmediği, bu ihalede idarenin kararına karşı yetkili idare mahkemesine başvurulması gerektiği gerekçesiyle başvurunun görev yönünden reddedildiği, bu kararın davacıya 20/09/2019 tarihinde tebliğ edildiği, bu arada davacının 17/09/2019 tarihli dilekçesiyle bahsi geçen eksiklikleri gidermesi üzerine 02/10/2019 tarihli işlemle itirazının reddedildiği, bunun üzerine 31/10/2019 tarihinde bakılan davayı açtığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, uyuşmazlığın ivedi yargılama usulüne tâbi olduğu ve dava açma süresinin otuz gün olduğu, uygulanan bu usulde idareye yapılan başvurunun dava açma süresini durdurmayacağı yolunda kendisine yazılı bildirim yapılmayan davacının, hangi tarihten itibaren dava açması gerektiği hususunda tereddüt yaşadığı ve yanılgıya düştüğü, mevzuattan kaynaklanan bu karışıklığın davacının özel süresi içerisinde dava açmasını zorlaştırdığı anlaşıldığından, mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmemesi açısından uyuşmazlıkta özel yargılama usulü ve süresinin değil, genel yargılama usulü ve süresinin uygulanması gerektiği, davanın uyuşmazlık konusu ihalenin iptali için yaptığı itiraz başvurusunun reddine ilişkin işlemin tebliği üzerine genel dava açma süresi içerisinde açıldığı göz önünde bulundurulduğunda, davanın süresinde açıldığının kabulü gerekirken, süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin Mahkeme kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, temyize konu Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.

İlk İnceleme, Savunma Süreci ve Dilekçeler Aşaması

İvedi yargılamanın hızlı işlemesini temin etmek amacıyla ilk inceleme süresi kısaltılmıştır. Mahkemece dilekçe üzerinde yedi gün içinde ilk inceleme tamamlanır ve dava dilekçesi ile ekleri davalı idareye tebliğe çıkarılır.

Dava dilekçesinin tebliğinden itibaren davalı idarenin savunma sunma süresi on beş gündür. Bu süre, mahkemece bir defaya mahsus olmak üzere ve en fazla on beş gün uzatılabilir. Davalı idarenin savunmasını mahkemeye sunmasıyla veya tanınan savunma verme süresinin dolmasıyla birlikte dava dosyası tekemmül etmiş sayılır.

Genel idari yargılamada yer alan savunmaya cevap (replik) ve ikinci savunma (düplik) dilekçeleri aşaması ivedi yargılama usulünde bulunmamaktadır. Taraflar tekemmül sonrasında ikinci tur dilekçe teatisinde bulunamazlar.

Yürütmenin Durdurulması ve Karara Bağlanma Usulü

2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca, ivedi yargılama usulünde yürütmenin durdurulması talebine ilişkin olarak ilk derece mahkemesince verilen kararlara karşı itiraz yoluna başvurulamaz. Bu kural uyuşmazlığın süratle esasa bağlanmasını hedefler.

İvedi yargılamaya tabi davalar dosyanın tekemmülünden itibaren en geç bir ay içinde karara bağlanır. Uyuşmazlığın çözümü için ara kararı verilmesi, keşif icra edilmesi, bilirkişi incelemesi yaptırılması ya da duruşma icrası gibi yargılama işlemleri de ivedilikle sonuçlandırılır.

İvedi Yargılamada Temyiz Kanun Yolu ve Danıştay İncelemesi

İvedi yargılama usulünde ilk derece mahkemesince verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde temyiz kanun yoluna başvurulabilir. Temyiz dilekçeleri üç gün içinde incelenir ve karşı tarafa tebliğe çıkarılır. Temyiz dilekçelerine cevap verme süresi ise on beş gündür; 2577 sayılı Kanun'un 48. maddesinin bu usule aykırı olmayan hükümleri kıyasen uygulanır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 48Kaynağı aç
Madde 48 – (Değişik: 5/4/1990-3622/17 md.) 1. Temyiz istemleri Danıştay Başkanlığına hitaben yazılmış dilekçeler ile yapılır. 2. Temyiz dilekçelerinin 3 üncü madde esaslarına göre düzenlenmesi gereklidir, düzenlenmemiş ise eksikliklerin onbeş gün içinde tamamlatılması hususu, kararı veren Danıştay veya bölge idare mahkemesince ilgiliye tebliğ olunur. Bu sürede eksiklikler tamamlanmazsa temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına Danıştay veya bölge idare mahkemesince karar verilir.[35] 3. Temyiz dilekçeleri, ilgisine göre kararı veren bölge idare mahkemesine, Danıştaya veya 4 üncü maddede belirtilen mercilere verilir ve kararı veren bölge idare mahkemesi veya Danıştayca karşı tarafa tebliğ edilir. Karşı taraf tebliğ tarihini izleyen otuz gün içinde cevap verebilir. Cevap veren, kararı süresinde temyiz etmemiş olsa bile düzenleyeceği dilekçesinde, temyiz isteminde bulunabilir. Bu takdirde bu dilekçeler temyiz dilekçesi yerine geçer.[36] 4. (Değişik:10/6/1994-4001/21 md.) Kararı veren Danıştay veya bölge idare mahkemesi, cevap dilekçesi verildikten veya cevap süresi geçtikten sonra dosyayı dizi listesine bağlı olarak, Danıştaya veya Kurula gönderir.[37] 5. Yürütmenin durdurulması isteği bulunan temyiz dilekçeleri, karşı tarafa tebliğ edilmeden dosya ile birlikte, yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verilmek üzere kararı veren bölge idare mahkemesince Danıştay Başkanlığına, Danıştayın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalarda, görevli dairece konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Kuruluna gönderilir. Danıştayda görevli daire veya kurul tarafından yürütmenin durdurulması istemi hakkında karar verildikten sonra tebligat bu daire veya kurulca yapılarak dosya tekemmül ettirilir.[38] 6. Temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin tamamının ödenmemiş olması halinde kararı veren; merci tarafından verilecek yedi günlük süre içerisinde tamamlanması, aksi halde temyizden vazgeçilmiş sayılacağı hususu temyiz edene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, ilgili merci, kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verir. Temyizin kanuni süre geçtikten sonra yapılması veya kesin bir karar hakkında olması halinde de kararı veren merci, temyiz isteminin reddine karar verir. İlgili merciin bu kararları ile bu maddenin 2 nci fıkrasında belirtilen temyiz isteminde bulunulmamış sayılmasına ilişkin kararlarına karşı, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yedi gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.[39] 7. (Ek: 10/6/1994-4001/21md.; Değişik: 18/6/2014-6545/21 md.) Temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin ödenmemiş olduğu, dilekçenin 3 üncü madde esaslarına göre düzenlenmediği, temyizin kanuni süre içinde yapılmadığı veya kesin bir karar hakkında olduğunun anlaşıldığı hâllerde, 2 ve 6 ncı fıkralarda sözü edilen kararlar, dosyanın gönderildiği Danıştayın ilgili dairesi ve kurulunca, kesin olarak verilir.[40] Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar:[41]

Danıştay temyiz denetimini evrak üzerinden gerçekleştirir. Uyuşmazlığa dair edinilen maddi bilgiler yeterli görüldüğünde, başvuru sırf hukuki değerlendirmelere dayandığında veya kararda yer alan maddi hataların düzeltilmesi mümkün olduğunda işin esasına hükmedilir. Bu durumların bulunmaması hâlinde Danıştay gerekli inceleme ve tahkikat işlemlerini bizzat yürüterek esastan yeniden karar tesis eder. İlk inceleme aşamasında verilen kararlara ilişkin temyiz talebi yerinde görüldüğünde ise karar bozularak dosya ilk derece merciine iade edilir. Temyiz mercii tarafından verilen kararlar kesin nitelik taşır ve karar düzeltme yolu kapalıdır.

İvedi yargılama usulünde Danıştay temyiz istemini en geç iki ay içinde karara bağlamakla yükümlüdür. Temyiz incelemesi sonucunda tesis edilen karar ise en geç bir ay içinde ilgililere tebliğe çıkarılır.

Merkezî ve Ortak Sınavlara İlişkin Yargılama Usulü (İYUK 20/B)

Millî Eğitim Bakanlığı ile ÖSYM bünyesinde yürütülen merkezî ve ortak sınavlara, bu sınavların hazırlık ve uygulama işlemlerine yahut sınav sonuçlarına yönelik idari davalar 2577 sayılı Kanun'un 20/B maddesinde düzenlenen yargılama rejimine bağlıdır. Söz konusu uyuşmazlıklarda yargı yoluna başvurma süresi on gün ile sınırlandırılmış olup dava açılmadan evvel idareye başvuru yapılmasını düzenleyen 11. madde hükümleri bu alanda uygulama alanı bulmaz.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 20/BKaynağı aç
Madde 20/B – (Ek: 10/9/2014-6552/96 md.) 1. Millî Eğitim Bakanlığı ile Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılan merkezî ve ortak sınavlar, bu sınavlara ilişkin iş ve işlemler ile sınav sonuçları hakkında açılan davalara ilişkin yargılama usulünde: a) Dava açma süresi on gündür. b) Bu Kanunun 11 inci maddesi hükümleri uygulanmaz. c) Yedi gün içinde ilk inceleme yapılır ve dava dilekçesi ile ekleri tebliğe çıkarılır. ç) Savunma süresi dava dilekçesinin tebliğinden itibaren üç gün olup, bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla üç gün uzatılabilir. Savunmanın verilmesi veya savunma verme süresinin geçmesiyle dosya tekemmül etmiş sayılır. d) Yürütmenin durdurulması talebine ilişkin olarak verilecek kararlara itiraz edilemez. e) Bu davalar dosyanın tekemmülünden itibaren en geç on beş gün içinde karara bağlanır. Ara kararı verilmesi, keşif, bilirkişi incelemesi ya da duruşma yapılması gibi işlemler ivedilikle sonuçlandırılır. f) Verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. g) Temyiz dilekçeleri üç gün içinde incelenir ve tebliğe çıkarılır. Bu Kanunun 48 inci maddesinin bu maddeye aykırı olmayan hükümleri kıyasen uygulanır. ğ) Temyiz dilekçelerine cevap verme süresi beş gündür. h) Danıştay evrak üzerinde yaptığı inceleme sonunda, maddi vakalar hakkında edinilen bilgiyi yeterli görürse veya temyiz sadece hukuki noktalara ilişkin ise yahut temyiz olunan karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise işin esası hakkında karar verir. Aksi hâlde gerekli inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak esas hakkında yeniden karar verir. Ancak, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan temyizi haklı bulduğu hâllerde kararı bozmakla birlikte dosyayı geri gönderir. Temyiz üzerine verilen kararlar kesindir. ı) Temyiz istemi en geç on beş gün içinde karara bağlanır. Karar en geç yedi gün içinde tebliğe çıkarılır. 2. Millî Eğitim Bakanlığı ile Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılan merkezî ve ortak sınavlar, bu sınavlara ilişkin iş ve işlemler ile sınav sonuçları hakkında açılan davalarda verilen yürütmenin durdurulması ve iptal kararları, söz konusu sınava katılan kişilerin lehine sonuç doğuracak şekilde uygulanır. Askerî hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıklara dair hükümler:

Merkezî ve ortak sınav uyuşmazlıklarında ilk inceleme evresi yedi günlük süre içerisinde tamamlanarak dava dilekçesi ile ekleri karşı tarafa tebliğ edilir. Davalı idare tebliğden başlayarak üç gün içinde savunmasını sunmak durumundadır; bu süre mahkemece tek sefere özgü olarak en çok üç gün uzatılabilir. Savunma dilekçesinin mahkemeye intikal etmesiyle ya da savunma verme süresinin dolmasıyla birlikte dosya tekemmül aşamasına ulaşır.

Merkezî ve ortak sınav davalarında yürütmenin durdurulması taleplerine ilişkin kararlara karşı itiraz edilemez. Dosyanın tekemmülünden itibaren mahkemenin davayı en geç on beş gün içinde karara bağlaması gerekir; ara kararı, keşif, bilirkişi incelemesi veya duruşma yapılması gibi işlemler ivedilikle sonuçlandırılır.

Bu davalarda nihai kararlara karşı tebliğden itibaren beş gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz dilekçeleri üç gün içinde incelenerek tebliğe çıkarılır ve cevap verme süresi beş gündür. Danıştay, temyiz istemini en geç on beş gün içinde karara bağlar ve verilen karar en geç yedi gün içinde tebliğe çıkarılır. Danıştay evrak üzerinden bilgi yeterliyse, temyiz sadece hukuki noktalara ilişkinse ya da maddi hata düzeltilebiliyorsa işin esası hakkında karar verir; aksi takdirde inceleme ve tahkikatı kendisi yaparak karara bağlar. İlk inceleme kararlarına karşı yapılan temyiz haklı bulunursa karar bozulup dosya geri gönderilir; temyiz kararları kesindir.

Millî Eğitim Bakanlığı ile Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından tertiplenen merkezî ve ortak sınav süreçleri ile sınav neticelerine yönelik davalarda hükmedilen yürütmenin durdurulması ve iptal kararları, ilgili sınava iştirak eden tüm adayların lehine sonuç meydana getirecek biçimde icra edilir.

İvedi yargılama usulünde dava açma süresi kaç gündür?

2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesi uyarınca dava açma süresi otuz gündür ve üst makama başvuru süreyi durdurmaz. Yazılı bildirimde süre gösterilmemesi durumunda ilk derece mahkemelerinde genel altmış günlük süreyi uygulayan yaklaşımlar bulunmakla birlikte, Danıştay 13. Dairesinin 2024/3251 Esas ve 2024/5502 Karar sayılı içtihadında işlemin öğrenildiği tarihi izleyen günden itibaren otuz günlük sürenin işletileceği kabul edilmiştir.

Merkezî sınav davalarında dava açma ve temyiz süreleri ne kadardır?

Merkezî ve ortak sınav uyuşmazlıklarında dava açma süresi on gün, ilk derece mahkemesi nihai kararına karşı temyiz başvuru süresi ise tebliğden itibaren beş gündür.

İvedi yargılama ve merkezî sınav davalarında yürütmenin durdurulması kararına itiraz edilebilir mi?

Hem ivedi yargılama usulünde (İYUK m. 20/A) hem de merkezî sınav yargılamasında (İYUK m. 20/B) yürütmenin durdurulması taleplerine ilişkin kararlara itiraz kanun yolu kapalıdır.

Merkezî ve ortak sınavlara ilişkin iptal kararları kimleri etkiler?

Millî Eğitim Bakanlığı ve ÖSYM merkezî sınav davalarında verilen yürütmenin durdurulması ve iptal kararları, sınava katılan kişilerin lehine sonuç doğuracak biçimde uygulanır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu