İptal Davası Nedir? İdari İşlemin İptali Davası Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
İptal Davası Nedir? İdari İşlemin İptali Davası Şartları

İptal Davası Nedir ve Amacı Nelerdir?

İptal davası; idarenin hukuka aykırı bir işlemine karşı menfaati ihlal edilen kişilerin idare mahkemesinde açtığı ve dava konusu işlemin ortadan kaldırılmasını talep ettiği dava türüdür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde düzenlenen bu dava yolu, idari tasarrufların hukuka uygunluğunu denetler. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E. 2021/1531, K. 2022/1609 sayılı kararında belirtildiği üzere iptal davası, hukuka aykırı idari işlemleri ortadan kaldırmak suretiyle idarenin hukuka uygun davranmasını sağlama ve hukuk düzenini koruma amacını taşır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Madde 2 – 1. (Değişik: 10/6/1994-4001/1 md.) İdari dava türleri şunlardır: a) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 21/9/1995 tarihli ve E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararı ile; Yeniden Düzenleme: 8/6/2000-4577/5 md.) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) (Değişik: 18/12/1999-4492/6 md.) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar. 2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinde gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.[3] 3. (Mülga: 2/7/2018 – KHK-703/185 md.) İdari davaların açılması:
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E. 2021/1531, K. 2022/1609Kaynağı aç
DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2021/1531 E.  ,  2022/1609 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2021/1531 Karar No : 2022/1609 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı … Başkanlığı VEKİLLERİ : Av. …, Av. … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Dördüncü Dairesinin 02/06/2021 tarih ve E:2021/2257, K:2021/2900 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Dava, 16/02/2021 tarih ve 31397 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 35 Seri No'lu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in iptali istemiyle açılmıştır. Danıştay Dördüncü Dairesinin 02/06/2021 tarih ve E:2021/2257, K:2021/2900 sayılı kararı: İdari yargıda dava açabilmek için objektif ehliyet olarak kabul edilen hak ve fiil ehliyetine sahip olmanın yanı sıra; subjektif ehliyet olarak kabul edilen ve İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde belirtilen ''menfaat ihlali'' koşulunun da gerçekleşmiş olması gerekmekte olup menfaat ihlali için meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ile ciddi ve makul bir ilginin varlığı şarttır. İdari yargılama hukukunda, iptal davaları için aranan ehliyet koşulu. objektif dava ehliyeti olarak adlandırılan kişinin dava açma yeteneğinin yanında subjektif dava ehliyeti olarak adlandırılan dava açacak kişi ile davaya konu edilecek idari işlem arasında bir menfaat bağı bulunmasını da içerecek şekilde anlaşılmaktadır. Davacı ile dava konusu ettiği işlem arasında bulunması gereken menfaat bağının bulunup bulunmadığı, her bir davada iptal davasının yukarıda açıklanan özellikleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yargı mercilerince takdir edilmektedir. Uyuşmazlık konusu 35 Seri No'lu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in iptalini istemekte olan davacının kişisel, meşru ve güncel bir menfaati bulunmadığından davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerekmektedir. Daire, bu gerekçe ile davayı ehliyet yönünden reddetmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI: Dava konusu Tebliğ'in avukatlık mesleğini doğrudan ilgilendirdiği ve davacının avukatlık mesleğini icra ettiği belirtilerek temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Dava konusu tebliğin davacının menfaatini ihlal etmediği öte yandan işlemin Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 9. maddesi ile Maliye Bakanlığına tanınan yetki uyarınca hukuka uygun olarak yapıldığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Serbest meslek mensubu olan davacı tarafından serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisinin konusunu teşkil ettiği dikkate alındığında dava konusu Tebliğ'in 9. maddesi ile söz konusu maddede belirtilen şartlarla davacı tarafından ifa edilecek hizmetlerin kısmi tevkifata tabi tutulabileceği anlaşıldığından davacının uyuşmazlık konusu Tebliğ'in 9. maddesinin iptalini istemekte menfaati bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Bu nedenle davayı ehliyet yönünden reddeden Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY: Avukatlık mesleğini icra etmekte olan serbest meslek mensubu davacı tarafından dava konusu Tebliğ'in Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanması gerekirken … Bakanlığı (… İdaresi Başkanlığı) tarafından düzenlenerek yayımlanmasının işlemi yetki unsuru yönünden sakatladığı, öte yandan düzenleyici işlemin Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 9. maddesinde öngörülen düzenlemeler ile verginin kanuniliği ilkesine aykırı olduğu iddialarıyla iptali istemiyle dava açılmıştır. Dava konusu Tebliğ ile Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği'nin "C. Mükellef ve Vergi Sorumlusu" başlıklı bölümünün kısmi tevkifat uygulamasına ilişkin düzenlemeler içeren (I/C-2.1.3.) numaralı kısmında tevkifat yapmak üzere sorumlu tutulabilecekler, kısmi tevkifat uygulanacak hizmet ve teslimler ile tevkifat oranları gibi hususlarda birtakım değişiklikler yapılmıştır. Dava konusu Tebliğ on sekiz maddeden oluşmakta olup Tebliğ'in 9. maddesi ile Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği'nin (I/C-2.1.3.2.13.) bölümü başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: “2.1.3.2.13. Diğer Hizmetler KDV mükellefleri tarafından, 5018 sayılı Kanuna ekli cetveller kapsamındaki idare, kurum ve kuruluşlar, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları, döner sermayeli kuruluşlar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, kanunla kurulan veya tüzel kişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları ile kalkınma ajanslarına ifa edilen ve Tebliğde özel olarak belirlenmeyen diğer bütün hizmet ifalarında söz konusu alıcılar tarafından (5/10) oranında KDV tevkifatı uygulanır.” İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinde iptal davası, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. Aynı Kanun'un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme” başlıklı 14. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c) işaretli bendinde, dava dilekçelerinin ehliyet yönünden ilk incelemeye tabi tutulacağı belirtilmiş; (6) numaralı fıkrasında maddede sayılan hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağı ifade edilmiştir. 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) işaretli bendinde ise 14. maddenin (3) numaralı fıkrasının (c) işaretli bendinde yazılı hususta kanuna aykırılık görülürse davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır. 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun "Verginin konusunu teşkil eden işlemler" başlığını taşıyan 1. maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisinin konusunu teşkil edeceği düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 9. maddesiyle, mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, iş yerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Hazine ve Maliye Bakanlığı, vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutma konusunda yetkili kılınmıştır. Katma Değer Vergisi Kanunu'nda kural olarak vergiye tabi teslim ve hizmetlere ilişkin işlem bedeli üzerinden hesaplanan katma değer vergisinin teslim veya hizmeti yapanlar tarafından mükellef sıfatıyla beyan edilmesi öngörülmekte iken Kanun'un 9. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Maliye Bakanlığınca Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği'nin "C. Mükellef ve Vergi Sorumlusu" başlıklı bölümünün "2. Vergi Sorumlusu" başlıklı kısmında hesaplanan verginin bu işlemlere muhatap olanlar tarafından kısmen veya tamamen vergi sorumlusu sıfatıyla beyan edilip ödenmesine ilişkin tam tevkifat ve kısmi tevkifat başlıkları altında birtakım istisnai düzenlemeler yapılmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İptal davası, hukuka aykırı idari işlemleri ortadan kaldırmak suretiyle idarenin hukuka uygun davranmasını sağlama ve bu şekilde hukuk düzenini koruma amacı taşıyan bir davadır (Akyılmaz, Sezginer, Kaya 2021, Türk İdari Yargılama Hukuku, s. 263). Bu özelliği nedeniyle iptal davası, hukuk devletinin olmazsa olmazlarından olan idarenin yargısal denetiminin en önemli araçlarından birini teşkil etmektedir. İptal davasının anılan işlevi göz önüne alındığında, idarenin hukukun sınırlarının dışına çıkmamasında idare edilen herkesin arada bir ilgi bağı olmaksızın menfaati bulunduğu düşünülebilirse de her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılabilmesinin idarenin işleyişini olumsuz yönde etkileyebileceğini öngören kanun koyucu, iptal davası açılabilmesi için objektif dava ehliyeti bulunmasını yeterli görmemiş, iptali istenilen idari işlemle istemde bulunanın menfaatinin ihlâl edilmiş olması şartını da aramıştır. İdari yargıda subjektif dava ehliyeti olarak adlandırılan "menfaat ihlâli" şartındaki "menfaat" kavramının gerek öğretide gerekse içtihatlarda, iptal davasını açan davacı ile dava konusu ettiği idari işlem arasında kurulabilecek ilgiyi ifade ettiği ve bu ilginin kişisel, meşru ve güncel nitelik arz etmesi gerektiği kabul edilmektedir. Menfaatin kişisel olması, ihlâl edilen menfaatin davacıya ait olmasını; meşru olması, menfaatin hukuk tarafından korunmaya layık olmasını; güncel olması ise iptal davasına konu edilmek istenen idari işlemin ihlâl etmiş olduğu menfaatin, davanın açıldığı anda mevcut olmasını ifade etmektedir. Avukat olan davacı tarafından dava konusu Tebliğ'in tamamının iptali istenilmekte ise de avukatlık mesleğinin icrası, her türlü düzenleyici işlemin iptali isteminde davacının salt bu sebeple menfaatinin bulunduğu anlamına gelmemektedir. Bu nedenle iptali istenilen düzenleyici işlem ile davacının kişisel, meşru ve güncel menfaatinin ihlâl edilmiş olması gerektiği açıktır. Dava konusu Tebliğ ile Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği'nin "C. Mükellef ve Vergi Sorumlusu" başlıklı bölümünün kısmi tevkifat uygulamasına ilişkin düzenlemeler içeren (I/C-2.1.3.) numaralı kısmında değişiklik ve düzenlemeler yapılmıştır. Dava konusu Tebliğ'in 9. maddesi ile de Katma Değer Vergisi Uygulama Genel Tebliği'nin (I/C-2.1.3.2.13.) bölümü başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir: "2.1.3.2.13. Diğer Hizmetler KDV mükellefleri tarafından, 5018 sayılı Kanuna ekli cetveller kapsamındaki idare, kurum ve kuruluşlar, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları, döner sermayeli kuruluşlar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, kanunla kurulan veya tüzel kişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları ile kalkınma ajanslarına ifa edilen ve Tebliğde özel olarak belirlenmeyen diğer bütün hizmet ifalarında söz konusu alıcılar tarafından (5/10) oranında KDV tevkifatı uygulanır.” Serbest meslek mensubu olan davacı tarafından serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisinin konusunu teşkil ettiği dikkate alındığında dava konusu Tebliğ'in 9. maddesi ile söz konusu maddede belirtilen şartlarla davacı tarafından ifa edilecek hizmetlerin kısmi tevkifata tabi tutulabileceği anlaşıldığından davacının uyuşmazlık konusu Tebliğ'in 9. maddesinin iptalini istemekte menfaati bulunduğu sonucuna varılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davayı ehliyet yönünden reddeden Daire kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1- Davacının temyiz isteminin KABULÜNE, 2- Danıştay Dördüncü Dairesinin 02/06/2021 tarih ve E:2021/2257, K:2021/2900 sayılı kararının BOZULMASINA, 3- Yeniden verilecek kararda karşılanacağından, yargılama giderleri hakkında hüküm kurulmasına gerek bulunmadığına, 28/12/2022 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi. X – KARŞI OY:2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında dava dilekçelerinde, tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adresleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı deliller, davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihi; vergi, resim, harç, benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin davalarla tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktar, davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının nevi ve yılı, tebliğ edilen ihbarnamelerin tarih ve numarası ve varsa mükellef hesap numarasının gösterileceği düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) işaretli bendinde, dilekçenin Kanun'un 3. ve 5. maddelerine uygun olarak düzenlenmediği durumlarda otuz gün içinde 3. ve 5. maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanlıkları tamamlanmak üzere reddine karar verileceği, (5) numaralı fıkrasında ise dilekçenin reddedilmesi üzerine, yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde davanın reddedileceği hüküm altına alınmıştır. Uyuşmazlık konusu olayda davacı tarafından 16/02/2021 tarih ve 31397 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 35 Seri No'lu Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ'in iptali istemiyle dava açılmışsa da dava dilekçesinde iptali istenilen işlemin avukat olan davacının menfaatini hangi yönlerden etkilediği yönünde herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir. Yukarıda yer verilen düzenlemelerden davanın konusu ve sebepleri ile dayandığı delillerin davacı tarafından dava dilekçesinde açıkça gösterilmesi aksi halde otuz gün içinde 3. ve 5. maddelere uygun şekilde yeniden düzenlenmek veya noksanlıkları tamamlanmak üzere dilekçenin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, dava konusu Tebliğ'in hangi maddelerinin davacının menfaatini hangi yönlerden etkilediği hususunda herhangi bir açıklamaya yer verilmeksizin açılan davada, dava dilekçesinde davanın sebepleri açıkça gösterilmek üzere dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığından temyize konu kararın bu gerekçeyle bozulması gerektiği oyu ile karara katılmıyoruz. XX – KARŞI OY: Genel düzenleyici işlemler de dahil olmak üzere idarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından iptal davası açılabilmesi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanun'un düzenlemesi gereğidir. Davacının, avukat sıfatını haiz olup yalnızca bu sıfata dayanarak dava açabileceği iddiası ile kişisel menfaatini belirtmeksizin davasının görülmesini istediği, itiraz aşamasında da kişisel menfaatini belirtmeksizin dava konusu düzenleyici işlemin iptalini talep etmekte olduğu anlaşılmaktadır. Avukat sıfatını haiz kişinin yasal mevzuatı bilen veya bilmesi gereken kişi olması hasebiyle iptalini talep ettiği düzenleyici işlemin menfaatini ihlal eden kısmını sebepleri ile birlikte belirtmek zorunda olduğu dikkate alındığında bu hususlar belirtilmeksizin açılan davanın ehliyet yönünden reddi hukuka uygun olduğundan temyiz istemin reddi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.
Danıştay 10. Daire, E. 2023/2120, K. 2024/2613Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2023/2120 E.  ,  2024/2613 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2023/2120 Karar No : 2024/2613 DAVACI :… Derneği VEKİLİ : Av. … DAVALI : … Bakanlığı VEKİLİ : Av. … DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER : 1- … Pilotaj ve Denizcilik Faaliyetleri A.Ş. 2- …Uluslararası Liman İşletmeciliği A.Ş. 3- … Denizcilik Faaliyetleri ve Ticaret A.Ş. VEKİLLERİ : Av. … DAVANIN_KONUSU : Davacı Dernek tarafından, imtiyaz sözleşmesine istinaden … Uluslararası Liman İşletmeciliği Anonim Şirketine 36 yıl süreyle verilen TCDD Mersin Limanı işletme izninin, kılavuzluk ve römorkörcülük faaliyetlerinde bulunmak üzere verilen teşkilat izninin, … Pilotaj ve Denizcilik Faaliyetleri Anonim Şirketine verilen kılavuzluk faaliyet lisansı ve hizmet izni ile … Denizcilik Anonim Şirketine verilen römorkörcülük faaliyet lisansı ve hizmet izninin iptali istemiyle Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğüne yapılan 10/09/2020 tarihili başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin iptali istenilmektedir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı görev yönünden davanın reddi yolundaki kararıyla dosyanın Danıştay'a gönderilmesi üzerine Dairemiz esasına kaydedilen dosya öncelikle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesi uyarınca incelendi, Tetkik Hakiminin raporu ve sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra, gereği görüşüldü: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, davacının, iptali istenen işlem yönünden dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 56. maddesinde, derneklerin, gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi toplulukları olduğu; 90. maddesinde ise, derneklerin, amaçlarını gerçekleştirmek üzere, tüzüklerinde belirtilen çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda faaliyette bulunacakları hükmüne yer verilmiştir. 5253 sayılı Dernekler Kanunu'nun "Dernek Tüzüğü" başlıklı 4. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, "Derneğin amacı ve bu amacı gerçekleştirmek için dernekçe sürdürülecek çalışma konuları ve çalışma biçimleri ile faaliyet alanı"nın dernek tüzüğünde yer alacağı belirtildikten sonra, 30. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, "Tüzüklerinde gösterilen amaç ve bu amacı gerçekleştirmek üzere sürdürüleceği belirtilen çalışma konuları dışında faaliyette bulunamayacakları" hüküm altına alınmıştır. Davacı Deniz Pilot Kaptanlar Derneği Tüzüğü'nün "Amaç" başlıklı 3. maddesinde, "Derneğin amacı, Türkiye'de faaliyet gösteren Kılavuz kaptanların mesleki açıdan geliştirilmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve yeterlilik seviyesinin çağdaş seviyede tutulmasına yardımcı olmak, denizde can, mal, seyir ve çevre emniyetinin sağlanmasına yönelik çalışmalar yapmaktır."; "Derneğin faaliyet alanları" başlıklı 4. maddesinin l. bendinde ise, "Türk limanları ve boğazlarında oluşabilecek kaza riskini mümkün olan en alt seviyeye indirmek, can ve mal ve çevre felaketlerinin önüne geçmek için gerekli çalışmaları yapar ve gerekli gördüğü önerileri yetkili makamlara bildirir." düzenlemesine yer verilmiştir. İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasa koyucu, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak aramaktadır. İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir. İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idari işlemlerin; ancak bu idari işlemle meşru, kişisel, güncel ve doğrudan bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceği kabul edilmektedir. Taraf ilişkisinin kurulması için gerekli olan kişisel, meşru, güncel ve doğrudan bir menfaat ilgisinin varlığı, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlenmekte, davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve manevi bir ilişkisinin, hukuken korunması gereken bir menfaat bağının bulunması dava açma ehliyeti için gerekli sayılmaktadır. Bununla birlikte dernekler, üyelerinin ve temsil ettikleri kişilerin ortak çıkarlarını korumak ve dayanışmalarını sağlamak üzere kurulan özel hukuk tüzel kişileri olup, amaçları ve faaliyet alanları kendilerince hazırlanan tüzüklerle belirlenmektedir. Derneklerin, doğrudan dernek tüzel kişiliğinin hak ve çıkarlarını ilgilendiren konularda iptal davası açabilecekleri açık olmakla birlikte, bu kapsamı aşan konularda salt tüzüğünde hüküm bulunduğundan bahisle dava ehliyetinin mevcut olduğunun kabulüne hukuken olanak bulunmamaktadır. Dava dosyasının incelenmesinden; davacı Dernek tarafından, imtiyaz sözleşmesine istinaden … Uluslararası Liman İşletmeciliği Anonim Şirketine 36 yıl süreyle verilen TCDD Limanı işletme izninin, kılavuzluk ve römorkörcülük faaliyetlerinde bulunmak üzere verilen teşkilat izninin, … Pilotaj ve Denizcilik Faaliyetleri Anonim Şirketine verilen kılavuzluk faaliyet lisansı ve hizmet izni ile … Denizcilik Anonim Şirketine verilen römorkörcülük faaliyet lisansı ve hizmet izninin iptali istemiyle Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğüne yapılan 10/09/2020 tarihili başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin; Kabotaj Kanunu uyarınca Türkiye Cumhuriyeti limanlarında kılavuzluk, römorkaj, seyrüsefer ve sair hizmetlerin ancak Türk vatandaşları veya Türk bayrağı taşıyan gemilerce yapılabileceği, uyuşmazlıkta ise dava dışı şirketlerin imtiyaz sözleşmesi imzalandıktan sonra yabancı şirketlere devredilmesi nedeniyle Türk kanunlarına göre kurulmuş ve hakim ortağının veya yönetim yetkisinin çoğunluğunun Türk vatandaşına ait olma vasfını yitirdiği ve yetkilerinin hukuka aykırı hale geldiği iddialarıyla iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Olayda, dernekle ilgisi olmayan dava dışı şirketlere imtiyaz sözleşmesi neticesinde verilen faaliyet ve hizmet izinlerinden kaynaklanan uyuşmazlığın kılavuz kaptanların gelişimi ve çalışma koşullarıyla ilgisinin ortaya konulamadığı, öte yandan, dava dilekçesinde yer alan hukuka aykırılık nedenine bakıldığında, dava konusu edilen işlemlerin can, mal ve seyir güvenliği ile ilgisinin de ortaya konulamadığı dikkate alındığında; davacı derneğin amacı çerçevesinde bulunmayan, dernek üyelerinin tamamının menfaatini ilgilendirdiği açık olarak ortaya konulamayan (dava konusu izinlere sahip şirketlerde çalışan dernek üyeleri yönünden menfaat ilgisi kurulamayan), dernekle ilgisi olmayan dava dışı şirketlere verilen faaliyet ve hizmet izinlerinden kaynaklanan işlemler ile davacı dernek arasında meşru, kişisel, güncel ve doğrudan bir menfaat ilgisi bulunmadığı anlaşıldığından, davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 14. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi ve 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca ehliyet yönünden DAVANIN REDDİNE, 2- Ayrıntısı aşağıda gösterilen … TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, yine aşağıda ayrıntısı gösterilen toplam … TL müdahil yargılama giderinin davacıdan alınarak davalı yanında müdahillere verilmesine, 3- Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Uyarınca belirlenen … TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4- Artan posta ücretinin isteği halinde davacıya iadesine, 5- Kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere 13/06/2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (X)-KARŞI OY : 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde iptal davaları; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. Davacı Deniz Pilot Kaptanlar Derneği Tüzüğü'nün "Amaç" başlıklı 3. maddesinde, "Derneğin amacı, Türkiye'de faaliyet gösteren Kılavuz kaptanların mesleki açıdan geliştirilmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve yeterlilik seviyesinin çağdaş seviyede tutulmasına yardımcı olmak, denizde can, mal, seyir ve çevre emniyetinin sağlanmasına yönelik çalışmalar yapmaktır."; "Derneğin faaliyet alanları" başlıklı 4. maddesinin (l) bendinde ise, "Türk limanları ve boğazlarında oluşabilecek kaza riskini mümkün olan en alt seviyeye indirmek, can ve mal ve çevre felaketlerinin önüne geçmek için gerekli çalışmaları yapar ve gerekli gördüğü önerileri yetkili makamlara bildirir." düzenlemesine yer verilmiştir. İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte, her idari işleme karşı, herkes tarafından iptal davası açılmasının, idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasa koyucu, iptal davaları için "menfaat ihlali"ni, subjektif ehliyet koşulu olarak getirmiştir. Danıştayın istikrar bulan kararlarına göre, subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için, idari işlemin, davacının meşru, kişisel ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir. Davacının meşru, kişisel ve güncel bir menfaatinin bulunup bulunmadığı ise, açılan davanın özelliklerine göre idari yargı organlarınca değerlendirilmektedir. Uyuşmazlıkta, davacı Dernek tarafından, imtiyaz sözleşmesine istinaden … Uluslararası Liman İşletmeciliği Anonim Şirketine 36 yıl süreyle verilen TCDD Mersin Limanı işletme izninin, kılavuzluk ve römorkörcülük faaliyetlerinde bulunmak üzere verilen teşkilat izninin, … Pilotaj ve Denizcilik Faaliyetleri Anonim Şirketine verilen kılavuzluk faaliyet lisansı ve hizmet izni ile … Denizcilik Anonim Şirketine verilen römorkörcülük faaliyet lisansı ve hizmet izninin iptali istemiyle Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğüne yapılan 10/09/2020 tarihili başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemin; Kabotaj Kanunu uyarınca Türkiye Cumhuriyeti limanlarında kılavuzluk, römorkaj, seyrüsefer ve sair hizmetlerin ancak Türk vatandaşları veya Türk bayrağı taşıyan gemilerce yapılabileceği, uyuşmazlıkta ise dava dışı şirketlerin imtiyaz sözleşmesi imzalandıktan sonra yabancı şirketlere devredilmesi nedeniyle Türk kanunlarına göre kurulmuş ve hakim ortağının / yönetim yetkisinin çoğunluğunun Türk vatandaşına ait olma vasfını yitirdiği ve yetkilerinin hukuka aykırı hale geldiği iddialarıyla iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, yukarıda maddelerine yer verilen Dernek Tüzüğü ve dava konusu işlem birlikte değerlendirildiğinde; Kabotaj Kanunu uyarınca stratejik önemleri dikkate alınarak milli menfaatler doğrultusunda Türk vatandaşları ile Türk kanunlarına göre kurulmuş ve hakim ortağı ya da yönetim yetkisinin çoğunluğu Türk vatandaşlarına ait şirketlere hasredilen yetkilerin çoğunluğu yabancı hale gelen şirketlerce kullanılması sonucunu doğurduğu da ileri sürülen dava konusu işlem ile davacı dernek arasında işbu iptal davasını açmaya yeterli bir menfaat bağının bulunduğu sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, davanın esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerekirken davanın ehliyet yönünden reddi yolundaki Daire kararına katılmıyoruz.

İdari Yargı Yetkisinin Sınırları ve Denetlenen Unsurlar

İdari işlemler yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurları bakımından hukuka uygunluk denetimine tabi tutulur ve bu unsurlardan herhangi birindeki sakatlık işlemin iptalini gerektirir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi gereğince idari yargı yetkisi yalnızca işlemlerin hukuka uygunluğunun denetlenmesiyle sınırlıdır. Mahkemeler yerindelik denetimi gerçekleştiremeyeceği gibi, idarenin takdir alanını tamamen bertaraf edecek veya doğrudan idari eylem ve işlem teşkil edecek mahiyette karar tesis edemez.

İptal Davasında Ehliyet ve Menfaat İhlali Koşulu

İdari yargıda dava açabilmek için genel hak ve fiil ehliyetini kapsayan objektif ehliyetin yanında, 2577 sayılı Kanun'un 2. maddesinde belirtilen menfaat ihlali koşulunun gerçekleşmesi gerekir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, E. 2021/1531, K. 2022/1609 sayılı kararında açıklandığı üzere menfaat ihlali için meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ile ciddi ve makul bir ilginin varlığı şarttır. Menfaatin kişisel olması ihlalin davacıya ait bulunmasını, meşru olması menfaatin hukuk tarafından korunmaya layık görülmesini, güncel olması ise idari işlemin ihlal etmiş olduğu menfaatin dava açıldığı anda mevcut bulunmasını ifade eder. Danıştay 10. Dairesi, E. 2023/2120, K. 2024/2613 sayılı kararında belirtildiği üzere idari işlemler ancak meşru, kişisel, güncel ve doğrudan bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebilir.

Tüzel kişilerin iptal davası açma ehliyeti de menfaat ilgisinin sınırlarıyla belirlenir. Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2023/786, K. 2023/3116 sayılı kararında kamu görevlileri sendikalarının kendi tüzel kişilikleri veya üyelerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatleri ile ilgisi bulunmayan genel düzenlemelere karşı açtıkları davaların ehliyet yönünden reddedileceğini belirtmiştir. Danıştay 10. Dairesi, E. 2023/2120, K. 2024/2613 sayılı kararında ise derneklerin tüzel kişiliklerinin hak ve çıkarlarını ilgilendiren konularda dava açabileceklerini, bu kapsamı aşan uyuşmazlıklarda salt tüzükte hüküm bulunmasının ehliyet sağlamayacağını hükme bağlamıştır. 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca davacının iptali istenen işlem yönünden ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verilir.

Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2023/786, K. 2023/3116Kaynağı aç
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2023/786 E.  ,  2023/3116 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/786 Karar No : 2023/3116 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Sendikası VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1- … Bakanlığı VEKİLİ : … 2- … Bakanlığı VEKİLİ : Av. … 3-… Bakanlığı VEKİLİ : Av. … 4- … Bakanlığı VEKİLİ :… İSTEMİN KONUSU : Danıştay Sekizinci Dairesinin 26/10/2022 tarih ve E:2021/5662, K:2022/6016 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 25/08/2021 tarih ve 31579 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Okul Servis Araçları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesi ile 25/10/2017 tarih ve 30221 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Okul Servis Araçları Yönetmeliği'nin (asıl Yönetmelik) 4. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendinde yapılan değişikliğin; Yönetmeliğin 2. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde yapılan değişikliğin; Yönetmeliğin 4. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 9. maddenin 2. fıkrasının (a) bendinde yapılan değişikliğin; Yönetmeliğin 5. maddesi ile asıl Yönetmeliğin Geçici 2. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişikliğin ve aynı maddenin 4. fıkrasında yer alan "yeni üretilen” ibaresinin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin değişikliğin; Yönetmeliğin 6. maddesi ile asıl Yönetmeliğin Geçici 3. maddesinde yapılan değişikliğin iptali istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 26/10/2022 tarih ve E:2021/5662, K:2022/6016 sayılı kararıyla; 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun 3. ve 19. maddeleri ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesine atıfta bulunularak; Kamu görevlileri sendikalarının, tüzel kişiliklerinden kaynaklanan genel hak ve fiil ehliyetine dayanarak menfaatlerini ihlal eden idari işlemler ile üyelerinin ortak çıkarlarının korunması için, hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda ise üyelerini veya bunların mirasçılarını temsil ederek idari yargıda dava açmaları hususunda tartışma bulunmadığı, Davacı Sendikanın, Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmet Kolunda kurulduğu, bu hizmet koluna, 4688 sayılı Kanun'un 41/(a) maddesine göre hazırlanan Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu Kapsamına Giren Kurum ve Kuruluşların Girdikleri Hizmet Kollarının Belirlenmesine İlişkin Yönetmelik kurallarına göre, üniversiteler dahil olmak üzere eğitim ve öğretim kurum ve kuruluşlarının girdiği, Sendika Tüzüğü'nün 6. maddesinde ise sendikanın çalışma konularının belirlendiği, Dava konusu Yönetmeliğin; okul öncesi eğitim ve zorunlu eğitim kapsamında bulunan öğrenciler ile kreş, gündüz bakımevleri ve çocuk kulüplerine devam eden çocukların taşıma faaliyetlerini düzenli ve güvenli hale getirmek, taşıma yapacak gerçek ve tüzel kişilerin yeterlilik ve çalışma şartları ile denetim işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirlemek amacıyla yayımlandığı, Dava konusu edilen düzenlemenin kapsamı dikkate alındığında, davacı Sendikanın tüzel kişiliği ya da üyelerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatleri ile ilgisi bulunmayan, okul öncesi eğitim ve zorunlu eğitim kapsamında bulunan öğrenciler ile kreş, gündüz bakımevleri ve çocuk kulüplerine devam eden çocukların taşıma faaliyetlerini düzenli ve güvenli hale getirmesi, taşıma yapacak gerçek ve tüzel kişilerin yeterlilik ve çalışma şartları ile denetim işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirlemesine yönelik dava konusu düzenlemelerin iptali konusunda, davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, idari işlemlerin hukuki denetiminin yapılabilmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için menfaat koşulunun geniş yorumlanması gerektiği, Sendika Tüzüğü'nün 2. maddesinin (c) ve (e) bentlerinde, sendikayı dava açmakta ehliyetli kılacak amaçların bulunduğu, buna göre bakılan davayı açmakta sübjektif ehliyet koşulunun gerçekleştiği, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idareler tarafından, Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ… 'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Daire kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan; "a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle ehliyet yönünden reddine ilişkin Danıştay Sekizinci Dairesinin temyize konu 26/10/2022 tarih ve E:2021/5662, K:2022/6016 sayılı kararının ONANMASINA, 3.Kesin olarak, 13/12/2023 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. Bir iptal davasının açılabilmesi ve idari yargı mercilerinin bu davayı ön koşullar yönünden kabul edebilmesi için 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesi uyarınca dava dilekçeleri "ehliyet" yönünden de incelenmektedir. Dolayısıyla, iptal davası açılabilmesinin ön koşullarından biri, davacının objektif ve subjektif dava ehliyetinin olmasıdır. Danıştay'ın istikrar bulan kararlarına göre, davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için idari kararın davacının meşru, şahsi ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir. İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği sonucunu yaratmaktadır. İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulu, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılmasına ve sürdürülmesine ilişkin bir husustur. Dolayısıyla, kişisel menfaat ihlali kavramının, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir. 25/08/2021 tarih ve 31579 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Okul Servis Araçları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendinde yapılan değişiklik incelendiğinde, anılan düzenleme ile okul servis araçlarında iç mekanı gösteren Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yayımlanan tip onay mevzuatına uygun şeffaf cam dışında cam kullanılamayacağının kurala bağlandığı anlaşılmaktadır. Davacı Sendika tarafından, dava konusu bu kural ile kullanımı zorunlu kılınan şeffaf camın, hangi düzeyde şeffaf olacağının özel teknik bilgi sahibi olmayan öğrenci velileri, okul yöneticileri ve öğretmenlerce kolaylıkla anlaşılabilir olmadığı, bahse konu camın beyaz cam niteliğinde olmadığı ve aracın içini dışarıdan izleme imkanını ortadan kaldırdığı, bunun da öğrencilerin servis araçlarında güvenli taşınıp taşınmadığına yönelik denetimi güçleştirdiği, öğrencilerin güvenliği açısından camların araç içini gösteren beyaz cam olması gerektiği iddia edilerek, bu düzenlemenin iptali talep edilmektedir. Davacı Sendikanın Tüzüğünün 2. maddesinde, toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda, herkesin kendi anadilinde, cins ayrımcı olmayan, eşit demokratik, laik, bilimsel, parasız ve kamusal nitelikli eğitim görmesini savunmak, uluslararası sözleşmelerde yer alan çocukların hakları ve eğitimi ile ilgili temel haklarını ve özgürlüklerini savunmak ve olumsuz koşullardaki çocukların eğitimi için çalışmalar yapmak Sendika'nın amaçları arasında sayılmıştır. Dava konusu düzenlemenin içeriği ile davacı Sendikanın Tüzüğünde belirtilen amaçlar birlikte değerlendirildiğinde, davacının 25/08/2021 tarih ve 31579 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Okul Servis Araçları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendinde yapılan değişikliğin iptalini istemekte, kişisel ve güncel menfaatinin, dolayısıyla dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle; davacının, Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (o) bendine yönelik temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bu kısmının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY XX-2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. Bir iptal davasının açılabilmesi ve idari yargı mercilerinin bu davayı ön koşullar yönünden kabul edebilmesi için 2577 sayılı Yasa'nın 14. maddesi uyarınca dava dilekçeleri "ehliyet" yönünden de incelenmektedir. Dolayısıyla, iptal davası açılabilmesinin ön koşullarından biri, davacının objektif ve subjektif dava ehliyetinin olmasıdır. Danıştay'ın istikrar bulan kararlarına göre, davacının subjektif dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü için idari kararın davacının meşru, şahsi ve güncel bir menfaatini ihlal etmesi gerekmektedir. İptal davalarında, dava konusu işlemin davacının menfaatini ihlal ettiğinin saptanması davacının bu davada ehliyetinin (subjektif ehliyetinin) bulunduğu, dolayısıyla davanın esasının incelenmesine geçilebileceği sonucunu yaratmaktadır. Kişisel menfaat ihlaline ilişkin Danıştay kararlarına bakıldığında, olayın özelliğine göre farklılıklar gösterdiği gözlemlenmektedir. Kiracıların, belde sakinlerinin, derneklerin, sendikaların, meslek kuruluşlarının dava açma ehliyetleri yönünden yapılan yargısal yorumlar zaman içinde iptal davasının hukuk devletini sağlamanın en önemli unsurlarından biri olduğu gerçeğini dikkate alan bir seyir izlemektedir. İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulu, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılmasına ve sürdürülmesine ilişkin bir husustur. Dolayısıyla, kişisel menfaat ihlali kavramının, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir. Bireylerin ve sivil toplum kuruluşlarının menfaat ilgisini kurdukları idari tasarrufları, iptal davası yoluyla idari yargı önüne getirmelerinin, idarenin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin sağlanmasıyla "Hukuk Devleti" nin gerçekleştirilmesine hizmet edeceği; soruna bu açıdan bakıldığında, idari yargıya özgü bir dava türü olan "iptal davası"nı açan gerçek veya tüzel kişilerin, dava açmakla ulaşmak istediği amaç bakımından klasik anlamda "davacı"dan farklı olduğu tartışmasızdır. Aksi yönde bir anlayış, iptal davasının ön koşullarından olan "menfaat ihlali"ni "hak ihlali"ne yaklaşan bir tarzda yorumlama sonucunu yaratır ki, bu durumun idari yargının varlık nedeni ile de yasa koyucunun amacı ile de bağdaşmayacağı açıktır. Bu itibarla, bir idari faaliyet ile, dava açma ciddiyetini sağlamaya yetecek ölçüde muhatap olup, menfaat ilgisini kuran kişi ve kuruluşlar söz konusu faaliyetle ilgili idari işlemlerin iptali istemiyle dava açabilirler. Kamu görevlileri sendikasının dava açma ehliyetinin de bu açıdan ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu'nun 3(g) maddesinde, sendika, kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar olarak tanımlanmış; aynı Kanun'un 19. maddesinde de, üyelerin idare ile ilgili doğacak ihtilaflarında, ortak hak ve menfaatlerinin izlenmesinde veya hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını her düzeyde ve derecedeki yönetim ve yargı organları önünde temsil etmek veya ettirmek, dava açmak ve bu nedenle açılan davalarda taraf olmak sendikaların görevleri arasında sayılmıştır. Anılan Kanun hükmünün değerlendirildiği Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 03/03/2006 tarih ve E:2005/1, K:2006/1 sayılı kararında, 4688 sayılı Kanun'un 19/f maddesi uyarınca kamu görevlileri sendikalarına, üyelerinin haklarını korumak amacıyla tanınmış olan dava açma hakkının kullanımında sınırlamaya gidilmesinin, Anayasa'nın hak arama hürriyetine ilişkin 36. maddesi kuralına uygun düşmeyeceği vurgulandıktan sonra, Danıştay Daireleri arasında, sendikaların, genel düzenleyici işlemlere karşı dava açabilmeleri konusunda içtihat farklılığı bulunmadığı; kamu görevlileri sendika ve üst kuruluşlarının, üyelerinin ortak, ekonomik, sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi için kurulmuş tüzel kişilikler olarak diğer tüm tüzel kişilere tanınan kuruluş amaçları çerçevesinde ve bu amaçları gerçekleştirecek ölçüde yetkili organları vasıtasıyla taraf ve dava ehliyetlerinin bulunduğu, bu nedenle, maddede öngörülen temsil yetkisinin gayesinin başka olduğu açıklanmıştır. Yukarıda alıntı yapılan, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararında da açıklandığı gibi, kamu görevlileri sendikalarının, kuruluş amaçlarını gerçekleştirecek ölçüde yetkili organları vasıtasıyla taraf ve dava ehliyetleri bulunmaktadır. Davacı Sendika'nın Tüzüğünde, Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmet Kolu’nda kurulduğu, bu hizmet koluna, eğitim, öğretim ve bilim alanındaki tüm iş yerlerinin dâhil olduğu belirtilmiş, aynı Tüzüğün 2. maddesinde ise, toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda, herkesin kendi anadilinde, cins ayrımcı olmayan, eşit demokratik, laik, bilimsel, parasız ve kamusal nitelikli eğitim görmesini savunmak, uluslararası sözleşmelerde yer alan çocukların hakları ve eğitimi ile ilgili temel hakların ve özgürlüklerini savunmak ve olumsuz koşullardaki çocukların eğitimi için çalışmalar yapmak Sendika'nın amaçları arasında sayılmıştır. Dava konusu edilen düzenlemelerin, eğitim sisteminin bir parçası olarak kabul edilmesi gereken, okul öncesi eğitim ve zorunlu eğitim kapsamında bulunan öğrenciler ile kreş, gündüz bakımevleri ve çocuk kulüplerine devam eden çocukların taşıma faaliyetlerinin düzenli ve güvenli hale getirmesi, taşıma yapacak gerçek ve tüzel kişilerin yeterlilik ve çalışma şartları ile denetim işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirlenmesine ilişkin olduğu dikkate alındığında, davacı Sendikanın 25/08/2021 tarih ve 31579 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Okul Servis Araçları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 2. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 5. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinde yapılan değişikliğin; 4. maddesi ile asıl Yönetmeliğin 9. maddenin 2. fıkrasının (a ) bendinde yapılan değişikliğin; 5. maddesi ile asıl Yönetmeliğin Geçici 2. maddesinin 1. fıkrasında yapılan değişiklik ile aynı maddenin 4. fıkrasında yer alan "yeni üretilen” ibaresinin yürürlükten kaldırılmasına ilişkin değişikliğin; 6. maddesi ile asıl Yönetmeliğin Geçici 3. maddesinde yapılan değişikliğin iptali istemekte, kişisel ve güncel menfaatinin dolayısıyla dava açma ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle; davacının, bahse konu düzenlemelere yönelik temyiz isteminin kabulü ile temyize konu kararın bu kısımlarının bozulması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

Dava Açma Süresi ve Sürelerin Hesaplanması

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesi gereğince dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün, vergi mahkemelerinde ise otuz gündür. Adresleri belli olmayanlara mevzuat gereğince ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel düzenlemede aksine hüküm yoksa süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren on beş gün sonra işlemeye başlar. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde süre ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Bu düzenlemelerin uygulanması üzerine ilgililer düzenleyici işlem, uygulanan işlem veya her ikisi aleyhine birden dava açabilir; düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması dayanağı işleme karşı dava açılmasına engel teşkil etmez.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 7Kaynağı aç
Madde 7 – 1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. 2. Bu süreler; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlar. 3. Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar. 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz. Sürelerle ilgili genel esaslar

İdari yargıda süreler tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar. Tatil günleri sürelere dahildir; sürenin son günü tatil gününe rastlarsa süre tatil gününü izleyen ilk çalışma gününün mesai bitimine kadar uzar. 2577 sayılı Kanun'un 8. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kanunda yazılı sürelerin bitimi çalışmaya ara verme zamanına (20 Temmuz – 31 Ağustos) rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 8Kaynağı aç
Madde 8 – 1. Süreler, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar. 2. Tatil günleri sürelere dahildir. Şu kadarki, sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar. 3. Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzamış sayılır. Görevli olmayan yerlere başvurma:

İdari İşleme Karşı Üst Makama Başvuru Usulü (İYUK m. 11)

İlgililer, idari dava açma süresi dolmadan önce dava konusu işlemin kaldırılmasını, geri alınmasını, tadil edilmesini veya yeni bir işlem tesisini üst merciden, şayet üst merci yoksa işlemi tesis eden makamdan talep edebilir. 2577 sayılı Kanun'un 11. maddesi uyarınca bu başvuru, işlemekte olan dava açma süresini durdurur. İdarece otuz gün içinde cevap verilmemesi halinde istem reddedilmiş sayılır. Talebin reddi veya reddedilmiş sayılması durumunda, başvuru tarihine kadar geçen süre hesaba katılarak dava açma süresi kaldığı yerden işlemeye devam eder.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 11Kaynağı aç
Madde 11 – 1. İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur. 2. Otuz gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.[8] 3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır. 4. (Mülga: 10/6/1994-4001/6 md.) İptal ve tam yargı davaları:

İptal Davasında Yürütmenin Durdurulması

İdari yargıda dava açılmış olması, dava edilen idari tasarrufun icrasını doğrudan engellemez; bu nedenle işlemin askıya alınabilmesi için yürütmenin durdurulması mahkemeden açıkça talep edilmelidir. 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin 2. fıkrasına göre idari mahkemeler ve Danıştay, dava konusu işlemin açıkça hukuka aykırı bulunması ve icrası halinde telafisi güç ya da olanaksız zararlar doğurması unsurlarının birlikte varlığı halinde, idarenin savunması alındıktan veya yasal cevap süresi dolduktan sonra gerekçe belirterek yürütmeyi durdurabilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 27Kaynağı aç
Madde 27 – (Değişik: 10/6/1994-4001/12 md.) 1. Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz. 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/57 md.) Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir. (Ek cümle: 21/2/2014-6526/17 md.) Ancak, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez.[20] 3. (Ek: 2/7/2012-6352/57 md.) Dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir. 4. Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 3 üncü fıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir. (Ek cümle: 19/1/2022-7351/2 md.) (İptal cümle:Anayasa Mahkemesi’nin 1/6/2022 tarihli ve E.: 2022/14, K.: 2022/70 sayılı Kararı ile.) 5. Yürütmenin durdurulması istemli davalarda 16 ncı maddede yazılı süreler kısaltılabileceği gibi, tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir. 6. Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında karar veren daire, mahkeme veya hakim tarafından çözümlenir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz. 7. Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hakim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine (…)[21] kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir. 8. Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır. 9. (Ek: 2/7/2012-6352/57 md.) Yürütmenin durdurulmasına dair verilen kararlar onbeş gün içinde yazılır ve imzalanır. 10. (Ek: 2/7/2012-6352/57 md.) Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz. Kararların sonuçları:[22]

Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, idarenin savunması alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere savunma alınmaksızın da durdurulabilir. Ancak kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği ile geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, kanun gereğince uygulanmakla etkisi tükenecek idari işlemlerden sayılmaz. Sadece ilgili kanun veya Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez. Yürütmenin durdurulması kararları kural olarak teminat karşılığında verilir; durumun gereklerine göre teminat aranmayabileceği gibi idareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz.

Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlara karşı tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz yoluna başvurulabilir. İtiraz mercileri, dosyanın kendilerine intikalinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır ve bu itiraz üzerine verilen kararlar kesindir. 2577 sayılı Kanun'un 27. maddesinin 10. fıkrası uyarınca yargılamada aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz.

Görevli ve Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi

2577 sayılı Kanun'un 32. maddesi gereğince, özel kanunlarda yetkili idare mahkemesi gösterilmemişse yetkili mahkeme, dava konusu idari işlemi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir ve bu kanunun uygulanmasında yetki kamu düzenindendir. Bununla birlikte Cumhurbaşkanı kararları, bakanlık düzenleyici işlemleri ve birden fazla idare mahkemesinin yetki alanına giren işlere karşı açılacak davalar ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştayda görülür.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 32Kaynağı aç
Madde 32 – 1. Göreve ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla bu Kanunda veya özel kanunlarda yetkili idare mahkemesinin gösterilmemiş olması halinde, yetkili idare mahkemesi, dava konusu olan idari işlemi veya idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir. 2. Bu Kanunun uygulanmasında yetki kamu düzenindendir. (Mülga ikinci cümle: 10/6/1994-4001/15 md.) (…) Kamu görevlileri ile ilgili davalarda yetki:

İdari Yargılama Usulü ve İlk İnceleme Sırası

İdari yargılama usulü yazılılık esasına dayanır; mahkeme incelemesini evraklar ve işlem dosyası üzerinden gerçekleştirir, bu nedenle idari davalarda tanık dinletme usulü bulunmamaktadır. Açılan davalarda dilekçeler 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesinin 3. fıkrası uyarınca sırasıyla görev ve yetki, idari merci tecavüzü, ehliyet, idari davaya konu kesin ve yürütülmesi gereken işlem niteliği, süre aşımı, husumet ve dilekçe kurallarına uygunluk yönlerinden incelenir. Bu hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında aynı kanunun 15. maddesi hükümleri tatbik edilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 14Kaynağı aç
Madde 14 – 1. Dilekçeler Danıştayda Evrak Müdürlüğünce kaydedilir ve Genel Sekreterlikçe görevli dairelere havale olunur. 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/53 md.) Bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde dilekçeler, evrak bürosunca kaydedilerek ilgili mahkemelere havale olunur. Dilekçe sahibine evrakın tarih ve sayısını gösterir ücretsiz bir alındı kâğıdı verilir. 3. (Değişik: 5/4/1990-3622/5 md.) Dilekçeler, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından: a) Görev ve yetki, b) İdari merci tecavüzü, c) Ehliyet, d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı, e) Süre aşımı, f) Husumet, g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları, Yönlerinden sırasıyla incelenir. 4. (Değişik: 5/4/1990-3622/5 md.) Dilekçeler bu yönlerden kanuna aykırı görülürse durum; görevli daire veya mahkemeye bir rapor ile bildirilir. Tek hakimle çözümlenecek dava dilekçeleri için rapor düzenlenmez ve 15 inci madde hükümleri ilgili hakim tarafından uygulanır. 3 üncü fıkraya göre yapılacak inceleme ve bu fıkra ile 5 inci fıkraya göre yapılacak işlemler dilekçenin alındığı tarihten itibaren en geç onbeş gün içinde sonuçlandırılır. 5. İlk incelemeyi yapanlar, bu noktalardan kanuna aykırılık görmezler veya daire veya mahkeme tarafından ilk inceleme raporu yerinde görülmezse, tebligat işlemi yapılır. 6. Yukarıdaki hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15 nci madde hükmü uygulanır. İlk inceleme üzerine verilecek karar:

İptal Kararının Hukuki Sonuçları ve Uygulanması

İptal hükmünün verilmesiyle birlikte dava konusu idari işlem geçmişe etkili olarak hiç tesis edilmemiş sayılır. 2577 sayılı Kanun'un 28. maddesi uyarınca idare, esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının icaplarına uygun adımları gecikmeksizin atmak, gerekli işlemi tesis etmek veya eylemde bulunmak zorundadır; bu doğrultuda öngörülen yasal süre, kararın idareye tebliğinden itibaren otuz günü hiçbir surette aşamaz. Yargı kararlarının kamu görevlilerince süresi içinde yerine getirilmemesi durumunda açılacak tazminat davaları ancak ilgili idare aleyhine ikame edilebilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 28Kaynağı aç
Madde 28 – 1.(Değişik:10/6/1994-4001/13 md.) Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. (İptal cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 10/7/2013 tarihli ve E.: 2012/107 K.: 2013/90 sayılı Kararı ile.) (…) (Ek cümleler: 21/2/2014-6526/18 md.; Değişik üçüncü ve dördüncü cümleler: 10/9/2014-6552/97 md.; İptal üçüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (…)22 (İptal dördüncü cümle: Anayasa Mahkemesi’nin 25/11/2015 tarihli ve E.: 2014/86, K.: 2015/109 sayılı Kararı ile.) (Ek cümle: 10/9/2014-6552/97 md.) (…)22 ancak disiplin hükümleri saklıdır. 2. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, birinci fıkrada belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. 3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir. 4. (Değişik: 21/2/2014-6526/18 md.) Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir. 5. Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir. 6. (Değişik: 2/7/2012-6352/58 md.) Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez. Açıklama:

İptal davası hukuka aykırı idari işlemin ortadan kaldırılmasını sağlarken, idari işlem veya eylemden doğan maddi ve manevi zararların tazmini için tam yargı davası açılması gerekir. 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesi kapsamında hakları ihlal edilenler, idari işlem dolayısıyla tam yargı davası ile iptal davasını birlikte açabilecekleri gibi önce iptal davası açarak kararın tebliği veya icrasından itibaren kanuni süresi içinde tam yargı davası açabilirler. İdare mahkemesi kararlarına karşı tebliğden itibaren otuz gün içinde Bölge İdare Mahkemesine istinaf yoluna başvurulabilir.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 12Kaynağı aç
Madde 12 – İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır. Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması:
İptal davası açmak idari işlemin icrasını kendiliğinden durdurur mu?

Hayır, idari mahkemelerde dava açılması idari işlemin yürütülmesini durdurmaz; işlemin askıya alınabilmesi için işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve telafisi güç veya imkansız zararlar doğurması şartlarının birlikte varlığı aranarak yürütmenin durdurulması istenmelidir.

İdari yargıda tanık dinletilebilir mi?

Hayır, idari yargılama usulü yazılılık esasına dayandığından idari davalarda tanık dinletme usulü uygulanmaz; karar dosyadaki belgeler ve idarenin gönderdiği işlem dosyası üzerinden verilir.

İdare mahkeme kararını ne kadar sürede uygulamak zorundadır?

İdare, mahkemelerin esasa veya yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının gereklerine göre gecikmeksizin işlem tesis etmeye mecburdur ve bu süre kararın idareye tebliğinden itibaren otuz günü geçemez.

Yürütmenin durdurulması kararına itiraz süresi ne kadardır?

Yürütmenin durdurulması istemi hakkında verilen kararlara karşı tebliği izleyen günden itibaren yedi gün içinde Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir ve merci yedi gün içinde kesin karar verir.

Sendika veya derneklerin iptal davası açabilmesi için ne gerekir?

Sendika ve derneklerin dava açabilmesi için işlemin doğrudan tüzel kişiliklerini veya üyelerinin ortak hak ve menfaatlerini ilgilendirmesi gerekir; bu bağlantıyı içermeyen genel tasarruflara karşı açılan davalar ehliyet yönünden reddedilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu