Cinsel İftira Atmanın Cezası ve Hukuki Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Cinsel İftira Atmanın Cezası ve Hukuki Sonuçları

Cinsel İftira Suçu ve Temel Cezası

Cinsel iftira fiilinin cezası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 267/1 uyarınca bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıdır. Bu fiil; yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını veya idari yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla bir kimseye hukuka aykırı fiil isnat edilmesiyle oluşur. İftira suçuna konu isnadın bir suç teşkil etmesi şart değildir; disiplin yaptırımını gerektiren hukuka aykırı fiiller de bu suçun konusunu oluşturabilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 267Kaynağı aç
Madde 267- (1) Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya
da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve
kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için
bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması
halinde, ceza yarı oranında artırılır.
(3) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya
kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu
fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa,
yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya
kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeniyle
gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; iftira eden, ayrıca kişiyi
hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak
sorumlu tutulur.
(5) Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına
mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; (…)[103]
hükmolunur.
(6) Mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise,
beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(7) (İptal: Anayasa Mahkemesi’nin
17/11/2011 tarihli ve E.: 2010/115, K.: 2011/154 sayılı Kararı ile.)
(8) İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin
sabit olduğu tarihten başlar.
(9) Basın ve yayın yoluyla işlenen
iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve
yayın organıyla ilan olunur. İlan masrafı, hükümlüden tahsil edilir.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması

İftira suçu ani hareketli, şekli ve tehlike suçu niteliğindedir. Bu suçta bir zararın meydana gelip gelmediğine bakılmaz; hukuka aykırı isnadın yöneltilmesiyle fiil tamamlanır. İsnatta bulunurken mağdurun kimliğinin açıkça belirtilmesi gerekmez; yapılacak bir araştırma sonucunda kimliğinin belirlenebilmesi yeterlidir.

Cezayı Artıran Nitelikli Haller

İsnat edilen fiilin maddi eser ve delillerinin uydurularak iftirada bulunulması durumunda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 267/2 gereğince verilecek ceza yarı oranında artırılır. Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, Türk Ceza Kanunu m. 267/3 uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Yüklenen fiili işlemediğinden ötürü hakkında beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen mağdurun bu fiil nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması halinde fail, iftira suçunun yanında Türk Ceza Kanunu m. 267/4 uyarınca ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur. İftira sonucunda mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûm edilmesi halinde iftira failine yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezası verilir; hükmolunan hapis cezasının infazına başlanmış olması durumunda ise verilecek ceza Türk Ceza Kanunu m. 267/6 gereğince yarısı kadar artırılır.

Suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde Türk Ceza Kanunu m. 267/1 kapsamında temel sorumluluk saklı kalmak üzere, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde Türk Ceza Kanunu m. 267/9 uyarınca hüküm aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilan olunur ve ilan masrafı hükümlüden tahsil edilir.

Manevi Unsur ve Hak Arama Özgürlüğünün Sınırları

İftira suçunun gerçekleşmesi için failin isnat ettiği fiilin mağdur tarafından işlenmediğini bilmesi aranır. İhbarda bulunan ya da şikâyet hakkını kullanan kişinin gerçekten suç işlendiğini düşünmesi halinde iftira suçu oluşmaz. Nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2017/15481, K. 2020/131 sayılı kararında sanığın özel kastının bulunmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararını onamıştır.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2017/15481, K. 2020/131Kaynağı aç
8. Ceza Dairesi         2017/15481 E.  ,  2020/131 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : İftira
HÜKÜM : Beraat
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, katılan vekilinin, sanığın özel kastı bulunduğuna ve cezalandırılması gerektiğine yönelik temyiz itirazının reddiyle hükmün ONANMASINA, 07.01.2020 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI DÜŞÜNCE
Sanık … hakkında iftira suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda yerel mahkemece sanığın beraatine ilişkin hükmün onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne aşağıdaki nedenlerle katılma olanağı olmamıştır.
Dosyada mevcut bilgi, beyan ve tutanaklara göre katılan … 'ın, sanığa ait …. Sanayi Sitesi …. Cad. No: 38 Selçuklu/Konya adresindeki iş yerinde kiracı olduğu ve oto yıkama işletmeciliği yaptığı, 2013 yılı Eylül ayından itibaren kira bedellerinin ödenmemesi nedeniyle aralarında çıkan anlaşmazlığın husumete dönüştüğü, katılan …'in 04.09.2013 tarihinde polis merkezi amirliğine müracaatla sanık …'un cinsel tacizde bulunduğu iddiası üzerine … hakkında cinsel taciz suçundan kamu davası açıldığı ve yapılan yargılama sonunda Konya 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 2013/816 (E)- 1107 (K) sayılı kararı ile sanığın beraatine karar verildiği görülmüştür.
Katılan … Kahraman'ın 04.09.2013 tarihinde sanık … hakkında cinsel taciz suçlamasında bulunmasından sonra sanığın Konya Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı 13.09.2013 günlü şikayet dilekçesi ile kiralanan iş yerinde ….'ın "…esrar, eroin pazarladığı…" isnadında bulunduğu ve Cumhuriyet Başsavcılığınca şikayetçi sıfatıyla tesbit olunan 17.09.2013 günlü ifadesinde de, …'ın iş yerinde esrar, eroin yetiştirdiği, uyuşturucu madde temin ettiği yönünde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Sanık …'un şikayet dilekçesi ile beyanındaki iddialar doğrultusunda …'ın kiracı sıfatıyla bulunduğu işyerinde kollukça yapılan araştırmada uyuşturucu ekimine ilişkin delile rastlanılmadığı, kiralayan ve kiracı olan taraflar arasında kira ilişkisi nedeniyle yaşanan tartışma nedeniyle birbirlerinden davacı olduklarına dair 02.10.2013 tarihli tutanak düzenlenmiştir.
Sanık …'un, …'ın uyuşturucu yetiştirdiği ve ticareti yaptığı yönündeki iddia ve beyanları nedeniyle yapılan soruşturma neticesi, … hakkında Konya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 11.10.2013 tarihli kararı ile ek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve sanık hakkında da sanığın, … haklarındaki iddialarının kendisi hakkındaki şikayet nedeniyle kızgınlıktan kaynaklandığı ve asılsız olması sebebiyle iftira suçundan TCK.nın 267/1 maddesi gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonunda temyize konu karar ile "…sanığın kiracısı olan katılan hakkında yasal şikayet hakkını kullandığı ve sanıkta iftira etme özel kastı bulunmadığı tesbit edildiğinden unsur itibarıyla oluşmayan müsten suçtan ötürü sanığın CMK.nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine…" karar verilmiştir.
Sanığın şikayet dilekçesi ile Cumhuriyet Başsavcılığınca tesbit olunan beyanlarındaki … hakkındaki iddialarının 2313 sayılı Yasa kapsamında uyuşturucu (esrar) ekimi yapıldığı ve TCK.nın 188/3. maddesinde düzenlenen uyuşturucu temin ve ticareti yapıldığına ilişkin olup, anılan kanun ve maddelerde söz konusu fiillerin ağır cezai yaptırımı bulunmaktadır.
Yerel mahkemece "sanığın kiracısı olduğu katılan hakkında yasal şikayet hakkının kullandığı ve iftira etme özel kastının bulunmadığı…" gerekçesiyle beraat kararı verilmiş ve sayın çoğunluk tarafından beraat kararının onanması yoluna gidilmiştir.
Mahkemenin gerekçe ve kabulü karşısında "şikayet hakkı kavramı üzerinde durulması gereklidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30.04.2019 tarih ve 2016/16- 193 (E), 2019/391 (K), 16.05.2019 tarih ve 2018/16- 60 (E), 2019/431 (K) sayılı kararlarında "5237 sayılı TCK.nın "Adliyeye Karşı Suçlar" bölümünde yer alan "İftira" başıklı 267 maddesinin 1 fıkrası;
"(1) Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
İftira suçu, failin, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için, bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesidir. İftira suçunun konusunu hukuka aykırı fiil oluşturur. Bu fiilin suç oluşturması şart değildir. Disiplin yaptırımını veya başka bir idari yaptırımı gerekli kılan fiiller de iftira suçunun konusunu oluşturabilir. Hukuka aykırı bir eylemin gerçekleştirildiğine yönelik isnat yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunmak suretiyle yapılabileceği gibi basın ve yayın aracılığıyla da yapılabilir.
Özgü suç olarak düzenlenmediği için herkes tarafından işlenebilen iftira suçunda, hukuka aykırı fiil isnadının belli bir kişiye yönelik olması gerekir. Ancak isnada muhatap kişinin yapılacak bir araştırma sonucunda kimliğinin belirlenebilir olması yeterli olup isminin açıkça belirtilmesi zorunlu değildir.
İftira suçu failinin, isnat ettiği fiil gerçekte hiç işlenmemiş olabileceği gibi, işlenmiş olmakla birlikte kendisine isnatta bulunulan kişi tarafından işlenmemiş olabilir. Yine, kendisine isnatta bulunulan kişi tarafından hukuka aykırı bir fiil işlenmiş bulunmakla birlikte; iftira suçunun faili, bu fiilin karşılığında isnatta bulunulan kişiye verilecek yaptırımı ağırlaştıracak bazı eklemelerde bulunmuş olabilir. Bu durumlarda da iftira suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekir.
Öte yandan, iftira suçunun oluşabilmesi için, iftira suçu failinin, hukuka aykırı fiil isnat ettiği kişinin bu fiili işlemediğini bilmesi gerekmektedir. Bu açıdan, iftira suçu ancak doğrudan kastla işlenebilir. Ancak bu suçun oluşabilmesi için, doğrudan kast tek başına yeterli olmayıp ayrıca failin hukuka aykırı fiil isnat ettiği kimse hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir müeyyideye maruz kalmasını sağlamak amacıyla hareket etmesi gerekir. Bu nedenle, iftira suçu açısından failde kastın ötesinde belirtilen amacın varlığı, bir başka deyişle özel kastın bulunması gerekmektedir. Dolayısıyla; failin, belirli olay veya olgulardan yola çıkarak, isnat ettiği fiilin mağdur tarafından işlendiği inancı ve şüphesi ile ihbarda bulunması halinde iiftira suçunun unsurları oluşmayacaktır.
Yine, içeriği kanıtlanamasa dahi, gerçekleştirilen ihbar veya şikayetin bir anayasal hakkın kullanılması olarak değerlendirilebildiği hallerde, bir huka uygunluk nedeninin varlığı söz konusu olacaktır. Anayasamızın 36. maddesinde, herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu, 40. maddesinde, Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal eden herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının sağlanmasını isteme hakkının bulunduğu, 74. maddesinde, vatandaşların ve karşılıklılık bulunması koşuluyla Türkiye'de oturan yabancıların, kendileriyle veya kamu ile ilgili hususlarda dilek ve şikayet haklarının bulunduğu vurgulanmıştır. Bireylere tanının bu anayasal hak, onların idare ve diğer bireylerle ilişkilerinde gerek "çıkarlarını koruması", gerek "özgürlüklerini kısıntısız" kullanabilmesi bakımından, devlet organlarına başvurmasını gerekli kılar. Bu başvuru,
bireyin kendisi, üçüncü kişi veya kamuyla ilgili olabilir. Başvurulabilecek devlet organları da, yasama, yürütme ve yargıdır. Dilekçe hakkının yargısal alanda başlıca ortaya çıkış biçimi ise, ihbar ve şikayet hakkının kullanılmasıdır." şeklindeki açıklamalarda iftira suçunun unsurları ve şikayet hakların kapsamı vurgulanmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararları ile birçok kararda anlaşılacağı üzere şikayet hakkından söz edebilmek için şikayetin "belirli maddi olay ve olgulara dayanması" gerekmektedir.
Şikayet (dilekçe) hakkının kullanılmasının iftira suçunda hukuka uygun kabul edilebilmesi için, ortada gerçek maddi bir olayın bulunması ya da failin bu olay gerçek olduğuna inanmasını gerektiren olguların var olması gerekir. Maddi bir olaya veya olgu bulunmadan gerçek olmayan bir suç isnadı durumunda hakkın kullanılmasından söz edilemez. Şüphe duyulması için ciddi bir sebep veya olgu olmadığı halde soyut bir düşünce ile ihbarda bulunmak şikayet hakkının kötüye kullanılması ve iftira suçunu oluşturur. (4. C.D. 23.02.2002 tarih ve 16813/19104 sayılı kararı)
Maddi vaka ve somut olgulara dayanmayan ihbar ve şikayetlerin şikayet hakkı kapsamında değerlendirilmesi durumunda kişilerin onur, şeref ve saygınlıkları rencide edilmiş olacak, namuslu ve dürüst kişiler korumasız kalacak ve toplum nezdinde itibarları sarsılacaktır.
Somut olayda, sanık kiracısı olan katılan ile kiralayan-kiracı ilişkisinden ve kısa bir süre önce katılanın sanık hakkında cinsel taciz yönündeki şikayeti üzerine hiçbir maddi vaka ve olguya dayanmadan katılanın uyuşturucu madde ektiği ve ticareti yaptığına dair TCK.nın kapsamında suç teşkil eden fiiller nedeniyle Cumhuriyet Savcılığına dilekçe verdiği ve beyanında da bunu tekrarladığı, böylece TCK.nın 267. maddesinde tanımlanan iftira suçunun tüm unsurları oluşmuştur.
Bu sebeple sanığın mahkumiyetine karar vermek gerekirken hatalı değerlendirme sonucu beraatine karar verilmesi doğru değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle iftira suçundan sanığın beraatine dair yerel mahkeme kararının onanmasına yönelik sayın çoğunluğun görüşüne katılma olanağı olmamıştır. 07.01.2020

Anayasa m. 36 hükmü uyarınca herkes meşru vasıtalardan yararlanarak yargı mercileri önünde iddia ve savunmada bulunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Bireyler yetkili mercilere başvurup haklarının muhafazasını ve kendilerine zarar verenlerin yaptırıma tabi tutulmasını talep edebilir. Bununla birlikte hak arama özgürlüğü sınırsız bir yetki vermez; sırf bir başkasını mağdur etmek amacıyla kullanılamaz. İhbar veya şikâyet hakkının hukuki güvenceden yararlanabilmesi adına, isnat edilen fiilin faile yüklenmesini sağlayacak kesin delillerin mevcudiyeti zorunlu tutulmamaktadır. Başvuruyu temellendirebilecek zayıf ve dolaylı nitelikte birtakım fiili göstergelerin veya olguların bulunması, şikâyet hakkının hukuka uygun kullanımı için kafi kabul edilmektedir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/11831, K. 2018/7106Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2016/11831 E.  ,  2018/7106 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 28/07/2015 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 19/04/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili; müvekkili ile davalının 2010 yılında anlaşmalı olarak boşandıklarını, 2008 doğumlu müşterek çocuğun velayetinin anneye bırakıldığını, davalının ilk olarak 2011 yılında … Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunarak, müvekkilinin çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla şikayetçi olduğunu, yapılan soruşturma neticesinde davalının iddiasını destekleyen hiçbir delil ve emareye ulaşılamadığından takipsizlik kararı verildiğini, davalının aynı yıl müşterek çocuk ile babanın şahsi münasebetinin kaldırılması istemiyle açtığı davanın da reddedilip Yargıtayca onanarak kesinleştiğini, bu süre zarfında davalının İstanbul’a taşınıp koruma kararı alarak adresini gizli tutup çocukla babanın görüşmesini engellediğini, davalının bu kez 2013 yılında aynı iddiayla … Cumhuriyet Başsavcılığına yaptığı şikayet üzerine müvekkili hakkında takipsizlik kararı verildiğini, davalının 2014 yılında yine aynı iddiayla eş zamanlı olarak hem Aile Mahkemesine başvurarak çocukla babanın kişisel münasebetinin kaldırılmasını talep ettiğini, hem de… Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğunu, ısrarla sürdürülen iddiayı destekleyen hiçbir delil ve emare bulunmadığını, davalının sırf kızını babasıyla görüştürmemek ve uzaklaştırmak gayesiyle bir babaya atılacak en çirkin iftirayı atmak suretiyle müvekkilinin kişilik haklarını ihlal ettiğini belirterek, manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili; dört beş yaşlarındaki bir çocuğun istismar olgusunu uyduramayacağını, müvekkilinin 2011 yılından beri zorlu bir hukuk mücadelesi verdiğini, iftira atan bir kimsenin bu denli bir ısrarla bu mücadeleyi sürdüremeyeceğini, müvekkilinin kaçması ve diğer davalarda da adresini gizli tutma çabasının dahi tek başına gerçeklerin ifadesi olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; davalının çocuğunun, babası ile görüşmesi sonrası hareketlerinden ve davranışlarından şüphelenerek, çocuğun söylediğini iddia ettiği beyanlarla Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunmasının annelik içgüdüsünün doğal bir sonucu ve anayasal hakkı olduğu, davalının çocuğunun istismara uğradığı inancıyla babadan uzaklaşmak maksadıyla İstanbul’a taşınarak, aynı iddialarla yine şikayette bulunmasının ise bu inancı hukuken de kanıtlama isteğinde bulunduğunun bir göstergesi olduğu, çocukla babanın şahsi münasebetinin kaldırılmasına yönelik iki ayrı mahkemede açtığı davaların ise yine annenin inandığı iddia nedeniyle çocuğunu babadan uzak tutma çabası olduğu, babanın çocuğa cinsel istismarda bulunduğu kastedilmeksizin davalı annenin, babanın çocuğuna istismarda bulunduğu inancıyla şikayet hakkını yasal sınırlar içinde kalarak kullanmasının, Anayasal hakkı kötüye kullandığını gösteren bir neden olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa'nın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış, BK’nın 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Dosya kapsamından; davalı annenin, davacı babayı ısrarla 3 kez müşterek çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla Cumhuriyet Savcılığına şikayet etmesi, bu şikayetlerin tümünün kovuşturmaya yer olmadığına karar verilerek sonuçlanması, çocukla baba arasındaki şahsi ilişkinin kaldırılması için 2 kez Aile Mahkemesine başvurarak açtığı davaların da red kararıyla sonuçlanması ve Yargıtayca onanarak kesinleşmeleri karşısında, davalının şikayetlerinin haksız olduğu anlaşılmaktadır. Şikayet hakkı davalı tarafından kötüye kullanıldığından, davacının kişilik hakları ile davalının şikayet hakkı arasındaki çatışan yararlar dengesi, davacı aleyhine bozulmuştur.
Şu halde mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler gözetilerek, davacı yararına uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 19/11/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Etkin Pişmanlık ve Ceza İndirim Oranları

İftira suçunda etkin pişmanlık halinde uygulanacak indirimler 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 269 hükmünde düzenlenmiştir. İftira edenin, mağdur hakkında adli veya idari soruşturma başlamadan önce iftirasından dönmesi durumunda verilecek cezanın beşte dördü indirilir. Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce yani dava açılmadan iftiradan dönülürse cezanın dörtte üçü düşülür.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 269Kaynağı aç
Madde 269- (1) İftira edenin, mağdur hakkında adlî veya idari
soruşturma başlamadan önce, iftirasından dönmesi halinde, hakkında iftira suçundan
dolayı verilecek cezanın beşte dördü indirilir.
(2) Mağdur hakkında kovuşturma başlamadan önce iftiradan dönme halinde, iftira
suçundan dolayı verilecek cezanın dörtte üçü indirilir.
(3) Etkin pişmanlığın;
a) Mağdur hakkında hükümden önce
gerçekleşmesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisi,
b) Mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde, verilecek
cezanın yarısı,
c) Hükmolunan cezanın infazına başlanması halinde, verilecek cezanın üçte
biri,
İndirilebilir.
(4) İftiranın konusunu oluşturan münhasıran idari yaptırım uygulanmasını
gerektiren fiil dolayısıyla;
a) İdari yaptırıma karar verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulması
halinde, verilecek cezanın yarısı,
b) İdari yaptırım uygulandıktan sonra etkin pişmanlıkta bulunulması
halinde, verilecek cezanın üçte biri,
indirilebilir.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/31
md.) Basın ve yayın yoluyla yapılan iftiradan dolayı etkin pişmanlık
hükümlerinden yararlanılabilmesi için, bunun aynı yöntemle yayınlanması
gerekir.
Suç üstlenme

Kovuşturma evresinde etkin pişmanlığın mağdur hakkında hükümden önce gerçekleşmesi halinde verilecek cezanın üçte ikisi; mağdurun mahkûmiyetinden sonra gerçekleşmesi halinde yarısı; hükmolunan cezanın infazına başlanması durumunda ise üçte biri mahkemece indirilebilir. İftiranın konusunu münhasıran idari yaptırım gerektiren bir fiilin oluşturması durumunda ise idari yaptırıma karar verilmeden önce dönülürse cezanın yarısı, idari yaptırım uygulandıktan sonra dönülürse üçte biri indirilebilir. Basın ve yayın yoluyla yapılan iftiradan dolayı etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanılabilmesi için iftiradan dönüşün aynı yöntemle yayınlanması zorunludur.

Soruşturma Usulü, Görevli Mahkeme ve Dava Zamanaşımı

Cinsel iftira suçu şikâyete tabi suçlardan değildir; cumhuriyet savcılığı suçu haber aldığı anda kendiliğinden soruşturma başlatır ve yeterli suç şüphesine ulaşıldığında kamu davası açar. Mağdurun şikâyetinden vazgeçmesi kamu davasını düşürmez ve yargılama Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde devam eder. Ayrıca iftira suçunda ceza muhakemesindeki uzlaşma hükümleri uygulanmaz. Şartları bulunduğu takdirde hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi veya ertelenmesi yoluna gidilebilir.

Cinsel iftira suçunda temel dava zamanaşımı süresi sekiz yıldır. Zamanaşımı süresinin belirlenmesinde Türk Ceza Kanunu m. 66/3 ve 66/4 gereğince suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri ile cezanın yukarı sınırı dikkate alınır. Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup on beş yaşını doldurmamış olanlar hakkında zamanaşımı sürelerinin yarısının; on beş yaşını doldurmuş olup on sekiz yaşını doldurmamış olanlar hakkında ise üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer. Türk Ceza Kanunu m. 267/8 uyarınca iftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten itibaren işlemeye başlar.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 66Kaynağı aç
Madde 66- (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında
kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda
yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda
onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını
gerektiren suçlarda sekiz yıl,
geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını
doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup
da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin
geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller
itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun
kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları
gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/8
md.) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece
bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı
süresi yeni baştan işlemeye başlar.
(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs
halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda
kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara
karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından
işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye
başlar.
(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış
müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların
yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.
Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi

Hukuk Mahkemesinde Maddi ve Manevi Tazminat Sorumluluğu

Cinsel iftira fiili sebebiyle mağdur olan kişi, kişilik haklarının korunması amacıyla faile karşı Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açma hakkına sahiptir. Anayasa'nın 12 ve 17. maddelerinde güvenceye bağlanan temel hak ve hürriyetler ile manevi varlığı koruma hakkı yanında, Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddelerinde kişilik haklarına yönelik hukuka aykırı saldırıların dava yoluyla korunacağı düzenlenmiştir. Kişilerin hak arama hürriyetini yalnızca başkasına zarar verme gayesiyle kullanması hukuken korunmaz. Nitekim Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/11831, K. 2018/7106 sayılı kararında; ısrarla üç kez cinsel istismar isnadıyla suç duyurusunda bulunulması, başvuruların kovuşturmaya yer olmadığı kararlarıyla sonuçlanması ve açılan davaların kesinleşen ret kararlarıyla neticelenmesi karşısında şikâyet hakkının kötüye kullanıldığını tespit ederek mağdur lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Ceza mahkemesince iftira isnadına konu olay sebebiyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hukuk hâkimini bağlamaz. Bununla birlikte, ceza soruşturmasında teknik inceleme verileri ve taraflar arasındaki ilişki gibi şikâyete dayanak bir kısım emarelerin var olması halinde, yapılan başvuru Anayasal şikâyet hakkı kapsamında kaldığından manevi tazminat istemi reddedilir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2016/10424, K. 2018/7433Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2016/10424 E.  ,  2018/7433 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … … aleyhine 08/05/2015 gününde verilen dilekçe ile haksız şikayetten kaynaklanan manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 11/03/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, haksız şikayetten kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hüküm; taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Davacı vekili, davalının, müvekkilinin tecavüzüne uğradığını iddia ederek şikayetçi olması üzerine, müvekkili hakkında Cumhuriyet Savcılığınca soruşturma başlatıldığını, soruşturma devam ederken davalının iftirada bulunduğunu ve müvekkilinin cinsel saldırıda bulunmadığını beyan ettiğini, neticede kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, davalının bu eylemi nedeniyle iftira suçundan cezalandırılmasına karar verildiğini belirterek, bu nedenle uğranılan manevi zararın giderilmesi isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davalının iftira suçundan cezalandırılarak hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğinin sabit olduğu, şikayetinin olayın hemen akabinde değil, iki gün geçtikten sonra davacı ile aralarında yaşanan başka bir olay nedeniyle ona kızması ve tartışmaları sonrasında gerçekleştiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasa'nın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır, 25. maddesinde, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı belirtilmiş, BK’nin 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Ceza Mahkemesince, her ne kadar davaya konu edilen olay nedeniyle davalı cezalandırılmış ve hakkında verilen ceza kararı için hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları mahiyeti itibariyle hukuk hakimini bağlamaz.
Tüm bu açıklamalar ışığında, dosya kapsamındaki deliller birlikte değerlendirildiğinde; davalı tarafından davacı hakkında şikayetin yapıldığı yer ve yapılış şekli, cinsel istismar ve kasten yaralama suçlarından yapılan soruşturma sırasında davacının telefonunda gerçekleştirilen teknik incelemede elde edilen veriler, davalının sosyal ve ekonomik durumu, taraflar arasındaki ilişki nazara alındığında, davalının şikayetçi olmasında esasen bir kısım emarelerin var olduğu, davalı tarafından Anayasal şikayet hakkı kapsamında ilgili mercilere şikayette bulunulduğu anlaşılmakla, davacının kişilik haklarına saldırı söz konusu değildir. Şu durumda, mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda açıklanan nedenlerle davalı yararına BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve davalıdan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 29/11/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Cinsel iftira suçu şikâyetten vazgeçilirse düşer mi?

Cinsel iftira suçu şikâyete tabi olmadığından mağdurun şikâyetten vazgeçmesi kamu davasını düşürmez ve kovuşturma devam eder.

Cinsel iftira suçunda uzlaşma hükümleri geçerli midir?

İftira suçu ceza muhakemesinde uzlaşma kapsamında bulunmadığından taraflar arasında uzlaşma hükümleri uygulanamaz.

Cinsel iftira davalarında hangi mahkeme görevlidir?

Cinsel iftira suçunda yargılama yapmaya suçun işlendiği yerdeki Asliye Ceza Mahkemesi görevlidir; tazminat talepleri ise Asliye Hukuk Mahkemesinde görülür.

Delil uydurularak cinsel iftira atıldığında ceza artar mı?

İsnat edilen fiilin maddi eser ve delillerinin uydurularak iftira atılması halinde 5237 sayılı TCK m. 267/2 uyarınca verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Cinsel iftiraya uğrayan kişi tutuklanırsa fail hangi cezayı alır?

Mağdurun beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı kararı alması şartıyla, iftira sebebiyle tutuklanması halinde fail ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu