Dilekçeler Teatisi Ne Zaman Sona Erer?

by Avukat Erdal Ersoy
Dilekçeler Teatisi Ne Zaman Sona Erer?

Dilekçeler teatisi aşamasının ne zaman sona ereceği, davanın hangi yargılama usulüne tabi olduğuna göre farklılaşır. Yazılı yargılama usulünde dört dilekçelik döngü tamamlandığında aşama kapanır: davacının cevaba cevap dilekçesi ve davalının ikinci cevap dilekçesi mahkemeye sunulmuştur. Basit yargılama usulünde ise HMK m. 317/3 uyarınca taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremez; dava dilekçesini davalının cevap dilekçesi takip eder ve teatiye bu noktada son verilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 317Kaynağı aç
MADDE 317- (1) Dava açılması ve davaya cevap verilmesi dilekçe ile olur. (2) Cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Ancak mahkeme durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek bir süre verebilir. Ek cevap süresi talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir.[36] (3) Taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremezler. (4) Dava ve cevap dilekçeleri yönetmelikte belirlenecek formun doldurulması suretiyle de verilebilir. Delillerin ikamesi

Yazılı Yargılamada Dilekçeler Teatisi

HMK m. 136/1 uyarınca davacı, cevap dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevaba cevap dilekçesini mahkemeye sunar. Davalı da davacının bu dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesini verebilir. Her iki taraf son dilekçelerini sunduğunda ya da süreler dolduğunda yazılı yargılamadaki dilekçeler teatisi sona ermiş sayılır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 136Kaynağı aç
MADDE 136- (1) Davacı, cevap dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevaba cevap dilekçesi; davalı da davacının cevabının kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesi verebilir. (2) Davacının cevaba cevap, davalının da ikinci cevap dilekçesi hakkında, dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümler, niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanır. DÖRDÜNCÜ BÖLÜM Ön İnceleme Ön incelemenin kapsamı

HMK m. 136/2, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri hakkında dava ve cevap dilekçelerine ilişkin hükümlerin niteliğine aykırı düşmediği sürece kıyasen uygulanacağını öngörür.

HMK m. 141/1, tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle iddia veya savunmalarını serbestçe genişletebileceğini ya da değiştirebileceğini açıkça düzenler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesi tamamlandıktan sonra bu imkân ortadan kalkar; artık iddia veya savunma genişletilemez ve değiştirilemez. Bu düzenleme 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle getirilmiş olup geçiş hükümlerine ilişkin bilgi doğrulanamamıştır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 141Kaynağı aç
MADDE 141- (1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır. Süreler hakkında karar

Dilekçeler Teatisi Tamamlandıktan Sonra Ön İncelemeye Geçiş

Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. HMK m. 137/2, ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemeyeceğini ve tahkikat için duruşma günü verilemeyeceğini açıkça hükme bağlar.

Süresi içinde cevaba cevap dilekçesi verilmezse mahkeme sürenin dolduğunu tespit ederek ön inceleme aşamasına geçer ve dilekçeler teatisi sona ermiş sayılır. Bu tespiti kimi zaman taraf vekili yaparak ön inceleme duruşması talebinde bulunur, kimi zaman mahkeme süreci kendiliğinden takip eder.

Basit Yargılamada Dilekçeler Teatisi

Basit yargılama usulünde HMK m. 317/3 tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremeyeceğini açıkça hükme bağlar. HMK m. 317/2 uyarınca cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır. Cevap dilekçesi sunulduğunda ya da bu süre dolduğunda dilekçeler teatisi kapanır.

HMK m. 317/2, cevap dilekçesinin iki haftalık süre içinde hazırlanmasının çok zor ya da imkânsız olduğu durumlarda mahkemenin davalıya, cevap süresinin bitiminden itibaren işlemek üzere, bir defaya mahsus ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verebileceğini öngörür. Ek süreye ilişkin karar taraflara derhal bildirilir.

Dilekçe Sunmayan Tarafın Hukuki Durumu

HMK m. 128/1, süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalının, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılacağını düzenler. Bu hüküm yalnızca cevap dilekçesini kapsamaktadır; dilekçeler teatisinin diğer aşamalarında, yani cevaba cevap veya ikinci cevap sunulmadığında ne tür bir hukuki sonucun doğacağı mevcut mevzuat metinlerinde açıkça düzenlenmemiştir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 128Kaynağı aç
MADDE 128- (1) Süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır. Cevap dilekçesinin içeriği

Dilekçeler Teatisi Sonrasında İddia ve Savunmanın Genişletilmesi

HMK m. 141/1'e göre dilekçelerin karşılıklı verilmesi tamamlandıktan sonra iddia veya savunma genişletilemez ya da değiştirilemez. HMK m. 141/2, bu yasağın iki istisnasını saklı tutar: ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati. Bu iki yol dışında teatinin kapanmasından sonra iddia ya da savunmayı genişletmek mümkün değildir.

Belge Sunma Süresinin Dilekçeler Teatisiyle İlişkisi

HMK m. 139/1-ç, ön inceleme duruşması davetiyesinin tebliğinden itibaren işleyen iki haftalık kesin süreyi düzenler. Bu süre içinde taraflar, dilekçelerinde gösterdikleri ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye teslim etmeli ya da başka yerden getirtilecek belgeler için gerekli açıklamayı yapmalıdır. Bu yükümlülük yerine getirilmezse ilgili delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağına karar verilir.

Delil Gösterme Hakkının Dilekçeler Teatisiyle Sınırlandırılması

HMK sistematiğinde delil gösterilmesi dilekçelerin teatisi aşamasına —dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri— hasredilmiştir. Dava ve cevap dilekçelerinde taraflar, vakıalarını ve her bir vakıa için başvuracakları delilleri açıkça bildirmek zorundadır (HMK m. 119/1-e-f, m. 129/1-d-e). Dilekçeler teatisi aşamasında hiç delil bildirmeyen tarafa ön inceleme duruşmasında delillerini bildirmesi için yeni bir süre verilmesine imkân bulunmamaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2014/1226, K. 2016/1057Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2014/1226 E.  ,  2016/1057 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda …Aile Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 07.03.2013 gün ve 2012/614 E., 2013/144 K. sayılı karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay … Hukuk Dairesinin 10.12.2013 gün ve 2013/14994 E., 2013/29160 K. sayılı kararı ile; “…Ön inceleme duruşmasında hakim tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde anlaştıkları veya anlaşmadıkları hususları tek tek belirleyip uyuşmazlık konularını tespit edeceğine göre bu işlemler yapılmadan tarafların delil ve tanıklarını bildirmesi beklenemez. Davacı ve davalı taraf tahkikata başlamadan önce tanık listesi vermişlerdir. O halde, hukuki dinlenilme hakkını (HMK. md. 27) kullanabilmeleri için, davacıyı tanıklarının dinlenmesi, için gerekli giderleri yatırmaları konusunda kesin süre verilerek tanıklarının dinlenmesi, davalı da bildirdiği tanıklarının dinlenmesini talep ettiği takdirde bu konuda kendisine imkan tanınması ve gerçekleşecek sonucu uyarınca davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken; eksik incelemeyle karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle oy çokluğuyla bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, boşanma istemine ilişkindir. Davacı vekili davalı ile müvekkilinin önceden boşanıp tekrar evlendiğini ancak geçimsizliklerinin son bulmadığını, müvekkilinin davalının başka erkeklerle birlikte olduğu yönünde kuvvetli şüpheleri olduğunu, aralarında geçen olay nedeniyle müvekkilinin tutuklu olduğunu ileri sürerek boşanmalarına karar verilmesini istemiştir. Davalı suçlamaları kabul etmediğini, aldatma iddiasının iftiradan ibaret olduğunu, kendisinin de boşanmak istediğini bildirmiş ve mahkemenin belirleyeceği nafakanın tarafına verilmesini istemiştir. Mahkemece davacı vekilinin dava dilekçesinde herhangi bir delile dayanmadığı, yargılamanın devamı sırasında delil listesi sunduğu, her ne kadar iddia ve savunmanın ön inceleme safhasına kadar taraflarca genişletilip değiştirilmesi mümkün ise de davacı vekilinin dava açarken iddialarını ispata yarayan hiçbir delil sunmaması durumunda sonradan bir kısım delillerin bildirilmiş olmasının durumu değiştirmeyeceği belirtilerek evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını gösterir ve boşanmayı gerektirir şekilde davalının kusurundan kaynaklanan bir geçimsizliğin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle oy çokluğu ile karar bozulmuş, davacının süresinde delil bildirmemesi nedeniyle davanın esastan reddi gerektiği karşı oy yazısında belirtilmiştir. Mahkemece önceki gerekçe genişletilerek direnme hükmü verilmiştir. Direnme hükmü davacı vekilince temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dava dilekçesinde tanık deliline dayanılmamış olması durumunda tahkikat duruşmasına başlamadan önce verilen dilekçe ile delil bildirilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle konu ile ilgili yasal düzenlenmelerin incelenmesi gerekir. Anayasanın 90. maddesinin beşinci fıkra hükmü uyarınca, milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacak olması nedeniyle ilk olarak belirtilmesi gerekir ki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından bir tanesi de yargılamanın “makul bir süre içinde” bitirilmesi ilkesidir. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletlerin yasal sistemlerini mahkemelerin 6. maddede yer alan şartlara, makul bir sürede yargılama dahil olmak üzere uyacak şekilde düzenlemek ile görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve Steiner –İsviçre, 13 Temmuz 1983, 29. paragraf). Bir davaya taraf olan herkesin karşı taraf karşısında kendisini önemli bir dezavantajlı konumda bırakmayacak şartlarda, iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul bir fırsata sahip olabilmelidir (AİHM, De Haes ve Gijsels-Belçika, 24 Şubat 1997). Tarafların gösterilen tüm delillerden haberdar olması ve görüş bildirebilmesi de adil yargılanma hakkı kapsamında gözetilmesi gereken ilke olarak belirtilmiştir (AİHM, Borgers-Belçika, 30 Ekim 1991). Anayasanın 141. maddesinde de “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içerisinde bitirilmesi gerekliliği açıkça düzenlenmiştir. Açıklanan bu ilkelere paralel olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (HMK) yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir. Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkanı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır. Bu aşamada HMK’nın delillerin ibrazıyla ilgili hükümlerini değerlendirmek gereklidir. 6100 sayılı HMK’nın “Dava Dilekçesinin İçeriği” başlıklı 119/1-e-f maddesine göre; davacı, dava dilekçesinde, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini ve iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini açıkça göstermek zorundadır.” Maddenin gerekçesinde bu gerekliliğin, 6100 sayılı HMK’da bir yenilik olarak düzenlendiği ifade edilmiştir. Davacının genel ifadelerle delillerini belirtmesi yeterli sayılmayıp hangi delillere dayandığı dilekçeden anlaşılmalıdır. Delillerin bildirilmesine ilişkin bu düzenleme, somutlaştırma yükünün de bir gereğidir. (Pekcanıtez, H.\ Atalay O.\ Özekes M.: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 3. Bası, Ankara 2015, s. 277). 6100 sayılı HMK’nın “Belgelerin Birlikte Verilmesi” başlıklı 121/1. maddesine göre; dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek, mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur. Ayrıca, aynı Kanunun “Cevap Dilekçesinin İçeriği” başlıklı 129/1-d-e. maddelerine göre, cevap dilekçesinde; davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri ile savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin bildirilmesi gerekir. Bu husus davalının savunmasını somutlaştırma yükünün gereğidir. Davalı da davacı gibi yazılı delillerini cevap dilekçesine ekleyerek mahkemeye vermeli ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamalarda bulunmalıdır. (Pekcanıtez, H.\ Atalay O.\ Özekes M., s. 306). Dava dilekçesinin davalıya tebliğinde, davalının iki hafta içinde davaya cevap verebileceğinin ihtarının gerektiği HMK’nın 122. maddesinde düzenlendikten sonra aynı süreye “cevap dilekçesini verme süresi” başlıklı 127. maddesinde tekrar yer verilerek “Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır…” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Önemle vurgulanmalıdır ki; HMK’nın 122. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere cevap süresi, Kanun tarafından düzenlenmiş kesin bir süre hâline getirilmiştir. HMK’nın “Süresinde Cevap Dilekçesi Verilmemesinin Sonucu” başlıklı 6100 sayılı HMK’nın 128/1. maddesine göre; “süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır.” Davayı inkar etmiş sayılan davalı, daha sonra ikici cevap dilekçesi veremez. Zira ikinci cevap dilekçesi cevaba cevap dilekçesine karşı verilir. Cevap dilekçesi vermemiş olan davalının sadece inkar ile yetinmiş olduğu varsayılır ve ön inceleme ile tahkikat aşamasında sadece inkar çerçevesinde savunma yapabilir ve bu yönde ispat faaliyetinde bulunarak delil gösterebilir (Pekcanıtez, H.\ Atalay O.\ Özekes M.s. 294-295). Süresinde cevap vermediği için davayı inkar etmiş sayılan davalı, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıaların doğru olmadığını (inkarı) ispat için karşı delil gösterebilir. Davalı, davayı inkarının karşı delilini göstermek bahanesi ile, yeni vakıalar (mesela zamanaşımı veya borcu ödediğini ileri sürerse, bununla savunmasını genişletmiş olur; bu ise kural olarak yasaktır. Bu halde mahkeme, davacının iddiasının doğru olmadığını ispat için davalının göstereceği delilleri inceleyip, davacının delilleri ile birlikte değerlendirerek varacağı sonuca göre hüküm vermelidir. (Kuru B.\ Arslan R.\Yılmaz E.: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2014, 25. Bası, s.317). 6100 sayılı HMK’nın “Ön İncelemenin Kapsamı” başlıklı 137/1. maddesine göre; dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir. 6100 sayılı HMK’nın “Ön İnceleme Duruşması” başlıklı 140/5. maddesine göre; ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir. Aynı Kanunun 119 ve 121. maddelerinde delillerin gösterilmesinden bahsedilmesine rağmen, 137 ve 140. maddelerinde delillerin sunulmasından ve toplanmasından bahsedilmektedir. Burada vurgulanması gereken husus özellikle 140. maddede “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır. 6100 sayılı HMK’nın 140. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, tahkikata başlamadan önce, taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa, artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir. Özetle; 6100 sayılı HMK’nın 119/1-f maddesine göre dava dilekçesinde iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği, 129/1-e maddesine göre de cevap dilekçesinde savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin belirtilmesi gerekir. 6100 sayılı HMK’nın 137 ve 140.maddelerinde ise; 119 ve 129.maddelerdeki düzenlemenin aksine, delillerin belirtilmesinden değil, tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapmasından bahsedilmiştir. Buna göre; delillerin dava ve cevap dilekçelerinde belirtilmesi, dilekçelerinde belirtikleri delillerin en geç ön inceleme duruşmasında mahkemeye sunulması, başka bir yerden getirtilecek olması halinde delillerin toplanması için gerekli işlemlerin yapılması gerekir. Yani dava ve cevap dilekçelerinin verilmesinden sonra tarafların iddia ve savunmalarını kanıtlayıcı delil bildirmeleri mümkün değildir. Dilekçelerin teatisi aşamaları bu şekilde net sürelere bağlı olarak düzenlendikten sonra yasa koyucu, “delil bildirmenin “süreye” bağlı olduğunu tekrar vurgulayan 145. maddeye yer vermiştir. 6100 sayılı HMK’nın “Sonradan Delil Gösterilmesi” başlıklı 145/1. maddesine göre; taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir. 6100 sayılı HMK’nın 145. maddesinin birinci cümlesinde de tarafların, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyecekleri açıkça belirtilmiştir. 145. maddenin ikinci cümlesinde; birinci cümledeki tarafların Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin olarak getirilen istisnanın dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil belirtmeyen, ön inceleme aşamasında da delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafların tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir. 145.maddenin gerekçesinde, “uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğunun bilindiği, maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğunun kural olarak benimsendiği, fakat iki istisnanın kabul edildiği, bunun için; yeni delil sunulması talebinin yargılamayı geciktirme amacı taşımaması veya delilin süresinde sunulmamasının ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanması halinde, hâkimin gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebileceği, bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesinin hukuki dinlenme hakkının tabii bir sonucu olduğu” belirtilmiştir. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi halde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Bu sebeple 145 inci maddede belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında, sonradan delil sunulması halinde bu deliller dikkate alınmamalıdır. Keza, tarafların 145 inci madde şartları oluşmadan sonradan delil sunması ya da kanun yoluna başvururken bu şekilde delilleri dilekçesine ekleyip vermeleri kabul edilmemelidir (Pekcanıtez, H.\ Atalay O.\ Özekes M., s. 332-333). Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; 6100 sayılı HMK’nın sistematiği içinde; tahkikat aşamasına geçilmezden evvel tarafların uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Yargılamanın etkin ve makul bir süre içinde bitirilmesi için delil gösterilmesi dilekçelerin teatisi (dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap) aşamasına hasredilmiştir. Buna göre, dilekçelerin teatisi aşamasında herhangi bir delil bildirmeyen davacı veya davalıya ön inceleme duruşmasında delillerini bildirmesi için yeni bir süre verilmesine imkân bulunmamaktadır. Somut olayda; davacı 24.08.2012 tarihinde boşanma davası açmış, dava dilekçesinde iddialarını ispata yarar herhangi bir delil bildirmemiştir. Davalı ise süresinde verdiği cevap dilekçesi ile delillerini bildirmiş, cevap dilekçesinin davacıya tebliği üzerine davacı cevaba cevap dilekçesi ibraz etmemiştir. Mahkemece 17.01.2013 tarihinde ön inceleme duruşması icra edilip tahkikat duruşmasına geçildikten sonra 07.03.2013 tarihli celse de davacı vekili “Tanıklarımızı bildirdik. Dinlenmesini talep ediyoruz” şeklinde beyanda bulunmuştur. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler dikkate alındığında, dava dilekçesinde herhangi bir delil bildirmeyen, sonradan delil gösterilebilmesi için HMK’nın 145.maddesinde belirtilen istisnai hallerin mevcudiyetini de ileri sürmeyen davacının ön inceleme aşamasından sonra bildirdiği tanıkların dinlenmesi mümkün değildir. Hal böyle olunca, yerel mahkemenin davacı vekilinin dava açarken iddiaları ispata yarayan hiçbir delil sunmadığı gerekçesiyle verdiği davanın reddine dair direnme kararı yerindedir. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, yukarıda açıklanan nedenlerle direnme kararının ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 1086 sayılı Hukuk Usulu Muhakemeleri Kanunu'nun 440. Maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere 16.11.2016 gününde oybirliği ile karar verildi. … 19.H.D. Bşk. … 15.H.D. Bşk. … 14.H.D. Bşk. … 16.H.D. Bşk. … 17.H.D. Bşk. … 21.H.D. Bşk. … 20.H.D. Bşk. … 1.H.D. Bşk. … 18.H.D. Bşk. … 23.H.D. Bşk. … 22.H.D. Bşk. … 13.H.D. Bşk. … … … … … … … … … … … …

Taraflar kural olarak kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremez. Ancak HMK m. 145, yeni bir delilin sonradan ileri sürülmesinin yargılamayı geciktirme amacı taşımadığı ya da süresinde ileri sürülememesinin ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmadığı durumlarda mahkemenin o delilin sonradan gösterilmesine izin verebileceğini öngörür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2422, K. 2019/650 sayılı kararında cevap dilekçesinde savunmasının ispatı için herhangi bir delile dayanmayan davalı tarafın yasal süre geçtikten sonra bildirdiği tanıkların dinlenilmesi talebinin reddi gerektiğine ilişkin direnme kararını yerinde bulmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2422, K. 2019/650Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2422 E.  ,  2019/650 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi Taraflar arasında "boşanma" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İzmir 15. Aile Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 24.10.2013 tarih ve 2012/866 E., 2013/777 K. sayılı karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 01.10.2014 tarih ve 2014/7776 E,. 2014/19018 K. sayılı kararı ile; "…6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre ön inceleme duruşması yapılıp tarafların üzerinde anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar belirlenmeden, taraflardan delillerin ibrazı beklenemez. Ön inceleme aşaması tamamlandıktan sonra mahkemece taraflara delil ibrazı imkanı tanınması ve göstermeleri halinde tanıklarının dinlenilmesi (HMK md. 240 ve devamı maddeleri) ve gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekir. Mahkemece 12.02.2013 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında davalıya delillerini bildirmesi için süre verilmediğine göre, davalı (kadın)'ın 16.04.2013 tarihli delil listesinde bildirdiği tanıkların Hukuk Muhakemeleri Kanununun 243 ve devamı maddeleri uyarınca dinlenerek, tüm delillerle birlikte değerlendirilip, gerçekleşecek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, davalının süresinde delil bildirmediği gerekçesiyle, davalının tanıkları dinlenmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması onun savunma hakkını kısıtlayan önemli bir usul hatası olup bozmayı gerektirmiştir…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, evlilik birliğinin sarsılması hukuksal nedenine dayalı (TMK m. 166/1) boşanma istemine ilişkindir. Davacı, davalı eşi ile aynı çatı altında daha fazla bir arada kalmalarına imkân olmadığını, ruhen ve fikren de anlaşamadığını ileri sürerek boşanma kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, eşinin kendisini aldattığını, hâlen aynı evde yaşadıklarını, eşini ve çocuklarını çok sevdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı (kadın) tahkikat aşamasında davayı vekili aracılığıyla takip etmeye başlamış ve davalı vekili 04.06.2013 tarihli dilekçe ile boşanma talebinin reddini, aksi hâlde velâyetin müvekkiline tevdiini, 600,00TL tedbir ve yoksulluk nafakası ile 400,00TL iştirak nafakasına hükmedilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, tarafların evlilik birliğine ve birbirlerine olan inancı, sevgi ve saygıyı kaybettikleri, davalının duyduğu kıskançlığın boyutları ve davranış biçimi itibariyle taraflar ve çocuklar açısından korunmaya değer bir yarar kalmadığı, evlilik birliğinin sarsıldığı gerekçesiyle tarafların boşanmalarına, dosyadaki deliller, tanık beyanları ve uzman bilirkişi raporu nazara alındığında müşterek çocukların menfaatleri gereği velâyet haklarının davacı babaya tevdiine karar verilmiş, ağır kusurlu olmadığı kanaatine varılan davalı yararına tarafların ekonomik durumları nazara alınarak 200,00TL tedbir ve yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir. Davalı (kadın) vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 119. ve devamı maddelerine göre tarafların iddia ve savunmalarını ortaya koyarken buna ilişkin delillerini de bildirmelerinin zorunlu olduğu, HMK'da düzenlenen somutlaştırma yükümlülüğü gereği davacının dava ve cevaba cevap dilekçesinde, davalının ise cevap ve ikinci cevap dilekçesinde iddia ve savunmalarını hangi delillerle ispat edeceğini somutlaştırarak göstermesi gerektiği, zira HMK'nın 145. maddesi uyarınca tarafların kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceği, somut olayda dava dilekçesinin davalıya 20.12.2012 tarihinde tebliğ edildiği, davalının ise 31.12.2012 tarihli cevap dilekçesi ile boşanmak istemediğini bildirirken herhangi bir vakıa ve delilden bahsetmediği, 12.02.2013 tarihli ön inceleme duruşmasında tarafların uyuşmazlık konularının tespit edildiği, davacı tarafın dava dilekçesinde tanık deliline dayanmış olması nedeniyle tanıklarının isim ve adreslerini bildirerek delillerini somutlaştırdığı, buna karşın cevap dilekçesinde delil bildirmeyen davalı vekilinin davacı tarafın muvafakatının bulunmaması nedeniyle tahkikat oturumunda ayrıca delil bildirme hakkının bulunmadığı, HMK'nın 145. maddesindeki istisnai durumların gerçekleştiğinin de iddia edilmediği göz önüne alınarak yargılamanın buna göre sürdürüldüğü belirtilmiş ve işin esasına ilişkin olarak önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı (kadın) vekili tarafından temyiz edilmektedir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, süresinde (31.12.2012) davaya cevap veren davalının cevap dilekçesinde tanık deliline dayanmamasına karşın 12.02.2013 tarihli ön inceleme duruşmasından sonra davalı vekili tarafından sunulan ve 16.04.2013 tarihli dilekçede isimleri bildirilen tanıklarının dinlenmesinin gerekip gerekmediği, varılacak sonuca göre davalının hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenlenmelerin incelenmesi gerekmektedir. Anayasanın 90. maddesinin beşinci fıkra hükmü uyarınca, milletlerarası andlaşma hükümlerinin esas alınacak olması nedeniyle ilk olarak belirtilmesi gerekir ki Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 6. maddesinin birinci fıkrasına göre: “Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Anayasanın 141. maddesinde de “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir” denilmek suretiyle davaların makul bir süre içerisinde bitirilmesi gerekliliği açıkça düzenlenmiştir. Açıklanan bu ilkelere paralel olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir. Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır. Bu noktada HMK'nın delillerin ibrazı ile ilgili hükümlerinin açıklanması gerekmektedir. Şöyle ki; 6100 sayılı HMK’nın “Dava dilekçesinin içeriği” başlıklı 119/1-e-f maddesine göre; davacı, dava dilekçesinde, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini ve iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini açıkça göstermek zorundadır”. Maddenin gerekçesinde bu gerekliliğin, 6100 sayılı HMK’da bir yenilik olarak düzenlendiği ifade edilmiştir. Davacının genel ifadelerle delillerini belirtmesi yeterli sayılmayıp hangi delillere dayandığı dilekçeden anlaşılmalıdır. Delillerin bildirilmesine ilişkin bu düzenleme, somutlaştırma yükünün de bir gereğidir (Pekcanıtez, H: Medeni Usul Hukuku, C.15. Bası, İstanbul 2017, s. 1139). 6100 sayılı HMK’nın “Belgelerin birlikte verilmesi” başlıklı 121/1. maddesine göre; dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek, mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur. Ayrıca, aynı Kanunun “Cevap dilekçesinin içeriği” başlıklı 129/1-d-e. maddelerine göre, cevap dilekçesinde; davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri ile savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin bildirilmesi gerekir. Bu husus davalının savunmasını somutlaştırma yükünün gereğidir. Davalı da davacı gibi yazılı delillerini cevap dilekçesine ekleyerek mahkemeye vermeli ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamalarda bulunmalıdır (Pekcanıtez, Pekcanıtez Usul, s.1237-1239). Dava dilekçesinin davalıya tebliğinde, davalının iki hafta içinde davaya cevap verebileceğinin ihtar edilmesi gerektiği HMK’nın 122. maddesinde düzenlendikten sonra aynı süreye “cevap dilekçesini verme süresi” başlıklı 127. maddesinde tekrar yer verilerek “Cevap dilekçesini verme süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır…” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Önemle vurgulanmalıdır ki; HMK’nın 122. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere cevap süresi, Kanunla düzenlenmiş, kesin bir süre hâline getirilmiştir. HMK’nın “Süresinde cevap dilekçesi verilmemesinin sonucu” başlıklı 6100 sayılı HMK’nın 128/1. maddesine göre; “süresi içinde cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır.” Davayı inkar etmiş sayılan davalı, daha sonra ikinci cevap dilekçesi veremez. Zira ikinci cevap dilekçesi cevaba cevap dilekçesine karşı verilir. 6100 sayılı HMK’nın “Ön incelemenin kapsamı” başlıklı 137/1. maddesine göre; dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir. 6100 sayılı HMK’nın “Ön İnceleme duruşması” başlıklı 140/5. maddesine göre; ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir. Aynı Kanunun 119 ve 121. maddelerinde delillerin gösterilmesinden bahsedilmesine rağmen, 137 ve 140. maddelerinde delillerin sunulmasından ve toplanmasından bahsedilmektedir. Burada vurgulanması gereken husus özellikle 140. maddede “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır. 6100 sayılı HMK’nın 140. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, tahkikata başlamadan önce, taraflara son kez kısa bir süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları düşünülmüştür. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa, artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir. Özetle; 6100 sayılı HMK’nın 119/1-f maddesine göre dava dilekçesinde iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği, 129/1-e maddesine göre de cevap dilekçesinde savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin belirtilmesi gerekir. 6100 sayılı HMK’nın 137 ve 140. maddelerinde ise; 119 ve 129. maddelerdeki düzenlemenin aksine, delillerin belirtilmesinden değil, tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapmasından bahsedilmiştir. Buna göre; delillerin dava ve cevap dilekçelerinde belirtilmesi, dilekçelerinde belirtikleri delillerin en geç ön inceleme duruşmasında mahkemeye sunulması, başka bir yerden getirtilecek olması hâlinde delillerin toplanması için gerekli işlemlerin yapılması gerekir. Yani dava ve cevap dilekçelerinin verilmesinden sonra tarafların iddia ve savunmalarını kanıtlayıcı delil bildirmeleri mümkün değildir. Dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesi aşamaları bu şekilde net sürelere bağlı olarak düzenlendikten sonra yasa koyucu, delil bildirmenin “süreye” bağlı olduğunu tekrar vurgulayan 145. maddeye yer vermiştir. 6100 sayılı HMK’nın “Sonradan delil gösterilmesi” başlıklı 145. maddesine göre; taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir. Sözü edilen maddede tarafların Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin olarak getirilen istisnanın dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil belirtmeyen, ön inceleme aşamasında da delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafların tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir. 145. maddenin gerekçesinde, “uygulamada, davaların uzamasının temel sebeplerinden birinin de gereksiz yere yeni delil sunulması ve bu konuda taraflara verilen sürelere uyulmaması olduğunun bilindiği, maddenin ilk fıkrasıyla, Kanunda belirtilen sürelerden sonra, davada yeni delil sunulmasının yasak olduğunun kural olarak benimsendiği, fakat iki istisnanın kabul edildiği, bunun için; yeni delil sunulması talebinin yargılamayı geciktirme amacı taşımaması veya delilin süresinde sunulmamasının ilgili tarafın kusuru dışında bir sebebe dayanması hâlinde, hâkimin gerekçesini de belirtmek şartıyla, yeni delil sunulmasına izin verebileceği, bu şekilde delil sunma kuralına istisna getirilmesinin hukuki dinlenme hakkının tabii bir sonucu olduğu” belirtilmiştir. Tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Bu sebeple 145. maddede belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında, sonradan delil sunulması hâlinde bu deliller dikkate alınmamalıdır. Keza, tarafların 145. madde şartları oluşmadan sonradan delil sunması ya da kanun yoluna başvururken bu şekilde delilleri dilekçesine ekleyip vermeleri kabul edilmemelidir (Özekes, Pekcanıtez Usul, s.1339). Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; 6100 sayılı HMK’nın sistematiği içinde; tahkikat aşamasına geçilmeden evvel tarafların uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Yargılamanın etkin ve makul bir süre içinde bitirilmesi için delil gösterilmesi dilekçelerin teatisi (dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap) aşamasına hasredilmiştir. Buna göre, 145. maddesi ile getirilen istisnanın, dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesi aşamasında herhangi bir delil bildirmeyen davacı veya davalıya ön inceleme duruşmasında delillerini bildirmesi için yeni bir süre verilmesine imkân tanınmasını içermemektedir. Somut olayda; davacı 04.02.2012 tarihinde boşanma davası açmış, vakıalarını ve bu vakıaları ispata yarar delillerini bildirmiştir. Davalı ise süresinde cevap dilekçesi ibraz etmiş ise de savunma vakıalarını ispata yarar herhangi bir delil sunmamıştır. Davalının cevap dilekçesi davacıya tebliğ edilmiş, davacı (erkek) süresinde cevaba cevap dilekçesini sunmuş ancak davacı (kadın) ikinci cevap dilekçesi vermemiştir. Dilekçelerin karşılıklı olarak verilmesi aşaması bu şekilde tamamlanmıştır. 12.02.2013 tarihinde yapılan ön inceleme duruşmasında her iki tarafın beyanları zapta geçirilerek uyuşmazlık konuları tespit edilmiş ve ön inceleme aşamasının bitirilmesine karar verilmiştir. Bu duruşmadan sonra davalı adına davayı takip eden vekil tarafından 16.04.2013 tarihli dilekçe ile delil bildirilmiş, tahkikat duruşmasında da bu dilekçe ve dilekçede belirtilen delillerin dikkate alınması talep edilmiş ancak mahkemece ara kararla, sözü edilen dilekçenin değerlendirilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler dikkate alındığında, cevap dilekçesinde savunmanın dayanağı olarak herhangi bir delil (HMK. m. 129/1-e) sunmayan ve sonradan delil gösterilebilmesi için HMK’nın 145. maddesinde belirtilen istisnai hâllerin mevcudiyetini de ileri sürmeyen davalının tahkikat aşamasında bildirdiği tanıkların dinlenmesine yasal olarak imkân bulunmamaktadır. Hâl böyle olunca; cevap dilekçesinde savunmasının ispatı için herhangi bir delile dayanmayan davalı tarafın yasal süre geçtikten sonra bildirdiği tanıkların dinlenilmesi talebinin reddi gerektiğine ilişkin olarak verilen direnme kararı yerindedir. Ne var ki, esasa ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun bulunduğundan davalı vekilinin işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 13.06.2019 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2301, K. 2021/807 sayılı kararında ise davacının karşı davaya verdiği cevap dilekçesinde usulüne uygun bildirdiği tanıkların ikinci tanık listesi sayılamayacağına; bu tanıklar dinlenilmeden hüküm kurulmasının eksik inceleme oluşturduğuna hükmetmiş ve direnme kararını bozmuştur. Karşı dava cevap dilekçesi dilekçeler teatisinin bir parçasını oluşturmakta olup burada usule uygun bildirilen tanık listesi ayrı bir ikinci liste olarak nitelendirilemez.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2301, K. 2021/807Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2301 E.  ,  2021/807 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "karşılıklı boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … 6. Aile Mahkemesince verilen asıl davanın reddine, karışı davanın kabulüne ilişkin karar davacı-karşı davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı-karşı davalı vekilince temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı-Karşı Davalı İstemi: 4. Davacı-karşı davalı vekili 08.05.2014 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 25.11.1988 tarihinde evlendiklerini, ergin üç çocuklarının bulunduğunu, yaklaşık altı yıldır ayrı yaşadıklarını, davalının davacıya hiçbir zaman yakınlık göstermediğini, sebepsiz kıskançlıkları ve kurguları nedeniyle evlilik birliğinin çekilmez hâle geldiğini, sadakatsiz davrandığı yönünde müvekkilini suçladığını ileri sürerek tarafların boşanmalarına, müvekkili yararına 20.000TL maddi, 20.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı-Karşı Davacı İstemi: 5. Davalı-karşı davacı vekili 19.06.2014 tarihli asıl davaya cevap ve karşı dava dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, davacının davalıyı sürekli aldattığını, kazandığı parayı başka kadınlarla yediğini, eşine ve çocuklarına bakmadığını, aç ve sefil bıraktığını, müvekkilinin tüm bunlara çocukları için katlandığını, davalının birlik görevlerini yerine getirmediğini, müvekkili ile ilgilenmediğini, arayıp sormadığını, son olarak… isimli … uyruklu bir kadın ile kendisini aldattığını, hakaret ettiğini ve kendisinden mal kaçırdığını ileri sürerek asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, müvekkili yararına 1.250TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 60.000TL maddi, 60.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme Kararı: 6. … 6. Aile Mahkemesinin 14.05.2015 tarihli ve 2014/271 E., 2015/359 K. sayılı kararı ile; davacı-karşı davalı erkek eşin elektrik işleri ile uğraştığı, genelde şehir dışındaki inşaatlarda çalıştığı, gittiğinde 1-2 yıl süreyle evine dönmediği, davacının elde ettiği kazançla davalı eşine ve çocuklarına bakmadığı, onlarla ilgilenmediği ayrıca davacının … uyruklu… isimli kadınla tanıştığı, evlenme vaadi nedeniyle bu kadına 3.300 Euro para gönderdiği, davacının eşi ve çocuklarına bu kadınla evlenmek istediğini açıkça söylediği, son olarak erkek eşin eşyalarını toplayarak evi terk ettiği ve dönmediği gerekçesiyle boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşin tam, kadın eşinse kusursuz olduğu gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmasına, kadın eş yararına 250TL tedbir-yoksulluk nafakası ile, 25.000TL maddi, 25.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 06.06.2016 tarihli ve 2015/18488 E., 2016/11109 K. sayılı kararı ile; “…Hüküm davacı-davalı erkek tarafından, her iki dava ve fer'ileri yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı-karşı davalı erkek bir kısım tanıklarını dava dilekçesinde, diğer tanıklarını ise süresinde verdiği karşı davaya cevap dilekçesinde bildirmiş, mahkemece ön inceleme duruşmasında tanık ve delillerin bildirilmesi için taraflara verilen sürede tüm tanıklarını tek bir dilekçede toplayarak mahkemeye sunmuştur. Mahkemece davacı-karşı davalı erkeğin, dava dilekçesinde bildirdiği tanıkların dinlenilmesi ile yetinilmiş, diğer tanıklar ikinci tanık listesi yasağı kapsamında görülürek dinlenilmeden hüküm kurulmuştur. Davacı-karşı davalı erkek dava dilekçesinde tanık deliline dayandığına göre mahkemece ön inceleme duruşmasında taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu belirlendikten sonra taraflara tanıkların isim ve adreslerini bildirmeleri için süre verilmelidir. Zira delil, tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar için gösterilir (HMK m. 187/1). Mahkemece de taraflara ön inceleme duruşmasında tanık ve delillerini bildirmek için süre verildiğine ve davacı-karşı davalı erkek süresinde verdiği dilekçeyle tüm tanıklarını bildirdiğine göre 18.11.2014 tarihli dilekçe ile bildirilen diğer tanıklar ikinci tanık listesi sayılmaz. O halde tanıklar Rıfat Turgut, … ve…'ın Hukuk Muhakemeleri Kanununun 243 ve devamı maddelerinde gösterilen usul çerçevesinde dinlenilmesi ve tüm deliler birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, bu husus nazara alınmaksızın, eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 8. … 6. Aile Mahkemesinin 06.12.2016 tarihli ve 2016/657 E., 2016/846 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan aynı gerekçeyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı yasal süresi içinde davacı-karşı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davacı-karşı davalının dinletmek istediği tanıklarını usule uygun şekilde bildirip bildirmediği, buradan varılacak sonuca göre mahkemece dinlenmeyen tanıklarının dinlenilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 11. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır. 12. Bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Tanık gösterme şekli” başlıklı 240. maddesinin 2. fıkrası ile “Tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıayı ve dinlenilmesi istenen tanıkların adı ve soyadı ile tebliğe elverişli adreslerini içeren listeyi mahkemeye sunar. Bu listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemez ve ikinci bir liste verilemez.” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Tanık deliline ancak davanın tarafları başvurabilecekleri için, davada tanık gösteren taraf, tanık dinletmek istediği vakıa ile dinlenilmesi istenen tanıkların ad ve soyadları ile tebliğe elverişli adreslerini bir liste hâlinde mahkemeye sunmak zorundadır. Buna tanık listesi denir. Listede gösterilmemiş olan kimseler tanık olarak dinlenemeyecekleri gibi, ikinci bir tanık listesi de verilemez. İkinci tanık listesinin verilemeyeceğine ilişkin bu kesin kural, kamu düzeninden olup, Hâkim tarafından re'sen nazara alınır. İkinci bir tanık listesinin verilemeyeceğine ilişkin kural, aynı zamanda davaların makul süre içinde bitirilmesi açısından usul ekonomisine hizmet eden bir kuraldır. 13. HMK ile yapılan düzenlemelerle amaçlanan; yargılamanın makul sürede tamamlanması olup, bu zorunluluk 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 90/5. maddesine göre “…Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmü gereğince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 6. maddesi ile düzenleme altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli unsurlardan olan “makul sürede yargılanma” ilkesine dayanmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), sözleşmenin tarafı devletlerin yasal sistemlerini, AİHS şartlarına uyacak şekilde düzenlemekle görevli olduğunu belirtmiştir (AİHM, Zimmerman ve …., 13 Temmuz 1983, 29. Paragraf). 14. Kuşkusuz ki; yargılamanın mümkün olan en kısa sürede sonuçlanması için öngörülen hususların en önemlisi, taraflara yapacakları işlemler için belirli bir süre tanınması ve bu sürelerin hak düşürücü nitelik taşımasıdır. Bu yolla amaçlanan usul ekonomisidir. Usul ekonomisi ilkesi, HMK’nın 30. maddesiyle düzenleme altına alınmış olup; uyuşmazlıkların en az giderle, en makul sürede ve en az emekle çözümü ve gereksiz yere dava açılmasının engellenmesi şeklinde açıklanmaktadır. Bu ilke çabukluğu, gerçeğe ulaşmadan ödün vererek sağlamayı hedeflemez. İlke, adil yargılanma açısından makul sürede yargılanma hakkı ile ilgilidir. Bu sebeple yargılamanın makul sürede gerçekleşip gerçekleşmediğini belirleme açısından AİHM bu konuda; davanın niteliği, tarafların yargılamanın sürüncemede kalmaması için üzerlerine düşen yükümlülükleri yerine getirip getirmediği ve bireysel başvuruya konu olan dava bağlamında o devletin ulusal mahkemelerinin genel olarak sergilediği tavır olmak üzere üç ölçüt geliştirmiştir. 15. Bir davaya taraf olan herkes, karşı taraf karşısında kendisini dezavantajlı bir konumda bırakmayacak şartlarda, iddialarını mahkemeye sunabilmesi için makul bir fırsata sahip olabilmelidir (AİHM, De … ve …, 24 Şubat 1997). Aynı şekilde, tarafların gösterilen tüm delillerden haberdar olması ve görüş bildirebilmesi de adil yargılanma hakkı kapsamında gözetilmesi gereken ilke olarak belirtilmiştir (AİHM, …., 30 Ekim 1991). Açıklanan bu ilkelere paralel olarak 6100 sayılı HMK ile yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir. HMK’nın 194. maddesi ile düzenleme altına alınan hüküm gereği, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü altındadırlar. Bu madde kapsamında taraflar; dayandıkları delilleri ve hangi delilin, hangi vakıanın ispatı için gösterdiklerini açıkça belirtme zorunluluğu altında bırakılmışlardır. Buradan hareketle açıkça söylenmelidir ki; 6100 sayılı HMK ile benimsenen yargılama usulünde “dayanak vakıa ve o vakıanın ispatı için gösterilecek delil” birbirinden ayrılmaz bir bütünün parçası olarak ele alınmıştır. Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır (YHGK. 20.04.2016 tarihli ve 2014/2-695 E., 2016/522 K.; 04.02.2021 tarihli ve 2017/2-2710 E., 2021/34 K. sayılı kararları). 16. HMK’nın 194. maddesi ile düzenleme altına alınan “somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” zorunluluğu; davacı taraf yönünden “Dava dilekçesinin içeriği” başlıklı 119. maddenin 1-f bendiyle “İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği” hususunun düzenleme altına alınmasıyla, davalı taraf yönünden ise “Cevap dilekçesinin içeriği” başlıklı 129. maddenin 1-e bendiyle “Savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği” hususunun düzenleme altına alınmasıyla “iddia ve savunmaya yönelik dayanılan vakıa ve o vakıanın hangi delille ispatlanacağı” hususları birbiri ile bir bütün olarak ele alınmış olup, dayanılan vakıa ve o vakıanın ispat vasıtası delilin aynı anda gösterilmesi zorunluluğu tartışmasız olarak açıklanmıştır. 17. Kanunda aksi düzenlenmediği için HMK’nın 119/1-f ve 129/1-e maddeleriyle düzenleme altına alınan hükümde belirtilen “delil” sözcüğünün hem asıl ispat hem de karşı ispatı kapsadığını belirtmek gerekir. 18. HMK’nın “İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi” başlıklı 141. maddesi 22.07.2020 tarih ve 7251 sayılı Kanun’un 15 maddesi ile değişiklikten önceki hâliyle; “(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri (m.136) ile serbestçe; ön inceleme aşamasında (m.137) ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına (m.140) taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilir (m.139). Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah (m.176) ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” değişiklikten sonra ise “- (1) (Değişik:22/7/2020-7251/15 md.) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” şeklinde düzenleme altına alınmıştır. HMK’nın 141. maddesine göre; tarafların karşılıklı dilekçelerini verdikleri aşamada, herhangi bir sınırlamaya bağlı olmaksızın uyuşmazlığın genel çerçevesi içinde iddia ve savunmalarını değiştirebilecekleri kabul edilmiştir. Dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında bu yasağın uygulanmaması ile daha uyuşmazlığın en başında, karşı tarafın açıklamasını, iddia ve savunmasını tam olarak görmeden, sağlıklı ve tam bir iddia ve savunma örgüsü kurmanın mümkün ve gerçekçi olmadığı gözetilerek; tarafların dilekçelerinde rahat, doğru ve sağlıklı bir iddia ve savunma bütünü oluşturmalarını sağlamak olduğu gibi, maddi ve hukukî nitelendirmeleri uyuşmazlığı çözecek doğrulukta ortaya koymaları amaçlanmaktadır. Şüphesiz ki bu imkân, sadece cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile söz konusudur. Bu iki dilekçeden sonra, hangi ad altında olursa olsun verilecek dilekçeler, sınırlama ve yasak kapsamında kabul edilmelidir. Kanun’un 141. maddesinin birinci fıkrasında 28.07.2020 tarih, 7251 sayılı Kanun’un 15. maddesi ile yapılan değişiklikten önceki hâlinin hükümet gerekçesinde, ön inceleme duruşmasının yargılama bakımından öneminden dolayı, tarafların bu duruşmaya katılımını sağlamak amacıyla “gelen tarafın ödüllendirildiği, mazereti olmadığı hâlde gelmeyen tarafın ise cezalandırıldığı” bir yol izlenmesinin zorunlu olduğu görüşüyle hareket edilerek, her iki tarafın da ön inceleme duruşmasına gelmesi hâlinde karşı tarafın muvafakati ile genişletme söz konusu iken, taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmediği takdirde, gelen taraf karşı tarafın muvafakatine gerek olmaksızın iddia ve savunmasını genişletip değiştirebileceği kabul edilmiş idi. Maddede yapılan değişiklikle, dilekçeler aşaması tamamlandıktan sonra, ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hariç olmak üzere, iddia ve savunma genişletilemeyecek veya değiştirilemeyecektir. Gerekçede değişikliğin amacı “sırf ön inceleme duruşmasına katılım sağlanmadığı için aleyhte iddia ve savunmanın rahatlıkla genişletilebilmesi veya değiştirilebilmesinin” silahların eşitliği ilkesinin ihlali olarak açıklanmıştır. Bu ihlalin “davayı takip etmediğinde davayı inkâr ettiği kabul edilen ve duruşmaya katılma zorunluluğu bulunmayan davalı taraf” yönünden çok daha güçlü bir şekilde ortaya çıkma ihtimali üzerinde durulduktan sonra adil yargılanma hakkı ayrıca uyuşmazlığın ön inceleme aşamasında netleşmesini sağlaması sayesinde, ön inceleme duruşma tutanağının “yargılamanın yol haritası” olma özelliğini güçlendireceği gerekçelerine de yer verilmiştir. 19. Görüldüğü üzere, HMK’nın sistematiği içinde; tahkikat aşamasına geçilmezden evvel tarafların uyuşmazlık konularının ve bu uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin en başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Zira tahkikatın amacı; kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. 20. Bu itibarla, yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan hususların özetlenmesi gerekirse; AİHS'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkının etkin ve makul bir süre içinde kullanılabilmesi için HMK’da düzenlemelere yer verilmiş olup, bu bağlamda delil gösterilmesi dilekçelerin teatisi (dava, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap) aşamasına hasredilmiştir. Tarafların, Kanunda belirtilen bu sürelerden sonra delil gösterebilmeleri ancak iki yasa maddesinde belirtilen hâllerle sınırlıdır. Onlar da; iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. madde ile sonradan delil gösterilmesinin hüküm altına alındığı 145. maddedeki durumlardır. 21. Eldeki davada; davacı-karşı davalı vekili 08.05.2014 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin kusursuz bir eş ve baba olmasına rağmen, davalının davacıya hiçbir zaman yakınlık göstermediği, sebepsiz kıskançlıkları ve kurguları nedeniyle evlilik birliğini çekilmez hâle getirdiği, ayrıca müvekkili hakkında sadakatsiz davrandığı yönünde dedikodu yapmak suretiyle toplumda rezil ettiği vakıalarını ispat etmek için tanık deliline dayanmış ve … ile Hacı …’ı tanık olarak bildirmiştir. Davalı-karşı davacı vekili 19.06.2014 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesinde ise; erkeğin eşini… isimli bir kadın ile aldattığını, tüm kazancını başka şehirlerde kadınlara yedirdiğini, hakaret ettiğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini, çocukları ve müvekkili ile ilgilenmediğini ileri sürerek boşanmaya karar verilmesini talep etmiştir. Bunun üzerine davacı-karşı davalı vekili 01.07.2014 tarihli cevaba cevap ve karşı davaya cevap dilekçesi sunmuş, ileri sürülen tüm iddiaları inkâr ederek, müvekkilinin kusursuz bir eş ve baba olduğunu tekrar etmiş, şehir dışında iş alma sebebini ise “tüm hayatı boyunca ailesine daha iyi bir yaşam standardı sunabilmek amacıyla nerede iş bulursa orada çalışmak zorunda kaldığı” şeklinde savunmuş, bu iddia ve savunmasına yönelik olarak da…ve…’ın tanık olarak dinlenmesini istemiştir. Davalı-karşı davacı vekili 01.09.2014 tarihli cevaba cevap dilekçesinde önceki iddia ve savunmalarını tekrar etmiş, buna karşılık davacı-karşı davalı vekili 15.09.2014 tarihli ikinci cevap dilekçesini sunmuş, bu dilekçesinde de … ve …’ın dinlenilmesini talep etmiştir. Davacı-karşı davalı vekilinin 15.09.2014 tarihli ikinci cevap dilekçesinin incelenmesinde önceki iddia ve savunmalarının aynısını ileri sürerek, müvekkilinin karısını aldatmadığını, kusursuz bir eş ve baba olduğunu, şehir dışında ailesinin geçimini daha iyi sağlayabilmek amacıyla çalıştığını açıkladığı anlaşılmıştır. 22. Oysa ki yukarıda açıkça vurgulandığı üzere tanık deliline dayanılması hâlinde; dinlenilmesi istenen tanığın isim, adres ve hangi vakıa yönünde bilgi sahibi olduğu açıklamasıyla birlikte mahkemeye bildirilmesi gerekir ve bunun dışında ikinci bir tanık listesi verilemez. Bu kuralın iki istisnası bulunmakta olup, bunlardan ilki tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle iddia ve savunmalarını serbestçe genişletip veya değiştirmeleri iken; ikincisi de sonradan ileri sürülen delilin yargılamayı geciktirme amacı taşımaması veya ilgilinin kusurundan kaynaklanmaması durumudur. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı-karşı davalı asıl davadaki iddialarına yönelik … ve Hacı …’ı dinletmek istemiş, karşı dava ile aleyhine ileri sürülen iddiaların aksini ispat için, başka bir ifadeyle karşı ispat bağlamında da…ve…’ın tanık olarak dinlenmesini istemiştir. Bundan sonra, 15.09.2014 tarihli ikinci cevap dilekçesi ile dava ve karşı davaya cevap dilekçesinde yer alan aynı vakıalara dayandığı hâlde bu kez de … ve …’ın dinlenilmesini talep etmiştir. Özel Dairece yapılan incelemede ise davacı-karşı davalının tanık deliline dayandığı, bu nedenle her bir dilekçesinde dinlenilmesini istediği tanıklarını toplu olarak ön inceleme duruşmasında kendisine verilen süre içerisinde bildirdiği gerekçesiyle dinlenmeyen tüm tanıklarının dinlenilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. 23. Tüm bu anlatılanların ışığı altında; yerel mahkemece yapılacak iş, erkek eşin usule uygun şekilde karşı davaya cevap dilekçesinde bildirdiği…ve… isimli tanıklarının dinlenerek, toplanan tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi sonucu oluşacak duruma göre bir karar vermekten ibaretken, anlatılan hususlar gözetilmeksizin isimleri açıklanan davacı-karşı davalı tanıklarının ikinci tanık listesi kapsamında görüldüğü gerekçesi ile dinlenilmeden eksik inceleme ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir. 24. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında gösterilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca yukarıda açıklanan nedenlerle benimsenmemiştir. 25. Hâl böyle olunca direnme kararının, açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı-karşı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.06.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

Sık Sorulan Sorular

Yazılı yargılamada cevaba cevap dilekçesi için süre ne kadardır?

HMK m. 136/1'e göre davacı, cevap dilekçesinin tebliğinden itibaren iki hafta içinde cevaba cevap dilekçesini sunabilir. Davalı da bu dilekçenin tebliğinden itibaren iki hafta içinde ikinci cevap dilekçesini verebilir.

Basit yargılamada cevaba cevap dilekçesi verilebilir mi?

Hayır. HMK m. 317/3 gereğince basit yargılama usulünde taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremez. Dilekçeler teatisi, dava dilekçesine verilen cevap dilekçesiyle sona erer.

Dilekçeler teatisi bittikten sonra iddia ekleyebilir miyim?

Kural olarak hayır. HMK m. 141/1, dilekçelerin karşılıklı verilmesi tamamlandıktan sonra iddia veya savunmanın genişletilemeyeceğini öngörür. İki istisna vardır: ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati. Bu iki yol dışında iddia ya da savunma değiştirilemez.

Basit yargılamada cevap süresi uzatılabilir mi?

HMK m. 317/2 uyarınca cevap dilekçesini iki haftalık süre içinde hazırlamak çok zor ya da imkânsızsa mahkeme, davalıya bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre tanıyabilir. Bu süre cevap süresinin bitiminden itibaren işlemeye başlar ve karara ilişkin bildirim taraflara derhal yapılır.

Dilekçeler teatisi kapandıktan sonra yeni belge sunulabilir mi?

HMK m. 139/1-ç, ön inceleme duruşması davetiyesinin tebliğinden sonra başlayan iki haftalık kesin süre içinde, dilekçelerde daha önce gösterilmiş ancak henüz sunulmamış belgelerin mahkemeye teslim edileceğini ya da getirtilecek belgeler için gerekli açıklamanın yapılacağını düzenler. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde ilgili delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağına karar verilir.

Dilekçeler teatisinde kaç dilekçe verilebilir?

HMK m. 141/1, tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebileceğini ya da değiştirebileceğini düzenler; bu dilekçelerin karşılıklı verilmesinin tamamlanmasından sonra ise genişletme veya değiştirme yasaktır. HMK m. 141, bu iki dilekçenin ötesinde verilecek dilekçelerin yargılamaya etkisini ayrıca düzenlememektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu