İnternet Bankacılığı Üzerinden Yetkisiz Kredi Çekilmesi

by Avukat Erdal Ersoy
İnternet Bankacılığı Üzerinden Yetkisiz Kredi Çekilmesi

İnternet bankacılığı kanalları üzerinden açık rıza dışında kredi kullandırıldığı durumlarda, hesap sahibinin vakit kaybetmeksizin bankayla iletişime geçerek hesap ve dijital kanallar için güvenlik tedbiri talep etmesi ve yazılı itirazla işlemin iptali ile borcun kaldırılmasını istemesi mümkündür. Bankadan sonuç alınamaması halinde uyuşmazlığın parasal boyutuna göre tüketici hakem heyeti ya da tüketici mahkemesi gündeme gelebileceği gibi, gerekli görülmesi durumunda savcılığa da başvurulabilir.

Yetkisiz Kredi İşlemlerinin Niteliği ve Oluşum Sebepleri

Bilgi ve onay dışı gerçekleştirilen kredi işlemleri genel olarak teknik aksaklıklar ve dolandırıcılık temelli ihlaller biçiminde ortaya çıkar. Sistem hataları, kimlik doğrulama süreçlerindeki teknik yetersizlikler ve bankacılık operasyonlarındaki açıklar birinci grubu oluşturur. Kimlik bilgilerinin ele geçirilmesi, telefon hattının kopyalanması, sahte banka aramaları, oltalama yöntemleri ve kişisel verilere sızan zararlı yazılımlar ise dolandırıcılık kaynaklı ihlalleri meydana getirir. Her iki durumda da temel ortak unsur, kredi sözleşmesinin ve para transferinin hak sahibinin açık rızası olmaksızın kurulmasıdır.

Yetkisiz kredi işlemi somut olayın özelliklerine göre sözleşmeye aykırılık, haksız fiil ya da dolandırıcılık çerçevesinde değerlendirilebilir. İşlem güvenliğinde eksiklik bulunduğunu savunan tüketici, kredi sözleşmesine bizzat irade açıklamadığını ve güvenlik denetimlerinin aşılmaması gerektiğini ileri sürebilir. Uyuşmazlıkta sunulacak itirazın kapsamı, toplanacak deliller ve izlenecek hukuki yöntem olayın teknik veya hileli kaynağına göre şekillenir.

Bankaların Güven Kurumu Niteliği ve Ağırlaştırılmış Özen Borcu

5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 61. maddesi uyarınca mevduat sahiplerine ödenmesi gereken tutarları geri alma hakkı korunmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2224 Esas, 2018/1753 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, hesaptan usulsüz işlemle çekilen tutarlar doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde değerlendirilmekte ve mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı kural olarak devam etmektedir. Bankalar birer güven kurumu kabul edildiğinden ağırlaştırılmış objektif özen yükümlülüğü altındadır ve hafif kusurlarından dahi sorumlu tutulurlar. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 115/3 ve 116/3. maddeleri kapsamında, bankaların hafif kusurlarından doğan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersizdir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2224, K. 2018/1753Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2224 E.  ,  2018/1753 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki "maddi tazminat" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 8. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.01.2013 tarihli ve 2012/330 E. 2013/26 K. sayılı karar taraf vekillerince temyiz edilmekle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 24.01.2014 tarihli ve 2013/11577 E. 2014/1594 K. sayılı kararı ile: "…Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankada bulunan hesabından 12.05.2011 tarihinde 9.788 TL'nin internet vasıtasıyla başka hesaba EFT edildiğini, davalı bankanın internet vasıtasıyla yapılan işlemlerde müşterilerin haklarını koruyucu tedbir almaması nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek, 9.788 TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, taraflar arasındaki sözleşmede güvenlik hususunda davacının uyarıldığını, söz konusu havale işleminden dolayı sorumlu olmadıklarını, davacının kusurlu hareketi bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının kişisel bilgilerini korumada gerekli özeni göstermediği bu nedenle % 40 kusuru bulunduğu, davalı bankanın ise yeterli güvenlik önlemlerini almayarak % 60 oranında kusuru olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 5.872,80 TL'nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, davalı banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61. maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Dava tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 306 ve 307. maddeleri uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 372/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir. Somut olayda, davalı banka davacıya vermiş olduğu şifre ve parolanın davacının kusuru ile ele geçirildiğini kanıtlayamamıştır. Tüm kusur davalı bankada olduğu halde yazılı gerekçelerle tarafların birlikte kusurlu olarak kabul edilmesi doğru görülmemiş kararan davacı yararına bozulması gerekmiştir…" gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, internet bankacılığı işlemi nedeniyle bankanın sorumluluğuna dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkilinin davalı bankanın müşterisi olduğunu, 12.05.2011 tarihinde müvekkilinin çeşitli bankalardaki hesaplarında internet aracılığı ile korsan girişimlerde bulunulduğunu ve müvekkilinin davalı banka şubesindeki hesabından 9.788,00TL’nin başka hesaplara EFT yapılarak aktarıldığını, davalıdan EFT yapılan paranın iadesinin istendiğini, ancak davalı tarafından paranın iade edilemeyeceğinin belirtildiğini, davalı bankanın objektif özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve müşterilerini koruma amaçlı gerekli güvenlik önlemlerini almadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 9.788,00TL zararın mevduata uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalı bankadan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davacının internet bankacılığı işlemlerinde zorunlu kılınan tek kullanımlık şifre seçeneklerinden akıllı SMS seçeneğini kullandığını, dava konusu işlemin davacının müşteri numarası, internet bankacılığı şifresi ve cep telefonuna gönderilen işlem şifresi (Akıllık SMS) kullanılmak suretiyle gerçekleştiğini, davacı şirket yetkilisi tarafından Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/2069 soruşturma sayılı dosyasında verilen 13.05.2011 tarihli ifadede şifreleri korumak için gerekli dikkat ve özeni göstermediğini belirttiğini, bu durumda kötü niyetli üçüncü kişilerin davacının yetkilisinin bilgisayarına gönderdiği “trojan virüsü” ile davacının şifre gibi tüm kişisel bilgilerinin ele geçirildiğini, şifrenin üçüncü şahıslar tarafından ele geçirilmesinin banka sistemleri üzerinden gerçekleşmediğini, bu nedenle müvekkili bankanın herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davacının elektronik bankacılık için gerekli olan özel bilgilerin ve iletişim bilgilerinin korunması için gerekli dikkat ve özeni göstermediği, bu sebeple müterafik kusurunun olduğu, davalı bankanın da müşteri (hesap sahibi) tanımlamasını en üst düzeyde sağlayacak elektronik bankacılık sisteminin uygulanmasını sağlamadığı, bu nedenle davacı için % 40 ve davalı banka için % 60 kusur oranının uygulanmasının hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar Özel Dairece yukarıda başlık kısmında yer alan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece, önceki gerekçeler tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı banka nezdindeki hesapta bulunan paranın internet bankacılığı aracılığı ile davacının iradesi dışında üçüncü kişilerce çekilmesinde davacıya atfedilecek bir kusurun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle internet bankacılığı kavramı ile bankaların müşterileriyle yaptığı internet bankacılığı sözleşmelerinden doğan yükümlülük ve sorumluluklarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır. İnternet, birden fazla haberleşme ağının (network) bilgisayarlar aracılığıyla meydana getirdikleri bir iletişim ortamıdır. Bu ağlar arasındaki ilişkiler IP (internet protokolü) kullanılmak suretiyle bilgisayarlar arasında gerçekleşir. Bankaların da bu ağa dâhil olmasıyla banka hizmetlerinin yer ve zaman kısıtlaması olmaksızın internet ortamında sunulmasına başlanmış ve böylece internet bankacılığı adı verilen yeni bir sistem doksanlı yılların ikinci yarısından itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır. Günümüzde internet, tüm dünya üzerine yayılmış olan çok geniş bir bilgisayar ağı durumuna gelmiş olup, bu iletişim ağından yararlanan internet bankacılığı; teknolojide meydana gelen gelişmeler sonucu ortaya çıkan ve hemen hemen bütün bankacılık işlemlerinin zaman ve yer sınırı olmaksızın internet üzerinden yapılabilmesini sağlayan elektronik bir bankacılık türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bankalar tarafından hazırlanan sözleşmelerde yer alan yaygın tarifiyle ise internet bankacılığı; şahsın kablolu, kablosuz iletişim sistemleri ile teknik şartlara haiz bilgisayar, tablet, cep telefonu gibi araçlar üzerinden ve internet-wap aracılığı ile otomatik, sesli yanıt sistemi ile şifre ve parolayı kullanarak, bankanın belirleyeceği kurallar ve limitler dâhilinde şahsın banka hesapları üzerinde her türlü işlem yapma yöntemidir. İnternet bankacılığı işlemleri bakımından uygulamada ortaya çıkan en önemli sorun, hiç kuşkusuz güvenlik sorunu olup, banka hesaplarındaki paraların, müşterilere ait özel bilgiler kullanılarak üçüncü kişilerce başka hesaplara aktarılmasıdır. Bu sorun hem bankalar hem de müşteriler açısından önemli riskler oluşturmaktadır. Güvenli bir internet bankacılık hizmetinin sunulmasında, böyle bir hizmetin alınmasında, normal bankacılık işlemlerindeki yükümlülüklerin yanı sıra hem bankanın hem de müşterinin üzerine düşen bazı ek yükümlülükler vardır. Bu bağlamda, internet bankacılığı hizmetini müşterilerine bankalar sunduğuna göre, bankaların internet bankacılığı sisteminin güvenliğine yönelik tüm tedbirleri almaları ve sistem hatalarını ve eksikliklerini gidererek sistemi bilinen en son teknolojik gelişmeye uygun hâle getirmeleri büyük önem taşımaktadır. Müşterilerin internet bankacılığını kullanmakta olması bankaların mevduatı koruma yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı gibi, sorumluluğunu da hafifletmeyecektir. Bu kapsamda işlemlerini internet ortamına taşıyarak daha fazla müşteri kitlesine ulaşmak ve dolayısıyla daha fazla kâr elde etmek isteyen bankanın, buna paralel olarak gerekli teknolojik ve yazılımsal önlemleri alması, gelişen teknoloji karşısında kötü niyetli üçüncü kişilerin internet bankacılığı sistemine girişimlerini anında engelleyecek güvenlik mekanizmasını oluşturması, sistemini sürekli güncelleyerek yenilemesi, herhangi bir usulsüz işlemle karşılaşıldığında gerekli önlemleri almanın yanı sıra müşterilerini de anında bilgilendirmesi gerekmektedir (Savaş, Abdurrahman; İnternet Bankacılığı ve Tarafların Yükümlülükleri, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 19, S. 2, s. 151.) . Bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlar olup, sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, Ahmet; Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2001, s. 106). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren 818 sayılı Borçlar Kanununun (818 sayılı BK) 99/2 ve 100/3 (6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (6098 sayılı TBK) 115/3 ve 116/3) maddeleri gereğince, bankaların hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6762 sayılı TTK) 20/2. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (6102 sayılı TTK) 18/2) maddesi gereğince, tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Nitekim, bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklıdır. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle bankaların internet bankacılığı hizmeti vermeye başladıkları andan itibaren özen yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir (Yılmaz, Süleyman; Hukuki Açıdan İnternet Bankacılığı, Ankara, 2010, s. 152.) . Buna karşılık, hiç kuşkusuz, internet bankacılığı işlemlerinde müşteriler de kendilerinden beklenen her türlü tedbiri almak ve her türlü dikkat ve özeni göstermek zorundadırlar. Bu sebeple bilgisayarlarına başkalarının ulaşmasına imkân tanıyan her türlü gerçek ve sanal saldırıyı önleyici tedbirleri almaları ve bu konuda azami özeni göstermeleri gerekmektedir. Müşterilerin, internet bankacılığında kullanılmak üzere kendilerine verilen özel bilgilerini, banka ve kredi kartlarında olduğu gibi, üçüncü kişilerden özenle koruma ve saklama yükümlülüğü mevcuttur. Bu yükümlülüklerin ihlal edilmesi hâlinde müşterinin kendi kusurundan kaynaklanan bu durumun sorumluluğuna kusuru oranında katlanması gerekmektedir. Bu itibarla, müşterinin internet dolandırıcılığı eyleminin işlenmesinde ve kişisel bilgilerinin kötü niyetli üçüncü kişilerin eline geçmesinde kusuru var ise 818 sayılı BK’nın 44. (6098 sayılı TBK’nın 52.) maddesi gereğince bu kusur, müterafik kusur olarak değerlendirilebilecektir. Bu durumda banka, sözleşmeden doğan yükümlülüğünü yerine getirememesinde kusurlu olmadığını 818 sayılı BK’nın 96. (6098 sayılı TBK’nın 112.) maddesi gereğince ispat etmek durumunda olup, ayrıca müşterisinin müterafik kusurunu da ispat etmekle yükümlüdür (Yasaman, Hamdi; Banka Hukuku, İstanbul 2013, C. II, s.105) . Yukarıda verilen bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda; “davacının dava dışı bankalardaki hesaplarına da girildiği dikkate alındığında davacının kişisel bilgilerini bir şekilde koruyamadığının anlaşıldığı, davacının kişisel bilgilerini büyük bir olasılıkla kullandığı bilgisayarından çaldırdığı, yine davacının Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadeden cep telefonuna yönlendirici program yüklenmesine sebebiyet verdiğinin anlaşıldığı, bu nedenle müterafik kusurunun bulunduğu” belirtilerek davacının %40 oranında müterafik kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de, alınan rapor, somut olay yeterince irdelemeden ihtimallere dayalı olarak düzenlenmiştir. Dosya kapsamından, davacının üç ayrı bankadaki hesaplarına başka bir IP üzerinden aynı anda internet bankacılığı aracılığıyla kötü niyetli girişimlerde bulunulduğu, davalı haricindeki diğer bankaların kötü niyetli girişim sırasında davacıya bilgi vererek hesaplardan paranın çıkışını engelledikleri, davalı bankanın ise kötü niyetli girişimden davacının bildirimi ile haberdar olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece, bu hususlar değerlendirilmeden, davalı bankanın olayın gerçekleştiği tarih itibariyle internet bankacılığı sisteminde, o dönem sektörde kullanılmakta olan tüm gerekli tedbirleri almış olup olmadığı araştırılmadan eksik inceleme ile karar verilmiştir. Hâl böyle olunca mahkemece, alanında uzman bir başka bilirkişi heyetinden rapor alınarak, olayın gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) tebliği de gözetilerek o dönem sektörde kullanılmakta olan güvenlik tedbirlerinin neler olduğu ve davalı banka haricindeki diğer iki bankanın internet dolandırıcılığı işlemini engellemesi karşısında, davalı bankanın benzeri güvenlik tedbirlerini alıp almadığı, ayrıca davacının kusurunun zararın meydana gelmesinde ne derece etkili olduğu ayrıntılı bir şekilde irdelenip sonucuna göre karar verilmelidir. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; davacının bilgileri ele geçirilmiş olsa dâhi bankanın gerekli güvenlik tedbirlerini alsaydı dolandırıcılık eyleminin gerçekleşmeyeceği, davalı bankanın olay tarihi itibariyle gerekli tedbirleri almadığının anlaşıldığı, davacının kötü niyetli üçüncü kişilerle işbirliği ve suç teşkil edebilecek eyleminin varlığının da davalı bankaca kanıtlanamadığı, bu itibarla yeniden bilirkişi incelemesinin usul ekonomisine aykırı olduğu gibi sonuca da etkili olmayacağı, bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Bu itibarla, yerel mahkeme direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının iadesine, aynı Kanunun 440/III-1 maddesi gereğince direnme kararına karşı miktar itibari ile karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 22.11.2018 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Davacı, davalı banka nezdindeki hesabında bulunan paranın kötü niyetli 3. kişilerce internet bankacılığı işlemiyle çekilmesi sonucu alacağını davalı bankadan talep etmiştir. 5411 sayılı Bankalar Kanunu 61. maddede, mevduat sahiplerinin geri alma haklarının hiçbir suretle sınırlandırılamayacağı (TMK’nın rehin, hapis hakkı, TBK’nın alacağın temliki- devri, takas hükümleri ve diğer kanunların verdiği yetkiler ve yükümlülükler saklıdır) hükmü yer almaktadır. Taraflar arasındaki sözleşme, ödünç (karz) ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. Olay tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 s. Borçlar Kanunu’nun 306. vd. maddelerinde karz akdi düzenlenmiş olup, karz akdinde, ödünç veren bir miktar paranın yahut diğer mislî şeyin mülkiyetini ödünç alana nakleder, ödünç alan da aynı nevîden şeyleri geri vermekle yükümlü olur. Ödünç verilen parayı banka, kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Usulsüz tevdiye dair BK.nın 472/1. maddesi uyarınca da paranın nef’i ve hasarı saklayana, yani bankaya geçer. Saklayan banka, bu parayı kendi yararına kullanabilir, bu hükümler uyarınca, usulsüz işlemle kötü niyetli 3. kişilerce çekilen, EFT, havale edilen paralar, aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin; niteliği belirtilen sözleşme uyarınca bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Ancak, banka usulsüz işlemde mevduat sahibinin ispatlandığı takdirde, kusuru üzerinden alacakdan mahsup talebinde bulunabilir. Banka basiretli tacirden beklenen özeni göstermek zorunda olup, en hafif kusurundan dahi sorumludur ve bu sorumluluğu kaldıran sözleşme hükümleri de geçerli değildir. Bankalar, bir güven kurumudur, objektif özen borcu bulunduğundan, topladıkları mevduatı sahteciliklere karşı özenle korumak zorundadırlar. Somut olayda, davacının hesabından, internet yoluyla yapılan işlemle dava konusu miktarın EFT yapıldığı sabittir. Mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacı %40, davalı banka %60 kusurlu bulunarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davacının müşteki olarak Torbalı Cumhuriyet Başsavcılığına olayın nasıl olabileceğine dair verdiği ifadeye göre, iki gün önce bir diğer banka internet bankacılığına bilgisayarından giriş yaptığında kullandığı telefonun modeli, numarası, markasına dair soru butonu çıktığında bu bilgileri verdiği ve bir program yüklendiği ancak daha sonra bir işlem yapamadığı, beyanında şifresinin kırılmış olduğunu öğrendiği, bu nedenlerle davacının kötü niyetli 3. kişilerin şifreyi ele geçirmesine sebep olduğu, internet bankacılığı dolandırıcılık olaylarında casus programlar vasıtasıyla müşteri kişisel bilgilerinin çalındığına rastlandığı bu nedenlerle müşterinin, şifre, güvenlik kodu vb. bilgilerin yetkisiz 3. kişilerin eline geçmemesi için bunları gereği gibi muhafaza etmesi gerektiğinden kusurlu olduğu raporda belirtilmiştir. Ancak bankaların yukarıda açıklanan hükümlere ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine göre müşterinin mevduat hesabında dolandırıcıların geliştirdikleri yöntemlere karşı, çalınan bilgilerle işlem yapmasını önleyecek güvenlik önlemlerini almaları zorunludur. Dolandırıcılık eylemi, davacıya karşı değil, mevduat sözleşmesi uyarınca (karz- usulsüz tevdi) mülkiyeti kendisine geçen paranın maliki bankaya karşı işlenmiştir. Davacının bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Banka, kısa mesajla gönderilen tek kullanımlık işlem onay şifresini dolandırıcıların kendilerine yönlendirmek sûretiyle işlemler yaptıklarını bilmektedir, bilebilecek durumdadır. Bu nedenle, davacıya sunduğu gibi, yetersiz kalan SMS seçeneğini sunmayacak, bilirkişi raporunda belirtildiği gibi, üst derece güvenlik sağlayan, elektronik imza, akıllı anahtar, smart banking (şifre ele geçse bile 3. kişiler bu olmadan müşteri hesabına girememekte) gibi uygulamaları zorunlu olarak kullandıracaktır. Banka bunu yapmamış, yetersiz kalan SMS şifre uygulamasını seçenek olarak sunmuş, davacı da bunu tercih etmiştir. Banka, kötü niyetli 3. kişilerce davacı hesabına girilmesini önleyen zorunlu güvenlik tedbirlerini alsaydı bankaya karşı dolandırıcılık eylemi de gerçekleşemeyecekti, davacının diğer bilgileri ele geçirilse dahi. Davacının dava dışı banka hesabından da internet yoluyla yapılan aynı işlemde transfer edilen tutara alıcısı tarafından çekilemeden bloke konduğu rapordan anlaşılmıştır. BDDK’nın 14 Eylül 2007 tarihli 26643 sayılı Resmi Gazete de yayınlanan “Bankalarda Bilgi Sistemleri Yönetiminde Esas Alınacak İlkelere İlişkin Tebliğ” in 8, 14, 15. maddelerinde de bankaların müşteri bilgilerini ele geçirmeye yönelik saldırılara karşı, olası tehditleri önceden belirlemeye ilişkin sistemsel ve yazılımsal önemleri alma zorunluluğu getirilmiştir. Şifresini gerekli şekilde muhafaza etmeyerek üçüncü kişilerin eline geçmesine neden olduğu gerekçesiyle %50 kusurlu bulunan bir mevduat sahibinin açtığı davada mahkemece davacı kusurlu kabul edilerek verilen kısmî kabul kararı, Özel Dairece aynı gerekçelerle bozulmuş, direnme kararının temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulunun, 21.11.2012 tarih 2012/11-550 E. 2012/820 K. sayılı ilamında bankanın parayı davacıya iade etmekle sorumlu olduğu, şifre bilgilerinin üçüncü kişilerce ele geçirilmesini önleyecek güvenlik mekanizmasını oluşturması gerektiği, sistem güvenliğinin sağlanamamasından kaynaklanan zararların sorumluluğunun bankaya ait olduğu gerekçeleriyle direnme kararı bozulmuştur. Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2005/4748 E., 2006/7341 K. , 2008/9239 E., 2010/504 K., 2009/1065 E. 2010/6921 K., 2015/14040 E., 2017/2093 K., 2016/10483 E., 2018/2840 K., 2016/7228 E., 2018/972 K. sayılı kararları emsal nitelikte olup, yerleşmiş içtihatları bu doğrultudadır. Açıklanan nedenlerle sorumluluk bankaya ait olup, davacının kötü niyetli 3. kişilerle el ve işbirliği ve suç teşkil edebilecek bir eyleminin de varlığı davalı bankaca kanıtlanmadığından, mudinin kendisine tevdî ettiği mevduatı aynen iade etmekle yükümlü olduğundan, yeniden bilirkişi incelemesi usul ekonomisine aykırı olduğu gibi, sonuca da etkili olmayacaktır. Kararın usul ve Yasaya uygun Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin bozma ilâmı doğrultusunda belirtilen gerekçelerle bozulması görüşünde olduğumdan, yeniden bilirkişi raporu alınması yönündeki sayın çoğunluğun değişik bozma görüşüne katılmıyorum.
5411 sayılı BANKACILIK KANUNU m. 61Kaynağı aç
Madde 61 — 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun rehinlere ve hapis hakkına, 818 sayılı Borçlar Kanununun alacağın devir ve temlikine, takasa dair hükümleri ile diğer kanunların verdiği yetkiler ve koyduğu yükümlülükler saklı kalmak şartıyla mevduat ve katılım fonu sahiplerine ödenmesi gereken tutarları geri alma hakları hiçbir suretle sınırlandırılamaz. Mevduat veya katılma hesabı sahipleri ile kredi kuruluşları arasında vade ve ihbar süresi hakkında kararlaştırılan şartlar saklıdır. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Kurulca belirlenir. Zamanaşımı
6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 115Kaynağı aç
MADDE 115- Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Borçlunun alacaklı ile hizmet sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. 3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18/2. maddesi uyarınca tacirlerin bütün faaliyetlerinde basiretli hareket etme borcu bulunmakta olup, bankaların tacir sıfatıyla taşıdığı basiret ölçüsü ve özen yükümlülüğü diğer tacirlere kıyasla daha ağırdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2224 Esas, 2018/1753 Karar sayılı ilamında bankaların internet bankacılığı hizmeti sunmaya başladıkları andan itibaren özen yükümlülüğünün daha da arttığı; 2017/129 Esas, 2019/961 Karar sayılı ilamında ise itimat kurumu olan bankaların mevduatları sahteciliklere karşı özenle koruma yükümlülüğünün bulunduğu kabul edilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/129, K. 2019/961Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/129 E.  ,  2019/961 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Denizli Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 29.01.2013 tarihli ve 2012/276 E., 2013/28 K. sayılı karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 11.12.2013 tarihli ve 2013/9268 E., 2013/22576 K. sayılı kararı ile; “…Davacı vekili, müvekkili şirketin davalı bankanın Denizli şubesi nezdinde kredi hesaplarının hesap bakiyesinin eklentilerle birlikte 178.469.92 TL olduğunun müvekkili şirkete bildirilmesi üzerine, bankada müvekkili şirket adına işlem yapma yetkisi bulunmayan … tarafından müvekkili adına kredi çekilerek bir kısmının …’ın akrabası olduğu öğrenilen … isimli bir şahsın hesabına havale edildiğini öğrendiğini, …’a sadece PTT nezdinde müvekkili şirketin posta çeki hesaplarına gelecek paraları çekmek için vekaletname düzenlendiğini, ancak 11.01.2003 tarihinde vekillikten azledildiğini, müvekkilince ihtirazı kayıtla toplam 185.920,14 TL’nin 09.04.2008 tarihinde ödendiğini, müvekkili şirketten talimat alınmadan işlem yapan davalı bankanın borçlandırma girişiminin geçersiz olduğunu ileri sürerek, 185.920,14 TL'nin 10.04.2008 ödeme tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan (istirdadı) tahsilini, müvekkili şirketin dava tarihi itibariyle davalı bankaya borçlu olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının kendi çalışanı tarafından dolandırıldığını, işlemlerin şirket unvanı altında şirket finansman müdürü …'ın imzası bulunan yazılı talimat uyarınca yapıldığını ve davacı tarafın bir itirazının bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 20.12.2011 gün ve 2010/729-17503 esas ve karar sayılı ilamı ile bozulmuş, davalı vekilinin karar düzeltme istemi reddedilmiş, mahkemece Dairemiz bozma ilamına uyularak alınan ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davacı şirketin dava dışı … tarafından yapılan işlemlere icazet sayılabilecek bir işleminin bulunmadığı, söz konusu şahsın davalı bankada daha önce şirket adına benzeri işlemler yapmadığı ve şirket hesabına yatırılan 125.000,00 TL kredinin davacı şirket tarafından kullanılmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile, 185.920,14 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının söz konusu para havaleleri nedeni ile davalı bankaya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1- Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir. 2- Ancak, bankadan usulsüz kredi çekme işlemini yapan davacı şirket çalışanı olduğundan, iyi adam çalıştırma durumunda bulunan davacı şirketin de usulsüz işlemleri yapan kişinin kendi çalışanı olması nedeniyle zararın gerçekleşmesinde müterafik kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla mahkemece, davacı şirketin müterafik kusur oranı belirlettirilerek buna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, davalı yararına bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, bankanın sorumluluğundan kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkili şirketin davalı bankanın Denizli Şubesi nezdinde mevduat ve kredi hesaplarının bulunduğunu, müvekkili şirketi temsil ve ilzam yetkisi olmayan şirket çalışanı … tarafından 12.12.2007 tarihinde şirket adına usulsüz olarak 300.000,00TL kredi kullanıldığının öğrenildiğini, aynı gün bu kredinin 125.000,00TL’sinin müvekkili şirketin bir başka banka nezdinde bulunan hesabına gönderildiğini, 175.000,00TL’sinin ise müvekkili şirketle hiçbir ilişkisi bulunmayan … adına kayıtlı bulunan bir hesaba gönderildiğinin öğrenildiğini, olayın öğrenilmesinin ardından müvekkili hesabına gönderilen 125.000,00TL’nin davalı bankaya iade edildiğini, kalan miktarın ise 185.920,14TL olarak 09.04.2008 tarihinde ihtirazi kayıtla davalı bankaya ödendiğini, ayrıca şirket çalışanı …'ın davalı taraf nezdinde yaptığı işler nedeniyle Denizli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğunu, müvekkili şirketin hiçbir talimatı olmadan kredi kullandıran ve bu krediyi üçüncü bir şahsın hesabına havale eden davalı bankanın müvekkilinin zararından sorumlu olduğunu ileri sürerek 185.920,14TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline (istirdadına) ve müvekkilinin davalı bankaya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; dava konusu işlemlerin şirket finansman müdürü olan … tarafından davacı şirketin unvanı altında yapıldığını, davacının kendi çalışanı tarafından dolandırılmış olabileceğini, yapılan işlemler nedeniyle müvekkili bankanın bir kusurunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Yerel mahkemece; …’ın dava konusu işlemleri yaparken yetkisiz temsilci sıfatıyla hareket ettiği, … tarafından davacı şirketin nakit sıkıntısı nedeniyle …'den 09.11.2007 tarihinde 300.000,00TL para alındığı ve karşılığında …'e bono verildiği, bu paranın aynı gün davacı şirketin hesabına yatırıldığı, yetkisiz temsilcinin talimatıyla davalı bankadan 12.12.2007 tarihinde kullanılan kredinin 125.000,00TL'si davacı şirketin bir başka banka nezdindeki hesabına gönderildiği, 175.000,00TL'nin ise …'in hesabına havale edildiği, bu nedenle kullanılan kredinin davacı şirketin borçları için harcandığının kabulü gerektiği, davacı şirketin usulsüz kullanıldığını iddia ettiği ve hesabında kalan krediyi aynı gün iade etmeyip 28.12.2007 tarihinde ödediği, bu şekilde krediyi kullanmış olduğu ve menfaat temin ettiği, aksinin davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece; davacı şirketin yetkilisi, ticari vekili ya da ticari mümessili olmayan dava dışı … tarafından çekilen kredinin davacı şirket tarafından benimsendiğinin davalı banka tarafından ispat edilmesi gerektiği, bu itibarla, dava dışı …’ın yaptığı işlemler sırasında davacı şirketin icazet sayılabilecek bir işleminin bulunup bulunmadığı, anılan şahsın davalı Bankada daha önce şirket adına benzer işlemler yapıp yapmadığı, şirket hesabına yatırılan 125.000,00TL’nin kullanıp kullanmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. Yerel mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davacı şirketin … tarafından yapılan işlemlere icazet sayılabilecek bir işleminin bulunmadığı, söz konusu şahsın davalı bankada daha önce şirket adına benzeri işlemler yapmadığı ve şirket hesabına yatırılan 125.000,00TL kredinin davacı şirket tarafından kullanılmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 185.920,14TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline ve davacının davalı bankaya (söz konusu para havaleleri nedeni ile) borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece, önceki gerekçelere ek olarak; ilk bozma ilamına uyulmakla davacı lehine usulü kazanılmış hak doğduğu ve bu nedenle ikinci bozma kararına uyulamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava konusu usulsüz işlemleri yapan kişinin davacı şirketin çalışanı olması nedeniyle zararın gerçekleşmesinde davacı şirketin müterafik (ortak) kusurunun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle bankaların sorumluluğu hususunun ortaya konulması gerekmektedir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 6/1’inci maddesinde; Türkiye'de bir bankanın kurulmasına veya yurt dışında kurulmuş bir bankanın Türkiye'deki ilk şubesinin açılmasına, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun alacağı kararla izin verileceği belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 3’üncü maddesinde; yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde, halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında, istendiğinde ya da belli bir vadede geri ödenmek üzere kabul edilen para, mevduat olarak tanımlanmış ve anılan Kanun’un 60/1’inci maddesinde; Kredi kuruluşları ile özel kanunlarına göre yetkili olanlar dışında hiçbir gerçek veya tüzel kişinin, aslen veya fer'an meslek edinerek mevduat veya katılım fonu kabul edemeyeceği, ticaret unvanları ve kamuya yapacakları açıklamalar ile ilân ve reklamlarında bu izlenimi yaratacak ifade ve deyimleri kullanamayacağı düzenlenmiştir. Ayrıca anılan Kanun’un 63’üncü maddesi gereğince halkın parasının bankalarca değerlendirilmesi sırasında halka güven vermek için kredi kuruluşları (mevduat bankaları ile katılım bankaları) tasarruf mevduatı ve gerçek kişilere ait katılım fonlarının Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından sigorta edileceği açıklanmıştır. Bu düzenlemelerden çıkan sonuca göre, Bankalar, özel yasa ile kurulan ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanınan, topladıkları mevduatı ve katılım fonlarını sahteciliklere karşı özenle korumak zorunda olan kuruluşlardır. Bankalar sahip oldukları bu vasıfları sebebiyle bankacılık işlemlerinin güvenilen tarafı konumundadırlar. Bu durum, bankaların bir güven kurumu olarak kabul edilmesini ve bankanın sorumluluğunun özel güven sebebiyle ağırlaştırılmasını gerektirir (Battal, Ahmet; Güven Kurumu Nitelendirmesi Işığında Bankaların Hukuki Sorumluluğu, Ankara, 2001, s. 106). O hâlde, bankalar, ağırlaştırılmış sorumluluğun bir gereği olarak objektif özen yükümlülüğü altında bulunmakta olup, buna karşılık hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Ayrıca, bu sorumluluğu kaldırmaya yönelik sözleşmeler de geçerli değildir. Zira sorumsuzluk sözleşmesi hükümlerine sınırlama getiren ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı BK) 99/2’nci ve 100/3’üncü (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı TBK) 115/3’üncü ve 116/3’üncü) maddeleri gereğince, özel yasa ile kuruldukları ve kendilerine alanlarında çeşitli imtiyazlar tanındığı için bankaların, hafif kusurlarından dolayı ortaya çıkan sorumluluğunu kaldıran sözleşme hükümleri geçersiz olacaktır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 20/2’nci (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 18/2’nci) maddesi gereğince; tacir, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi lazımdır. Nitekim bankaların, tacir olarak bütün işlemlerinde basiretli davranma yükümlülüğü herhangi bir tacirden farklıdır. Bu sebeple bankalardan beklenen basiret ölçüsü ve özen yükümlüğü şüphesiz daha ağırdır. Özellikle birer itimat kurumu olan bankaların, aldıkları mevduatları sahtecilere karşı özenle koruma yükümlülüğünün daha da arttığının kabul edilmesi gerekmektedir (Yılmaz, Süleyman; Hukuki Açıdan İnternet Bankacılığı, Ankara, 2010, s. 152) . Ayrıca bankalar, adam çalıştıran sıfatı ile de sorumludur. Adam çalıştıranın sorumluluğu 818 sayılı BK’nın 55’inci (6098 sayılı TBK’nın 66’ncı) maddesinde “İstihdam edenlerin mesuliyeti” başlığı altında düzenlenmiştir. Anılan maddede; “Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde istihdam ettiği kimselerin ve amelesinin hizmetlerini ifa ettikleri esnada yaptıkları zarardan mesuldür. Şu kadar ki böyle bir zararın vuku bulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş olsa bile zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat ederse mesul olmaz.” hükmü öngörülmüştür. Bu madde gereğince adam çalıştıranlara genel nitelikte objektif bir özen yükümlülüğü yüklenmiş ve adam çalıştıranın bir özel hukuk ve bağımlılık ilişkisi içerisinde çalışanlarının kendilerine bırakılan işleri gördükleri sırada hukuka aykırı bir fiille üçüncü kişilere vermiş oldukları zarardan sorumluluğu düzenlenmiştir. Buna göre adam çalıştıranın sorumluluğu, kusursuz sorumluluk türlerinden özen sorumluluğudur. Başka bir deyişle adam çalıştıranın sorumluluğunun kaynağı, adam çalıştıranın çalışanlarını seçerken ve onları çalıştırırken çalışanlar üzerindeki denetim ve gözetim ödevini yerine getirmemesine, kanun tarafından kendisine yükletilen bu tür objektif bir ödevi ihlal etmesine dayanmaktadır (Eren, Fikret; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2017, s. 643). Adam çalıştıran, yapılacak iş için uygun fikri, mesleki bilgi ve yeteneklere sahip bir kişi seçmekle yükümlüdür. Seçeceği yardımcı kişinin yapacağı iş için vasıflı, yeterli eğitim görmüş, yeni bilgi, yöntem ve tekniği özümsemiş ve izlemiş olmasını arayacaktır. Adam çalıştıranın sorumluluğu bir kusur sorumluluğu olmadığı için sorumluluk, kendisinin veya emrinde çalışan yardımcı kişinin kusurlu olup olmamasına bakılmaksızın, kusurdan bağımsız olarak doğmaktadır. Sorumluluğun doğması için objektif özen yükümlülüğünün ihlaliyle meydana gelen zarar arasında, uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir (Eren, s. 644). 818 sayılı BK’nın 55’inci (6098 sayılı TBK’nın 66’ncı) maddesinde ayrıca adam çalıştırana sorumluluğu kaldıracak nitelikte bir kurtuluş kanıtı getirme imkânı tanınmıştır. Buradaki kurtuluş kanıtı niteliği itibariyle bir kusursuzluk kanıtı olmayıp, sorumluluktan kurtulma kanıtıdır. Bu nedenle adam çalıştıran zararın meydana gelmemesi için somut durumun gerektirdiği her türlü objektif dikkat ve özeni göstermiş olduğunu ispat ederse sorumluluktan kurtulacaktır. Adam çalıştıranın sorumluluğunda 818 sayılı BK’nın 55’inci (6098 sayılı TBK’nın 66’ncı) maddesinin uygulanması için çalışanın (yardımcı kişi) üçüncü kişiye sözleşme dışı sorumluluk çerçevesinde zarar vermesi gerekmektedir. Başka bir deyişle zarar gören üçüncü kişi ile adam çalıştıran arasında hiçbir hukuki, özellikle de sözleşmeye dayalı ilişki bulunmaması gerekir. Zarar gören ile adam çalıştıran arasında kurulmuş bir sözleşme ilişkisi mevcutsa 818 sayılı BK’nın 100’üncü (6098 sayılı TBK’nın 116’ncı) maddesinin uygulanması gerekir. 818 sayılı BK’nın 100’üncü (6098 sayılı TBK’nın 116’ncı) maddesinde düzenlenen sorumluluk da yardımcı kişinin davranışından sorumluluk olmakla birlikte sadece bir borcun yerine getirilmemesi, yani borca aykırılık hâlinde uygulanacaktır (Eren, s. 644). Şayet borcun ifasına yardımcı olan çalışanın fiili hem borca aykırılık hem de genel davranış kurallarına aykırılık, yani bir haksız fiil teşkil ediyorsa bu kişiyi çalıştıran borçlunun 818 sayılı BK’nın 55’inci (6098 sayılı TBK’nın 66’ncı) maddesine tabi sorumluluğu ile 818 sayılı BK’nın 100’üncü (6098 sayılı TBK’nın 116’ncı) maddesine tabi sorumluluğu yarışacaktır (Oğuzman, Kemal/Öz, Turgut; Borçlar Hukuku Genel Hükümler C. II, İstanbul, 2017, s. 143) Bu aşamada maddi tazminatın indirilmesi sebepleri arasında yer alan müterafik (ortak) kusur kavramından bahsedilmesi yararlı olacaktır. Sorumluluk şartları gerçekleştiği takdirde, zarar veren, zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi gidermek zorundadır. Maddi tazminatın amacı, zarar verici olay meydana gelmese idi, zarar gören hangi durumda bulunacak idiyse o durumun yeniden kurulmasıdır. Başka bir deyişle maddi tazminat zarar görenin malvarlığında meydana gelen eksilmeyi karşılamalı ve zararın tamamını gidermelidir. Zira tazminatın amacı, zarar vereni cezalandırmak veya zarar göreni zenginleştirmek değildir. Ancak zararlı sonucun doğmasına zarar veren yanında zarar görenin kusuru veya bazı durum ve davranışları ya da umulmayan olaylarda katkıda bulunmuşsa tazminattan belirli bir indirim yapılması hakkaniyete daha uygun düşmektedir. Bu düşünce ile tazminattan indirim sebepleri 818 sayılı BK (6098 sayılı TBK) ve diğer bazı özel kanunlarda düzenlenmiştir. Tazminattan indirim sebeplerinin en önemlileri 818 sayılı BK’nın 43’üncü ve 44’üncü (6098 sayılı TBK’nın 51’inci ve 52’nci) maddelerinde belirtilen sebeplerdir. Tazminattan indirim sebepleri, özel hükümler mevcut olmadıkça akdi sorumlulukta da uygulanacaktır. Zira 818 sayılı BK’nın 98’inci (6098 sayılı TBK’nın 114’üncü) maddesi delaletiyle haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerinde de uygulanacaktır. 818 sayılı BK’nın 44’üncü (6098 sayılı TBK’nın 52’nci) maddesinin birinci fıkrası; “Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut kendisinin fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım ettiği ve zararı yapan şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı takdirde hâkim, zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve ziyan hükmünden sarfınazar edebilir.” hükmünü haizdir. Görüldüğü üzere bu fıkra daha çok zarar görenle ilgili olup “hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı” yönündeki genel hukuk ilkesinin etkisiyle düzenlenmiştir. Buna göre zarar görenin rızası ile zarar görenin kendi kusuru tazminattan indirim sebebi olarak öngörülmüştür. Zarar görenin kendi kusurunda, kişinin kendisine zarar veren bir hareket tarzı söz konusudur. Zarar görenin kendi kusuru, akıllıca iş gören, mantıklı bir kişinin, kendi yararı gereği zarara uğramamak için kaçınacağı veya kaçması gereken bir eylemi olarak nitelendirilmelidir. Zarar görenin kusuruna ortak kusur, birlikte kusur veya müterafik kusur da denilmektedir (Tandoğan, Haluk; Türk Mesuliyet Hukuku, Ankara, 1961, s. 318.). Müterafik (ortak) kusur, makul bir kimsenin kendi yararına sakınmak zorunda olduğu düşüncesiz, dikkatsiz bir hareket tarzıdır. Müterafik (ortak) kusur kasdi olabileceği gibi ihmal şeklinde de ortaya çıkabilir. Zarar görenin müterafik (ortak) kusuru tespit edilirken, aynen zarar verenin kusurunda olduğu gibi objektif kusur kriterlerine başvurulmalı, yani objektifleştirilmiş kusur kavramı esas alınmalıdır. Zarar görenin müterafik (ortak) kusuru illiyet bağını kesecek yoğunlukta ise zarar veren sorumluluktan kurtulacak ve tazminat ödemeyecektir. Buna karşılık zarar görenin müterafik (ortak) kusuru bu yoğunlukta değilse ortak sebep olarak tazminattan indirim sebebi teşkil edecektir. Zira bu halde zarar görenin kusuru, diğer ortak sebepler arasında kısmi bir sebep olarak zararın doğmasına veya artmasına katkıda bulunmuştur (Eren, s. 791). Başka bir deyişle zarar görenin davranışının illiyet bağını kesecek yoğunlukta olup olmadığı tespit edildikten sonra zarar görenin müterafik (ortak) kusuru belirlenerek sorumluluk paylaştırılıp tazminattan indirim yapılacaktır. 818 sayılı BK’nın 44’üncü (6098 sayılı TBK’nın 52’nci) maddesinin birinci fıkrası zarar görenin sadece kusurundan söz etmekte ise de bazı hâllerde zarar görenin kusursuz davranışı da zararın ortak sebebi olabilmektedir. Örneğin çalışanını iyi seçmeyerek objektif özen borcunu ihlal eden adam çalıştıranın bu fiili zararın doğmasına veya artmasına ortak sebep olarak katkıda bulunursa, bu durum adam çalıştıranın uğramış olduğu zararın tazmininde indirim sebebi olabilecektir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirket çalışanı olan … tarafından davalı bankanın Denizli Şubesine başvurularak şirket kaşesi altına atılmış dilekçe ile davacı şirketin daha önce imzaladığı genel kredi sözleşmesine istinaden 300.000,00TL kredi kullanılmasının talep edildiği, davalı banka çalışanları tarafından kredinin kullandırılarak davacı şirketin hesabına geçildiği, yine aynı gün davacı şirket çalışanının talebi doğrultusunda 300.000,00TL’nin 125.000,00TL’sinin davacının bir başka bankadaki hesabına, 175.000,00TL’sinin ise dava dışı … isimli kişinin hesabına EFT yoluyla gönderildiği anlaşılmaktadır. Davalı bankanın Denizli Şubesi tarafından davacı şirket çalışanı olan …’ın davacı … temsile yetkili olup olmadığı araştırılmadan, imza sirküleri incelenmeden sadece talep doğrultusunda davacı şirkete 300.000,00TL kredi kullandırılması ve yine davacı şirket çalışanı olan …’ın talimatı gereğince bu kredinin dava dışı … isimli kişinin hesabına EFT yoluyla gönderilmesi başlı başına davalı bankanın objektif özen yükümlülüğüne açıkça aykırı davrandığının göstergesidir. Zira davacı şirket çalışanı olan … tarafından yazılan ve şirket kaşesi altında imzalanan her iki talep dilekçesinin altına banka çalışanları tarafından “temsilci imzalarının Cuma günü tamamlanacağı” şeklinde not düşüldüğü görülmektedir. Bu durum davalı banka çalışanlarının …’ın şirketi temsile yetkisi olmadığını bildiklerini ve buna rağmen kredi kullandırılarak bu kredinin dava dışı … isimli kişinin hesabına gönderdiklerini göstermektedir. Yukarıda bahsedilen hususlar, sahteciliği önlemek için en basit tedbirlere dahi başvurmayan ve basiretli bir tacir gibi davranmayan davalı bankanın objektif özen görevini açıkça kötüye kullandığını kanıtlayan hususlar olarak görülmelidir. Somut olayda davalı banka, davacı şirket ile dava dışı …’ın bankayı dolandırmak amacıyla el ve iş birliği yaptıklarını ne iddia etmiş, ne de bu konuda bir delil ibraz edebilmiştir. Ayrıca …’ın daha önce davalı bankada şirket adına işlemler yapmadığı anlaşılmakta olup, yapılan işlemler için davacı şirket tarafından icazet verildiği hususu da davalı banka tarafından ispat edilememiştir. Bu nedenle objektif özen yükümlülüğüne açıkça aykırı davranan davalı bankanın davacının oluşan zararından sorumlu olduğunun kabulü gerekmektedir. Bununla birlikte basiretli bir tacir gibi davranması gereken davacı şirket ayrıca adam çalıştıran sıfatına sahip olduğu için mesleki bilgi ve yeteneğe sahip olan ve güvenilir kişileri çalıştırmakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğe uymayarak objektif özen borcunu ihlal eden davacı şirketin bu fiili zararın doğmasına veya artmasına ortak sebep olarak katkıda bulunmuştur. Bu durumda davacı şirketin müterafik (ortak) kusurunun bulunduğu kabul edilip müterafik (ortak) kusur oranı belirlendikten sonra kendi uğramış olduğu zararın tazmininde bu kusur oranında indirim yapılması gerekmektedir. Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin diğer bir dayanağı ise ilk bozma ilamına uyulmakla davacı lehine usulü kazanılmış hak doğduğu yönündeki kanaattir. Hemen belirtelim ki; bir mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usulü kazanılmış hak” olarak tanımlayacağımız bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK). Yerel mahkemece davanın reddine dair verilen ilk karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece eksik inceleme yapıldığı gerekçesi ile bozulmuştur. Yerel mahkemece Özel Dairenin bu kararına uyulmakla kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme noktasında davacı lehine usulü kazanılmış hak oluşmuştur. Başka bir deyişle yerel mahkemenin ilk kararına karşı Özel Dairece kesin bozma yapılmadığına ve ayrıca bozma kapsamı dışında kalacak şekilde temyiz itirazları reddedilmediğine göre davacı lehine oluşan usulü kazanılmış hak davanın kabulüne yönelik değil sadece gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yapılmasına yöneliktir. Bu nedenle yerel mahkemenin bu yöndeki direnme gerekçesi de yerinde değildir. O hâlde birer itimat kurumu olan bankaların aldıkları mevduatları ve kullandırdıkları kredileri sahtecilere karşı özenle korumak zorunda olmaları ve bu konuda objektif özen borcunun gereği olarak hafif kusurlarından dahi sorumlu bulunmaları karşısında davacının zararından davalı bankanın sorumlu olduğu, ancak davacının da zararın doğmasında veya artmasında müterafik (ortak) kusurunun bulunduğu kabul edilmeli ve tazminattan takdir edilecek müterafik (ortak) kusur oranında indirim yapılmalıdır. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; ilk bozma ilamına uyulmakla davacı lehine usulü kazanılmış hak doğmayacağı, ancak davacı şirket çalışanının davalı bankada sadece bir kez dava konusu işlemleri yaptığı, bu nedenle davalı bankanın kusurunun çok ağır olduğu ve tazminattan indirim sebeplerinin bulunmadığı, direnme kararının bu gerekçeyle onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3’üncü maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429’uncu maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanun’un 440’ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 26.09.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

Güvenlik İhlalleri, Teknik İnceleme ve Kusur Dağılımı

Bankacılık işlemlerinde kimlik doğrulama, onay mesajı, işlem analizi ve şüpheli transfer kontrolü gibi adımların eksiksiz yerine getirilmesi beklenir; tüketici uyuşmazlıklarında işlem güvenliği tedbirleri değerlendirme konusu yapılabilmektedir. Olağan dışı cihazdan erişim, kısa sürede art arda yapılan işlemler ve doğrulama adımlarındaki boşluklar bankanın güvenlik yükümlülüğünü güçlendirebilir. Banka sisteminin şüpheli işlemleri zamanında durduramaması, tek kullanımlık onay şifresinin gönderilmemesi veya kredi tutarının üçüncü kişiye aktarılmasının şüpheli işlem olarak ele alınmaması durumunda bankanın sorumluluğu gündeme gelebilir ve teknik kayıtların incelenmesi bu değerlendirmede öne çıkabilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/129 Esas, 2019/961 Karar sayılı ilamına konu somut olayda, temsil yetkisi araştırılmaksızın ve imza sirküleri incelenmeksizin şube üzerinden kredi kullandırılıp tutarın aktarılması objektif özen yükümlülüğüne aykırı bulunmuştur. Dijital kanallarda ise bankanın güvenlik tedbirleri ile müşterinin özen yükümlülüğü birlikte ele alınır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2224 Esas, 2018/1753 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, müşterinin internet bankacılığı bilgilerini koruma ve saklama yükümlülüğünü ihlal etmesi ve kişisel bilgilerinin üçüncü kişilerin eline geçmesinde kusurlu bulunması hali, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında müterafik kusur olarak değerlendirilebilmektedir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi uyarınca borçlu, kendisine kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe zararı gidermekle yükümlüdür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2224 Esas, 2018/1753 Karar sayılı ilamında bankanın edimini yerine getirmede kusursuz olduğunu ve müşterinin müterafik kusurunu ispatla yükümlü olduğu, ayrıca olay tarihindeki düzenlemeler ile güvenlik tedbirlerinin ve müşteri kusurunun zarara etkisinin bilirkişi marifetiyle irdelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/129 Esas, 2019/961 Karar sayılı ilamında ise zarar görenin müterafik kusurunun illiyet bağını kesecek yoğunlukta bulunması halinde sorumluluğun kalkacağı, bu yoğunlukta değilse 6098 sayılı Kanun'un 52/1. maddesi gereğince indirim sebebi oluşturacağı, ayrıca istihdam edenin özen borcunu ihlalinin de indirimde gözetilebileceği kabul edilmiştir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 112Kaynağı aç
MADDE 112- Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. 2. Yapma ve yapmama borçlarında

Husumet ve Üçüncü Kişilerin Hukuki Konumu

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2012/1311 Esas, 2012/15690 Karar sayılı ilamına konu olayda, davacının banka hesabındaki paranın üçüncü kişilerce rıza dışı alınmasında dolandırıcılık eyleminin bankaya karşı işlendiği gerekçesiyle, banka müşterisi tarafından GSM şirketi aleyhine açılan davada husumet yokluğundan ret kararı verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/1311, K. 2012/15690Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2012/1311 E.  ,  2012/15690 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 21/06/2011 tarih ve 2009/906-2011/664 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı …Ş. vekili ve davalı Avea İletişim Hizmetleri A.Ş. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili,15/12/2008 tarihinde müvekkilinin bilgisi dışında internet bankacılığı kullanılarak hesabındakİ 4.550,00 TL parasının, aynı bankanın başka bir şubesi müşterisi olan davalı …' ya ait kredi kartı hesabına aktarıldığını, işlem sırasında gönderilen SMS şifresinin, davalı Avea A.Ş tarafından talebi olmaksızın çıkartılan ve üçüncü kişilere verilen sim kartına gönderildiğini, davalı bankanın internet hizmeti verirken gerekli güvenlik önlemlerini almadığını, davalı GSM şirketinin ise sim kartını üçüncü kişilere vererek SMS şifresinin bu kişilerin eline geçmesine sebep olduğunu ileri sürerek, 4.550 TL'nin faiziyle birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı banka vekili, müvekkilinin internet bankacılığı sisteminde her türlü güvenlik önleminin alındığını, davacının hesabından doğru şifre girilerek işlem yapıldığını, şifrenin korunmasının müşterinin sorumluluğunda olduğunu, zararın oluşmasında müvekkilinin kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Avea A.Ş vekili, müvekkili şirketinin sadece haberleşme sektöründe faaliyet gösterdiğini,davacıya ait banka hesap hareketlerini kontrol etmek, yönlendirmek ve buna benzer herhangi bir işlem yapma yetkisinin bulunmadığını, olayın müvekkili tarafından meydana getirilmediğini savunmuştur. Davalı,… davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, davacıya ait kişisel bilgilerin davacının kusuru ile üçüncü kişilerin eline geçmiş olduğunun ispat edilemediği, zararın meydana gelmesinde tüm davalıların kusurlu olduğu gerekçesiyle,davanın kabulüne, 4.550 TL' nin faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı …ve davalı Avea A.Ş vekilleri temiyiz etmişlerdir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı … AŞ. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Davalı Avea İletişim Hiz. AŞ.’nin temyiz istemine gelince; dava, banka nezdinde açılmış olan hesapta bulunan paranın davacının bilgisi ve izni dışında internet yolu ile yapılan işlemler sonucu çekilmesi suretiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Bankalar kendilerine yatırılan paraları mudilere istendiğinde veya belli bir vadede ayni veya misli olarak iade etmekle yükümlüdür (4491 sayılı Yasa ile değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu 10/4 ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 61.maddesi). Bu tanımlamaya göre, mevduat ödünç ile usulsüz tevdi sözleşmelerinin niteliklerini taşıyan kendine özgü bir sözleşmedir. BK’nun 306 ve 307. maddeler uyarınca ödünç alan, akdin sonunda ödünç verilen parayı eğer kararlaştırılmışsa faizi ile iadeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 472/1. maddesi uyarınca usulsüz tevdide paranın nef’i ve hasarı mutlak şekilde saklayana geçtiği için ayrıca açıklamaya gerek kalmadan saklayan bu parayı kendi yararına kullanabilir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, usulsüz işlemle çekilen paralar aslında doğrudan doğruya bankanın zararı niteliğinde olup, mevduat sahibinin bankaya karşı alacağı aynen devam etmektedir. Usulsüz işlemlerin gerçekleşmesinde ispatlandığı takdirde mevduat sahibinin müterafik kusurundan söz edilebilir ve banka bu kusur oranı üzerinden hesap sahibinin alacağından mahsup talebinde bulunabilir. Somut olayda mahkemece, davacının sim kartının yetkisiz kişilerin eline geçmesini engellemek için gerekli önlemleri almadığı gerekçesiyle davalı GSM şirketi kusurlu kabul edilmiştir. Oysa, dava konusu olayda davacının banka hesabında bulunan para 3. kişiler tarafından rızası hilafına alınmış olup, dolandırıcılık eylemi bankaya karşı işlenmiştir. Banka müşterisi olan davacının açmış olduğu böyle bir davada GSM şirketi aleyhine hüküm kurulması doğru değildir. Bu itibarla mahkemece, davalı GSM şirketi hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddine karar vermek gerekirken, yanılgılı değerlendirmelerle aleyhine hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı …Ş. vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Avea İletişim Hiz. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın bu davalı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 180,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı …Ş.'nden alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalı Avea İlet. Hiz. A.Ş.'ne iadesine, 10/10/2012 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, davacının şifresinin üçüncü kişilerce kullanılmak suretiyle davalı banka şubesinde mevcut hesabından yapılan havale yoluyla gerçekleşen zararın davalı bankadan tahsiline yöneliktir. Dairemizin davalı GSM şirketine yönelik bozma gerekçesine katılmaktayım. Ancak, davalı YKB vekilinin temyiz itirazının reddine yönelik çoğunluk kararına iştirak edemiyorum. Şöyle ki, dosya kapsamı ve yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, zarara yol açan eylemlerin bizzat davacının bilgisayarından elde olunan ve saklamakla yükümlü olduğu kişisel bilgileri kullanılmak suretiyle gerçekleştirildiği, davacının kişisel bilgilerinin bankanın sisteminden ele geçirilmiş olmadığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmede davacının kişisel bilgilerini korumak, üçüncü kişilerin eline geçmesini engellemek konusunda taahhütte bulunduğu açıktır. Keza davacının, opsiyonel olarak sunulmuş olan ek güvenlik önlemlerine itibar etmediği de sabittir. Bu durumda, davacının kişisel bilgilerinin başkalarınca öğrenilmesinde ve ortaya çıkan zararlı sonuçta kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Mahkemenin ters çevrilmiş ispat yükü doğrultusunda kusursuz olduğunu kanıtlayamamış olan davacıyı kusursuz kabul etmesi kanımca doğru değildir. Söz konusu kişisel bilgilerin suç teşkil eden bir eylemle elde edilmiş olması sonuca etkili olmayıp ortaya çıkan zararlı sonuçta davacı kişisel bilgilerini saklamakta yeterli özeni göstermemesi nedeniyle, davalı banka ise kusurlu da olsa bilgisayar güvenliğini sağlamakta yetersiz kalan mudilerinin olabileceği gerçeğinden hareketle, kullanıcılar için ek güvenlik önlemlerini zorunlu kılmamış olmaktan ötürü kusurlu sayılmalıdır. Tarafların söz konusu kusur durumunun oransal olarak karar yerinde tartışılıp sonucuna göre davacının davalı bankadan talep edebileceği meblağın belirlenmesi gerekirken, davanın banka yönünden tümüyle kabulüne karar verilmiş olması yerinde olmamıştır. Bu nedenlerle Dairemiz çoğunluğunun davalı bankaya yönelik kararın onanmasına ilişen görüşüne katılamıyorum.

İtiraz Süreci ve Delil Toplama Yöntemleri

Yetkisiz kredi işlemi fark edilir edilmez ilk olarak banka ile irtibat kurularak hesaplara ve dijital erişim kanallarına derhal güvenlik tedbiri konulması istenmelidir. Ardından, kredinin rıza dışı kullandırıldığını açıklayan yazılı itiraz sunulmalıdır. Sözlü bildirimde bulunulmuş olsa dahi durumun yazılı kayda bağlanması ve şube başvurularında evrak kayıt numarası ile teslim tarihinin alınması ispat aşamasında kolaylık sağlar.

Müşterinin itirazı üzerine bankanın oturum kayıtları, cihaz bilgileri, doğrulama basamakları, onay şifresi geçmişi ve hesap hareketlerini kapsayan teknik incelemeyi yürütmesi gerekir. İspat sürecinde hesap dökümleri, kredi sözleşmesi ve risk raporları, SMS mesajları, e-posta bildirimleri ile ekran görüntüleri önem taşır. Kredi raporundaki yeni borç kayıtları ile hesap hareketlerindeki para çıkışları eşleştirilmelidir.

Teknik veriler uyuşmazlığın aydınlatılmasında çoğu zaman sözlü beyanlardan daha güçlü delil niteliği taşır. İncelemede oturum zamanı kronolojiyi, IP adresi ve cihaz modeli erişimin kaynağını, kredi başvuru kanalı işlemin hangi yöntemle yapıldığını, tek kullanımlık onay şifresi kayıtları ise rızanın bulunup bulunmadığını ispata yarar.

Kredi borcunun tahsil edilmeye başlanması, icra takibi riski veya kredi siciline olumsuz yansıma ihtimali bulunan durumlarda sürecin özenle yönetilmesi önem taşır. Kredinin kapatılması ve ödemelerin durdurulması talebi öncelikle bankaya yazılı bildirim yapılmasını gerektirir. Otomatik tahsilat yapılması halinde kesintilerin kayıt altına alınması, faiz ve takip riskine karşı başvuruların geciktirilmemesi ve somut dosyanın durumuna göre ihtiyati önlem taleplerinin değerlendirilmesi mümkündür.

Yasal Başvuru Yolları ve Sürelerin Önemi

Yetkisiz kredi işlemlerinde bankaya itiraz, ceza soruşturması başvurusu ve tüketici hukuku yolları somut olaya göre eş zamanlı olarak da yürütülebilmektedir. Bankadan sonuç alınamaması halinde uyuşmazlığın parasal boyutuna göre tüketici hakem heyetine veya Tüketici Mahkemesine başvurulması gündeme gelir. Ayrıca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuna idari şikayette bulunulabilir ve bankanın güvenlik önlemlerine uygun davranmadığı hallerde masraf ile tazminat talepleri ileri sürülebilir.

Yetkisiz kredi işlemlerine ilişkin başvurularda beş yıllık bir süreden bahsedilmekle birlikte, somut itiraz sürecinde gecikme yaşanması delillerin kaybolmasına, hesap hareketleri ile işlem kayıtlarının eşleştirilmesinin zorlaşmasına ve bankanın savunma alanının genişlemesine yol açabilir. Bu sebeple işlemin fark edilmesinin ardından ilk bildirim tarihinin vakit geçirilmeksizin kayıt altına alınması uyuşmazlığın aydınlatılmasında önem taşır.

İnternet bankacılığından bilgim dışında kredi çekildiğini fark ettiğimde ilk ne yapmalıyım?

Vakit kaybetmeksizin banka aranarak hesaplar ve dijital bankacılık kanalları için derhal güvenlik tedbiri talep edilmeli, ardından işlemin bilgisi dışında yapıldığını ve borcun kaldırılmasını belirten yazılı itiraz bankaya sunulmalıdır.

Habersiz çekilen kredi borcundan bankanın hukuki sorumluluğu nedir?

Bankalar basiretli bir tacir ve güven kurumu niteliğinde kabul edildiğinden özen yükümlülüğü altındadır ve hafif kusurlarından dahi sorumlu tutulabilirler. İnternet bankacılığı işlemlerinde kimlik doğrulama, onay adımları ve şüpheli transfer kontrollerinin yerine getirilmesi beklenir; bu süreçlerdeki aksaklıklar bankanın sorumluluğunu gündeme getirebilir.

Banka itirazı reddederse hangi mercilere başvurulabilir?

Bankanın itirazı reddetmesi halinde uyuşmazlığın parasal boyutuna göre tüketici hakem heyetine veya tüketici mahkemesine başvurulabileceği gibi, cumhuriyet savcılığına suç duyurusu ve BDDK nezdinde idari şikayet yolları gündeme gelebilir.

Uyuşmazlığın çözümünde hangi teknik kayıtlar incelenir?

Kullanıcı oturum saatleri, IP adresi, cihaz modeli, giriş lokasyonu, tek kullanımlık onay şifresi (OTP) ile çağrı merkezi ve SMS bildirim kayıtları uyuşmazlığın çözümünde temel teknik delilleri oluşturur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu