İİK Madde 16 Şikayet: Şartlar, Süreler ve Yargılama Usulü

by Avukat Erdal Ersoy
İİK Madde 16 Şikayet: Şartlar, Süreler ve Yargılama Usulü

İcra ve İflas Kanunu'nun 16. maddesi, icra ve iflas dairelerinin yaptığı işlemlerin hukuka veya somut olayın gereklerine aykırı olması durumunda ilgililere icra mahkemesine başvurma imkânı tanır. Bu başvuru yoluna şikayet denir. Kural olarak şikayet, işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde yapılmalıdır; ancak bazı hallerde bu süre kısıtlaması uygulanmaz ve şikayet her zaman ileri sürülebilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 16Kaynağı aç
Madde 16 – (Değişik: 3/7/1940-3890/1 md.) Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır. Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikayet olunabilir. Şikayet üzerine yapılacak muameleler:

Şikayet Nedir ve Davadan Farkı

Şikayet, bilinen anlamda bir dava değil; icra ve iflas dairelerinin icra ve iflas hukukuna aykırı işlemlerinin iptali veya düzeltilmesini sağlamak için kabul edilmiş, kendine özgü bir kanun yoludur. Bu ayrım yalnızca teknik bir adlandırma meselesi değildir: şikayette taraflar davacı ve davalı sıfatını taşımaz, bunun yerine şikayet eden ve şikayet olunan kavramları kullanılır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/12-368, K. 2012/725 sayılı kararında şikayetin icra ve iflas hukukuna özgü bir yasa yolu olduğunu vurgulamış ve taraflara davacı-davalı değil şikayet eden ile şikayet olunan denileceğini açıkça belirtmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/12-368, K. 2012/725Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2012/12-368 E.  ,  2012/725 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ         : Ankara 4. İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ        : 06/03/2012 Taraflar arasındaki “şikâyet" isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4. İcra Hukuk  Mahkemesince şikayetin reddine, dair verilen  03.05.2011 gün ve 2011/352 E., 2011/486 K. sayılı kararın incelenmesi şikayetçi tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 16.01.2012 gün ve 2011/14011 E., 2012/215 K. sayılı ilamı ile, (…Alacaklı vekili, Borçlu …Turizmi A.Şnin,  3.cü şahıs Yeşilırmak Edaş Amasya il Müdürlüğündeki alacakları için bu kuruma İ.İ.K'nun 89/1 maddesi gereğince haciz  ihbarnamesi gönderildiğini, cevabi yazıda hacizlerinin 2. sıraya alındığının bildirildiği, haciz ihbarnamesinin ulaştığı 20.5.2010 tarihine kadar borçlunun 2.311.148 TL istihkakı olduğunun 3.cü şahıs  tarafından belirtildiği halde,  borçluya ödeme yapıldığından icra müdürlüğünden  3.cü kişi Yeşilırmak Edaş Amasya il Müd.ğü’nün banka hesaplarına haciz konulmasını icra müdürlüğünden talep ettiklerini ancak  taleplerinin reddedildiğini belirterek ret kararının iptali isteği ile icra mahkemesine başvurmuştur. Mahkemece, 3.cü kişinin 89/1-2 ihbarnamelerine itiraz ettiği gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir. Gerek İ.İ.K' nun 79.maddesi, gerekse İİK ' nun 85.maddesinin ifadelerinden ortaya çıkan sonuç, (5510 S.Y Md.93/1 deki istisnai durum hariç ) haciz isteminin icra memurunca yerine getirilmesinin zorunlu olduğu ve icra memuruna, haczedilecek menkul, gayrimenkul ya da hakların niteliği esas alınarak bunun haczinin mümkün bulunup bulunmadığı konusunda bir takdir yetkisi tanınmadığıdır. ( H.G.K'nun 18.06.2008 tarih, 2008-12-433 / 430 sayılı kararında da aynı durum vurgulanmıştır.) . Borçlu haczi caiz olmayan bir malın haczine, malın haczi sırasında muvafakat verebileceği gibi, şikâyet yoluna gitmeyerek, zımnen de rıza gösterebilir. Somut olayda, 3.cü kişi Yeşilırmak Edaş Amasya il Müdürlüğüne gönderilen haciz ihbarnamelerine karşı, her ne kadar 3.cü kişi, “tahakkuk etmiş alacağın olmadığı, alacak doğduğu takdirde  hacizlerinin 3.cü sıraya yazıldığı” bildirilmiş ise de yukarıda açıklanan nedenlerle icra müdürünün haciz istemini ret yetkisi olmadığından alacaklının bu konudaki şikayetinin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddine dair hüküm tesisi isabetsizdir….) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Şikayetçi vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: İstek, icra memuru işlemini şikâyete ilişkindir. Şikayetçi vekili, 3. şahıs  Yeşilırmak EDAŞ Amasya İl Müdürlüğü’ne gönderilen birinci haciz ihbarnamesi nedeni ile gerek borçluya gerekse hacizden sonra verilen temliklere yapılan usulsüz ödemeler nedeni ile 3. Şahısın banka hesapları üzerine haciz konulması hususundaki 17.03.2011 tarihli talebinin  reddine dair İcra Müdürlüğü  kararının iptaline karar verilmesini şikayet yolu ile istemiş, mahkemece, İİK'nun 89/3. bendinde takip borçlusunun 3. kişiler nezdindeki hak ve alacaklarının haczi halinde, borcun 3. kişinin zimmetinde kabul edilebilmesi için birinci ve ikinci haciz ihbarnamelerine itiraz edilmemesi ve anılan haciz ihbarnamelerinin kesinleşmiş olması gerektiği, somut olayda bu durum gerçekleşmediği için borç Yeşılırmak EDAŞ zimmetinde kabul edilemeyeceği, üçüncü kişiye tebliğ edilen iki adet haciz müzekkeresindeki haciz kararına da itiraz edildiğine göre, takibin tarafı olmayan 3. kişinin başkasının borcundan dolayı banka hesaplarına haciz konulması mümkün olmadığı gerekçesiyle, şikayetin reddine karar verilmiştir. Şikayetçi vekilince temyiz edilen karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuştur. Yerel Mahkeme; önceki gerekçelerle ve ayrıca, üçüncü kişinin haciz ihbarnamesi ve haciz müzekkerelerine itiraz ettiğine göre, borcun zimmetinde sayılması söz konusu olmadığı gibi, aksi ispat edilemedikçe haczedilen bir paradan da söz edilemeyeceği,  dolayısıyla takibin tarafı olmayan ve takip borçlusunun kendisinden bir alacağının olduğunu da kabul etmeyen üçüncü kişinin; dördüncü kişilerdeki alacakları için haciz ihbarnamesi gönderilmesini talep etmesi takip hukuku açısından mümkün olmadığı gerekçesiyle, ilk kararında direnmiş; direnme kararını şikayetçi taraf temyiz etmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nca işin esasının görüşülmesine geçilmeden önce; bozma sonrasında yapılan yargılamada şikayetçi vekilinin  bozma ilamına uyulmasına karar verilmesini istemesi karşısında, Yerel Mahkemenin direnme kararı verip veremeyeceği ön sorun olarak incelenip, tartışılmıştır. Bu noktada, uyuşmazlığın çözümü bakımından, şikâyeti düzenleyen İcra İflas Kanunu hükümlerine ve şikâyetin taraflarına da değinmekte yarar vardır. 2004 sayılı İİK. nun 16. maddesine göre; “Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere icra ve iflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikâyet olunabilir.” hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü gibi şikâyetteki amaç, hatalı olan icra işlemlerinin düzeltilmesi olduğundan burada bilinen anlamda bir dava bulunmamaktadır. Şikâyet; icra ve iflas hukukuna özgü bir yasa yoludur. Dolayısıyla şikâyette davalı ve davacı değil şikâyet eden ve şikâyet olunan bulunur. Buna rağmen uygulamada şikâyet eden yerine davacı, şikâyet olunan yerine davalı denilmektedir. Sadece alacaklı ve borçlu değil hukuki yararı olan herkes şikâyet yoluna başvurabilir. Şikâyetin pasif tarafını, işlemle ilgisi olan kişiler oluşturacağı, şikâyetin İcra ve İflas Daireleri’nin işlemlerinin Tetkik Merciinde hukuka uygunluğunun incelenmesini ifade etmesi nedeni ile İcra ve İflas Dairesinin (memurunun) şikâyetin pasif tarafını teşkil etmeyeceği, ancak Tetkik Merciinin işlemlerin hukuka uygunluğunun incelenmesi sırasında memurdan açıklama isteyebileceği, bu nedenle icra ve İflas memurunun şikâyetin pasif tarafını teşkil etmediği doktrinde de kabul edilmektedir. (Hakan Pekcanıtez, İcra ve İflas Hukuku’nda Şikâyet, Ankara 1986, s. 109). 17.07.2003 T. Ve 4949 sayılı Kanunun 4 ncü maddesiyle yeniden düzenlenen İcra ve İflas Kanunu'nun 18/III maddesine göre, " Aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesi, şikâyet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir." hükmüne yer verilmiştir.  Bu nedenle Mahkemenin takdirine göre duruşma açılmasının gerekli görüldüğü hallerde şikayet olunan veya  şikayetten doğrudan etkilenen kişinin duruşmaya çağrılması gerekir. Yukarıdaki açıklamalar  gözetilerek somut olay değerlendirildiğinde: Yerel Mahkemece İİK. nun. 16 maddesine göre takdir hakkını duruşma açma yönünde kullanılmıştır. Bu durumda bozma ilamı ve bozma sonrası duruşma gününü bildiren davetiyenin şikayetten etkilenen takip borçlusuna  usulüne uygun olarak tebliğ edilip, taraf teşkili sağlanmalıdır. Az yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, mahkemenin, bozmadan sonra takip borçlusu’na  usulüne uygun olarak tebligat yapılmadan ve şikayetçinin bozma kararına uyulmasına karar verilmesi yönündeki beyanına rağmen direnme kararı verilmesi usule uygun görülmemiştir. Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, İcra Müdürlüğü  işleminin ilgilisi olan, borçlu …. Turizm Elektrik Taah. Elek. Mal. İnş. Taah. İth. İhr. San. A.Ş.'ye Özel Daire’ce verilen bozma kararı ve bozma sonrası duruşma gününü bildiren davetiye usulüne uygun olarak tebliğ edilip, duruşmaya geldiklerinde bozma kararına karşı beyanları alındıktan sonra, bozma kararına uyulup uyulmaması takdir edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; eksiklik giderilmeden direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme’nin direnme kararı  usul ve yasaya aykırı olup, direnme kararının bu değişik gerekçe ile bozulması gerekir. S O N U Ç :Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre şikayetçinin, işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra İflas Kanunun 366/III. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 17.10.2012 oybirliğiyle karar verildi.

Şikayet hakkı yalnızca takibin taraflarına, yani alacaklı veya borçluya tanınmış değildir. İİK m. 16 kapsamında hukuki yararı olan herkes bu yola başvurabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2012/12-368, K. 2012/725 sayılı kararı bu ilkeyi açıkça benimsemekte ve şikayet hakkının alacaklı-borçlu çiftinin ötesine geçtiğini ortaya koymaktadır.

Şikayetin Kapsamı ve Sınırları

İİK m. 16 uyarınca şikayet iki gerekçeyle yapılabilir: işlemin kanuna aykırı olması veya hadiseye uygun bulunmaması. İşlemin kanuna aykırılığı, icra dairesinin hukuk kurallarına aykırı davrandığı anlamına gelirken; hadiseye uygunsuzluk, işlemin somut olayın koşullarına göre hatalı ya da orantısız olduğunu ifade eder. Öte yandan kanunun çözümünü mahkemeye bıraktığı konular bu yolun dışında kalır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2024/7581, K. 2025/1066Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2024/7581 E.  ,  2025/1066 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasına işin ivediliği ve niteliği nedeniyle 5311 Sayılı Kanunla değişik İİK'nin 366. maddesi hükmü uygun bulunmadığından bu yöndeki isteğin reddine oy birliği ile karar verildikten sonra işin esası incelendi: Genel haciz yolu ile örnek 7 ilamsız takipte, borçlu belediyenin sair şikayeti ile birlikte İYUK’un 28. maddesi uyarınca idareye başvuru yapılmadan başlatılan takibin iptali istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince; şikayetin kısmen kabulü ile takip dayanağı belgelerin ödeme emri ile birlikte tebliğ edilmemesi nedeniyle ödeme emri tebliğ işleminin iptaline, İYUK’un 28/2 maddesi uyarınca yapılan şikayetin reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, hükmün borçlu tarafından temyiz edildiği anlaşılmaktadır. HMK'nun 33. maddesi uyarınca hukuki tavsif hakime aittir. Hakim, bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve netice-i taleplerle bağlı olup, dayandıkları kanun hükümleri ve onların hukuki tavsifleri ile bağlı değildir. Kanunları re'sen tatbik ederek iddia ve müdafaadaki netice-i talepleri karara bağlamakla mükelleftir (4.6.1958 ve 15/6 sayılı İBK). Şikayet dilekçesinde ve yargılama aşamasında İYUK’un 28/5. maddesi uyarınca takibin iptali gerektiğinin ileri sürülmemesi HMK'nun 33.maddesi uyarınca "hukuki tavsif hakime aittir" kuralını değiştirmez. İİK'nın 42/3 maddesi uyarınca "İdari yargının görev alanına giren konularda ilamsız takip yoluna başvurulamaz". Söz konusu hüküm 15.08.2017 tarihli 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 8. maddesi ile İİK’nın 42. maddesine bir fıkra ile eklenmiş olup, 01.02.2018 tarihli 7078 sayılı Kanunun 8. maddesi ile aynen kabul edilmiştir. Aynı Kanunun 9. maddesi ile İcra ve İflas Kanununa geçici 13. madde eklenmiştir. Geçici 13. maddesinin birinci fıkrasına göre; “İdari yargının görev alanına giren konularda bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce başlatılmış ilamsız icra takipleri hakkında, talep üzerine icra müdürünce 42. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca dosya üzerinden düşme kararı verilir ve karar alacaklıya resen tebliğ edilir. Alacaklı düşme kararının tebliğinden itibaren 7 gün içinde şikayet yoluna başvurabilir. Düşme kararının kesinleşmesinden itibaren otuz gün içinde idari yargı merciinde dava açılabilir. Düşme talebinin reddine veya düşme kararı hakkındaki şikayetin kabulüne ilişkin karar kesinleşmeden takibe devam edilemez. Görüldüğü üzere kanun koyucu Kanunun yürürlük tarihinden önce açılmış ve İİK’nun 42/3 fıkrasına göre yapılan takiplerde taraflardan herhangi birinin talebine bağlı olmaksızın icra müdürünün takibin düşmesine karar vermesi gerektiğini emretmektedir. Geçici 13. maddenin yürürlük tarihinden sonra idari yargının görev alınan giren konularda ilamsız takip yapılmış ise borçlu başka bir sebeple şikayet yolu ile icra mahkemesinden takibin iptali talep etmese dahi icra mahkemesi kamu düzenine ilişin bu hususu resen görüp takibin iptaline karar vermek zorundadır. HMK’nın 114. maddesinin b) bendinde “Yargı yolunun caiz olması” dava şartları arasında sayılmış olup benzer şekilde İİK’nun 42/3 fıkrası da bir takip şartı olarak düzenlenmiştir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16.10.2018 tarih 2017/4-1459 E. 2018/1437 K. sayılı kararında, özetle; “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından yapılan yol ve kaldırım çalışmaları sırasında davacı özel hukuk tüzel kişisinin kablo tesislerine zarar verildiğinden bahisle açılan ilamsız icra takibine itiraz üzerine açılan itiraz iptal davasının 2004 sayılı Kanun’un 42 ve geçici 13. maddeleri uyarınca yargı yolunun caiz olmadığına ve uyuşmazlıkların idari yargı yerlerince görülmesi gerektiğine” hükmedilmiştir. Anayasa Mahkemesinin bir itiraz sonucu vermiş olduğu 22.10.2020 tarihli ve 2020/78E. 2020/59 sayılı kararı gerekçesinde anılan Hukuk Genel Kurul kararına da atıf yapılarak idari yargının görev alanına giren konulara ilişkin uyuşmazlıkların idari yargı yerlerince görülmesi gerektiği vurgulanmıştır. Uyuşmazlık mahkemesi önüne gelen dava konusu olayda İstanbul 6. Ticaret Mahkemesi itirazın iptal davasında, “İdarenin hizmet kusurundan kaynaklı tam yargı davasında idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verdiği, kararın kesinleşmesi sonrası davacının idari yargı yerinde tam yargı davası açtığı, İstanbul 9. İdare mahkemesi ara kararı ile davanın adli yargıda görülmesi gerektiği gerekçesi ile 2247 sayılı Kanun’un 19. maddesi uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın uyuşmazlık mahkemesine gönderilmesine, dosya incelenmesinin Uyuşmazlık mahkemesince karar verilmesine kadar ertelenmesine karar verildiği, Uyuşmazlık Mahkemesinin 27.07.2021 tarih 2021/608 E. 2021/680K. sayılı kararında kamu tüzel kişiliğini haiz İSKİ’nin haksız eylemden kaynaklı zararın tazmini isteminin İİK’nun 42/son fıkrasına göre ilamsız icra takibine ve dolayısı ile itirazın iptaline konu edilmesinin hukuken mümkün bulunmadığından davanın çözümünde idari yargının görevli olduğuna karar vermiştir. Yine Uyuşmazlık Mahkemesinin 05.04.2021 tarihli ve 2021/28 E. 2021/144 karar sayılı kararında özetle; “ 2004 sayılı Kanun’un 42. maddesinin 3. fıkrasında yapılan değişiklik ve Anayasa Mahkemesinin 22.10.2020 tarihli ve 2020/78 E. 2020/59 K. sayılı kararı doğrultusunda: idari yargının görev alanına giren konulara ilişkin uyuşmazlıkların itirazın iptali davası yoluyla görülmesi mümkün olmadığından Mahkemece içtihat değişikliğine gidildiği ve davalı idarenin (İSKİ) hizmet kanunu nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemi niteliğindeki davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğine” karar verilmiştir. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden … zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinde, idari dava türleri: a)İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, b)İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c)Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden … uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmıştır. Somut olayda; alacaklı şirketin, yatırım teşvik belgesi kapsamında inşa edilen binalar için bina inşaat harcı istisnasından yararlandığı halde borçlu belediyece tahsil edilen harçların iadesi talebinin reddine ilişkin idari kararın iptali istemi ile açtığı dava sonucunda Antalya 1. Vergi Mahkemesi'nin, 31.12.2019 tarih ve 2019/829 Esas 2019/1307 Karar sayılı ilamında “…davacı şirketten tahsil edilen imar ile ilgili harçların iadesi istemiyle düzeltme-şikayet yolu izlenerek yapılan başvurunun reddine dair işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, dava konusu 10.07.2019 tarih ve 10008 sayılı işlemin iptaline,…” karar verildiği, idari yargıda görülen iptal davası sonucu verilen kararın eda hükmü içermediği, borçlu belediyece tahsil edilen harçların iadesi için örnek 7 ilamsız takip başlatıldığı görülmektedir. Bu durumda, belediyece tahsil edilen imar ile ilgili harçların ve iade edilmesi gereken miktarın saptanması idare hukuku ilkelerine göre 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davası ile mümkün olduğundan, idari yargının görev alanında kaldığı anlaşılan tahsil edilen harçların iadesi için İİK'nın 42/3. maddesi uyarınca belediye aleyhine doğrudan ilamsız takip başlatılamayacağı anlaşılmıştır. Bu husus takip şartına ilişkin, emredici ve kamu düzeni ile ilgili olup mahkemece re'sen gözetilmelidir. O halde, İlk Derece Mahkemesince, yukarıda belirtilen kurallar göz önünde bulundurularak şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi ve Bölge Adliye Mahkemesince de istinaf başvurusunun esastan reddedilmesi isabetsiz olup, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. SONUÇ : Borçlunun temyiz isteminin re'sen görülen nedenlerle kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nin 02.10.2024 tarih ve 2023/2756 E. – 2024/2162 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, Antalya 7. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 17.10.2023 tarih ve 2023/557 E. – 2023/800 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 12.02.2025 gününde oy çokluğuyla karar verildi. Karşı Oy Yazısı: İcra ve İflas dairesi, İcra ve İflas Kanununu birinci derecede uygulamakla görevlidir. Bu görevleri yaparken kanunu yanlış uygular, kanunun kendisine tanıdığı takdir yetkisini hadiseye uygun olarak kullanmaz, bir hakkı yerine getirmez veya bir hakkın yerine getirilmesini sebepsiz sürüncemede bırakırsa usul ve yasaya aykırı hareket etmiş olur. İcra ve iflas dairesinin bu gibi usulsüz işlemlerine karşı, bundan zarar gören ilgililer icra mahkemesinde şikayet yoluna başvurabilir. Şikayet; icra ve iflas dairelerinin icra ve iflas hukukuna aykırı olan işlemlerinin iptali veya düzeltilmesini sağlamak için kabul edilmiş kendine özgü bir kanun yoludur (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı). İİK’nın 16. maddesinde “Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere icra ve iflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Kural; şikayete konu işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi günlük süreye tabi olmasıdır. Bu kuralın (süreye tâbi şikayetin) iki önemli istisnası vardır: 1-İİK'nın 16/2. maddesi gereğince “Bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman (süresiz) şikayet olunabilir.” Bu hükmün amacı ilgilileri icra memurunun bir hakkı yerine getirmekten kaçınmasına karşı korumaktır. 2-Kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı da süresiz şikayet yoluna başvurulabilir. Anılan ilke doktrinde bu şekilde benimsenmiş ve Yargıtay uygulamalarında da kabul edilmiştir. Somut olayda; alacaklı tarafından Antalya Genel İcra Müdürlüğünün 2023/202354 Esas sayılı dosyasında şikayetçi/borçlu aleyhine Vergi Mahkemesince ilama konu edilen tespit kararına istinaden bir kısım ödeme makbuzlarına dayanılarak örnek 7 nolu ilamsız takip yapıldığı, ödeme emrinin borçluya 12.07.2023 tarihinde tebliğ edildiği, şikayetçinin 12.07.2023 tarihinde 2577 Sayılı İYUK’nın 28/2. maddesine aykırı olarak idareye başvuru yapılmadan icra takibi başlatıldığı ve takip dayanağı belgelerin borçluya ödeme emri ekinde tebliğ edilmediği gerekçesiyle icra takibi ve ödeme emrinin iptalinin istendiği, İlk Derece Mahkemesince şikayetin kısmen kabulü ile takip dayanağı belgelerin tamamının ödeme emri ile birlikte tebliğ edilmemesi nedeniyle ödeme emri tebliğ işleminin iptaline, şikayetçinin İYUK’nın 28/2. maddesine aykırı yapılan işlem nedeniyle şikayetinin reddine karar verildiği, şikayetçi/borçlunun dayanak ilamın eda hükmü içermemesi nedeniyle takibin iptaline karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle istinaf yoluna başvurduğu, Bölge Adliye Mahkemesince “Aynı icra mahkemesinin benzer kararı olarak şikayetçinin sunduğu 2023/847 esas sayılı kararın konusu İdare Mahkemesinin ilamının eda hükmü taşımaması nedeniyle ilamlı takip yapılamayacağı olup, bu şikayetin konusu ise ilamsız takiptir. Şikayet dilekçesinde İYUK 28. maddeye aykırı takip yapıldığı açıkça iddia edildiği halde istinaf dilekçesinde İYUK 28. madde kapsamında bir şikayetlerinin olmadığının belirtilmesi haksız ve çelişkili bir iddiadır. İYUK 28.madde "Kararların sonuçları" başlığıyla düzenlenmiş bir madde olup ancak ilamlı takiplerde uygulanabilecek bir düzenleme olduğundan ve şikayete konu icra takibi ilamsız takip olduğundan ilk derece mahkemesinin şikayeti kısmen red kararı hukuka uygundur. Bu nedenlerle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. (HMK 353/1-b-1)” şeklinde karar verildiği, bu karara karşı şikayetçi/borçlunun İlk Derece yargılama aşamasında ileri sürdüğü sebeplerin yanı sıra ilk kez İİK’nın 42/son maddesine aykırılık nedeniyle de temyiz yoluna başvurduğu anlaşılmıştır. HMK’nın 355. maddesinde; “İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü takdirde bunu resen gözetir.” HMK’nın 357/1. maddesinde; “…Bölge Adliye Mahkemesince resen göz önünde tutulacaklar dışında, İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez, yeni delillere dayanılamaz.” şeklindedir. Dairemizin öteden beri istikrarlı uygulamalarında; örneğin 2577 Sayılı İYUK’nın 28/2. maddesi uyarınca kuruma başvuru yapılması takip şartı kabul edilip, bu madde kapsamındaki şikayetler, İİK’nın 150/ı maddesindeki koşullar (takip şartları) oluşmadığından takibin iptaline yönelik şikayetler, mükerrer takip şikayetleri de İİK’nın 16/2. maddesi kapsamında süresiz şikayetler olduğu benimsenmiştir (Zira Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2019/6642 Esas, 2022/12974 Esas, 2024/3828 Esas ve 2024/5856 Esas sayılı kararları da benzer niteliktedir). İİK’nın 42/son maddesine aykırı takip yapılması hususu da yukarıdaki emsal içtihatlar dikkate alındığında, İİK’nın 16/2. maddesi gereğince süresiz şikayete tâbi olup, şikayetçi/borçlunun bu şikayeti İlk Derece Mahkemesinde ileri sürmesi gerekir ve beklenir. Bu yön kamu düzeni nedeniyle yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate alınacak bir husus değildir. Şikayetçi/borçlu İİK’nın 42/son maddesine aykırılık mevzusunu ilk kez temyiz aşamasında ileri sürmüş olup, HMK’nın 357/1. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen bu temyiz nedeninin incelenemeyeceği tabiidir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA karar verilmesi gerekirken, ilk kez temyiz aşamasında ileri sürülen İİK’nın 42/son maddesine aykırılık nedeniyle takibin iptaline karar verilmesi gerektiğinden bozma yönündeki Dairemizin sayın çoğunluğunun görüşüne katılamıyorum. 12.02.2025

Şikayet kabul edildiğinde icra mahkemesi, şikayet olunan işlemi bozar ya da düzeltir. Bunun yanı sıra icra memurunun sebepsiz olarak yapmadığı veya geciktirdiği işlemlerin yapılmasını da emredebilir. Bu hüküm İİK m. 17'de düzenlenmiştir.

Yedi Günlük Süre Kuralı

İİK m. 16/1 gereğince şikayet, işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içinde icra mahkemesine yapılmalıdır. Sürenin başlangıcı için belirleyici olan, işlemin yapıldığı tarih değil ilgilinin işlemi öğrendiği tarihtir.

Süresiz Şikayet Halleri

İİK m. 16, bazı hallerde şikayetin her zaman yapılabileceğini düzenler. Birincisi, bir hakkın yerine getirilmemesidir: icra dairesi yapmakla yükümlü olduğu bir işlemi hiç yapmamışsa süre işlemez. İkincisi, işlemin sebepsiz sürüncemede bırakılmasıdır: icra dairesi işlemi makul sürede yapmaksızın askıda bırakmışsa yine süresiz şikayet yolu açık kalır.

Kamu düzenine ilişkin emredici hükümlere aykırı işlemlerde süresiz şikayet yolunun açık olduğu görüşü öğretide benimsenmiş ve Yargıtay'ın çeşitli kararlarında somut bağlamlarda uygulanmıştır. Ancak bu görüşün kapsamı ve hangi işlem türleri bakımından kesin biçimde geçerli sayılacağı Yargıtay içtihadında tartışmalı olmaya devam etmektedir; her somut durumda ayrıca değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1695, K. 2015/1035Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2013/1695 E.  ,  2015/1035 K.SÜRESİZ ŞİKAYETHACZEDİLMEZLİK ŞİKAYETİGECEKONDU KANUNUNA GÖRE TAHSİS EDİLEN TAŞINMAZGECEKONDU KANUNU (775) Madde 34İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 82İCRA VE İFLAS KANUNU (İİK) (2004) Madde 16 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “haczedilmezlik şikayeti” kanun yoluna başvurudan dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. İcra Hukuk Mahkemesince talebin reddine dair verilen 25.12.2012 gün ve 2012/297 E. 2012/1049 K. sayılı kararın incelenmesi şikayette bulunan -borçlu vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 01.04.2013 gün ve 2013/2510 E. 2013/12306 K. sayılı ilamı ile; (… 775 Sayılı Gecekondu Kanunu’nun 34/1.maddesinde; "Bu Kanun hükümlerine göre belediyelerce tahsis olunan arsalar, yapılar ve bu arsalar üzerinde yapılan bina ile meydana gelen taşınmaz mallar, tahsis tarihinden itibaren 10 yıl süre içinde haczedilemez" düzenlemesi yer almaktadır. Sözü edilen hüküm emredici nitelikte ve kamu düzeni ile ilgili olduğundan bu konudaki şikayet süreye bağlı değildir. Somut olayda, mahkemece yazılan 27/11/2012 tarihli müzekkere üzerine Altındağ Tapu Müdürlüğü tarafından şikayete konu taşınmaza ilişkin tapu kayıt örneği ile taşınmazın edinimi ve ipotek işlemine ait evrakın gönderildiği görülmektedir. O halde mahkemece, gerektiğinde bilirkişiye başvurularak Altındağ Tapu Müdürlüğü tarafından şikayete konu taşınmaza ilişkin olarak gönderilen tapu kayıt örneği ile birlikte ilgili evrak değerlendirilmek suretiyle, haczedilen yerin 775 Sayılı Yasaya göre tahsis edilip edilmediğinin ve bu yasa kapsamında kalıp kalmadığının belirlenerek ve şikayetin süreye bağlı olmadığı da gözetilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN : Şikayetçi-borçlu vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Şikayette bulunan-borçlu vekili talep dilekçesinde özetle; ’’Ankara 9. İcra Müdürlüğünün 2008/7670 Esas sayılı dosyasına kayden yapılan takibe ilişkin müvekkile ait taşınmazın tapu kaydı üzerine haciz şerhi işlendiğini, üzerine haciz şerhi işlenen evin borçlunun haline münasip evi olması sebebiyle icra müdürlüğünün haczinin kanuna aykırı olduğunu, İİK.82/12 maddesi uyarınca borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceğini, taşınmaz üzerinde 1.sırada haczi bulunan bir başka icra dosyasında haczin kaldırılması için dava açıldığını ve verilen kabul kararının 12. H.D. tarafından onandığını, yine bir başka icra dosyasında aynı taşınmaz için konulan haczin kaldırılması için açılan davanın da kabul ile sonuçlanıp kesinleştiğini belirterek Ankara 9. İcra Müdürlüğünün 2008/7670 Esas sayılı takibin durdurulması, 22381 ada 1 parseldeki mesken üzerine konulan haczin kaldırılması, işlemin iptali” talep edilmiştir. Karşı taraf-alacaklı vekili cevap dilekçesinde özetle; ’’borçlu aleyhine bankaya olan kredi borcu nedeniyle ilamlı icra takibi yaptıklarını, icra dosyasında davacı borçlu adına tespit edilen taşınmaz üzerine haciz konulduğunu, davacının haczedilen taşınmazının haline münasip evi olmadığını, öncelikle taşınmazın davacının ikamet ettiği evi olup olmadığının ve başka taşınmazlarının bulunup bulunmadığının araştırılmasının gerektiğini, taşınmaz kaydında dört farklı icra dairelerine ait haciz ve ipotek şerhlerinin olduğunu, evini ipotek ettirmiş olduğundan bu aşamada artık haczedilmezlik iddiasında bulunamayacağını belirterek davanın reddini ” savunmuştur. Mahkemece “…davalı alacaklı tarafça borçlu aleyhine takip yapıldığı evinin haczedilip davacıya 103 davetiyesi tebliğ edildiği, davacının haciz işlemini bu tarihlerde öğrenmiş sayıldığı, haczedilmezlik şikayetinin süresiz şikayete konu olmayıp İİK 16/1 maddesi gereğince yedi gün içinde yapmak gerektiği davanın genel şikayet süresi geçtikten sonra yapıldığı …’’ gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş; şikayet eden-borçlu vekilinin temyiz istemi üzerine hüküm, Özel Dairece yukarıya metni aynen alınan ilamı ile bozulmuştur. Yerel Mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını temyize şikayet eden-borçlu vekili getirmiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık,meskeniyet iddiasında bulunulan taşınmazın 775 sayılı Gecekondu Kanunu uyarınca tahsis edilip edilmediği ve anılan Kanun kapsamında olup olmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, uyuşmazlığın çözümünde etkili yasal düzenlemelerin irdelenmesinde yarar bulunmaktadır. Kural olarak borçlunun malvarlığını oluşturan mal, alacak ve hakları borç için haczedilebilirse de, 2004 sayılı İİK 82 ve 83. maddelerinde istisna olarak borçlunun ve ailesinin yaşaması ve ekonomik varlığını devam ettirebilmesi için bazı mal ve hakların haczedilemeyeceği kabul edilmiştir. Bunlardan bir tanesi de İİK m. 82/12’ye göre borçlunun “haline münasip evi”dir. Borçlunun haline münasip evinin haczedilmesi halinde bu işlemin süresi içinde şikayet edilmesi gereklidir. İİK’nun 16. maddesine göre borçlu, icra ve iflas dairesinin yaptığı muamelenin kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine muamelenin öğrenildiği tarihten, kamu düzenini ilgilendiren haller hariç olmak üzere, yedi gün içinde şikayet etmesi gereklidir. Borçlu süresi içinde meskeniyet iddiasında bulunmazsa veya süresinden sonra şikayette bulunursa meskeniyet iddiasından vazgeçmiş sayılır. Haczedilemeyen mal ve hakları düzenleyen 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 82/12. maddesinde, borçlunun haline münasip evinin haczedilemeyeceği belirtilmiştir. Bir meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı, borçlunun haciz anındaki sosyal durumuna ve borçlu ile ailesinin ihtiyaçlarına göre belirlenir. Borçlunun sahip bulunduğu evin kıymeti, kendisinin ve ailesinin ihtiyacına cevap verecek normal bir evin bedelinden fazla ise, o zaman icra müdürü, borçlunun evini haczeder ve satar. Satıştan elde edilen paradan, ilk önce borçluya haline uygun bir ev alabileceği kadar para bırakılır; artan para ise evi haczettirmiş olan alacaklıya ödenir. (Baki Kuru İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Kasım 2004, syf 446-447). Diğer taraftan 775 sayılı Gecekondu Kanunu’nun uyuşmazlığa ilişkin “Tahsis amacına aykırı davranışların önlenmesi” başlıklı 34. maddesinde; ’’…Bu Kanun hükümlerine göre belediyelerce tahsis olunan arsalar, yapılar ve bu arsalar üzerinde yapılan bina ile meydana gelen taşınmaz mallar, tahsis tarihinden itibaren l0 yıl süre içinde: a) Devir ve temlik olunamaz. b) Rehin, ve diğer ayni haklarla takyidedilemez. c) Satış va'di sözleşmesine konu teşkil edemez. d) Taksim ve satış suretiyle şüyuun giderilmesi talebine konu olamaz. e) Haczedilemez ve işgal olunamaz. Ancak, (e) fıkrası hükmü mahfuz kalmak şartiyle, ölüm, emeklilik, görev nakli ve Türkiye Emlak Kredi Bankasının veya konut kredisi veren diğer kuruluşların ipotekli alacaklarından dolayı yapılacak satış ve işlemler bu kayıtlara bağlı değildir. (Ek: 2/3/1988 – 3414/4. md.) 27 nci maddedeki inşaat yapımına ait süreler saklı kalmak şartıyla, 20 yıllık süre içinde borçlanma bedellerinin tamamının ödenmesi halinde, takyitlerin tamamı kalkar. Bu şekilde yapılacak devir, temlik ve satışlarda 33 üncü maddedeki muafiyetler uygulanmaz. Bu kanundan doğan ipotekli alacaklar dolayısiyle yapılacak satışlardan elde edilen bedelden, bu kanunla ilgili borçları kesildikten ve arsa bu kanuna aykırı olmamak şartiyle, belediyeden ve bankadan izin alarak, masrafını tamamen kendisi karşılamak suretiyle ek olarak yaptığı yapı ve tesisler için harcadığı para ilgilisine verildikten sonra, artan 14 üncü maddede sözü geçen fona yatırılır. Satış bedelinin bu fıkra gereğince ilgiliye verilen kısmı, diğer borçları sebebiyle de haczedilebilir.’’ düzenlenmesi yer almaktadır. Anılan mevzuatın incelenmesinde; taşınmazın 775 sayılı Gecekondu Kanunu kapsamında tahsis edilen taşınmazlardan olması halinde haczedilemeyeceği ve bu yöndeki şikayetin süreye tabi olmadığı anlaşılmaktadır. Mevcut bu durum dikkate alındığında haczedilmezlik şikayetinin süresi geçtikten sonra yapılıp yapılmadığı hususundan önce çekişme konusu taşınmazın 775 sayılı Kanun kapsamında olup olmadığının değerlendirilmesi gerekeceği açıktır. Somut olayda; Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Emlak İstimlak Daire Başkanlığının Altındağ Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderdiği 21 Eylül 2005 tarihli yazısında mülkiyeti Belediyeye ait ve gecekondu önleme bölgesinde bulunan imarın 22381 ada 1 parseldeki sosyal mesken niteliğindeki E Blok 3. kat 7 nolu daire yönünden Ankara Büyükşehir Belediye Encümeninin 13.01.2005 tarihli kararı ile 775 sayılı Kanun ve uygulama yönetmeliği hükümleri gereğince T.. Ö..'in 14.000 TL borçlandırıldığı,bedelin %25'inin hesaba yatırıldığı, bu nedenle adı geçen adına tapu müdürlüğüne müracaatı halinde 775 sayılı Kanun ve uygulama yönetmeliği uyarınca düzenlenen borçlandırma sözleşmesine uygun bankanın bildireceği bedel üzerinden, adı geçen banka lehine 1.derecede ve 1. sırada ipotek tesis etmek kaydıyla 3414 sayılı Kanun’un 4. maddesinin 2. paragrafı gereğince taşınmazın 10 yıl süre ile devir ve temlik olunmaması hususunda takyit konulmak kayıt ve şartı ile T.. Ö.. adına temlik ve tescil edilmesi ve bilgi verilmesinin istendiği ve çekişme konusu 22381 ada 1 parsel sayılı kat irtifakı kurulu taşınmazdaki 7 nolu mesken vasıflı taşınmazın, şikayet eden-borçlu T.. Ö.. adına 29.09.2005 tarihinde sicil kaydının oluştuğu anlaşılmaktadır. Öyle ise Mahkemece yapılacak iş, bozma ilamında değinildiği gibi şikayete konu taşınmaza ilişkin olarak gönderilen tapu kayıt örneği ile birlikte ilgili evrak değerlendirilmek suretiyle, haczedilen yerin 775 sayılı Kanun'a göre tahsis edilip edilmediğinin ve bu Kanun kapsamında kalıp kalmadığı belirlenerek ve anılan kanun kapsamında ise buna ilişkin şikayetin süreye bağlı olmadığı da gözetilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle ve yazılı gerekçe ile karar verilmesi isabetsizdir. Açıklanan nedenlerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma ilamına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ :Şikayet eden-borçlu vekili temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine 13.03.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Bu konuya somut bir örnek olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2013/1695, K. 2015/1035 sayılı kararını göstermek mümkündür. Kararda, 775 sayılı Gecekondu Kanunu'nun 34. maddesi kapsamında belediyelerce tahsis edilen taşınmazların haczedilmezliğine ilişkin şikayetin süreye tabi olmadığına hükmedilmiştir; gerekçe, söz konusu hükmün emredici nitelikte olması ve kamu düzeniyle ilgili bulunmasıdır. Öte yandan aynı kararda, şikayetin süre yönünden reddedilmeden önce taşınmazın bu Kanun kapsamında tahsis edilip edilmediğinin gerekirse bilirkişi marifetiyle belirlenmesi gerektiği de vurgulanmıştır.

İdari Yargı Alanında İlamsız Takip Yasağı ve Geçiş Hükmü

İİK m. 42/3, idari yargının görev alanına giren konularda ilamsız takip yoluna başvurulamayacağını açıkça düzenlemektedir. Bu hüküm 694 sayılı KHK ile eklenerek 7078 sayılı Kanun ile aynen kabul edilmiştir. Hükmün yürürlüğe girmesinden önce başlatılmış takipler için İİK Geçici m. 13 özel bir çözüm öngörmektedir: talep üzerine icra müdürü dosya üzerinden düşme kararı verir ve bu kararı alacaklıya re'sen tebliğ eder; alacaklı düşme kararının tebliğinden itibaren yedi gün içinde şikayet yoluna başvurabilir.

Hükmün yürürlüğe girmesinden sonra yapılan takiplerde ise Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin E. 2024/7581, K. 2025/1066 sayılı kararında çoğunluk, İİK m. 42/3'teki yasağın takip şartına ilişkin, emredici ve kamu düzeniyle ilgili olduğu gerekçesiyle mahkemenin bu hususu re'sen gözetmesi ve takibin iptaline karar vermesi gerektiği sonucuna varmıştır. Aynı kararda azınlık ise söz konusu aykırılığın süresiz şikayete tabi olduğunu, dolayısıyla ilk kez temyiz aşamasında ileri sürüldüğünde HMK m. 357/1 gereği inceleme konusu yapılamayacağını savunmuştur. İİK m. 42/3 aykırılığının re'sen mi yoksa şikayet üzerine mi gözetileceği meselesi bu kararla birlikte Yargıtay içinde tartışmalı bir görünüm kazanmıştır.

Öte yandan hukuki tavsif hakime ait olup hakim, tarafların dayandığı kanun hükümleri ve hukuki nitelendirmelerle bağlı değildir; kanunları re'sen uygular. Bu ilke HMK m. 33'te düzenlenmiş olup icra şikayeti yargılamasında da geçerlidir.

İcra Mahkemesinde Yargılama Usulü

İİK m. 18/1 uyarınca icra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır. Talep ve cevaplar dilekçe ile yapılabileceği gibi icra mahkemesine ifade zaptettirmek suretiyle de ileri sürülebilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 18Kaynağı aç
Madde 18 – (Değişik: 18/2/1965-538/11 md.) (Değişik birinci fıkra: 2/7/2012-6352/6 md.) İcra mahkemesine arzedilen hususlar ivedi işlerden sayılır ve bu işlerde basit yargılama usulü uygulanır. Şu kadar ki, talep ve cevaplar dilekçe ile olabileceği gibi icra mahkemesine ifade zaptettirmek suretiyle de olur. (Değişik üçüncü fıkra: 17/7/2003-4949/4 md.) Aksine hüküm bulunmayan hâllerde icra mahkemesi, şikâyet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup  olmadığını  takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir. Duruşma yapılmayan işlerde icra mahkemesi, işin kendisine geldiği tarihten itibaren en geç on gün içinde kararını verir. Duruşmalar, ancak zorunluluk hâlinde ve otuz günü geçmemek üzere ertelenebilir. MÜDDETLER Başlaması ve bitmesi:

İİK m. 18/3 uyarınca icra mahkemesi, aksine düzenleme olmadıkça duruşma açılıp açılmayacağını takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğünde ilgilileri en kısa zamanda çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir. Duruşma yapılmayan işlerde mahkeme, işin kendisine geldiği tarihten itibaren en geç on gün içinde kararını verir. Duruşmalar ise ancak zorunluluk halinde ve otuz günü geçmemek üzere ertelenebilir.

Duruşma açıp açmama konusundaki takdir hakkı mutlak ve seçimlik bir hak değildir; halin icabına göre değerlendirilmesi gereken bir yetkidir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, sıra cetveline yönelik şikayet incelemesine ilişkin kararlarında bu ilkeyi somutlaştırmış; hakların zarar görmesi ihtimali bulunan alacaklıların savunma haklarını kullanabilmesi için takdir hakkının duruşma açılması yönünde kullanılması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu değerlendirme söz konusu kararların sıra cetveli şikayeti bağlamında yapılmıştır.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2016/7369, K. 2020/843Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2016/7369 E.  ,  2020/843 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki sıra cetvelindeki sıraya şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde şikayetçi vekili ile şikayet olunan SGK vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Şikayetçi vekili, dava dışı borçludan olan alacaklarının tahsili amacıyla taşınmazları üzerine haciz işlemi uygulandığını, taşınmazların satılarak paraya çevrildiğini, alacaklarının imtiyazlı olduğunu öne sürerek sıra cetvelinin iptalini talep etmiştir. Mahkemece dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde; sıra cetvelinde ilk 2 sırada bulunan alacakların kamu alacağı olduğundan bahisle garame işlemi yapılarak sıra cetveli düzenlenmesi gerektiğinden bahisle şikayetin kabulüne karar verilmiştir. Kararı şikayetçi vekili ve şikayet olunan SGK vekili temyiz etmiştir. 1) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre,şikayetçi vekilinin tüm, şikayet olunan SGK vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2) İİK'nın 18/3. maddesinde "Aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesi, şikayet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir." hükmüne yer verilmiştir. Kanunda açıklık bulunmayan hallerde, duruşma yapılıp yapılmayacağı hakimin takdirine bırakılmış ise de; öngörülen takdir hakkı mutlak bir seçimlik hak olmayıp, halin icabına göre değerlendirilmesi gereken bir takdir hakkıdır. Sıra cetveline karşı şikayette bulunulması halinde bu takdir hakkının duruşma yapılarak kullanılması kanunun amacına uygun düşer. Mahkemenin takdirine göre duruşma açılmasının gerekli görüldüğü hallerde ilgililerin duruşmaya çağrılması yasal bir gerekliliktir. Şikayet sonunda hakları haleldar olabilecek alacaklıların savunma haklarını kullanabilmeleri ve adalet dengesinin sağlanabilmesi bakımından takdir hakkı, duruşma açılması yönünde kullanılmalıdır. Bu durumda, mahkemece, şikayet tarihinde yürürlükte olan HMK'nın basit yargılama usulüne ilişkin 316. vd. madde hükümleri uyarınca yargılamanın yürütülmesi, şikayet olunana şikayet dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilip, taraf teşkilinin sağlanması; İİK'nın 18. maddesi uyarınca duruşma açılması, tahkikatın duruşmalı olarak yapılması gerekirken, şikayet olunana şikayet dilekçesi tebliğ edilmeksizin dosya üzerinden yargılama yapılarak karar verilmesi doğru olmamıştır. 3) 6183 Sayılı Kanun'un 21/1. maddesinde üçüncü şahıslar tarafından haczedilen malların paraya çevrilmesinden önce o mal üzerine kamu alacağı için haciz konulması halinde kamu alacağının hacze iştirak edeceği ve satış bedelinin garameten paylaştırılacağı hükme bağlanmıştır. Ancak yine aynı kanun uyarınca kamu alacakları arasında garameten paylaştırma yapılması mümkün olmadığından bu husus bozmayı gerektirmiştir. 4) Dosya kapsamından şikayetçinin sıra cetvelinde yer alan bütün alacağını aldığı ve öte yandan şikayet olunanın da haciz tarihinin şikayetçinin haciz tarihinden önce olduğu görüldüğünden bu hususlar da göz önünde bulundurulmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle şikayetçi vekilinin tüm, şikayet olunan SGK vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2,3 ve 4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, hükmün, BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 11.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2016/8524, K. 2020/1491Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2016/8524 E.  ,  2020/1491 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin reddine yönelik verilen hükmün süresi içinde şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Şikayetçi vekili, Sakarya 1. İcra Müdürlüğünün 2015/200 Esas sayılı takip dosyasından tanzim edilen 30.06.2015 tarihli sıra cetvelinde, şikayetçi vergi dairesinin MTV'den doğan rüçhanlı alacağına yer verilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve şikayet etmiştir. Mahkemece, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, Yargıtay 12.Hukuk Dairesi'nin 15.04.2013 tarihli ve 2013/5490 – 14336E.K. sayılı ilamında Motorlu Taşıtlar Vergisinin rüçhanlı alacak olmadığının belirtildiği gerekçesiyle, şikayetin reddine karar verilmiştir. Kararı, şikayetçi vekili temyiz etmiştir. 1-İtiraz, alacağın esas ve miktarına yönelik ise dava yoluyla genel mahkemede (İİK m.142/1), yalnız sıraya ilişkin ise icra mahkemesinde (İİK m.142/son) ileri sürülmelidir. Somut olayda uyuşmazlık; bedeli paylaşıma konu aracın muhafaza ücretinin MTV'den önce ödenip ödenmeyeceği ve yediemin ücretinin miktarına ilişkindir. Motorlu Taşıtlar Vergisinin muhafaza masraflarından önce ödenip ödenmeyeceği hususu icra mahkemesinde şikayet yoluyla çözülebilir ise de yediemin ücretinin miktarı yani yediemine ödenen ücretin sıra cetveline ödenen kadar olup olmadığı genel mahkemelerde yapılacak yargılama sırasında çözümlenebilir. Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre de, muhafaza masraflarının tespitinde yedieminin kendi tarifesi değil Adalet Bakanlığınca belirlenen tarifenin uygulanacağına ilişkin bu belirleme genel mahkemelere aittir. Bu nedenle mahkemece asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğundan bahisle, göreve ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle şikayetin usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. 2-Kabule göre, ülkemizin de tarafı olduğu ve Anayasa'nın 90. maddesi gereği iç hukukun bir parçası olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6, 1982 Anayasası'nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkına yer verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 27. maddesinde, adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olarak hukuki dinlenilme hakkı düzenlenmiş, bu hakkın, yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirme yapmasını da içerdiği belirtilmiştir. İİK'nın 18/3 ncü maddesinde, "Aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesi, şikayet konusu işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir." hükmüne yer verilmiştir. Kanunda açıklık bulunmayan hallerde, duruşma yapılıp yapılmayacağı hakimin takdirine bırakılmış ise de; öngörülen takdir hakkı mutlak bir seçimlik hak olmayıp, halin icabına göre değerlendirilmesi gereken bir takdir hakkıdır. Sıra cetveline karşı şikayette bulunulması halinde bu takdir hakkının duruşma yapılarak kullanılması kanunun amacına uygun düşer. Mahkemenin takdirine göre duruşma açılmasının gerekli görüldüğü hallerde ilgililerin duruşmaya çağrılması yasal bir gerekliliktir. Şikayet sonunda hakları haleldar olabilecek alacaklıların savunma haklarını kullanabilmeleri ve adalet dengesinin sağlanabilmesi bakımından takdir hakkı, duruşma açılması yönünde kullanılmalıdır. Bu durumda, mahkemece, şikayet tarihinde yürürlükte olan HMK'nın basit yargılama usulüne ilişkin 316. vd. madde hükümleri uyarınca yargılamanın yürütülmesi, şikayet olunana şikayet dilekçesi usulüne uygun olarak tebliğ edilip, taraf teşkilinin sağlanması; İİK'nın 18. maddesi uyarınca duruşma açılması, tahkikatın duruşmalı olarak yapılması gerekirken, şikayet olunana şikayet dilekçesi tebliğ edilmeksizin dosya üzerinden yargılama yapılarak karar verilmesi doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin temyiz itirazının kabulü ile hükmün şikayetçi yararına BOZULMASINA, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 04.03.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Taraf Teşkili Zorunluluğu

Şikayet incelemesinde taraf teşkilinin sağlanması zorunludur. Şikayet dilekçesi, şikayet olunana usulüne uygun tebliğ edilmeden dosya üzerinden karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/7369, K. 2020/843 ve E. 2016/8524, K. 2020/1491 sayılı kararlarında bu gereklilik bozma gerekçesi olarak açıkça belirtilmiştir.

HMK m. 27, adil yargılanma hakkının bir bileşeni olarak hukuki dinlenilme hakkını güvence altına almakta; bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olma, açıklama ve ispat etme imkânını kapsamaktadır. Mahkemenin duruşma açmaya karar verdiği hallerde şikayet olunan ya da şikayetten doğrudan etkilenen kişinin duruşmaya çağrılması gerekir; çağrılan kişi gelmese dahi mahkeme gereken kararı verebilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2012/12-368, K. 2012/725 sayılı kararı da taraf teşkili eksikliğini bozma gerekçesi olarak ele almıştır.

Sıra Cetveli Şikayetinde Özel Durumlar

Sıra cetveline itiraz yolları ikiye ayrılır. Alacağın esasına veya miktarına yönelik itirazlar genel mahkemede dava yoluyla (İİK m. 142/1), yalnızca sıraya ilişkin itirazlar ise icra mahkemesinde şikayet yoluyla (İİK m. 142/son) ileri sürülmelidir. Bu ayrımın doğru uygulanması görev ve usul açısından belirleyicidir.

Yediemin ücreti sıra cetveline yansıtılmışsa, ödenen ücretin gerçek yediemin ücreti olup olmadığına ilişkin uyuşmazlık icra mahkemesinde değil genel mahkemede çözümlenir. Muhafaza masraflarının belirlenmesinde ise yedieminin kendi tarifesi değil Adalet Bakanlığı'nca belirlenen tarife uygulanır; bu konudaki belirleme de genel mahkemelere aittir.

Yetkili İcra Mahkemesi

Şikayet, kural olarak işlemi gerçekleştiren icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesine yapılır. Haczedilmezlik şikayetinde hangi icra dairesi haczi uygulamışsa başvuru o dairenin bağlı bulunduğu icra mahkemesine yapılır. İstinabe yoluyla gerçekleştirilen satışlarda ise artırma ve ihaleye ilişkin uyuşmazlıklar talimat icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesince çözümlenir; bu mahkemenin görevi talimat icra dairesinin işlemlerinin kanun ve hadiseye uygun olup olmadığını denetlemektir.

Sık Sorulan Sorular

İİK m. 16 şikayeti için yedi günlük süre ne zaman başlar?

Süre, şikayet konusu işlemin öğrenildiği tarihten başlar. İİK m. 16/1 uyarınca belirleyici olan işlemin yapıldığı tarih değil, ilgilinin işlemden haberdar olduğu andır.

Hangi hallerde şikayet yedi günlük süreye tabi değildir?

İİK m. 16 iki hali açıkça düzenlemektedir: icra dairesinin bir hakkı yerine getirmemesi ve işlemi sebepsiz sürüncemede bırakması. Bu iki halde şikayet her zaman yapılabilir. Bunların yanı sıra kamu düzenine ilişkin emredici hükümlere aykırı işlemlerde de süresiz şikayet yolunun açık olduğu görüşü öğretide benimsenmiş ve Yargıtay'ın çeşitli kararlarında somut bağlamlarda uygulanmıştır; ancak bu istisnasının kapsamı her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken tartışmalı bir meseledir.

Şikayeti yalnızca alacaklı veya borçlu mu yapabilir?

Hayır. İİK m. 16 çerçevesinde hukuki yararı olan herkes şikayet yoluna başvurabilir; bu hak alacaklı ve borçluyla sınırlı değildir.

Şikayet incelemesinde duruşma açılması zorunlu mudur?

İİK m. 18/3 uyarınca aksine hüküm bulunmayan hallerde duruşma açılıp açılmayacağını hakim takdir eder. Bu takdir yetkisi mutlak değildir; özellikle hakları etkilenebilecek tarafların savunma hakkını kullanabilmesi gereken durumlarda halin icabına göre duruşma açılması yönünde kullanılması gerekir.

Şikayet dilekçesi karşı tarafa tebliğ edilmeden karar verilebilir mi?

Verilemez. Şikayet dilekçesinin şikayet olunana usulüne uygun tebliğ edilmesi ve taraf teşkilinin sağlanması zorunludur. Aksi halde verilen karar usul ve kanuna aykırı olup bozma nedeni oluşturur.

Sıra cetveline itiraz icra mahkemesinde mi yoksa genel mahkemede mi yapılır?

İtirazın konusuna göre değişir. Yalnız sıraya ilişkin itiraz icra mahkemesinde şikayet yoluyla, alacağın esasına veya miktarına ilişkin itiraz ise genel mahkemede dava yoluyla ileri sürülür.

İdari yargı kapsamındaki bir uyuşmazlık için ilamsız icra takibi yapılmışsa ne olur?

İİK m. 42/3 uyarınca idari yargının görev alanına giren konularda ilamsız takip başlatılamaz. Bu hükmün yürürlüğe girmesinden önce başlatılan takiplerde İİK Geçici m. 13 özel bir usul öngörmektedir: talep üzerine icra müdürü dosya üzerinden düşme kararı verir ve bu karar alacaklıya re'sen tebliğ edilir; alacaklı tebliğden itibaren yedi gün içinde şikayet yoluna başvurabilir. Hükmün yürürlüğe girmesinden sonra yapılan takiplerde ise Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin E. 2024/7581, K. 2025/1066 sayılı kararında çoğunluk, bu aykırılığın mahkemece re'sen gözetilmesi ve takibin iptaline karar verilmesi gerektiği görüşünü benimsemiştir; aynı kararda azınlık, söz konusu aykırılığın süresiz şikayete tabi olduğunu ve ilk kez temyizde gündeme geldiği için HMK m. 357/1 gereği incelenemeyeceğini savunmuş olup konu tartışmalı olmaya devam etmektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu