İdareye Karşı Açılacak İstirdat Davası ve Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
İdareye Karşı Açılacak İstirdat Davası ve Şartları

İdare Hukukunda İstirdat Davasının Hukuki Niteliği

Anayasa m. 125 uyarınca idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Haklı bir hukuki neden bulunmaksızın idari bir işlem veya eylem sonucunda mülkiyetindeki mal ya da parası kamu gücü tasarrufuyla idareye geçen kişiler, bu malvarlığı değerlerinin iadesi amacıyla istirdat talebinde bulunabilirler. İdari yargılama sisteminde bağımsız ve müstakil bir istirdat davası türü düzenlenmemiş olup haksız tahsil edilen paranın veya malın geri alınması talebiyle açılan davalar tam yargı davası niteliği taşır. Tam yargı davaları; tazminat, istirdat, vergi ve idari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkları kapsayan genel bir koruma sağlar.

Danıştay 10. Daire, E. 2007/5446, K. 2009/10321Kaynağı aç
10. Daire         2007/5446 E.  ,  2009/10321 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2007/5446 Karar No: 2009/10321 Temyiz Eden (Davacı) : … Vekili : … Karşı Taraf (Davalı) : Boğaziçi Kurumlar Vergi Dairesi Başkanlığı-İSTANBUL İstemin Özeti : … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmanın Özeti : Yerinde olmadığı ileri sürülen temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. Danıştay Tetkik Hakimi : … Düşüncesi : … ili, … ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaz önünde bulunan, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki denizden dolgu vasıfllı taşınmazın 150 m²'lik kısmının işgal edildiğinden bahisle davacı şirketten istenilen 16.298 TL ecrimisilin ödenmesi üzerine, işgal edilen alanın 98,89 m² olduğundan bahisle fazla ödendiği iddia edilen 5.553,28 TL'nin yasal faiziyle birlikte geri ödenmesine karar verilmesi istemiyle tam yargı davası olarak açılan davada; dosyanın incelenmesinden, davacı şirket tarafından, İstanbul Defterdarlığına verilen 24.7.2003 tarihli dilekçede, yaz aylarında müşteri sayısının artması nedeniyle ecrimisil istenilen taşınmazda bulunan iskelenin genişletilmesi sonucunda taşınmazın 140 m²'lik kısmını kullanmaya başladıkları belirtilerek, 140 m²'lik kısmın kendilerine kiralanması isteminde bulundukları ve 11.3.2004 tarihinde İstanbul Milli Emlak Dairesi Başkanlığınca yapılan tepitte, işgal edilen alanın 150 m² olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacı şirketin, taşınmazın 150 m²'lik kısmını işgal ettiği sabit olduğundan fazladan ödediğini ileri sürdüğü 5.553,28 TL'nin yasal faiziyle birlikte geri ödenmesine karar verilmesi yolundaki isteminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenle, sonucu itibariyle hukuka uygun bulunan davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı : … Düşüncesi : İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir. Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü: Dava; … ili, … İlçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaz önünde bulunan, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki, denizden dolgu vasıfllı taşınmazın 150 m²'lik kısmının işgal edildiği ileri sürülerek, davacı şirketten istenilen 16.298 TL ecrimisilin ödenmesi üzerine, işgal edilen alanın 98,89 m² olduğundan bahisle, fazla ödendiği iddia edilen 5.553,28 TL'nin yasal faiziyle birlikte geri ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. … İdare Mahkemesince; davacının ecrimisil ihbarnamesine karşı düzeltme başvurusunda bulunması üzerine, idare tarafından düzeltme ihbarnamesi düzenlenmesi ile ecrimisilin tahakkuk edeceği, davacı tarafından ecrimisil ihbarnamesine yapılan düzeltme başvurusunun sonucu beklenmeden, ecrimisilin fazla ödendiğinden bahisle fazla ödendiği iddia edilen miktarın iadesinin istenilmesine hukuken olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacı, kararın usul ve hukuka aykırı olduğunu öne sürerek temyizen incelenip bozulmasını istemektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulu Kanunu'nun 2. maddesinde, idari dava türlerinin; idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olduğu; 7. madddesinde, dava açma süresinin, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu, bu sürenin idari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden başlayacağı; 12. maddesinde; ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava açma süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri, bu halde de ilgililerin 11. madde uyarınca idareye başvurma haklarının saklı olduğu hükmüne yer verilmiştir. İdari yargıda istirdat davası şeklinde bir dava türü olmamakla birlikte, kişilerden herhangi bir kamu alacağının istenilmesine ilişkin idari işlemin iptali istemiyle dava açılmamış olsa dahi, söz konusu kamu alacağının idareye ödenmesinden sonra, ödeme tarihinden itibaren altmış gün içinde haksız yere ödendiği ileri sürülen miktarın iadesi istemiyle idareye başvurulabileceği ve istemin reddi üzerine, haksız yere ödendiği ileri sürülen miktarın iadesine karar verilmesi istemiyle dava açılabileceği tartışmasızdır. Bu istemle açılan davaların ise tam yargı davası niteliğinde olduğunun kabulü gerekmektedir. Öte yandan, haksız yere ödendiği ileri sürülen miktarın iadesine karar verilmesi istemiyle açılan tam yargı davalarında, kamu alacağının istenilmesine ilişkin işlem dava konusu edilmemiş olsa dahi, idare mahkemesince, bu işlemin hukuka aykırılığı irdelenebilecek, dolayısıyla davacıdan söz konusu meblağın istenilip istenilemeyeceğinin hukuka uygunluk denetimi yapılabilecektir. Dosyanın incelenmesinden; … ili, … ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmaz önünde bulunan, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki, denizden dolgu vasıfllı taşınmazın 150 m²'lik kısmının 1.6.2003-15.3.2004 tarihleri arasında işgal edildiğinden bahisle, davacıdan 16.298 TL ecrimisil istenilmesine ilişkin olarak düzenlenen 18.3.2004 tarih ve 13734 sayılı ecrimisil ihbarnamesinin 18.3.2004 tarihinde davacı şirkete tebliğ edildiği; davacı şirket tarafından, söz konusu tutarın 16.4.2004 tarihinde ödenmesinden sonra 20.5.2004 tarihinde, kullanılan alanın 150 m² olmadığından bahisle ecrimisilin fazla hesaplandığı, 96 m² üzerinden tekrar hesaplanması ve fazla ödenen kısmın iade edilmesi için idareye başvurulduğu; gerekli ölçümlerin Kadastro Müdürlüğüne müracaat edilerek yaptırılması gerektiği yolundaki 1.6.2004 tarihli davalı idare işleminin davacı şirkete tebliği üzerine, davacı şirketin 1.10.2004 tarihinde Kadastro Müdürlüğünden fen memurunun ölçüm için görevlendirilmesi isteminde bulunduğu; Kadastro Müdürlüğünün ölçüm için ilgili kurumun başvuruda bulunması gerektiğini bildirmesi ve İstanbul Defterdarlığının Kadastro Müdürlüğünden ölçüm yapılmasını istemesi üzerine, 7.10.2004 tarihinde yapılan ölçümde, kullanılan alanın 98,89 m² olduğunun tespit edildiği; davacı şirketin, 8.10.2004 tarihinde tekrar idareye başvurarak ecrimisil miktarının 98,89 m² üzerinden hesaplanması ve fazla ödediği miktarın kendisine iade edilmesi istemiyle yaptığı başvurunun, Kadastro Müdürlüğünün yaptığı tespitin, işgal edilen dönemden sonraki bir tarihe ait olduğundan geçmişe yönelik düzeltme yapılamayacağına ilişkin 12.1.2005 tarihli işlemle reddi üzerine, fazladan ödendiği ileri sürülen 5.553,28 TL'nin yasal faiziyle birlikte geri ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Uyuşmazlıkta, davacı, ecrimisil ihbarnamesinin tebliğinden itibaren altmış günlük süre geçtikten sonra düzeltme başvurusunda bulunmuş olup; ihbarnameye süresinde itiraz etmediği ve ihbarnamenin iptali istemiyle dava açmadığından, ecrimisil ihbarnamesinin kesinleştiği görülmektedir. Ancak davacının, ecrimisil ihbarnamesinde belirtilen miktarı ödediği 16.4.2004 tarihinden itibaren, altmış gün içinde, 20.5.2004 tarihinde fazla ödediğini ileri sürdüğü miktarın iadesini talep ettiği; bu başvuru tarihinden, (davalı idarenin kadastrodan ölçüm yapılması gerektiği yolundaki işlemi üzerine yapılan) kadastro ölçümünden sonra, davacının isteminin reddine ilişkin 12.1.2005 tarihli işlemin tebliğine kadar geçen sürede dava açma süresinin durduğu dikkate alındığında, 2.2.2005 tarihinde açılan dava, süresinde açılmış bir tam yargı davası olarak nitelendirilmelidir. Bu durumda, işin esasına girilerek, ödediği miktarın, davacıdan istenilmesine ilişkin işlemin hukuka uygunluğunun irdelenmesi gerekmektedir. Dosyanın incelenmesinden; davacı şirket tarafından, 24.7.2003 tarihli dilekçe ile İstanbul Defterdarlığına başvurularak, yaz aylarında turistik teknelerle gelen müşteri sayısının arttığı ve teknelerin boyutlarının büyüdüğü, bu nedenle ecrimisil istenilen taşınmazda bulunan iskelenin genişletilerek, taşınmazın 140 m²'lik kısmının kullanılmaya başlandığının belirtildiği ve 140 m² üzerinden taşınmazın kendilerine kiralanması isteminde bulunulduğu; ayrıca İstanbul Milli Emlak Dairesi Başkanlığı görevlilerince 11.3.2004 tarihinde yapılan incelemede işgal edilen alanın 150 m² olduğunun tespit edildiği anlaşıldığından; davacı şirket tarafından ecrimisil istenilen dönemde işgal edilen alanın 150 m² olduğu sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla; davacıdan, taşınmazın 150 m²'lik kısmını işgal ettiğinden bahisle 16.298 TL ecrimisil istenilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, davacının fazladan ödediğini ileri sürdüğü 5.553,28 TL'nin yasal faiziyle birlikte geri ödenmesine karar verilmesi yolundaki istemi yerinde görülmemiştir. Bu durumda, İdare Mahkemesince davanın reddi yolunda verilen kararda, sonucu itibariyle hukuki isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca davacının temyiz isteminin reddine, … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının, yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA, 11.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İstirdat talepli tam yargı davası açılabilmesinin ön koşulu, idarenin eylem ya da işleminden kaynaklanan bir kişisel hak ihlalinin varlığıdır. İdarenin yasal bir dayanağı olmaksızın mal veya parayı kendi mülkiyetine geçirmesi, mülkiyet hakkının ihlali niteliğindedir. İdari makamlarca kamu gücü kullanılmak suretiyle tesis edilen, yeni hukuki durum yaratan veya var olan durumu değiştiren kesin ve icrai nitelikteki tek yanlı işlemler idari yargı denetimine tabidir. İdarenin tek yanlı ve kamu gücüne dayanarak tesis ettiği parasal bedel taleplerine karşı ihtirazi kayıtla ödeme yapılması halinde, bu bedellerin iadesi istemi Danıştay 8. Dairesinin 2022/4996 Esas ve 2023/1508 Karar sayılı ilamı doğrultusunda idari yargının görev alanında incelenir. Buna karşılık Danıştay 12. Dairesinin 2020/3928 Esas ve 2022/844 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, fazla ve yersiz ödemenin rızaen ödenmesine çağrı mahiyetindeki borç bildirim belgeleri icrai nitelik taşımadığından bu tür bildirimlere karşı açılan davalar incelenmeksizin reddedilir.

Danıştay 8. Daire, E. 2022/4996, K. 2023/1508Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2022/4996 E.  ,  2023/1508 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2022/4996 Karar No : 2023/1508 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … Turizm ve Otel İşletmeciliği Anonim Şirketi VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Muğla ili, Bodrum ilçesi, …Mahallesinde Turizm Merkezi kapsamındaki … ada, … parsel numaralı 115.182,70 m² yüzölçümlü orman alanına ilişkin davalı idarece belirlenen ve aleyhlerine adli yargıda açılan alacak davası devam ederken ihtirazi kayıtla 24/12/2020 tarihinde ödenmek zorunda kalınan dava masrafı ve vekalet ücreti dahil toplam 4.218.809,24 TL tutarındaki orman köylüleri kalkındırma geliri bedeli ve gecikme zammının ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; davaya konu bedele ilişkin olarak davalı idarece davacı aleyhine … Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:… sayılı dosyası üzerinden açılan dava esnasında söz konusu bedel tahsis süresi uzatımından yararlanabilmek için davacı şirket tarafından davalı idare hesabına ödendiği, akabinde ödenen söz konusu bedelin haksız bir ödeme olduğu iddiasıyla iadesi için iş bu davanın açıldığı, burada davacı şirket tarafından davalı idareye ödenen bedelin iadesi hususu değerlendirilirken aynı zamanda ödenmesi gereken orköy bedeli ve gecikme bedelinin de ne kadar olması gerektiği konusunun da değerlendirilmesi gerektiği, … Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan alacak davası esnasında orköy bedeli ve gecikme bedelinin miktarı konusunda bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve düzenlenen raporun söz konusu dosyaya sunulduğu, ancak dava devam ederken söz konusu bedellerin ayrıca vekalet ücreti ve yargılama gideri dahil olmak üzere ödenmesi üzerine konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği; dava devam ederken bedeller davacı şirket tarafından ödenmiş ise de, söz konusu ödemenin haksız olduğu ileri sürülerek ödenen bedelin iadesi istemiyle davalı idareye karşı istirdat talebinde bulunulması halinde de müracaat edilecek olan dava yolunda aynı usulün kullanılması gerektiği, dolayısıyla davacı tarafından haksız olarak yapıldığı iddia edilen ödemenin iadesi istemiyle açılan davanın da genel hükümlere göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, tahsis süresinin uzatılması istemli başvurusu aşamasında kendisinden "borcu yoktur" belgesinin alınmasının istenildiği, anılan belgeyi alabilmek için uyuşmazlık konusu konusu bedel zamanaşımına uğramasına rağmen davalı idareye ihtirazi kayıtla yatırılmak zorunda kalındığı, ödemenin kamu gücü karşısında mecburen yapılmış bir ödeme olduğu, bu nedenle davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiği, daha önce davalı idarece davacı aleyhine adli yargı yerinde alacak davası açılmış olmasının ödenen bedelin iadesinin de mutlak suretle adli yargı yerinde açılacak bir dava ile istenilmesi gerektiği sonucunu doğuramayacağı, şayet davacı aleyhine adli yargı yerinde dava açılmaksızın davacı tarafından ödeme yapılmış olunsaydı, bu kez de iade isteminin idari yargı yerinde incelenmesi sonucunun ortaya çıkması gerektiği ve bu yaklaşımın aynı konuda iki farklı yargı yerinde yargılama yapılabileceği sonucunu doğuracağı, Orköy fonunun tahsiline ilişkin işlemlere karşı açılacak davalarda idari yargı görevli olduğuna göre taşınmazın tahsis süresinin uzatılması için kamu gücü karşısında ihtirazi kayıtla mecburen yapılan ödemenin iadesinin de idari yargının görevli olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'İN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Muğla ili, Bodrum ilçesi, … Mahallesinde 115.182,70 m²'lik ormanlık alanda 1148 yatak kapasiteli 5 yıldızlı otele ilişkin tahsisi bulunan davacı şirket tarafından, kesin tahsis süresinin 49 yıla uzatılması talebiyle 07/11/2018 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı'na başvuruda bulunulmuştur. Bu talebe ilişkin görüşü istenilen Orman Genel Müdürlüğü'nün Orman Köylüleri Kalkındırma Gelirinin tahsil edildiğine dair kayda rastlanmadığının bildirilmesi üzerine 03/07/2019 tarihli Kültür ve Turizm Bakanlığı yazısıyla davacının ödemesi gereken Orman Köylüleri Kalkındırma Gelirini ödemediği takdirde tahsisin uzatılmasına ilişkin talebin geçersiz olacağı belirtilmiştir. Söz konusu bedelin yatırılmadığının tespit edilmesi üzerine … tarih ve … sayılı Orman Genel Müdürlüğü işlemiyle de dava konusu taşınmaz için belirlenen orköy bedeli ve gecikme bedelinden oluşan toplam 3.748.239,90-TL bedelin ödenmesi davacı şirketten istenilmiştir. Davacı şirket tarafından söz konusu bedelin zamanaşımına uğradığı ileri sürülerek ödenmemesi üzerine, davalı idare tarafından davacı şirket aleyhine …Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:… sayılı dosyası üzerinden alacak davası açılmıştır. Söz konusu dava devam ederken Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın 12/02/2020 tarihli işlemiyle davacıya söz konusu bedelin ödendiğine dair dekontun bir ay içerisinde iletilmemesi halinde davacı şirketin kesin tahsis süresinin 49 yıla uzatılması hakkından yararlandırılmayacağı bildirilmesine karşılık davacı tarafından istenilen belge verilmediğinden süre uzatım talebi reddedilmiştir. Bunun üzerine, davacı şirket tarafından bu kez dava konusu taşınmaza ilişkin tahsis süresi uzatımından yararlanılabilmek için borcunun bulunmaması gerektiğinden 24/12/2020 tarihinde orman köylüleri kalkındırma geliri bedeli ve gecikme zammı ile birlikte ayrıca dava masrafı ve vekalet ücreti dahil toplam 4.218.809,24 -TL ihtirazi kayıtla ödenmiştir. Akabinde, … Asliye Hukuk Mahkemesi'nin … tarih ve E:… K:… sayılı kararı ile davaya konu alacağın yargılama gideri ve vekalet ücreti de dahil olmak üzere ödendiğinden bahisle konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davacı şirket tarafından 24/12/2020 tarihinde ödenen söz konusu bedelin zamanaşımına uğradığından bahisle tahsilinin mümkün olmadığı ve haksız ve hukuka aykırı olarak tahsil edildiği ileri sürülerek dava masrafı ve vekalet ücreti dahil ödenen toplam 4.218.809,24-TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iadesine karar verilmesi istemiyle 22/02/2022 tarihinde bakılmakta olan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, "İdari dava türleri şunlardır: a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar." düzenlemesine; "İptal ve tam yargı davaları" başlıklı 12. maddesinde, "İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." düzenlemesine yer verilmiştir. 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'na dayanılarak çıkarılan Kamu Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelik'in 21. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde, "Tahsis edilen taşınmazın orman arazisi olması halinde; 31/12/2005 tarihli ve 26040 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Orman Köylüleri Kalkınma Hizmetlerine İlişkin Esas ve Usullerin 5 inci maddesinde belirtilen esas ve usullere göre bütçeye gelir kaydedilmek ve bir defaya mahsus olmak üzere Orman Köylüleri Kalkındırma Geliri alınır. Orman Köylüleri Kalkındırma Geliri proje toplam bedelinin orman sahasına isabet eden kısmının yüzde üçüdür." hükmü yer almıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdari makamlar tarafından, idarenin işlevine ilişkin olarak ve kamu gücü kullanılmak suretiyle yapılan, yeni bir hukuki durum yaratan veya varolan hukuki durumu değiştiren kesin ve icrai nitelikteki tek yanlı irade açıklamaları, idare hukukunda idari işlem olarak nitelendirilir ve bu işlemler idari yargı denetimine tabidirler. Bakılan uyuşmazlıkta, Orman Genel Müdürlüğü tarafından 21/10/2019 tarihli işlemiyle dava konusu taşınmaz için belirlenen ORKÖY bedeli ve gecikme bedelinden oluşan toplam 3.748.239,90-TL bedelin ödenmesinin davacı şirketten istenildiği, davacı şirket tarafından bedelin ödenmemesi üzerine Orman Genel Müdürlüğü tarafından davacı şirket aleyhine … Asliye Hukuk Mahkemesi'nin E:… sayılı dosyası üzerinden alacak davası açılmışsa da; dava devam ederken davacı şirket tarafından taşınmaza ilişkin tahsis süresi uzatımından yararlanılabilmek için borcunun bulunmaması gerektiğinden 24/12/2020 tarihinde Orman Köylüleri Kalkındırma Geliri bedeli ve gecikme zammı ile birlikte ayrıca dava masrafı ve vekalet ücreti dahil toplam 4.218.809,24-TL ihtirazi kayıtla ödenildiği görülmektedir. Bu durumda, idarece tek yanlı, kamu gücüne dayanılarak, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu, Kamu Taşınmazlarının Turizm Yatırımlarına Tahsisi Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca tesis edilen orman köylüleri kalkındırma bedeli talep edilmesine ilişkin işlemden doğan uyuşmazlığın yargısal denetiminin, idare hukuku ilke ve kuralları çerçevesinde idari yargı yerlerince yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu itibarla, davanın görev yönünden reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. …Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 4. Kesin olarak 28/03/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Danıştay 12. Daire, E. 2020/3928, K. 2022/844Kaynağı aç
Danıştay 12. Daire Başkanlığı         2020/3928 E.  ,  2022/844 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONİKİNCİ DAİRE Esas No : 2020/3928 Karar No : 2022/844 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : … KARŞI TARAF (DAVALI) : … Valiliği VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacının, Dumlupınar Üniversitesi … Meslek Yüksek Okulunda müdür olarak görev yaptığı 19/04/2012 – 18/04/2018 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak, ek ödemeden faydalanamayacağı halde 217.297,60-TL tutarında ek ödeme yapıldığından bahisle, anılan tutarın adına borç çıkartılarak yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararla; davacı tarafından iptali istenilen dava konusu borç bildirim belgesinin; davacıya fazladan ödendiği belirlenen 217.297,60-TL tutarın rızaen ödenmesinin istenilmesine ilişkin olduğu, bu haliyle dava konusu işlemin; rızaen ödemeye çağrı niteliğinde olup, kamu alacağının tahsili için ayrıca adli yargı yerinde dava açılacağından, idari davaya konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, davanın incelenmeksizin reddi gerektiği gerekçesiyle, 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge Mahkemesi … İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Danıştay Onbirinci Dairesinin emsal nitelikteki kararında; idarenin hatalı işlemi sebebiyle kamu personeline yersiz ve fazla yapılan ödemeler söz konusu olduğunda ortada 5018 sayılı Kanun'un 71. maddesi ve bu madde uyarınca çıkarılan Yönetmelik kapsamında ilgililerden tahsil edilebilecek nitelikte bir kamu zararının varlığından bahsetmenin mümkün bulunmadığı, her ne kadar, dava konusu işlem üzerine, tahsil amacıyla davacının maaşından herhangi bir kesinti yapılmamış ve davacı tarafından da bir ödemede bulunulmamış ise de, dava konusu işlemin içeriği ve tesis ediliş niteliği itibarıyla kesin ve icrai bir işlem olduğu, aksi düşüncenin, Anayasamızın, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğuna ilişkin 125. maddesi hükmünü işlevsiz hale getireceği, nitekim idarenin hatalı olarak ödediği miktarın istirdadına mahkeme kararı olmadan karar verebileceği ve istirdadın koşullarına ilişkin Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22/12/1973 tarih ve E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararının, bu gibi uyuşmazlıklarda idari yargı tarafından verilecek kararlara ilişkin olduğu, anılan içtihat gereğince herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın yersiz ve fazla ödemelerin davacıdan istenilmesi mümkün olup, bu meblağın davacıdan istenilmesi yolunda tesis edilen işlemin idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi gerekli işlemlerden olduğu anlaşıldığından, İdare Mahkemesince işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, davanın incelenmeksizin reddine karar verilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığının ifade edildiği, anılan Kararda belirtilen gerekçelerle devletin resmi kayıtlarında şahsına sekiz yıllık yasal faiz hariç 217.297.60-TL borç tahakkuk ettirilmesine ilişkin işlemin kesin ve icraî bir işlem olduğu, bu nedenle dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerekirken, davanın incelenmeksizin reddine ilişkin Mahkeme kararında hukuka uygunluk bulunmadığından istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Davacının, Dumlupınar Üniversitesi … Meslek Yüksek Okulunda müdür olarak görev yaptığı 19/04/2012 – 18/04/2018 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak, ek ödemeden faydalanamayacağı halde 217.297,60-TL tutarında ek ödeme yapıldığından bahisle, anılan tutarın borç çıkartılarak yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin … tarih ve … sayılı dava konusu işlemin idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi gerekli işlemlerden olduğu sonucuna varıldığından, İdare Mahkemesince işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, davanın incelenmeksizin reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmediğinden, temyiz isteminin kabulü ile istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle incelenmeksizin reddine ilişkin … İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın … İdare Mahkemesine gönderilmesine, 02/03/2022 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. (X) KARŞI OY : Dava, davacının, Dumlupınar Üniversitesi … Meslek Yüksek Okulunda müdür olarak görev yaptığı 19/04/2012 – 18/04/2018 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak, ek ödemeden faydalanamayacağı halde 217.297,60-TL tutarında ek ödeme yapıldığından bahisle, anılan tutarın borç çıkartılarak yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemine ilişkin … tarih ve … sayılı işlemin iptali istemiyle açılmıştır. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesi uyarınca kamu zararının kapsamı; kamu kaynakları kullanılarak piyasadan mal ve hizmet satın alınması sırasında fazla ödeme yapılması, idarenin gelirlerinin tahsili sırasında mevzuata aykırı davranılması ve mevzuatta öngörülmeyen bir ödeme yapılması suretiyle yol açılan zararla sınırlı bulunmakta; ikinci fıkra ile belirlenen kapsam içinde de kamu malına zarar verilmesi, kamu görevlilerinin hukuka aykırı eylemleri nedeniyle kişilere verdikleri zararın kamu tarafından ödenmek zorunda kalınması ya da mevzuatta ödenmesi öngörülmekle birlikte mevzuatın yorumunda hataya düşülmek veya ihmal ve kasıt yoluyla fazla ödeme yapılması halleri sayılmamaktadır. Bu bakımdan, idarenin hatalı işlemi sebebiyle yersiz ve fazla yapılan ödemeler sözkonusu olduğunda ortada 5018 sayılı Kanun'un 71. maddesi ve bu madde uyarınca çıkarılan Yönetmelik kapsamında ilgililerden tahsil edilebilecek nitelikte bir kamu zararının varlığından bahsetmek mümkün bulunmamaktadır. Temelinde hatalı bir ödeme işlemi bulunduğu belirtilen durumlarda, idarenin öncelikle hatalı işlemini ve bu işlem sebebiyle ilgililer adına borç çıkartılan miktarı belirten kesin ve icrai nitelikte yeni bir işlem tesis etmesi, idari davaya konu edilebilecek nitelikte olan bu işlemin ilgililere tebliği üzerine, ilgililer tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda belirtilen sürelerde dava açılmaması, dava açılması durumunda ise mahkemece bir karar verilmesi üzerine fazla ödenen miktarın istirdat edilebileceği açıktır. Aksi düşünce, Anayasanın, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolunun açık olduğuna ilişkin 125. maddesi hükmünü işlevsiz hale getirecektir. Nitekim; idarenin hatalı olarak ödediği miktarın istirdadına mahkeme kararı olmadan karar verebileceği ve istirdadın koşullarına ilişkin Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22/12/1973 tarih ve E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararı, bu niteliğe haiz uyuşmazlıklarda, idari yargı tarafından verilecek kararlara ilişkin olduğu açıktır. Bu duruma göre; uyuşmazlığa konu fazla ödemelerin de, yukarıda anılan 1973 tarihli İçtihat gereğince herhangi bir yargı kararına gerek olmaksızın davacıdan istenilmesi mümkün olduğundan ve bu meblağın davacıdan geri istenilmesi yolunda tesis edilen işlemin idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülmesi gerekli işlemlerden olduğu sonucuna varıldığından, İdare Mahkemesince işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, davanın incelenmeksizin reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmediğinden, istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği görüşüyle, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmıyorum. (XX) KARŞI OY : 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 1. maddesinde; ‘’ Bu Kanunun amacı, kalkınma planları ve programlarda yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve malî saydamlığı sağlamak üzere, kamu malî yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm malî işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve malî kontrolü düzenlemektir.’’ hükmüne, ‘’Kamu Zararı’’ başlıklı 71. maddesinde; ‘’Kamu zararı; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıdır.’’ hükmüne yer verilmiş, kamu zararının belirlenmesinde; a) İş, mal veya hizmet karşılığı olarak belirlenen tutardan fazla ödeme yapılması, b) Mal alınmadan, iş veya hizmet yaptırılmadan ödeme yapılması, c) Transfer niteliğindeki giderlerde, fazla veya yersiz ödemede bulunulması, d) İş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek fiyatla alınması veya yaptırılması, e) İdare gelirlerinin tarh, tahakkuk veya tahsil işlemlerinin mevzuata uygun bir şekilde yapılmaması, f) (Mülga:22/12/2005-5436/10 md.) g) Mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılmasının esas alınacağı belirtilmiş, üçüncü fıkrasında, kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararının, zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte ilgililerden tahsil edileceği, son fıkrasında ise; kamu zararının, bu zarara neden olan kamu görevlisinden veya diğer gerçek ve tüzel kişilerden tahsiline ilişkin usûl ve esasların, Maliye Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği kuralı getirilmiştir. 5018 sayılı Kanun'un 71. maddesine dayanılarak çıkarılan ve 19/10/2006 tarih ve 26324 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren; Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin amacının, kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararlarının tahsiline ilişkin usul ve esasları belirlemek olduğu, ‘’Tanımlar’’ başlıklı 4. maddesinde; bu Yönetmeliğin uygulanmasında; "(a) İlgili: Kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan gerçek ve/veya tüzel kişi ya da kişileri," "(c) Kamu zararı: Mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıyla doğan zararı," "(ğ) Sorumlu: Kamu zararının oluşmasına sebep olan kamu görevlisini ifade eder." tanımlarına yer verilmiştir. ‘’Sorumluluk’’ başlıklı 5. maddesinde; Kanun'un ilgili maddeleri gereğince, kamu görevlilerinin kamu kaynaklarının etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, yönetilmesinden, kullanılmasından, korunmasından, kötüye kullanılmaması ve her an hizmete hazır bulundurulması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumlu olduğu, kontrol, denetim, inceleme, kesin hükme bağlama veya yargılama sonucunda tespit edilen kamu zararının geri ödenmesi sürecine, kamu görevlileri ile birlikte ilgililerin de dâhil edileceği belirtilmiştir. Yukarıda yer alan Kanun hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden dolayı mevzuata aykırı olarak aldıkları karar, tesis ettikleri işlem veya eylemleri neticesinde kamu zararına sebebiyet vermeleri halinde bu zarara neden olan ilgili kamu görevlisi ile diğer gerçek ve tüzel kişilerden tahsili cihetine gidileceği belirtilmek suretiyle, zararın tahsilinde muhatap olacak kişilerin, 5018 sayılı Kanun kapsamında sorumluluk yüklenen, diğer bir anlatımla zararın doğmasına sebep olan kişiler olduğu açıktır. Kanun'un açıkça, kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olanları sorumlu tutmasına ve yukarıda anılan Yönetmeliğin 4/ğ ve 5/1 maddesinde de sorumluluk ve sorumlular konusunda Kanun'a paralel düzenlemeler öngörülmesine karşın, 4/a maddesinde, ‘’ilgili’’ tanımının, kendisine yersiz veya fazla ödeme yapılan kişiler olarak belirtilmesi ve 5/2 maddesinde, zararın ödenmesi sürecine Kanun'un sorumlu tuttuğu kişilerin yanında bu kişilerin de dahil edileceğinin belirtilmesi, Kanun hükmüne açıkça aykırılık taşımaktadır. Dolayısıyla, her ne kadar Yönetmelik hükmü yürürlükte olsa da Kanun'da öngörülmeyen bir düzenleme içermesi ve açıkça Kanun'a aykırılık teşkil etmesi nedeniyle bu hükümlerin ihmal edilmesi ve doğrudan Kanun hükümlerinin dikkate alınması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Aksi düşünce, 5018 sayılı Kanun kapsamındaki asıl sorumlu olanların kasıt, kusur veya ihmal gibi işlemleri sonucu ortaya çıkan kamu zararları nedeniyle sadece hatalı veya fazla ödemeye muhatap olan ilgili kişilerin adli yargı mahkemelerinde açılacak olan davalarda, davalı sıfatıyla alacak davasına maruz kalmaları ve yargılama giderleri ve vekalet ücreti veya bilirkişi ücreti gibi masraflara mahkum olmalarına sebep olabilecektir ki bu da Kanun'un amacıyla örtüşmeyen bir durumdur. Bakılan davada, Dumlupınar Üniversitesi … Meslek Yüksek Okulunda müdür olarak görev yaptığı 19/04/2012 – 18/04/2018 tarihleri arasındaki döneme ilişkin olarak, kendisine fazla ve yersiz yapılan ek ödemeler konusunda yani mevzuata aykırı olarak ödeme yapılması konusunda kastı, kusuru veya eylemi bulunduğuna dair, dosyada her hangi bir bilgi ve belge bulunmayan davacının, fazla yapıldığı belirtilen ödemelerle ilgili olarak kamu kaynağında eksilmeye neden olabilecek konumda, diğer bir ifadeyle sorumlu konumda olmadığı, sadece ödemeye muhatap kişi konumunda olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, fazla ödemelerde herhangi bir sorumluluğu bulunmayan ve sadece ödemeye muhatap olan davacıdan istenilen kamu zararının tahsilinde, anılan Yönetmeliğin uygulanma olanağı bulunmadığından, dava konusu borç çıkarılmasına ilişkin işlemin, idari davaya konu olabilecek kesin ve icrai bir işlem olduğu ve işin esasının incelenmesi gerektiği oyuyla aksi yöndeki karara katılmıyorum.

Önceden İptal Davası Açma Şartının Bulunmaması

Kamu alacağının tahsiline dayanak teşkil eden idari işleme karşı önceden bir iptal davası açılmamış olması, yapılan ödemenin iadesi talebiyle tam yargı davası açılmasına engel değildir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 12 hükmü gereğince ilgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine tam yargı davası açabilecekleri gibi, iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilir ya da ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine tam yargı davası yoluna gidebilirler. İdari işlemin icrası sebebiyle zarara uğrayan kişiler, bedeli ödedikten sonra da itiraz ve dava hakkını kullanabilirler.

Kamu alacağının ödenmesinden sonra açılan istirdat istemli tam yargı davalarında, tahsilata temel oluşturan idari işlem dava konusu edilmemiş olsa dahi mahkemece bu işlemin hukuka aykırılığı incelenebilir. Danıştay 10. Dairesinin 2007/5446 Esas ve 2009/10321 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere, idare mahkemesi davacıdan ilgili meblağın talep edilip edilemeyeceğini hukuka uygunluk denetimine tabi tutma yetkisine sahiptir. Bu doğrultuda idari işlem iptal edilmemiş olsa bile ödemenin hukuki dayanağının bulunup bulunmadığı tam yargı davası içinde değerlendirilir.

Dava Öncesi Başvuru Usulü ve Hak Düşürücü Süreler

İstirdat taleplerinde başvuru ve dava açma usulü, uyuşmazlığın idari işlemden mi yoksa idari eylemden mi kaynaklandığına göre farklılaşır. İdari işlemden kaynaklanan istirdat davalarında, dava açılmadan önce idareye başvuru yapılması zorunlu olmayıp ilgililerin tercihine bırakılmıştır. Kamu alacağının tahsiline ilişkin işleme karşı iptal davası açılmamışsa, söz konusu bedelin ödenmesinden itibaren altmış gün içinde iade talebiyle idareye başvurulabilir ve istemin reddi üzerine tam yargı davası açılabilir. Genel dava açma süresi 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 7 uyarınca Danıştay ve idare mahkemelerinde altmış gün, vergi mahkemelerinde otuz gün olup bu süre yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren başlar.

Uyuşmazlık idarenin bir eyleminden kaynaklandığında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 13/1 gereğince idari dava açılmadan önce eylemin yazılı bildirimle veya başka suretle öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurulması zorunludur. Başvurunun kısmen veya tamamen reddi halinde ret kararının tebliğini izleyen günden itibaren veya talep hakkında otuz gün içinde cevap verilmezse bu sürenin bitiminden itibaren dava açma süresi içinde tam yargı davası açılır. Kanunun 13. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan davanın görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda idareye başvurma şartı aranmaz.

2577 sayılı İDARİ YARGILAMA USULÜ KANUNU m. 13Kaynağı aç
Madde 13 – 1. İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında otuz gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.[9] 2. Görevli olmayan adli (…)[10] yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz. Dilekçeler üzerine ilk inceleme:

Görevli ve Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi

İdareye karşı açılacak istirdat istemli tam yargı davalarında genel görevli yargı yeri idare mahkemeleridir. İstirdat davasına konu işlem veya eylem 2575 sayılı Danıştay Kanununun 24. maddesinde sayılan türden bir tasarrufa dayanıyorsa, dava ilk derece mahkemesi sıfatıyla Danıştay bünyesinde görülür. Kamu gücüne dayanılarak tahakkuk ettirilen idari para cezalarının haksız tahsiline ilişkin istirdat istemlerinde de idari yargı görevlidir.

Buna karşın kanunların genel hükümlere yollama yaptığı bazı istisnai durumlarda görev adli yargıya aittir. Türkiye İş Kurumu tarafından verilen idari para cezaları kanun gereğince genel esaslara göre tahsil edildiğinden, kuruma ödenen idari para cezasının geri alınması amacıyla açılacak istirdat davalarında Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Benzer biçimde Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna karşı kayıp-kaçak bedelinin haksız tahsil edildiği iddiasıyla açılan istirdat davaları da Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülür.

İdari sözleşmelerden doğanlar dışındaki tam yargı davalarında yetkili mahkeme 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 36 uyarınca belirlenir. Bu kurala göre yetkili mahkeme sırasıyla uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili idare mahkemesi; zarar bayındırlık veya ulaştırma gibi bir hizmetten ya da idarenin eyleminden doğmuşsa hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer mahkemesi; diğer durumlarda ise davacının ikametgahı yer mahkemesidir. Öte yandan idari yargıda kişilerin kendilerini bizzat temsil etme ehliyeti bulunduğundan, idare mahkemelerinde avukat tutma zorunluluğu yer almamaktadır.

İdari işlem iptal edilmeden ödenen paranın istirdadı istenebilir mi?

İdari işlemin iptali için önceden veya birlikte dava açılmamış olsa dahi, ödemenin haksız yapıldığı ileri sürülerek tam yargı davası açılabilir. İdare mahkemesi, kamu alacağına dayanak oluşturan işlemin hukuka uygunluğunu bu dava kapsamında inceleme yetkisine sahiptir.

İdari para cezalarının iadesi için hangi mahkemede dava açılır?

Kamu gücüne dayalı idari para cezalarının haksız tahsilatı idari yargının görev alanında yer aldığından idare mahkemelerinde dava açılır. Ancak Türkiye İş Kurumu tarafından verilen para cezaları gibi özel kanunla genel esaslara tabi kılınan durumlarda görev Asliye Hukuk Mahkemesine aittir.

İdari eylemlerden doğan iade taleplerinde başvuru ve bekleme süresi ne kadardır?

İdari eylemlerden hakları ihlal edilenler eylemi öğrendikleri tarihten itibaren 1 yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili idareye başvurmalıdır. İdarenin ret kararı tebliğ edildiğinde veya 30 gün içinde cevap vermemesi halinde bu sürenin dolmasıyla genel dava açma süresi içinde dava açılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu