Hukukta Keşif: Tanımı, Usulü ve Hukuki Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
Hukukta Keşif: Tanımı, Usulü ve Hukuki Sonuçları

Keşif, hâkimin uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları yardımıyla bulunduğu yerde veya mahkemede inceleme yaparak bilgi sahibi olduğu bir delil kurumudur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 288. maddesi bu yöntemi tanımlamakta; gerektiğinde bilirkişi desteğiyle de yürütülebileceğini öngörmektedir. Ceza yargılamasında ise keşif, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 83. maddesinde ayrıca düzenlenmiştir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 288Kaynağı aç
MADDE 288- (1) Hâkim, uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları yardımıyla bulunduğu yerde veya mahkemede inceleme yaparak bilgi sahibi olmak amacıyla keşif yapılmasına karar verebilir. Hâkim gerektiğinde bilirkişi yardımına başvurur. (2) Keşif kararı, mahkemece, sözlü yargılamaya kadar taraflardan birinin talebi üzerine veya resen alınır. Keşfe yetkili mahkeme
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 83Kaynağı aç
Madde 83 – (1) Keşif, hâkim veya mahkeme veya naip hâkim ya da istinabe olunan hâkim veya mahkeme ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. (2) Keşif tutanağına, var olan durum ile olayın özel niteliğine göre varlığı umulup da elde edilemeyen delillerin yokluğu da yazılır. Keşifte, tanık veya bilirkişinin dinlenmesinde bulunabilecekler

Hukuk Yargılamasında Keşif Kararı ve Zamanlaması

HMK m. 288/2 uyarınca keşif kararı sözlü yargılamaya kadar alınabilir. Bu karar taraflardan birinin talebi üzerine verilebileceği gibi hâkim tarafından resen de verilebilir. HMK m. 25/2 ise kural olarak hâkime, kanunla belirtilen durumlar dışında kendiliğinden delil toplayamayacağını emretmektedir. Bu iki hükmün birlikte somut davada nasıl uygulanacağı, davanın koşullarına göre değerlendirilmesi gereken bir meseledir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 25Kaynağı aç
MADDE 25- (1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. (2) Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. Taleple bağlılık ilkesi

Keşif kararı, usuli kazanılmış hak oluşturmadığı sürece hâkimin bu karardan dönmesi mümkün olabilir. Keşfe gerek kalmaması, ispat sorununun çözülmüş olması ya da uyuşmazlık konusunun ortadan kalkması bu duruma örnek gösterilmektedir. Bu değerlendirme doğrudan bir kanun hükmüne dayanmamakta olup kesin bir kural niteliği taşımamaktadır.

Keşfin Yeri: Hangi Mahkeme Keşif Yapar?

Keşif kural olarak davaya bakan mahkemece icra edilir. Keşif konusu, mahkemenin yargı çevresi dışında kalan bir yerde ise inceleme başka bir mahkemeye istinabe yoluyla yaptırılır. HMK m. 289/2, keşif konusunun büyükşehir belediye sınırları içinde bulunması hâlinde davaya bakan mahkemenin incelemeyi kendisi de yapabileceğine imkân tanımaktadır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 289Kaynağı aç
MADDE 289- (1) Keşif, davaya bakan mahkemece icra edilir. Keşif konusu, mahkemenin yargı çevresi dışında ise inceleme istinabe suretiyle yapılır. (2) Keşif konusu, büyükşehir belediye sınırları içerisinde ise inceleme, davaya bakan mahkeme tarafından da yerine getirilebilir. Keşfin yapılması

Keşfin Yapılışı, Tutanak ve Temsili Uygulama

Keşfin yeri ve zamanı mahkeme tarafından tespit edilir. Taraflar hazır iseler keşif huzurlarında, hazır değillerse yokluklarında yapılır (HMK m. 290/1). Mahkeme keşif sırasında tanık ve bilirkişi de dinleyebilir. HMK m. 243/1 uyarınca tanık listesi için kesin süre verilmiş ve dinlenme günü belirlenmiş olsa dahi, liste verilmemiş olsa bile taraf tanığı o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 243Kaynağı aç
MADDE 243- (1) Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir. (2) Davetiyenin duruşma gününden en az bir hafta önce tebliğ edilmiş olması gerekir. Acele hâllerde tanığın daha önce gelmesine karar verilebilir. (3) Tanığı davet, gerektiğinde telefon, faks, elektronik posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, davete rağmen gelmemeye bağlanan sonuçlar, bu durumda uygulanmaz. Davetiyenin içeriği

Keşif sırasında yapılan tüm işlemler ve beyanları içeren bir tutanak düzenlenir. Hâkimin keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemleri de bu tutanağa geçirilir; plan, çizim ve fotoğraf gibi belgeler ise tutanağa eklenir. Bunların yanı sıra mahkeme, bir olayın nasıl geçmiş olabileceğini tespit etmek amacıyla keşif sırasında temsili uygulama da yaptırabilir (HMK m. 290/2 ve m. 290/3).

Keşfe Uyma Yükümlülüğü ve Karşı Koymanın Sonuçları

HMK m. 291/1 hem taraflara hem üçüncü kişilere keşif kararının gereğine uyma ve engelleyici davranışlardan kaçınma yükümlülüğü getirmektedir. Taraflar bakımından karşı koymanın sonuçları farklılaşır: ispat yükü kendisine düşen taraf karşı koymakla bu delilden vazgeçmiş sayılır; diğer taraf ise iddia edilen vakıayı kabul etmiş sayılır. Hâkim, duruma ve karşı koyma sebebine göre bu hükmü uygulamayabilir (HMK m. 291/2).

Üçüncü kişiler için keşif, onlara uygun bir zamanda yapılır ve keşif zamanı ile yeri önceden bildirilir. Gecikmesinde zarar umulan hâllerde bildirim yapılmaksızın keşif icra edilebilir (HMK m. 291/3). Üçüncü kişi keşfe karşı koymaya devam ederse hâkim, karşı koymanın sebep olduğu giderlere ve kanunda belirlenmiş sınırlar içinde disiplin para cezasına mahkûm eder; gerektiğinde zor kullanılmasına da karar verebilir. Kanun metnindeki alt ve üst sınırların yeniden değerleme oranlarına göre güncellenen tutarları için ilgili yıla ait düzenlemeler belirleyici olacaktır. Üçüncü kişi, tanıklıktan çekinme sebeplerine dayanarak bu yükümlülükten kurtulabilir (HMK m. 291/3).

Soybağı Tespitinde Özel Katlanma Yükümlülüğü

HMK m. 292/1, soybağının tespiti amacıyla yapılacak incelemelerde ayrı bir yükümlülük düzenlemektedir. İncelemenin uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu olması, bilimsel verilere uygun bulunması ve sağlık yönünden tehlike oluşturmaması koşullarının birlikte gerçekleşmesi hâlinde herkes vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Bu yükümlülüğe haklı bir sebep olmaksızın uyulmaması durumunda hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir (HMK m. 292/1). Bu özel düzenlemede üçüncü kişinin tanıklıktan çekinme hakkına dayanarak yükümlülükten kaçınması mümkün değildir (HMK m. 292/2).

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E. 2013/21054, K. 2014/7453Kaynağı aç
18. Hukuk Dairesi         2013/21054 E.  ,  2014/7453 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir 10. Aile Mahkemesi TARİHİ : 11/09/2013 NUMARASI : 2009/1002-2013/638 Dava dilekçesinde, soybağının reddi istenilmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Y A R G I T A Y K A R A R I Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı, davalılardan Buse ile olan soybağının reddine karar verilmesini istemiştir. Dosyanın incelenmesinden, davalılara Türk Medeni Kanunu'nun 284. maddesi uyarınca ihtarlı davetiye çıkarıldığı, DNA incelemesi için icabet etmemeleri üzerine ve davacı tarafından da baba olmadığına dair herhangi bir ispatın yapılmaması nedeniyle davanın reddedildiği anlaşılmaktadır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 292/1. maddesi uyuşmazlığın çözümü bakımından zorunlu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudundan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir hükmünü taşımaktadır. Mahkemece açıklanan yasa hükmü gözetilerek işlem yapılması gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 21.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Adli Tatil ve Keşif

HMK m. 103/1-f, adli tatilde yapılmasına karar verilen keşifleri tatil döneminde de görülecek işler arasında saymaktadır. Bu hüküm, hakkında keşif kararı verilmiş işlemlerin adli tatil süreci içinde de yürütülebileceğini ortaya koymaktadır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 103Kaynağı aç
MADDE 103- (1) Adli tatilde, ancak aşağıdaki dava ve işler görülür: a) İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz ve delillerin tespiti gibi geçici hukuki koruma, deniz raporlarının alınması ve dispeçci atanması talepleri ile bunlara karşı yapılacak itirazlar ve diğer başvurular hakkında karar verilmesi. b) Her çeşit nafaka davaları ile soybağı, velayet ve vesayete ilişkin dava ya da işler. c) Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi işleri ve davaları. ç) Hizmet akdi veya iş sözleşmesi sebebiyle işçilerin açtıkları davalar. d) Ticari defterlerin kaybından dolayı kayıp belgesi verilmesi talepleri ile kıymetli evrakın kaybından doğan iptal işleri. e) İflas ve konkordato ile sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin işler ve davalar. f) Adli tatilde yapılmasına karar verilen keşifler. g) Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava ve işler. ğ) Çekişmesiz yargı işleri. h) Kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler. (2) Tarafların anlaşması hâlinde veya dava bir tarafın yokluğunda görülmekte ise hazır olan tarafın talebi üzerine, yukarıdaki iş ve davalara bakılması, adli tatilden sonraya bırakılabilir. (3) Adli tatilde, yukarıdaki fıkralarda gösterilenler dışında kalan dava ve işlerle ilgili olarak verilen dava, karşı dava, istinaf ve temyiz dilekçeleri ile bunlara karşı verilen cevap dilekçelerinin ve dosyası işlemden kaldırılan davaları yenileme dilekçelerinin alınması, ilam verilmesi, her türlü tebligat, dosyanın başka bir mahkemeye, bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya gönderilmesi işlemleri de yapılır. (4) Bu madde hükümleri, bölge adliye mahkemeleri ile Yargıtay incelemelerinde de uygulanır. Adli tatilin sürelere etkisi

Delil Avansı ve Keşif Masrafı

Davacı, yargılama harçları ile Adalet Bakanlığınca her yıl güncellenen gider avansı tarifesinde belirlenen tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır (HMK m. 120/1). Avansın yetersiz kaldığının anlaşılması hâlinde davacıya iki haftalık kesin süre verilir (HMK m. 120/2). Tarafların ikamesini talep ettiği delile özgü avans ise HMK m. 324 kapsamında ayrıca düzenlenmekte olup bu madde m. 120 kapsamındaki genel gider avansından hüküm ve sonuçları itibarıyla farklıdır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2016/7456 – K. 2016/25393 sayılı kararında bu iki avans türünün birbirinden ayrı olduğunu ve mahkemece istenen masrafın gider avansı olarak adlandırılmış olmasının onun delil avansı niteliğini değiştirmediğini değerlendirmiştir. Söz konusu delil avansı, dava şartı niteliği de taşımamaktadır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 120Kaynağı aç
MADDE 120- (1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. (2) Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. (3) (Ek:22/7/2020-7251/9 md.) Taraflardan her birinin ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen delil avansına ilişkin 324 üncü madde hükümleri saklıdır. Belgelerin birlikte verilmesi
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 324Kaynağı aç
MADDE 324- (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. (3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır. Resen yapılması gereken işlemlere ilişkin giderler
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2016/7456, K. 2016/25393Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2016/7456 E.  ,  2016/25393 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Borçlu tarafından icra mahkemesine yapılan başvuruda, haczedilen evinin haline münasip olduğundan bahisle meskeniyet şikayetinde bulunulduğu; mahkemece, verilen süreye rağmen gider avansının yatırılmadığından bahisle istemin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK'nun 114. maddesinin "g" bendinde, gider avansının yatırılmış olması dava şartları arasında sayılmış, anılan Kanun'un 115. maddesinin 1. fıkrasında ise, bu koşulun mevcut olup olmadığını mahkemenin kendiliğinden araştıracağı, ikinci fıkrasında bu şartın noksanlığı tespit edilirse, davanın usulden reddine karar verileceği öngörülmüştür. HMK'nun "Harç ve Avans Ödemesi" başlıklı 120. maddesinin birinci fıkrasında; harç ve avansların Bakanlıkça saptanacağı, dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacağı, avansın yeterli olmadığının anlaşılması durumunda davacıya iki haftalık kesin süre verileceği düzenlenmiştir. Delil ikamesi için avans başlıklı HMK'nun 324. maddesinin birinci fıkrasında; "Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin sürede yatırmak zorundadır. …" denildiği, ikinci fıkrasında; tarafların bu yükümlülüğü yerine getirmemesinin hukuki sonucu olarak delil ikamesinden vazgeçmiş sayılacağının belirtildiği, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 45/4. maddesinin de aynı doğrultuda hükümler içerdiği görülmüştür. Görüldüğü üzere, HMK'nun 324. maddesinde düzenlenen delil ikamesi avansı, HMK'nun 114. maddesinin "g" bendinde belirtilen gider avansından hüküm ve sonuçları itibariyle farklı olup, dava şartı niteliğinde değildir. İİK'nun 82/1-12. maddesine dayalı meskeniyet nedeniyle haczedilmezlik şikayetinde; ispat külfeti borçluya ait olup, isbat ise mahallinde yapılacak keşif ve bilirkişi incelemesi ile mümkündür. Somut olayda, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, 155,00 TL gider avansını yatırdığı, mahkemece 26.11.2015 tarihli celsede, keşif ve bilirkişi incelemesi için 750,00 TL bilirkişi ücreti ile 100,00 TL vasıta ücreti ve 195,40 TL keşif harcının borçlu tarafça ödenmesi için iki haftalık süre verildiği, borçlu vekilinin yokluğunda verilen ara kararın muhtıra ile tebliğinin de bulunmadığı görülmüştür. Mahkemece istenen bu miktar HMK'nun 324. maddesi kapsamında delil ikame avansı niteliğinde olup, bu avansın sürede yatırılmamasının hukuki sonucu, delile dayanan tarafın delilden vazgeçmiş sayılmasıdır. Mahkemece istenen masrafın gider avansı olarak adlandırılması, onun delil avansı olduğu gerçeğini değiştirmez. Mahkemece delil avansının yatırılmadığı, bu nedenle davanın kanıtlanamadığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verilmiş ise de; delil avansının yatırılması hususunda borçlu vekiline herhangi bir tefhim ya da tebligat yapılmadığı, süreye ilişkin ara kararda sürenin “kesin” olduğunun belirtilmediği ve verilen sürede ara karar gereğinin yerine getirilmemesinin sonuçlarının açıklanmadığı görülmektedir. Kesin sürenin sonuç doğurabilmesi için usulünce ve eksiksiz olması gerekir (Hukuk Genel Kurulu'nun 12.12.2012 tarih, 2012/9-1202-1218 E.- K. sayılı ilamı). O halde mahkemece, işin niteliğinin şikayet olduğu dikkate alınarak HMK'nun 324. maddesi kapsamında eksik delil avansının yatırılması için (avansın hangi işlere ilişkin olduğunun, hangi iş için ne miktar avans yatırılacağı açıkça belirtilerek ve kesin sürenin sonuçları hatırlatılıp) borçluya usulüne uygun süre verilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ve yanılgılı değerlendirme ile hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), bozma nedenine göre borçlunun sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15.12.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

HMK m. 324/1 uyarınca taraflardan her biri, ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmezse diğer taraf bu avansı yatırabilir; aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır (HMK m. 324/2). Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler ise bu kuraldan ayrı olarak saklı tutulmaktadır (HMK m. 324/3).

Taşınmaz Davalarında Keşif Uygulaması

Taşınmazın aynına ilişkin davalarda tanıkların keşif mahallinde dinlenmesi ve gösterdikleri yerlerin krokide işaretlenmesi suretiyle denetime uygun rapor alınması gerektiği Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/3789, K. 2016/9049 sayılı kararında ifade edilmiştir. Aynı kararda keşif yapılmadan eksik incelemeyle hüküm kurulması bozma nedeni sayılmıştır. Taşınmaz keşiflerinde gerekli hâllerde bilirkişi aracılığıyla kroki ve harita düzenlenmesi ile fotoğraf çekilmesinin önem taşıdığı da Yargıtay içtihadında vurgulanmaktadır.

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi, E. 2016/3789, K. 2016/9049Kaynağı aç
14. Hukuk Dairesi         2016/3789 E.  ,  2016/9049 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 28.12.2012 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil ikinci kademede tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 07.10.2015 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 01.11.2016 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı asil … ile karşı taraftan davalı … vekili Av. … geldiler. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafın sözlü açıklamaları dinlendi duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: KA R A R Dava, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir. Davacı 29.11.1993 tarihli satış vaadi sözleşmesi ile 23 parsel sayılı taşınmazda davalı adına kayıtlı payın tamamının satışının vaad edildiğini, satış bedelini nakden aldığını, daha sonra imar uygulaması sonucunda davalının payına karşılık, 132 ada 1 parselin tamamı ve 145 ada, 1 nolu parselin 800/79057 payının davalı adına tescil edildiğini, davalı … mirasçılarının 29/11/2012 tarihinde taşınmazı …'ya sattıklarını, satın alan davalının iyi niyetli olmadığını, 132 ada, 1 parsel sayılı taşınmaz ile 145 ada, 1 parsel sayılı taşınmazdaki 800/79057 payın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini bunun mümkün olmaması halinde … mirasçılarından taşınmazın satış tarihi itibari ile karşılığı olan 750.000,00 TL tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Bir kısım davalılar vekili zamanaşımı ve yetki itirazında bulunmuş, davanın reddini savunmuşlardır. Davalı … vekili, taşınmazı iyi niyetle iktisap eden müvekkili hakkındaki davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir. Kaynağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213. maddesi ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanununun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez. Somut olayda; satış vaadi sözleşmesinin konusu olan 23 parsel sayılı taşınmazın imar uygulaması sonucu 132 ada 1 parsel ve 145 ada 1 parsel sayılı taşınmazlara gittiği davacı tarafından iddia edilmektedir. Mahkemece yapılan keşif sonucu, bilirkişilerce hazırlanan 02.02.2015 tarihli raporda imar uygulamasına ilişkin kayıtlar dava dosyasında yer almadığı için dava konusu her iki parselin kök 23 parsel sayılı taşınmazdan oluşup oluşmadığının denetlenemediği belirtilmiştir. Ayrıca taşınmazın aynına ilişkin davalarda tanıkların keşif mahallinde dinlenmesi ve gösterdikleri yerlerin krokide işaretlenmesi suretiyle denetime uygun rapor alınması gerekir. Mahkemece, satış vaadi sözleşmesi konusu olan 23 parsel sayılı taşınmazın imar uygulaması sonucu hangi parsellere gittiğinin belediyeden ve tapu müdürlüğünden sorularak imar uygulamasına ilişkin belgelerin getirtilmesi gerekir. Satış vaadi sözleşmesine konu olan 23 parsel sayılı taşınmazın 132 ada 1 parsel ve 145 ada 1 parsele gittiğinin anlaşılması halinde, mahallinde keşif yapılarak taşınmazın aynına ilişkin davalarda tanıkların keşif mahallinde dinlenmesi gerektiği kuralı da gözetilerek tarafların bildirdiği ve duruşmada dinlenen tanıkların beyanları alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu sebeplerle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.11.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Meskeniyet haczedilmezliği şikayetinde ispat yükünün borçluya ait olduğu ve bu ispat için mahallinde yapılacak keşif ile bilirkişi incelemesine başvurulduğu, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/7456, K. 2016/25393 sayılı kararından anlaşılmaktadır.

Ceza Yargılamasında Keşif: CMK Düzenlemesi

CMK m. 83/1 uyarınca ceza yargılamasında keşif; hâkim, mahkeme, naip hâkim, istinabe olunan hâkim veya mahkeme ile gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. CMK m. 83/2, keşif tutanağına yalnızca var olan durumun değil, olayın özel niteliğine göre varlığı umulup da elde edilemeyen delillerin yokluğunun da yazılması gerektiğini öngörmektedir.

CMK m. 84/1 uyarınca şüpheli, sanık, mağdur ve bunların müdafii ile vekili keşif sırasında hazır bulunabilir. Hazır bulunmaya hakkı olanlar, işin geri bırakılmasına neden olmamak koşuluyla işlerin yapılacağı günden önce haberdar edilir (CMK m. 84/4). İki önemli istisna söz konusudur: mağdurun ya da şüpheli veya sanığın huzurunun tanıklardan birinin gerçeğe uygun tanıklık etmesine engel olabileceği durumlarda şüpheli veya sanığın keşifte bulunmamasına karar verilebilir (CMK m. 84/3). Şüpheli veya sanık tutuklu ise hâkim ya da mahkeme ancak zorunlu saydığı hâllerde hazır bulundurulmasına karar verebilir (CMK m. 84/5).

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 84Kaynağı aç
Madde 84 – (1) Keşif yapılması sırasında şüpheli, sanık, mağdur ve bunların müdafii ve vekili hazır bulunabilirler. (2) Tanık veya bilirkişinin duruşma sırasında hazır bulunamayacağı veya oturduğu yerin uzaklığı nedeniyle bulunmasının güç olduğu anlaşılırsa, bu tanık veya bilirkişinin dinlenmesinde de birinci fıkra hükmü uygulanır. (3) Mağdur, şüpheli veya sanığın huzuru, tanıklardan birinin gerçeğe uygun tanıklık etmesine engel olabilecekse, o işte şüpheli veya sanığın bulunmamasına karar verilebilir. (4) Bu işlerde hazır bulunmaya hakkı olanlar, işin geri bırakılmasına neden olmamak koşuluyla, işlerin yapılması gününden önce haberdar edilirler. (5) Şüpheli veya sanık tutuklu ise, hâkim veya mahkeme tarafından ancak zorunlu sayılan hâllerde keşifte hazır bulundurulmasına karar verilebilir. Yer gösterme

Sık Sorulan Sorular

Keşif kararı ne zaman alınabilir?

HMK m. 288/2 uyarınca keşif kararı sözlü yargılamaya kadar alınabilir. Karar taraflardan birinin talebiyle verilebileceği gibi hâkim tarafından resen de alınabilir.

Keşif mutlaka davaya bakan mahkemenin yargı çevresinde mi yapılır?

Keşif kural olarak davaya bakan mahkemece icra edilir; ancak keşif konusu mahkemenin yargı çevresi dışındaysa inceleme istinabe yoluyla yapılır. Keşif konusunun büyükşehir belediye sınırları içinde olması hâlinde davaya bakan mahkeme incelemeyi kendisi de yapabilir (HMK m. 289).

Keşif tutanağına neler yazılır?

HMK m. 290/2 uyarınca tutanağa keşif sırasında yapılan tüm işlemler ve beyanlar, hâkimin keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemleri yazılır; plan, çizim ve fotoğraf gibi belgeler de eklenir. Ceza yargılamasında ise CMK m. 83/2 gereğince varlığı umulup da elde edilemeyen delillerin yokluğu da tutanağa geçirilir.

Taraf keşfe katılmak istemezse ne olur?

HMK m. 291/2'ye göre ispat yükü kendisine düşen taraf keşfe karşı koymakla bu delilden vazgeçmiş sayılır; diğer taraf ise iddia edilen vakıayı kabul etmiş sayılır. Hâkim, duruma ve karşı koyma sebebine göre bu hükmü uygulamayabilir. Üçüncü kişiler bakımından kanunda belirtilen sınırlar içinde disiplin para cezası ve gerektiğinde zor kullanma yaptırımı söz konusudur; üçüncü kişi tanıklıktan çekinme sebeplerine dayanarak bu yükümlülükten kurtulabilir.

Soybağı tespitinde DNA testi için rıza şart mı?

HMK m. 292/1 uyarınca incelemenin uyuşmazlığın çözümü için zorunlu, bilimsel verilere uygun ve sağlık yönünden tehlikesiz olması koşullarının birlikte varlığı hâlinde herkes kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep olmaksızın uyulmaması hâlinde hâkim incelemenin zor kullanılarak yapılmasına karar verir. Bu özel düzenlemede tanıklıktan çekinme hakkı geçerli bir gerekçe oluşturmaz (HMK m. 292/2).

Adli tatilde keşif yapılabilir mi?

Evet. HMK m. 103/1-f, adli tatilde yapılmasına karar verilen keşifleri tatil döneminde de görülecek işler arasında açıkça saymaktadır.

Keşif için delil avansı yatırılmazsa ne olur?

HMK m. 324/2 uyarınca taraflardan birinin avans yükümlülüğünü yerine getirmemesi hâlinde diğer taraf bu avansı yatırabilir; aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. Bu kural, HMK m. 120 kapsamındaki genel gider avansından farklı bir düzenleme olup dava şartı niteliği taşımamaktadır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler ise bu kuraldan ayrı olarak saklı tutulmaktadır (HMK m. 324/3).

Ceza davalarında keşife kim katılabilir?

CMK m. 84/1 uyarınca şüpheli, sanık, mağdur ve bunların müdafii ile vekili keşif sırasında hazır bulunabilir. Tutuklu şüpheli veya sanığın hazır bulundurulması hâkim ya da mahkemenin bunu zorunlu saymasına bağlıdır. Mağdurun ya da şüpheli veya sanığın varlığının tanıklardan birinin gerçeğe uygun tanıklık etmesine engel olabileceği durumlarda şüpheli veya sanığın keşifte bulunmamasına karar verilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu