HMK Madde 201 Senede Karşı Tanıkla İspat Yasağı ve İstisnaları

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 201 Senede Karşı Tanıkla İspat Yasağı ve İstisnaları

Medeni usul hukukunda ispat yükü, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi uyarınca aksine kanuni bir düzenleme bulunmadıkça hakkını dayandırdığı olguları ileri süren tarafa aittir. Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin değeri kanundaki parasal sınırı aştığında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200. maddesinin birinci fıkrası uyarınca senetle ispat edilmesi zorunludur. İşlemin miktar veya değerinin ödeme ya da borçtan kurtarma gibi sebeplerle kanuni sınırın altına düşmesi bu kuralı değiştirmemektedir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 200Kaynağı aç
MADDE 200- (1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir. Senede karşı tanıkla ispat yasağı
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
Madde 6 – Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. II. Resmî belgelerle ispat

6100 sayılı Kanun'un 201. maddesinde düzenlenen senede karşı tanıkla ispat yasağı gereğince, senede bağlı her çeşit iddiaya karşı savunma olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikteki hukuki işlemler tanıkla ispat olunamaz. İddia konusu işlem kanunda belirtilen parasal sınırdan daha az bir miktara ilişkin olsa dahi tanık deliline başvurulamaz; iddianın ancak aynı kuvvette bir belge veya kesin delille kanıtlanması gerekir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 201Kaynağı aç
MADDE 201- (1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz. Delil başlangıcı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/981, K. 2022/1945Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2021/981 E.  ,  2022/1945 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda … Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı istemi: 4. Davacı vekili, davalının müvekkiline ihtarname göndererek müvekkili tarafından işletilen … Restaurantta 01.08.2011-30.06.2012 tarihleri arasında aylık net 2.500TL ücretle çalıştığını, haftanın altı günü fazla mesai yaptığını, ücret, ihbar tazminatı ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kaydının yaptırılmaması sebebiyle alamadığı işsizlik maaşları toplamının 66.262,08TL olduğunu belirterek bu miktarın yedi iş günü içerisinde ödenmesini talep ettiğini, ancak olayın böyle gelişmediğini, davalının … adlı restauranta %50 ortak olduğunu, restaurantın açık kaldığı Ağustos 2011-Haziran 2012 tarihleri arasındaki on iki ay boyunca tarafların şifahi anlaşmasına göre restaurantın finansmanını müvekkilinin sağladığını, davalının 01.09.2011 başlangıç tarihli kira kontratından da anlaşılacağı üzere kontrata ve 60.000TL’lik teminat senedine kefil olarak imza attığını, tüm personelini düzenli olarak SGK’ya bildirdiğini, davalının işçi değil işletmenin ortağı olduğunu ileri sürerek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesinin Görevsizlik Kararları: 5. … Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.04.2013 tarihli ve 2013/266 E., 2013/228 K. sayılı kararı ile; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, dava dilekçesinin görev yönünden reddine, dosyanın görevli ve yetkili … asliye ticaret mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 6. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.06.2013 tarihli ve 2013/399 E., 2013/307 K. sayılı kararı ile; mahkemenin görevsizliği ile dava dilekçesinin reddine ve dosyanın … iş mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı : 7. … 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 02.09.2014 tarihli ve 2014/27918 E., 2014/24616 K. sayılı kararı ile; “…Davacı eldeki davada, davalı ile adi ortaklık oluşturarak birlikte lokanta işlettiklerini, aralarında işçi işveren ilişkisi bulunmadığını ileri sürerek davalının ihtarname ile talep ettiği işçilik hak ve alacaklarından dolayı borçlu olmadığının tesbitini talep etmekte olup, mahkemece iş mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş bulunmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki görev kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmeseler dahi mahkemece re'sen gözetilmesi gerekir. Görevli mahkemenin de terreddüte yer bırakmayacak maddi deliller ışığında belirlenmesi zorunludur. Dava konusu olayda, davalı davaya cevap vermediği gibi taraflar arasındaki ilişkinin mahiyeti hususunda yeterli araştırma ve incelemede yapılmamıştır. Oysa ki eksik inceleme ile karar vermesi olanaksızdır. Mahkemece tarafların arasındaki ilişkinin mahiyetinin ne olduğu hususunda taraflardan var olan delil ve karşı delilleri sorulup alınarak hasıl olacak sonuca göre görevli mahkemenin belirlenmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Davalı cevabı: 9. Bozma üzerine Mahkemece yapılan yargılamada davalıya dava dilekçesi tebliğ edilmiş olup, davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın görevsiz mahkemede açıldığını, görevli mahkemenin iş mahkemeleri olduğunu, müvekkilinin şirket ortağı olmadığını, ilgili restaurantta işçi olarak (işletme müdürü) çalıştığını, işçilik alacaklarının tazmini için … İş Mahkemesinin 2013/1359 E. sayılı dosya üzerinden dava açtıklarını ve dosyanın derdest olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı: 10. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 17.05.2019 tarihli ve 2014/1245 E., 2019/364 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında yazılı şekilde kurulmuş bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı, adi ortaklıkta yazılı sözleşmenin geçerlilik koşulu değil bir ispat aracı olduğu, eldeki davada ispat yükünün adi ortaklık sözleşmesinin varlığını iddia eden davacı tarafa düştüğü, her iki tarafın sundukları delil listeleri ile tanıklarını dinletmek istemeleri üzerine birbirlerinin tanık dinletme taleplerine ve tanık listesi sunmalarına karşı çıkmadıkları anlaşılmakla dinlenen davacı tanıklarının beyanları, dergi ve mecmualardaki ifadeler ile fotoğraflar ve davalının kefaleti hususunun taraflar arasındaki ilişkinin işçi-işveren ilişkisi değil adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu ispatladığı, bu sebeple davalının davacıya gönderdiği 01.04.2013 tarihli ihtarnameye istinaden davacının davalıya borçlu olmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı: 11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 12. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 24.09.2020 tarihli ve 2020/2761 E., 2020/4795 K. sayılı kararı ile; “…Temyize konu uyuşmazlık; taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesinin kurulup kurulmadığı noktasında toplanmaktadır. Kural olarak, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. (TMK m.6) Gerek doktrinde, gerek Yargıtay İçtihatlarında kabul edildiği üzere ispat yükü hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimse iddia ettiği olayı kanıtlaması gerekir. Adi ortaklık sözleşmesi, iki yada daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri bir sözleşme olup, adi ortaklık ilişkisi mutlaka sözleşme temeline dayanır. Adi ortaklık sözleşmesi yazılı yapılabileceği gibi sözlü de yapılabilir. Her ne kadar adi ortaklık ilişkisi her hangi bir şekle bağlı değilse de, bu kural geçerlilik şekli bakımından söz konusu olup, ihtilaf çıktığında adi ortaklık sözleşmesinin varlığını ispat yükü, adi ortaklık ilişkisinin varlığını iddia edene düşer. Adi ortaklıkta yazılı sözleşme, geçerlilik koşulu değil, bir ispat aracıdır. HMK'nın 200/1 maddesi gereğince; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri 2.500,00 TL'yi geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Sözü geçen maddenin 2.fıkrası gereğince, senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati halinde tanık dinlenebilir. Davacı, davalı ile adi ortaklık kurduklarına ilişkin tanık dinletmiş ve mahkemece tanık beyanları esas alınarak taraflar arasında sözlü bir adi ortaklık ilişkisi olduğu kabul edilmiş ise de; yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında davacı iddiasını usulüne uygun yasal delillerle kanıtlayamamıştır. Uyuşmazlığın miktarı itibari ile, davalı tarafın açık muvaffakatı bulunmaması nedeni ile tanık dinlenilmesi ve dinlenilen bu tanık beyanlarının hükme esas alınması mümkün değildir. Bu durumda davacı tarafın iddiasını ispat zımnında, "yemin" delili kalmaktadır, dosyanın incelenmesinden davacının dava dilekçesinde "yemin" deliline dayandığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca mahkemece; davacının davalı ile aralarında adi ortaklık bulunduğu iddiasını HMK'nın 200.maddesi kapsamında yazılı delille ispat edemediği kabul edilerek, davacıya, iddiasını ispat zımnında, adi ortaklığın varlığı hususunda davalıya yemin teklif etme hakkının kullandırılması ve yaptırılacak yeminin sonucuna göre ortaya çıkacak uygun hukuksal sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekirken, bu yön gözardı edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı görülmüş, bu husus bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 13. … Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.02.2021 tarihli ve 2021/17 E., 2021/120 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, adi ortaklık sözleşmesinin diğer sözleşmelerden farklı olduğu, bu nedenle klasik alacak haklarının ispatı bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 200/1. maddesinde öngörülen senetle ispat zorunluluğunun adi ortaklık sözleşmelerinde uygulanamayacağı, davacı tarafın yalnızca tanık deliline dayanmadığı, diğer delillerle de ispat yükünü karşıladığı, davacının sunduğu dergi ve mecmualardaki ifade ve fotoğrafların delil başlangıcı olarak kabul edilmesi ve bu hâlde tanık beyanlarına itibar edilmesi gerektiği, bu doğrultuda davacının dinletmiş olduğu tanıklar ve yazılı deliller ile adi ortaklık ilişkisini yani işçi-işveren ilişkisi bulunmadığını ispatladığı gerekçesiyle direnme kararı vermiştir. Direnme Kararının Temyizi: 14. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 15. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacının delil olarak sunduğu dergi, mecmua ve fotoğrafların delil başlangıcı olarak kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre tanık deliline dayanılıp dayanılamayacağı, davacıya yemin teklif etme hakkı kullandırılmadan taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesi bulunduğunun ispat edildiği yönündeki mahkeme kabulünün yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 16. Davacı, taraflar arasında adi ortaklık bulunduğunu iddia ettiğine göre öncelikle bu kavrama değinmekte fayda vardır. 17. Adi ortaklık, belli bir amacı gerçekleştirmek isteyen kimselerin bir araya gelerek oluşturdukları, ayrı bir kişiliği bulunmayan, kuruluş ve işleyişlerinde sıkı şekil kurallarına tabi olmamaları ve basit bir yapıya sahip bulunmaları nedeniyle uygulamada sıkça karşılaşılan özel borç ilişkisi mahiyetindeki birlikteliklerdir. 18. Adi ortaklığın tanımı yürürlük tarihi itibariyle somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 520. maddesinde şu şekilde yapılmıştır: “Şirket, bir akittir ki, onunla iki veya daha ziyade kimseler, saylerini ve mallarını müşterek bir gayeye erişmek için birleştirmeyi iltizam ederler”. 19. Benzer düzenleme içeren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 620. maddesi de: “Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi ortaklık sayılır” şeklindedir. 20. Adi ortaklık sözleşmelerinin tarafları için borç doğurucu niteliği, şahıs birliği olma yönündeki kurucu unsurundan daha ağır bastığı için borç doğuran sözleşmelerden sayılmakla birlikte, “karşılıklı borç doğuran sözleşme” olarak değerlendirilemez. Zira bu sözleşmelerde sadece ortakların katılma payı borçları arasında bir edimler birleşimi ilişkisi vardır (Yalman, Macit/Taylan, Erbay: Adi Ortaklık, … 1976, s. 19). Adi ortaklık karşılıklı borçları kapsayan bir sözleşme olmayıp, herkesin belli bir amaca ermek için birtakım borçlar altına girdiği ve fakat bu borçların birbirinin karşılığı olarak değerlendirilemeyeceği sözleşmelerdir. 21. Bu sözleşme ilişkisinde her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla (TBK m. 621/1) ve niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün kazançları aralarında paylaşmakla (TBK m. 622) yükümlüdür. 22. Adi ortaklığın yönetimi, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına sahiptir (TBK m. 625/1). 23. Adi ortaklığın, kuruluşu için belirli bir şekil şartı olmayıp sözlü veya ispat kolaylığı bakımından yazılı şekilde kurulabilmesi mümkündür. 24. Somut olayda, taraflar arasında yazılı şekilde kurulmuş bir ortaklık ilişkisi bulunmamaktadır. Adi ortaklığın varlığını davacı iddia ettiğine göre bu durumu ispat yükü de davacıya düşer. 25. Gelinen aşamada, ispat yükü kavramına değinmek gerekir. 26. İspat, bir olayın veya hukuksal durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen, ispat yükü üzerinde olan tarafın deliller vasıtasıyla yürüttüğü inandırma faaliyetidir. 27. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi gereğince ispat yükü, kanunda özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Karşı tarafın, iddianın gerçek olmadığı konusunda delil sunması ispat yükünü üzerine aldığı sonucunu doğurmaz (HMK m.191). 28. İspat yükü üzerine düşen taraf ancak ispata “elverişli” deliller ile iddiasının haklılığını kanıtlayabilir. Nitekim kanun koyucu HMK’nın 200. maddesinde belli miktarın üzerindeki uyuşmazlıklar yönünden bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukukî işlemlerinin senetle ispatını zorunlu kılmış olup bu miktar dâhilinde kalan bir alacağın takdiri bir delille ispatı mümkün olmayacaktır. 29. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 201. maddesinde "Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz" hükmü düzenlenmiştir. 30. Senede karşı ileri sürülen hukukî işlemlerin senetle ispatı zorunludur. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukukî işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. 31. Senetle ispat zorunluluğu sadece hukukî işlemler için geçerlidir. Hukukî işlem sayılmayan durumlar, takdirî delillerle ve özellikle tanıkla ispat edilebilir. Senetle ispat kuralının da istisnaları HMK’nın 203. maddesinde açıklanmıştır. Senedin alınmasının imkânsız olduğu hâllerde senetle ispat zorunluluğuna istisnalar getirilmiştir. 32. Senede karşı tanıkla ispat yasağının bir diğer istisnası ise tanıkla ispat hakkında taraflar arasında delil sözleşmesi olması hâlidir. Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 18.03.1959 tarihli ve 1958/18 E., 1959/21 K. sayılı kararına göre tanıkla ispatlama yasağı, yalan tanıklığı önleme ve davada tarafların çıkarlarını koruma amacına yönelik olduğundan, değeri belli miktarı aşan hukukî işlerin tanıkla kanıtlanması yasağına ilişkin ilkeler, kamu düzeni düşüncesiyle yasaya konulmuş hükümlerden olmadığından, tarafların açık muvafakatı ile tanık dinlenebilir. 33. Bir taraf senetle ispatı gereken bir hukukî işlemi tanık ile ispat etmek isterse, HMK’nın 200. maddesinde açıkça yazılı olduğu gibi, hâkim, tanıkla ispat edilmek istenen hukukî işlemin senetle ispat edilmesi gerektiğini, ancak muvafakat ederse tanık dinlenebileceğini karşı tarafa hatırlatmak zorundadır. Hâkimin yukarıdaki şekilde hatırlatması ve sorması üzerine karşı taraf tanık dinlenmesine muvafakat ettiğini açık bir şekilde mahkemeye bildirirse (aslında senetle ispatı gereken), o hukukî işlem tanık ile ispat edilebilir. Bu hâlde, aslında senetle ispatı gereken bir hususun tanıkla ispat edilebileceği hakkında, mahkeme önünde sözlü olarak bir delil sözleşmesi yapılmış olur. Aksi hâlde, diğer iki şart (karşı tarafın muvafakati ve bunun tutanağa geçirilerek karşı tarafa okunup imza ettirilmesi) tamam olsa bile, taraflar arasında tanık dinlenmesine ilişkin bir delil sözleşmesi yapılmış olmaz ve aslında senetle ispatı gereken o hukukî işlem hakkında tanık dinlenmez (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü Cilt III, 2001 Baskı, s. 2924-2925; Kuru, Baki/ Arslan Ramazan/ Yılmaz Ejder: Medeni Usul Hukuku, … 2014, 25. Baskı, s. 444). 34. Senetle ispat zorunluluğu yerine aslında “kesin delille ispat zorunluluğu” denilmesi daha doğrudur. Ancak, senet kesin delillerin en önemlisi olduğundan, bu “senetle ispat zorunluluğu” olarak ifade edilmektedir. Fakat, senetle ispat zorunluluğu hakkındaki açıklamaların, diğer kesin deliler için de geçerli olduğunu belirtmek gerekir. Senetle ispat zorunluluğu “tanıkla ispat yasağı” olarak da ifade edilir. Bunun da aslında “takdiri delille ispat yasağı” olması gerekir. Fakat tanık en çok başvurulan önemli bir takdiri delil olduğundan buna “tanıkla ispat yasağı” denilmektedir. Tanıkla ispatı yasak (kesin delille ispatı zorunlu) olan bir hukukî işlem, diğer takdirî delillerle de ispat edilemez. Senet (kesin delil) ile ispat zorunluluğuna ilişkin kanun hükümleri başka bir deyimle tanıkla ispat yasağı, kamu düzeni düşüncesiyle kanuna konulmuş değildir. Bu nedenle, bunun hilafına sözleşme (delil sözleşmesi) yapılabilir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 388-389). 35. Senet (kesin delil) ile ispatı gereken bir hukukî işlem, bunun hakkında bir delil başlangıcı varsa, tanıkla ispat edilebilir (HMK m. 202/1). 36. Delil başlangıcı, HMK’nın 202/2. maddesinde tarif edilmiştir: Buna göre; “Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya kendisine gönderilmiş belgedir.” 37. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 202. maddesi, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 292. maddesinden farklı olarak “yazılı delil başlangıcı” ibaresindeki, “yazılı” kelimesini benimsememiş ve “delil başlangıcı” ibaresini kullanmıştır. Bu sebeple, bir belgenin delil başlangıcı olabilmesi için, (artık) yazılı olması şart değildir. 38. Buna göre, bir belgenin delil başlangıcı sayılabilmesi için aşağıdaki iki şartın birlikte bulunması (gerçekleşmesi) gerekir. a) Bu belgenin aleyhine ileri sürülen tarafından verilmesi veya gönderilmesi (onun tarafından verilmesi) gerekir. Fakat, delil başlangıcı olan belgenin mutlaka karşı tarafa yöneltilmiş bir irade açıklamasını taşıyan bir belge olması gerekli değildir. b) Bu belge varlığı iddia edilen hukukî işlemi tam olarak ispata yeterli olmamakla beraber, o hukukî işlemin muhtemelen yapıldığını (onun varlığını) göstermelidir. 39. Bir hukukî işlem hakkında HMK’nın 202. maddesindeki şartlara uygun bir delil başlangıcı varsa o hukukî işlem hakkında tanık dinlenebilir. Böylece, delil başlangıcı, senetle ispat zorunluluğuna ilişkin kuralın istisnalarından biridir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 396-397). 40. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının, davalı ile arasındaki adi ortaklığı ispatlayabilmek amacıyla dosyaya sunduğu çeşitli fotoğraflar ve gazete manşetleri Mahkemece delil başlangıcı olarak kabul edilmiş ve tanık delili ile de desteklenmesi suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, anılan dergi, mecmua ve fotoğrafların, davalıdan sadır olmadıkları yani davalı tarafından verilen, gönderilen belgeler niteliğinde bulunmadıkları, bu şekilde yukarıda ayrıntısıyla açıklanan nitelikleri taşımadıkları açık olduğuna göre delil başlangıcı olarak kabul edilemezler. Davalının kira sözleşmesine kefaleti veya kefil sıfatıyla imzaladığı bazı bonolar da taraflar arasındaki adi ortaklığı ispata yarar mahiyette delil başlangıcı olarak değerlendirilemezler. 41. Bu durumda, dosyada delil başlangıcı bulunduğundan bahsedilemeyeceğine ve davalı tarafın tanık dinlenmesi hususunda açık muvafakatı bulunmadığına göre adi ortalığın ispatı açısından tanık dinlenmesi veya dinlenen tanık beyanlarına itibar edilmesi mümkün değildir. Taraflar arasındaki adi ortaklığın ispatı ancak kesin delillerle mümkün olduğundan, davacıya yemin teklif etme hakkı kullandırılmadan taraflar arasında adi ortaklık sözleşmesi bulunduğunun ispat edildiği yönündeki mahkeme kararı yerinde değildir. 42. Diğer taraftan, dava tarihi 11.04.2013 olduğu hâlde direnme kararının başlık kısmında 23.10.2014 olarak hatalı yazılmış ise de bu durum mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. 43. Hâl böyle olunca; Mahkemece Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 44. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.12.2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/600, K. 2015/2631Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2015/600 E.  ,  2015/2631 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BURSA 2. AİLE MAHKEMESİ TARİHİ : 19/11/2013 NUMARASI : 2012/316-2013/909 Taraflar arasındaki ziynet ve çeyiz senedinden kaynaklanan alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 19.10.2010 tarihinde boşandıklarını, 22/09/1991 tarihli çeyiz senedine konu çeyiz eşyası ile 300 gram 22 ayar altının çeyiz olarak getirildiğini, senette boşanma halinde senedin işleme konacağı ve rayiç bedeller üzerinden ödeme yapılacağının hükme bağlandığını belirterek, senette belirtilen çeyiz ve ziynet eşyalarının rayiç bedeli olan 35.000,00.TL'nin dava tarihinden itibaren faizi ile davalılardan alınarak, müvekkiline verilmesini talep etmiştir. Davalı beyanında; 22/09/1991 tarihli çeyiz senedinin doğru olduğunu, senet altında bulunan imzanın tarafına ait olduğunu; evden ayrılırken eşyaların müşterek hanede kaldığını ileri sürerek, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Türk Medeni Kanunu'nun 6.maddesi uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını kanıtlamakla yükümlüdür. Ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (HMK.md.190) Sözleşme hukuku kurallarına göre; davalı, iade edilmemek üzere söz konusu ziynet eşyalarının kendisine verildiğini kanıtlamadıkça iade ve tazmin ile mükelleftir. (HGK'nun 28.01.2004 tarih ve 2004/13-73 E.-2004/29 sayılı kararı) Somut olayda; davacı taleplerini, taraflarca ve tanıklarca imzalanan 22.09.1991 tarihli çeyiz senedine dayandırmış olup, davalıda bu belgeyi teslim alan sıfatıyla imzalamıştır. 6100 sayılı HMK’nun 201.maddesi hükmü uyarınca (1086 sayılı HUMK’nın 290 md.) senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin tanıkla ispatı mümkün olmayıp, ancak aynı kuvvette bir belge ile kanıtlanması gerekir. Bu durumda, 22.09.1991 tarihli çeyiz senedini teslim alan sıfatıyla imzalayan davalı, çeyiz senedinde belirtilen eşyaları davacıya teslim ettiğine dair bir belge dosyaya ibraz etmediği müddetçe, çeyiz eşyalarını davacıya teslim borcundan kurtulamayacaktır. Olayımızda, ispat yükü davalı tarafa düşmekte olup, davalı çeyiz ve ziynetlerin davacı tarafa iade edildiğini kanıtlayamamıştır. Hal böyleyken mahkemece, davalı aleyhine açılan ziynet ve çeyiz eşyalarına yönelik davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin yanılgılı değerlendirilmesi sonucunda yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup, bu husus bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 19.02.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/15722, K. 2016/8856Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2015/15722 E.  ,  2016/8856 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili olan davacının, kendisine ait dubleks villayı, davalıya tapu yolu ile devrettiğini, taraflar arasında düzenlenmiş bulunan sözleşme gereğince devri yapılan taşınmazın hacizlerinin kaldırılarak satılması halinde davalının, alacağı olan 190.000 TL'yi alarak fazlasını davacıya iade edeceğini, sözleşme gereğince devir işlerinin yapıldığı ve hacizlerin kaldırılarak, davalı tarafça taşınmazın 220.000 TL'ye satıldığı halde sözleşmeye göre davacıya iade edilmesi gereken 30.000 TL'nin iade edilmediğini beyan ederek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000 TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının sözleşmede belirtilen edimlerini yerine getirmediğini, sözleşme gereği davacı tarafa 31.08.2006 tarihine kadar taşınmazı satması için süre verildiği halde, bu süre sonuna kadar taşınmazı satmadığı gibi, satılmasına da engel olduğunu, davacıya verilen sürenin dolmasından itibaren 6 ay sonra, taşınmazın davalı tarafından 140.000 Dolar bedel ile satıldığını, taşınmaz için pek çok masraf yaptığını, bu nedenle de zarara uğradığını beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini dilemiştir. Mahkemece; ıslah edilmiş davanın kısmen kabulü ile, 6008,94 TL'nin 17.12.2010 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, verilen bu hüküm süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle, ispat hukuku yönünden geçerli kuralların neler olduğu ve bu kuralların somut olayda tarafların kardeş olmaları nedeniyle, ne şekilde uygulanması gerektiği irdelenmelidir; HMK'nun 200. maddesinde, miktar ve değeri belli bir miktarın üzerinde olan hukuki işlemlerin senetle ispat edilmesi gerektiği, aynı kanunun 201. maddesinde de, senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin tanıkla ispat edilemeyeceği hüküm altına alınmış, yine aynı kanunun 203. maddesinde de, senetle ispat zorunluluğunun istisnaları belirtilmiştir. ./.. -2- Kardeşler arasındaki hukuki işlemler, miktar ve değerine bakılmaksızın tanıkla ispat edilebilir. Yakın hısımlar arasındaki bir hukuki işlem senede bağlanmış ise, bu senede karşı ileri sürülecek savunmalar tanıkla ispat edilemez ancak senet ile ispat edilebilir. Senedin taraflarının mirasçıları(küllü halefiyet nedeniyle) kural olarak taraf kavramına dahildir. Bu nedenle, mirasçı, mirasbırakanın taraf bulunduğu bir senede karşı ileri sürdüğü iddiayı tanıkla ispat edemez. Ancak, senet ile ispat edebilir. Senetle ispatı gereken hususlarda karşı tarafın açık muvafakati halinde tanık dinlenebilir. Bu ilkeler ışığında, somut olaya dönecek olursak; eldeki davada taraflar kardeş iseler de, davacı ve davalının aralarında gerçekleşen ve de dava konusu olayı teşkil eden ilişkiyi yazılı bir sözleşme ile düzenledikleri, yazılı bir belgeye bağlanmış ilişkinin, tanık ile ispat edilemeyeceği, kaldı ki, davacı tarafın ispat etmek istediği hukuki ilişkinin davacı ve davalı arasında olmayıp, davalı ile 3. kişi arasında bulunduğu, bu nedenlerle eldeki davada tanık dinlenmesinin mümkün bulunmadığı anlaşılmıştır. Hal böyle olunca, mahkemece; dava konusu taşınmazın gerçek satış bedelinin, bilirkişi raporunda davalının kabul ettiği satış bedelinin altında olması nedeni ile, davalı tarafın cevap dilekçesinde 3.kişiye satış bedeli olarak bildirdiği bedel esas alınmak suretiyle yapılacak hesaplama neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yukarıdaki ilkelere aykırı, taşınmazın satış bedeline ilişkin tanık beyanları esas alınmak suretiyle hüküm tesis edilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 02.06.2016 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) … ./.. -3- KARŞI OY Davada; kardeş olan taraflar arasında, davacıya ait taşınmaz üzerindeki hacizlerin davalı tarafından kaldırılarak taşınmazın satılması, satım bedelinin davalının toplam alacağı 190.000 TL'yi aşması halinde fazlasının iade edilmesi hususunda sözleşme imzalanmasına ve davalı tarafça taşınmazın 155.00 USD'ye (yaklaşık olarak 220.000 TL'ye) satılmış olmasına rağmen; bakiyesi olan 30.000 TL'nin davacıya iade edilmediği ileri sürülerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 10.000 TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istenilmiştir. Davalı taraf; sözleşmeyi ve içeriğini kabul etmekle birlikte, taşınmazın iddia edildiği gibi 155.000 USD'ye değil, 140.000 USD'ye satıldığını; ayrıca, masrafları olduğunu belirterek; davanın reddini istemiştir. Mahkemece; “… tapu kaydına, tanık beyanlarına, keşfe, taraflar adına verilen dilekçelerin içeriklerine ve veren taraf yönünden etkisine, taraflar arasında ihtilafsız olan sözleşme içeriğine, bilirkişi rapor ve ek raporuna ve tüm dosya kapsamına göre dava konusu taşınmazın 153.000 USD bedelle satılmış olduğu ve bunun satış tarihindeki karşılığının 211.855,10 TL olup, bu miktardan sözleşme gereği 190.000 TL mahsup edildiğinde kalan miktarın 21.859.10 TL olduğu ve bundan da davalının sözleşme nedeniyle davacı adına yaptığı ödeme ve masraflar düşüldüğünde kalan miktarın 16.008.94 TL olduğu ve bundan da yukarıda açıklanan eşya bedeli 10.000 TL mahsup edildiğinde taraflar arasındaki ihtilafsız sözleşme ve buna bağlı ilişkiler bütününe göre davalı tarafın sebepsiz zenginleşip davacıya iade etmesi gereken bedelin 6.008.94 TL olduğu, gerekçesiyle” ıslah edilmiş davanın kısmen kabulü ile 6.008,94 TL'nin 17.12.2010 dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm taraf vekillerince süresinde temyiz edilmiştir. Dairemizce yapılan temyiz incelemesi sonucunda, çoğunluk görüşü ile; dava konusu uyuşmazlıkta tanık dinlenemeyeceği zira, tarafların kardeş olmalarına rağmen dava konusu olayı teşkil eden ilişkiyi yazılı bir sözleşme ile düzenledikleri, yazılı bir belgeye bağlanmış ilişkinin tanık ile ispat edilemeyeceği; kaldı ki, davacı tarafın ispat etmek istediği hukuki ilişkinin davacı ve davalı arasında olmayıp, davalı ile 3. kişi arasında bulunduğu, bu nedenlerle eldeki davada tanık dinlenilmesinin mümkün bulunmadığı belirtilerek; davalının satış bedeli olarak bildirdiği bedel esas alınmak suretiyle yapılacak hesaplamaya göre karar verilmesinin gerektiğinden bahisle, mahkeme kararı bozulmuştur. ./.. -4- Tarafların kardeş oldukları ve üzerinde hacizler bulunan davacıya ait taşınmazın davalı tarafından hacizlerin kaldırılmasından sonra satılması hususunda yazılı anlaşma yapıldığı ve anlaşma gereğince davanın konusunu teşkil eden taşınmazın satıldığı hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, sözleşmeye konu taşınmazın, davalı tarafından dava dışı kişiye satılması sonucu elde edilen paranın miktarına ilişkin bulunmaktadır. Davacı, taşınmazın resmi senette satış bedeli olarak gösterilen miktarla satılmadığını, gerçekte 155.000 USD bedelle satıldığını iddia etmektedir. Dolayısıyla, davacı, davalı ile satın alan kişi arasında muvazaalı işlem yapıldığını ileri sürmektedir. HMK.'nun 203. maddesinde; senetle ispat zorunluluğunun istisnaları sayılmış bulunmaktadır. Maddenin (d) bendine göre; “ Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa (TBK m.19) iddiaları ile ilgili olarak tanık dinlenebilir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, yukarıda da açıklandığı üzere; davalının dava dışı kişi ile yaptığı taşınmaz satışında (muvazalı olarak) bedelin düşük gösterildiği, gerçek bedelin farklı olduğu iddiasına dayalıdır. Davacı, bu hukuki ilişkide 3. kişi konumundadır. Üçüncü kişiler muvazaa iddiasını tanık da dahil olmak üzere her türlü delille ispat edebilirler. Esasen, üçüncü kişiye, tarafı olmadığı bir sözleşmedeki muvazaa olgusunun yazılı delille kanıtlama yükümü getirilmesine hukuken olanak da yoktur. (Hukuk Genel Kurulu'nun 02.10.2002 gün ve … K: 2012/618 sayılı ilamları). Bu nedenle, davacı gerçek satış bedelinin miktarını tanıkla ispatlayabilir. Davacı taraf, bu amaçla taşınmazı satın alan kişiyi tanık olarak dinletmiş bulunmaktadır. Tanık yeminli beyanında, taşınmazı 155.000 USD'ye satın aldığını ifade etmiştir. Bu durumda, mahkemece; tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bizce, usul ve yasaya uygun bulunan mahkeme kararın onanması gerekmektedir. Açıkladığımız gerekçelerle, çoğunluğun bozma gerekçelerine katılmadığımıza ilişkin karşı oyumuzdur. 02.06.2016

Senetle İspat Kuralının Kapsamı ve Hukuki İşlem Niteliği

Senetle ispat zorunluluğu münhasıran hukuki işlemler için geçerlidir. Hukuki işlem niteliğinde sayılmayan durumlar ve fiiller takdiri delillerle ve özellikle tanık deliliyle kanıtlanabilir. Bu nedenle uyuşmazlığa konu iddianın senede bağlanmış bir hukuki işlemi değiştirmeye veya ortadan kaldırmaya yönelik bir irade açıklaması mı, yoksa hukuki işlem sayılmayan bir olgu mu olduğunun değerlendirilmesi ispat kurallarının tespiti açısından belirleyicidir.

Senede Karşı İleri Sürülebilecek Kesin Deliller ve İspat Usulü

Senede karşı ispat zorunluluğu kesin delillerle ispat mecburiyetini ifade eder. Senede bağlı bir hukuki işlemin aksini ispatlamakla yükümlü olan taraf, iddiasını senedin yanı sıra ikrar, yemin ve kesin hüküm gibi diğer kesin delillerle de ortaya koyabilir. Örneğin yazılı bir sözleşmede satış bedelinin peşin olarak ödendiğinin belirtilmesi karşısında bu bedelin başka bir alacağa mahsup edildiği savunması kesin delille kanıtlanmalıdır.

Tapu sicilinde resmi senet tanzim edilerek devredilen taşınmazlarda satış bedelinin ödenmediği iddiası da resmi senet karşısında kesin delille ispatlanmak zorundadır. Bu tür bir uyuşmazlıkta iddiasını kanıtlayacak yazılı belge sunamayan tarafın delil listesinde yemin deliline dayanmış olması durumunda, mahkemece ilgili tarafa yemin teklif etme hakkı hatırlatılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.

Yazılı bir sözleşmede hesap kapatılmadan teslimin yapılmayacağı açıkça belirtilmiş ve ardından resmi devir gerçekleştirilmişse bedelin ödendiği yönünde hukuki bir fiili karine kabul edilir. 6100 sayılı Kanun'un 201. maddesi uyarınca bu karinenin aksini savunan taraf, bedelin ödenmediğini veya devrin şarta bağlı kaldığını yazılı delille kanıtlamakla yükümlüdür. Benzer şekilde bir teslim belgesi veya çeyiz senedi ile teslim alındığı tevsik edilen eşyaların iade edildiği savunması da belgeyle ispat edilmedikçe borç devam eder; eşyaların iade edildiği tanıkla kanıtlanamaz.

Kambiyo Senetlerine Karşı Savunmalar

6100 sayılı Kanun'un 201. maddesi kapsamında kambiyo senetlerine karşı ileri sürülen savunmalar senede karşı tanıkla ispat yasağının temel uygulama alanlarındandır. Bononun açığa imza atılarak teminat amacıyla verildiği, anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu veya bedelsiz kaldığı yönündeki iddialar borçlu veya keşideci tarafından tanıkla değil, ancak yazılı delille kanıtlanabilir.

Kira Sözleşmelerinde Anahtar Teslimi ve Tahliyenin İspatı

Kira ilişkisinde kiralananın tahliye edildiğinin ve kiracının iade borcunu yerine getirdiğinin kabulü için mecurun fiilen boşaltılması yeterli olmayıp anahtarın da kiralayana teslim edilmesi şarttır. Tahliye tarihinin çekişmeli olması halinde kiralananın fiilen boşaltıldığını ve anahtarın kiralayana verildiğini ispat yükü kiracıya aittir.

Anahtarın teslimi hukuki işlem içerisinde yer alan bir maddi vakıa olmakla birlikte sözleşmenin feshine yönelik hukuki sonuç doğurur. Yıllık kira bedeli senetle ispat sınırının üzerindeyse ve kiralayanın açık muvafakati bulunmuyorsa bu husus kiracı tarafından tanıkla ispatlanamaz; feshin ve teslimin yazılı delille ortaya konulması gerekir. İddiasını yazılı belgeyle kanıtlayamayan kiracının delil listesinde yasal deliller ifadesine yer verilmiş olması bu ibare yemin delilini de kapsadığından mahkemece kiracıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılmasını gerektirir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2016/5039, K. 2016/4386Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2016/5039 E.  ,  2016/4386 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : İtirazın iptali-Alacak Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali-alacak davasına dair karar, davalı-karşı davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Asıl dava, erken fesih nedeniyle makul süre kirası için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ve % 20 tazminat istemine, karşı dava faydalı gider alacağı istemine ilişkindir. Mahkemece, asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiş, hüküm davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1- Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre temyiz eden davalı-karşı davacının karşı davaya ilişkin tüm, asıl davaya ilişkin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. Asıl davacı vekili dava dilekçesinde, davalı – karşı davacı kiracının taraflar arasındaki kira sözleşmesini süresinden önce feshettiğini, sözleşmede makul süre kirasının 4 ay olarak belirlendiğini davalı -karşı davacının 2014 yılı Ocak ve Nisan ayları arası 4 aylık kira bedelini peşin ödediğini, davalı-karşı davacının 13.03.2014 tarihinde sözleşmeyi feshettiğini bu nedenle 2014 yılı Temmuz ayı dahil kira bedellerinden sorumlu olduğunu, 18.04.2014 tarihinde başlattıkları icra takibi ile 2014 yılı Mayıs, Haziran ve Temmuz ayları kira bedellerini istediklerini, davalı- karşı davacının itiraz ettiğini belirterek itirazın iptali isteminde bulunmuştur. Davalı -karşı davacı feshin haklı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş, mahkemece asıl davada istem gibi karar verilmiştir. Kiralananın tahliye edildiğinin (kiracının kiralananı iade borcunu yerine getirdiğinin) kabul edilebilmesi için, kiralananın fiilen boşaltılması yeterli değildir. Anahtarın da kiralayana teslim edilmesi gerekir. Kiracının bildirdiği tahliye tarihinin kiralayan tarafından kabul edilmemesi; başka bir ifadeyle, tahliye tarihinin taraflar arasında çekişmeli olması halinde; kiralananın fiilen boşaltıldığını ve anahtarın teslim edildiğini, böylece kira ilişkisinin kendisince ileri sürülen tarihte hukuken sona erdirildiğini kanıtlama yükümlülüğü, kiracıya aittir. Kiracı, kiralananı kendisinin ileri sürdüğü tarihte tahliye ettiğini ispatlayamazsa, kiralayanın bildirdiği tahliye tarihine itibar olunmalıdır. Anahtarın kiralayana teslimi, hukuki işlemin içerisinde yer alan bir maddi vakıa olmakla birlikte, sözleşmenin feshine yönelik bir hukuki sonuç doğurduğundan, bunun ne şekilde ispat edileceği hususu, yıllık kira bedelinin tutarı esas alınmak suretiyle, HMK'nın 200 ve 201.maddeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Eş söyleyişle, yıllık kira bedelinin tutarı senetle ispat sınırının üzerindeyse ve kiralayanın açık muvafakati yoksa bu yön kiracı tarafından ancak yazılı delille ispatlanabilir; tanık dinlenemez. Kiralayan anahtarı almaktan kaçınırsa, kiracının yapması gereken, mahkemeden bu yolda tevdi mahalli tayinini isteyip, tayin edilecek yere anahtarı teslim etmek ve durumu kiralayana bildirmektir. Kiracının kiralananı iade borcu, ancak bu şekilde, durumun kiralayana bildirildiği tarihte son bulur. Aksi takdirde, kiracının, kira parasını ödemek de dahil olmak üzere, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri devam eder. Taraflar arasında 01.01.2014 başlangıç tarihli, yedi yıl süreli, aylık 27.000 TL bedelli, kira sözleşmesi konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sözleşmeye göre kiralanan eğitim binası olarak kullanılacaktır. Sözleşmenin 1.2. maddesinde '' Kira akdinin hitamından önce kiracı 4 ay öncesinden yazılı olarak haber vermek kaydı ile herhangi bir tazminat ödeme yükümlülüğü altında olmaksızın sözleşmeyi her zaman fesih edebilecektir '' düzenlemesi bulunmaktadır. Davalı–karşı davacı 11.03.2014 tarihinde ihtarname çekerek sözleşmeyi feshetmiş, anahtarı da aynı tarihte emanet tutanağıyla notere teslim etmiştir. Teslim tutanağı davacı -karşı davalıya 13.03.2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Bu tarih davacının da kabulünde olup yasal anahtar teslimi 13.03.2014 tarihidir ve kiracı bu tarihten itibaren 4 ay süreyle kira bedelinden sorumludur. Kiraya verenin daha sonraki bir tarihte anahtarı noterden teslim alması kiracının sorumluluğunu gerektirmez. O halde kiracı 13/07/2014 tarihine kadar ki kira bedelinden sorumlu olacağından bu tarihe kadar ki kira borcu üzerinden davalı- karşı davacının itirazının iptaline karar vermek gerekirken bu tarihi aşar şekilde kiracının Temmuz 2014 ayı kira bedelinin tamamından sorumlu tutulması doğru değildir. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle karşı davaya ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle karşı davaya ilişkin hükmün ONANMASINA, yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle asıl davaya ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca asıl davaya ilişkin hükmün BOZULMASINA ve onanan kısım için aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene iadesine 06/06/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kiralayanın anahtarı teslim almaktan kaçınması halinde kiracı mahkemeden tevdi mahalli tayini isteyerek tayin edilen yere anahtarı teslim etmeli ve durumu kiralayana bildirmelidir. Kiracının iade borcu durumun kiralayana bildirildiği tarihte son bulur.

Yakın Hısımlar ve Mirasçılar Bakımından Senede Karşı İspat

6100 sayılı Kanun'un 203. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki hukuki işlemlerin tanıkla ispat edilebileceği düzenlenmiştir. Buna karşılık söz konusu yakın hısımlar arasındaki hukuki işlem senede bağlanmışsa manevi imkânsızlıktan söz edilemeyeceğinden senedin aksine savunmalar tanıkla ispat olunamaz. Bu savunmalar 6100 sayılı Kanun'un 201. maddesi çerçevesinde yazılı delil ile kanıtlanmalıdır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 203Kaynağı aç
MADDE 203- (1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir: a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler. b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler. c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler. ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları. d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları. e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli. İlamların ve resmî senetlerin ispat gücü
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/1538, K. 2020/485Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/1538 E.  ,  2020/485 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “ziynet alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Konya 1. Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 30.09.2011 havale tarihli dava dilekçesinde, müvekkili ile davalının 08.08.2000 tarihinde evlendiklerini, evlilik birliği kurulmadan önce davalının 02.08.2000 tarihli mehir senedi ile müvekkiline 200 gr 22 ayar altın hibe edeceğini taahhüt ettiğini ancak bu altınların hiçbir zaman teslim edilmediğini ileri sürerek söz konusu altınların mevcutsa aynen ifasına, değilse bedelinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 20.01.2012 havale tarihli cevap dilekçesinde, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, mehir senedinde nitelik ve vasıfları belirtilen altınların taahhüt edildiği gibi davacıya teslim edildiğini ancak altınların ayarı noktasında ihtilaf olduğunu, altınların tümünün 22 ayarda olacağının mehir senedinde belirtilmediğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. Konya 1. Aile Mahkemesinin 15.11.2012 tarihli ve 2011/988 E., 2012/1012 K. sayılı kararı ile; mehir senedinin varlığı ve ziynet eşyasının miktarına yönelik taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık olmadığı, uyuşmazlığın bu ziynet eşyasının davacıya teslim edilip edilmediği noktasında toplandığı, dinlenilen tüm tanık beyanlarından dava konusu ziynet eşyasının davacıya takıldığı ve evlilik birliği içinde sarf edildiğinin anlaşıldığı, davacının ise bu ziynet eşyalarının kendisine teslim edildikten sonra davalı tarafça alınıp iade edilmediği yönünde iddiasının olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Konya 1. Aile Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 16.09.2013 tarihli ve 2013/1347 E., 2013/12385 K. sayılı kararı ile; “6100 sayılı HMK’nın 201.maddesi hükmüne göre senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin tanıkla ispatı mümkün olmayıp, ancak aynı kuvvette bir belge ile kanıtlanması gerekir. Olayımızda, davacı 02/08/2000 tarihli mehir senedine dayanmıştır. 6100 sayılı …nun 201. maddesi gereğince, senede bağlanmış her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin tanık ile ispatı mümkün olmayıp, ancak aynı güçte bir belge ile kanıtlanması gerekir. Bu yasal düzenlemenin sonucu olarak senette yazılı eşyanın davacıya iade edildiğinin davalı tarafından kanıtlanması zorunludur. Davalı taraf teslim olgusunu yazılı delillerle kanıtlayamamıştır. Ancak, cevap dilekçesinde "her türlü yasal delil" demek suretiyle yemin deliline de dayanmıştır. Bu durumda davalı tarafa söz konusu eşyayı davacıya teslim etme konusunda yemin teklif etme hakkı bulunduğu hatırlatılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Konya 1. Aile Mahkemesinin 22.05.2014 tarihli ve 2014/309 E., 2014/450 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçelerinin yanında, her ne kadar dava konusu mehir senedi evlilik tarihinden altı gün önce düzenlenmiş ise de söz konusu senedin evliliğe yönelik düzenlendiğinin açık olduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 203/1-a maddesindeki eşler arasında yapılan senede bağlı işlemlerde tanık dinlenmesinin mümkün olduğuna dair kuralın dar yorumlanmaması gerektiği, bu nedenle mevcut senede dair iddialara karşı da tanık dinlenilmesinin mümkün görülmesinin gerektiği, ayrıca davacı tarafın iddialarını ispata yönelik olarak tanık deliline dayanması karşısında davalı tarafın tanık dinletme isteğine herhangi bir itiraz bildirmediği, tüm davacı tanıklarının davacının iddiasının aksine mehir senedine konu ziynet eşyasının davacıya teslim edildiğini belirttikleri, davalı tanıklarının da benzer beyanlarda bulundukları, tüm bunlar karşısında davacının mehir senedine dayalı iddiasına karşı, senetle ispat kuralının uygulanarak tanık dinlenilmesinin mümkün olmadığını iddia etmenin yerinde olmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın ispatına ilişkin olup taraflar arasında evlilik birliği kurulmadan altı gün önce düzenlenen mehir senedinde verildiği belirtilen ziynet eşyasının teslim olgusunun tanıkla ispatının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Konunun aydınlatılması için ispat hukuku yönünden geçerli kurallara değinmekte yarar vardır: 13. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. 14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 187/1. maddesi: "İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir." şeklinde düzenlenmiştir. 15. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. 16. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir. 17. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “İspat Yükü” başlıklı 6. maddesinde: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." düzenlemesi yer almaktadır. 18. HMK’nın 201. maddesinde "Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz." hükmü düzenlenmiştir. 19. Senede karşı ileri sürülen hukuki işlemlerin senetle ispatı zorunludur. Senede bağlı olan her çeşit iddiaya karşı defi (savunma) olarak ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler, ispat sınırından az bir miktara ilişkin olsa bile tanıkla ispat olunamaz; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. 20. Ancak, HMK’nın 203. maddesinde hangi hâllerde tanık dinlenebileceği açıklanmış olup, "a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler. b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler. c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkansızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hallerde yapılan işlemler. ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları. d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları. e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hali." şeklinde düzenlenmiştir. 21. Anılan madde gereği taraflar arasındaki mehir senedinin evlilikten altı gün önce düzenlenmiş olması nedeniyle evliliğe yönelik olduğu, bu nedenle tarafların iddialarını tanıkla ispatlayabilecekleri düşünülebilirse de, HMK’nın 203/1-a maddesinde sayılan yakın hısımlar arasında dahi senedin aksi tanıkla ispat edilemez. Anılan yakın hısımlar arasındaki hukuki işlem senede bağlandığında, taraflar arasında artık manevi imkânsızlık bulunduğundan söz edilemeyeceğinden bu kişiler arasında dahi senede karşı ileri sürülecek savunmalar tanıkla ispat edilemez; ancak senet (kesin delil) ile ispat edilebilir. 22. Senede karşı tanıkla ispat yasağının bir diğer istisnası ise tanıkla ispat hakkında taraflar arasında delil sözleşmesi olması hâlidir. Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 18.03.1959 tarihli ve 1958/18 E., 1959/21 K. sayılı kararına göre tanıkla ispatlama yasağı, yalan tanıklığı önleme ve davada tarafların çıkarlarını koruma amacına yönelik olduğundan, değeri belli miktarı aşan hukuki işlerin tanıkla kanıtlanması yasağına ilişkin ilkeler, kamu düzeni düşüncesiyle yasaya konulmuş hükümlerden olmadığından, tarafların açık muvafakatı ile tanık dinlenebilir. 23. Bir taraf senetle ispatı gereken bir hukuki işlemi tanık ile ispat etmek isterse, HMK’nın 200. maddesinde açıkça yazılı olduğu gibi, hâkim, tanıkla ispat edilmek istenen hukuki işlemin senetle ispat edilmesi gerektiğini, ancak muvafakat ederse tanık dinlenebileceğini karşı tarafa hatırlatmak zorundadır. Hâkimin yukarıdaki şekilde hatırlatması ve sorması üzerine karşı taraf tanık dinlenmesine muvafakat ettiğini açık bir şekilde mahkemeye bildirirse (aslında senetle ispatı gereken), o hukukî işlem tanık ile ispat edilebilir. Bu hâlde, aslında senetle ispatı gereken bir hususun tanıkla ispat edilebileceği hakkında, mahkeme önünde sözlü olarak bir delil sözleşmesi yapılmış olur. Aksi hâlde, diğer iki şart (karşı tarafın muvafakati ve bunun tutanağa geçirilerek karşı tarafa okunup imza ettirilmesi) tamam olsa bile, taraflar arasında tanık dinlenmesine ilişkin bir delil sözleşmesi yapılmış olmaz ve aslında senetle ispatı gereken o hukuki işlem hakkında tanık dinlenmez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü Cilt III, 2001 Baskı, s. 2924-2925; Kuru, B./ Arslan R./ Yılmaz E.: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2014, 25. Baskı, s. 444). 24. Diğer taraftan, evlilik sırasında kadına takılan ziynet eşyaları kim tarafından alınmış olursa olsun ona bağışlanmış sayılır ve artık onun kişisel malı niteliğini kazanır. 25. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03.12.2019 tarihli ve 2017/3-958 E., 2019/1285 K. sayılı kararında da aynı ilke benimsenmiştir. 26. Yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde somut olaya gelindiğinde; davacı kadın 08.08.2000 tarihinde evlenmeden önce davalı eşinin 02.08.2000 tarihli mehir senedini imzaladığını, ancak eşinin kusurlu hareketleri ile ayrılmalarına rağmen mehir senedinde belirtilen ziynet eşyalarının kendisine hiç teslim edilmediğini ileri sürmüş; davalı ise mehir senedinde belirtilen ziynet eşyalarının düğünde davacıya takıldığını ve teslim edildiğini, ayrılık sırasında da davacının hakimiyetinde kaldığını savunmuştur. 27. Hemen belirtmek gerekirse, davacının dava ettiği ziynet eşyalarının, düğünde takılan altınlar değil, evlenmeden önce mehir senediyle verildiği belirtilen ziynet eşyaları olduğu açıktır. 28. İspat külfetinin hangi tarafta olduğu hususunun, yukarıda bahsedilen hukuki düzenleme çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Ziynetin kadına ait olduğu ve kadının yanından ayırmayacağı karine olmakla birlikte somut olayda, mehir senedinde verileceği belirtilen ziynet eşyalarının davacıya teslim edildiği hususunun davalı tarafından yazılı delille ispatı gerekir. Her ne kadar taraflar arasındaki mehir senedinin evlilikten altı gün önce düzenlenmiş olması nedeniyle evliliğe yönelik olduğu bu nedenle tarafların iddialarını tanıkla ispatlayabilecekleri düşünülebilirse de, HMK’nın 203/1-a maddesinde sayılan yakın hısımlar arasında dahi, eğer ortada yazılı bir delil varsa, aksi savunmaların ispatı ancak aynı yazılı delille mümkündür (HMK md. 201). 29. Bir taraf aslında senetle ispat edilmesi gereken bir hukukî işlemi tanık ile ispat etmek isterse, hâkim HMK'nın 200 veya 201. maddesi hükmüne göre bu hukukî işlemin senet (kesin delil) ile ispat edilmesi gerektiğini (tanıkla ispat edilemeyeceğini), ancak muvafakat ederse tanık dinlenebileceğini karşı tarafa hatırlatır ve karşı taraftan tanık dinlenmesine muvafakat edip etmediğini sorar. 30. HMK’nın 200. (HUMK 289) maddesinde açıkça yazılı olduğu gibi, hâkim, tanıkla ispat edilmek istenen hukukî işlemin Kanun’a (HMK m. 200-201, HUMK m. 288 – 290) göre senetle ispat edilmesi gerektiğini, ancak muvafakat ederse tanık dinlenebileceğini karşı tarafa hatırlatmak zorundadır. Aksi hâlde, diğer iki şart (karşı tarafın muvafakati ve bunun tutanağa geçirilerek karşı tarafa okunup imza ettirilmesi) tamam olsa bile, taraflar arasında tanık dinlenmesine ilişkin bir delil sözleşmesi yapılmış olmaz ve aslında senetle ispatı gereken o hukukî işlem hakkında tanık dinlenmez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt III, 2001 baskı, s. 2924-2925). 31. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.07.2005 tarihli ve 2005/13-440 E., 2005/461 K. sayılı kararında da aynı ilkelere değinilmiştir. 32. Somut olayda, davalı tanık dinletmek istemiş, davacıya HMK'nın 189, 193, 200. hükümlerine göre (bu olayda tanık dinlenmesi mümkün değildir. Ancak siz tanık dinlenmesine muvafakat ederseniz o zaman bu olayda tanık dinlenebilir. Aksi hâlde yazılı delil ibraz etmeniz gerekir) şeklinde açıkça kanun hükümleri hatırlatılmamış ve bu hatırlatma hususu zapta geçirilmemiştir. Tanıkla ispat hususunda davacının açık muvafakatı da bulunmadığına göre, davalının savunmalarının tanıkla ispatının mümkün olmadığı açıktır. 33. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, tarafların yaklaşık on yıl evli olarak birlikte karı koca hayatı yaşadıkları, bu yasal ve fiili birliktelik ile teslim olgusunun hukuki fiil niteliği kazandığı, hukuki fiilerin ise hukuki işlemlerden farklı olarak her türlü delille kanıtlanabilecekleri, buradan hareketle evlilik birliği kurulmadan önce düzenlenen mehir senedinde verildiği belirtilen ziynet eşyasının teslim olgusunun tanıkla ispatının mümkün olduğu ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 34. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı HMK’nın geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan HUMK’nın 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 30.06.2020 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi. KARŞI OY 1. Uyuşmazlık; yaklaşık on yıl evlilikten sonra boşanan taraflar arasında evlilik birliği kurulmadan 6 gün önce düzenlenen mehir senedinde verildiği belirtilen ziynet eşyasının teslim olgusunun tanıkla ispatının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. Yerel mahkemenin “6100 HMK'nın 201. maddesinde senede karşı tanıkla ispat yasağı düzenlenmiş olup aynı kanunun 203/1-a maddesinde, altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemlerde tanık dinlenebilmesinin mümkün olduğunun belirtildiği, her ne kadar dava konusu mehir senedi evlilik tarihinden 6 gün önce düzenlenmiş ise de sözkonusu senedin evliliğe yönelik düzenlenmiş olduğu, HMK'nın 203/1-a maddesindeki eşler arasında yapılan senede bağlı işlemlerde tanık dinlenmesinin mümkün olduğuna dair kuralın dar olarak yorumlanmaması gerektiği, tarafların tamamen evliliğe yönelik ve evlilik tarihinden çok kısa bir süre önce bu senedi düzenledikleri, bu nedenle bu senede dair iddialara karşı da tanık dinlenilmesinin mümkün görülmesi gerektiği, ayrıca davacı taraf iddialarını ispata yönelik olarak tanık deliline dayandığı gibi davalı tarafın tanık dinletme isteğine herhangi bir itiraz bildirmediği, tüm davacı tanıkları davacının iddiasının aksine mehir senedine konu ziynet eşyasının davacıya teslim edildiğini belirttikleri, davalı tanıklarının da benzer beyanlarda bulundukları, tüm bu durum karşısında davacının mehir (hibe) senedine dayalı iddiasına karşı, senetle ispat kuralının uygulanarak tanık dinlenilmesinin mümkün olmadığını iddia etmenin yerinde olmayacağı kanaatine varıldığı” gerekçesi ile verdiği direnme kararı çoğunluk görüşü ile Özel Daire bozması benimsenerek “6100 sayılı …nun 201. maddesi gereğince, senede bağlanmış her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemlerin tanık ile ispatı mümkün olmayıp, ancak aynı güçte bir belge ile kanıtlanması gerektiği, bu yasal düzenlemenin sonucu olarak senette yazılı eşyanın davacıya iade edildiğinin davalı tarafından kanıtlanması zorunlu olduğu” gerekçesi ile bozulmuştur. 3. Çoğunluğun görüşüne tarafların yaklaşık on yıl evli olarak birlikte karı koca hayatı yaşamaları, bu yasal ve fiili birliktelik ile teslim olgusunun hukuki fiil niteliği kazanması nedeni ile katılınmamıştır. Zira; 4. Öncelikle mehir senedi, eşler ve bazen de üçüncü bir kişinin kefiliği aracılığı ile bu kişiler arasında yapılan nisbi nitelikli bir sözleşmedir. Mehir senedinin en önemli özelliği evlilik üzerine temellendirilmiş bir senet olmasıdır. Bu yönüyle de kıymetli evraktan ayrılır ve kıymetli evrak gibi sıkı şartlara tabi tutulamaz. Bu, ispat hukuku açısından da önemli sonuçlar taşır. 5. Hukuki işlemlerde senede karşı senetle ispat zorunluluğu, bir başka anlatımla tanıkla ispat yasağı 6100 sayılı HMK’nın 201. maddesinde düzenlenmiştir. Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları ise anılan kanunun 203. maddesinde düzenlenmiş olup, burada da açıkça eşler arasındaki hukuki işlemlerde senetle ispat kuralının uygulanmayacağı belirtilmiştir. Anılan istisnai kuralın dar olarak uygulandığı, eşler arasında bir hukuki işlem senede bağlanmış ise artık buna karşın da senetle ispat kuralı gerektiği anlaşılmaktadır. Ancak ortak hayat yaşayan eşler arasında bu kadar katı uygulanması doğru değildir. Evlilik temeli üzerine temellendirilmiş mehir senedinde, yaşanan evlilik birliği nedeni ile senede karşı senetle ispat aranması, evliliğin niteliğine uygun değildir. Aynı ortak hanede maddi ve manevi olarak birliktelik yaşayan eşlerin aynı çatı içindeki eşyaların birbirlerine teslimi için yazılı belge aramak hukuki olmadığı gibi vicdani de değildir. 6. Diğer taraftan her ne kadar mehir senedindeki menkul eşyalar senede bağlanmış ise de bunların teslim edilmesi hukuki fiildir. Hukuki fiiller ise hukuki işlemlerden farklı olarak her türlü delille kanıtlanabilir. Mehir senedinde belgeye bağlanan menkul eşyaların -ki zilyetlikten sözetmekteyiz- teslim olgusu da her türlü delille kanıtlanmalıdır. Evlenmeden önce mehir senedine bağlanan ziynet eşyalarının evlilik birliği ile kural olarak her iki eşin zilyetliğinde olduğu kabul edilmelidir. Birliktelik ile hukuki işleme bağlanan ziynet eşyalarının teslimi artık hukuki fiil niteliğini almıştır. 7. Sonuç olarak yukarda açıklanan nedenlerle evlilik birliği kurulmadan önce düzenlenen mehir senedinde verildiği belirtilen ziynet eşyasının teslim olgusunun tanıkla ispatı mümkündür. Bu yönde yerel mahkemenin direnmesi isabetli olup onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, Sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozma gerekçesine katılınmamıştır.

Evlenmeden önce düzenlenen mehir senedinde taahhüt edilen ziynet eşyalarının evlilik içinde teslim edildiği savunması senedin hükmünü etkileyen bir işlem niteliğinde olduğundan, eşler arasında dahi yazılı delille ispatlanmalıdır. Aynı kural taraf muvazaası ve nam-ı müstear savlarında da geçerlidir. Senede bağlı bir sözleşmeye karşı taraf muvazaası iddiası yakın akrabalar arasında yapılmış olsa dahi yazılı delille ispat olunmalıdır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi gereğince sözleşmenin türünün belirlenmesinde tarafların gerçek ve ortak iradesi esas alınır; ancak borçlu yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanan üçüncü kişiye karşı muvazaa savunmasında bulunamaz. Sözleşmenin resmi şekilde yapılmış olması halinde dahi taraf muvazaası ve nam-ı müstear iddialarında adi yazılı delil ispat için yeterli kabul edilmektedir.

6098 sayılı TÜRK BORÇLAR KANUNU m. 19Kaynağı aç
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz. E. Genel işlem koşulları I. Genel olarak
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/10020, K. 2018/9401Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/10020 E.  ,  2018/9401 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : ELATMANIN ÖNLENMESİ-TAPU İPTALİ-TESCİL Taraflar arasında birleştirilerek görülen elatmanın önlenmesi ve tapu iptal tescil davası sonunda, yerel mahkemece asıl davada kabul ve redde, birleştirilen davada kısmen kabule ilişkin olarak verilen karar asıl davada davacı-birleştirilen davada davalı … ve asıl davada davalı-birleştirilen davada davacı … tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi,Tetkik Hâkimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Asıl dava, mülkiyet hakkına dayalı el atmanın önlenmesi, birleştirilen dava, tapu iptali ve tescil isteklerine ilişkindir. Asıl davada davacılar … ve … 47 parsel sayılı taşınmazın davacılardan …’ye, 295 parsel sayılı taşınmazın …’e ait olup, davalı amcaları … ve onun oğlu davalı … tarafından işgal edildiğini ileri sürerek 47 ve 295 parsel sayılı taşınmazlara davalıların el atmasının önlenmesini istemişler, mahkemece 47 parsel sayılı taşınmaza yönelik el atmanın önlenmesi isteği tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmiştir. Asıl davada davalılar … ve … dava konusu taşınmazların muris … tarafından oğulları … ve dava dışı …’e ölünceye kadar bakma koşulu ile bırakılıp bu hususta vasiyetname düzenlendiğini, taşınmazın ifrazı mümkün olmadığından tapu kaydının dava dışı … adına tescil edildiğini, iki kardeşin bu yeri taksim ederek kullanmaya devam ettiklerini, her iki taşınmazın da dava dışı Hasan Saim’in borçları nedeniyle aynı köyden dava dışı İsmail Alay isimli kişiye devredilip bu kişiden de tekrar Hasan Saim’in oğulları olan davacılar … ve …’ye devredildiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Asıl davada davalı … birleştirilen davasında; muris …’in eldeki davada çekişme konusu 295 parsel sayılı taşınmazı her ne kadar 02/10/1998 tarihli ölünceye kadar bakma akti ile dava dışı …’e bırakmış ise de murisin asıl amacının burayı her ikisine bağışlamak olduğunu, …’in hiçbir şekilde bakım borcunu da yerine getirmediğini, temlikin bedelsiz olup 1983 yılından beri bu taşınmazı iki kardeş olarak kullanageldiklerini, tapuda ölünceye kadar bakma akti ile … adına yapılan tescilin muvazaalı olduğunu, taşınmazın ifraz edilememesi nedeniyle tamamının … adına tescil edildiğini, 1999 yılında araları bozulunca kardeşi …’in bu yeri dava dışı … isimli kişiye muvazaalı olarak temlik ettiğini, onun da taşınmazı …’in oğlu olan davalı …’e 22.10.2003 tarihinde temlik ettiğini, muris …’in asıl amaç ve iradesinin dava konusu 295 parsel sayılı taşınmazı ve diğer taşınmazlarını iki oğluna bağışlamak olduğunu, fiilen de bu taşınmazları ½’ şer oranda kullandıklarını, muvazaalı olan ölünceye kadar bakma sözleşmesinin geçersiz olup kayıt maliki davalı …’in de durumu bildiğinden iyiniyetli olmadığını ileri sürerek çekişme konusu 295 parsel sayılı taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile ½ payının adına tescilini, olmadığı taktirde taşınmazın mirasçılar adına tescilini istemiştir. Birleştirilen davada davalı …, zamanaşımı definde bulunmuş, çekişme konusu 295 parsel sayılı taşınmazın kayıt maliki olup davacının taşınmazda herhangi bir hakkının bulunmadığını belirterek birleştirilen davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; birleştirilerek görülen el atmanın önlenmesi ve tapu iptal tescil davası sonunda, çekişme konusu 295 parsel sayılı taşınmazın, kök muris … tarafından dava dışı oğlu …’e ölünceye kadar bakma koşuluyla temlikinin muris muvazaası nedeniyle ve dava dışı ara malik İsmail’den …’in oğlu birleştirilen davada davalı …’e satış suretiyle temlikinin de muvazaa nedeniyle geçersiz olduğu benimsenerek asıl davada davacı-birleştirilen davada davalı … adına olan tapu kaydının iptaline, taşınmazın ¼ miras payı oranında asıl davada davalı-birleştirilen davada davacı … adına tesciline, fazlaya ilişkin tescil isteğinin reddine, asıl davada davalı-birleştirilen davada davacı …’in miras payını aşan kısma el atmasının önlenmesine, davalılardan …’in taşınmaza müdahalesi kanıtlanamadığından … aleyhine açılan el atmanın önlenmesi davasının reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; mirasbırakan …’in 06/02/1999 tarihinde ölümü ile davalı-birleştirilen davada davacı oğlu …, davacı-birleştirilen davada davalı …’in dava dışı babası … ve dava dışı evlatları … ve …’in mirasçı kaldıkları, mirasbırakanın tarihsiz el yazısıyla düzenlendiği anlaşılan vasiyetnamesine göre, mevkiilerini belirttiği üç parça taşınmazını kendisine bakmaları kaydıyla oğulları … ve …’e bıraktığı, ayrıca eşi … üzerine kayıtlı olduğunu belirttiği tarladaki miras payını da her iki oğluna verdiği, tapu kayıtlarına göre, murisin çekişme konusu 295 parsel sayılı 17.560 m2 tarla vasıflı taşınmazının tamamını 01/10/1998 tarihinde ölünceye kadar bakma koşuluyla dava dışı oğlu …’e temlik ettiği, …’in de bu taşınmazı 22/06/1999 tarihinde satış suretiyle dava dışı ara malik …’a, onun da 22/10/2003 tarihinde satış suretiyle …’in oğlu birleştirilen davada davalı …’e devrettiği, eldeki davanın konusu olup da tefrik ile ayrı bir esasa kaydedilen 47 parsel sayılı taşınmazını da 27/09/1993 tarihinde satış suretiyle oğlu …’e, onun da 30/07/1999 tarihinde satış suretiyle oğlu … ’e temlik ettiği, murisin, davalı-birleştirilen davada davacı oğlu …’e de dava konusu olmayan 61 ve 294 parsel sayılı taşınmazlarını 01/10/1998 tarihinde ölünceye kadar bakma koşuluyla temlik ettiği, çekişme konusu 295 parsel sayılı taşınmazın tamamının halihazırda davacı-birleştirilen davada davalı … adına kayıtlı olup, davalı-birleştirilen davada davacı …’in ise bu taşınmazda kayda dayalı bir hakkının bulunmadığı, tanık beyanları ve 16/06/2004 tarihli fen bilirkişi raporuna göre, çekişme konusu 295 parsel sayılı taşınmazın 8.800 m2’lik kısmının …, 8.760 m2’lik kısmının … tarafından kullanıldığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinin içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçimine göre; davada dayanılan hukuki sebebin muris muvazaası değil, taraf muvazaası olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; muvazaa kısaca irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanabilir. Muvazaada taraflar üçüncü kişileri aldatmak amacıyla gerçek iradelerine uymayan, aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak için anlaşarak bazen aslında bir sözleşme yapma iradesi taşımadıkları halde görünüşte bir sözleşme yapmaktadırlar (mutlak muvazaa). Veya gerçek iradelerine uygun olarak yaptıkları sözleşmeyi iradelerine uymayan görünüşteki bir sözleşme ile gizlemektedirler (nisbi muvazaa) Yanlar, ister salt bir görünüş yaratmak için, ister başka bir sözleşmeyi gizlemek amacıyla, sözleşme yapsınlar görünüşteki sözleşme gerçek iradelerine uymadığından, tabandaki sözleşmede tapulu taşınmazlarda şekil koşullarını taşımadığından geçersizdir. Her ne kadar, muvazaayı düzenleyen 6098 s. Türk Borçlar Kanununun 19. (818 s. Borçlar Kanunun 18.) maddesinde ve öteki kanun hükümlerinde muvazaalı sözleşmelerin hüküm ve sonuçları hakkında bir açıklık bulunmamakta ise de; taraflar arasında alacak ve borç ilişkisi doğurmayacağı, muvazaanın varlığının hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği, mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde bulundurulması gerektiği, belirli bir sürenin geçmesi, sebebin ortadan kalkması veya ilgililerin olur (icazet) vermesi ile geçerli hale gelmeyeceği, uygulamada ve bilimsel görüşlerde ortaklaşa kabul edilmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki, muvazaa nedeniyle geçersiz sözleşmeye dayanılarak bir taşınmazın tapuda temliki yapılmışsa bu tescil yolsuz bir tescil hükmündedir. Tapuda yapılan temlik ve tesciller illi işlemler olduğundan tapunun dayanağı sözleşme geçersiz ise tapu kaydının da Türk Medeni Kanunun 1025. maddesine göre iptali gerekir. Ayrıca muvazaalı sözleşmeler yapıldığı andan itibaren taraflar arasında hüküm ve sonuç doğurmayacağından açılan dava sonunda verilen karar, yenilik doğurucu (inşaî) bir hüküm değil, açıklayıcı (izharı) bir hüküm durumundadır. Öte yandan, muvazaanın varlığını iddia eden taraf veya bunların ardılı (halefi) sıfatı ile hareket eden, başka bir anlatımla sözleşmenin yanlarından birine teb'an dava açan kişi Türk Medeni Kanununun 6. maddesi gereğince bu iddiasını ispat etmek zorundadır. Senede bağlı bir sözleşmeye karşı muvazaa iddiası, 6100 s. Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 200 ve 201. (1086 s. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun (HUMK) 288. ve 290.) maddelerinde belirtildiği üzere ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Sözleşme aynı kanunun 203. (HUMK'nun 293.) maddesinde sözü edilen yakın akrabalar arasında yapılmış olsa dahi, muvazaanın yazılı delille ispat edilmesi gerekir. Böyle bir sözleşmenin resmi şekilde yapılması halinde bile olayın özelliği itibariyle adi yazılı delilin yeterli olacağı öğretide ve kararlılık kazanmış yargısal içtihatlarda ortaklaşa kabul edilmiştir. İşte bu görüşten hareketle, 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında taraf muvazaası ve takma ad (namı-müstear) davalarında iddianın ancak yazılı delille kanıtlanabileceği kabul edilmiştir. Somut olaya gelince, mahkemece, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda inceleme ve değerlendirme yapılmış değildir. Hâl böyle olunca, birleştirilen dava bakımından, yukarıda belirtilen ilkeler ve olgular doğrultusunda inceleme ve değerlendirme yapılarak varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi, birleştirilen davanın sonucuna göre de asıl dava bakımından değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Asıl davada davacı-birleştirilen davada davalı … ile asıl davada davalı-birleştirilen davada davacı …’in değinilen yönlerden yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre asıl dava yönünden temyiz incelemesi yapılmasına şimdilik yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Senedin taraflarının mirasçıları külli halefiyet sebebiyle kural olarak taraf kavramına dahildir. Bu nedenle mirasçı, mirasbırakanının taraf bulunduğu bir senede karşı ileri sürdüğü iddiaları tanıkla ispat edemez; iddiasını ancak senetle veya kesin delille ispatlayabilir.

Senede Karşı Tanık Dinlenebilen İstisnai Haller

Tanıkla ispat yasağı kamu düzenine ilişkin olmadığından taraflar aksine delil sözleşmesi yapabilir veya karşı tarafın açık muvafakatiyle tanık dinlenebilir. 6100 sayılı Kanun'un 200. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda kanuni kural hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakat göstermesi halinde tanık dinlenebilir. Hâkimin senetle ispat zorunluluğunu hatırlatarak karşı tarafın açık muvafakatini sorması ve verilen onayın tutanağa geçirilerek imzalatılması şarttır; bu usul izlenmeksizin delil sözleşmesi kurulmuş sayılmaz ve tanık dinlenemez.

6100 sayılı Kanun'un 202. maddesi gereğince senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemi tamamen ispata yeterli olmamakla birlikte söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve aleyhine ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir. 6100 sayılı Kanun düzenlemesinde bir belgenin delil başlangıcı sayılması için yazılı olması şart koşulmamıştır. Aleyhine ileri sürülen taraftan sadır olmayan belgeler veya uyuşmazlık konusunu muhtemel kılmayan kayıtlar delil başlangıcı niteliği taşımaz.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 202Kaynağı aç
MADDE 202- (1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir. Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları

6100 sayılı Kanun'un 203. maddesinde tanık dinlenebilecek diğer yasal istisnalar sayılmıştır. İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş hukuki işlemler ile yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hallerde tanık dinlenebilir. Ayrıca hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları, hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları ve bir senedin beklenmeyen bir olay, zorlayıcı neden yahut yetkili memur veya noterlikte kaybolduğunu gösteren emarelerin bulunması halinde de tanık delili dinlenebilir.

Senede karşı ileri sürülen iddialar tanıkla ispatlanabilir mi?

Kural olarak senede bağlı iddiaların aksini ileri süren veya senedin hükmünü ortadan kaldıran hukuki işlemler miktar sınırı aranmaksızın tanıkla ispatlanamaz; kesin delil gerekir. Karşı tarafın hâkimin hatırlatması üzerine duruşmada açık muvafakat vermesi veya delil başlangıcı bulunması halleri bu kuralın istisnasını oluşturur.

Akrabalar arasında düzenlenen senede karşı tanık dinlenebilir mi?

Hukuki işlem başlangıçta yazılı bir senede bağlanmışsa yakın akrabalar arasında dahi senede karşı ileri sürülecek savunmalar tanıkla ispatlanamaz. Senedin aksine savunmaların ancak yazılı delil veya senetle kanıtlanması gerekir.

Delil başlangıcı varsa tanık deliline başvurulabilir mi?

Evet, HMK m. 202 uyarınca senetle ispatı gereken hallerde delil başlangıcı mevcutsa tanık dinlenebilir. Delil başlangıcı sayılan belgenin aleyhine delil getirilen tarafça verilmiş veya gönderilmiş olması ve hukuki işlemi muhtemel göstermesi gerekir.

Kiralananın tahliyesinde anahtarın verildiği tanıkla ispat edilebilir mi?

Yıllık kira bedeli senetle ispat sınırını aşıyorsa ve kiralayanın açık muvafakati yoksa anahtar teslimi tanıkla ispatlanamaz. Kiracının tahliyeyi ve anahtar teslimini yazılı belgeyle veya delil listesinde bulunması kaydıyla yemin deliliyle kanıtlaması gerekir.

Karşı tarafın rızasıyla tanık dinlenmesinin şartı nedir?

Hâkimin işlemin senetle ispat edilmesi gerektiğini karşı tarafa hatırlatması ve karşı tarafın buna rağmen tanık dinlenmesine açık muvafakat vererek bu beyanın tutanağa yazılıp imzalanması şarttır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu