HMK Madde 241 Tanıklardan Bir Kısmının Dinlenilmesi

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 241 Tanıklardan Bir Kısmının Dinlenilmesi

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 241. maddesi uyarınca mahkeme, dinlenen tanık beyanlarıyla çekişmeli vakıaya dair kanaat edinecek ölçüde bilgi edindiğinde diğer tanıkların dinlenilmemesine karar verebilir. Aynı Kanun'un 27. maddesinde güvence altına alınan hukuki dinlenilme hakkı; tarafların yargılama hakkında bilgi sahibi olmasını, açıklama ve ispat hakkını ve mahkemenin bu açıklamaları dikkate alarak kararlarını gerekçelendirmesini kapsar. Bu çerçevede tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi, davayı uzatma niyetiyle hareket eden tarafın bu yöndeki girişimlerini önleme amacına hizmet eden bir usul yetkisidir. Ancak mahkemenin bu hükmü uygulayabilmesi, dinlenen tanıkların beyanlarıyla uyuşmazlık konusu vakıanın yeter derecede aydınlanmış olmasına bağlıdır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 241Kaynağı aç
MADDE 241- (1) Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir. Tanıklığın izne bağlı olduğu hâller
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 27Kaynağı aç
MADDE 27- (1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir. Aleniyet ilkesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2183, K. 2021/156Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2183 E.  ,  2021/156 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 4. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından işe gelmemesi söylenerek 22.03.2011 tarihinde feshedildiğini, haklı nedene dayanılmadan yapılan fesih nedeniyle sözleşme gereği cezai şart olarak tazminat ödenmesi gerektiğini, fazla çalışma ve 2011 yılı Mart ayı ücret alacağının da ödenmediğini ileri sürerek, bir kısım işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 23.03.2011, 24.03.2011 ve 25.03.2011 tarihlerinde izinsiz ve mazeretsiz işe gelmediğinden iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-g maddesi uyarınca haklı nedenle feshedildiğini, fazla çalışma yapmadığını, cezai şart alacağının da bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Antalya 4. İş Mahkemesinin 14.03.2013 tarihli ve 2011/246 E., 2013/162 K. sayılı kararı ile; iş sözleşmesinin kurucu müdürün davacıya bir daha işe gelmemesini söylemesi üzerine haksız olarak feshedildiği, bu nedenle davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanunu hükümleri gereği taraflar arasındaki sözleşme belirli süreli olduğundan ihbar tazminatı alacağının bulunmadığı, fazla çalışma iddiasını kanıtlayamadığı, haksız fesih nedeniyle sözleşmede kararlaştırılan cezai şart alacağına da hak kazandığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Antalya 4. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 14.01.2014 tarihli ve 2013/16368 E., 2014/226 K. sayılı kararı ile; “…1. Davacı vekili, davacının 01.10.2009-22.03.2011 tarihleri arasında öğretmen olarak çalıştığını, sözleşmenin haksız feshedildiğini, aylık net ücretinin 1100.00 TL olduğunu iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile ücret, fazla çalışma ve cezai şart alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacı hakkında öğrencilerden biri tarafından hakkında yazılı şikayette bulunulduğunu, savunmasının istenildiğini, 19.03.2010 tarihinde savunma verdiğini, 23-24-25.03.2011 tarihlerinde mazeretsiz olarak işe gelmediğini, tutanak tutulduğunu, iş akdinin 29.03.2011 tarihinde bildirimsiz ve tazminatsız olarak feshedildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Davalı delil listesinde gösterdiği tanıklardan açıkça vazgeçmediği halde, 28.11.2011 tarihli ara kararla tanık sayısı sınırlanarak, iki tanık dışında diğer tanıkları dinlenilmeyerek eksik incelemeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 2.Taraflar arasında imzalanan sözleşmede aylık asgari ücret olarak 760,50 TL ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davacı Bölge Çalışma Müdürlüğüne yaptığı 08.04.2011 tarihli şikayet dilekçesinde ücretinin 760,50 TL (asgari ücret) olduğunu beyan etmiştir. Bilirkişi davacı ücretinin net 1100,00 TL, kısmi süreli çalışması nedeniyle de 666,00 TL brüt olduğunu kabul ederek hesaplama yapmıştır. Davacının ücretinin fesih tarihindeki asgari ücret (796,50 TL) olduğunun anlaşılması karşısında bu miktar üzerinden hesaplamaların yapılması gerekirken 1100,00 TL net ücret üzerinden yapılan hesaplamaya itibar edilerek karar verilmiş olması hatalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenlerine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,…” gerekçeleriyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Antalya 4. İş Mahkemesinin 08.09.2014 tarihli ve 2014/175 E., 2014/359 K. sayılı kararı ile; (2) numaralı bozma nedenine uyulmasına karar verildikten sonra, (1) numaralı bozma nedenine ilişkin olarak ise davalıya seçim hakkı tanındığı ve iki tanığının dinlenildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 241. maddesinde düzenlenen hüküm uyarınca diğer tanıkların dinlenilmediği ve bu hususun da 24.01.2013 tarihli duruşmada (1) numaralı ara karar ile karara bağlandığı, davalı işverence davacının 23.03.2011 tarihinden itibaren işe gelmediğinden bahisle iş sözleşmesinin 4857 sayılı kanunun 25/II-g maddesi gereğince feshedildiğinin savunulduğu, davacının 23.03.2011 tarihli ihtarnamesi gözetildiğinde bu tarihten sonra tutulan devamsızlık tutanaklarının ve yapılan feshin hukuki değerinin bulunmadığı, tanık beyanları ile iş hukukuna hâkim işçi lehine yorum prensibi birlikte değerlendirildiğinde ispatı istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edinildiği, kalan tanıkların dinlenilmesine gerek olmadığı, her hak gibi tanık dinletme hakkının da kötüye kullanılamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece 28.11.2011 tarihli duruşmada verilen ara karar ile tanık sayısının ikiyle sınırlandırıldığı ve davalının hangi vakıa için dinlenileceğini de belirterek beş tanık bildirdiği somut olayda, tanık sayısının belirtilen şekilde sınırlandırılarak davalının diğer tanıklarının dinlenilmemesinin usule aykırı olup olmadığı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 241. maddesinde yer alan hükmün uygulanma koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. Direnmeye konu uyuşmazlığın niteliği dikkate alınarak öncelikle adil yargılanma hakkı başlığı altında hukuki dinlenilme hakkı ve ispat hakkı kavramlarının, devamında tanık delilinin üzerinde durulmalı, bu hususlarla ilgili açıklamalar yapıldıktan sonra somut uyuşmazlığın değerlendirilmesine geçilmelidir. A. Adil Yargılanma Hakkı 13. Hukuk devletinin bir gereği olarak bireyler hakları ihlal edildiği ya da tehlikeye düştüğü durumda, hukukî korunma için devlete başvurmak zorunda olup, kendiliğinden hak arama yetkisine sahip değildirler. Bireylere tanınan bu hak, devletin anayasal teminatı altındadır. 14. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü düzenlemiş olup, hak arama özgürlüğü adı altında hukuki koruma (korunma) talebine yönelik anayasal teminatı bireylere vermektedir. 15. Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur (Gökhan Ateş, B. No: 2017/32699, 12.01.2021, § 23). 16. Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında ise usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. 17. Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almış olup, Sözleşmenin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.” şeklinde düzenlenmiştir. 18. Gerek Anayasa gerekse AİHS düzenlemelerine koşut olarak düzenlenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/HMK) “Hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı 27. maddesinde; "(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir." hükmüne yer verilmiştir. 19. Hukuki dinlenilme hakkının temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 20. Bu unsurlardan ilki “bilgilenme hakkı”dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır. 21. Bu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı”dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanır. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre silahların eşitliği ilkesi, davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu şeklinde ifade edilmiştir (İnceoğlu, S.; Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-4, 2018, s. 115). 22. Anayasa Mahkemesine göre ise silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmekte; bu usul güvencesinin, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsadığı ifade edilmektedir (Ali Tulumcu, B. No: 2017/18458, 10.02.2021, § 34). 23. Adil yargılanma hakkının içinde yer alan ve silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı diğer bir hak ise, “çelişmeli (çekişmeli) yargılama hakkı”dır. Çekişmeli yargılama ilkesinin anlamı, bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, mahkemenin kararını etkilemek amacıyla ulusal yargının bağımsız bir mensubu tarafından bile olsa gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşlerle ilgili bilgiye sahip olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme hakkının tanınmasıdır (Doğru, O./ Nalbant, A.: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (Açıklama ve Önemli Kararlar), C.1., 2012, s. 637). 24. Hukuki dinlenilme hakkının üçüncü unsuru, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi” oluşturmaktadır. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı HMK'nın Hükümet gerekçesi madde 32). 25. Anayasa’nın 36. maddesine göre mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi vardır. Dolayısıyla mahkemelerce, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddialar ve gösterilen deliller gereği gibi incelemek zorundadır. 26. Nitekim Anayasa Mahkemesi, genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasının şart olduğunu; taraflara, tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerektiğini; bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli hususun, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil ortaya koydukları delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Emine Yıldız, B. No: 2014/12324, Karar Tarihi: 01.02.2017, § 34). 27. Bununla birlikte AİHM, ulusal mahkemelerin, davanın taraflarınca öne sürülen iddiaların ve sunulan delillerin kabulünde takdir yetkisine sahip olduklarını; fakat bu yetkiyi kararlarında gerekçe göstererek haklılaştırmakla yükümlü olduklarını vurgulamaktadır. Suominen/Finlandiya kararında, bir hukuk davasının hazırlık duruşmasında başvurucu tarafından sunulan deliller listesinden sadece ikisinin kabul edilmesi ve bu konuda hiçbir gerekçe gösterilmemesi gerekçeli karar hakkı bakımından ihlâl verilmesine neden olmuştur (İnceoğlu, s. 171.) B. İspat ve Tanık Delili 28. Bilindiği üzere, dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m. 187/1). 29. Vakıa (olgu), kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır (03.03.2017 tarih ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı). 30. Sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. Taraflarca getirilen vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak hâkime ait ise de kural olarak taraflarca ileri sürülmeyen vakıaları hâkim araştıramaz ve bunların ispatını da isteyemez. Usul hukukumuza hâkim olan ve HMK'nın 25. maddesinde düzenlenen "taraflarca getirilme ilkesi" uyarınca, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. 31. Nitekim bu ilkeye uygun olarak HMK'nın "Dava dilekçesinin içeriği" başlıklı 119. maddesinin 1/e bendinde "Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri"nin gösterilmesi gerektiği düzenlendiği gibi "Cevap dilekçesinin içeriği" başlıklı 129. maddesinin 1/d bendinde de "davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri"nin bulunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü üzere, davacı dava dilekçesinde talep sonucunu haklı göstermeye yarayan yani davanın temelini oluşturan maddi vakıaları yazmak zorundadır. Aynı ilke uyarınca davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağını oluşturan vakıaları bizzat sunmak zorundadır. Böylece davacı iddiasını, davalı da savunmasını somutlaştırmış olacaktır. 32. Uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek amacıyla HMK'da yeni bir düzenleme yapılmış ve 194. maddenin 1. fıkrasında "Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar." hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise somutlaştırma yükünün delillerle ilişkisi ortaya konulmuş ve tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorunda oldukları düzenlenmiştir (HMK m. 119/2). 33. Bu aşamada, iş hukukundan kaynaklanan davalarda ispat açısından yoğun olarak başvurulan bir delil olan tanık delili üzerinde de durmak gerekmektedir. 34. Tanık, kavram olarak uyuşmazlık hakkında bilgi ve görgüsü bulunan üçüncü kişidir. Kural olarak, üçüncü kişi olması şartıyla, yaşına, hukukî durumuna, taraflarla akrabalık derecesine bakılmaksızın, davada herkes tanık olarak dinlenebilir. Dolayısıyla davanın tarafları tanık olarak dinlenemez. 35. Tanık gösteren taraf, dinleteceği tanıkların adı ve soyadı ile (tebligat) adreslerini içeren listeyi (bu listeyi içeren dilekçesini) mahkemeye verir ve her bir tanığın hangi vakıa hakkında dinlenileceğini de dilekçesinde bildirir (HMK m. 240/2). Bu hüküm yukarıda belirtilen ve HMK'nın 194. maddesinde düzenlenen somutlaştırma yükümlülüğünün de bir gereğidir. Ayrıca madde de belirtildiği üzere ikinci bir tanık listesi verilmesi de mümkün değildir. 36. Tanık listesinde gösterilecek olan tanık sayısı hakkında herhangi bir sınırlama yoktur. İsteyen taraf, istediği sayıda tanığın dinlenilmesini isteyebilir. Kural bu olmakla birlikte hâkim gösterilen çok sayıda tanığın dinlenilmesinin gereksiz olduğu veya davayı uzatma amacıyla yapıldığı sonucuna varırsa, gerekçeli kararında belirtmek şartıyla bütün tanıkları dinlemeyebilir. Bu hususa işaret eden ve yine 6100 sayılı HMK'nın getirdiği bir yenilik olarak karşımıza çıkan 241. madde “(1) Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir” düzenlemesini içermektedir. 37. Anılan maddenin gerekçesinde aynen şöyle denilmektedir: "Tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi" başlığını taşıyan bu madde, davayı uzatma niyetiyle hareket etmek isteyen tarafın bu konudaki çabalarını önleme yolunda, mahkemeye tanınmış bir imkânı ifade etmektedir. Bir önceki maddenin ikinci fıkrasıyla tanıkların hangi vakıa hakkında dinleneceklerini açıklama görevinin tanığı gösteren tarafa yüklenmiş olduğu da dikkate alınarak, bu bağlamda, taraflarca tanık listesinde gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yeterli derecede sonuç alınmış ise diğerlerinin dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilebilecektir.". 38. Bu ilkeler ışığında; bir davada tanıklar HMK’nın 241. maddesinde belirtilen durum ayrık olmak üzere açıkça vazgeçme olmadıkça dinlenilmek zorundadır. 39. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2020 tarihli ve 2016/(7)22-371 E., 2020/203 K.; 20.12.2018 tarihli ve 2017/2-2707 E., 2018/1998 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. C. Somut Olayın Değerlendirilmesi 40. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, İngilizce öğretmeni olarak davalı işyerinde çalışan müvekkilinin 22.03.2011 tarihinde hiçbir gerekçe gösterilmeksizin işten çıkarıldığını, müvekkiline kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, 2011 yılı Mart ayı ücreti, fazla çalışma ücreti ve cezai şart alacakları ile ilgili herhangi bir ödemede bulunulmadığını ileri sürerek belirtilen alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 41. Davalı vekili ise, hiçbir gerekçe gösterilmeksizin davacının işten çıkartıldığı iddiasının doğru olmadığını, davacı hakkında bir dershane öğrencisi tarafından 15.03.2011 tarihinde şikayet dilekçesi verildiğini, davacının 19.03.2011 tarihinde savunmasını sunduktan sonra çalışmaya devam ettiğini ancak 23.03.2011, 24.03.2011 ve 25.03.2011 tarihlerinde mazeret bildirmeksizin işe gelmediğini, tutanaklar ile belgelenen bu duruma istinaden iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. 42. Dosya içeriğinde yer alan belgelere göre, bir öğrencinin, sorduğu sorulara davacıdan tam olarak yanıt alamadığını ve davacının sesini yükselttiğini belirterek işverene 15.03.2011 tarihli şikayet dilekçesi verdiği, 18.03.2011 tarihinde davacıdan savunma istenildiği, davacının 19.03.2011 tarihinde savunmasını sunduğu ve davacı hakkında 23.03.2011, 24.03.2011 ve 25.03.2011 tarihli devamsızlık tutanakları düzenlendiği görülmektedir. 43. Öte yandan davacı 23.03.2011 tarihinde noterden gönderdiği ihtarname ile 22.03.2011 tarihinde sebep gösterilmeksizin iş sözleşmesinin feshedildiği gerekçesiyle alacaklarının ödenmesi talep etmiş, davalı işveren ise 29.03.2011 tarihli fesih bildirimi ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinin (g) bendi uyarınca devamsızlık yaptığı gerekçesiyle iş sözleşmesinin feshedildiğini davacıya bildirilmiştir. 44. Davacı vekili dava dilekçesinde, davalı vekili ise yasal süresinde sunduğu cevap dilekçesinde tanık deliline dayanmış ancak her iki taraf vekili de tanık sayısı bildirmemiştir. 45. Mahkemece 28.11.2011 tarihli duruşmada taraflara tanıklarını ve tüm delillerini bildirmek üzere iki haftalık kesin süre verilmiş ve ayrıca “Davacı tanıklarından kendilerince seçilecek iki tanesi ile bildirilmesi halinde iki davalı tanığının davet edilip dinlenmesi” yönünde ara karar oluşturulmuş, verilen süre içerisinde davacı vekili üç tanık, davalı vekili ise beş tanık bildirmiştir. 46. Mahkemece davacı ve davalının iki tanığının beyanı alınmış, ikinci bilirkişi raporunun düzenlenmesinden sonra davalı vekili diğer tanıklarının da dinlenilmesini talep etmiş ise de, mahkemece HMK’nın 241. maddesi gerekçe gösterilerek davalının tanık dinletme talebi reddedilmiştir. 47. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular ışığında somut olay değerlendirildiğinde, öncelikle belirtmek gerekir ki, hukuki dinlenilme hakkının bir unsuru olarak taraflar yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. 48. HMK’nın 189. maddesinin birinci fıkrasında da belirtildiği üzere “Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir.”. Madde gerekçesine göre de, “…ispat hakkı kavramı, kanunî sınırları belirtilmek suretiyle, bir davanın her iki tarafına da tanınmış olmaktadır. Böylece ispat, bu maddede taraflar bakımından sadece bir yük olmanın ötesinde aynı zamanda kanunî bir hak olarak düzenlenmiştir.”. 49. Bu bağlamda yukarıda da belirtildiği üzere davanın tarafları, istediği sayıda tanığın dinlenilmesini isteyebilir. Kural bu olmakla birlikte, HMK’nın 241. maddesi gereğince hâkim gösterilen çok sayıda tanığın dinlenmesinin gereksiz olduğu ve davayı uzatma amacıyla yapıldığı sonucuna varırsa, gerekçeli kararında belirtmek şartıyla bütün tanıkları dinlemeyebilir. 50. HMK’nın 241. maddesi metni ve gerekçesi bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde, delil olarak çok sayıda tanık bildirilmesine karşın tanıkların hangi vakıa hakkında dinletilmek istendiğinin belirtilmemesi yahut aynı vakıa hakkında dinletilmek istenen çok sayıda tanığın bildirilmesi durumunda ve mahkemece de tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yeterli derecede sonuç alınmış ise diğer tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilebilecektir. Nitekim böyle bir durumda ilgili tarafın davayı uzatma niyetiyle hareket ettiği değerlendirilmektedir. 51. Bununla birlikte, objektif dava birleşmesi şeklinde ve toplamda beş farklı alacak türüne ilişkin dava açılan somut olayda davalı vekili genel olarak farklı vakıalar bakımından dinlenileceğini açık olarak belirttiği beş tanık bildirmiştir. 52. Diğer taraftan, HMK’nın 241. maddesi münhasıran tanıklar dinlenildikten sonra yukarıda belirtilen koşulların oluşması durumunda uygulanabilecek bir düzenlemedir. Bu anlamda somut olayda olduğu gibi henüz tanıklar dinlenilmeden ve ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edinilmeden mahkemece tarafların tanık dinletme hakkının iki ile sınırlandırılması hukuki dinlenilme hakkının ve bu hakkın alt unsurları olan “iddia ve savunma hakkı” ile “açıklama ve ispat hakkı”nın ihlâli niteliğinde olup, adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır. 53. Bu itibarla, davalı vekili tarafından bildirilen ve mahkemece dinlenilmeyen diğer tanıklar da usulüne uygun şekilde dinlenilmeli ve bundan sonra işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmelidir. 54. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 55. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, Bozma nedenine göre taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 23.02.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2020/605, K. 2022/264Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2020/605 E.  ,  2022/264 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 37. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı vekili ile davalılardan …, …, … ve … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili ile davalılardan …, …, … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıların murisine ait beyaz eşya satılan işyerinde 2002 yılının 10. ayında çalışmaya başladığını, murisin ölümü üzerine davalı mirasçıların işlettiği işyerinde işletmeden sorumlu olan davalı … tarafından müvekkilinin iş sözleşmesinin 20.08.2013 tarihinde haksız olarak feshedildiğini, müvekkilinin 07.00-19.00 saatleri arasında, Cumhuriyet Bayramı hariç tüm ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, yıllık izinlerini kullanmadığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalılar …, …, … ve … vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının çalıştığı işyerinin feragatname ile … tarafından işletildiğinden davacının işvereninin de … olduğunu, işyerinin bulunduğu iş merkezinin çalışma saatlerinin belirli olduğunu ve bu saatler dışında çalışma yapılmasının mümkün olmadığını, davacının talep ettiği işçilik alacaklarına hak kazanmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. 6. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; asgari ücret ile çalışan davacının taleplerinin haksız olduğunu, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, ayrıca davacıya kıdem tazminatı ile yıllık izin ücret alacağına ilişkin 5.000TL ödeme yapıldığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 7. Ankara 37. İş Mahkemesinin 23.03.2016 tarihli ve 2016/918 E., 2016/110 K. sayılı kararı ile; basit yargılama usulüne tabi davada bu usule ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği, basit yargılama usulünde yazılı yargılama usulünden farklı olarak iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 319. maddesine göre davacı için dava, davalı için cevap dilekçesinin verilmesi ile başladığı, davacının dava dilekçesinde tanık deliline dayandığını bildirmediği, davalı …’in cevap dilekçesi ekinde sunduğu delil listesinde tanıklarını gösterdiği ancak isim ve adreslerinin sonra bildirileceğini, diğer davalılar vekilinin de deliller kısmında tanık olduğunu yazdığı, sonra isimlerinin bildirileceğini beyan ettiği, HMK’nın 318. maddesindeki düzenlemeye rağmen hazırlanan tensip tutanağında tanıkların bildirilmesi, her bir tanık için ücret yatırılması, davetiye ve gerekir ise ihzar için de masraf yatırılması konusunda taraflara 2 haftalık kesin süre verildiği, aksi takdirde bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarının ihtar edildiği, tarafların yapılan tebligata rağmen tanıkların adlarını ve adreslerini bildirmedikleri, davacının tanık ücreti yatırdığı, ancak ilk duruşmada karşılıklı olarak tanıklarını bildirmek istemelerine rağmen birbirlerine muvafakatlarının bulunmadığını açıkladıkları dikkate alındığında tarafların tanıklarının dinlenmemesinin usul kurallarına uygun olduğu değerlendirilerek reddedildiği, dosyadaki mevcut duruma göre davacının asgari ücretle çalışırken iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği, davacının fazla çalışma yaptığı, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. Ankara 37. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar …, …, …, … vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince 26.12.2019 tarihli ve 2016/25691 E., 2019/24552 K. sayılı kararı ile ; “….Davacı tanıklarının dinlenmemesinin yerinde olup olmadığı ihtilaflıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 137. maddesinde, “(1) Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir. (2) Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü verilemez.” 140. maddesinde ise, “ (1) Hâkim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. (2) Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe teşvik eder; bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin eder. (3) Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür. (4) Ön inceleme tek duruşmada tamamlanır. Zorunlu olan hâllerde bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin edilir. (5) Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir.” Somut olayda, davacı dava dilekçesinde, tanık deliline dayandığını bildirmiştir. 12/05/2014 tarihli ön inceleme duruşmasının yapıldığı ve tahkikat aşamasına geçildiği celse davacı tanıklarını bildirmek için süre talep etmiştir. Mahkemece tensiple davacı tarafa verilen süre içinde tanıkların isim ve adreslerinin bildirilmemesi nedeni ile tanık dinletme talebinin reddine karar verilmiştir. Yukarıda içeriği aktarılan Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 137 ve 140. maddesi hükümleri dikkate alındığında mahkemenin ön inceleme duruşması yaparak öncelikle uyuşmazlık konularını belirlemesi ve ondan sonra ihtilaflı konularla ilgili delillerini bildirmeleri için süre vermesi gerekirken, tensiple verdiği süreye istinaden davacının ispat hakkını kısıtlar biçimde tanıklarının dinlenmesi talebini reddetmesi hatalı olmuştur. Davacı tanıklarının usulünce celbi ile beyanlarının alınarak tüm deliller ile birlikte değerlendirildikten sonra karar verilmesi gerektiğinden kararın bu yönden bozulması gerekmiştir….” gerekçesi ile sair temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Ankara 37. İş Mahkemesinin 17.02.2020 tarihli ve 2020/27 E., 2020/46 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten bozma kararında atıf yapılan HMK’nın 137. ve 140. maddelerinin yazılı yargılama usulünde geçerli olduğu, oysa iş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulandığı, ispat hakkının kısıtlanmasını istemeyen davacının kanunlara uygun şekilde delillerini gösterip dava dilekçesinde tanıklarını belirtmiş ancak tanık dinlenmesi gereken bir durumda tanık dinlenmeden karar verilmişse ispat hakkının kısıtlandığından bahsedileceği, dava açılırken davacının delillerin neler olacağı, tanık dinletip dinletmeyeceği, dinletecek ise kimler olacağı hususlarını bildirmesi ve karşı tarafa da bildirmek zorunda olması gerektiğinden davacının tanıklarının dinlenmemesinin kanuna aykırı olmadığı, mevcut duruma göre verilen kararın doğru olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili ile davalılardan …, …, … ve … vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesinde tanık deliline dayandığını bildiren ve ön inceleme duruşmasının yapılıp tahkikat aşamasına geçildiği 12.05.2014 tarihli celsede tanıklarını bildirmek için süre talep eden davacının, tanık dinletme talebinin mahkemece tensiple davacı tarafa verilen süre içinde tanıkların isim ve adreslerinin bildirilmemesi sebebiyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre davacı tanıklarının beyanları alınarak tüm delillerle birlikte değerlendirildikten sonra karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Direnmeye konu uyuşmazlığın niteliği dikkate alınarak öncelikle adil yargılanma hakkı başlığı altında hukukî dinlenilme hakkı kavramının, devamında basit yargılama usulü ve ön inceleme ile ispat ve tanık delili üzerinde durulmalı, bu hususlarla ilgili açıklamalar yapıldıktan sonra somut uyuşmazlığın değerlendirilmesine geçilmelidir. A. Adil Yargılanma Hakkı 14. Hukuk devletinin bir gereği olarak bireyler hakları ihlâl edildiği ya da tehlikeye düştüğü takdirde, hukukî korunma için devlete başvurmak zorunda olup, kendiliğinden hak arama yetkisine sahip değildirler. Bireylere tanınan bu hak, devletin anayasal teminatı altındadır. 15. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinin 1. fıkrası “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü düzenlemiş olup hak arama özgürlüğü adı altında hukukî koruma (korunma) talebine yönelik anayasal teminatı bireylere vermektedir. 16. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur (Gökhan Ateş, B. No: 2017/32699, 12.01.2021, § 23). 17. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın 90. maddesinin son fıkrasında ise usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. 18. Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı şekilde yer almış olup, Sözleşmenin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrası; “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.” şeklinde düzenlenmiştir. 19. Gerek Anayasa gerekse AİHS düzenlemelerine koşut olarak düzenlenen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı 27. maddesinde; "(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir." hükmüne yer verilmiştir. 20. Hukukî dinlenilme hakkının temel unsurları maddede tek tek belirtilmiş, böylece uygulamada bu temel yargısal hak konusundaki tereddütlerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. 21. Bu unsurlardan ilki “bilgilenme hakkı”dır. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır. 22. Bu hakkın ikinci unsuru, “açıklama ve ispat hakkı”dır. Taraflar, yargılamayla ilgili açıklamada bulunma, bu çerçevede iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahiptirler. Her iki taraf da bu haktan eşit şekilde yararlanır. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre silahların eşitliği ilkesi, davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu şeklinde ifade edilmiştir (İnceoğlu, Sibel; Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-4, 2018, s. 115). 23. Anayasa Mahkemesine göre ise silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmekte; bu usul güvencesinin, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsadığı ifade edilmektedir (Ali Tulumcu, B. No: 2017/18458, 10.02.2021, § 34). 24. Adil yargılanma hakkının içinde yer alan ve silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı diğer bir hak ise, “çelişmeli (çekişmeli) yargılama hakkı”dır. Çekişmeli yargılama ilkesinin anlamı, bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara, mahkemenin kararını etkilemek amacıyla ulusal yargının bağımsız bir mensubu tarafından bile olsa gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşlerle ilgili bilgiye sahip olma ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme hakkının tanınmasıdır (Doğru, Osman/ Nalbant, Atilla: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (Açıklama ve Önemli Kararlar), C.1., 2012, s. 637). 25. Hukukî dinlenilme hakkının üçüncü unsurunu, “tarafların iddia ve savunmalarını yargı organlarının tam olarak dikkate alıp değerlendirmesi” oluşturmaktadır. Bu değerlendirmenin de kararların gerekçesinde yapılması gerekir (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Hükümet gerekçesi madde 32). 26. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (Anayasa)’nın 36. maddesine göre mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi vardır. Dolayısıyla mahkemelerce, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddialar ve gösterilen deliller gereği gibi incelenmek zorundadır. 27. Nitekim Anayasa Mahkemesi, genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanmasının şart olduğunu; taraflara, tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerektiğini; bu anlamda delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte, bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli hususun, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dâhil ortaya koydukları delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gerektiğini vurgulamıştır (Emine Yıldız, B. No: 2014/12324, Karar Tarihi: 01.02.2017, § 34). 28. Bununla birlikte AİHM, ulusal mahkemelerin, davanın taraflarınca öne sürülen iddiaların ve sunulan delillerin kabulünde takdir yetkisine sahip olduklarını; fakat bu yetkiyi kararlarında gerekçe göstererek haklılaştırmakla yükümlü olduklarını vurgulamaktadır. Suominen/Finlandiya kararında, bir hukuk davasının hazırlık duruşmasında başvurucu tarafından sunulan deliller listesinden sadece ikisinin kabul edilmesi ve bu konuda hiçbir gerekçe gösterilmemesi, gerekçeli karar hakkı bakımından ihlâl verilmesine neden olmuştur (İnceoğlu, s. 171.) B. Basit Yargılama Usulü ve Ön İnceleme 29. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda iki temel yargılama usulü düzenlenmiştir. Bunlar; yazılı (m. 118-186) ve basit (m. 316-322) yargılama usulleridir. Davanın açıldığı mahkemeye veya uyuşmazlığın niteliğine göre uygulanacak yargılama usulü farklılık göstermektedir. 30. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler” başlıklı 316. maddesinin (g) bendindeki; “Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler basit yargılama usulüne tabidir.” şeklindeki düzenleme ile hangi dava ve işlerin basit yargılama usulüne tabi olduğu gösterilmiştir. 31. Bu itibarla gerek mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesi gerekse 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesi gereğince iş mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanmaktadır. 32. Bu usul, daha çabuk sonuçlandırılması gereken, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş daha basit ve seri bir yargılama usulüdür. 33. Bu yargılama usulünde, dava ve davaya cevap verilmesi yazılı yargılama usulünde olduğu gibi dilekçe ile olur (m.317/1). Cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak, mahkeme duruma göre, bu sürede cevap dilekçesi verilmesi zor ise, bu süre içinde başvurulmak kaydıyla davalıya, bir defaya mahsus olarak ve iki haftayı geçmeyecek ek bir süre verebilir (m.317/2). Belirtmek gerekir ki, 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (7251 sayılı Kanun) 31. maddesi ile bu fıkrada yer alan “davalıya, bir defaya mahsus” ibaresi “davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak” şeklinde değiştirilmiştir. 34. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 317. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, basit yargılama usulünde, dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi verilemez. Bu çerçevede, taraflar dilekçeleriyle birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek, ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de, bunların bulunabilmesini sağlayacak bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadırlar (m. 318). Dilekçe sayısı, bu usulde görülecek işlerin basit olması ve kısa sürede karara bağlanmasını sağlamak amacıyla sınırlandırıldığından, birer defa dilekçe vermek durumunda olan tarafların daha dikkatli davranmaları gerekmektedir. 35. Basit yargılama usulünde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, yazılı yargılama usulünden farklı olarak dava açılmasıyla ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar (m.319). 36. Yargılamanın gereksiz yere uzamasının engellenmesi, mahkemenin ve tarafların yargılamada gereken hazırlığı davanın başında yapmasının sağlanması bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile dilekçelerin verilmesinden sonra ve tahkikat aşamasından önce gelmek üzere “ön inceleme” adıyla yeni bir yargılama aşaması kabul edilmiştir. 37. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Ön inceleme ve tahkikat” başlıklı 320. maddesinin ikinci fıkrasına göre; “Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.”. 38. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 322. maddesi atfı ile basit yargılama usulünde de uygulama alanı bulan HMK’nın “Ön İnceleme duruşması” başlıklı 140. maddesinin, 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanunun 14. maddesi ile değiştirilmeden önceki 5. fıkrasına göre; ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir. Yapılan değişiklikle ise 5. fıkra; “139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir.” şeklinde düzenlenmiştir. 39. Burada vurgulanması gereken husus özellikle 140. maddede “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır. HMK’nın 140. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, tahkikata başlamadan önce, taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa, artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir. C. İspat ve Tanık Delili 40. Bilindiği üzere, dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (HMK m. 187/1). 41. Vakıa (olgu), kendisine hukukî sonuç bağlanmış olaylardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı). 42. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189. maddesinin 1. fıkrasında da belirtildiği üzere “Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir.”. Madde gerekçesine göre de, “…ispat hakkı kavramı, kanunî sınırları belirtilmek suretiyle, bir davanın her iki tarafına da tanınmış olmaktadır. Böylece ispat, bu maddede taraflar bakımından sadece bir yük olmanın ötesinde aynı zamanda kanunî bir hak olarak düzenlenmiştir”. 43. Belirtmek gerekir ki, sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. Taraflarca getirilen vakıaların hukukî nitelendirmesini yapmak hâkime ait ise de kural olarak taraflarca ileri sürülmeyen vakıaları hâkim araştıramaz ve bunların ispatını da isteyemez. Usul hukukumuza hakim olan ve HMK'nın 25. maddesinde düzenlenen "Taraflarca getirilme ilkesi" uyarınca kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. 44. Nitekim bu ilkeye uygun olarak HMK'nın "Dava dilekçesinin içeriği" başlıklı 119. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde "Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri"nin gösterilmesi gerektiği düzenlendiği gibi "Cevap dilekçesinin içeriği" başlıklı 129. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendinde de "Davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri"nin bulunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü üzere davacı dava dilekçesinde talep sonucunu haklı göstermeye yarayan yani davanın temelini oluşturan maddi vakıaları yazmak zorundadır. Aynı ilke uyarınca davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağını oluşturan vakıaları sunmak zorundadır. Böylece davacı iddiasını, davalı da savunmasını somutlaştırmış olacaktır. 45. Uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek amacıyla HMK'da yeni bir düzenleme yapılmış ve 194. maddenin 1. fıkrasında "Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar." hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin 2. fıkrasında ise somutlaştırma yükünün delillerle ilişkisi ortaya konulmuş ve tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorunda oldukları düzenlenmiştir (HMK m. 194/2). 46. Bu aşamada, iş hukukundan kaynaklanan davalarda ispat açısından yoğun olarak başvurulan bir delil olan tanık delili üzerinde de durmak gerekmektedir. 47. Tanık, kavram olarak uyuşmazlık hakkında bilgi ve görgüsü bulunan üçüncü kişidir. Kural olarak, üçüncü kişi olması şartıyla yaşına, hukukî durumuna, taraflarla akrabalık derecesine bakılmaksızın, davada herkes tanık olarak dinlenebilir. Dolayısıyla davanın tarafları tanık olarak dinlenemez. 48. Tanık gösteren taraf, dinleteceği tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi (bu listeyi içeren dilekçesini) mahkemeye verir ve her bir tanığın hangi vakıa hakkında dinlenileceğini de dilekçesinde bildirir. Bu hüküm yukarıda belirtilen ve HMK'nın 194. maddesinde düzenlenen somutlaştırma yükümlülüğünün de bir gereğidir. Ayrıca madde de belirtildiği üzere ikinci bir tanık listesi verilmesi de mümkün değildir (HMK m. 240/2) 49. Tanık listesinde gösterilecek olan tanık sayısı hakkında herhangi bir sınırlama yoktur. İsteyen taraf, dilediği sayıda tanığın dinlenilmesini isteyebilir. Kural bu olmakla birlikte hâkim gösterilen çok sayıda tanığın dinlenilmesinin gereksiz olduğu veya davayı uzatma amacıyla yapıldığı sonucuna varırsa, gerekçeli kararında belirtmek şartıyla bütün tanıkları dinlemeyebilir. Bu hususa işaret eden ve yine HMK'nın getirdiği bir yenilik olarak karşımıza çıkan 241. madde “(1) Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir” düzenlemesini içermektedir. 50. Anılan maddenin gerekçesinde aynen şöyle denilmektedir: "Tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi" başlığını taşıyan bu madde, davayı uzatma niyetiyle hareket etmek isteyen tarafın bu konudaki çabalarını önleme yolunda, mahkemeye tanınmış bir imkânı ifade etmektedir. Bir önceki maddenin ikinci fıkrasıyla tanıkların hangi vakıa hakkında dinleneceklerini açıklama görevinin tanığı gösteren tarafa yüklenmiş olduğu da dikkate alınarak, bu bağlamda, taraflarca tanık listesinde gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yeterli derecede sonuç alınmış ise diğerlerinin dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilebilecektir". 51. Bu ilkeler ışığında; bir davada tanıklar HMK’nın 241. maddesinde belirtilen durum ayrık olmak üzere açıkça vazgeçme olmadıkça dinlenmek zorundadır. 52. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 25.02.2020 tarihli ve 2016/(7)22-371 E., 2020/203 K.; 20.12.2018 tarihli ve 2017/2-2707 E., 2018/1998 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. D. Somut Olayın Değerlendirilmesi 53. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, müvekkilinin 2002 yılında davalıların murisine ait işyerinde çalışmaya başladığını, çalışmasının 07:00-19:00 saatleri arasında, Cumhuriyet Bayramı hariç genel tatil günlerinde de devam ettiğini belirterek ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiş, davalıların vekilleri ise davanın reddi gerektiğini savunmuştur. 54. Mahkemece 22.11.2013 tarihli tensip tutanağında davacı vekiline HMK’nın 121 ve 318. maddeleri gereği ellerindeki belgelerin asıllarını davalı sayısından bir fazla sayıda olacak şekilde dilekçelerine eklemeleri, başka yerden getirtilecek belge ve dosyalar için açıklayıcı bilgilerin ve belgelerin dilekçede yer alması gerektiği, ayrıca tanık ad, adres ve sayısını açıkça bildirmeleri; iki haftalık kesin süre içinde bildirilmediği taktirde ayrıca süre verilmeyeceği ve mevcut deliller üzerinden değerlendirme yapılarak karar verileceği bunun da aleyhlerine olabileceğinin ihtarı yönünde ara karar kurulmuş ve tensip tutanağı davacı vekiline 03.12.2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. 55. Davacı vekili dava dilekçesinde fazla çalışma ve işten haksız çıkarılma sebebi ile tanık deliline dayanmış, tanıklarının isim ve adreslerinin daha sonra bildirileceğini belirtmiştir. Ayrıca davacı vekili dava açılış sırasında gider avansı içerisinde 69TL “tanık tutarını” yatırmıştır. 56. Dilekçeler ibraz edildikten sonra mahkemece 12.05.2014 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında tarafların sulh olamadıkları ve dava konusu hususların tamamında anlaşamadıkları tespit edilerek ön inceleme aşamasından tahkikat aşamasına geçilmiş, davacı vekili ve davalı … vekili tanıklarını bildirmek için süre talep etmiş ise de, mahkemece “Her iki tarafa da tensip kararı gereği 2 ve 3 maddelerde sonuçları açıkça belirtilerek tanık ad ve adreslerini bildirmeleri gerekli masrafları yatırmaları aksi taktirde bu tanıkların dinlenmeyeceği konusunda uyarıldıkları, buna rağmen süresinde tanık bildirilmediği, duruşma sırasında da birbirlerine muvafakat etmedikleri anlaşıldığından tarafların tanık dinletme ile ilgili taleplerinin reddine” karar verilmiştir. 57. Bununla birlikte, davacı vekili tarafından sunulan 21.05.2014 havale tarihli dilekçe ile iki tanığın isim ve adresleri bildirilmiş ise de mahkemece bu tanıklar dinlenilmeksizin yargılama tamamlanmıştır. 58. Yapılan bu açıklamalara göre, basit yargılama usulünde taraflar dava ve cevap dilekçeleri ile delillerini göstermek, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirtilecekse gerekli bilgileri belirtmek zorunda olduğundan tanık deliline dayanılması durumunda bu hususun da dava ve cevap dilekçesinde belirtilmesi zorunludur. 59. Diğer taraftan, HMK’nın 240. maddesinde tanık deliline dayanan tarafın tanık listesini sunması gerektiği belirtilmiş ise de tanık listesinin verilmesi gereken aşama açık olarak düzenlenmemiştir. 60. Yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere ispat faaliyetinin konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. 61. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 320. maddesi gereğince basit yargılama usulünde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar ön inceleme aşamasında tespit edileceğinden ancak bu tespit yapıldıktan sonra çekişmeli vakıaların ispatı için tanık deliline başvurulmasının gerekip gerekmediği taraflarca değerlendirilebilecektir. 62. Bu anlamda olmak üzere dava dilekçesinde ve cevap dilekçesinde soyut olarak tanık deliline dayanan taraf, ön incelemede hâkimin tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tespit etmesinden sonra, hangi konulara ilişkin ve hangi vakıayı ispat için hangi tanığı delil olarak bildirebileceğini belirleyebilir. 63. Bu itibarla, mahkemece dava dilekçesinde hangi vakıayı ispat için tanık deliline dayandığını belirten davacı vekilinin tanıklarının dinlenilmesi gerekirken tanık dinletme talebinin reddine karar verilmesi, hukukî dinlenilme hakkının ve bu hakkın alt unsurları olan “iddia ve savunma hakkı” ile “açıklama ve ispat hakkı”nın ihlâli niteliğinde olup adil yargılanma hakkı ile bağdaşmamaktadır. 64. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, Bozma kapsam ve nedenlerine göre davalılar …, …, … ve … vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08.03.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2209, K. 2020/475Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2209 E.  ,  2020/475 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 8. Aile Mahkemesince verilen davaların kabulüne dair karar davalı-karşı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir: 2. Direnme kararı davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı-Karşı Davalı İstemi: 4. Davacı-karşı davalı kadın vekili dava dilekçesinde; davalı-karşı davacının eylemleri nedeniyle müvekkilinin ruh sağlığının bozulduğunu, müvekkiline sevgi ve ilgi göstermediğini, müvekkilinin arkadaşı ile davalı-karşı davacının 2009 yılındaki güven sarsıcı hareketini eşine olan sevgisinden dolayı affettiğini, ancak onur kırıcı hareketlerine devam ettiğini, 2011 yılı Ocak ayında evden ayrıldığını ve başkası ile yaşamaya başladığını, bu ilişkinin inkâr edildiğini ve müvekkilinin oyalandığını, fakat daha sonra gerçeğin öğrenildiğini, sadakatsizliği alışkanlık hâline getirdiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, aylık 600,00TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 10.000,00TL maddi ve 50.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Davalı-Karşı Davacı Cevabı: 5. Davalı-karşı davacı erkek vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava tarihinden kısa süre önce, ortak arkadaşlarından davacı-karşı davalının sadakatsizliğini öğrendiğini, daha önce Ankara 5. Aile Mahkemesinin 2011/711 E. sayılı dava dosyasında görülen anlaşmalı boşanma davasının takip edilmediğinden açılmamış sayılmasına karar verildiğini, anılan dava tarihinden önceki olaylara dayanılamayacağını, davacı-karşı davalının ilişki yaşadığı kişinin daha önce de ortak ikamete girip çıktığının tanık beyanları ile anlaşıldığını, müvekkilinin evden uzaklaştırılma sebebinin de böylelikle ortaya çıktığını, müvekkilinin ilişki yaşadığı iddia edilen kişinin tarafların ortak arkadaşı olduğunu, kaldı ki dava tarihinden önce tarafların bir araya gelerek Kapadokya’ya gittiklerini ve dönüşte ortak ikamette beraber kaldıklarını, sonrasında davacı-karşı davalının müvekkilinin annesini arayarak hamile olduğunu, daha sonra da bebeği düşürdüğünü söylediğini, müvekkiline ve arkadaşlarına hakaretamiz davranışlarda bulunduğunu belirterek tarafların boşanmalarına, müvekkili lehine 50.000,00TL maddi ve 50.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Ankara 8. Aile Mahkemesinin 09.07.2014 tarihli ve 2013/420 E., 2014/903 K. sayılı kararı ile; davalı-karşı davacının eşine hakaret ettiği, başka kadınlara zaafının olduğu, alkollü iken evlerine misafir gelen bir kadınla öpüştüğü, davacı-karşı davalının bu olayı görmesi üzerine tarafların 2-3 yıl kadar önce ayrıldıkları, ayrılmadan önce sorunlarını konuşmak üzere Avanos’a gittikleri, ancak çözemedikleri, bu süre zarfında davalı-karşı davacının Burçin isimli başka bir kadınla birlikte yaşadığı, davacı-karşı davalının da güven sarsıcı davranışlar sergilediği, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-karşı davacının, davacı-karşı davalıya nazaran daha kusurlu olduğu gerekçesiyle karşılıklı açılan davaların kabulü ile boşanmalarına, boşanmakla yoksulluğa düşecek olan davacı-karşı davalı lehine aylık 500,00TL yoksulluk nafakasına, boşanma nedeniyle evlilikten beklenen menfaatleri zedelenen ve boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan davacı-karşı davalı lehine 10.000,00TL maddi ve 20.000,00TL manevi tazminata, davalı-karşı davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesince 23.06.2015 tarihli ve 2014/25372 E., 2015/13375 K. sayılı kararı ile; "… Hüküm, davalı-davacı erkek tarafından kusur belirlemesi, tazminatlar ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilerek; Mahkemece, davalı-davacının delil listesinde bulunan tanık …'in dinlenmesi talebi bu tanığın davalı-davacı vekili olması nedeniyle reddedilmiştir. Taraf vekilleri üçüncü kişi durumunda olduklarından tanık olarak dinlenilmelerinde yasal engel yoktur. Davalı-davacının tanık listesinde ismi bulunan davalı-davacı vekili Avukat …'in tanık sıfatıyla Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 240 ve devamı maddeleri gereğince dinlenilmesi ve delillerin hep birlikte değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.…’’ gerekçesiyle bozulmasına ve bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 8. Ankara 8. Aile Mahkemesinin 30.12.2015 tarihli ve 2015/1654 E., 2015/2014 K. sayılı kararı ile; ceza mahkemelerinin şikâyete bağlı suçlar dışında kamu adına yargılama yapan ve karar veren mahkemeler olduğu, bu mahkemelerde taraf vekili avukatın müvekkilinin yerine geçerek doğrudan onun yerine savunma yapma yetkisinin bulunmadığı gibi, kamu adına yürütülen davalarda Cumhuriyet Savcısının yerine geçerek dava açma, doğrudan delil toplama, delillerden vazgeçme, talep sunucunu değiştirme ya da sonuçtan vazgeçme yetkisinin de bulunmadığı, bu nedenle tanık olarak dinlenebileceği, hukuk mahkemelerinde görülen davalarda ise; taraf vekili avukat üçüncü kişi konumunda olmakla birlikte; müvekkili adına dava açan, davada istediği delili bildirip, istediği delilin toplanılmasından vazgeçme yetkisi bulunan, yine davada talepte bulunma ve değiştirme ya da davadan vazgeçme yetkisi bulunan, doğrudan taraf gibi taraf adına iddia ve savunmada bulunan avukatın, aynı davada tanık olarak beyanda bulunmasında yasal bir engel yoksa da, aynı davada tanık olarak dinlenilmesinin davanın aydınlatılmasına yararı olmayacağı, taraf vekili avukatın, aynı davada tanık olarak dinlenilmesi sırasında diğer tanıklardan ayrıcalıklı olarak duruşma salonunda bulunmasını engelleyen herhangi bir yasal düzenlemenin mevcut olmadığı, taraf tanığı olarak duruşma sırasında yeminli olarak ifade verecek olan taraf vekili avukata, mahkemece resen sorulabilecek olan ya da karşı tarafın asil ya da vekili tarafından sorulabilecek olan sorularda, kendisinin bildiği ancak müvekkilinin aleyhine olabilecek olan hususlarda avukatın ya bildiğini gizleyeceği, ya doğruyu söylemeyeceği ya da müvekkili aleyhine olan hususlarda açıklama yapmak zorunda kalacağı, ilk iki durumun, HMK'nin 258/3. maddesine aykırılık dolayısıyla gerçeğe aykırı beyanda bulunması nedeniyle ile suç teşkil edeceği, diğer hâlde ise Avukatlık Kanunu’nun 36. maddesinde düzenlenen sır saklama yükümlülüğüne aykırı davranmış olacağından tanık olarak dinlenen taraf vekili avukatı açısından hukuki ve cezai sorumluluk doğacağı, bozma kararından önceki nedenlerle de aynı hükmün verilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı-karşı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı-karşı davacının delil listesinde bulunan ve aynı zamanda vekili olan amcasının tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili kanun maddelerinin incelenmesinde yarar görülmektedir. 12. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi; “Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir. 13. Anılan maddenin birinci fıkrası gereğince evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmaya karar verilebilmesi için başlıca iki şartın gerçekleşmiş olması gerekmektedir. İlki, evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, diğeri ise ortak hayatın çekilmez hâle gelmiş bulunmasıdır. Genel boşanma sebeplerini düzenleyen ve yukarıya alınan madde hükmü somutlaştırılmamış veya ayrıntıları ile belirtilmemiş birçok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime takdir hakkı tanımıştır. Dolayısıyla olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin kültürel sosyal durumları, eğitim durumları, mali durumları, eşlerin birbirleri ve çocukları ile olan ilişkileri, yaşadıkları çevrenin özellikleri, toplumun değer yargıları gibi hususlar dikkate alınarak evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığı tespit edilecektir. 14. Öte yandan, söz konusu hüküm uyarınca evlilik birliği, eşler arasında ortak hayatı çekilmez duruma sokacak derecede temelinden sarsılmış olduğu takdirde, eşlerden her biri kural olarak boşanma davası açabilir ise de, Yargıtay bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumlamaktadır. Çünkü tam kusurlu eşin boşanma davası açması tek taraflı irade ile sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı kendisinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonra da mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer (TMK m.2). 15. Bu durumda anılan madde hükmüne göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olunması gerekmeyip daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu hâlin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır (TMK m. 166/2). 16. Bilindiği üzere, dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m.187/1). 17. İspat yükü, objektif ispat yükü ve sübjektif ispat yükü olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Objektif ispat yükü ile dayanılan vakıanın ispatlanamamasının kimin aleyhine sonuç doğuracağı belirlenirken, sübjektif ispat yükünde vakıanın ispatı için kimin delil göstereceği söz konusu olmaktadır (Yardımcı, Dr. T. E., Hukuk Yargılamasında Somutlaştırma Yükü, İstanbul 2017, 1. Baskı, s. 35). 18. Vakıa ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır (03.03.2017 tarih ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK). Sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. Taraflarca dayanılan vakıaların hukuki nitelendirmesini yapmak hâkime ait ise de kural olarak taraflarca ileri sürülmeyen vakıaları hâkim araştıramaz ve bunların ispatını da isteyemez. Usul hukukumuza hakim olan ve HMK'nin 25. maddesinde düzenlenen "taraflarca getirilme ilkesi" uyarınca, kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. 19. Nitekim bu ilkeye uygun olarak 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun "dava dilekçesinin içeriği" başlıklı 119. maddesinin 1/e bendinde; "Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri" nin gösterilmesi gerektiği belirtildiği gibi "cevap dilekçesinin içeriği" başlıklı 129. maddesinin 1/d bendinde de; "davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri"nin bulunması gerektiği hüküm altına alınmıştır. Görüleceği üzere, davacı dava dilekçesinde talep sonucunu haklı göstermeye yarayan yani davanın temelini oluşturan maddi vakıaları yazmak zorundadır. Aynı ilke uyarınca davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağını oluşturan vakıaları bizzat sunmak zorundadır. Böylece davacı iddiasını, davalı da savunmasını somutlaştırmış olacaktır. Yine davacının cevaba cevap, davalının da ikinci cevap dilekçesi hakkında, dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümler, niteliğine aykırı düşmediği sürece kanunun açık hükmü (HMK m.136/2) gereği kıyasen uygulanacağı için taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçelerinde de vakıalarını belirtebileceklerdir. 20. Mahkemece yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi ve makul bir sürede karar verilebilmesi için vakıaların açık özetleri ile gösterilmesi yeterli olmayacaktır. Uyuşmazlığın doğru tespit edilebilmesi ve vakıaların değerlendirilebilmesi için ayrıca dava dilekçesinde iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği de (HMK m.119/1-f) gösterilmelidir. Bu yükümlülük davalı için de geçerlidir. Davalı da cevap dilekçesinde savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini (HMK m.129/1-e) belirtmelidir. Ayrıca HMK’nin 136/2. maddesi gereğince davacı cevaba cevap, davalı da ikinci cevap dilekçesinde delillerini belirtebileceklerdir. 21. Uygulamada genel geçer ifadelerle, somut vakıalara dayanmadan dava açmanın önüne geçmek amacıyla HMK'de yeni bir düzenleme yapılmış ve 194. maddenin 1. fıkrasında "Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar." hükmüne yer verilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise somutlaştırma yükünün delillerle ilişkisi ortaya konulmuş ve tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmek zorunda oldukları düzenlenmiştir (HMK m. 194/2). Somutlaştırma yükümlülüğü gösterilen veya sunulan delilin hangi konunun ispatı için belirtildiğinin bildirilmesidir. İspat konusu olmayan bir delilin sunulması ya da gösterilmesinin hiçbir önemi bulunmamaktadır. 22. Bu aşamada, uyuşmazlık konusuyla bağlantılı olan tanık delili üzerinde de durmak gerekmektedir. 23. Tanık, kavram olarak çekişmeli olan konu hakkında bilgi ve görgüsü bulunan üçüncü kişidir. Dolayısıyla davanın tarafları tanık olarak dinlenilemez. 24. Tanık gösteren taraf, dinleteceği tanıkların adı ve soyadı ile tebligata elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar ve her bir tanığın hangi vakıa hakkında dinleneceğini de dilekçesinde bildirir (HMK m. 240/2). Bu hüküm, yukarıda belirtilen ve HMK'nin 194. maddesinde düzenlenen somutlaştırma yükümlülüğünün de bir gereğidir. Ayrıca bu listede gösterilmemiş olan kişiler tanık olarak dinlenemeyeceği gibi ikinci bir tanık listesi de verilemez. 25. Tanık listesinde gösterilecek olan tanık sayısı hakkında herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır. Taraf, istediği sayıda tanığın dinlenilmesini talep edebilir. Kural bu olmakla birlikte hâkim gösterilen tanıkların tamamının dinlenilmesine gerek olmadığı veya bu hususun davayı uzatma amacıyla yapıldığı sonucuna varırsa, gerekçesini kararında belirtmek şartıyla bütün tanıkları dinlemeyebilir. Bu konuya işaret eden ve yine HMK'nin getirdiği bir yenilik olarak karşımıza çıkan 241. madde ise; “Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir” düzenlemesini içermektedir. 26. Anılan maddenin gerekçesinde; davayı uzatma niyetiyle hareket etmek isteyen tarafın bu konudaki çabalarını önleme yolunda, mahkemeye tanınmış bir imkânı ifade etmektedir. HMK’nin 240/2. maddesiyle tanıkların hangi vakıa hakkında dinleneceklerini açıklama görevinin tanığı gösteren tarafa ait olduğu da dikkate alınarak, bu bağlamda, tanık listesinde gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle ispat edilmek istenen husus hakkında yeterli derecede sonuç alınmış ise diğer tanıkların dinlenilmemesine karar verilebilecektir. 27. Bu ilkeler ışığında; HMK’nin 241. maddesinde belirtilen durum ayrık olmak üzere, taraflar usulüne uygun şekilde göstermiş oldukları tanıklarının dinlenilmesinden açıkça vazgeçmedikçe gösterilen bütün tanıklar dinlenilmek zorundadır. 28. Ayrıca HMK’nin "Kişisel nedenlerle tanıklıktan çekinme’’ başlıklı 248. maddesi gereğince; (1) Aşağıdaki kimseler tanıklıktan çekinebilirler: a) İki taraftan birinin nişanlısı. b) Evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi iki taraftan birinin eşi. c) Kendisi veya eşinin altsoy veya üstsoyu. ç) Taraflardan biri ile arasında evlatlık bağı bulunanlar. D) Üçüncü derece de dâhil olmak üzere kan veya kendisini oluşturan evlilik bağı ortadan kalkmış olsa dahi kayın hısımları. e) Koruyucu aile ve onların çocukları ile koruma altına alınan çocuk.’’ şeklinde düzenleme nedeniyle madde metninde yazılı kişiler tanıklıktan çekinebileceklerdir. 29. Yine aynı Yasa’nın "Sır nedeniyle tanıklıktan çekinme" başlıklı 249. maddesinde ise; (1) Kanun gereği sır olarak korunması gereken bilgiler hakkında tanıklığına başvurulacak kimseler, bu hususlar hakkında tanıklıktan çekinebilirler. Ancak, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükmü saklı kalmak üzere sır sahibi tarafından sırrın açıklanmasına izin verildiği takdirde, bu kimseler tanıklıktan çekinemezler.’’ Denilmekle; tanığın kanunen sır olarak korunması gereken bilgiler hakkında tanıklığına başvurulduğunda tanıklıktan çekinebileceği, ancak 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükmü saklı olmak üzere sır sahibinin sırrın açıklanmasına izin verdiği durumlarda ise tanıklıktan çekinilemeyeceği vurgulanmıştır. 30. Nitekim, avukatların, kendilerine tevdi edilen veya gerek görevleri, gerekse, Türkiye Barolar Birliği ve barolar organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendiklerini açığa vurmaları yasaktır. İş sahibinin muvafakatini alarak bu hususlar hakkında tanıklık edebilirler. Ancak, avukat muvafakati almış olsa dahi tanıklık etmekten çekinebilir ve çekinme sebebiyle hukuki ve cezai sorumluluğu doğmaz (1136 s. Avukatlık Kanunu m. 36). 31. Belirtmek gerekir ki, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Hak arama hürriyeti” başlıklı 36. maddesinde " Adil Yargılanma Hakkı" ; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” şeklinde ifade edilmiştir. 32. Ayrıca Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasında usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı ifade edilmiştir. 33. Bu bağlamda ülkemizin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS/Sözleşme) 6. maddesinde adil yargılanma hakkı ayrıntılı yer almış olup, gerek Anayasa gerekse Sözleşme düzenlemelerine koşut olarak da HMK’nin 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiştir. 34. HMK’nin “Hukuki dinlenilme hakkı” başlıklı 27. maddesi uyarınca; " (1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir.". 35. Bu hakkın unsurlarından biri olan “açıklama ve ispat hakkı” uyarınca taraflar, uyuşmazlıkla ilgili açıklamada bulunma, iddia ve savunmalarını ileri sürme ve ispat etme hakkına sahip olup bu haktan eşit şekilde yararlanırlar. Bu durum "silahların eşitliği ilkesi" olarak da ifade edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre silahların eşitliği ilkesi, davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dâhil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu şeklinde ifade edilmiştir (İnceoğlu, S.; Adil Yargılanma Hakkı, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru El Kitapları Serisi-4, 2018, s. 115). 36. Silahların eşitliği ilkesi gereğince taraflar hakkaniyete uygun olarak yargılamanın tüm safhası boyunca hak ve yükümlülükler bakımından eşit şartlara sahip olmalı, bu amaçla da gerek taleplerini ifade ederken gerekse iddia ve savunmalarını ispata yarar delillerini sunarken taraflara aynı imkânlar tanınmalıdır. 37. Tüm açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde; karşılıklı olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine dayalı olarak açılan boşanma davasında davalı-karşı davacı vekili tarafından sunulan tanık listesinde davalı-karşı davacının aynı zamanda vekili olan …’in de tanık olarak gösterildiği, tanıkların dinlenecekleri vakıa hakkında bir sınırlama yapılmadığı, mahkemece bozma öncesi 02.06.2014 tarihli duruşmada bu tanığın dinlenmesi talebinin reddedildiği görülmüştür. 38. Avukat vekâleten takip etmekte olduğu bir davada taraflara oranla üçüncü kişi konumunda olduğundan görevi nedeniyle öğrendiği hususlar dışında tanıklık etmek zorunda olup (Kuru, B.; Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı Baskı, Cilt 3, 2001, s. 2574), tanık olarak dinlenilmesinde de yasal engel bulunmamaktadır. 39. Davalı-karşı davacı vekilinin delil listesinde yer alan aynı zamanda vekili olan tanığın yasal olarak dinlenilmesinin mümkün olduğu, bu tanığın da diğer tanıklar gibi HMK’nin 240. ve devamı maddeleri gereğince dinlenilmesi gerektiği, aksi durumda esasen hukuki dinlenilme ve buna bağlı olarak adil yargılanma hakkının ihlaline sebebiyet verilmiş olunacağı, savunma hakkının kısıtlanacağı aşikârdır. Ayrıca yargılamanın geçirdiği safhalar ile dosyada mevcut bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi sonucu delil listesinde yer alan bu tanığın dinlenilmesi talebinin davayı uzatma amacıyla yapılmadığı da anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle davalı-karşı davacı tanığı dinlenilip tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekmektedir. 40. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalı-karşı davacının aynı zamanda vekili olan kişinin tanık olarak dinlenilmesinin silahların eşitliği ve adil yargılanma ilkesine aykırı olacağı, davalı-karşı davacı vekilinin davadaki avukatlık görevini bıraktıktan sonra tanık olarak dinlenilmesi gerektiği, HMK’nin 72/1 maddesi uyarınca vekil aracılığıyla takip edilen davalarda temsile ilişkin hükümlerin uygulanacağı, vekilin taraf olmasa da tarafın temsilcisi olduğu, aynı davada vekillik ve tanıklık görevlerinin bağdaşmayacağı, hukuk davalarında vekillerin yargılamanın tüm safhalarında aktif olarak taraf adına gerek usuli gerekse esasa ilişkin bütün işlemleri yürüttükleri, davada taraf olmayan kişilerin tanık olarak gösterilmesi gerektiği (HMK m. 240/1), diğer tanıkların dinlenilmesi aşamasında vekillerin hazır bulundukları da düşünüldüğünde tarafın aynı zamanda vekili olan tanığın dinlenilmesinin hak kaybına da neden olacağı, bu nedenlerle direnme kararının onanması ancak sair temyiz itirazlarına yönelik inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 41. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 24.06.2020 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY 6100 sayılı HMK 240/1. maddede davada taraf olmayan kişilerin tanık olarak gösterilebileceği düzenlenmiş olup olumsuz anlamıyla davanın taraflarının tanık olarak dinlenmesi mümkün değildir. Avukat davanın tarafı olmadığı için tanık olarak dinlenebileceği düşünülebilir ise de diğer usul kuralları ve ilgili maddi hukuk kuralları da gözetilerek avukatın vekil olarak görev yaptığı dosyada tanık olarak dinlenmesinin mümkün olup olmadığı değerlendirilmelidir. Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslek olmakla birlikte (1136 sayılı Avukatlık Kanunu 1/1), davanın vekil aracılığıyla açılması ve takip edilmesinde, kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak üzere, Borçlar Kanununun temsile ilişkin hükümleri uygulanır (HMK 72/1). Bu hükümde de belirtildiği üzere avukat dosyanın tarafı olmasa da tarafın temsilcisidir. Avukat tarafın temsilcisi olarak özel yetki gerektiren hâller saklı kalmak üzere taraf yemini ve isticvap gibi bazı istisnalar dışında tarafın yapabildiği tüm işlemleri yapabilmekte, tarafın yapamayacağı işlemleri de yine tarafa bağlı olarak yapamamaktadır. Ayrıca bu temsil yetkisini kullanırken vekâlet verenin açık talimatına uyma (TBK 505/1) ve üstlendiği işi vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütme (TBK 506/2) yükümlülüğü altında da bulunmaktadır. Tarafın tanık olarak dinlenme yasağı 1086 sayılı HUMK döneminde de uygulanmasına rağmen HUMK'da bu konuda açık bir hüküm yer almamaktadır. Ancak HMK bu konuya verdiği önemi gösterir şekilde tarafın tanık olarak dinlenemeyeceğini açıkça düzenlemiştir. Tarafın tanık olarak dinlenemeyeceğini gösteren açık bir düzenleme karşısında tamamen tarafın talimatına uyma, tarafın haklı menfaatlerini gözeterek sadakat ve özenle işi yürütme yükümlülüğü altında olan ve tarafın temsilcisi olan avukatın da temsilci durumunda olduğu için tarafın sahip olmadığı bir yetkiyi kullanamayacağı ve tarafın tanık olma yasağının tarafın temsilcisi olan avukat için de geçerli olduğunun kabulü gerekir. Taraflar davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun biçimde yapmakla yükümlüdürler (HMK 29/2). Maddede düzenlenen ve temel yargılama ilkelerinden olan doğruyu söyleme yükümlülüğünün kapsamıyla ilgili olarak madde gerekçesinde, tarafların yargılamada kendi menfaatlerine uygun olarak neleri ileri sürüp sürmeyecekleri konusunda serbest oldukları, aleyhlerine olan hususları beyan etmelerinin beklenemeyeceği ancak ileri sürdükleri hususların doğru olması beyan ve açıklamalarının gerçeğe aykırı olmaması gerektiği belirtilmiştir. Madde gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde, tarafın yaptığı açıklamaların doğru olması gerekir ise de lehine ve aleyhine tüm vakıaları ileri sürmek zorunda olmadığı gibi karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalara ilişkin olarak da tam bir açıklama yapmak ve ikrar niteliğinde beyanda bulunmak zorunda değildir. Tanık ise tanıklıktan çekinme hakkı bulunmadığı takdirde tanıklık yapmak zorunda olup (HMK 253/1) çekinme hakkının bulunmaması ya da tanıklıktan çekinme hakkı bulunan hâllerde çekinme hakkını kullanmamış ise kendisine sorulan sorulara cevap vermek zorundadır (HMK 253/2). Ayrıca tanık gerçeğe aykırı beyanda bulunmamak ve doğruyu söylemekle de yükümlüdür (HMK 256/1, HMK 258/3 ve (HMK 264/1). Bu hükümleri karşılaştırdığımızda taraf kendi lehine olmayan hususları ileri sürmek ve karşı tarafın ileri sürdüğü hususları ikrar etmekle yükümlü olmadığı hâlde tanık mutlak biçimde doğruyu söylemek ve gerçeğin ortaya çıkması için kendisine sorulan sorulara doğru biçimde cevap vermekle yükümlüdür. Tanığa bu sorular hâkim tarafında sorulabileceği gibi (HMK 263/3 ve 263/4) tarafın veya karşı tarafın vekilinin doğrudan, tarafın ise hâkim aracılığıyla (HMK 152/1) soru yöneltmesi mümkündür. Görüldüğü gibi tarafların ve tanığın doğruyu söyleme yükümlülüğünün kapsamı, sınırları ve sonuçları kısmen farklılıklar içermekte olup avukatın taraf temsilcisi olarak tabi olacağı sınırlar ile taraf tanığı olarak tabi olacağı sınırlar tam uyuşmadığından avukatın vekil olarak görev yaptığı dosyada tanık olarak dinlenmesi, temsil ettiği kişinin ileri sürmediği hususların bizzat avukatı tarafından açıklanmak zorunda kalınması gibi temsil olunanın menfaatleriyle ve temsilci sıfatının gerekleriyle bağdaşmayan sonuçları da ortaya çıkabilecektir. Avukat bu görevi nedeniyle öğrendiği konularda tanıklıktan çekinme hakkına sahip ise de olayın görgü tanığı olması gibi görevinden bağımsız olarak bilgi sahibi olduğu konularda çekinme hakkı bulunmamaktadır. Avukatın vekil olarak görev yaptığı dosyada tanık olarak dinlenebileceğinin kabulü hâlinde avukat kendi müvekkilinin tanığı olabileceği gibi aynı avukatı karşı taraf da tanık olarak gösterebilecektir. Karşı taraf avukatının tanık olarak gösterilerek müvekkilinin ileri sürmediği hususları açıklamaya zorlanabilecek olması da avukatın davada üstlendiği rol ve görev itibarıyla da uygun bir durum değildir. Tanığın doğruyu söylemek zorunda olmasının bir diğer sonucu tanığın objektif ve tarafsız olması gerektiğidir. Bunun sonucu olarak kural tanığın doğruyu söylemiş olduğu olup aksine nedenler olmadıkça beyanına itibar edilecek ve beyanı hükme esas alınacaktır. Mahkeme kararlarının doğru ve adil olması yanında, güvenilir olduğu algısının da sağlanabilmesi için özde adalet yanında gözde adaletin de gerçekleşmesi gerekir. Taraf sadece vekilini tanık olarak bildirmiş ve dayanılan vakıa hakkında başkaca da tanık olmadığı için beyanı hükme esas alınmış ise tanık olarak dinlendiği zaman kesiti dışında yargılamada, tamamen müvekkilinin temsilcisi olarak hareket eden bir kimsenin tanık olarak dinlenip beyanının hükme esas alınması yargılamanın adil yapılmadığı, kararın adalete uygun olmadığı düşüncesine de yol açabilir. Böyle bir düşüncenin ortaya çıkmaması, diğer bir ifadeyle özde adalet yanında gözde adaletin de sağlanması için, avukatın ne temsilcisi olduğu tarafça ne de karşı tarafça tanık olarak gösterilemeyeceğini kabul etmek de daha uygun olacaktır. 1136 sayılı Avukatlık Kanununda; Avukatların, kendilerine tevdi edilen veya gerek avukatlık görevi, gerekse Türkiye Barolar Birliği ve barolar organlarındaki görevleri dolayısıyla öğrendikleri hususları açığa vurmalarının yasak olduğu (36/1), Avukatların birinci fıkrada yazılı hususlar hakkında tanıklık edebilmeleri, iş sahibinin muvafakatini almış olmalarına bağlı olduğu, ancak, bu hâlde dahi avukatın tanıklık etmekten çekinebileceği, çekinme hakkının kullanılmasının hukuki ve cezai sorumluluk doğurmayacağı (36/2) düzenlenmiş ise de bu hüküm avukatın hâlen vekil olarak görev yaptığı dosyaya özgü bir hüküm olarak değerlendirilip sınırlandırılamaz. Zira bir avukat bu hüküm nedeniyle vekil olarak görev yapmadığı dosyada dahi tanıklıktan çekinme hakkına sahiptir. Avukat değişik dosyalarda vekil olarak görev yapmış olması nedeniyle öğrendiği hususlarda vekil olarak görev yapmadığı dosyalarda dâhi tanıklıktan çekinebileceğinden, bu hükme dayalı olarak avukatın taraf vekili olarak hâlen görev yaptığı dosyada tanık olarak dinlenmesinin mümkün olduğu sonucu çıkarılamayacaktır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu 38. maddede avukatın hangi hâllerde işi reddetmek zorunda olduğu düzenlenmiş ve bunlar arasında evvelce hâkim, hâkem, Cumhuriyet savcısı, bilirkişi veya memur olarak o işte görev yapmış olması da sayılmıştır. Bu sayılanlar arasında daha önce tanık olarak dinlenmiş olmasının sayılmamış olmasına; yukarıda açıklanan hususlarla birlikte değerlendirildiğinde avukatın vekil olarak görevli olduğu davada tanık olarak dinlenmesinin mümkün olduğu şeklinde bir anlam yüklenemeyecek bunun yerine, avukatlıktan istifa ederek ayrılmış ise o dosyada tanık olarak dinlenebileceği, şayet avukat olarak görev almadan önce tanık olarak dinlenilmiş ise bu tanıklık beyanının artık hükme esas alınamayacağı şeklinde yorumlanabilecektir. "Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme ve bilirkişi görüşüne başvurulması hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmekte olup, bu ilke ve yargılamaya etkin katılım hakkı ile çelişmeli yargılama ilkesi, adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşmenin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen bu ilke ve haklara, Anayasanın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir." (Başvuru No.2012/13, 2/7/2013,§ 38 ve B. No. 2013/4424, 06/03/2014, § 19). "Taraflar arasında hakkaniyete uygun bir dengenin sağlanmasını amaçlayan silahların eşitliği ilkesi, mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından taraflar arasında eşitliğin sağlanması ve bu dengenin yargılamanın her aşamasında korunmasını ifade etmekte olup, bu usuli güvence gereğince, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmalıdır (B. No. 2012/998, 7/11/2013, § 37; B. No. 2013/2116, 23/1/2014, § 21; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. De Haes ve Gijsels/Belgium, B. No. 19983/92,24/02/1997, § 58). Silahların eşitliği ilkesi kapsamında aranan usuli imkânlar noktasındaki denge, tarafların tanıkları arasında da farklı muamele yapılmamasını gerektirir. Ancak yargılama sırasında bir tarafın tanığına özel bir ağırlık verilmemişse ve mahkeme hükmü başka delillerle desteklenerek oluşturulmuşsa, silahların eşitliği ilkesine aykırı ve sonucu itibarıyla bir tarafı diğer taraf karşısında önemli bir dezavantaj içine sokan bir uygulamanın varlığından söz etmek mümkün değildir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ankerl/Switzerland, B. No. 17748/91, 23/10/1996, § 38)" (B. No. 2013/4424, 06/03/2014, § 20). Tanıklar, hâkim tarafından ayrı ayrı dinlenir ve biri dinlenirken henüz dinlenmemiş olanlar salonda bulunamazlar. Tanıklar gerektiğinde yüzleştirilirler (HMK 261/1). Duruşmaya katılan taraf vekilleri; tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılan diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler (HMK 152/1). Bu hükümlerle birlikte değerlendirdiğimizde özellikle tanıkların farklı günlerde dinlendiği durumlarda avukat tanık olarak dinlendiği zaman kesiti dışında taraf vekili olarak duruşmada hazır bulunacak hâkimin ve tarafların üzerinde durduğu ve sorduğu sorular hakkında bilgi sahibi olacak ve diğer tanıklara göre yargılamada daha ayrıcalıklı bir konumda yer alacaktır. Ayrıca tanık olarak dinlendiği zaman kesitinde müvekkili duruşmada bulunmuyor ise davacı taraf boş durumda olduğu halde yine davayı takip etmiş durumda bulunacak ve bu sırada yargılamada hem tarafsız tanık hem de taraf temsilcisi konumunu muhafaza etmiş olacaktır. Ayrıca HMK'da tanıkların birbirine soru sorması mümkün olmadığı hâlde tanık olarak dinlendiği zaman kesiti dışında özellikle farklı günde dinlenen tanıklara taraf vekili olarak soru sorma imkânına sahip olacaktır. Bu ise taraf vekilinin kendi tanıklığını öne çıkarma amaçlı diğer tanıklara soru sorabilmesine zemin hazırladığı hâlde diğer tanıklar kendisine soru sorma hakkına sahip bulunmamaktadır. Bu ise tarafların tanıklarının eşit koşullar altında dinlenmemesi sonucunu doğuracaktır. Tarafların tanıklarının eşit koşullar altında dinlenmesi adil yargılanma hakkının da bir gereği olup vekilin taraf olduğu davada tanık olarak dinlenmesi taraf tanıklarının eşit koşullar altında dinlenmemesi sonucunu doğuracağından avukatın vekil olduğu davada tanık olarak dinlenmesi adil yargılanma hakkına ve bu kapsamda olan silahların eşitliği ilkesine de aykırı bir sonuç ortaya çıkaracaktır. Tüm bu nedenlerle tarafın temsilcisi durumundaki avukatın vekil olarak görev yaptığı dosyada tanık olarak dinlenmesi mümkün olmadığından, direnme uygun bulunarak temyiz nedenleri incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

HMK Madde 241 Hükmünün Amacı ve Uygulama Şartları

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 241. maddesinin gerekçesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/605 Esas, 2022/264 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, bu düzenleme davayı uzatma amacıyla gereksiz yere çok sayıda tanık dinletme çabalarını engellemeyi amaçlar. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/21058 Esas, 2018/8210 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, gösterilen tanıkların dinlenmemesi için dinlenen tanıklarla ispat edilmek istenen hususun yeter derecede aydınlanmış olması zorunludur. İspat konusu vakıa dinlenen tanıklarla yeterince aydınlanmadığı sürece ve taraflarca açıkça vazgeçilmedikçe mahkeme gösterilen tanıkları dinlemekle yükümlüdür.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/21058, K. 2018/8210Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/21058 E.  ,  2018/8210 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı erkeğin tanık listesinde gösterdiği tanıklardan bir kısmı dinlenmiş,… isimli diğer tanığının dinlenmesinden, mahkemece Hukuk Muhakemeleri Kanununun 241. maddesi gerekçe gösterilmek suretiyle vazgeçilmiştir. Tanıklar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 241. maddesinde belirtilen durum ayrık olmak üzere açıkça vazgeçme olmadıkça dinlenmek zorundadır. Başka bir anlatımla gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenilen husus hakkında yeteri derecede bilgi edinildiği takdirde, geri kalanların dinlenmemesine karar verilebilir. Buna göre, adı geçen tanıkların dinlenmemeleri için, dinlenen tanıklarla ispat edilmek istenen hususun yeter derecede aydınlanmış olması gerekir. Böyle değilse bu hükme dayanılarak mahkeme tanığı dinlemekten kaçınamaz. Dosya kapsamına göre Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 241. madde koşulları gerçekleşmemiştir. O halde davalının gösterdiği tanıkların Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 240 ve devamı maddeleri uyarınca dinlenerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 27.06.2018 (Çrş.)

6100 sayılı Kanun'un 240. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tanık dinletmek isteyen taraf; dinleteceği tanıkların adı, soyadı ve tebligata elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunmak ve her bir tanığın hangi somut vakıa hakkında dinleneceğini somutlaştırma yükümlülüğü gereğince bildirmek zorundadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2183 Esas, 2021/156 Karar sayılı kararında vurgulandığı üzere, delil olarak çok sayıda tanık bildirilmesine karşın hangi vakıa hakkında dinletilmek istendiğinin açıklanmaması veya aynı vakıa için bildirilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yeterli sonuç elde edilmesi halinde, mahkemece diğer tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilebilir.

Tanık Sayısının Peşinen Sınırlandırılamaması Kuralı

6100 sayılı Kanun'un 240. maddesinde tanık listesinde bildirilebilecek tanık sayısı bakımından herhangi bir kanuni üst sınır öngörülmemiştir; davanın tarafları dilediği sayıda tanığın dinlenilmesini mahkemeden isteyebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2183 Esas, 2021/156 Karar sayılı ilamında açıkça belirtildiği üzere, HMK m. 241 hükmü münhasıran tanıklar dinlenildikten sonra ve ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edinilmesi şartıyla uygulanabilir. Henüz tanıklar dinlenilmeden ve vakıa aydınlanmadan mahkemenin tensip aşamasında veya ön incelemede tarafın tanık dinletme hakkını baştan sayı sınırı koyarak daraltması, 6100 sayılı Kanun'un 27. maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkı ile açıklama ve ispat hakkının ihlali niteliğindedir.

Hâkim ancak gösterilen çok sayıda tanığın dinlenilmesinin gereksiz olduğu ve davanın uzatılması amacı taşıdığı sonucuna varırsa, bu durumu gerekçeli kararında açıkça belirtmek şartıyla bütün tanıkları dinlemeyebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/605 Esas, 2022/264 Karar sayılı kararında da işaret edildiği üzere, tarafların tanık delili de dâhil olmak üzere delil taleplerinin reddedilmesi halinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı ve denetlenebilir bir gerekçe gösterilmesi zorunludur.

Tanıktan Vazgeçme ve Karşı Tarafın Açık İzni

6100 sayılı Kanun'un 196. maddesinin birinci fıkrası uyarınca delil gösteren taraf, karşı tarafın açık izni bulunmadıkça o delile dayanmaktan vazgeçemez. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2017/26840 Esas, 2020/1750 Karar sayılı ve 2013/27702 Esas, 2014/36840 Karar sayılı ilamlarında açıkça belirtildiği üzere, delil olarak bildirilen tanıktan vazgeçilmesine karşı tarafın izninin bulunmadığı hallerde mahkemenin o tanığı celbederek dinlemesi zorunludur. Mahkeme, dinlenilmesi talep edilen tanığın anlatımının sonuca etkili olmayacağı şeklindeki gerekçelerle karşı tarafın izni olmaksızın vazgeçmeyi geçerli kabul edemez.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2017/26840, K. 2020/1750Kaynağı aç
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi         2017/26840 E.  ,  2020/1750 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : ALACAK Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, müvekkilinin davalı işyerinde 20/10/2010-16/05/2014 tarihleri arası makine operatörü olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin işverence haklı neden olmaksızın feshedildiğini beyanla kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarını talep etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin işyerinde ve iş saatlerinde içki içtiğinin anlaşılması üzerine haklı nedenle feshedildiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Temyiz: Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: 1-Taraflara arasındaki uyuşmazlıklar davacının delil olarak dayandığı tanıktan davalı tarafın muvafakati olmadan vazgeçip geçemeyeceği ve davalı tanıklarının tamamının dinlenmemesi noktasındadır. Dosya içeriğinden,davacı tarafın delil listesinde üç tanık bildirdiği, 18/03/2015 tarihli celsede davacı vekilince bildirdikleri tanıklardan Orhan Gemici’nin dinlenmesinden vazgeçtiklerini beyan ettiği, davalı vekilinin ise bu duruma itiraz ettiği ve bu tanığın dinlenmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece davacı tanığı …dinlenmeksizin karar verilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 196. maddesi "Delil gösteren taraf, karşı tarafın açık izni olmadıkça, o delile dayanmaktan vazgeçemez." şeklinde düzenlenmiştir. Bu madde içeriği dikkate alındığında davacının delil olarak bildirdiği tanığın dinlenmesinden vazgeçmesine davalı tarafın izninin olmaması karşısında bu tanığın beyanının alınması ve bu beyan diğer delillerle birlikte değerlendirilerek bir sonuca varılması gereklidir. 2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 241. maddesinde, “Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir.” hükmü düzenlenmiştir. Somut olayda, Mahkemece, davalı tarafça gösterilen üç tanıktan sadece ikisi dinlenilmiştir. Dinlenilmeyen davalı tanığı hakkında ise, 6100 sayılı Kanun’un 241. maddesi uyarınca herhangi bir ara karar tesis edilmemiştir. Diğer taraftan, davacının iş sözleşmesinin feshi bakımından, dinlenen taraf tanıklarının beyanları, uyuşmazlığı aydınlatmaya yeterli değildir. Anılan sebeple, dinlenilmeyen davalı tanığı da dahil olmak üzere, yukarıda işaret edilen davacı tanığında beyanının alınması ve bu beyan diğer delillerle birlikte değerlendirilerek bir sonuca varılması gereklidir.Mahkemece, bu yönler nazara alınmadan, eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, bozma sebeplerine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06/02/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi. FA
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2013/27702, K. 2014/36840Kaynağı aç
22. Hukuk Dairesi         2013/27702 E.  ,  2014/36840 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 4. İş Mahkemesi TARİHİ : 06/06/2013 NUMARASI : 2011/819-2013/295 Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, davacının 24.01.2002-30.07.2011 tarihleri arasında davalı şirkette yönetici sıfatıyla çalıştığını, iş sözleşmesinin feshi sebebiyle kıdem tazminatı için 8.000,00 TL ve izin ücreti için 650,00 TL ödeme yapıldığını,ancak davacının gerçek ücreti üzerinden hesaplanmayan ödemelerin eksik olduğunu belirterek kıdem ve yıllık izin alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının ilkokul mezunu olduğunu, bilgisayar kullanmasını dahi bilmediğini, yönetici olarak çalışmasının mümkün olmadığını ve hiçbir nam altında davalı şirketten alacağının bulunmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı davalı temyiz etmiştir. 1-Taraflara arasındaki uyuşmazlıklar davacının delil olarak dayandığı tanıktan davalı tarafın muvafakati olmadan vazgeçip geçemiyeceği ve davacının yıllık izin alacağının bulunup bulunmadığı noktalarındadır. Dosya içeriğinden,davacı tarafın delil listesinde iki tanık bildirdiği,duruşmada davacı vekili tanıklarından O.. G..nin dinlenmesinden vazgeçtiklerini beyan ettiği,davalı vekilinin ise bu duruma itiraz ettiği ve bu tanığın dinlenmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece bu tanığın dinlenmesinin sonuca etkili olmayacağı gerekçe ile tanığın dinlenmesinden vazgeçilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 196. maddesi "Delil gösteren taraf, karşı tarafın açık izni olmadıkça, o delile dayanmaktan vazgeçemez." şeklinde düzenlenmiştir. Bu madde içeriği dikkate alındığında davacının delil olarak bildirdiği tanığın dinlenmesinden vazgeçmesine davalı tarafın izninin olmaması karşısında bu tanığın beyanının alınması ve bu beyan diğer delillerle birlikte değerlendirilerek bir sonuca varılması gereklidir. 2-Davacı taraf dava açmadan önce davalı işyerine gönderdiği 03.08.2011 tarihli ihtarnamesinde kullanmamış bulunduğu yıllık izin alacağı olarak 1.400,00 TL talep ettiği anlaşılmaktadır. Davacı ihtarnamesinde yıllık izin alacağının 1.400,00 TL olduğunu beyan etmiş olup bu beyanın kendisini bağlayacağı sabittir. Hal böyle olunca mahkemece davacının ihtarnamesinde belirttiği miktar üzerinden yıllık izin alacağına hükmedilmesi gerekli iken yazılı gerekçe ile yıllık izin alacağına hükmedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan sebeple BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek olması halinde ilgiliye iadesine, 24.12.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 196Kaynağı aç
MADDE 196- (1) Delil gösteren taraf, karşı tarafın açık izni olmadıkça, o delile dayanmaktan vazgeçemez. Delillerin incelenmesi ve istinabe

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/14456 Esas, 2018/3038 Karar sayılı kararında gösterildiği üzere, bir taraf gösterdiği tanıktan vazgeçtiğinde mahkemenin karşı tarafa bu vazgeçmeye açık izninin olup olmadığını sorması gerekir. Karşı taraf tanığın dinlenilmesini istediğinde, giderleri karşılanmak üzere ilgili tanık usulünce celbedilmeli, beyanı alınmalı ve toplanan diğer delillerle birlikte değerlendirilmelidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/14456, K. 2018/3038Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2016/14456 E.  ,  2018/3038 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda tanıkların ne zaman gösterileceği belirtilmemiştir. Ön inceleme duruşmasında taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu belirlendikten sonra taraflara delillerini bildirmeleri için süre verilir. Davacı, dava dilekçesinde açıkça tanık deliline dayanmış ve tanık isimlerini bildirmiştir. Mahkemece yapılan 25/02/2016 tarihli celsede davacı vekili tanık Makbule’nin dinlenilmesinden vazgeçtiklerini beyan etmiş ancak, davalı tarafın muvafakati (TMk m.196) alınmamıştır. Mahkemece davalı tarafa davacı tarafın bu tanıktan vazgeçmesine açıka izni olup olmadığının sorulması, şayet davalı taraf bu tanığın dinlenmesini istiyorsa giderleri davalı tarafça karşılanmak üzere davacı tanığı Makbule'nin 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 243, vd. maddeleri gereğince usulen celp edilip dinlenmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 12.03.2018(Pzt.)

Geri Kalan Tanıkların Dinlenilmemesinde Ara Karar Zorunluluğu

HMK m. 241 uyarınca tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilebilmesi için mahkemece yargılama sırasında bu hususta usulünce bir ara karar tesis edilmesi şarttır. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 2017/6217 Esas, 2017/5733 Karar sayılı ilamında açıkça ifade edildiği üzere, diğer davalı tanıklarının dinlenilmesinden vazgeçilmesine yönelik bir ara karar tesis edilmeksizin kalan davalı tanıklarının dinlenilmemesi Kanun'a aykırılık teşkil eder. Dinlenen tanıklarla ispat konusu husus yeter derecede aydınlandığında ve gerekli usuli karar tesis edildiğinde ise kalan tanıkların dinlenilmemesi yönündeki uygulama usule uygundur.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2017/6217, K. 2017/5733Kaynağı aç
22. Hukuk Dairesi         2017/6217 E.  ,  2017/5733 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA TÜRÜ : İŞÇİ İLE İŞVEREN İLİŞKİSİNDEN KAYNAKLANAN Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, müvekkili işçinin kıdem ve ihbar tazminatı alacakları ve işlemiş faizinin tahsili amacıyla işveren aleyhine icra takibi başlatıldığını, takibin haksız itiraz üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna dayanılarak, yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davalı taraf beş adet tanık göstererek dinlenmelerini talep etmiştir. Mahkemece ise, sadece iki adet davalı tanığının dinlenilmesiyle yetinilmiştir. Diğer davalı tanıklarının dinlenilmesinden vazgeçilmesine yönelik bir ara karar tesis edilmeksizin, kalan davalı tanıklarının dinlenilmemesi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 241. maddesine aykırıdır. Bu halde, diğer davalı tanıklarının dinlenilmesi hususu da değerlendirilmeli ve dava konusu uyuşmazlık hakkında yeniden bir karar verilmelidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, ….03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Tanık Gösterme Şekli ve Tebligat Adresi Bildirme Yükümlülüğü

6100 sayılı Kanun'un 240. maddesinin birinci fıkrası uyarınca davada taraf olmayan kişiler tanık olarak gösterilebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/605 Esas, 2022/264 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, tanık uyuşmazlık hakkında görgüsü olan üçüncü kişi olduğundan davanın tarafları tanık sıfatıyla dinlenemez. Aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca tanık listesinde gösterilmeyen kimseler dinlenemeyeceği gibi ikinci bir tanık listesi verilmesi de mümkün değildir. Kanun'un 240. maddesinin üçüncü fıkrası ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2016/2382 Esas, 2020/308 Karar sayılı kararı uyarınca, tanık listesinde adres bildirilmemiş veya bildirilen adreste tanık bulunamamışsa, mahkemece verilen kesin süre içinde doğru adres bildirilmediği takdirde o tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 240Kaynağı aç
MADDE 240- (1) Davada taraf olmayan kişiler tanık olarak gösterilebilir. (2) Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez. (3) Tanık listesinde adres gösterilmemiş veya gösterilen adreste tanık bulunamamışsa, tarafa adres göstermesi için, işin niteliğine uygun kesin süre verilir. Bu süre içinde adres gösterilmez veya gösterilen yeni adres de doğru değilse, bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır. Tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2016/2382, K. 2020/308Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2016/2382 E.  ,  2020/308 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Sıfatıyla) 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Suruç Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi Sıfatıyla) verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin 2. fıkrası hükmü gereğince direnme kararının temyiz incelemesinde duruşma yapılmayacağından davalı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 27.01.2014 havale tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde 2011 ilâ 2013 yılları arasında aylık net 1.850,00TL ücretle çalıştığını, yol ve yemek yardımlarından faydalandığını, iş sözleşmesinin haklı olmayan nedenle feshedildiğini, tüm ulusal bayram ve genel tatil günleri ile hafta tatillerinde çalışmasına rağmen karşılığının ödenmediğini, haftanın yedi günü 06.00-18.00 saatleri arasında çalıştığını, fazla çalışma ücretinin ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 09.05.2014 havale tarihli cevap dilekçesinde; zamanaşımı definde bulunduklarını, davacının fazla çalışma yapmasını gerektirecek bir durumun olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Suruç Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 11.06.2015 tarihli ve 2014/28 E., 2015/230 K. sayılı kararı ile; bilirkişi raporunun ve tanık beyanlarının hükme esas alındığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Suruç Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 09.12.2015 tarihli ve 2015/41239 E., 2015/24839 K. sayılı kararı ile; “…Somut olayda, davalı, delil listesi sunmuş, davalı tanıklarının beyanlarının tespiti için Şanlıurfa İş Mahkemesine talimat yazılmıştır. Talimat mahkemesince tanıklar adına çıkarılan meşruhatlı davetiyelerin tebliğ edilememesi üzerine talimat bila ikmal mahkemeye iade edilmiştir. Mahkemece davalı tanıklarının beyanlarının tespiti için herhangi bir adres araştırması yapılmadan ve tanıkların adresleri belirlenip dinlenmeden karar verilmiştir. Bu husus davalının hak arama özgürlüğü kapsamında savunma, usulüne uygun şekilde bilgilendirilme, açıklama yapma, hukuki dinlenilme hakkının ihlali olup, anılan tanıkların dinlenerek ifadeleri tüm dosya birlikte bir değerlendirmeye tabi tutularak karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle hüküm kurulması hatalıdır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması ve usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…” gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Direnme Kararı : 9. Suruç Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 24.03.2016 tarihli ve 2016/69 E., 2016/251 K. sayılı kararı ile; 11.02.2015 tarihli celsede davalı tarafa tanıklarının adreslerini bildirilmesi için iki haftalık kesin süre verildiği, davalı tarafın verilen bu süre içerisinde tanık adresi bildirmemesi üzerine davalı tarafın tanık deliline dayanmış olmaktan vazgeçtiğinin kabul edildiği ve bunun üzerine bilirkişi raporu alınmak üzere dosyanın bilirkişiye tevdii edildiği, sonraki celselerde de davalı tarafça bu konuya ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda yargılamaya hakim olan ilkelerin sayıldığı ve bunlardan birkaçının taraflarca getirilme ilkesi, taleple bağlılık ilkesi, hukuki dinlenilme hakkı, aleniyet ilkesi, usul ekonomisi ilkesi olduğu ve bu doğrultuda tanık gösterme biçiminin de düzenlendiği, mahkemenin bu ilkeler doğrultusunda davalı tanıklarının adreslerini araştırma yükümlülüğünün olduğu, hafta tatili izinlerinin toplu olarak kullandırılması, çalışılan ulusal bayram ve genel tatil yerine bir başka iznin kullandırılması veya yıllık ücretli izinli günlerine gün eklenmesi hususlarının mevzuatta istisna olarak dahi yer almadığı, bu şekilde verilen izinlerin mazeret izni olarak değerlendirileceğinin Yargıtay içtihatları ile de kabul edildiği, ayrıca söz konusu hafta tatili ücreti alacağına %30 oranında hakkaniyet indirimi yapıldığı, davacı tarafından toplu olarak kullanılan izinler hafta tatili günlerine denk gelse dahi yapılan indirim nedeniyle hak kaybının oluşmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı tarafça bildirilen tanıkların dinlenilmesi için tanıklar adına çıkarılan davetiyelerin tebliğ edilememesi nedeniyle talimatın bila ikmal iade edilmesi üzerine mahkeme tarafından davalı vekiline tanıkların adreslerinin bildirilmesi için iki haftalık kesin süre verilmesine rağmen bildirmediği ve yargılama aşamasında bu konuya ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığı gerekçesiyle davalı tanıkları dinlenilmeden karar verilen eldeki davada, davalı tanıklarının dinlenilmesinin gerekip gerekmediği ve burada varılacak sonuca göre davalı tanıklarının dinlenmemiş olmasının davalının hukuki dinlenilme hakkını ihlal edip etmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 12. İş hukukundan kaynaklanan davalarda ispat açısından yoğun olarak başvurulan bir delil olan tanık delili üzerinde de durmak gerekmektedir. 13. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/HMK) “Tanık gösterme şekli” başlıklı 240. maddesi; “(1) Davada taraf olmayan kişiler tanık olarak gösterilebilir. (2) Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez. (3) Tanık listesinde adres gösterilmemiş veya gösterilen adreste tanık bulanamamışsa, tarafa adres göstermesi için, işin niteliğine uygun kesin süre verilir. Bu süre içinde adres gösterilmez veya gösterilen yeni adres de doğru değilse, bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçmiş sayılır.” şeklinde düzenlenmiştir. 14. Tanık, kavram olarak uyuşmazlık hakkında bilgi ve görgüsü bulunan üçüncü kişidir. Kural olarak, üçüncü kişi olması şartıyla, yaşına, hukukî durumuna, taraflarla akrabalık derecesine bakılmaksızın, davada herkes tanık olarak dinlenebilir. Dolayısıyla davanın tarafları tanık olarak dinlenemez. 15. Tanık gösteren taraf, dinleteceği tanıkların ad soyadı ile (tebligat) adreslerini içeren listeyi (bu listeyi içeren dilekçesini) mahkemeye verir ve her bir tanığın hangi vakıa hakkında dinleneceğini de dilekçesinde bildirir. Bu hüküm HMK'nın 194. maddesinde düzenlenen somutlaştırma yükümlülüğünün de bir gereğidir. Ayrıca madde de belirtildiği üzere ikinci bir tanık listesi verilmesi de mümkün değildir. 16. Tanık listesinde gösterilecek olan tanık sayısı hakkında herhangi bir sınırlama yoktur. İsteyen taraf, istediği sayıda tanığın dinlenmesini isteyebilir. Kural bu olmakla birlikte hâkim gösterilen çok sayıda tanığın dinlenmesinin gereksiz olduğu veya davayı uzatma amacıyla yapıldığı sonucuna varırsa, gerekçeli kararında belirtmek şartıyla bütün tanıkları dinlemeyebilir. Bu hususa işaret eden ve yine 6100 sayılı HMK'nın getirdiği bir yenilik olarak karşımıza çıkan 241. madde “(1) Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir” düzenlemesini içermektedir. 17. Anılan maddenin gerekçesinde aynen şöyle denilmektedir: “…“Tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi” başlığını taşıyan bu madde, davayı uzatma niyetiyle hareket etmek isteyen tarafın bu konudaki çabalarını önleme yolunda, mahkemeye tanınmış bir imkânı ifade etmektedir. Bir önceki maddenin ikinci fıkrasıyla tanıkların hangi vakıa hakkında dinleneceklerini açıklama görevinin tanığı gösteren tarafa yüklenmiş olduğu da dikkate alınarak, bu bağlamda, taraflarca tanık listesinde gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yeterli derecede sonuç alınmış ise diğerlerinin dinlenmesinden vazgeçilmiş sayılmasına karar verilebilecektir.". 18. Bu ilkeler ışığında; bir davada tanıklar HMK’nın 241. maddesinde belirtilen durum ayrık olmak üzere açıkça vazgeçme olmadıkça dinlenmek zorundadır. 19. Bununla birlikte, davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hâkime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. 20. 6100 sayılı Kanun’un 90. maddesi; “Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. Kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, hâkim kanundaki süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim, kendisinin tespit ettiği süreleri, haklı sebeple artırabilir veya eksiltebilir; gerekli gördüğü takdirde, bu konudaki kararından önce tarafları da dinler.” şeklinde düzenlenmiştir. 21. Aynı Kanun’un 94. maddesi ise; “Kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Aksi hâlde, belirlenen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir. Bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.” hükmünü içermektedir. 22. O hâlde, kanunun tayin ettiği süreler hâkim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, hâkimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. 23. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hâkim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hâkim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. 24. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere düzenlenen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hâkim tarafından hemen yerine getirilmelidir. 25. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde; mahkemece 15.10.2014 tarihli duruşmada davalı vekilinin talebi üzerine, davalı tanıklarının dinlenilmesi amacıyla duruşma gün ve saatini bildirir davetiye çıkarılmasına dair karar verildiği, sonrasında davalı tanıklarının bildirilen adreslerde olmaması nedeniyle davetiyelerin iade olunduğu, bunun üzerine mahkeme tarafından 11.02.2015 tarihli davalı vekilinin hazır bulunduğu celsede, davalı tanıklarının dinlenilmesi amacıyla tanıkların açık adreslerinin bildirilmesi için davalı tarafa iki haftalık kesin süre verilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. 26. Bununla birlikte, 11.02.2015 tarihli duruşma sonrasında yapılan 27.05.2015 ve 11.06.2015 tarihli duruşmalarda, davalı vekili hazır bulunmasına rağmen tanıklarının dinlenilmesine ilişkin bir talebinin bulunmadığı görülmüştür. 27. Diğer taraftan Özel Daire bozma kararı öncesi Suruç Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 11.06.2015 tarihli ve 2014/28 E., 2015/230 K. sayılı kararına dair davalı tarafça verilen temyiz dilekçesinde, tanıklarının dinlenilmesine ilişkin açık temyiz itirazında bulunulmamıştır. 28. Öte yandan 6100 sayılı HMK’nın “Tanık gösterme şekli” başlıklı 240. maddesinin 3. fıkrasında; mahkemece verilen kesin süre içinde taraf, tanığının adresini göstermez veya gösterdiği yeni adres doğru değilse bu tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılacağına ilişkin açık düzenleme bulunmasına göre de davalı vekilinin üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmediği ortadadır. 29. Bu itibarla, mahkeme tarafından duruşmada hazır bulunan davalı vekiline, tanıklarının dinlenilmesi amacıyla tanık adreslerinin bildirilmesi için usul kurallarına ve kanuna uygun şekilde, kesin süre verilmesi karşısında davalı vekilinin verilen kesin süre içerisinde tanıklarının adreslerini bildirmemesi nedeniyle davalı tarafın tanık deliline dayanmış olmaktan vazgeçtiği kabul edilmelidir. 30. Ayrıca, direnme kararının başlık kısmında dava tarihi 27.01.2014 olduğu hâlde 23.02.2016 olarak yazılmış ise de bu husus mahallinde düzeltilebilecek maddi hata niteliğinde olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır. 31. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, mahkeme tarafından davalı vekiline tanıklarının adreslerini bildirmesi için iki haftalık kesin süre verilmesine rağmen kesin sürenin sonuçları açıklanarak ihtar yapılmadığı, hâkimin kesin süreye uyulmamasının sonuçlarını açıkça anlatmasının ve tarafı uyarmasının gerektiği, bu durumda direnme kararının belirtilen bu değişik gerekçe ile bozulması gerektiği belirtilmiş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca kabul edilmemiştir. 32. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile onanmalıdır. 33. Ne var ki, Özel Dairece davanın esasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmediğinden, bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, Direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ile uygun bulunduğundan davalı vekilinin işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 22. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 02.06.2020 tarihinde ikinci görüşmede oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.

Basit yargılama usulüne tabi davalarda tanık delilinin sunulması bakımından 6100 sayılı Kanun'un 320. maddesi ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2020/605 Esas, 2022/264 Karar sayılı kararı yol göstericidir. Buna göre dava veya cevap dilekçesinde soyut olarak tanık deliline dayanmış olan taraf, ön inceleme duruşmasında hâkimin tarafların anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tespit etmesinden sonra hangi vakıayı ispatlamak üzere hangi tanığı bildireceğini somutlaştırma imkânına sahiptir.

Davanın Vekili Olan Avukatın Davada Tanıklığı

Davayı vekâleten takip eden bir avukatın aynı davada tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceği konusu Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2209 Esas, 2020/475 Karar sayılı kararında incelenmiştir. Kararda çoğunluk görüşü; avukatın davanın taraflarına kıyasla üçüncü kişi konumunda bulunması sebebiyle görevi dolayısıyla öğrendiği hususlar saklı kalmak üzere tanıklık yapabileceğini ve dinlenme talebinin davayı uzatma amacı taşımadığı hallerde reddedilmesinin savunma hakkını zedeleyeceğini kabul etmiştir. Buna karşılık aynı kararın müzakerelerinde, davanın vekili olan kişinin taraf tanığı olarak dinlenmesinin silahların eşitliği ve adil yargılanma ilkeleriyle bağdaşmayacağı yönünde azınlık görüşü de ileri sürülmüştür.

Mahkeme henüz tanıkları dinlemeden tanık sayısını baştan sınırlayabilir mi?

Hayır, mahkeme henüz tanıkları dinlemeden tensip tutanağıyla veya ön inceleme aşamasında dinletilebilecek tanık sayısını peşinen sınırlayamaz. HMK m. 241 hükmü ancak tanıkların bir kısmı dinlendikten ve ispat edilmek istenen husus hakkında mahkemece yeter derecede bilgi edinildikten sonra uygulanabilir.

Tanık gösteren taraf karşı tarafın izni olmadan tanıktan vazgeçebilir mi?

Hayır, 6100 sayılı Kanun'un 196. maddesi gereğince delil gösteren taraf, karşı tarafın açık izni bulunmadıkça o delile dayanmaktan vazgeçemez. Karşı tarafın muvafakati bulunmadığı takdirde mahkemenin tanığı usulünce celbedip dinlemesi zorunludur.

Tanık listesinde yer almayan bir kişi sonradan tanık dinletilebilir mi?

Hayır, 6100 sayılı Kanun'un 240. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tanık listesinde gösterilmemiş olan kişiler dinlenemez ve taraflarca yargılamada ikinci bir tanık listesi verilemez.

Tanığın tebligat adresi kesin süre içinde mahkemeye bildirilmezse ne olur?

Tanık listesinde adres gösterilmemiş veya gösterilen adreste tanık bulunamamışsa, mahkemece verilen kesin süre içinde adres gösterilmediği veya bildirilen yeni adres doğru olmadığı takdirde HMK m. 240/3 uyarınca o tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayılır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu