Hükmün Tavzihi: Koşullar, Sınırlar ve Usul

by Avukat Erdal Ersoy
Hükmün Tavzihi: Koşullar, Sınırlar ve Usul

Tavzih; yeterince açık olmayan, icrasında tereddüt ya da kuşku uyandıran veya birbirine aykırı fıkralar içeren bir hükmün, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her birinin talebiyle açıklanması ya da bu tereddüt ile aykırılığın giderilmesidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305. maddesi tavzihin hangi koşullarda istenebileceğini ve hangi sınırlar içinde kalması gerektiğini düzenlemiştir. Tavzih bir kanun yolu değildir; hükmü denetleme ya da değiştirme işlevi görmez, yalnızca mevcut hükmün gerçek anlamını ortaya çıkarır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 305Kaynağı aç
MADDE 305- (1) Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. (2) Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. Hükmün tamamlanması

Tavzihin Üç Koşulu

HMK m. 305/1 uyarınca tavzih yalnızca belirli ve sınırlı hallerde istenebilir: hükmün yeterince açık olmaması, hükmün icrasında tereddüt uyandırması veya hükmün birbirine aykırı fıkralar içermesi. Bu üç halin dışında taraflar tavzih talebinde bulunamaz.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2014/10702, K. 2015/5596Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2014/10702 E.  ,  2015/5596 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Adana 1. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 01/06/2010 NUMARASI : 2010/200-2010/322 Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda tavzih talebinin reddi yolunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı gerçek kişi, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği Pirili köyünde 331 parsel bitişiğindeki taşınmazın tapuda kayıtlı olmadığını, kazandırıcı zamanaşımı zilyedliği yoluyla taşınmaz edinme koşullarının yararına oluştuğunu iddia ederek Medenî Kanunun 713. maddesi hükmüne göre adına tescilini istemiştir. Davalı karşı davacı Hazine vekili cevap dilekçesinde; kadastro tespitinden bu yana 10 yıldan fazla süre geçtiğini, hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan dava olduğunu devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, davanın kabulüne ve 01.11.2004 günlü fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 27000 m2 ve (B) harfi ile gösterilen 1295 m2 yüzölçümündeki taşınmazların tarla olarak davacı Ş.. T.. adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm davalı Orman Yönetimi ve davalı karşı davacı Hazine vekilince temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesi üzerine yerel mahkeme hükmü Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11/07/2008 tarih ve 2008/5859-10429 Esas ve Karar sayılı ilamı ile bozulmuştur. Mahkemece bozma ilâmına uyularak yapılan yargılama sonunda; davacı kişilerin tescil davasının reddine karşı davanın kabulü ile 01.11.2004 günlü fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 27000 m2 ve (B) harfi ile gösterilen 1295 m2 yüzölçümündeki taşınmazların orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verilmiş, karar tarafların temyiz etmemesi üzerine 04.06.2012 tarihinde kesinleşmiştir. Davalı-karşı davacı Maliye Hazinesi vekili tarafından Adana 1. Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan tavzih dilekçesinde özetle; Adana 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/200 E. ve 2010/322 K. sayılı kararı ile "Karşı davanın kabulü ile Adana Karaisalı (Çukurova İlçesi) Pirili köyü dosyada fen bilirkişisi İbrahim Barukçu'nun 01.11.2004 tarihli raporunda (A) harfi ile gösterilen 27.000 m2, (B) harfi ile gösterilen 1.295 m2 yerin orman vasfı ile Hazine adına tesciline" karar verilmiştir. Sözkonusu mahkeme kararı kesinleşmiş olup, karar tarafımızca Milli Emlak Dairesi Başkanlığına yazı ile gönderilerek taşınmazın Hazine adına tescilinin yaptırılması istenmiştir. Ancak, Defterdarlık Milli Emlak Dairesi Başkanlığının ekli 29.04.2014 tarih ve 4112 sayılı yazılarında, kararın infaz edilmesi için Kadastro Müdürlüğüne gönderildiği, Kadastro Müdürlüğünün cevabi yazısında hükme esas bilirkişi ve raporlarının uygulamasında; 1-Mevcut kadastro paftası ile irtibatlı olan parsel cepheleri uyumsuz olduğu, 2-Krokilerin herhangi bir koordinat sistemine bağlı kalınmadan mevzi olarak hazırlanmış olup, bu haliyle mevcut kadastro paftası ile çakıştırıldığında hükme esas kısımlarla tescilli kadastro parselleri arasında binmeler ve boşluklar oluşmakta olduğu, 3-Hükme esas yüzölçümleri ile hesaplanan yüzölçümü arasında farklılıklar bulunduğu ve 4-Hükme esas krokiler 22-a öncesi ilk tesis paftası üzerinde oluşturulmuş olup bu haliyle uygulanması halinde pafta zemin uyumsuzluğu oluşturulmuş olacağı belirtilmiş, bu nedenlerle; sözkonusu taşınmazın Hazine adına tescil işlemlerinin yapılabilmesi için bilirkişi raporundaki eksikliklerin giderilmesi yönünde hükmün tavzihine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece yapılan inceleme üzerine, davacının tavzih talebinin reddine dair verilen karar, Hazine vekilince temyiz edilmiştir. Dava dilekçesindeki açıklamaya ve dosya kapsamına göre dava, kesinleşen mahkeme kararının tavzih yoluyla düzeltilmesine ilişkindir. Mahkemece, tavzih istenen konuda hiç bir araştırma ve inceleme yapılmaksızın, istenen tavzihin incelemeyi yapan bilirkişice ek raporla giderilmesi mümkün görünmediğinden, taşınmaz başında yeniden keşif gerektiğinden ve tüm bu hususların hükmün genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağına girebileceğinden bahisle, talebin reddine karar verilmesi yerinde değildir. Ayrıca tavzih talebinin kabulü halinde uyulacak usûl hükümleri HMK madde 306 da açıkça belirtilmiş olup bu maddede yazılı tebliğ işlemleri yerine getirilmeden ve davalılara cevap hakkı tanınmadan, evrak üzerinde yapılan inceleme ile yetinilip hüküm kurılması da doğru değildir. Şöyle ki; tavzihin hangi koşullarda yapılacağı HMK’nın 305. madde ve devamında açıklanmıştır. Buna göre, davanın taraflarınca, hükmün icrası tamamlanıncaya kadar tavzih talebinde bulunulabilir. Ancak, tavzih nedenleri sınırlı olarak belirtilmiş olup; bu nedenler, hükmün yeterince açık olmaması veya icrasında tereddüt uyandırması yahut birbirine aykırı fıkralar içermesi halleridir. Yine, aynı maddenin ikinci fıkrasına göre de, tavzih sonucu hükümde taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. Talebin kabulü halinde ise uyulacak usul hükümleri HMK 306. madde de belirlenmiş olup, anılan yasa hükmü uyarınca, tavzih istemine ilişkin dilekçenin bir örneğinin karşı tarafa tebliğ edilmesi ve cevap için uygun bir sürenin tayini gerekmektedir. Tavzih isteminin ancak bu gereklilik yerine getirildikten sonra incelenebileceği açıktır. Kanunun anılan hükmü emredici nitelikte olup uyulması zorunludur. Somut olayda ise; davalı -karşı davacının tavzih telebine ilişkin dilekçesi taraflara tebliğ edilmemiş, verilen tavzih kararı da taraflara tebliğ edilmemiştir. Ayrıca, davalı -karşı davacı Hazinenin tavzih istemi hükmü bozmayacak şekilde icrası mümkün bir talep olduğu anlaşıldığından, yukarıda anılan 305. madde gereği, mahkemece tavzih talebinin kabulüne karar verilerek, dosyanın fen bilirkişisine tevdii ile, taşınmazın bulunduğu yere ait kadastro paftası ile davalı taşınmaz bölümlerinin kordinatları çakıştırılmalı, parselin krokisi ve bölümlerin şekli değiştirilmeden çekişmeli parsel ile sınırındaki tescilli kadastro parselleri arasındaki uyumsuzluk giderilmeli, taşınmazların koordinatlarını gösterir şekilde infaza olanak veren, rapor ve krokilerinin düzenlenmesi ile hüküm fıkrasının düzeltilmesi şeklinde tavzih işlemi yerine getirilmelidir. Öyleyse mahkemece öncelikle; Hukuk Muhakemeleri Kanununun 306. maddesi hükmüne uygun olarak tavzih talebine ilişkin davalı-karşı davacı dilekçesinin taraflara tebliği, cevap için uygun bir sürenin tanınması, anılan yasanın 304. madde hükmü de gözetilerek bu talep hakkında bir karar verilmesi ve verilecek kararın taraflara ayrı ayrı tebliğinden ibarettir. Mahkemece karar verilirken HMK'nın 305/2. maddesinin “Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez.” hükmü de gözetilerek, hükmün infaza olanak verecek biçimde tavzih kararı verilmelidir. Mahkemece yasanın açık hükmüne aykırı olarak işlem yapılıp yazılı şekilde karar verilmeyerek, eksik incelemeyle tavzih isteminin reddine karar verilmiş olması usûl ve kanuna aykırı olan bozma sebebidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davalı-karşı davacı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA 11/06/2015 günü oy birliği ile karar verildi.

Tavzihin Sınırları: Hüküm Değiştirilemez

HMK m. 305/2, tavzihin amaç ve kapsamını kesin biçimde belirler: hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve taraflara yüklenen borçlar tavzih yoluyla sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. Tavzih mevcut hükmün gerçek anlamını açığa çıkarır; hükme yeni bir unsur eklemek ya da hükümde unutulan bir talep hakkında karar vermek için kullanılamaz. Hâkim, hüküm verirken unuttuğu vekâlet ücreti veya faiz hakkında da tavzih yoluyla karar verip bunu hükmüne dâhil edemez.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/30944, K. 2015/35466Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2015/30944 E.  ,  2015/35466 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ Hükümlerin tavzihi; hükmün müphem olması veya birbirine aykırı (çelişik) fıkralar ihtiva etmesi halinde, hükmün gerçek anlamının meydana çıkarılması için başvurulan bir yoldur. H.U.M.K. m. 455'te; "hüküm müphem ve gayrivazıh olur veya mütenakız fıkralar ihtiva ederse icrasına kadar iki taraftan her biri ilamın tavzihini ve tenakuzun ref'ini isteyebilir" denmektedir. H.U.M.K. m. 455'te belirtildiği gibi, açık olmayan veya çelişik fıkraları kapsayan hükümlerin açıklanması istenebilir. Yargılamanın iadesine karar verilmedikçe veya hüküm temyiz edilip bozulmadıkça verilen hükmün değiştirilmesi mümkün değildir. Hükümlerin tavzihi de bunun bir istisnası olarak kabul edilemez. Hakim burada hükmün başka türlü anlaşılmasını önlemek için gerçeği ortaya koymakla ödevlidir. Tavzih, kural olarak sadece hüküm fıkrası hakkında olur. Hükmün gerekçesinin açıklanması için, tavzih yoluna başvurulamaz. Ancak, hüküm fıkrası ile gerekçe arasında bir çelişki varsa, bu çelişkinin giderilmesi için tavzih yoluna başvurulabilir. (YHGK'nın 14.06.1967 gün ve 1967/9-462 E. 300 K. sayılı ilamı). Bunun gibi Yargıtay kararları hakkında da tavzih yoluna başvurulabilir. Tavzih kararı ile hükmün değiştirildiğini iddia eden temyiz yoluna başvurabilirse de, Yargıtay Dairesi'nin kendi kararlarının tavzihi ile ilgili verdiği kararlara karşı Hukuk Genel Kurulu'na temyiz yoluna başvurulamaz. (YHGK'nın 15.03.1969 gün ve 1969/2-466 E. 178 K. sayılı ilamı) Tavzih yoluna başvurabilmek için hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek yoktur. Kesinleşmemiş olan kararlar hakkında da hükmün icrasına (yerine getirilmesine) kadar tavzih istenebilir. Fakat tavzih talebinde bulunulmakla temyiz süresi durmaz. İlamın icraya konmasından sonra da, ilam tamamen icra edilinceye kadar hükmün tavzihinin istenilmesi mümkündür. İcra Müdürünün hükmü yorumlamak (tavzih etmek) yetkisi yoktur. Hüküm ancak onu vermiş olan mahkemece tavzih edilir. Hakim tavzih yolu ile hükümde unutmuş olduğu talepler hakkında karar verip bunu hükmüne ekleyemez. Bunun gibi hüküm verirken unutmuş olduğu vekalet ücreti veya faiz hakkında tavzih yolu ile bir karar verip bunu hükmüne dahil edemez. Aynı şekilde kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişki de tavzih yolu ile giderilemez. Bütün bu anlatımlardan çıkan netice, tavzih yolu ile kesinleşmiş olan hüküm sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. (Prof.Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı Baskı, 2001, cilt 5, sayfa 5270 vd.) Öte yandan, Yargıtay'ın istikrar kazanmış görüşüne göre maddi hata kazanılmış hak oluşturmaz. Açıklanan kuralların ışığında somut olaya bakıldığında; mahkemece hükmedilen vekalet ücretinin tavzih yolu ile değiştirilmemesi doğrudur. Bu nedenle davacı vekilinin tavzih ile vekalet ücretinin değiştirlemesi isteminin reddine dair mahkemece verilen 10.09.2015 günlü ek karar Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 434/3, 432/4 maddelerine uygun olduğundan bu karara yönelik temyiz isteminin reddi ile EK KARARIN ONANMASINA, 15/12/2015 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2017/2863, K. 2018/1714Kaynağı aç
21. Hukuk Dairesi         2017/2863 E.  ,  2018/1714 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi KARAR 1-Davalı vekili tarafından her ne kadar Yerel Mahkemeye hitaben tavzih talebinde bulunulmuş ise de Yargıtay tarafından değerlendirilip onanan ilamlara karşı Yerel Mahkemelerce tavzih kararı verilemeyeceği dolayısıyla tavzih talebi Dairemizce değerlendirileceğinden, … 1. İş Mahkemesinin 16.11.2016 T 2913-787 E, 2014-496 K sayılı tavzih talebinin reddi kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine dair … Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesinin 17.01.2016 T 2016-253 E, 2017-42 K sayılı kararlarının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA , davalı Kurum vekilinin tavzih talebinin kabulü ile, Dairemizin 14.04.2016 T 2015-12741 E, 2016-6718 K sayılı mahkeme kararının onamasına ilişkin kararının kaldırılarak Mahkemenin 18/09/2014 gün ve 2013/787 E, 2014/496 K sayılı ilk hükmü tekrar incelenmelidir. 2-Davalı Kurum vekilinin tavzih talebine gelince, bilindiği üzere; hükümlerin tavzihi, hükmün müphem olması veya birbirine aykırı (çelişik) fıkralar ihtiva etmesi halinde, hükmün gerçek anlamının meydana çıkarılması için başvurulan bir yoldur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK.) m.305, (HUMK.m.455)’te; “Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir.” denilmektedir. Yukarıda belirtildiği gibi, açık olmayan veya çelişik fıkraları kapsayan hükümlerin açıklanması istenebilir. Yargılamanın iadesine karar verilmedikçe veya hüküm temyiz edilip bozulmadıkça, verilen hükmün değiştirilmesi mümkün değildir. Hükümlerin tavzihi de bunun bir istisnası olarak kabul edilemez. Hâkim burada hükmün başka türlü anlaşılmasını önlemek için gerçeği ortaya koymakla ödevlidir. Tavzih, kural olarak sadece hüküm fıkrası hakkında olur. Hükmün gerekçesinin açıklanması için, tavzih yoluna başvurulamaz. Ancak, hüküm fıkrası ile gerekçe arasında bir çelişki varsa, bu çelişkinin giderilmesi için tavzih yoluna başvurulabilir(YHGK.’nun 14.6.1967 gün ve 1967/9–462 E. 300 K.sayılı ilamı). Tavzih yoluna başvurabilmek için hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek yoktur. Kesinleşmemiş olan kararlar hakkında da, hükmün icrasına (yerine getirilmesine) kadar tavzih istenebilir. Fakat tavzih talebinde bulunulmakla temyiz süresi durmaz. İlamın icraya konmasından sonra da, ilam tamamen icra edilinceye kadar hükmün tavzihinin istenilmesi mümkündür. Hüküm ancak onu vermiş olan mahkemece tavzih edilir. Özellikle belirtilmelidir ki, hâkim, tavzih yolu ile hükümde unutmuş olduğu talepler hakkında karar verip, bunu hükmüne ekleyemez. Bunun gibi, hüküm verirken unutmuş olduğu vekâlet ücreti veya faiz hakkında tavzih yolu ile bir karar verip bunu hükmüne dâhil edemez. Aynı şekilde kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişki de tavzih yolu ile giderilemez. Bütün bu anlatımlardan çıkan netice; tavzih yolu ile kesinleşmiş olan hüküm sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. (YHGK.’nun 05.11.2014 gün ve 29013/10–1258 E. 2014-838 K.sayılı ilamı) Öte yandan Yargıtay’ın istikrar kazanmış görüşüne göre maddi hata kazanılmış hak oluşturmaz. Somut olayda; mahkemece verilen hükümde davacının davasının reddine karar verilmiştir. Bunun doğal sonucu olarak davalı lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekir. Davanın reddedilmesine rağmen davacı lehine vekalet ücreti verilmesi usulen mümkün değildir. Buna karşılık mahkemece sehven “… vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine”, denilmiş ve bu suretle birbiri ile çelişkili bir hüküm fıkrası oluşturulmuştur.Çelişki hüküm fıkrasının 1.bendinde davanın reddine karar verilmesi, hem de “davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi” gerekirken “davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi ” suretiyle oluşturulmuştur. Dolayısıyla açık maddi hata olduğu ortadadır. Tavzih usulü uygulanarak sehven oluşturulan bu maddi hata düzeltilmeli, tarafların sıfatında meydana gelen çelişki düzeltilerek hükmün doğru şekilde yorumlanıp icra edilmesi sağlanmalıdır. O halde, davalı kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan tavzih talebi kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, HMK 370/2. maddesi uyarınca düzeltilerek onanmalıdır. SONUÇ :1-… 1. İş Mahkemesince verilen 18/09/2014 gün ve 2013/787 E, 2014/496 K sayılı kararının onanmasına ilişkin Dairemizin 14/04/2016 gün ve 2015/12741 Esas- 2016/6718 Karar sayılı ilamının KALDIRILMASINA, 2- Yukarıda açıklanan nedenlerle; … 1. İş Mahkemesinin 18/09/2014 gün ve 2013/787 E, 2014/496 K sayılı kararının hüküm fıkrasının 3. bendinde yer alan ''Karar tarihindeki avukatlık asgari ücret tarifesine göre hesaplanan 1.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,” rakam ve sözcüklerinin silinerek hüküm fıkrasından çıkartılmasına yerine ''Karar tarihindeki avukatlık asgari ücret tarifesine göre hesaplanan 1.500,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ,” rakam ve sözcüklerinin yazılmasına hükmün bu düzeltilmiş şekli ile ONANMASINA, 22.02.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/27887, K. 2018/5083 sayılı kararında kıdem tazminatını artırmak amacıyla verilen tavzih kararının HMK m. 305/2'ye aykırı olduğunu saptayarak bozma kararı vermiştir. Aynı daire, E. 2012/32892, K. 2014/27616 sayılı kararında da vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin tavzih yoluyla değiştirilmesini hatalı bulmuştur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/27887, K. 2018/5083Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2017/27887 E.  ,  2018/5083 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, kıdem tazminatı ile fazla mesai ücreti, izin ücreti, genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: YARGITAY KARARI A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı ile fazla çalışma ücreti, izin ücreti, genel tatil ücreti alacaklarını talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, iş akdinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/II-b,d,h maddesi uyarınca haklı olarak feshedildiğini, talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, iş akdinin işveren tarafından haksız olarak feshedildiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, yapılan temyiz incelemesi sonucunda Dairemizce bozulmuştur. Bozma ilamında özetle; "1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Mahkemece davalı belgesine dayanılarak 2.085,00 TL'nin davacı taleplerinden mahsubuna karar verilmiş olup, varılan sonuç eksik inceleme nedeniyle hatalıdır. Davacı vekilinin 19/06/2012 tarihli dilekçesi ekinde sunduğu "avans karşılığında alınan paranın iadesi" açıklaması taşıyan 1.500,00 TL miktarlı 25/05/2009 tarihli gider makbuzu, aslı sunulmadığı ve aslı temin edilemediği gerekçesiyle geçersiz kabul edilmiş ise de, mahkemece davalı tarafça düzenlenen ve sureti de davalı yönetimde bulunan gider makbuzu koçanı getirtilerek, gerekirse o dönemdeki yönetici isticvap edilerek, ödemeye karşı diyecekleri sorulup, gider pusulası koçanı ve ikinci sureti incelenerek 1.500,00 TL'lik ödemenin değerlendirilmesi gerekirken, bu makbuzun yerinde olmayan gerekçe ve eksik inceleme ile geçersiz sayılması bozmayı gerektirmiştir." denmiştir. Mahkemece bozmaya uyulmuş ve yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bozmadan sonra verilen karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 27/04/2016 tarihli 2016/12161 Esas 2016/10555 Karar sayılı ilamı ile karar, yargılama aşamasında dosyaya sunulan gider pusulası başlıklı defterin, bozma ilamında belirtilen gider makbuzu ile bir ilgisi bulunmadığı ve bu deftere dayanarak, 2.085 TL'nin davacının alacaklarından mahsup edilmesi mümkün omadığı ve ayrıca bozmadan sonra yapılan yargılama sonucunda mahkemece gerekçesi dahi açıklanmadan Dairemizce bozulan kararın aynen kurulması da hatalı olduğu gerekçeleri ile tekrar bozulmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyma kararı verilmiş ve kıdem tazminatı ile genel tatil ücretialacaklarının kabulüne diğer istemlerinin reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Hükümlerin tavzihi; hükmün müphem olması veya birbirine aykırı (çelişik) fıkralar ihtiva etmesi halinde, hükmün gerçek anlamının meydana çıkarılması için başvurulan bir yoldur. H.U.M.K. m. 455'te; "hüküm müphem ve gayrivazıh olur veya mütenakız fıkralar ihtiva ederse icrasına kadar iki taraftan her biri ilamın tavzihini ve tenakuzun ref'ini isteyebilir" denmektedir. H.U.M.K. m. 455'te belirtildiği gibi, açık olmayan veya çelişik fıkraları kapsayan hükümlerin açıklanması istenebilir. Yargılamanın iadesine karar verilmedikçe veya hüküm temyiz edilip bozulmadıkça verilen hükmün değiştirilmesi mümkün değildir. Hükümlerin tavzihi de bunun bir istisnası olarak kabul edilemez. Hakim burada hükmün başka türlü anlaşılmasını önlemek için gerçeği ortaya koymakla ödevlidir. Tavzih, kural olarak sadece hüküm fıkrası hakkında olur. Hükmün gerekçesinin açıklanması için, tavzih yoluna başvurulamaz. Ancak, hüküm fıkrası ile gerekçe arasında bir çelişki varsa, bu çelişkinin giderilmesi için tavzih yoluna başvurulabilir. (YHGK'nın 14.06.1967 gün ve 1967/9-462 E. 300 K. sayılı ilamı). Bunun gibi Yargıtay kararları hakkında da tavzih yoluna başvurulabilir. Tavzih kararı ile hükmün değiştirildiğini iddia eden temyiz yoluna başvurabilirse de, Yargıtay Dairesi'nin kendi kararlarının tavzihi ile ilgili verdiği kararlara karşı Hukuk Genel Kurulu'na temyiz yoluna başvurulamaz. (YHGK'nın 15.03.1969 gün ve 1969/2-466 E. 178 K. sayılı ilamı) Tavzih yoluna başvurabilmek için hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek yoktur. Kesinleşmemiş olan kararlar hakkında da hükmün icrasına (yerine getirilmesine) kadar tavzih istenebilir. Fakat tavzih talebinde bulunulmakla temyiz süresi durmaz. İlamın icraya konmasından sonra da, ilam tamamen icra edilinceye kadar hükmün tavzihinin istenilmesi mümkündür. İcra Müdürünün hükmü yorumlamak (tavzih etmek) yetkisi yoktur. Hüküm ancak onu vermiş olan mahkemece tavzih edilir. Hakim tavzih yolu ile hükümde unuttuğu talepler hakkında karar verip bunu hükmüne ekleyemez. Bunun gibi hüküm verirken unutulan vekalet ücreti veya faiz hakkında tavzih yolu ile bir karar verip bunu hükmüne dahil edemez. Aynı şekilde kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişki de tavzih yolu ile giderilemez. Bütün bu anlatımlardan çıkan netice, tavzih yolu ile kesinleşmiş olan hüküm sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. (Prof.Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı Baskı, 2001, cilt 5, sayfa 5270 vd.) Öte yandan, Yargıtay'ın istikrar kazanmış görüşüne göre maddi hata kazanılmış hak oluşturmaz. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 305/2 maddesi de "Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez." hükmü ile de taraflara tanınan hakların ve yüklenen borçların tavzih yolu ile değiştirilemeyeceğini işaret etmektedir. Açıklanan yasal düzenlemeler ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde, Mahkemece davacı vekilinin talebi üzerine gerekçeli kararın hüküm kısmını da kıdem tazminatını artırmak amacıyla 20.10.2017 tarihinde tavzih kararı verilmiş ise de, taraflara yüklenen hak ve borçlara ilişkin tavzih yapılması HMK'nun 305/2. maddesine aykırıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.03.2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2012/32892, K. 2014/27616Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2012/32892 E.  ,  2014/27616 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 1. İŞ MAHKEMESİ TARİHİ : 11/04/2012 NUMARASI : 2011/597-2012/279 DAVA :Davacı, jestiyon primi alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, 2010 yılına ait jestiyon priminin ödenmediğini iddia ederek davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının 2010 yılına ait jestiyon priminin işveren tarafından haksız ödenmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davalı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Hükümlerin tavzihi; hükmün müphem olması veya birbirine aykırı (çelişik) fıkralar ihtiva etmesi halinde, hükmün gerçek anlamının meydana çıkarılması için başvurulan bir yoldur. H.U.M.K. m. 455'te; "hüküm müphem ve gayrivazıh olur veya mütenakız fıkralar ihtiva ederse icrasına kadar iki taraftan her biri ilamın tavzihini ve tenakuzun ref'ini isteyebilir" denmektedir. H.U.M.K. m. 455'te belirtildiği gibi, açık olmayan veya çelişik fıkraları kapsayan hükümlerin açıklanması istenebilir. Yargılamanın iadesine karar verilmedikçe veya hüküm temyiz edilip bozulmadıkça verilen hükmün değiştirilmesi mümkün değildir. Hükümlerin tavzihi de bunun bir istisnası olarak kabul edilemez. Hakim burada hükmün başka türlü anlaşılmasını önlemek için gerçeği ortaya koymakla ödevlidir. Tavzih, kural olarak sadece hüküm fıkrası hakkında olur. Hükmün gerekçesinin açıklanması için, tavzih yoluna başvurulamaz. Ancak, hüküm fıkrası ile gerekçe arasında bir çelişki varsa, bu çelişkinin giderilmesi için tavzih yoluna başvurulabilir. (YHGK'nın 14.06.1967 gün ve 1967/9-462 E. 300 K. sayılı ilamı). Bunun gibi Yargıtay kararları hakkında da tavzih yoluna başvurulabilir. Tavzih kararı ile hükmün değiştirildiğini iddia eden temyiz yoluna başvurabilirse de, Yargıtay Dairesi'nin kendi kararlarının tavzihi ile ilgili verdiği kararlara karşı Hukuk Genel Kurulu'na temyiz yoluna başvurulamaz. (YHGK'nın 15.03.1969 gün ve 1969/2-466 E. 178 K. sayılı ilamı) Tavzih yoluna başvurabilmek için hükmün kesinleşmesini beklemeye gerek yoktur. Kesinleşmemiş olan kararlar hakkında da hükmün icrasına (yerine getirilmesine) kadar tavzih istenebilir. Fakat tavzih talebinde bulunulmakla temyiz süresi durmaz. İlamın icraya konmasından sonra da, ilam tamamen icra edilinceye kadar hükmün tavzihinin istenilmesi mümkündür. İcra Müdürünün hükmü yorumlamak (tavzih etmek) yetkisi yoktur. Hüküm ancak onu vermiş olan mahkemece tavzih edilir. Hakim tavzih yolu ile hükümde unutmuş olduğu talepler hakkında karar verip bunu hükmüne ekleyemez. Bunun gibi hüküm verirken unutmuş olduğu vekalet ücreti veya faiz hakkında tavzih yolu ile bir karar verip bunu hükmüne dahil edemez. Aynı şekilde kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişki de tavzih yolu ile giderilemez. Bütün bu anlatımlardan çıkan netice, tavzih yolu ile kesinleşmiş olan hüküm sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. (Prof.Dr. B.. K.., Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı Baskı, 2001, cilt 5, sayfa 5270 vd.) Öte yandan, Yargıtay'ın istikrar kazanmış görüşüne göre maddi hata kazanılmış hak oluşturmaz. Açıklanan kuralların ışığında somut olaya bakıldığında; mahkemece hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin tavzih yolu ile değiştirilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 23.09.2014 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Bu sınır, tavzihin tashihle karıştırılmaması gerektiği anlamına da gelir. Tashih, hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hataların düzeltilmesine ilişkin bir yol olup HMK m. 304 kapsamında ele alınır. Sorunun niteliğine göre hangi yolun seçileceği belirlenir; açık bir hata varsa tavzih değil tashih yolu uygulanır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 304Kaynağı aç
MADDE 304- (1) Hükümdeki yazı ve hesap hataları ile diğer benzeri açık hatalar, mahkemece resen veya taraflardan birinin talebi üzerine düzeltilebilir. Hüküm tebliğ edilmişse hâkim, tarafları dinlemeden hatayı düzeltemez. Davet üzerine taraflar gelmezse, dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilebilir. (2) Tashih kararı verildiği takdirde, düzeltilen hususlarla ilgili karar, mahkemede bulunan nüshalar ile verilmiş olan suretlerin altına veya bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılır, imzalanır ve mühürlenir. Hükmün tavzihi

Tavzihin Yalnızca Hüküm Fıkrasıyla Sınırlı Olması

Tavzih kural olarak yalnızca hüküm fıkrası hakkında yapılabilir; hükmün gerekçesinin açıklanması amacıyla tavzih yoluna başvurulamaz. Kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki de tavzih kapsamında değerlendirilemez; bu çelişkinin giderilmesi için kanun yoluna başvurulması gerekmektedir.

Hüküm fıkrası ile gerekçe arasındaki çelişkinin tavzihle giderilip giderilemeyeceği konusunda ise Yargıtay kararları arasında farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Bir kesim bu çelişkinin tavzih kapsamında ele alınabileceği görüşündeyken, genel kural hükmün gerekçesine ilişkin meselelerde tavzih yoluna başvurulamayacağı yönündedir. İki kategori — kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki ile hüküm fıkrası ile gerekçe arasındaki çelişki — birbirinden farklı olup somut olayın koşullarına göre dikkatle değerlendirilmesi gereken bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır.

Tavzih Talebinde Bulunabilecekler ve Süre

Tavzih yalnızca taraflarca istenebilir. Mahkeme kendiliğinden tavzih yapamaz; davanın tarafı olmayan kişi ve kurumların da tavzih talep etme hakkı yoktur. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2015/13851, K. 2017/2592 sayılı kararında davanın taraflarınca yapılmış bir tavzih talebi bulunmadığında hâkimin hükmü kendiliğinden tavzih etmesinin olanaksız olduğunu vurgulamıştır.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2015/13851, K. 2017/2592Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2015/13851 E.  ,  2017/2592 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi Taraflar arasındaki davanın yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı … Yönetimi vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R … Kadastro Mahkemesinin 2009/320 E. – 2009/120 K. sayılı kararı, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 21.12.2009 tarih ve 2009/17146 E. – 2009/19120 K. sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir. … Tapu Müdürlüğü, 28.03.2012 havale tarihli dilekçesinde, kesinleşen ilama konu Umurlu köyü 430 ada 9 sayılı parselin mahkeme kararı ve kroki incelemesinde karara konu ifraz sonrası oluşan (A) ve (B) harfleri ile gösterilen yerlerin yüzölçümlerinin hatalı olduğunu iddia ederek, kendilerince tesbit edilen doğru yüzölçümlerine göre hükmün tavzihi gerektiği belirtilmiştir. Mahkemece, tavzih talebinin yerinde olduğu gerekçesiyle, talebin kabulüne ve 430 ada 9 sayılı parselin hükümde 3543,30 m2 yüzölçümü ile gösterilen (B) harfli bölümünün 3540,39 m2 ve 3743,49 m2 yüzölçümü ile gösterilen (A) harfi bölümünün 3746,50 m2 yüzölçümlü olarak tavzihine karar verilmiş, hüküm davacı … Yönetimi tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 03/10/2013 tarih ve 2013/4717-8776 sayılı kararı ile bozulmuştur. Hükmüne uyulan bozma kararında özetle; “…Her ne kadar; mahkemece, tavzih talebinin kabulüne karar verilerek, hüküm tavzih edilmiş ise de dosya incelendiğinde; taraflarca tavzihe ilişkin herhangi bir istemde bulunulmadığı, tapu müdürlüğünün, 31.01.2012 tarih ve 186 sayılı yazısı ile hükme konu taşınmazların ifraz edilerek tescili yönünden değişiklik beyannamesi düzenlenmesi için kadastro müdürlüğünden talepte bulunulduğu, müdürlüğün yaptığı inceleme neticesinde, hükümde tavzihi gerekli hususların tesbit olunması ile kadastro mahkemesine, hükmün tavzihi halinde infaz edilebileceğinin bildirilerek tavzih isteğinde bulunduğu, mahkemece, kadastro müdürlüğünün tavzih talebinin kabul edilerek, hükmün tavzihi yoluna gidildiği anlaşılmıştır. Kural olarak; tavzihin ne biçimde ve hangi koşullarda yapılacağı HUMK'nın 455 ve onu izleyen maddeleri (6100 sayılı HMK’nın 305 madde ve devamı) hükmünde açıklanmıştır. Buna göre, hükmün tavzihini, ancak davanın tarafları isteyebilirler. O halde, somut olayda olduğu gibi, davanın taraflarınca yapılmış bir tavzih talebi bulunmadığında, uyuşmazlığı çözümlemekle yükümlü olduğu tartışmasız olan mahkeme hakiminin, hükmü kendiliğinden tavzih etmesi olanaksızdır. Doktrinde de kabul edildiği üzere, ilgili kurumlarca, hükmün tavzihini gerektiren hususların tesbit edilmesi halinde, bu kurumlarca, hükmün tavzihi için talep hakkı bulunan ilgili taraflara bildirimde bulunulması gerekir. Hal böyle olunca, mahkemece, davanın tarafı olmayan kadastro müdürlüğünün, tavzih talebinin aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsiz olup bozma nedenidir…” denilmiştir. Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra davalı tavzih talebinin olduğunu ve kararın düzeltilmesini istemiştir. Mahkemenin, 24/06/2009 tarihli ve 2009/320 E.-2009/120 K. sayılı gerekçeli kararında kadastro bilirkişisi …, … bilirkişileri … … ve … 'in 15/11/2012 tarihli ek raporu dikkate alınarak dava konusu … ili, … ilçesi, … köyü, Kahveönü mevkii, 430 ada 9 sayılı parsel (A) harfi ile gösterilen kısmın yüzölçümünün 3746,50 m², (B) harfi ile gösterilen kısmın yüzölçümünün ise 3540,39 m² olarak düzeltilmesine karar verilmiş, hüküm davacı … Yönetimi tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 17.12.2014 tarih 2014/7287-10644 sayılı kararı ile bozulmuştur. Hükmüne uyulan bozma ilamında; ''…Mahkemece bozma kararına uyulmasına rağmen, bozma kararının gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Doğru sonuca ulaşılması için bozma kararının gereklerinin aynen yerine getirilmesi zorunludur. Bozma kararında da değinildiği üzere, tavzihi HUMK'nın 455 ve onu izleyen maddelerinde (6100 sayılı HMK’nın 305. madde ve devamı) açıklandığı üzere davanın tarafları taraf sayısınca dilekçe ile mahkemeden talep edebilir. Bozmadan sonra davalı gerçek kişinin duruşmada tavzih talebinde bulunması, anılan kanun maddeleri gereğince usûlüne uygun tavzih talebi kabul edilemez. Bu nedenle, tavzih talebinin aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmiş olması isabetsiz olup bozma nedenidir…'' denilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra yapılan yargılanma neticesinde tavzih talebinin aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmiş, hüküm davacı … Yönetimi vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, hükmün tavzihine ilişkindir. Dosya kapsamına ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince işlem yapılarak hüküm kurulmuş olduğuna göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının davacı … Yönetimine yükletilmesine 29/03/2017 gününde oy birliği ile karar verildi.

Tavzih talebi süre bakımından hükmün icrası tamamlanıncaya kadar ileri sürülebilir; hükmün kesinleşmiş olması şart değildir. Kesinleşmemiş kararlar hakkında da hükmün icrasına kadar tavzih istenebilir. İlam icraya konduktan sonra bile, ilam tamamen icra edilinceye kadar tavzih talebi mümkündür. HMK m. 305/1 de bu ilkeyi 'icrası tamamlanıncaya kadar' ifadesiyle açıkça benimsemiştir.

Tavzihin Temyiz Süresine ve İcraya Etkisi

Tavzih talebinde bulunulması temyiz süresini durdurmaz ve hükmün icrasını durdurmaz. Bu özellik, tavzihin kanun yollarından ayrıldığı temel noktalardan birini oluşturur. Temyiz süresinin işlemeye devam ettiği göz önünde bulundurularak tavzih talebiyle birlikte kanun yolu süreleri de ayrıca takip edilmelidir.

Tavzih Usulü: Dilekçe, Tebligat ve Karar

Tavzih talebi dilekçeyle yapılır. HMK m. 306/1 uyarınca dilekçeye tarafların sayısı kadar nüsha eklenerek hükmü veren mahkemeye sunulur; dilekçenin bir nüshası, cevap süresi mahkemece belirlenerek karşı tarafa tebliğ edilir. Cevap da tavzih talebinde bulunan tarafa tebliğ olunur. Bu tebligat zorunluluğu emredici nitelikte olup yerine getirilmeden tavzih talebi incelenemez.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 306Kaynağı aç
MADDE 306- (1) Tavzih veya tamamlama, dilekçeye tarafların sayısı kadar nüsha eklenmek suretiyle hükmü veren mahkemeden istenebilir. Dilekçenin bir nüshası, cevap süresi mahkemece belirlenerek karşı tarafa tebliğ edilir. Cevap, tavzih veya tamamlama talebinde bulunan tarafa tebliğ olunur. (2) Mahkeme, cevap verilmemiş olsa bile dosya üzerinde inceleme yaparak karar verir; ancak gerekli görürse iki tarafı sözlü açıklamalarını yapabilmeleri için davet edebilir. (3) Mahkeme tavzih veya tamamlama talebini yerinde gördüğü takdirde 304 üncü madde uyarınca işlem yapar. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Davaya Son Veren Taraf İşlemleri Davadan feragat

HMK m. 306/2 uyarınca mahkeme, karşı taraf cevap vermemiş olsa bile dosya üzerinden inceleme yaparak karar verebilir; gerekli gördüğü hallerde iki tarafı sözlü açıklamaları için davet edebilir.

Mahkeme tavzih talebini yerinde gördüğü takdirde HMK m. 306/3 yollamasıyla m. 304 uyarınca işlem yapar. Buna göre tavzih olunan hususlara ilişkin karar, mahkemede bulunan nüshalar ile verilmiş olan suretlerin altına ya da bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılır, imzalanır ve mühürlenir.

Hangi Mahkeme Tavzih Yapar

Tavzih yetkisi yalnızca hükmü veren mahkemeye aittir; icra müdürünün hükmü yorumlama ya da tavzih etme yetkisi bulunmamaktadır. Hem ilk derece hem de üst derece mahkemelerinin kararları için tavzih yoluna gidilebilir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2017/2863, K. 2018/1714 sayılı kararında Yargıtay tarafından değerlendirilerek onanan bir ilama ilişkin tavzih talebinin yerel mahkemece değil dairece inceleneceğini açıkça ortaya koymuştur. Yargıtay kararları hakkında da tavzih yoluna başvurulabileceği benimsenmiş olmakla birlikte bu konudaki usule ilişkin HMK hükmünün ayrıca incelenmesi önerilir.

Tavzih Kararına Karşı Başvuru Yolları

Tavzih talebinin kabul veya reddine ilişkin kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği ve istinaf üzerine verilen kararlara karşı ise temyiz yoluna gidilemeyeceği ileri sürülmektedir. Tavzih kararıyla hükmün değiştirildiğini iddia eden tarafın temyiz yoluna başvurabileceği, buna karşılık bir Yargıtay dairesinin kendi kararlarının tavzihine ilişkin verdiği kararlara karşı Hukuk Genel Kurulu'na temyiz yoluna gidilemeyeceği de kabul edilmektedir. Bu kurallara ilişkin HMK dönemindeki yasal dayanağın ayrıca doğrulanması önerilir.

Tavzih ile kanun yolu arasındaki fark nedir?

Tavzih bir kanun yolu değildir. Kanun yolları hükmün denetimini ve değiştirilmesini sağlar; tavzih ise yalnızca mevcut hükmün anlamını netleştirir. Tavzih talebi temyiz süresini durdurmaz, hükmün icrasını durdurmaz ve HMK m. 305/2 gereği hüküm fıkrasındaki hak ile borçları değiştiremez. Bu özellikleri bakımından istinaf ve temyizden ayrışır.

Hüküm kesinleşmeden tavzih istenebilir mi?

Evet. HMK m. 305/1 uyarınca tavzih, hükmün icrası tamamlanıncaya kadar istenebilir; hükmün kesinleşmiş olması şart değildir. Kesinleşmemiş kararlar hakkında da hükmün icrasına kadar tavzih talebi mümkündür. İlam icraya konduktan sonra da icra tamamlanana kadar bu yola başvurulabilir.

Gerekçedeki bir sorun için tavzih yoluna gidilebilir mi?

Kural olarak tavzih yalnızca hüküm fıkrası hakkında yapılabilir; hükmün gerekçesinin açıklanması amacıyla tavzih yoluna başvurulamaz. Kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişki de tavzih kapsamında değildir; bu çelişki için kanun yoluna gidilmesi gerekmektedir. Hüküm fıkrası ile gerekçe arasındaki çelişkinin tavzihle giderilip giderilemeyeceği konusunda ise Yargıtay kararları arasında ayrışma bulunmaktadır; bu mesele somut olayın koşullarına göre dikkatle ele alınmalıdır.

Tavzih kararı verilen hüküm dosyalara nasıl işlenir?

Tavzih olunan hususlara ilişkin karar, mahkemede bulunan hüküm nüshaları ile daha önce verilmiş olan suretlerin altına ya da bunlara eklenecek ayrı bir kâğıda yazılır, imzalanır ve mühürlenir.

İcra müdürü hükmü tavzih edebilir mi?

Hayır. Hüküm ancak onu veren mahkemece tavzih edilebilir; icra müdürünün hükmü yorumlama ya da tavzih etme yetkisi yoktur. İcra aşamasında hükmün anlamı tartışmalı hale gelirse ilgili tarafın hükmü veren mahkemeye başvurması gerekir.

Tavzih talebi üçüncü kişiler tarafından yapılabilir mi?

Hayır. HMK m. 305/1 uyarınca tavzihi yalnızca davada taraf olanlar isteyebilir. Davanın tarafı olmayan kişi ve kurumların tavzih talep etme hakkı bulunmamaktadır; mahkeme de taraflarca yapılmış bir talep olmaksızın bu konuda kendiliğinden harekete geçemez.

Tavzih ile hükme yeni bir talep eklenebilir mi?

Hayır. HMK m. 305/2 gereği hüküm fıkrasındaki haklar ve borçlar tavzih yoluyla değiştirilemez. Hâkim, tavzih yoluyla hükümde unuttuğu talepler hakkında karar verip bunu hükmüne ekleyemez; hüküm verirken unuttuğu vekâlet ücreti veya faiz hakkında da tavzih yoluyla karar verip hükmüne dâhil edemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu