İki Ortaklı Limited Şirketlerde Ortağın Çıkarılması

by Avukat Erdal Ersoy
İki Ortaklı Limited Şirketlerde Ortağın Çıkarılması

İki ortaklı limited şirketlerde ortağın şirketten çıkarılması, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu sistematiğinde şirket sözleşmesinde öngörülen sebeplerle genel kurul kararı alınması veya haklı sebeplerin varlığında şirketin talebiyle mahkeme kararı verilmesi yoluyla gündeme gelir. İki ortaklı yapılarda sermaye dağılımının kilitlenmeye yol açması ve karar nisaplarının fiilen oybirliği gerektirmesi, çıkarma sürecini şirketler hukuku uygulamasında kendine özgü kurallara tabi kılmaktadır.

Limited Şirketlerde Ortaklıktan Çıkarılmanın Kanuni Çerçevesi

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 640. maddesinin birinci fıkrasına göre şirket sözleşmesinde, bir ortağın genel kurul kararı ile şirketten çıkarılabileceği sebepler açıkça öngörülebilir. Kanunun 616. maddesinin ikinci fıkrasının (f) bendi gereğince bu sebeplerin varlığında ortağın çıkarılması kararı genel kurulun devredilemez yetkileri arasındadır. Kanunun 621. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, bir ortağın şirketten çıkarılma sebeplerinin sonradan şirket sözleşmesine konulabilmesine ilişkin sözleşme değişikliği ancak şirket sermayesini temsil eden tüm ortakların genel kurul toplantısında oy birliğiyle karar almasıyla mümkündür.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 640Kaynağı aç
MADDE 640- (1) Şirket sözleşmesinde, bir ortağın genel kurul kararı ile şirketten çıkarılabileceği sebepler öngörülebilir. (2) Çıkarma kararına karşı ortak, kararın noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir. (3) Şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması hâli saklıdır. IV – Ayrılma akçesi 1. İstem ve tutar
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 616Kaynağı aç
MADDE 616- (1) Genel kurulun devredilemez yetkileri şunlardır: a) Şirket sözleşmesinin değiştirilmesi. b) Müdürlerin atanmaları ve görevden alınmaları. c) Topluluk denetçisi ile (…)[91] denetçilerin atanmaları ve görevden alınmaları. d) Topluluk yılsonu finansal tabloları ile yıllık faaliyet raporunun onaylanması. e) Yılsonu finansal tablolarının ve yıllık faaliyet raporunun onaylanması, kâr payı hakkında karar verilmesi, kazanç paylarının belirlenmesi. f) Müdürlerin ücretlerinin belirlenmesi ve ibraları. g) Esas sermaye paylarının devirlerinin onaylanması. h) Bir ortağın şirketten çıkarılması için mahkemeden istemde bulunulması.[92] ı) Müdürün, şirketin kendi paylarını iktisabı konusunda yetkilendirilmesi veya böyle bir iktisabın onaylanması. i) Şirketin feshi. j) Genel kurulun kanun veya şirket sözleşmesi ile yetkilendirildiği ya da müdürlerin genel kurula sunduğu konularda karar verilmesi. (2) Aşağıda sayılanlar, şirket sözleşmesinde öngörüldükleri takdirde genel kurulun devredilemez yetkileridir: a) Şirket sözleşmesi uyarınca genel kurulun onayının arandığı hâller ile müdürlerin faaliyetlerinin onaylanması. b) Önerilmeye muhatap olma, önalım, geri alım ve alım haklarının kullanılması hakkında karar verilmesi. c) Esas sermaye payları üzerinde rehin hakkı kurulmasına ilişkin onayın verilmesi. d) Yan edim yükümlülükleri hakkında iç yönerge çıkarılması. e) Şirket sözleşmesinin 613 üncü maddenin dördüncü fıkrası uyarınca ortakların onayını yeterli görmemesi hâlinde, müdürlerin ve ortakların şirkete karşı bağlılık yükümü veya rekabet yasağı ile bağdaşmayan faaliyetlerde bulunabilmelerinin onayı için gereken iznin verilmesi. f) Bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebeplerden dolayı şirketten çıkarılması. (3) Tek ortaklı limited şirketlerde, bu ortak genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir. Tek ortağın genel kurul sıfatıyla alacağı kararların geçerlilik kazanabilmeleri için yazılı olmaları şarttır. II – Genel kurulun toplanması 1. Çağrı
6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 621Kaynağı aç
MADDE 621- (1) Aşağıdaki genel kurul kararları, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınabilir: a) Şirket işletme konusunun değiştirilmesi. b) Oyda imtiyazlı esas sermaye paylarının öngörülmesi. c) Esas sermaye paylarının devrinin sınırlandırılması, yasaklanması ya da kolaylaştırılması. d) Esas sermayenin artırılması. e) Rüçhan hakkının sınırlandırılması ya da kaldırılması. f) Şirket merkezinin değiştirilmesi. g) Müdürlerin ve ortakların, bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı faaliyette bulunmalarına genel kurul tarafından onay verilmesi. h) Bir ortağın haklı sebepler dolayısıyla şirketten çıkarılması için mahkemeye başvurulması ve bir ortağın şirket sözleşmesinde öngörülen sebepten dolayı şirketten çıkarılması.[93] ı) Şirketin feshi. (2) Kanunda belli kararların alınabilmesi için ağırlaştırılmış nisap aranıyorsa, bu nisabı daha da ağırlaştıracak şirket sözleşmesi hükümleri, ancak şirket sözleşmesinde öngörülecek çoğunlukla kabul edilebilir. (3) (Ek: 12/7/2013-6495/52 md.) Bir ortağın şirketten çıkarılma sebeplerinin sonradan şirket sözleşmesine konulabilmesine dair sözleşme değişikliği, şirket sermayesini temsil eden tüm ortakların genel kurul toplantısında oy birliği ile karar almasıyla mümkündür. IV- Genel kurul kararlarının butlanı ve iptali

Şirket sözleşmesinde öngörülen sebebe dayanılarak alınan çıkarma kararına karşı ortakların haklarını korumak amacıyla özel bir dava yolu öngörülmüştür. Türk Ticaret Kanunu'nun 640. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, çıkarılan ortak söz konusu kararın noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir.

Sözleşmede çıkarma sebebi bulunmasa dahi, Türk Ticaret Kanunu'nun 640. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca şirketin istemi üzerine ortağın mahkeme kararıyla haklı sebebe dayanılarak şirketten çıkarılması mümkündür. Haklı sebebe dayalı bu yol, sözleşmesel sebeplerden bağımsız olarak kanundan doğan genel nitelikli bir çıkarma mekanizmasıdır.

Haklı Sebeple Çıkarma Davasında Usuli Şartlar ve Dava Hakkı

Mahkeme kararıyla haklı sebeple çıkarma davasının açılabilmesi için Türk Ticaret Kanunu'nun 616. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi gereğince genel kurulun bu yönde karar alması zorunludur; bu husus genel kurulun devredilemez yetkileri arasında yer alır. Kanunun 621. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde bu kararın geçerliliği bakımından toplantıda temsil edilen oyların en az üçte iki çoğunluğu ile birlikte oy hakkı taşıyan tüm esas sermayenin salt çoğunluğunun olumlu iradesi aranmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/24 Esas, 2016/1120 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, şirketin dava açabilmesi için bu yönde genel kurul kararı bulunması bir dava ön şartıdır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/24, K. 2016/1120Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/24 E.  ,  2016/1120 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada… Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 10/06/2014 tarih ve 2013/311-2014/907 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; davalının, müvekkilinin temsilcisi ve ortağı olduğu 500 paylı limited şirketin beş payının sahibi olduğunu, davalının şirketin kurulması sırasında herhangi bir sermaye katkısı olmadığı halde yakının ve arkadaşının olması ve şirketin kurulabilmesi için en az iki ortağın bulunmasının TTK'nun amir hükümleri gereği olduğu için 5 paylı ortak olarak alındığını, şirketin öğrenci servisi yapmakta iken taşımacılığını yaptığı öğrencilerden birisine cinsel istismarda bulunması soncu şirketin itibarına ve güvenilirliğine gölge düşürdüğünü, …Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/160 E sayılı dosyası ile yargılamasının devam etmekte olduğunu ve hatta bu suçtan bir müddet tutuklu kaldığını, davalının bu olaydan sonra şirkete gelmediğini, hiçbir faaliyette bulunmadığını, TTK'nun ilgili maddeleri ile sabit olduğundan 500 paylı şirketin 5 payına sahip olan davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline, davalı hakkında maddi ve manevi tazminat açma haklarının mahfuz tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, cevap vermemiştir. Mahkemece, iddia, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, …. Şti. ortaklarından davalı …'ın taşımacılığını yaptığı öğrencilerden…'e cinsel istismarda bulunması nedeniyle şirketin entelektüel sermayesinin (insan sermayesi+yapısal sermaye+ müşteri sermayesi) azaldığı ve maddi zarar gördüğü, davalının ortaklıktan çıkarılması için haklı sebebin gerçekleştiği gerekçesiyle davalı …'ın şirketin %1 payına sahip olup, YTTK m.64l/f. 1 gereğince ayrılma (çıkarılma) akçesinin şirketin özkaynak toplamı üzerinden 64.364,78TLx%l =643,65TL olduğunun anlaşıldığından, davanın kabulü ile, davalının, davacı şirketin ortaklığından çıkarılmasına, şirket öz kaynak toplamı üzerinden hissesine düşen 643,65 TL'nin davacı şirketten alınarak davalıya ödenmesine, kararın bir suretinin ticaret sicil memurluğuna gönderilmesine, gerekli ilanların ticaret sicil memurluğu tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, limited şirket ortağının ortaklıktan çıkarılması istemine ilişkin olup dava, 18.07.2013 tarihinde yani 6102 sayılı TTK'nın 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra açılmıştır. 6102 sayılı TTK'nın 640. maddesinin 3. fıkrası gereğince haklı sebebe dayalı olarak ortağın şirketten çıkarılması için şirket dava açabilir. Ortağın bir başka ortağın şirketten çıkarılmasını isteyebileceğine dair yasada düzenlenmiş bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca şirketin bu davayı açabilmesi için de aynı yasanın 616. maddesinin birinci fıkrasının h bendi gereğince, genel kurulun bu konuda bir karar vermesi gerekir. Bu durumda, davacının aktif dava ehliyeti olmadığı gözetilerek davanın bu nedenle reddi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08/02/2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. …/… KARŞIOY 1- Dava, haklı sebeple limited şirket ortağının şirketten çıkartılması istemine ilişkindir. 2- Somut olayda şirketin %99 ortağı olan davacı gerçek kişi, şirkette %1 oranında ortak olan davalı gerçek kişinin, şirkete bağlı servis aracında bir öğrenciye cinsel tacizde bulunduğu, bu sebeple Çorum Ağır Ceza Mahkemesinde yargılandığı, bu durumun şirketin itibarını düşürdüğü iddiasıyla ortaklıktan haklı sebeple çıkartılmasını talep etmektedir. Davalı davaya cevap vermemiştir. 3- Yerel mahkeme tarafından davanın kabulüne dair karar, Dairemiz çoğunluğunca, TTK 640/3 maddesi uyarınca, haklı sebeple bir ortağın şirketten çıkartılmasını ancak şirketin dava edebileceği, davacının dava açma hakkının bulunmadığı, ayrıca şirketin dava açabilmesi için de şirket genel kurulundan bu konuda bir karar alınması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur. 4- 6102 S. TTK’nın 640.maddesi uyarınca, ortaklıktan çıkarmaya şirket genel kurulunun yetkili olduğu dile getirilmiş ise de, dava konusu şirketin iki ortaklı olması, davacı ortağın %99, diğer ortağın (davalı) da %1 paya sahip olması, ortaklığı oluşturan pay sahiplerinin tamamının davada temsil ediliyor olması, davacı yönetici ortağın şirketi temsilen dava açmış olması, bir ortağın şirketten haklı sebepten çıkartılması için TTK 621/1-h maddesi uyarınca şirket genel kurulunda 2/3 oyçokluğu ile karar alınmasının gerekmesi, iki ortaklı böylesi bir ortaklık yapısında aranılan nisabın sağlanmasının imkansız olması karşısında, genel kurul kararı aranmasının somut olay adaleti açısından uygun olmadığı, yerel mahkeme kararının hukuka uygun olduğu ve onanması gerektiği kanaatinde olduğumdan yerel mahkeme kararını bozan aksi yöndeki Dairemiz çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/2580, K. 2024/5142Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2023/2580 E.  ,  2024/5142 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI :2020/1770 Esas, 2023/110 Karar HÜKÜM :Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ :Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI :2019/326 E., 2019/655 K. Taraflar arasındaki şirket ortaklığından çıkarma asıl ve karşı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve karşı davanın usulden reddine karar verilmiştir. Kararın davacı- karşı davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı- karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalının yüklenici olarak arsa malikleri ile yaptığı kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereği yapacağı binayı kurulacak ortak şirket ile yapmak hususunda müvekkiline teklifte bulunduğunu, teklifin kabul edilmesi üzerine tarafların sonradan isim değişikliği ile … İnşaat San. Tic. Ltd. Şti.'ni kurduklarını ve temlik akdi ile kat karşılığı inşaat sözleşmesinin şirkete devredildiğini, anılan şirkette tarafların %50 oranında hissedar ve müştereken temsil yetkisini haiz oldukları, inşaat devam ederken arsa sahipleri tarafından yüklenici şirkete verilmesi gereken bir kısım bağımsız bölümlerin devrinin gerçekleştirildiği, devredilen bu bağımsız bölümlerden davalının hissesine düşen dairelerin davalı tarafından 3. şahıslara satıldığını, bilahare inşaat tamamlanarak yapı kullanım izin belgelerinin alındığını, arsa sahiplerine düşen bağımsız bölümlerin arsa maliklerine teslim edildiğini, yüklenici firmanın sözleşme gereği alması gereken 1 dükkan ile 6 adet konutun kaldığını, davalının telkinleri sonucunda arsa sahiplerinin bağımsız bölümleri şirkete devretmekten vazgeçtiklerini, davalı ortak ile birlikte hareket ederek şirkete ait olması gereken taşınmazları paylaşmayı tercih ettiklerini, dava dışı arsa sahiplerinin bir kısım eksik ve ayıplı imalatlarını neden göstererek bu yükümlülüklerinden sakınmaya çalıştıklarını, şirkete devredilmesi gereken bir kısım bağımsız bölümlerin arsa sahipleri tarafından hileli olarak davalıya ve 3. kişilere devredildiğini, davalının yaptığı hukuksuzlukları örtmek amacıyla şirket ortaklığını kötüye kullanarak bir takım eylemlere giriştiğini, davalı arsa sahipleri lehine hareket ederek muvazaalı olarak protokol yapıldığını, bunun sonucunda uhdesine geçmesi gereken 6 daire ve bir dükkanı kaybettiğini, davalının şirketin çıkarlarını zedeleyecek davranışlarda bulunduğunu ileri sürerek davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına, şirkete mevcut hissedar ile devam edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Karşı davada davacı vekili dava dilekçesinde; davalının şirketin işleyişi ve şirketçe yapılan inşaatle ilgilenilmediğini, basiretli tacir gibi davranmadığını, dairelerin davalı yakınlarına düşük bedelle satıldığını, davalının şirkete açılan takiplerle ilgilenmediğini, hakkaniyetli şekilde davranmadığını, kötüniyetli olduğunu, bu şekilde şirket zarara uğramış ise de davalının aynı şekilde sorumlu olduğunu, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin sona erdiğini, davalının ilgisizliği, basiretsizliği ve kusurundan kaynaklı şirketin kuruluş gayesinin gerçekleşmesinde hukuki ve ekonomik imkansızlığın meydana geldiğini ileri sürerek davalının şirket ortaklığından çıkarılmasını talep etmiştir. II.CEVAP 1.Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacıya şirket kurulması konusunda herhangi bir teklifte bulunulmadığını, kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra devredildiğini, bu tarihte devredilen şirketle davacının bir ilgisinin bulunmadığını, davacı ile birlikte herhangi bir şirket kurulmadığını, sözleşmenin devir tarihindeki diğer ortağın hissesini sonradan dava dışı kişiye devrettiğini, bu kişinin de hissesini davacıya devrettiğini, satışı gerçekleştirilen dairelerden elde edilen gelirlerin şirket hesabına aktarıldığını, davacı tarafından yüklenici şirkete verilmesi gereken dairelerin düşük bedellerle yakınlarına satıldığını, davacının kötü niyetli ve hakkaniyete aykırı davrandığını, müvekkilinin yaptığı protokolün şirket zararına değil yararına olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini aksi halde ise ayrılma akçesi ödenmesini istemiştir. 2.Karşı davada davalı vekili cevap dilekçesinde; asıl davadaki beyanlarını tekrarla davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bir şirket ortağının, şirketten çıkarılması dava ve talep hakkının şirkete ait olduğu, haklı nedenle ortaklıktan çıkartma için limited şirket tarafından mahkemeye başvurulmasından önce limited şirket genel kurulunun bu kapsamda bir genel kurul kararı alması gerektiği, asıl davada davalının, karşı davada karşı davalının şirket ortaklığından çıkarılması konusunda alınmış ortaklar genel kurul kararının davanın ön şartını oluşturduğu, davalı ve karşı davalının şirketten çıkarılması konusunda alınmış ortaklar genel kurul kararının bulunmaması karşısında limited şirketin ortağı olan davacının şirket ortağı davalının ortaklıktan çıkarılması ile şirkete mevcut hissedar ile devam edilmesi, karşı davacının davalı limited şirketin ortağı olan karşı davalının ortaklıktan çıkarılması talepleri yönünden 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 640 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası hükmüne göre aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı gerekçesiyle asıl ve karşı davanın usulden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı- karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı-karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6102 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasındaki yasal düzenlemenin, dava konusu olaya uygulanmasının mümkün olmadığını, düzenlemenin limited şirketlerde ortağın haklı nedenle çıkarılması davası açılabilmesi için ortaklar kurulunun, ortak sayısı ve temsil ettikleri sermaye payı bakımından 2/3 ağırlaştırılmış oy nisabıyla karar almasını şart koştuğunu, kanun maddesinin, üç veya daha fazla ortaklı şirketler için düzenlendiğini göstermekte olup buna karşılık iki ortaklı şirkette 2/3 oy nisabının sağlanmasının fiilen mümkün olmadığını, bir ortağın şirkete zarar verdiğinin somut delillerle gözler önüne serilmesi halinde, ortağın yönetici sıfatını ve yetkilerini kullanmasının tedbiren durdurulması gerektiğini, tek ortaklı limited şirket kurulmasının önünün açılmasıyla birlikte, iki ortaklı firmalar için açılacak haklı nedenle ortaklıktan çıkarma davalarında şirketin feshine karar vermeye gerek kalmayacağının ifade edildiğini, davanın kabul edilmesi durumunda ticari hayatın vazgeçilmez unsuru olan ticari şirketlerin varlığını devam ettirme olanağı sağlayacağını, somut davada davalı-karşı davacının şirketi zarara uğrattığı hususunun, şirket lehine açılan davalara müdahale ederek davalardan feragat etmeye çalışmasıyla da ortada olduğunu, davalı-karşı davacı, sermaye koyma taahhüdüne uymadığı gibi, ortaklık hukukundan doğan tüm yetkileri ile müşterek temsil yetkisini şirketini zarara uğratacak şekilde kullandığını, şirketi faaliyet gösteremez hale getirerek, haksız kazanımlarını korumaya çalıştığını, yerel mahkemenin yasada belirtilen 2/3 oy nisabının, dava konusu iki ortaklı şirket için uygulanmasının mümkün olmadığını tespit etmesi ve bu nedenle davanın esasına girerek yargılama yapması gerektiğini, yargılamada da ortakların şirketi temsil ederken hangi ortağın şirkete faydasının olduğunun, hangi ortağın şirketi zarara uğrattığının tespit edilmesi ve sonrasında ise iki ortaklı Limited Şirket için bu konuda kanun boşluğu olduğunu belirlemesinin gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası gereğince haklı sebebe dayalı olarak ortağın şirketten çıkarılması için şirketin dava açabileceği, ortağın bir başka ortağın şirketten çıkarılmasını isteyebileceğine dair yasada düzenlenmiş bir hüküm bulunmadığı, ayrıca şirketin bu davayı açabilmesi için de 6102 sayılı Kanun'un 616 ncı maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi gereğince genel kurulun bu konuda bir karar vermesi gerektiği, bu durumda davacı ve karşı davacının aktif dava ehliyeti olmadığı gözetilerek asıl ve karşı davanın bu nedenle reddinin doğru bulunduğu, davacı/karşı davalı vekilinin istinaf itirazlarının ise yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı- karşı davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı- karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı- karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle temyiz başvurusunda bulunmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl ve karşı davada iki kişi olarak ortak oldukları limited şirkette ortaklıktan çıkarılması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Kanun'un 616 ncı maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ile 640 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı- karşı davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Türk Ticaret Kanunu'nun 640. maddesinin üçüncü fıkrası dava açma yetkisini şirket tüzel kişiliğine tanımıştır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/2664 Esas, 2017/607 Karar sayılı ilamı ile 2023/2580 Esas, 2024/5142 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, kanunda bir ortağın diğer bir ortağın şirketten çıkarılmasını dava yoluyla isteyebileceğine dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla ortağın şirket adına hareket etmeksizin kendi adına açtığı çıkarma davaları aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddedilmektedir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/2664, K. 2017/607Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/2664 E.  ,  2017/607 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 09/06/2015 tarih ve 2014/403-2015/365 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, tarafların ortak bulunduğu Ltd. Şti. ortaklığından davalının şirkete ait oteli kötüniyetle devretmesi nedeniyle çıkarılmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davalının şirketi münferiden temsil yetkisi bulunduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Davacı şirketin ve davalının … Otelcilik Ltd. Şti'nin ortakları oldukları anlaşılmaktadır. Limited şirket ortağının çıkarılmasına ilişkin yasal düzenleme TTK 640 maddesinde düzenlenmiştir. Bu yasal düzenleme gözetildiğinde limited şirket ortağının diğer ortak aleyhine haklı sebeple çıkarma davası açması olanaklı değildir. Böyle bir davanın ancak … Otelcilik Ltd. Şti. tarafından açılması gerekir. Somut olayda davacı ortağın şirket adına açtığı bir dava da bulunmadığından aktif husumet yönünden davanın reddi gerekmektedir. Davanın husumet yönünden reddi gerekirken mahkemece esas yönünden reddine karar verilmiş ise de mahkeme kararı sonucu itibarı ile doğru bulunduğundan gerekçenin değiştirilerek sonucu itibariyle doğru bulunan mahkeme kararın onanması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, mahkeme kararının gerekçesinin husumet yönünden davanın reddi biçiminde değiştirilerek mahkeme kararının ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 06/02/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY 1- Dava, haklı sebeple limited şirket ortağının şirketten çıkartılması ve yetkisiz ortakça yapılan işletme devrinin iptali istemine ilişkindir. 2- Somut olayda, davacı tüzel kişi ortak %50, davalı ortak %50 olacak şekilde, … otelcilik Ltd.’nin ortağı olup, her iki ortağın da ayrı ayrı tek başına temsil yetkisinin bulunmaktadır. Davalı ortak, şirketin feshi sonucunu doğuracak şekilde, şirketin tek varlığı olan otel işletmesini, imam nikahlı eşi olan Fisun Terzi’ye devrettiği iddiasıyla, davacı ortak tarafından şirketten çıkartılmak istenmektedir. Davalı ortak, davacının şikayeti sebebiyle, devre konu otelin, devirden sonra işletilmediğini, şirketi tek başına temsil yetkisinin bulunduğunu beyanla davanın reddini savunmuş, mahkemece de davalının tek başına şirketi temsile yetkili olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, bu karar Dairemizce, davanın şirket tarafından açılması gerektiği, ortak tarafından açılamayacağı, mahkemece, davanın aktif husumet yokluğu sebebiyle reddi gerekirken, farklı gerekçeyle reddine karar verilmiş ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın onanmasına karar verilmiştir. 3- Dairemizin birçok kararında, iki ortaklı şirketlerde, bir ortağın diğer ortağa karşı dava açtığı hallerde, şirketin davada temsil edilmiş sayılacağı kabul edilmiştir (31.10.2012 T. 2011/8987-2012/17007; 14.01.2014 T. 2012/9121-2014/728 vs.). O nedenle, somut olayda davacı tüzel kişi ortağın, ortağı olduğu dava dışı şirketi tek başına temsil etme hakkı bulunduğu da dikkate alınarak, TTK m. 640/3 uyarınca, davanın şirket tarafından açıldığının kabulü gerekir. 4- TTK m. 621 uyarınca, her ne kadar ortaklıktan çıkarma isteğiyle mahkemeye başvurmak için şirket genel kurulunun, hem sermaye payı, hem de ortak sayısı yönünden nitelikli çoğunluk oyu aranmış ise de, bu hükmün iki ortaklı şirketler yönünden uygulanmaması gerekir. Zira, aksi halde, iki ortaklı şirketler yönünden haklı sebeple şirketten çıkarma davacısı açma imkanı bulunmayacaktır. İki ortaklı şirketlerde, TTK m. 640/3’ün uygulanması yönünden şirket genel kurulunun her hangi bir işlevinin olması düşünülmemeli, bir ortağın diğerine haklı sebeple ortaklıktan çıkarma davası açabilme hakkının olduğu kabul edilmelidir (O. H. Şener, Ortaklıklar Hukuku, s.725). 6762 sayılı TTK m. 551 zamanında da, ortaklar kurulunda ekseriyetle karar alınması şartına rağmen, öğretide, bir ortağın, diğer ortağın çıkartılması için mahkemeye başvurabileceği kabul edilmiş, şirketin tek ortağa inmesi halinde feshinin gündeme geleceğine işaret edilmiştir (İ. Doğanay, TTK, II Cilt, s.1490-1491, 1380). Anılan nedenlerle, somut davada aktif husumet ehliyetinin varlığının kabulü ile, mahkeme kararının haklı sebep kavramı yönünden denetlenmesi gerekirken, husumet yönünden davanın reddi gerektiği gerekçesiyle, mahkeme kararını onayan Dairemiz çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Genel kurul toplantısında ortağın oy hakkının bulunup bulunmadığı meselesi, Türk Ticaret Kanunu'nun 619. maddesinde sınırlı olarak düzenlenen oy hakkından yoksunluk halleri çerçevesinde değerlendirilir. Anılan hüküm uyarınca yalnızca müdürlerin ibraları, şirketin kendi esas sermaye payını iktisabı ve ortağın bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı faaliyetlerinin onaylanması kararlarında ilgili ortak oy kullanamaz. Kanunda ortağın şirketten çıkarılmasına ilişkin kararlarda çıkarılacak ortağın oy hakkından yoksun olduğuna dair açık bir düzenleme yer almamaktadır.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 619Kaynağı aç
MADDE 619- (1) Herhangi bir şekilde şirket yönetimine katılmış bulunanlar, müdürlerin ibralarına ilişkin kararlarda oy kullanamazlar. (2) Şirketin kendi esas sermaye payını iktisabına ilişkin kararlarda, esas sermaye payını devreden ortak oy kullanamaz. (3) Ortağın bağlılık yükümüne veya rekabet yasağına aykırı faaliyetlerde bulunmasını onaylayan kararlarda ilgili ortak oy kullanamaz. III – Karar alma 1. Olağan karar alma

İki Ortaklı Limited Şirketlerde Kilitlenme ve Yargıtay Uygulaması

İki ortaklı limited şirketlerde, özellikle payların eşit dağıldığı ortaklıklarda, Türk Ticaret Kanunu'nun 621. maddesindeki karar nisapları fiilen oybirliği sonucunu doğurmaktadır. Çıkarılması istenen ortağın onay vermemesi durumunda şirket adına dava açılması için gerekli genel kurul kararı alınamamakta ve ortaklık yapısında kilitlenme ortaya çıkmaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/3161 Esas, 2023/7253 Karar sayılı ilamıyla onanan Bölge Adliye Mahkemesi karar gerekçesinde belirtildiği üzere, limited şirketlerde haklı nedenle çıkarma için ağırlıklı nisaplı genel kurul kararının bulunması dava şartı sayılmış; iki ortaklı limited şirketlerde bu şartın sağlanmasının fiilen imkânsız olması sebebiyle davanın dinlenemez nitelikte olduğu kabul edilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/628 Esas, 2023/3965 Karar sayılı kararında da benzer biçimde, yüzde elli paya sahip ortağın açtığı çıkarma davasında dava hakkının şirkete ait olması gerekçesiyle aktif husumet yokluğundan verilen ret hükmü onanmıştır. Bu doğrultuda genel kurul kararı şartı sağlanamadığında açılan davalar mahkemelerce usulden reddedilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/3161, K. 2023/7253Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/3161 E.  ,  2023/7253 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/1788 Esas, 2022/168 Karar HÜKÜM : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/885 E., 2019/262 K. Taraflar arasındaki şirket ortaklığından çıkarılma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafın 31.05.2002 tarihinde kurulan … Sağlık Güzellik ve Estetik Merkezi Ltd. Şti.'nin 10.000,00 TL sermaye ve 2 ortakla kurulmuş olan şirketin %1 hisseye sahip kurucu ortağı olduğunu, davalı tarafın şirketin kurulduğu tarihten bu güne dek üzerine düşen edimlerini yerine getirmediğini, bunun üzerine Beyoğlu 17. Noterliği 12.08.2011 tarih ve 14976 yevmiye sayılı ihtarı gönderildiğini, ihtara da herhangi bir cevap verilmediğini, davalı tarafın şirketin hiç bir kademesinde bir çalışması ve gayreti olmadığını, bu durum nedeniyle şirketin planlanan şekilde faaliyet yürütemediğini, şirketin geleceğinin tehlikeye girdiğini ileri sürerek … Sağlık Güzellik ve Estetik Merkezi Ltd. Şti.'nin %1 pay sahibi ortağı olan davalının edimlerini yerine getirmemiş olması nedeniyle şirket ortaklığından çıkarılmasına, davalıya ait %1 payın şirkete devrine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şirketin hakim ortağı tarafından, şirkette %1 paya sahip olan diğer ortağa karşı şirket ortaklığından 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 640 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca açılan haklı sebeple ortaklıktan çıkarma talebi olduğu, zira şirket ana sözleşmesinde ortaklıktan çıkarmaya ilişkin bir hüküm bulunmadığından ve genel kurulca da bu yönde bir karar alınamadığından, bilirkişiler tarafından usulüne uygun olarak tespit edildiği üzere; şirkette %1 paya sahip olan davalının şirket çalışmalarına katılmadığı, şirket çalışmaları ve borçlarının şirketin diğer ortağı üzerinde olduğu, davanın bu manada şirkete bir katkı sunmadığı ve bu katkı sunmaması hali dışında ayrıca paydaş sayısına göre alınması gerekli kararlar yönünden de toplantılara katılmamakla birlikte şirket çalışmasına engel de olduğu, buna göre de şirketten çıkarılması için gerekli haklı sebeplerin bulunduğuna kanaat getirildiği, bir ortağın haklı sebeple şirketten çıkarılması için genel kurul tarafından karar alınması gerektiği ve alınması gerekli kararın da genel kurulda temsil edilen oyların en az 2/3'sinin (hisse yönünden) ve bunun yanında oy hakkı bulunan paydaş sayısının salt çoğunluğunun bir arada bulunmasını içerir bir karar gerekmesine rağmen görülmekte olan bu davada daha önce her ne kadar bu yönde karar getirilmesi için tamamlanabilir dava şartı olarak davacı tarafa süre verilmiş ise de; bundan vazgeçildiği, zira şirketin iki ortalık bir limited şirketi olduğu, hisse oranı yönünden 2/3 oranında bir çoğunluk sağlanabilecek olmasına rağmen paydaş sayısı yönünden salt çoğunluk, yani en az 3 ortak ve 3 kişiden 2 ortağın ortaklıktan çıkarılması yönünde karar alınması gerektiği, oysa davalının çıkartılması talep edilen şirketin iki ortaklı olduğu, buna göre de en az iki ortak tarafından çıkarma yönünden karar alma imkanının bulunmadığının anlaşıldığı, Yasada bir ayrım olmamasına rağmen, Yasanın iki ortaklı limited şirketleri için bu manada haklı nedenle şirket ortaklığından çıkarılması maddesinin işletilemeyeceği bir an için düşünülecek olsa bile Mahkemelerince bu yönde bir kanaat oluşmadığı, yasa koyucunun iki ortaklı şirket yönünden bir ayrım öngörmemesinin yasal bir boşluk olduğuna kanaat getirildiği ve buna göre de Yasanın 6102 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesinde limited şirketler için ön görülen haklı nedenle ortaklıktan çıkarma için bahsi geçen pay ve paydaş sayısı çoğunluğu iki ortaklı şirketler için imkansız olduğundan bu kuralın iki ortaklı şirketler yönünden uygulanmaması gerektiği, aksi halin yasal bir haklı sebep varlığı halinde şirkete ortaklıktan çıkarma hakkı kanunen verilmiş olmasına rağmen fiilen imkansız bırakılmasına yol açacağı ve bu maddenin kullanılamayacak olması nedeniyle tek seçenek olarak ancak iki ortaklı limited şirketinin haklı sebep bulunmasına rağmen ortağın çıkarılamamış olmasından dolayı fesih ve tasfiyesine yol açacağı, halbuki kanun koyucunun ve ticari hayatın asıl gayesinin şirketleri ayakta tutma amacında olduğu, bunun da sadece şirket menfaati için değil şirketin çalışanları, ülkeye sağladığı ekonomik katkı, sosyal güvenlik sistemine sağladığı katkı ve istihdam sağlaması nedeniyle bir kamu menfaati de gözetildiği ve bunun mahkemelerince de dikkate alınması gerektiği hususlarından dolayı iki ortaklı limited şirketi için ortağın ortaklıktan çıkarılması için gerekli olan genel kurulda 2/3 pay ve ortak sayısının salt çoğunluğuna ilişkin paydaş çoğunluğu kuralının işletilmemesi gerektiğine kanaat getirildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile … Sağlık Güzellik ve Estetik Merkezi Ltd. Şti.'nin %1'lik payına sahip …'in şirket ortaklığından haklı sebeple çıkartılmasına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 2002 yılında kurulan şirket sağlık, estetik ve güzellik merkezi olup 2 ortakla kurulduğunu, davalı müvekkilinin, iki ortakla kurulmuş olan şirketin %1 hissesine sahip kurucu ortağı olduğunu, her iki ortak da kurucu ortak olup tıp doktoru olduklarını, kurulan şirketin sağlık şirketi olması dolayısı ile her iki ortağının tıp doktoru olmasının kanuni zorunluluk içerdiğini, müvekkilinin tıp doktoru olup şirketin kurulması için gerekli olan yasal koşulların yerine getirilmesini sağlayarak şirketin varlığının ana nedeni olduğunu, şirket kurulduktan sonra da davalının, uzunca bir süre sağlık merkezinde fiili olarak çalıştığını, hasta tedavi ettiğini, davalının gerek tıp diploması ve gerekse fiili çalışmaları gayreti ile şirkete ciddi anlamda katkı sağlamasına rağmen şirketin sürekli zarar durumunda gösterilmesi nedeni ile şirket zarar durumunda olmayıp kâr elde ettiğini, dolayısıyla gerek şirketin kurulması gerekse devamında fiili çalışması ile şirkete para kazandırmasına rağmen 17 yıllık dönemde şirket ortağı olan müvekkiline hiç bir ödeme yapılmadığını, müvekkilin şirket ortaklığından çıkarılmak istenmesi artık sağlık alanın da faaliyet gösteren şirketlerde tek ortağının tıp doktoru olmasının yeterli olması olduğunu, müvekkilinin ortaklığına artık ihtiyaç kalmadığını, müvekkilinin uzunca bir zaman diplomasının kullanılması ve fiili çalışmasının-emeğinin karşılığını alamadığını, Mahkeme kararında uzunca bir zaman müvekkiline ulaşılamadığı, davalının cevap vermediği, şirketin amacına ulaşmasına katkıda bulunmadığı ve engel olduğunun kabulü gerektiği şeklinde karar verildiğini, ancak müvekkilinin bu davanın yürütülmesi için avukata vekalet verdiğini ve davanın yürütülmesinde kendisi tarafından yerine getirildiğini zannetmekte iken kendisine mahkeme kararı ulaştığını, ayrıca mahkeme kararında yer aldığı üzere müvekkilinin şirket işlerine engel olduğu ibaresi ispata muhtaç olduğunu, zira şirket gayesini zaten fazlasıyla yerine getirilmesinde katkı sağladığını, ancak şirket amacına hangi eylemi ile engel olduğu yönünde somut bir delilin dosyada yer almadığını, bu bakımdan davalı ortağın şirket ortaklığından çıkarılması için aranan haklı sebebin varlığından söz etmenin mümkün olmadığını, 6102 sayılı Kanun'da aranan yasal koşulların varlığından söz etmenin mümkün olamayacağını, tamamen soyut beyan ve iddialarla hüküm kurulduğunu, bilirkişi raporunda 6102 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında aranan davalının ortaklıktan çıkarılması yönünde bir genel kurul kararı sunması halinde şirketten çıkarılmasına hükmedileceği hususlarının rapor edildi ise de ortaklıktan çıkarılma yönünde soyut beyanlar dışında haklı bir neden ve genel kurul kararı olmadan davanın kabulüne karar verilmesinin kanuna aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda limited şirketlerde bir ortağın haklı nedenlerle şirket ortaklığından çıkarılması için, 6102 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası, 621 inci maddenin birinci fıkrasının (h) bendi gereğince, ağırlıklı nisap ile alınmış bir genel kurul kararının varlığının dava şartı olarak öngörülmüş olması nedeniyle, iki ortaklı limited şirketler bakımından bu şartın tahakkukunun mümkün bulunmamasından ötürü, somut davanın dinlenemez nitelikte olmasına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğu (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2016/4753 E., 2017/719 K., 13.12.2017 tarih, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2019/3224 E., 2020/2963 K., 17.06.2020 tarih sayılı ilamları) gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; somut olayın niteliği, müvekkil şirketin sermaye şirketi olması ve ortakların pay oranları dikkate alındığında istinaf mahkemesinin kararının yerinde olmadığını, dava dilekçesinde de belirttikleri üzere; müvekkili şirketin iki ortaklı bir sermaye şirketi olup, davalının şirketteki ortaklık payı da %1 kadar olduğunu, diğer ortak …'in payının da yaklaşık %99'a tekabül ettiğini, yani pay çoğunluğu diğer ortak …'e ait olduğunu, müvekkili şirketin davalıyı ortaklıktan çıkarma yönünde bir karar alabileceğinin de açık olduğunu, 2 kişilik sermaye şirketlerinde ortaklıktan çıkarılma ile ilgili yasada herhangi bir hüküm de bulunmadığını, bu konuda İstinaf Mahkemesinin kararına esas teşkil eden, çok pay ve paydaşlı sermaye şirketleri dikkate alınarak vazedilen hükümlerin otomatik olarak uygulanması mümkün olmadığı gibi hakkaniyete de aykırı sonuçlara sebebiyet vereceğini, somut ihtilafa ilişkin, iki ortaklı şirketler yönünden yasal bir ayrım, düzenlemenin mevcut olmadığı dikkate alındığında da bu yasal boşluğun hakim, mahkeme tarafından hakkaniyete göre doldurulacağını bu anlamda İlk Derece Mahkemesince verilen karar ve gerekçesinin de adil ve yerinde olduğunu, davada, davalının ortaklıktan çıkarılması için gerekli olan tüm şartların mevcut olduğunu, somut olayda yaklaşık %99 ortaklık payına sahip ortağın katılımıyla müvekkil şirketin almış olduğu çıkarmaya ilişkin genel kurul kararının dosyaya daha önce sunulduğunu, dava dilekçesinde ve önceki beyanlarında belirttikleri üzere davalının şirkete karşı edimlerini yerine getirmediği gibi şirket toplantılarına da katılmadığını, kendisine hiçbir şekilde ulaşılamadığını bunun da şirketin iktisadi geleceğini ve varlığını tehlikeye düşürdüğünü, bu hususların hepsinin haklı sebep teşkil ettiğini, istinaf mahkemesi, istinafa başvuran tarafın istinaf sebepleriyle bağlı olup, başvurucu tarafın ileri sürmediği sebeplere dayanarak karar veremeyeceğini, İstinaf Mahkemesinin verdiği kararın talebi aşar mahiyette olduğunu, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi ve İstinaf Mahkemesi ilamına ekli muhalefet şerhinden de anlaşılacağı üzere İstinaf Mahkemesince verilen kararın kamu düzeniyle de bir ilgisi bulunmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, limited şirket ortağının şirketten çıkarılması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 11.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2022/628, K. 2023/3965Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2022/628 E.  ,  2023/3965 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11.Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1026 Esas, 2021/1642 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Alanya 4.Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2017/256 E., 2020/11 K. Taraflar arasındaki limited şirket ortağının şirketten çıkarılması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ile davacının Alanya Partners Emlak İnşaat Turz. İth. İhrc. Tic. Ltd. Şti'nin %50'şer ortakları olduklarını, şirketin 04.07.2005 tarihinde kurulduğunu, davalının 5 yıl süre ile şirket müdürlüğüne seçildiğini, halen de şirketin yetkili müdürü olduğunu, davalının şirketin hesabındaki paraları kendi hesabına aktardığını, şirketin içini boşalttığını, kendi akrabalarına şirket adına bono düzenleyerek şirket aleyhine yüklü miktarda icra takibi yaptırdığını, şirketin taşınmazlarını eşinin üzerine geçirerek mal kaçırdığını, inşaatları bitirmediğini, şirketi borca batık hale getirdiğini, şirketi açıkça kötü yönettiğini, Alanya 3.Asliye Hukuk Mahkemesinde davalının şirketi temsil yetkilerinin kaldırılması talepli dava açtıklarını, davalının şirketi kötü yönettiğinin ve şirketi 12.000.000,00 TL zarara uğrattığının bilirkişi raporuyla belirlendiğini ileri sürerek davalının şirket hisselerine 3 üncü kişilere devir ve temliki önleyecek tarzda ihtiyati tedbir konulmasını ve şirket ortaklığından çıkarılmasına, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ve davalının Alanya Partners şirketinin %50'şer ortağı olduklarını, şirketi temsil ve imzaya davalının yetkili olduğunu, davacının, Danimarka'daki taşınmaz malları satarak elde edeceği paraları şirketin finansmanı için tahsis edeceği, başkaca finansman ihtiyacı olduğunda yine Danimarka'daki kuruluşlardan kendi nam ve hesabına temin edeceği kredileri şirketin inşaat yatırımı için şirket hesabına aktaracağı, hatta lüzumu halinde doğrudan şirket adına ve hesabına kredi bulması halinde de kendisine bu konuda gereken yetkinin verileceği, şirketin üreteceği konutları davacıya ait olan emlak ofisleri aracılığı ile satacağı, bunun dışındaki tüm işlerin, faaliyetlerin, alım-satım, inşaatın gerçekleştirilmesinin davalı tarafından yürütüleceği, şirketin davalı tarafından temsil edileceği hususunda anlaştıklarını, davacının bir çok kişiye taşınmaz satış vaadi ile sözleşme imzaladığını, bir çok taşınmazı mükerrer olarak birden fazla kişiye sattığını, toplamda 11.000.000,00 euro para topladığı bilgisine ulaştığını, 275.000,00 euro parayı Garanti Bankası Alanya şubesinde bulunan şahsi hesabına aktardığını, davacının şirket hissesini devrederek ortaklıktan çekileceği hususunda tarafların anlaştıklarını ancak davacının bu anlaşmaya da uymadığını, taraflar arasında yapılan 23.02.2009 tarihli protokol ile şirketin kimlere ne miktarda borcunun olduğu, borçların ne kadarlık tutarının kimler tarafından ne zaman ve ne şekilde ödeneceği, şirket müdürülğü görevinin kimler tarafından ne şekilde yürütüleceği, davalının şirket ortaklığındaki payının kime ne şekilde ve neye karşılık devir edileceğinin mutabakat altına alındığını, bu nedenle eldeki davanın dinlenmesi olanağı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 640 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası hükmünde haklı sebeplerin varlığı halinde ortağı şirketten çıkarma davası açma hakkının şirkete tanındığı, iki ortaklı bir limited şirkette şirketin devamı ortakların tutum ve davranışları sonucu çekilmez hale gelmişse ortakların ancak muhik sebeplerle şirketin fesih ve tasfiyesini talep edebileceği, 6102 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesinin üçüncü fıkrasında ortağın mahkeme kararıyla haklı sebeple ortaklıktan çıkarılması davasını açma hakkı şirkete ait olduğundan davacının aktif dava ehliyeti olmadığı gerekçesiyle davanın aktif husumet ehliyeti yönünden reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yeni Kanun'da ortak sayısındaki sınırın ortadan kaldırıldığını, iki kişilik limited şirkette ortaklara diğer ortağa çıkarma davası açma hakkı tanındığını, İlk Derece Mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile haklı sebeplerin varlığı halinde şirket ortağının şirketin feshini isteyebileceği ve ayrılma akçesi ödenmek suretiyle şirketten çıkmayı dava edebileceği, ancak limited şirketlerde bir ortağın diğer ortağı şirketten dava yoluyla çıkarma hakkı bulunmadığı, şirket ortağının şirketten çıkarılması hakkının genel kurula ve şirkete tanındığı, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesi kararının yerinde olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; eski Türk Ticaret Kanunu'nda tek kişilik limited şirkete izin verilmediği için iki kişilik limited şirketlerde ortağın haklı nedenle ihracının kabul görülmemesinin kanunun ruhuna uygun bir yaklaşım olduğunu, ancak yeni 6102 sayılı Kanun ile limited şirketlerin ortak sayısını bir ila elli olarak düzenlendiği için iki kişiden oluşan limited şirketlerde de ortaklar arası uyuşmazlık halinde haklı nedenle fesih yerine ortağın çıkarılmasına olanak tanındığını, 6103 sayılı ve 6102 sayılı Kanun'un Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 3 üncü maddesi uyarınca tek kişilik limited şirketin varlığını kabul eden 6102 sayılı Kanun'un işbu hükümlerinin yürürlükten önceki olaylara uygulanması mümkün olduğunu ve bu nedenle davalının şirket ortaklığından çıkarılması şeklindeki talebinin anılan yasa hükümleri uyarınca değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiğini, alınan bilirkişi raporlarında davalının şirket müdürü olarak görev yaptığı dönemde şirketi zarara uğratan işlemler yaptığının anlaşıldığı ve bu işlemlerin 6102 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesinde belirtilen haklı nedenler olduğu kanaatinin bildirildiğini, davanın kabulü gerektiğini, aksi halde 6102 sayılı Kanun'un düzenlemesinin amacına aykırı olarak belli bir potansiyele ve dinamiğe sahip bir şirketin ortakları arasındaki uyuşmazlık yüzünden feshedilerek ticari hayattan silinmesine sebep olacağını belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, limited şirket ortağının şirketten çıkarılması istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6102 sayılı Kanun'un 640 ıncı maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Anayasal Denetim ve Karar Nisaplarının İki Ortaklı Şirketlerdeki Durumu

İki ortaklı limited şirketlerde şirket adına çıkarma kararı alınamaması ve dava şartı eksikliği sebebiyle yargı yolunun fiilen tıkanması somut norm denetimine konu edilmiştir. Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, iki ortaklı limited şirkette şirket adına çıkarma kararı alınamamasını dava şartı noksanlığı sayarak Türk Ticaret Kanunu'nun 616. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi ile 621. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi hükümlerinin iki ortaklı limited şirketler yönünden Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.

Anayasa Mahkemesi, haklı sebep bulunmasına rağmen uyuşmazlığın çözümünün engellendiği ve şirket faaliyetlerinin sürdürülemez hale geldiği yapıyı incelemiştir. Yapılan değerlendirmede söz konusu yasal zorunluluk Anayasa'nın 40. maddesindeki etkili başvuru hakkı ve 48. maddesindeki teşebbüs özgürlüğü kapsamında ele alınmış; iki ortaklı limited şirketler bakımından genel kurul kararı şartı getiren hükümlerin iptaline karar verilmiştir. Bu iptal sonrasında iki ortaklı limited şirketlerde ortağın çıkarılması bakımından genel kurul kararı şartının uygulanabilirliği ortadan kalkmış, genel kurul kararı olmaksızın açılacak çıkarma davalarının usulü ise yargı mercilerinin içtihatlarına bırakılmıştır.

Tek Kişilik Şirkete Dönüşme İmkânı ve Çıkarmanın Esastan İncelenmesi

Mülga ticaret mevzuatı döneminde iki ortaklı şirketlerde bir ortağın çıkarılmasının infisah sonucunu doğuracağına dair yaklaşımlar bulunmaktaydı. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2012/5040 Esas, 2014/4642 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu tek kişilik limited şirketi kabul ettiğinden, iki ortaklı limited şirkette ortağın şirketten çıkarılması talebi tek kişi ile ortaklığın devamına imkan tanınamayacağı gerekçesiyle peşinen reddedilemez; davanın esasına ilişkin iddialar mahkemece değerlendirilmelidir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2012/5040, K. 2014/4642Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2012/5040 E.  ,  2014/4642 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 18/05/2011 NUMARASI : 2008/395-2011/229 Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18/05/2011 tarih ve 2008/395-2011/229 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 11/03/2014 günü hazır bulunan davacı vekili Av. M.. Ç.. ile davalı vekili Av. M.. C.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı şirket temsilcisi, davacı şirketin 19/07/2007 tarihinde yapılan ortaklar kurulunda davalının TTK'nın 551. maddesi gereğince şirket ortaklığından çıkarılmasının kararlaştırıldığını, davacı ortaklarının tamamının davalı tarafından zarara uğratıldığını, davacı şirketin diğer ortakları ile davalı arasında husumet mevcut olduğunu ileri sürerek, davalının TTK'nın 551. Maddesi gerğince şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, TTK'nın 551. maddesindeki koşulların uygulama olanağının bulunmadığını savunarak,davanın reddini istemiştir. Mahkemece, toplanan kanıtlar doğrultusunda, TTK'nın 504/1. maddesi gereğince, limited şirketlerde ortakların sayısı ikiden az olamayacağından iki ortaklı limited şirketler bakımından, ortaklardan birinin ortaklıktan çıkarılması isteminin ortaklar kurulunca kabulü sonucu itibarıyla tek kişi ile ortaklığın devamına olanak tanınması sonucu doğuracağı, aynı yasanın 551/3. maddesine dayanak hakkın, ancak ikiden fazla ortaklı limited şirketlerde uygulanmasının mümkün olacağı, dava dışı ortağın aynı Kanunun 549/4. maddesi uyarınca, şirketin feshini talep hakkını kullanması olanağının her zaman için mevcut olduğu, şirketin iki ortaklı olduğu belirlenmekle, TTK'nın 551/3. maddesi uyarınca, iki ortaklı limited şirketlerde, tek kişi ile ortaklığın devamına olanak tanıyacak şekilde ortaklıktan çıkarılma talep edilemeyeği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. 1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Dava, davalının TTK'nın 551/3. maddesi gereğince davacı şirket ortaklığından çıkarılması istemine ilişkin olup, davacı tarafın iddiları incelenip değerlendirilmeden mahkemece yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Esasen mahkemece de isabetle belirlendiği ve Dairemizin bir çok emsal nitelikli kararlarında da açıkça vurgulandığı üzere iki kişilik limited şirkette ortaklardan birinin şirketten çıkması çıkarılması hali dahi o şirketin infisahı sonucunu doğurur.Yani, çıkma yada çıkarılma ile ilgili önemli bir neden bulunduğu takdirde dahi diğer ortak tek başına şirketin devamını veya şirketi devralmayı değil, şirketin feshini istemek durumundadır. Çıkan veya çıkarılan ortağın yerine dışarıdan başka ortak alınmasına mülga 6762 sayılı TTK olanak tanımamıştır. Ancak, karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 6103 sayılı TTK'nın Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 3. maddesi “ Tarafların iradelerinden bağımsız olarak, kanunla düzenlenen hukukî ilişkilere, bunlar Türk Ticaret Kanun'unun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile, Türk Ticaret Kanun'u hükümleri uygulanır.” hükmü uyarınca tek kişilik limited şirketin varlığını kabul eden 6102 sayılı yeni TTK’nın işbu hükümlerinin yürürlükten önceki olaylara uygulanmasını mümkün kıldığından dava dilekçesinde yer alan davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına ilişkin iddialarının mahkemece anılan yasa hükümleri uyarınca değerlendirilip sonucuna göre karar verilmek üzere hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 11/03/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Haklı Sebeple Fesih Davası ve Feshe Alternatif Çözümler

İki ortaklı limited şirketlerde ortakların tutum ve davranışları sebebiyle şirketin devamı çekilmez hale gelmişse ortaklar haklı sebeple şirketin fesih ve tasfiyesini isteyebilirler. Türk Ticaret Kanunu'nun 636. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince, haklı sebeplerin mevcudiyetinde her ortak şirketin feshini talep edebilmekte; mahkeme fesih talebini doğrudan uygulamak yerine davacıya payının gerçek karşılığının ödenerek şirketten çıkarılması veya uyuşmazlığa uygun düşen başkaca uygulanabilir bir tedbire karar verebilmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2014/1377 Esas, 2014/8486 Karar sayılı kararında da feshin istenmesi halinde mahkemece fesih yerine kabul edilebilir alternatif çözümlerin değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/795, K. 2022/374Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/795 E.  ,  2022/374 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasında karşılıklı görülen “ortaklıktan çıkarma, limited şirketin fesih ve tasfiyesi” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen asıl ve karşı davanın usulden reddine ilişkin karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı karşı davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Asıl Davada Davacılar İstemi: 4. Davacılar vekili; müvekkillerinden …'nun davalı … ile birlikte … Enerji Lojistik Konut ve Yapı Sanayi Ltd. Şti'nin kurucu ortağı olduğunu, davalının aynı zamanda şirket müdürü olduğunu, diğer davacı … ile birlikte ve müşterek imza ile temsil yetkisine sahip olduğunu, davalının şirkete karşı olan özen ve bağlılık yükümlülüğü ile şirket esas sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiğini, şirkete karşı rekabet yasağını da ihlal ettiğini, hiçbir şirket işini takip etmeyen davalının şirket işlerini sürdürülemez hâle getirdiğini, şirketi zarara uğrattığını ileri sürerek davalının şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Asıl Davada Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; … Enerji Lojistik Konut ve Yapı Sanayi Ltd. Şti'nin kurucu ortaklarının müvekkili ve davacılardan … olduğu hususunun doğru olmadığını, müvekkilinin şirketin işlerini takip ettiğini, rekabet yasağının ihlal edilmediğini, ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesinin mümkün olmadığını, davacıların şirketin adresinde bulunmayıp şirket işleriyle ilgilenmediklerini, müvekkilinin Ankara 34. Noterliğinin 18.01.2013 tarihli vekâletnamesinde verilen yetkiler ile şirket işlerini yürüttüğünü, müvekkilinin üzerine düşen sorumluluğu ifa ettiğini, müvekkilinin işlemleri sayesinde şirketin uğraması muhtemel zararların önlendiğini, davacıların rekabet yasağına aykırı faaliyetler içerisinde olduklarını, çıkarma davasının şirket tarafından açılması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Karşı Davada Davacı İstemi: 6. Davacı vekili; asıl davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte şirketin faaliyetine devam etmesinin fiilen imkânsız hâle geldiğini, şirketin kayıtlı adresinin kullanılmadığını, davalıların şirkete uğramadıklarını, karar almanın mümkün olmadığını, mutad iş ve işlemlerin yapılamadığını ileri sürerek … Enerji Lojistik Konut ve Yapı San. Ltd. Şti.’nin fesih ve tasfiyesine karar verilmesini talep etmiştir. Karşı Davada Davalılar Cevabı: 7. Davalılar vekili; davacı tarafından ileri sürülen iddiaların dayanaksız olduğunu, fesih şartlarının oluşmadığını, davacının davranışları nedeniyle toplantıların yapılamadığını, davacının kendi eylemleri nedeniyle şirketin feshini talebinin 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi kapsamında kabul edilemeyeceğini belirterek karşı davanın reddini savunmuş, 25.03.2015 tarihli cevap dilekçesinin ıslahıyla mevcut durumda şirketin ortaklık yapısı itibariyle davalı-karşı davacının ortaklıktan çıkarılmasına ilişkin genel kurulu kararının alınmasının mümkün olmadığını, bu sebeple şirketin diğer müdür ve ortağı tarafından asıl davanın açıldığını, bu hâliyle asıl ve karşı davanın şirkete yönelik olarak açıldığını, karşı davacının şirketin feshine dair talebiyle ortaklıktan çıkmak istediğini zımnen kabul ettiğini, müvekkillerinin şirketin devamını istediklerini savunarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 636. maddesi uyarınca davalı-karşı davacının pay değerinin hesaplanarak ortaklıktan çıkarılmasını istemiştir. Mahkeme Kararı: 8. Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.05.2015 tarihli ve 2014/644 E., 2015/374K. sayılı kararı ile; TTK’nın 640/3 ve 636/3. maddeleri uyarınca haklı sebepler ile ortağın şirket ortaklığından çıkartılmasının ancak şirket tarafından talep edilebileceği, öte yandan şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilebilmesi için davanın şirket tüzel kişiliğine karşı açılması gerektiği gerekçesiyle asıl ve karşı davanın usulden reddine karar verilmiştir Özel Daire Bozma Kararı: 9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.09.2017 tarihli ve 2016/1685 E., 2017/4592 K. sayılı kararı ile; “…1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve 6102 sayılı TTK’nin 616/1-h maddesi gereğince şirketin bu davayı açabilmesi için Genel Kurul Kararının gerekmesine göre davacılar/ karşı davalılar vekilinin tüm, davalı/karşı davacı vekilinin davacı/karşı davalı …’a (Doğru: …) yönelik aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Karşı dava; limited şirket ortağının şirketin fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. Her ne kadar mahkemece davanın şirkete karşı açılması gerektiği gerekçesiyle reddine karar verilmiş ise de davalı şirket ortağı tarafından limited şirketin diğer ortağı ve müdürüne karşı, karşı dava açıldığından karşı dava tarihinde şirket müdürü olan …’ın pasif husumet ehliyeti bulunmadığından …’a yönelik davanın reddi doğru ise de limited şirketin ortağı tarafından diğer ortağı olan …’na karşı da fesih davası yöneltildiğinden husumet eksikliğinin bulunmadığı gözetilerek karşı davanın esasının incelenmesi gerekirken karşı davalı …’na yönelik şirketin feshi davası yönünden de yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış davalı/karşı davacının karşı davalı …’na yönelik karşı davaya ilişkin temyiz itirazının kabulü ile karşı davaya ilişkin hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 29.03.2018 tarihli ve 2018/114 E., 2018/274 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; dava dışı … Enerji Lojistik Konut ve Yapı San. Ltd. Şti.’nin bir limited şirket olup tüzel kişilik ile hak ve fiil ehliyetine sahip olduğu, haklı nedenler ile limited şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin davanın ortaklık tüzel kişiliğine karşı açılması gerektiği, karşı davacının talebinin haklı nedenler ile dava dışı … Enerji Lojistik Konut ve Yapı San. Ltd. Şti.'nin fesih ve tasfiyesine yönelik olup dava konusu subjektif hakka uymakla yükümlü olanın bizzat şirket tüzel kişiliği olduğu, şirket ortaklarının bu hakka uyma yükümlülükleri olmadığı, davada davalı sıfatının (husumetin) dava dışı şirkete ait olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde karşı davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; ortakları davacı-karşı davalı … ve davalı-karşı davacı …’tan ibaret olan … Enerji Lojistik Konut ve Yapı San. Ltd. Şti.’nin fesih ve tasfiyesi istemiyle açılan karşı davada husumetin feshi istenen şirkete yöneltilmesinin gerekip gerekmediği, buradan varılacak sonuca göre mahkemece karşı davaya ilişkin verilen usulden ret kararının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 14. Limited şirketin işletme amacının gerçekleştirilebilmesi için ortaklar arasında güven ilişkisinin varlığı, şirketin devamı için zorunludur. Şirketin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli olan güven ilişkisinin zedelenmesi durumunda ortakların aynı şirket çatısı altında bir arada bulunmaları beklenemez. Ayrıca bir ortağın payını devrederek ayrılma imkânının bulunmadığı yahut zor olduğu durumlarda güven unsurunun zedelendiği ortaklık ilişkisinin nihayete erdirilmesi amacıyla limited şirketlerde de haklı sebeple fesih kurumu düzenlenmiştir. 15. Bu amaçla düzenlenen TTK’nın 636/3. maddesi uyarınca; haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir. 16. Anılan hükme göre her ortak, haklı sebeplerin varlığı hâlinde limited şirketin feshini isteyebilecektir. Haklı sebepten ne anlaşılması gerektiği ise somut durumun ve ileri sürülen hususların niteliğine göre mahkemece takdir edilecek olup esasında dürüstlük kuralı temelinde ortaklık ilişkisinin devam ettirilemeyecek düzeyde zedelenmiş olması durumu, limited şirketin feshinin haklı nedenini oluşturur. Başka bir deyişle ortaklıktaki güven ilişkisinin ortadan kalkması veya ortaklılığın devamının dürüstlük kuralı gereği ortaklar bakımından çekilmez hâle gelmesine neden olan olaylar, limited şirketin feshi için haklı neden olarak kabul edilebilirler. Zira hiçbir ortaktan, dürüstlük kuralı gereği kendisi için çekilmez hâle gelen bir ortaklık ilişkisini devam ettirmesi beklenemez. Haklı sebep kavramı, her somut olayın niteliğine göre farklı tanımları bünyesinde barındırır. 17. Limited şirketin fesih ve tasfiyesine ilişkin davada (fesih davasında) davacı sıfatı şirketin ortaklarına aittir. Bu kapsamda TTK’nın 636/3. maddesi kapsamında ancak pay defterine kayıtlı ortaklar limited şirketin haklı nedenle feshini mahkemeden isteyebilirler. Limited şirketin feshini isteyen davacının ortaklık sıfatının yargılama boyunca mevcut olması gerekir. Aksi durumda ortaklık sıfatını yitiren davacı, taraf sıfatını da yitirecektir. Bu durum yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de re’sen nazara alınır. 18. Limited şirketin fesih davasında davalı sıfatı kural olarak limited şirketin tüzel kişiliğine aittir. Zira feshi istenen limited şirket, açılacak davada kural olarak davalı olarak yer almalıdır. 19. Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 30. maddesi “Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” hükmünü haiz olup anılan hükümle amaçlanan; yargılamanın makul sürede tamamlanmasını sağlamaktır. Bu amaç; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesi ile düzenleme altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından olan “yargılamanın makul bir süre içinde” bitirilmesi ilkesine dayanmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sözleşmenin tarafı devletlerin hukukî sistemlerini, AİHS şartlarına uyacak şekilde düzenlemekle görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner-İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. Paragraf). Anayasa’nın 141. maddesi ile de “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir” denilerek ve HMK'nın "Usul Ekonomisi ilkesi" başlıklı 30. maddesi de benzer hükümle davaların makul bir süre içerisinde bitirilmesi gerektiğini açıkça düzenlenmiştir. Usul ekonomisi ilkesi, HMK’nın 30. maddesiyle düzenleme altına alınmış olup; uyuşmazlıkların en az giderle, en makul sürede ve en az emekle çözümü ve gereksiz yere dava açılmasının engellenmesi şeklinde açıklanmaktadır. 20. Bu kapsamda her ne kadar kural olarak limited şirketin TTK’nın 636/3. maddesi çerçevesinde haklı nedenlerle feshine ilişkin olarak açılan bir davada husumetin, feshi istenen şirketin tüzel kişiliğine karşı yöneltilmesi gerekir ise de; iki kişiden müteşekkil limited şirketin ortaklarının davacı ve davalı olarak yer aldığı davada, yukarıda açıklanan usul ekonomisi ilkesi çerçevesinde taraf teşkilinin sağlanmış olduğunun kabul edilmesi gerekir. Başka bir deyişle iki ortaktan biri tarafından diğer ortağa karşı açılan, iki ortaktan müteşekkil limited şirketin feshine dair davada taraf teşkilinin sağlanmış olduğunun kabulü, Anayasanın 141. maddesi ve HMK’nın 30. maddesinde düzenlenen, yargılamanın en az giderle ve makul sürede bitirilmesi ile gereksiz yere dava açılmasının engellenmesine dair usul ekonomisi ilkesine uygun düşer. 21. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; karşı dava ile TTK’nın 636/3. maddesi kapsamında feshi istenen … Enerji Lojistik Konut ve Yapı Sanayi Ltd. Şti.’nin ortaklarının karşı davacı … ile karşı davalı … Avcı’dan ibaret olduğu, anılan tarafların … Enerji Lojistik Konut ve Yapı Sanayi Ltd. Şti. nezdinde şirket sermayesi üzerinde yarı yarıya pay sahibi oldukları anlaşılmaktadır. 22. Her ne kadar mahkemece, … Enerji Lojistik Konut ve Yapı Sanayi Ltd. Şti.’nin feshine ilişkin olarak karşı davacı tarafından diğer ortak olan karşı davalı … Tolca Avcıoğlu’na husumet yöneltilerek açılan karşı davada husumetin kural olarak dava konusu şirketin tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerektiğine dair kurala dayalı olarak usulden ret kararı verilmiş ise de; anılan şirketin tüm ortakları, karşı davacı ile karşı davalı …’dan ibaret olup her iki ortağın da yer aldığı karşı davada husumet eksikliğinin bulunmadığının kabulü, yargılamanın en az giderle ve makul sürede bitirilmesi ile gereksiz yere dava açılmasının önlenmesine dair usul ekonomisi ilkesi gereği zorunludur. Aksinin kabulü, iki ortaktan ibaret olan limited şirketin ortaklarının tümünün taraf olarak yer aldığı fesih davasının mevcudiyeti yanında şirket tüzel kişiliğine karşı ayrı bir fesih davasının açılması sonucunu doğuracak olup böyle bir durum, HMK’nın 30. ve Anayasanın 141. maddelerinde ifade edilen usul ekonomisi ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Bu sebeple mahkemece, karşı davacı tarafından karşı davalı … aleyhine açılmış olan … Enerji Lojistik Konut ve Yapı Sanayi Ltd. Şti.’nin feshine ilişkin davada, taraf teşkilinin sağlandığı kabul edilerek işin esasına girilip hâsıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. 23. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; … Enerji Lojistik Konut ve Yapı Sanayi Ltd. Şti.’nin feshi istemiyle açılan karşı davada, ortakların kişiliğinden ayrı bir kişiliğe, hak ehliyeti ve fiil ehliyetine sahip şirkete husumetin yöneltilmesinin zorunlu olduğu, şirketin taraf ve dava ehliyetine haiz olduğu, bu sebeple hakkında açılan karşı davada taraf olarak yer alarak buna bağlı savunma hakkı ile hukukî dinlenilme hakkını kullanma imkânının şirkete tanınması gerektiği, şirketin taraf olmadığı davada kişiliğini sona erdirecek biçimde feshine karar verilemeyeceği, organ sıfatını haiz olmayan ve menfaatleri her durumda şirket ile örtüşmeyen ortakların taraf olarak yer aldığı davada taraf teşkilinin sağlandığının söylenemeyeceği, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş, yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 24. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Karşı davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24.03.2022 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Direnmeye konu olan Özel Daire ile Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; ortakları davacı-karşı davalı … ve davalı-karşı davacı …’tan ibaret olan … Enerji Lojistik Konut ve Yapı San. Ltd. Şti.’nin fesih ve tasfiyesi istemiyle açılan karşı davada husumetin feshi istenen şirkete yöneltilmesinin gerekip gerekmediği, buradan varılacak sonuca göre mahkemece karşı davaya ilişkin verilen usulden ret kararının yerinde olup olmadığı noktasındadır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 636. maddede limited şirketin sona ermesi sebepleri ve sona ermenin sonuçları düzenlenmiş olup maddenin ikinci fıkrasında uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinin müdürleri dinleyerek şirketin, durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirleyeceği buna rağmen durum düzeltilmezse şirketin feshine karar verileceği dördüncü fıkrada, fesih davası açıldığında mahkemenin taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabileceği beşinci fıkrada ise sona ermenin sonuçlarına anonim şirketlere ilişkin hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiştir. 636. maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere mahkeme tarafından mahkemenin taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alması mümkün olup alınabilecek bu önlemlerden birisi de şirkete kayyım tayin edilmesidir. Bu TMK 427. madde gereğince yönetim kayyımı atanması olabileceği gibi organ yokluğu hâlinde Türk Medeni Kanunu 426. maddesi gereğince temsil kayyımı atanması da olabilecektir. Türk Medeni Kanunu 47 madde ve devamında tüzel kişiler düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde tüzel kişilerin cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün hakları ve borçlara ehil oldukları (HMK 48/1 hak ehliyeti) tüzel kişilerin kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla fiil ehliyeti kazanacakları (TMK 49 fiil ehliyeti), tüzel kişinin iradesinin organları aracılığıyla açıklanacağı, organların hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleri ile tüzel kişiyi borç altına sokacakları (TMK 50 fiil ehliyetinin kullanılması) hükümleri bulunmaktadır. Ortakların kişiliğinden ayrı olarak kişiliğe sahip olan tüzel kişilerin feshinin istendiği durumlarda hak ehliyeti ve fiil ehliyetine sahip tüzel kişiye husumetin yöneltilmesi gerekir. Bir yandan ortakların kişiliğinden bağımsız ayrı bir kişiliği olduğu kabul edilirken diğer yandan kendisine husumet yöneltilmeksizin ortakların birbirlerine açacakları dava ile taraf teşkilinin sağlanmış olabileceği düşünülemez. Nitekim yerleşik uygulamalarda da limited şirketin feshi davasının şirkete karşı açılması gerektiği, hem diğer ortaklara hem de tüzel kişiye karşı açılan davalarda ortakların pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı husumetin şirkete ait olduğu kabul edilmektedir. Husumetin şirkete yöneltilmeksizin sadece ortaklara davanın açıldığı hâllerde de maddi hukuk kuralları gözetildiğinde bu yerleşik uygulamadan ayrılmayı gerektirir bir neden ve kural bulunmamaktadır. Husumeti belirleyen maddi hukuk kuralları aynı zamanda usule ilişkin kurallara da yansımış olup 6100 sayılı HMK 50/1 maddede medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanların davada taraf ehliyetine sahip olduğu, HMK 51/1. maddede dava ehliyetinin medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirleneceği, HMK 52. maddede ise medeni hakları kullanma ehliyetine sahip olmayanların davada kanuni temsilcileri, tüzel kişilerin ise yetkili organları tarafından temsil edileceği düzenlenmiştir. Feshine karar verilmesi istenen şirketin tüzel kişiliğine bağlı olarak taraf ehliyeti ve dava ehliyeti mevcut olduğundan hakkındaki bir davada taraf sıfatının kendine tanınması buna bağlı olarak savunmalarını yapabilmesi, şirkete hukukî dinlenilme hakkını kullanabilme imkânı tanınması zorunluluğu, maddi hukuk kurallarının ve medeni usul hukuku kurallarının da bir sonucudur. Bu en temel kurallara aykırı olarak şirketin taraf olmadığı bir davada hakkında karar verilip kişiliğini sona erdirecek biçimde feshine karar verilebileceğinin düşünülmesi mümkün değildir. Bir an için aksi düşünülse bile, şirketin menfaatleri ile şirketin feshini isteyenlerin menfaatleri her zaman birbiriyle örtüşmez. Örtüşmeyen bu menfaatler nedeniyle organ sıfatı bulunmayan ortakların şirketi temsil edebileceği ve tüm ortakların davada yer alması ile taraf teşkilinin sağlanmış sayılması gerektiği sonucuna varılamaz. Örtüşmeyen menfaatlere örnek olarak TMK 612. madde hükmü örnek olarak verilebilir. Bu madde de şirketin kendi esas sermeye paylarının, sadece bunları alabilmek için gerekli tutarda serbestçe kullanabileceği öz kaynaklara sahipse ve alacağı payların itibari değerlerinin toplamı esas sermayenin %10’unu açmıyorsa iktisap edebileceği (TTK 612/1), şirket sözleşmesinde öngörülen veya mahkeme kararı ile hükme bağlanmış olan bir şirketten çıkma ya da çıkarma dolayısıyla, esas sermaye paylarının iktisabı hâlinde 1. fıkradaki üst sınırın %20 olarak uygulanacağı, iktisap edilen ve %10’u aşan sermaye paylarının 2 yıl içinde elden çıkarılacağı veya sermaye azaltılması yoluyla itfa edileceği (TTK 612/2) hükme bağlanmıştır. Örtüşmeyen menfaatlerle ilgili diğer bir örnek vermek gerekirse; TTK 636/3. fıkrada haklı sebeplere dayalı şirketin feshi istemlerinde mahkemenin istem yerine, davacı ortağı payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedilebileceği belirtilmiş olup ortakların iradesinden bağımsız olarak mahkemeye bazı önlemler alma yetkisi tanınmıştır. Şirket menfaatleri sadece ortaklar nezdinde korunması gereken hak ve menfaatler içermeyip alacaklıların menfaatini de kapsayan daha geniş bir koruma alanını içermektedir. Bu nedenledir ki haklı sebeple şirketin feshi davalarında hâkim, ortakların taleplerinden bağımsız olarak şirketin varlığını sürdürmesini önceleyen önlemler alabilecektir. Şirketin taraf olarak yer aldığı haklı sebeple fesih (TTK 636/3) davasında hâkime bu kadar geniş yetki verilmiş iken, TTK 636/2. madde kapsamında açılan ve şirketin taraf olarak yer almadığı fesih davasında TTK 636/4 madde kapsamında alınabilecek etkili önlemlere başvurulamamasına neden olabilecektir. Şirketin kendi durumunu verilen süre ile düzeltme imkânı da bulmak suretiyle ayrıca hâkimden madde kapsamında önlemlere hükmedilmesini isteyerek şirketin devamlılığını sağlaması, alacaklıların haklarını da koruyacaktır. Feshi istenen şirketi ve bunun yanında şirket alacaklılarını da koruyucu etkiye sahip olacak bu önlemlerin neler olabileceğinin belirlenmesi ve verildiğinde tam işlerlik kazanabilmesi de ancak şirkete husumet yöneltilmiş olması hâlinde tam olarak mümkün olabilecektir. Ortakların kişiliğinden ayrı bir kişiliğe sahip olan şirketlerin, ortakların menfaatleri ile örtüşmeyen menfaatleri bulunduğu ve en azından örtüşmeyen menfaatlerini korumak amacıyla hareket etme ihtimali gözetildiğinde şirketten habersiz görülecek dava ile şirketin feshine karar verilebilmesinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Ayrıca bu davalarda TTK 636/2. madde gereğince mahkeme, şirketin, durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirleyip, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verebileceğinden bu kural dahi şirketin davada yer alması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Mahkemenin davada taraf olarak yer almamış şirkete durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için süre verebileceğinden söz edilemeyeceği için süre verme şartının gerçekleşebilmesi için de bu zorunludur. Özellikle şirketin ortaklardan bazıları tarafından değil de organ sıfatını taşıyan ancak ortak sıfatı bulunmayan müdürler tarafından yönetildiği şirketlerde bu durum çok daha belirgin hâle gelmektedir. Sadece ortaklar arasında görülen ve şirketin durumunun düzeltilmesi için süre verilmesinden elde edilmek istenen amaca hizmet edebilecek yönetim kayyımı atanması talebinde bulunmaksızın şirketin feshi isteğiyle açılıp sürdürülen bir davada, şirketin durumunun düzeltilmesi için tüm ortakların arzulu ve istekli olmayabilecekleri de düşünüldüğünde şirkete husumet yöneltilmesindeki zorunluluğunun varlığı da açıkça görülmektedir. Organ yokluğuna dayalı açılan fesih davalarında şirketi temsil edecek bir organ bulunmadığı için husumetin ortaklara yöneltilmesinin yeterli olduğu sonucuna da varılmamalıdır. Zira organ yokluğu hâlinde aleyhine açılan davada şirkete temsil kayyımı atanmak suretiyle davanın görülebilmesini mümkün kılan düzenlemeler mevcut iken bu düzenlemelerin aksine olarak bu husus şirkete husumet yöneltilmemesini haklı kılan bir sebep olarak görülemez. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut direnmeye konu husus değerlendirildiğinde; ortaklardan biri tarafından diğer ortak aleyhine açılan davada, feshi istenen ve kendisine husumet yöneltilmesi zorunlu olan şirkete husumet yöneltilmediği, verilen süreye rağmen taraf teşkilindeki eksiklik tamamlanmadığı için davanın usulden reddine karar verilmiş olması yerindedir. Bu durumda direnme hükmünün onanması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, şirket ortaklarının davada taraf olarak yer almasının yeterli olduğu kabul edilerek Özel Daire kararı gibi bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2014/1377, K. 2014/8486Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2014/1377 E.  ,  2014/8486 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : NAZİLLİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA) TARİHİ : 28/11/2013 NUMARASI : 2004/22-2013/299 Taraflar arasında görülen davada Nazilli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28/11/2013 tarih ve 2004/22-2013/299 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl davada davalı U. Gazete Mecmua Meşrubat Tic. Ltd. Şti., birleşen davada davacı U.. Gazete Mecmua Meşrubat Tic. Ltd. ve A.. U.. ile M.. U.. tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, asıl davada müvekkilinin davalı şirkette % 25 oranında hissesinin bulunduğunu, müvekkilinin müdürlük görevini en iyi şekilde yerine getirdiğini, ancak diğer müdürün aynı çalışmayı göstermediğini, bir çok haksız suçlamaların yöneltildiği 14.08.2001 tarihli ortaklar genel kurulunda güya müvekkiline işlerini düzeltmesi için süre verildiğini, oysa müvekkilinin düzeltilmesi gerekli hiç bir kötü işinin bulunmadığını, yine diğer şirket ortaklarının haksız ve kötüniyetle müvekkilini savcılığa şikayet ettiklerini, Yay-Sat'ın olaylar bu şekilde devam edince gazete başbayiliğini iptal ettiğini, bu tür davranışlar devam edince 27.08.2001 tarihinde tekrar olağanüstü genel kurul istendiğini, bu şekilde şirket faaliyetinin devamının mümkün olmadığını ileri sürerek müvekkilinin payının ödenerek haklı sebeple şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesini, aksi halde şirketin feshini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının diğer ortaklar adına imza atarak işlem yaptığını, şirket sözleşmesine aykırı olarak kar payı dağıtmadığını, ortak A.. U..'ın şirkete girişini engellediğini, bu nedenle şirket mallarına bir zarar gelmemesi için mahkemece tespit yaptırdıklarını, şirketin bu hale gelmesine bizzat davacının kusurlu hareketlerinin sebep olduğunu, Yay-Sat bayiliği işinin feshini ve bayiliğin oğluna verilmesini sağladığını savunarak davanın reddini istemiştir. Birleşen 2002/377 Esas sayılı dosyada davacı vekili, şirket ortağı ve eski müdürü olan davalının oğlu adına müvekkili ile aynı alanda faaliyet gösteren işletme kurduğunu, Yay-sat'a "artık bu yeni kurulan işletme ile hizmet vereceğini ve müvekkili şirketin başka alanda faaliyette bulunacağını" noter vasıtasıyla bildirerek rekabet yasağı, özen yükümü ve sadakat borcuna aykırı tarzda şirket zararına hareket ettiğini, kararları diğer ortaklar adına imzaladığını, kar payı dağıtmadığını ileri sürerek davalının haklı sebeple şirketten çıkarılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen 2002/377 Esas sayılı dosyada davalı vekili, davanın reddini istemiştir. Birleşen 2004/37 Esas sayılı dosyada davacılar vekili, şirket ortakları olan müvekkillerinin yine şirket ortağı ve temsilcisi olan davalının müdürlük görevini kötüye kullandığından şüphelendiklerini, bunun üzerine tespit yaptırdıklarını, tespitten hemen sonra davalının elindeki malları satış gibi göstererek elinden çıkardığını, şirket gelir ve giderleri hakkında bilgi vermediğini, şirket ortakları müvekkillerine sadece cep harçlığı mahiyetinde haftalık verdiğini, A.. U..'ı şirkete dahi sokmadığını, 14.08.2001 tarihinde ortaklar kurulu toplantısının yapıldığını, bu toplantıda işleri düzelteceğine söz vermesi üzerine kendisine bu yönde süre verildiğini, ancak aynı hareketlerine devam ettiğini, 27.08.2011 tarihinde müdürlük yetkisinin kaldırıldığını, şirket müdürü iken 10.08.2001 tarihinde oğlu adına işletme kurduğunu, Yay-Sat'a artık bu yeni kurulan işletme ile hizmet vereceğini ve müvekkili şirketin başka alanda faaliyette bulunacağını bildirerek haksız rekabet eder tarzda şirket zararına ve kendi çıkarına hareket ettiğini, şirket kazancını kendisine aktardığını, sahte faturalar düzenlediğini, sevk irsaliyelerinde müşterilerin ücretin banka yoluyla değil elden verilmesini istediğini ileri sürerek 15.000 TL'nin tahsilini talep ve dava etmiştir. Birleşen 2004/37 Esas sayılı dosyada davalı vekili, asıl şirket zararına hareket edenin davacı A.. U.. olduğunu, zimmetine para geçirdiğini, haksız kazanç elde ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, dava tarihinde ve yargılama sürecinde şirketin ticari faaliyeti olmadığı, şirket ortaklarının fiilen ellerinde bulunan şirket mallarını kullandıkları, taraflar arasında uzun süredir devam eden anlaşmazlık bulunduğu, şirketin uzun süredir zarar ettiği, davalı M.. U..'ın temsilcisi olduğu dönemde şirket adına yaptığı işlemler sebebiyle şahsen sorumlu tutulamayacağı, sorumluluk doğuran bir olgu ya da şirketçe alınmış bir karar bulunmadığını, fesih talebinin şirkete yöneltilebileceği gerekçesiyle asıl davada davacı M.. U.. ve birleşen 2004/37 esas sayılı dosyada davacı Ali ve M.. U..'ın feshe ilişkin davalarının kabulü ile U.. Gazete Mecmua Meşrubat Ticaret Limited Şirketi'nin feshine, birleşen 2004/37 esas sayılı dosyada davacı Ali ve M.. U..'ın M.. U..'a yönelik davalarının husumetten reddine, birleşen 2002/377 esas sayılı dosyada davacı şirketin M.. U.. aleyhine açtığı şirketten çıkarma davasının esastan reddine karar verilmiştir. Kararı, asıl davada davalı U. Gazete Mecmua Meşrubat Tic. Ltd. Şti., birleşen davalarda davacı U.. Gazete Mecmua Meşrubat Tic. Ltd. Şti. ve A.. U.. ile M.. U.. temyiz etmiştir. 1- Asıl davada davacı vekili terditli olarak talepte bulunmuş, öncelikle haklı sebeple şirket ortaklığından çıkmasına izin verilmesini, aksi halde şirketin feshini talep etmiş olup mahkemece şirketin fesih koşullarının oluştuğu gerekçesiyle şirketin feshine karar verilmiştir. Şirketin feshi istemi davacının terditli ikinci talebi olup öncelikle çıkmaya izin verilmesi yönündeki talebin değerlendirilmesi gerekir. Dava tarihinden sonra yürürlüğe giren ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 636/3'üncü maddesinde de şirketin feshinin istenmesi halinde dahi mahkemenin davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği öngörülmüştür. Davalı şirket de asıl davaya ilişkin savunmalarında her ne kadar kusurlu hareketleri nedeniyle payına ilişkin herhangi bir ödeme yapılmaması gerektiğini ileri sürmüşse de davacının şirketten çıkarılmasını, şirketin ise devamını istemiştir. Bu itibarla mahkemece, öncelikle davacının şirketten çıkma talebi yönünde bir değerlendirme yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, şirketin fiilen sonra erdiği, ortakların şirket mallarını fiilen ve malik gibi kullandıkları gerekçesiyle çıkma talebinin reddine karar verilip davalı şirketin feshine hükmolunması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 2- Birleşen Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/377 Esas sayılı dosyada davacı şirketin, bu dosyaya ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; birleşen dosyada davacı şirket, asıl davanın davacısı M.. U..'ın haklı sebeple şirket ortaklığından çıkarılmasını istemiş olup, mahkemece, asıl davada fesih kararı verildiğinden birleşen davadaki şirket ortaklığından çıkarılması talebinin reddine karar verilmiştir. Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle asıl davada şirketin feshine ilişkin karar bozulduğuna göre birleşen davada çıkarılma talebinin açıklanan bozma kararına göre değerlendirilip bir karar verilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir. 3- Mümeyyizlerin, birleşen Nazilli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2004/37 Esas sayılı dosyasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; dava, 6762 sayılı TTK'nın 341'inci maddesine dayalı limited şirket müdürüne karşı açılan sorumluluk davasıdır. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 556. maddesi hükmünde şirket yöneticilerinin sorumlulukları hakkında anonim şirketin bu hususlara ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş olup, bu yollama ile uyuşmazlığa aynı Yasa'nın 341. maddesi hükmünün uygulanması gerekir. Bu maddeye göre sorumluluk davasının açılabilmesi için bu yönde alınmış bir genel kurul kararı olması ve davanın denetçiler tarafından açılması gerekir. Bununla birlikte limited şirketlerde genel kurulun yetkilerini düzenleyen mülga 6762 sayılı TTK'nın m. 539/7. hükmünde de, şirketin kendi organlarına karşı haiz olduğu tazminat taleplerinin genel kurulun yetkisinde olduğu öngörülmüş, 548. maddesinde ise, ortak sayısı yirmiyi aşan limited şirketlerde bir veya birden fazla denetçi bulunacağı, ortak sayısı yirmi veya yirmiden az olan şirketlerde idare hak ve görevi tüm ortaklara ait değilse müdür sıfatını haiz olmayan diğer ortakların mülga 818 sayılı BK'nun 531. maddesi uyarınca denetim hakkına sahip oldukları düzenlenmiştir. Mahkemece, husumet yönünden davanın reddine karar verilmişse de tarafların ortağı olduğu Uzmanlar Gazete Mecmua Meşrubat Tic. Ltd. Şti.'nin ortak sayısı 20'den az olduğundan sorumluluk davasının ortaklar kurulu kararı alınarak diğer tüm ortaklar tarafından açılması gerekir. Somut olayda, Uzmanlar Gazete Mecmua Meşrubat Tic. Ltd. Şti 3 ortaklı olup, şirket ortaklarından A.. U.. davayı şirket ortağı sıfatı ile açmış, davalı ortak ve şirket eski müdürü M.. U.. dışındaki diğer ortak M.. U.. da davacı sıfatıyla aynı talepte bulunmuş olmakla şirketin açtığı sorumluluk davasına katılmak suretiyle davaya muvaffakat vermiştir. Bu durumda sorumluluk davasının açılması için gerekli olan dava şartı gerçekleşmiştir. Buna göre işin esasına girilmesi, delillerin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. 4- Bozma sebep ve şekline göre, asıl davanın davalısı Uzmanlar Gazete Mecmua Meşrubat Tic. Ltd. Şti., birleşen Nazilli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2004/37 Esas sayılı dosya davacıları M.. U.. ve A.. U.., Birleşen Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/377 Esas sayılı dosya davacısı Uzmanlar Gazete Mecmua Meşrubat Tic. Ltd. Şti. temsilcisi A.. U..'ın sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle asıl davanın davalısı Uzmanlar Gazete Mecmua Meşrubat Tic. Ltd. Şti.'nin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı şirket yararına, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle birleşen Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/377 Esas sayılı dosya davacısı Uzmanlar Gazete Mecmua Meşrubat Tic. Ltd. Şti.'nin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı şirket yararına, (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle birleşen Nazilli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2004/37 Esas sayılı dosya davacıları A.. U.. ve M.. U..'ın temyiz itirazlarının kabulü ile kararın anılan dosya davacıları yararına BOZULMASINA, (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle asıl davanın davalısı Uzmanlar Gazete Mecmua Meşrubat Tic. Ltd. Şti., birleşen Nazilli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2004/37 Esas sayılı dosya davacıları M.. U.. ve A.. U.., Birleşen Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2002/377 Esas sayılı dosya davacısı Uzmanlar Gazete Mecmua Meşrubat Tic. Ltd. Şti. temsilcisi A.. U..'ın sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden birleşen Nazilli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2004/37 Esas sayılı dosya davacısı A.. U..'a iadesine, 05.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/795 Esas, 2022/374 Karar sayılı ilamı uyarınca, limited şirketin fesih ve tasfiyesi davasında davacı sıfatı pay defterine kayıtlı ortaklara aittir ve davacının bu sıfatı yargılama boyunca koruması şarttır. Aynı kararda, iki kişiden ibaret limited şirketlerde ortaklardan biri tarafından diğer ortağa karşı açılan haklı sebeple fesih davasında, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 30. maddesi ve Anayasa'nın 141. maddesinde yer alan usul ekonomisi ilkesi gereğince husumetin ayrıca şirket tüzel kişiliğine yöneltilmesine gerek görülmeksizin taraf teşkilinin sağlanmış sayılacağı kabul edilmiştir.

Ortaklıktan Çıkma Hakkı ve Ayrılma Akçesi

Şirketin devamının çekilmez hale geldiği durumlarda ortak bizzat ortaklıktan ayrılma yoluna da gidebilir. Türk Ticaret Kanunu'nun 638. maddesi uyarınca şirket sözleşmesiyle çıkma hakkı tanınabileceği gibi, her ortak haklı sebepler bulunduğunda mahkemeden çıkma kararı verilmesini isteyebilir. Yargılama aşamasında mahkeme, talep doğrultusunda ortaklıktan kaynaklanan borç ve hakların kısmen veya tamamen askıya alınmasına yahut ortağın menfaatlerini güvenceye bağlayacak tedbirlere karar verebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 638Kaynağı aç
MADDE 638- (1) Şirket sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir. (2) Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir. II – Çıkmaya katılma

Türk Ticaret Kanunu'nun 641. maddesi uyarınca, ortak şirketten ayrıldığı takdirde esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini talep etme hakkına sahiptir. Şirket sözleşmesinde öngörülen ayrılma hakkı dolayısıyla, şirket sözleşmeleri ayrılma akçesini farklı bir şekilde de düzenleyebilir.

6102 sayılı TÜRK TİCARET KANUNU m. 641Kaynağı aç
MADDE 641- (1) Ortak şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini istem hakkını haizdir. (2) Şirket sözleşmesinde öngörülen ayrılma hakkı dolayısıyla, şirket sözleşmeleri ayrılma akçesini farklı bir şekilde düzenleyebilirler. 2. Ödeme

Sözleşmesel Kilitlenme Çözümleri

İki ortaklı limited şirketlerde kilitlenme riskini önlemek adına şirket sözleşmesi veya pay sahipleri sözleşmesi ile önleyici mekanizmalar kurulabilir. Bu çerçevede, ortaklık ilişkisinin sürdürülemez hale geldiği durumlar için taraflara belirli koşullar altında karşılıklı alım veya satım hakkı tanıyan mekanizmaların kurgulanması, uyuşmazlıkların mahkemeye taşınmadan çözüme kavuşturulmasında pratik bir araç oluşturur.

İki ortaklı limited şirkette bir ortak diğer ortağı dava ederek şirketten çıkarabilir mi?

Türk Ticaret Kanunu'nun 640. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince haklı sebebe dayalı çıkarma davası açma hakkı şirket tüzel kişiliğine tanınmıştır. Kanunda ortağın başka bir ortağın çıkarılmasını dava yoluyla isteyebileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığından, ortağın şahsen açtığı çıkarma davaları aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddedilmektedir.

Çıkarılmak istenen ortak genel kurulda oy kullanabilir mi?

Türk Ticaret Kanunu'nun 619. maddesinde ortakların oy hakkından yoksun olduğu hâller müdürlerin ibrası, şirketin kendi payını iktisabı ve bağlılık veya rekabet yasağına aykırılığın onayı kararlarıyla sınırlı tutulmuştur. Ortağın şirketten çıkarılmasına dair genel kurul oylamasında ilgili ortağın oy hakkından yoksun olduğuna ilişkin bir kanuni düzenleme bulunmamaktadır.

Şirket sözleşmesindeki sebebe dayalı çıkarma kararına karşı dava açma süresi nedir?

Türk Ticaret Kanunu'nun 640. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, şirket sözleşmesinde öngörülen sebebe dayalı çıkarma kararına karşı ilgili ortak, kararın noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir.

İki ortaklı limited şirkette çıkarma kararı alınamadığında hangi yollara başvurulabilir?

Şirket ortakları Türk Ticaret Kanunu'nun 636. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince mahkemeden şirketin haklı sebeple feshini isteyebilir veya Kanunun 638. maddesine dayanarak haklı sebeple şirketten çıkma davası açıp esas sermaye paylarının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini talep edebilirler.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu