İlam Vekalet Ücreti Nedir, Kime Aittir ve Nasıl İcra Edilir?

by Avukat Erdal Ersoy
İlam Vekalet Ücreti Nedir, Kime Aittir ve Nasıl İcra Edilir?

Mahkeme Kararında Hükmedilen Vekalet Ücretinin Niteliği ve Kime Ait Olduğu

1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 164 f. 1 uyarınca avukatlık ücreti, avukatın sunduğu hukuki yardımın karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder. Mahkeme tarafından hüküm altına alınan vekalet ücreti bir yargılama gideridir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 330 f. 1 uyarınca, vekil ile takip edilen davalarda mahkemece takdir olunacak vekalet ücreti taraf lehine hükmedilir.

1136 sayılı AVUKATLIK KANUNU m. 164Kaynağı aç
Madde 164 – (Değişik: 2/5/2001 – 4667/77 md.) Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder. Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir. İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz. Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. (Değişik üçüncü ve dördüncü cümle:13/1/2004 – 5043/5 md.) Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez. Ücret dolayısiyle müteselsil sorumluluk:
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 330Kaynağı aç
MADDE 330- (1) Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir. Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri

Mahkeme kararında hükmün taraf lehine kurulmasıyla birlikte, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 164 f. 5 gereğince dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Kanun koyucu bu alacağı koruma altına almış; söz konusu ücretin iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemeyeceğini ve haczedilemeyeceğini düzenlemiştir.

İlam Vekalet Ücretinin İcraya Konulması ve Takip Tarafları

Mahkeme ilamında lehine vekalet ücretine hükmedilen taraf davacı veya davalı asil olarak gösterilmekte olup vekalet ücreti yargılama gideri niteliğindedir ve ilgili avukat icra takibini başlatabilir. Takip talebinde alacaklı olarak ilamda lehine karar verilen tarafın, borçlu olarak ise aleyhine hüküm kurulan asilin gösterilmesi ve takibin ilamlı ya da ilamsız olarak açılabileceği ileri sürülmekle birlikte, ücretin kanunen avukata ait olduğu hükmü karşısında alacaklı sıfatının ve takip yönteminin sınırları değerlendirilmelidir.

İcra takibinde karşı taraf vekili olarak ilamda yer alan avukatın belirtilmesi ve tebligatın vekile yapılması usulü gözetilir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E. 2021/19631, K. 2021/7456 sayılı kararında değerlendirilen somut uyuşmazlıkta, icranın iadesinde paranın isteneceği kişinin vekil değil takip dosyası alacaklısı olduğu ve borçlunun ödemelerini alacaklının iade etmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Anılan karara göre avukatın vekalet ücreti sözleşmesini icra dosyasına ibraz ederek rüçhan hakkı talep etmesi ve ödemenin öncelikle vekile yapılması vekil ile müvekkil arasındaki iç ilişkiye ilişkin olup alacağın temliki sonucunu doğurmamakta ve avukatı takipte asil durumuna getirmemektedir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/19631, K. 2021/7456Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/19631 E.  ,  2021/7456 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyi… geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan tarafların vekilleri dinlendikten sonra vaktin darlığından dolayı işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili; müvekkilinin serbest avukat olup müvekkili …’e vekaleten İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2009/27171 sayılı dosyasından davalı aleyhine kambiyo senetlerine mahsus icra takibi başlattığını, bu dosyadan farklı zamanlarda toplam 442.314,43 TL tahsilat yapılarak, resmi vekalet ücreti dışında kalan tahsilatın …’e imza mukabili ödendiğini, davalının Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/837 esas sayılı dosyasında takip alacaklısı … aleyhine açtığı menfi tespit davasının davalı lehine sonuçlanması üzerine icra takibinin iptal edildiğini, bunun üzerine davalı …’un icranın iadesi talebinde bulunarak icra dosyasından tahsil edilen paranın kendisine iadesi için takip alacaklısı …’ye değil, alacaklı vekili olan müvekkiline muhtıra gönderilmesini talep ettiğini, icra müdürlüğünce bu talebin reddedildiğini, davalının bu red kararının iptali istemiyle yaptığı şikayet üzerine İstanbul 24. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/305 esas sayılı ve 05/12/2013 tarihli kararıyla şikayetin reddine karar verildiğini, takip borçlusu/davalının temyizi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince verilen 28/10/2014 tarihli bozma ilamında, asil sıfatıyla Av. …’na sunulan ücret sözleşmesi kapsamında asil sıfatıyla ödeme yapıldığı açıklamasıyla, borçlunun vekile muhtıra çıkarılmasına yönelik talebinin kabulü ile icra müdürlüğü işleminin iptaline karar verildiğini, oysa icra dosyasından avukat olan müvekkilince asaleten ya da vekaleten çekilen bir para olmadığını, bozmaya uyan İstanbul 24. İcra Hukuk Mahkemesince verilen 2015/199 esas sayılı ve 26/05/2015 tarihli şikayetin kabulü ile icra müdürlüğünün red kararının iptaline karar verilmesi üzerine takip borçlusu/davalı … tarafından müvekkiline asil sıfatıyla muhtıra çıkarılmasının icra dosyasından 13/07/2015 tarihinde talep edildiğini, icra mahkemesi kararlarının kesin hüküm teşkil etmeyip, icranın iadesinin avukattan değil takip ve davanın taraflarından istenebileceğini, icra dosyasına avukatlık ücret sözleşmesinin ibrazıyla rüçhan hakkının kullanılmasının alacağın temliki sonucu doğurmayacağını, …’den bir kısım avukatlık ücreti alınarak buna ilişkin makbuz da kesildiğini belirterek, davacının İstanbul 7. İcra Müdürlüğünün 2009/27171 sayılı dosyasında borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini istemiş, yargılama sırasında 444.445,31 TL nin davalıya 09/09/2015 tarihinde ödenmesi üzerine dava istirdat davasına dönüşmüştür. Davalı vekili; icra dosyasına takip alacaklısı … ile vekili … arasında akdedilen avukatlık ücret sözleşmesinin 17/06/2010 tarihinde ibraz edilmesi üzerine icra dosyasına yatırılan paranın Av. …’e asil sıfatı ile ödendiğini, muhtıra gönderme işleminin Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin bozma ilamı doğrultusunda mahkeme kararı neticesinde gerçekleştirildiğini, takip alacaklısı …’ın icra dosyasına intikal ve ödenmesi lüzumlu tutardan % 25 orana tekabül eden kısmın asil sıfatıyla vekiline ödenmesi talebinin alacağın temliki niteliğinde olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince; icra mahkemesinin dar yetkili bir mahkeme olması nedeniyle verilen kararın kesin hüküm teşkil etmeyeceği, davacı avukatın avukatlık ücret sözleşmesini icra dosyasına ibraz etmek suretiyle rüçhan hakkı bulunduğundan bu hakkın dosyaya işlenmesi talebinin ve icra müdürünün öncelikli olarak vekalet ücreti için ödeme yapmasının borçlu 3. şahısla ilgisi olmayıp davacı ile müvekkili … arasındaki iç ilişkiye dair olduğu, temlik iradesi açıkça belirtilip tutanağa bağlanarak taraflardan damga vergisi alınmayan işlemin alacağın temliki olarak değerlendirilemeyeceği, icra dosyasına vekalet sözleşmesi ibrazı ile tahsilat yapılması ve dosyaya yapılan ödemenin ilk önce vekile yapılması talebinin davacı avukatın asil sıfatı ile hareket ettiği anlamına gelmeyeceği gerekçesiyle, davanın kabulü ile davacının icra dosyasına ödemek zorunda kaldığı 444.445,31 TL nin ödeme tarihi olan 02/09/2015 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı davalı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince; icra mahkemesi kararının maddi anlamda kesin hüküm niteliğinde olmayıp genel mahkemede menfi tespit talebinde bulunmasının hukuka aykırı bulunmadığı, takip dosyasında icranın iadesinde paranın isteneceği kişinin vekil değil takip dosyası alacaklısı olduğu, borçlu tarafından alacaklıya yapılan ödemelerin alacaklı tarafından iadesi gerektiği gerekçesiyle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiş; bölge adliye mahkemesi kararı davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK’nın 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre davalı vekilinin yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK’nın 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK’nın 373. maddesi uyarınca dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine GÖNDERİLMESİNE, 3.050,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 22.770,50 TL kalan onama harcının davalıdan alınmasına 25/10/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İcra Dairesine Başvuru Usulü ve Takip Talebine Eklenecek Belgeler

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 58 f. 1 uyarınca takip talebi icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda yapılır. İcra dairesi işlemleri yönünden 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 8 uyarınca icra ve iflas daireleri yaptıkları işlemler ile kendilerine yöneltilen talep ve beyanlar hakkında tutanak düzenler. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altı ilgililer ve memur tarafından imzalanır, verilen kararlar gerekçeli yazılır ve bu tutanaklar aksi ispat edilene kadar muteberdir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 8Kaynağı aç
Madde 8 – (Değişik: 18/2/1965-538/4 md.) İcra ve iflas daireleri yaptıkları muamelelerle kendilerine vakı talep ve beyanlar hakkında bir tutanak yaparlar. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra memuru veya yardımcısı veya katibi tarafından imzalanır. (Ek fıkra: 2/7/2012-6352/2 md.) İcra ve iflas dairelerince verilen kararlar gerekçeli olarak tutanaklara yazılır. İlgililer bu tutanakları görebilir ve bunların örneğini alabilir. İcra ve iflas dairelerinin tutanakları, hilafı sabit oluncaya kadar muteberdir. Elektronik işlemler:[6]
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 58Kaynağı aç
Madde 58 – (Değişik: 18/2/1965-538/30 md.) (Değişik birinci fıkra: 2/7/2012-6352/9 md.) Takip talebi icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda yapılır. Talepte şunlar gösterilir: 1. (Değişik: 2/7/2012-6352/9 md.) Alacaklının ve varsa kanuni temsilcisinin ve vekilinin adı, soyadı; alacaklı veya vekili adına ödemenin yapılacağı banka adı ile hesap bilgileri; varsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası; şöhret ve yerleşim yeri; alacaklı yabancı memlekette oturuyorsa Türkiye’de göstereceği yerleşim yeri (Yerleşim yeri gösteremezse icra dairesinin bulunduğu yer yerleşim yeri sayılır.); 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/9 md.) Borçlunun ve varsa kanuni temsilcisinin adı, soyadı, alacaklı tarafından biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yeri; Bir terekeye karşı yapılan taleplerde kendilerine tebligat yapılacak mirasçıların adı, soyadı, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası, şöhret ve yerleşim yerleri; 3. (Değişik: 17/7/2003-4949/12 md.) Alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizi; 4. Senet, senet yoksa borcun sebebi; 5. Takip yollarından hangisinin seçildiği; Alacak belgeye dayanmakta ise, belgenin aslının veya alacaklı yahut mümessili tarafından tasdik edilmiş, borçlu sayısından bir fazla örneğinin takip talebi anında icra dairesine tevdii mecburidir. Alacaklıya takip talebinde bulunduğuna ve verdiği belgelere, talep ve takip masraflarına dair bedava ve pulsuz bir makbuz verilir. Takip masrafları:

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 58 f. 3 gereğince alacak bir belgeye dayanıyorsa belgenin aslının veya alacaklı ya da mümessili tarafından tasdik edilmiş, borçlu sayısından bir fazla örneğinin takip talebi anında icra dairesine verilmesi kanuni bir mecburiyettir. Bu kapsamda mahkeme ilamının onaylı örneğinin sunulması ile takibe vekaletname eklenip baro pulunun yapıştırılması uygulamada aranmaktadır.

Vekalet İlişkisinin Sona Ermesi ve Azil Halinde Ücret Hakkı

1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 174 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2013/13-74, K. 2013/1367 kararı çerçevesinde, haklı bir neden olmaksızın üstlendiği işi takipten vazgeçen vekil ücrete hak kazanamayacağı gibi peşin aldığı ödemeyi de geri vermek durumundadır. Vekilin haksız şekilde görevden alınması halinde ücretin tamamı ödenirken, avukatın kusuru veya ihmali sebebiyle azledilmesi halinde ücret ödenmesi gerekmez. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi E. 2021/7354, K. 2022/2510 kararında açıklandığı üzere haklı azilde vekil yalnızca azil anına kadar sonuçlanıp kesinleşen işler için vekalet ücreti isteyebilir; haksız azilde ise hangi aşamada bulunulursa bulunulsun işin tüm vekalet ücreti talep edilebilir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/13-74, K. 2013/1367Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2013/13-74 E.  ,  2013/1367 K.AVUKATIN AZLEDİLMESİAVUKAT ÜCRETİ ALACAĞININ TAHSİLİ DAVASITÜRK BORÇLAR KANUNU (6098) Madde 512TÜRK BORÇLAR KANUNU (6098) Madde 506AVUKATLIK KANUNU (1136) Madde 174AVUKATLIK KANUNU (1136) Madde 164BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 390 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “avukatlık ücret alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 19.03.2010 gün ve 2010/1 E., 2010/115 K. sayılı kararın incelenmesi davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 23.3.2012 gün, 2011/14314 E., 2012/7824 K. sayılı ilamı ile; ‘‘…Davacı, avukat olarak davalının verdiği vekâletnameye istinaden Mersin Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen davayı açtığını ve başarı ile sonuçlandırdığını, ancak hiçbir gerekçe göstermeksizin ahzu kabz yetkisinin kaldırıldığını ileri sürerek, 19.640 TL avukatlık ücretinin tahsilini istemiştir. Davalı, karşı taraf ile ilişkilerinin bozulmaması için hüküm altına alınan paranın icra takibine girişmeden tahsil etmeyi düşündüklerini, vekillikten azil etmediklerini, avukatlıktan çekilmesinin haksız olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, dava ve hükmün icrasının ayrı işler olup, müvekkilin talimatı olmadan icra aşamasına geçilemeyeceği, davalı eyleminin azil niteliğinde olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, avukatlık ücret alacağının tahsiline ilişkin olup, davacı 27.6.2003 tarihli vekâletname ile davalının vekilliğini üstlendiğini vekâletnamede dava açma ve icra takibi yapmak konusunda ayrı ayrı yetki verildiğini, açılan davanın başarı ile neticelendirildiğini, ne varki,  davalının bu aşamada ahzu-kabz yetkisini kaldırarak azil ettiğini ileri sürmüş davalı ise, bu azilin söz konusu olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece,  davacı avukata gönderilen ihtarnamenin azil niteliğinde olmadığı, işi bitirmeyen avukatın ücrete hak kazanamayacağı gerekçesi ile dava red edilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki, vekâlet sözleşmeleri karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olup, güven sözleşmenin en önemli bir özelliğini teşkil eder. Bu nedenle taraflar sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Ne var ki, azil haksız ise Avukatlık Kanunu'nun 174. maddesi gereğince avukat ücretin tamamına hak kazanır. Somut olayda, davalı, dava açması ve elde edilecek ilamın infazı hususunda davacıya yetki vermiş olup, dava başarı ile neticelendirilip ilam elde edilince ise, davalı ilamın icraya konulmaması hususunda ihtarname gönderilmiştir. Cevap dilekçesi ve yargılama sırasında ki beyanlarında ise, özetle, avukatın gördüğü davanın karşı tarafı ile iyi ilişkilerin bozulmadan ihtilafın halli yoluna gidileceğini, ancak bunun azil olmadığını savunmuştur. Davacı avukatın ilamın icrası ile yetkisinin elinden alınması aynı zamanda ahzu kabz yetkisinden azil niteliğindedir. Aksi düşünülse bile bu davranış davacı yönünden güven ilişkisini sarsıcı ve haklı istifa nedenidir. İlam elde edildikten sonra gerek avukatlara ücret ödememek gerekse devlete ödenmesi gerekli icra harçlarını ödememek için tarafların haricen ilamı infaz ettikleri de bilinen bir gerçektir. TMK'nun 2. maddesi gereğince de bu davranışların hukuken himaye edilmesi mümkün değildir. Bu nedenlerle davacı avukatın icra vekâlet ücretine de hak kazandığının kabulü zorunlu olup, kararın bu nedenle bozulması gerekirken onandığı bu defa yapılan inceleme ile anlaşıldığından, davacının karar düzeltme itirazlarının kabulüne karar vermek gerekmiştir…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava; avukatlık ücret alacağının tahsili istemine ilişkindir. Davacı, vekilliğini üstlendiği davalı tarafından dava açma ve icra takibi yapmak konusunda yetki verildiğini, vekil sıfatıyla açtığı davayı başarı ile neticelendirdiğini, gerekçeli kararın yazımı aşamasında davalının ahzu-kabz yetkisini kaldırdığını ileri sürerek avukatlık ücretinin tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; azilin söz konusu olmadığını, davacının vekillikten çekilmesinin haksız olduğunu bildirip davanın reddine karar verilmesi istemiştir. Mahkemece; davacı avukata gönderilen ihtarnamenin azil niteliğinde olmadığı, işi bitirmeyen avukatın ücrete hak kazanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacının temyizi üzerine, Özel Daire’ce yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuştur. Yerel Mahkemece; önceki karardaki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında düzenlenen vekâlet sözleşmesi uyarınca, davacı avukatın vekillikten istifa etmesinin haklı nedene dayalı olup olmadığı ve avukatlık ücretine hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. Bilindiği üzere; mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 390. maddesine göre, vekilin sorumluluğu umumi surette işçinin sorumluluğuna ait hükümlere tabi olup; vekil, vekâlet görevini iyi bir surette ifa ile yükümlüdür. Bu hükümdeki  “iyi bir suretle ifa” söz dizininin, mehaz İsviçre Borçlar Kanunu’nun 398/2. maddesindeki ifadeye uygun olarak “sadakat ve özen ile ifa” şeklinde anlaşılması gerekir. Buna göre, vekil, vekâlet görevini ifa ederken müvekkiline sadakat (bağlılık) göstermekle ve vekâletin konusunu oluşturan işi özenle yapmakla yükümlüdür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 506. maddesinde ise vekilin sorumluluğunun genel olarak işçinin sorumluluğuna tâbi olduğuna ilişkin düzenleme yerine, maddenin ikinci fıkrasında vekilin vekâlet sözleşmesinden doğan sorumluluğuna özgü bir düzenleme yapılmış ve “vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür” hükmü getirilmiştir. Vekâlet sözleşmesinin, hizmetle ilgili diğer sözleşmelere oranla, çok daha sıkı bir şekilde karşılıklı güvene dayalı olduğu öğreti ve uygulamada ittifakla benimsenmektedir. Vekâlet ilişkisinin kurulmuş olması, karşılıklı güven unsurunun vekâlet sözleşmesinin kurulması aşamasında her iki taraf yönünden mevcut olmasıyla mümkündür ve bunun o aşamada varlığının göstergesidir. Ne var ki, vekâlet sözleşmesinin niteliği gereğince, bu unsur, sözleşmenin devamı süresince de varlığını korumalıdır. Eğer, başlangıçta mevcut olan karşılıklı güven, sözleşme süresi içerisinde gerçekleşen olgulardan dolayı bir taraf yönünden haklı olarak zedelenir veya ortadan kalkarsa, o taraf sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Bu ilke, Borçlar Kanunu’nun 396/1. maddesinde, “Vekâletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir” şeklinde ifade edilmiştir. Aynı ilke 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 512. maddesinde de belirtilmiştir. ‘Karşılıklı güven’ kavramının, her iki tarafın vekâlet sözleşmesi çerçevesinde gerçekleşen ilişkilerinde ‘karşılıklı saygı’ unsurunun varlığını evleviyetle içereceği ve gerektireceği açıktır. Öte yandan 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 174. maddesi, davaya vekâlette azil veya istifaya, bunların haklı nedenlere dayalı olup olmamasına göre değişen, farklı sonuçlar bağlamaktadır. Anılan madde uyarınca üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır. Avukatın haksız azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez. 1136 Sayılı Kanunun 174. maddesine göre avukat haklı bir nedenle azledildiği takdirde ücrete hak kazanamaz ise de haksız azil halinde, anılan madde uyarınca avukatlık ücretinin tamamının ödenmesi gerekir. Haksız azledilen vekilin avukatlık ücreti, ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin tamamıdır. Bunun yanında, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 164. maddesinin son fıkrasında yer alan "Avukatla iş sahibi arasında aksi yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir." hükmü 4667 sayılı Kanunla değiştirilerek "Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir." hükmü getirilmiştir. Avukatlık Kanunu’nun 164 üncü maddesinin son fıkrasında yapılan değişiklik ile daha önce avukatla iş sahibi (müvekkil) arasında aksi yazılı sözleşme hükmü bulunması halini içeren istisnai durum ortadan kaldırılarak her halükarda mahkemenin tarife kararına istinaden haksız çıkan tarafa yükletilecek vekâlet ücretinin diğer taraf avukatına ait olduğu hükme bağlanmıştır. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında düzenlenen ücret sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin, sadece "Akgün Yazılım Paz. Ve Tic. Ltd. Şti" aleyhine açılacak akdin ifası davası işi için olduğu, bu işle ilgili olsa dahi bundan doğacak herhangi bir başka işi kapsamına almayacağı, bu işle ilgili uyuşmazlıklar ve kovuşturma işlemi çıkması halinde avukata ayrıca ücret ödenmesi gerekeceği kararlaştırılmıştır. Bu durumda avukata verilen işin sadece mezkûr açılacak davaya ait olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Buna göre verilen iş, icra safhasını kapsamadığını kabul etmek gerekir. Ayrıca davalı taraf davacı avukatı azletmemiş gönderdiği ihbarname ile sadece açılan dava dolayısıyla icra takibi yapmamasını istemiştir. Davacıya gönderilen ihtar azil mahiyetinde değildir. Davacı avukatın davalı namına takip ettiği davada tüm yasa yolları tüketilip henüz karar kesinleşmeden vekillikten istifası haksız bir istifadır. Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesine göre de "üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez. Bu nedenlerle, mahkemece davanın olduğu benimsenen direnme kararının onanması gerekmiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, bir kısım üyelerce; Özel Daire bozma gerekçelerinin yerinde olduğu, davacı avukatın ilamın icrasına ilişkin yetkisinin elinden alınmasının aynı zamanda ahzu kabz yetkisinden azil niteliğinde bulunduğu, aksi düşünülse bile bu davranışın davacı yönünden güven ilişkisini sarsıcı nitelikte ve haklı istifa nedeni olduğu, yerel mahkemenin direnme kararının bu nedenle usul ve yasaya uygun olmadığı ileri sürülmüş ise de Hukuk Genel Kurulu'nun çoğunluğunca bu görüş benimsenmemiştir. SONUÇ: Davacının temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 18.09.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Davacı avukat, davalı şirket ile aralarında dava açma ve icra takibi yapmak üzere vekalet sözleşmesi düzenlendiğini ve noterden de vekaletname verildiğini, akabinde dava dışı şirket aleyhine akdin aynen ifasını temin amacıyla Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2003/568 esas sayılı dosyasında dava açtığını, davada zararın 207.000 TL olarak belirlenmesine rağmen ıslah ile 107.000 TL.nin tahsili için ıslah dilekçesi verdiğini ve mahkemece bu miktara hükmedildiğini, ilamın yazılması aşamasında davalının ilamın icraya konulmaması açısından talepte bulunduğunu, bu durumda kendisinin de güven sarsıcı bu davranış nedeniyle 12.11.2009 tarihinde istifa ettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmıştır Davalı ise, sözleşmenin sadece akdin ifası davası açılması için yapıldığını ve vekaletin bu amaçla verildiğini, icra takibi yapmak üzere yetki vermediğini, davacıya gönderilen ihtarnamede de alınan ilamın icra takibine konu edilmemesinin istendiğini, azilden sözedilmediğini, davacının açmış olduğu dava ile ilgili ücreti aldığını, karşı taraf ile aynı sektörde iş yaptıkları için iyi niyetli olarak alacaklarını haricen almak istediklerini, kalan 5.000 TL.nin ödenmeyeceğine ilişkin bir düşünceleri olmadığını, vekilin haksız istifa ettiğini, bizzat hazırlamış olduğu sözleşmede kendi isteğine göre iş konusunun belirlendiğini, dava sırasında karşı tarafın itirazı sonucu dava değerini 107.000 TL olarak ıslah ettiğini savunmuştur. Mahkemece, davanın reddine dair verilen hüküm dairemizce onanmış, karar düzeltme aşamasında ise oy çokluğuyla bozulmuştur. Uyuşmazlık, davacı avukatın istifasının haklı olup olmadığı ve bu durumda icra takibi ile alacağı ücretini hak edip etmediği konusunda toplanmaktadır. Öncelikle, imzalanan sözleşmeden sözetmek ve vekalet ilişkisinin niteliğinden bahsetmek gerekmektedir. Davacı, ile davalı arasında düzenlenen vekalet sözleşmesi 19.12.2002 tarihini taşımakta olup, sözleşmenin konusu “dava dışı” Akgün Yazılım Paz. Ve Tic. Ltd. Şti aleyhine açılacak akdin ifası davasıdır. Sözleşmenin 1.maddesi uyarınca ücret kararlaştırılmış, 2.maddesinde ise kararlaştırılan ücretin sadece bu iş için olduğu, başkaca uyuşmazlıklar ve kovuşturma işleri çıkması halinde ayrı ücret ödeneceği vurgulanmıştır. Noterde düzenlenen vekaletnamede ise icra takibi yapmaya yetki verildiği de anlaşılmaktadır. 1136 sayılı Avukatlık Yasasının 174.maddesi uyarınca avukatın haklı olarak azledilmesi ya da haksız olarak istifası halinde ücret isteyemeyeceği anlaşılmakla birlikte azil ya da istifa tarihine kadar bitmiş iş var ise bunlardan ücret alacağı kabul edilmektedir. Dairemiz uzun süredir bu yönde uygulama yapmaktadır. Şayet avukatın azli haksız ya da istifa haklı ise avukat ücretin tamamına hak kazanmaktadır. Öyleyse, öncelikle somut olayda  istifanın haklı olup olmadığı üzerinde durulmalı ve haklı istifa ettiği anlaşılırsa ücretin tamamına hükmedilmelidir. Ücretin kapsamının belirlenmesinde ise hem taraflar arasında imzalanan sözleşmeye bakılmalı, hem de yasa hükümleri göz ardı edilmemelidir. Davacı avukat, icra takibi yapılmaması konusunda talimat verildiğini ancak bu durumda güven ilişkisinin sarsıldığını ve hapis hakkını kullanmasına engel olduğunu bildirmiştir. Vekalet sözleşmesinin niteliği ve hapis hakkı üzerinde durularak avukatın istifasının haklı olup olmadığı tartışılmalıdır. Vekalet sözleşmesi gerek 818 Sayılı Borçlar Kanununda gerekse 6098  sayılı Türk Borçlar kanununda düzenlenmiş ve temel kanun içerisinde yer almıştır. Ancak, Hukuki yardım amacıyla vekil ile müvekkil arasındaki ilişki 1136 Sayılı Avukatlık Yasası ile düzenlenmiştir. Gerek Borçlar kanunu gerek Türk Borçlar Kanunu gerekse Avukatlık Yasası birbirine paralel hükümler içermektedir.6098 Sayılı Türk Borçlar kanunu ile getirilen en önemli değişiklik BK.nun  321. Maddesine yapılan atıfın  kaldırılmış olması ve objektif bir kıstas getirilerek özen borcunun belirlenmesinde benzer alanlardaki iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin davranışı kabul edilmiştir. 1136 Sayılı Avukatlık Kanunun 34. Maddesinde ise, avukatların, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanını gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğinin getirdiği meslek kurallarına uymak zorunda olduğu belirtilmiştir. Vekalet sözleşmesi tüm iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme türüdür. Ne var ki, iş görme ediminin karşılığını, müvekkilin vekile ücret ödeme borcu oluşturur ve her iki edimde asli edim niteliğini taşır. Bu sözleşmenin önemli bir özelliği de (sürekli borç doğuran) bir sözleşme olmasıdır. Doktrinde bu husus tartışmalı olmakla birlikte genellikle  sürekli bir ilişki söz konusudur. Kaldı ki, olayımızda mahkemeden alınan ilamın infazının icra kararıyla yapılacağı muhtemeldir. Haricen ilamın infazı uygulamada pek rastlanılmayan ve genellikle devlete ödenmesi harç, vergi vs. giderlerin azaltılması amaçlanmaktadır. Bazen de vekalet ücreti ödenmemesi için haricen tahsilat yapılmaktadır. Bu husus tespit edilirse A.K.nun 165.maddesi uyarınca hem müvekkil hemde hasım müteselsil sorumludur.Nitekim davalı şirket alacağını haricen tahsil etme yönünde girişimleri olduğunu bildirmiştir. Bu durumda Avukatın ücretinin tamamının ödenmesi gerekir. İlamın infazı aşamasında Avukat Kanunu 166/1.maddesi “Avukat, müvekkili tarafından verilen veya onun namına aldığı malları parayı ve diğer her türlü kıymetleri, avukatlık ücreti ve giderin ödenmesine kadar, kendi alacağı nisbetinde elinde tutabilir.” Hükmü  uyarınca ücret alacağı için hapis hakkını kullanabilecektir. Aksi halde ücretini alabilmek için takip ve dava süreci başlatmak zorundadır. İlamın icrası için yetki vermediğini, davalı taraf savunmuşsa da, verilen vekaletnamede icra takibi yetkisi de bulunmaktadır. Takip yapılmaması yönünde davacı avukatın bir çekincesi olamaz. Zira süresinde takip yapmadığı için hakkında dava  açılabileceği ve tazminata mahkum edileceği de unutulmamalıdır. Bir an için davalı şirketin talimatıyla zaten takip yapması gerekmez ise de, hapis hakkının engellenmesi niteliği taşıyan bu talimat avukatın haklı olarak istifa etmesine neden olmuştur. Vekalet sözleşmesinin diğer bir özelliği de, güven unsurudur. Bu konuda pek çok makale olmakla birlikte (Vekalet Sözleşmesinde Ücret-Yrd.Doç.Dr.Türker Yalçınduran, 2.baskı Yetkin Yayınları eserinin 246.sayfasında vurgulandığı üzere) “vekalet sözleşmesi karşılıklı güvene dayalı bir sözleşme olup, güven sözleşmenin önemli bir özelliğini taşır. Bu nedenle taraflardan her biri sözleşmeyi her zaman feshedebilir” denilmekte ve bu hususta vurgu yapılmaktadır. Güven var ise, sözleşme devam eder, güven ilişkisi sarsılmış ise artık istifanın haklı olduğu kabul görmelidir. Bu olayda da, vekil eden şirket ilamın icraya konulmaması için talimat verdiğine göre artık güven ilişkisinin sarsıldığı düşünmelidir. Nasıl ki, ahzu kabza yetkisi alınan avukatın istifası haklı kabul ediliyor ise (Dairemizin uygulamaları bu yöndedir.) icra, talimatla engellenmesi de güven ilişkisini zedeler. Müvekkilin burada ücreti ödeyeceğini garanti etmesi ya da depo etmesi gereklidir. Bu nedenle istifa haklıdır ve davacı ücrete hak kazanmıştır. Diğer bir konuda, bu hususta sözleşmede bu konuda bir düzenleme bulunmadığı iddiasıdır. Sözleşmede icra takibi yapılacağı yönünde bir düzenleme yok ise de, takip yapılmayacağı yönünde de bu kararlaştırma bulunmamaktadır. Vekilin görevini sonuna kadar sürdürme borcu mevcuttur Vekil aldığı işi sonuna kadar takip mecburiyetindedir.  Kaldı ki, açılan  akdin aynen ifası davası ıslahla tazminat alacağına dönüşmüş ve 107.000 TL.ye hükmedilmiştir. Kararın daha sonra bozulmasının bir önemi yoktur. Zira para alacaklarında ilamın kesinleşmesi gerekmez. Sözleşmede kalan 5.000 TL’nin ödenmesi kesinleşmesi şartına da bağlanmamıştır. Davanın kazanılması yeterlidir.  Davalı taraf, bu davada akdin aynen ifası davasının alacak davasına dönüşmesine ses çıkarmamış ve hatta alacağını haricen tahsil etme girişiminden söz etmiştir. Öyle olunca, ilamın infazı için ayrı ücret alacağı doğmuştur. Sözleşme olmasa bile yani sadece vekaletname ile dava takip edilseydi dahi icra aşaması için ayrı ücret alacağı doğacaktı. Sözleşmenin 2.maddesinin avukatın aleyhine yorumlanması da bu açıdan doğru değildir. Bütün bunlardan ayrı olarak ilamda  hasma tahmil olunan ücret yönünden avukatın hakketti ücretin tahsili de zorlaşmıştır.  Bu nedenle sayın çoğunluğun onama yönündeki kararına katılamıyoruz.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/7354, K. 2022/2510Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2021/7354 E.  ,  2022/2510 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında birleştirilerek görülen alacak davalarının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davaların kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı asıl davada; davalının kendisini vekaletname ile yetkilendirdiğini, Serik 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/199 Esas ve 2013/287 Esas sayılı, Serik 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/383 Esas ve 2008/617 Esas sayılı, Serik 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/524 Esas ve 2009/228 Esas sayılı dosyalarında vekilliğini üstlendiği davalının kendisini haksız olarak azlettiğini, doğmuş hak ve alacaklarını tahsil etmesini önleyerek kendisini haksız şekilde zarara uğrattığını, dosyalar için yaptığı masrafların kendisine ödenmediğini iddia ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 100 TL masraf alacağının ve haksız azil nedeniyle ücretin tamamına hak kazandığından davalı adına takip ettiği davalar sebebiyle doğmuş akdi ve karşı yan vekalet ücretinin azil tarihi tarihine göre tespiti şimdilik 4.900 TL vekalet ücretinin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacı birleşen davada; davalının davacı sıfatına haiz olduğu Serik Kadastro Mahkemesinin 2010/91 Esas sayılı dosyası ve aynı dosya ile birleştirilmesine karar verilen 2010/176 E. sayılı dava vekilliğini üstlendiğini dava dosyaları için masraf yaptığını, haksız azledilmesi sebebiyle tam ücrete hak kazandığını iddia ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, masraf alacağı olarak 10TL'nin ve azil tarihi itibariyle hak ettiği akdi ve karşı yan vekalet ücretinin tespiti ile şimdilik 2.400 TL'nin yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı; davaların reddini istemiştir. Mahkemece; davaya bakmaya yetkili mahkemenin Antalya mahkemeleri olduğu gerekçesiyle verilen yetkisizlik kararı, davacının temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 06/12/2016 tarihli ve 2016/15821 E. 2016/22854 K. sayılı kararıyla, mahkemenin yetkili olduğu ve işin esasına girilerek karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuştur. Bozmaya uyan mahkemece; vekalet alacağına konu dosyalarda davacı avukatın görevi kötüye kullanma niteliğinde bir fiilinin yahut ihmalinin olmadığı, davalının davacı hakkında şikayetçi olduğu soruşturma dosyası yahut ceza davası bulunmadığı gibi bu yönde bir savunmasının da olmadığı, azlin haklı olduğuna dair delil sunulmadığı, haksız azledilen davacının vekalet ücretlerine hak kazandığı, görev yapılan ve davalı yönünden zorunlu dava arkadaşlığı bulunulan dosyalarda davacının davalıdan olan alacağının vekili olduğu kişi sayısına bölünerek bulunması gerektiği, bu doğrultuda alınan ek bilirkişi raporundaki hesaplamanın hüküm kurmaya elverişli bulunduğu gerekçesiyle; asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne, asıl davada 1.953 TL vekalet ücreti alacağı ile 45,71 TL masraf alacağınn, birleşen davada 2.020 TL vekalet alacağı ile 61,63 TL masraf alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davacı tarafça temyiz edilmiştir. Asıl ve birleşen dava, vekalet ücreti ile masraf alacağının tahsili talebine ilişkindir. Avukatın, vekil olarak borçları Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 505. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Vekil, müvekkiline karşı vekalet görevini sadakat ve özenle ifa etmekle yükümlü olup sadakat borcu gereği müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili 1136 Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesinde mevcut olan; “Avukatlar, görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, TBK’da düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilin vekilini azli haklıdır. Avukatlık Kanunu'nun 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azlin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil, avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre de haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık haksız azil edilen avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir. Avukatlık Kanunu'nun 164. maddesinin dördüncü fıkrasında; “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarının incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” hükmü düzenlenmiştir. Somut olayda; davacı, haksız azle dayalı olarak akdi vekalet ücreti ve karşı yan vekalet ücretinin tahsilini istemiş, davalı tarafça azlin haklı nedene dayandığı ispatlanamamıştır. Taraflar arasında akdedilmiş ücret sözleşmesi bulunmadığı dikkate alındığında, davacının vekalet ücreti alacağının Avukatlık Kanunu'nun 164/4 maddesi doğrultusunda hesaplanması gerekmektedir. Hal böyle olunca mahkemece; haksız azil sebebiyle vekilin tam ücrete hak kazanacağı gözetilerek, Avukatlık Kanunu'nun 164/4 maddesi uyarınca davacının davalının vekili olarak taraf olduğu davalarda payına düşen (menfaat) dava değeri üzerinden vekalet ücreti hesaplanması gerekirken, tüm dava değeri üzerinden hesaplanan vekalet ücretinin davadaki taraf sayısına bölünmesi suretiyle belirlenen bedelin vekalet ücreti alacağı olarak kabul edilmesi suretiyle yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle HUMK'nın 428. maddesi gereğince hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 21/03/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Avukatlık ücretinin kararlaştırılmadığı, yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı, sözleşmenin belirgin olmadığı veya ücrete ilişkin hükmün geçersiz sayıldığı durumlarda 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 164 f. 4 devreye girer. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde, asgari ücret tarifelerinin altında olmamak şartıyla davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasında bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 34 uyarınca avukatlar, görevlerini bu görevin kutsallığına yakışır biçimde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmekle yükümlüdür.

Mahkeme ilamında hükmedilen vekalet ücreti kime aittir?

1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 164 f. 5 uyarınca dava sonunda kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir ve iş sahibinin borcu nedeniyle haczedilemez veya takas edilemez. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 330 f. 1 gereğince ise vekalet ücreti mahkeme kararında taraf lehine hükme bağlanır.

İlam vekalet ücreti icra takibinde tebligat kime çıkarılır?

İcra takibinde karşı taraf vekili olarak mahkeme kararında yer alan avukat yazılır ve icra takibinde asıl olan kural tebligatın vekile yapılmasıdır.

İlam vekalet ücretinin takibinde icra dairesine hangi belgeler sunulur?

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 58 f. 3 uyarınca alacağın dayandığı belgenin aslı veya alacaklı ya da mümessili tarafından tasdik edilmiş, borçlu sayısından bir fazla örneğinin takip talebi anında icra dairesine verilmesi gerekir. Bu doğrultuda mahkeme ilamının onaylı örneği sunulmalı, takibe avukatın vekaletnamesi eklenmeli ve baro pulu yapıştırılmalıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu