İşlenemez suç, failin suç işleme iradesiyle hareket etmesine ve icra hareketlerine başlamasına karşın, kullandığı aracın veya suçun maddi konusunun elverişsiz olması nedeniyle suçun baştan itibaren tamamlanmasının nesnel olarak imkânsız olduğu durumu ifade eder. Bu durumda fail cezalandırılmaz; elverişsiz hareketler hukuki değerlerde somut bir tehlike yaratmadığından ceza sorumluluğu doğmaz.
Elverişli Teşebbüs ile Elverişsiz Teşebbüs Arasındaki Fark
TCK m. 35 uyarınca teşebbüs sorumluluğunun doğabilmesi için failin suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlaması ve suçu elinde olmayan nedenlerle tamamlayamamış olması şarttır. Elverişli teşebbüste failin hareketleri suçun tamamlanmasına nesnel olarak uygundur ve sonucun gerçekleşmesi mümkündür. Elverişsiz teşebbüste ise hareketler ya da kullanılan araç suçun işlenmesine uygun değildir; bu nedenle suçun tamamlanması başından beri imkânsızdır. Yalnızca elverişli teşebbüs hâlinde fail cezalandırılabilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 35Kaynağı aç
hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle
tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.
(2) Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin
ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine ondört
yıldan yirmibir yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine on yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.[4]
Gönüllü vazgeçme
Araç Yetersizliği ile Araç Elverişsizliği Birbirinden Farklıdır
Araç yetersizliği ile araç elverişsizliğini birbirine karıştırmamak gerekir. Az miktarda zehir verilmesi yetersizliğe örnek gösterilmektedir; bu hâlde teşebbüsten ceza verilir. Aracın elverişsizliğinde ise suçun tamamlanması baştan imkânsızdır.
Aynı Araç Farklı Suçlar Bakımından Farklı Değerlendirilebilir
Elverişlilik değerlendirmesi soyut değil, somut olay ve suç tipine göre ayrı ayrı yapılır. Boş bir silahla öldürmeye kalkışmak kasten öldürme suçu bakımından elverişsiz araç kullanımı olarak değerlendirilebilirken aynı araç tehdit suçu bakımından elverişli kabul edilebilir; ancak bu değerlendirme somut olayın koşullarına bağlıdır. Bir araç belirli bir suç bakımından elverişsiz sayılabilirken başka bir suç bakımından elverişli kabul edilebileceğinden, aynı fiilin birden fazla suç tipini ilgilendirdiği durumlarda her suç tipi için değerlendirme ayrıca yapılır.
Kastın Varlığı Tek Başına Ceza Sorumluluğu Doğurmaz
Ceza hukukunda yalnızca iç dünyada kalan suç iradesi değil, dış dünyada tehlike yaratan elverişli hareketler dikkate alınır. Fail suç işleme kastı taşısa ve icra hareketlerini gerçekleştirse bile, fiil nesnel olarak neticeye uygun değilse ceza sorumluluğu doğmaz. Karşılaştırmalı hukukta failin iradesini esas alarak cezalandırma yoluna giden ülkeler bulunmakla birlikte, suçun tamamlanmasının nesnel imkânsızlığını temel alan bir yaklaşım da mevcuttur.
İşlenemez Suçta Fiilin Başka Bir Suçu Oluşturması
İşlenemez suç tek başına ceza gerektirmez. Ancak failin fiili aynı zamanda başka bir suçu oluşturuyorsa, fail yalnızca o suçtan sorumlu tutulur. Örneğin öldürme suçu bakımından elverişsiz sayılan bir araçla gerçekleştirilen eylem, tehdit suçu bakımından elverişli kabul edilebiliyorsa o suç hükümleri çerçevesinde değerlendirme yapılır.
Teşebbüsün Mümkün Olmadığı Hâller
Teşebbüs hükümleri her suç tipine uygulanamaz. Taksirli suçlar kasıt unsuru taşımadığından bu suçlara teşebbüs mümkün değildir. Olası kastla işlenen suçlarda ise failin doğrudan kastı bulunmadığından teşebbüs hükümlerinin uygulanamayacağı savunulmaktadır; bu görüş öğretide ve bir kısım yargısal değerlendirmede yer bulmaktadır. Sırf ihmal suretiyle işlenen suçlarda failin aktif bir hareketi değil bir yükümlülüğü yerine getirmemesi söz konusu olduğundan bu suçlarda da teşebbüs hükümleri işletilemez. Kalkışma suçları ise teşebbüs aşamasında tamamlanmış sayılan suç tipleridir ve ayrıca teşebbüs değerlendirmesi yapılmaz.
Teşebbüste Ceza İndirimi
TCK m. 35/2 uyarınca suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre cezalandırılır. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 14 yıldan 21 yıla kadar, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda ise 10 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası verilir; diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. Bu hüküm elverişli teşebbüsü kapsamakta olup elverişsiz teşebbüste teşebbüs sorumluluğunun kendisi doğmadığından bu indirim mekanizması da uygulanmaz.
Gönüllü Vazgeçme ve İşlenemez Suçtan Farkı
TCK m. 36, failin suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçmesi ya da kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlemesi hâlinde teşebbüsten cezalandırılmayacağını düzenler. İşlenemez suçta suçun tamamlanması nesnel olarak zaten imkânsızdır; gönüllü vazgeçmede ise elverişli bir eylem söz konusuyken fail icra hareketlerini kendi iradesiyle yarıda keser. Sanığın kendi iradesiyle icra hareketlerini tamamlamaması hâlinde TCK m. 36 kapsamında değerlendirme yapılabilir; ancak icra hareketleri tamamlandıktan sonra netice meydana geleceğinden bu aşamada gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanamaz. Her iki durumda da tamamlanan kısım ayrı bir suç oluşturuyorsa yalnızca o suça ait ceza verilir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 36Kaynağı aç
veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini
önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir
suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır.
DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM
Suça
İştirak
Faillik
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2013/8447, K. 2014/2291Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 12 – 2012/130954
Mahkemesi : Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi
Tarihi : 05/04/2012
Numarası : 2010/127-2012/363
Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hükümler, sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,
Dosya kapsamına göre; Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığında görevli olan sanıkların, içerisinde görüntü almaya yarayan cihazların bulunduğu kuruma ait bir araç ile Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili olarak görev yapan katılanı takip edip, K..T..Kulübü bahçesi ve giriş kapısını görebilecek şekilde park ettikleri araçtan, T.. Kulübündeki katılanın görüntüsünü almaya çalıştıkları sırada, durumun fark edilmesi üzerine, katılanın görüntüsünü alamadan olay yerinden ayrıldıklarının kabul edildiği olayda,
Sanıkların; görev alanlarına giren akaryakıt kaçakçılığı konusunda operasyonel bilgiler aktaracağına yönelik görüşme talebinde bulunan bir bilgi kaynağı ile buluşmak amacıyla olay mahalline geldiklerine ve araçta bulunan cihazların uzaktan dinleme ve görüntü kaydetmeye elverişli olmadığına dair savunmalarının, gerek tanık A..anlatımları gerek Emniyet Genel Müdürlüğünün 05.06.2008, 17.05.2010 ve 12.07.2010 tarihli cevabi yazılarıyla doğrulanması ve sanıkların sevk ve idaresindeki observasyon (izleme) ve hizmet aracında olay tarihi itibariyle görüntü ve/veya ses kaydetme sisteminin mevcut olmaması karşısında, sanıkların savunmalarının aksine, mahkumiyetlerine yeter, her türlü derecede şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek, sanıklar hakkında CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraat kararı verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, dosya kapsamına uygun düşmeyen yazılı gerekçelerle sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Kabul ve uygulamaya göre de:
1- Sanıkların atılı suçu görevlerinin gereklerine aykırı hareket ederek işlediklerinin iddia edilmiş olması karşısında, 4483 sayılı “Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun” hükümlerine göre soruşturma izni alınması için durma kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi,
2- İncelenen dosyada; Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının çeşitli basın ve yayın organlarında yayımlanan haberler üzerine re'sen başlattığı soruşturma sonunda düzenlediği 14.11.2008 tarihli “Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar”ın 24.11.2008 tarihinde katılana tebliğ edilmesini müteakip, katılanın, söz konusu kararda, itiraz süresi ve merciinin gösterilmemesi nedeniyle bu eksikliklerin giderilerek tarafına tekrar tebliğ yapılmasını talebini içerir 13.04.2009 havale tarihli dilekçesine istinaden 14.11.2008 tarihli “Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar”ın katılana 17.11.2009 tarihinde meşruhatlı tebligatla tebliğ edilmesinin ardından, katılanın 24.11.2009 havale tarihli itiraz dilekçesiyle Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesine müracaat ettiği, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.12.2009 tarih, 2009/2490 değişik iş sayılı kararıyla katılanın itirazının kabul edilmesi ve 14.11.2008 tarihli “Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar”ın kaldırılması üzerine, 28.01.2010 tarihli iddianameyle sanıkların TCK'nın 257/1. maddesinde tanımlanan görevi kötüye kullanma suçunu işlediklerinin iddia edildiği ve katılanın soruşturma aşamasında ifadesinin alınmadığı anlaşılmakla,
Olayın gelişimi, katılanın ve katılanın eşi olan tanık F..anlatımları ve “Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar”ın katılan tarafından 24.11.2008 tarihinde tebellüğ edilmesi karşısında, iddiaya konu fiili ve faillerden birini bilen katılanın, TCK'nın 73/1. maddesinde öngörülen 6 aylık süre içerisinde sanıklar hakkında şikayette bulunmadığı ve kovuşturmada şikayet koşulunun gerçekleşmediği gözetilmeden, TCK'nın 139/1. maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmesi,
3- Uzlaşma kapsamında olan özel hayatın gizliliğini ihlal suçu ile ilgili olarak, sanıklara ve katılana uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı kabul veya reddetmelerinin hukuki sonuçları anlatılıp, CMK'nın 254/1. maddesi uyarınca sanıkların ve katılanın bu yönde beyanları alındıktan sonra sanıkların hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiğinin gözetilmemesi,
4- Özel hayat kavramı; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yapıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kavramı kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kavramı kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri, sosyal ilişkileri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.
TCK'nın 134. maddesinin ilk fıkrasının 2. cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun oluşabilmesi için, bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, ilgilisinin bilgisi ve rızası dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi gerekir. Görüntüdeki kişinin tanınabilir ya da sesin anlaşılabilir olması gerekmez; acıdan kaynaklanan çığlıklar veya sevişen çiftin nefes alış verişi gibi özel hayat kapsamına giren seslerin, anlaşılmaz olsa dahi, gizlice kaydedilmesi bu suçun oluşumu için yeterlidir. Özel hayata ilişkin görüntü veya sesin kaydedilmesiyle suç tamamlanır; başkaca bir neticenin doğması ve mağdurun zarara uğramış olması gerekmediği gibi, sanığın kaydedilen görüntüleri izlememiş ya da sesleri dinlememiş olmasının suçun oluşumuna bir etkisi yoktur. Aynı fıkranın ilk cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun basit halinin oluşabilmesi için ise, sanık tarafından, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip bir alet kullanılması gerekmeyip, bir özel hayat olayının çıplak gözle seyredilmesi ya da özel hayat kapsamına giren seslerin, anlaşılmaz olsa dahi, gizlice dinlenilmesi yeterlidir. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, genel kast ile işlenebilen suçlardan olup, sanığın, “kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal etme” neticesini bilmesi ve istemesiyle TCK'nın 134/1. maddesinin ilk fıkrasındaki suçun manevi unsuru oluşur; ancak, kastın varlığından söz edebilmek için sanığın hukuka aykırı hareket ettiğini bilmesi ve bu biçimde hareket etmeye devam etmesi gerekir. Neticesi harekete bitişik suçlardan olan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunda, icra hareketlerinin bölünebildiği hallerde, TCK'nın 35. maddesinde düzenlenen teşebbüs hükümleri uygulanabilir. Ancak bunun için; sanığın, elverişli hareketlerle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun icrasına başlamış, elinde olmayan nedenlerle eylemini tamamlayamayıp, neticenin meydana gelmemiş olması gerekir. Dolayısıyla, suçta kullanılan vasıtanın elverişsiz olması veya suçun maddi konusunun bulunmaması durumunda, “işlenemez suç” söz konusu olur ve teşebbüs hükümleri uygulanmaz. Örneğin, sanığın, bir kimsenin görüntüsünü kaydetmek için yerleştirdiği cihazın bozuk olması gibi. Bu noktada vurgulanması gereken diğer bir husus, sanığın kendi iradesi ile icra hareketlerini tamamlamaması halidir. Bu durumda, TCK'nın 36. maddesindeki, gönüllü vazgeçme hükümlerine göre değerlendirme yapılabilir; ancak, icra hareketleri tamamlandıktan sonra netice meydana geleceğinden, bu aşamada, gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; sanıkların içerisinde bulundukları araçta olay tarihi itibariyle görüntü ve/veya ses kaydetme sisteminin mevcut olmaması karşısında, neticeyi gerçekleştirmeye elverişli düzeneğe sahip olmayan sanıkların, katılanı sürekli gözetim ve denetimleri altında bulundurmaktan ibaret eylemlerinin TCK'nın 134/1-1. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturacağı gözetilmeden, sanıkların, “görüntü almaya elverişli araç ile katılanın görüntülerine almaya teşebbüs etmek suretiyle özel hayatın gizliliğini teşebbüste bulundukları”ndan bahisle, suç vasfında yanılgıya düşülerek, sanıklar hakkında TCK'nın 134/1-2. maddesi gereğince mahkumiyet kararı verilmesi,
5- Özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun, kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak ya da belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle gerçekleşmesi hali, TCK'nın 137. maddesinde cezada artırım nedeni olarak öngörülmüştür.
Kamu görevlisinin, görevinin verdiği yetki kötüye kullanması halinde, TCK'nın 137/1-a maddesinin uygulanacağı ve görevi dışında bir meslek veya sanata sahip olamayacağı nazara alındığında, kamu görevlileri hakkında, TCK'nın 137/1-b maddesi gereğince cezada artırıma gidilemeyeceği gözetilmeden, sanıkların eylemlerinin görevleriyle ilgili olmadığının ve görevleri gereği sevk ve idarelerinde bulunan resmi aracı özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun işlenmesi sırasında kullandıklarının kabul edilmesi karşısında, sanıklar hakkında TCK'nın 266/1. maddesinin, “Görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında, ilgili suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış ise, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.” hükmü yerine, TCK'nın 137/1-b maddesinin tatbik edilmesi suretiyle sanıklara fazla ceza verilmesi,
6- Sanıklara TCK'nın 134/1-2. ve 137/1-b maddeleri gereğince hükmedilen 1 yıl 6 ay hapis cezasından, aynı Kanunun 35. maddesi gereğince 3/4 oranında indirim yapılması sonucu, hapis cezasının 4 ay 15 gün yerine, 4 ay 25 gün olarak belirlenmesi,
Kanuna aykırı olup, sanıklar müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 03.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Etkin Pişmanlık
Etkin pişmanlık, suç tamamlandıktan sonra failin pişmanlık göstererek zararı gidermeye çalışmasıdır. Gönüllü vazgeçmeden farklı olarak suç zaten gerçekleşmiştir. Kural olarak cezai sorumluluğu etkilemez; ancak Türk Ceza Kanunu bazı suçlar bakımından etkin pişmanlığı cezayı hafifletici veya kaldırıcı neden olarak düzenlemiştir.
Yargıtay Kararlarında Elverişlilik Değerlendirmesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu (TCK m. 134) bağlamında elverişlilik ve işlenemez suç kavramını çeşitli davalarda incelemiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2013/8447, K. 2014/2291 sayılı kararında işlenemez suça örnek olarak sanığın bir kimsenin görüntüsünü kaydetmek amacıyla yerleştirdiği cihazın bozuk olması hâlini göstermiş; suçta kullanılan vasıtanın elverişsiz olması durumunda teşebbüs hükümlerinin uygulanamayacağını tespit etmiştir. Söz konusu karar birden fazla gerekçeyle bozma içermektedir; TCK m. 73/1'de öngörülen şikayet süresi koşulunun gerçekleşmediği, 4483 sayılı Kanun uyarınca soruşturma izninin alınmadığı ve uzlaşma prosedürüne uyulmadığı da bozma gerekçeleri arasında yer almaktadır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin E. 2013/13545, K. 2014/6497 sayılı kararında, sanıklar tarafından kullanıldığı iddia edilen cihazların ele geçirilememesi ve görüntü kaydetmeye elverişli olup olmadığının tespit edilememesi karşısında, TCK m. 134/1-2 kapsamında kayıt suçunun işlendiğinin ya da bu suça teşebbüs edildiğinin kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Daire, aynı kararın TCK m. 134/1-1 kapsamındaki gözetim suçuna ilişkin hükmü ise onamıştır.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2013/13545, K. 2014/6497Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal
Hüküm : Sanıklar hakkında: TCK'nın 134/1, 62, 52/2-4. maddeleri gereğince mahkumiyet
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanıkların mahkumiyetlerine ilişkin hükümler, sanıklar tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Özel hayat kavramı; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yaptıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kavramı kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kavramı kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri, sosyal ilişkileri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.
TCK'nın 134. maddesinin ilk fıkrasının 2. cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun oluşabilmesi için, bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, ilgilisinin bilgisi ve rızası dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi gerekir. Görüntüdeki kişinin tanınabilir ya da sesin anlaşılabilir olması gerekmez; özel hayat kapsamına giren seslerin, anlaşılmaz olsa dahi, gizlice kaydedilmesi bu suçun oluşumu için yeterlidir. Özel hayata ilişkin görüntü veya sesin kaydedilmesiyle suç tamamlanır; başkaca bir neticenin doğması ve mağdurun zarara uğramış olması gerekmediği gibi, sanığın kaydedilen görüntüleri izlememiş ya da sesleri dinlememiş olmasının suçun oluşumuna bir etkisi yoktur. Aynı fıkranın ilk cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun basit halinin oluşabilmesi için ise, sanık tarafından, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip bir alet kullanılması gerekmeyip, bir özel hayat olayının çıplak gözle seyredilmesi ya da özel hayat kapsamına giren seslerin, anlaşılmaz olsa dahi, gizlice dinlenilmesi yeterlidir.
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, genel kast ile işlenebilen suçlardan olup, sanığın, “kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal etme” neticesini bilmesi ve istemesiyle TCK'nın 134/1. maddesinin ilk fıkrasındaki suçun manevi unsuru oluşur; ancak, kastın varlığından söz edebilmek için sanığın hukuka aykırı hareket ettiğini bilmesi ve bu biçimde hareket etmeye devam etmesi gerekir.
Neticesi harekete bitişik suçlardan olan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunda, icra hareketlerinin bölünebildiği hallerde, TCK'nın 35. maddesinde düzenlenen teşebbüs hükümleri uygulanabilir. Ancak bunun için; sanığın, elverişli hareketlerle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun icrasına başlamış, elinde olmayan nedenlerle eylemini tamamlayamayıp, neticenin meydana gelmemiş olması gerekir. Dolayısıyla, suçta kullanılan vasıtanın elverişsiz olması veya suçun maddi konusunun bulunmaması durumunda, “işlenemez suç” söz konusu olur ve teşebbüs hükümleri uygulanmaz. Örneğin, sanığın, bir kimsenin görüntüsünü kaydetmek için yerleştirdiği cihazın bozuk olması gibi. Bu noktada vurgulanması gereken diğer bir husus, sanığın kendi iradesi ile icra hareketlerini tamamlamaması halidir. Bu durumda, TCK'nın 36. maddesindeki, gönüllü vazgeçme hükümlerine göre değerlendirme yapılabilir; ancak, icra hareketleri tamamlandıktan sonra netice meydana geleceğinden, bu aşamada, gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; rakip siyasi parti mensupları tarafından, 29 Mart 2009 tarihinde yapılacak olan mahalli idareler seçiminde oy kullanacak seçmenlere para yardımında bulunulduğunu düşünen ve bu durumu delillendirmek isteyen sanıkların, fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, seçim tarihinden bir gün önce bir araya gelip, aynı araçla, katılan …'i takibe aldıkları ve katılan …'in tanık … evine girdiğini görüp, tanık … evinin önünde bir müddet bekledikten sonra, katılan … evden çıkar çıkmaz, sanık …, katılan …'in yanına yaklaştığı ve karanlıktan istifade ederek katılan …'in elindeki çantayı alıp, çanta içerisindekileri yere boşaltmasını müteakip sanıkların geldikleri araçla olay yerini terk ettikleri olayda,
Sanıklar hakkında düzenlenen 28.04.2009 tarihli iddianamede, sanık …'in, katılan …'i tanık ….. evinin önüne getiren aracın plakasının resmini fotoğraf makinesiyle çektiği, sanık …'in de, katılan …'in ve içi boşaltılan çantasının görüntülerini, cep telefonunun kamera fonksiyonunu kullanarak kaydettiği iddia edilmiş ise de,
Dosya kapsamında, katılanın kaydedilmiş bir görüntüsü bulunmadığı gibi, sanıklar tarafından kullanıldığı iddia edilen cihazların ele geçirilememesinden dolayı görüntü kaydetmeye elverişli olup olmadığına dair bir tespit de yapılmamış olması karşısında, sanıkların TCK'nın 134/1-2. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu işledikleri ya da bu suçu işlemeye teşebbüs ettiklerinin kabul edilemeyeceği,
Ancak; katılanın, gün içerisinde, kiminle, niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları ortaya çıkarmak amacıyla onu sürekli denetim ve gözetimi altında bulunduran sanıkların eylemlerinde TCK'nın 134/1-1. maddesinde tanımlanan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun yasal unsurlarının oluştuğu anlaşılmakla,
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların sübuta, hükmün açıklanmasının geri bırakılmamasına ilişkin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA, 17.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2012/29201, K. 2013/24499 sayılı kararında farklı bir tablo değerlendirmiştir: söz konusu düzeneğin ses veya görüntü kaydetmede kullanılamayacağı uzman raporuyla sabit olmuş; ancak sanık, neticeyi gerçekleştirmeye elverişli diğer eşyalarla birlikte yakalanmıştır. Daire, bu koşullar altında sanığın elinde olmayan sebeplerle eylemini tamamlayamadığını tespit etmiş ve TCK m. 134/1 ile m. 35 gereğince mahkûmiyet kurulması gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar bozma niteliğinde olup nihai yargılama sonucu bu karardan ayrıca değerlendirilmeyi gerektirmektedir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2012/29201, K. 2013/24499Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi
Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal
Hüküm : TCK'nın 134/1, 62, 53/1-a-b-c-d-e, 54. maddeleri gereğince mahkumiyet
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğine ilişkin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,
1- Özel hayat kavramı; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yapıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kavramı kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kavramı kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri, sosyal ilişkileri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.
TCK'nın 134. maddesinin ilk fıkrasının 2. cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun oluşabilmesi için, bir özel hayat görüntüsü ya da sesinin, ilgilisinin bilgisi ve rızası dışında, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip aletle belli bir elektronik, dijital, manyetik yere sabitlenmesi gerekir. Görüntüdeki kişinin tanınabilir ya da sesin anlaşılabilir olması gerekmez; özel hayat kapsamına giren seslerin, anlaşılmaz olsa dahi, gizlice kaydedilmesi bu suçun oluşumu için yeterlidir. Özel hayata ilişkin görüntü veya sesin kaydedilmesiyle suç tamamlanır; başkaca bir neticenin doğması ve mağdurun zarara uğramış olması gerekmediği gibi, sanığın kaydedilen görüntüleri izlememiş ya da sesleri dinlememiş olmasının suçun oluşumuna bir etkisi yoktur. Aynı fıkranın ilk cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun basit halinin oluşabilmesi için ise, sanık tarafından, resim çekme veya kaydetme özelliğine sahip bir alet kullanılması gerekmeyip, bir özel hayat olayının çıplak gözle seyredilmesi ya da özel hayat kapsamına giren seslerin, anlaşılmaz olsa dahi, gizlice dinlenilmesi yeterlidir.
Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, genel kast ile işlenebilen suçlardan olup, sanığın, “kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal etme” neticesini bilmesi ve istemesiyle TCK'nın 134/1. maddesinin ilk fıkrasındaki suçun manevi unsuru oluşur; ancak, kastın varlığından söz edebilmek için sanığın hukuka aykırı hareket ettiğini bilmesi ve bu biçimde hareket etmeye devam etmesi gerekir.
Neticesi harekete bitişik suçlardan olan özel hayatın gizliliğini ihlal suçunda, icra hareketlerinin bölünebildiği hallerde, TCK'nın 35. maddesinde düzenlenen teşebbüs hükümleri uygulanabilir. Ancak bunun için; sanığın, elverişli hareketlerle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunun icrasına başlamış, elinde olmayan nedenlerle eylemini tamamlayamayıp, neticenin meydana gelmemiş olması gerekir. Dolayısıyla, suçta kullanılan vasıtanın elverişsiz olması veya suçun maddi konusunun bulunmaması durumunda, “işlenemez suç” söz konusu olur ve teşebbüs hükümleri uygulanmaz. Örneğin, sanığın, bir kimsenin görüntüsünü kaydetmek için yerleştirdiği cihazın bozuk olması gibi. Bu noktada vurgulanması gereken diğer bir husus, sanığın kendi iradesi ile icra hareketlerini tamamlamaması halidir. Bu durumda, TCK'nın 36. maddesindeki, gönüllü vazgeçme hükümlerine göre değerlendirme yapılabilir; ancak, icra hareketleri tamamlandıktan sonra netice meydana geleceğinden, bu aşamada, gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; daha önce, aynı okulda öğretmen olarak görev yaptıkları katılanın kızına arkadaşlık teklif eden ve teklifine olumlu yanıt alamayan sanığın, katılanın evinin karşısındaki bahçede bulunan erik ağacına kurduğu ve katılanın evini cepheden görecek biçimde ayarlayıp, çalışır vaziyette bıraktığı düzenek sayesinde, kablosuz ses ve görüntü aktarma cihazından gelen ses ve görüntüleri, aracında bulunan televizyon-radyo ekranından izleyip, dinleyerek, katılanın evini sürekli gözetim ve denetim altında bulundurduğu iddiasına konu olayda,
Dosya kapsamında, katılanın görüntüsü veya sesinin kaydedildiğine dair bir delil bulunmadığı gibi, soruşturma aşamasında … Jandarma Genel Komutanlığı Bilişim Teknolojileri İnceleme Laboratuvar Amirliğince hazırlanan 08.11.2010 tarihli uzmanlık raporunda, mevcut düzeneğin, ses veya görüntü kaydetmede kullanılamayacağının belirtildiği; ayrıca, katılanın evine yakın mesafede çalışır durumda bıraktığı verici özelliği bulunan düzenek aracılığıyla katılanın özel yaşam alanına giren görüntüsünü seyretmek veya sesini dinlemek kastını taşıyan sanığın, söz konusu düzeneğin fark edilmesinden dolayı, aracında bulunan ve neticeyi gerçekleştirmeye elverişli diğer eşyalarla beraber yakalanması karşısında, sanığın elinde olmayan sebeplerle eylemin tamamlanamadığı gözetilerek, sanık hakkında, TCK'nın 134/1-1. cümlesi ve 35. maddesi gereğince mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, sanığın görüntüyü kayda almak suretiyle atılı suçu işlediğinden bahisle, yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabul ve uygulamaya göre de:
TCK'nın 61/1. maddesinde yer alan ölçütler nazara alınarak, aynı Kanunun 3/1. maddesi gereğince işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, temel cezanın asgari hadden tayin edilmesi,
2- Uzlaşma kapsamında olan suç hakkında soruşturma aşamasında, CMK’nın 253. maddesi gereğince sanıkla şikayetçi arasında uzlaştırma işlemi sağlanmadan kamu davası açılması, yargılama aşamasında da aynı Kanunun 254. maddesi uyarınca bu eksikliğinin giderilmemesi, kanuna aykırı,
3- Hükümden sonra 05.07.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun 81. maddesi ile TCK'nın 134/1. maddesinde yapılan değişikliğe göre hapis cezasının üst sınırı itibariyle 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 11. maddesi uyarınca davaya bakma görevinin Asliye Ceza Mahkemesine ait olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 04.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
İşlenemez suçta fail hiç ceza almaz mı?
İşlenemez suç tek başına ceza gerektirmez. Kullanılan aracın veya suçun maddi konusunun elverişsizliği nedeniyle hukuki değerlerde somut bir tehlike doğmadığından fail sorumlu tutulmaz. Ancak fiilin aynı zamanda başka bir suçu oluşturması hâlinde yalnızca o suç nedeniyle ceza verilebilir.
Elverişsiz araç kullanımı her zaman işlenemez suç mudur?
Hayır. Araç yetersizliği ile araç elverişsizliği ayrı kavramlardır. Az miktarda zehir verilmesi örneğinde olduğu gibi araç yetersizliğinde teşebbüs hükümleri uygulanır. Aracın suçu tamamlamaya elverişsiz olması ise işlenemez suç sayılır ve teşebbüs hükümleri devreye girmez.
Taksirle işlenen suçlarda teşebbüs mümkün müdür?
Hayır. Taksirli suçlar kasıt unsuru taşımadığından teşebbüs hükümleri bu suçlara uygulanamaz.
Gönüllü vazgeçme ile işlenemez suç arasındaki temel fark nedir?
İşlenemez suçta suçun tamamlanması nesnel olarak zaten imkânsızdır; bu nedenle ceza sorumluluğu doğmaz. Gönüllü vazgeçmede ise elverişli bir eylem başlatılmış, ancak fail bunu kendi iradesiyle yarıda kesmiştir. TCK m. 36 gereğince gönüllü vazgeçmede de teşebbüs nedeniyle ceza verilmez; bununla birlikte tamamlanan kısım ayrı bir suç oluşturuyorsa o suça ait ceza uygulanır.
Aynı eylem birden fazla suç tipi bakımından ayrı ayrı değerlendirilebilir mi?
Evet. Elverişlilik belirli bir suç tipiyle ilişkili olarak somut olayda ayrıca incelenir. Bir araç belirli bir suç bakımından elverişsiz sayılabilirken başka bir suç bakımından elverişli kabul edilebilir; bu nedenle aynı fiilin birden fazla suç tipini ilgilendirdiği durumlarda her suç tipi için değerlendirme ayrı yapılır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

