Hukuken Hakaret Sayılmayan İfadeler ve Eleştiri Sınırı

by Avukat Erdal Ersoy
Hukuken Hakaret Sayılmayan İfadeler ve Eleştiri Sınırı

Hakaret Suçunun Yasal Çerçevesi ve Seçimlik Hareketler

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasına göre bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da sövmek suretiyle saldıran kişi üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. 5237 sayılı Kanun düzenlemesiyle hakaret ve sövme ayrımı kaldırılarak onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı ile sövme fiili suçun seçimlik hareketleri olarak düzenlenmiştir. Fiilin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi de temel yaptırıma tabidir. Suçun oluşabilmesi için eylemin fail tarafından mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek somut bir fiil veya olgu isnadı yahut sövmek suretiyle kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekir. Bir hareketin tahkir edici niteliği zamana, yere ve duruma göre nispi kabul edilir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal ettiği toplumda hâkim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre saptanır; bu değerlendirmede bireyin özel duyarlılığı ölçü alınmaz ve basit bir saygısızlık hakaret veya sövme olarak nitelendirilemez.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 125Kaynağı aç
Madde 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…)[56] veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır. Mağdurun belirlenmesi
Yargıtay 18. Ceza Dairesi, E. 2016/13686, K. 2016/14762Kaynağı aç
18. Ceza Dairesi         2016/13686 E.  ,  2016/14762 K. "İçtihat Metni" Hakaret ve tehdit suçlarından sanıklar … ve … hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetlerine dair, …(….) 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 27/06/2013 tarih ve 2013/11 esas, 2013/249 sayılı kararın katılan sanık … tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 14/04/2016 tarih ve 2015/17806 esas, 2016/7819 sayılı kararıyla; "1- Sanık …'in tehdit suçuna ilişkin kararda öngörülen cezanın nitelik ve niceliğine göre, karar tarihi itibariyle hükmün temyiz edilemez olduğu anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8/1 ve 1412 sayılı CMUK'nın 317. maddeleri uyarınca sanık …'in tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ İSTEĞİNİN REDDİNE, 2- Diğer hükümlere yönelik temyize gelince; Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadğından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; Sanık …'e yükletilen hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonuca saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan hüküm kurulurken, TCK'nın 125/1. maddesi uygulanmadan doğrudan TCK'nın 125/3-a maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmemiş ise de devamında doğru uygulama yapıldığından bozma sebebi yapılamayacağı, Sanık … hakkında verilen beraat kararının da usul ve Kanuna uygun olduğu; Anlaşılmış ve ileri sürülen başkaca temyiz nedenleri yerinde görülmediği gibi hükmü etkileyecek oranda hukuka aykırılığa da rastlanmamıştır. Ancak; Suçun işlendiği doktor muayene odasının aleni yer olmadığı gözetilmeden, TCK'nın 125/4. maddesinin uygulanması, Kanuna aykırı ve sanık …'in temyiz itirazı bu nedenle yerinde ise de, CMUK'nın 322. maddesi uyarınca bu aykırılık, yeniden duruşma yapılmasına gerek olmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğundan, tebliğnameye aykırı olarak, "TCK'nın 125/4. maddesinin tatbikine dair kısım karardan çıkartılarak, uygulamaya göre de, sonuç para cezasının, 6.080 TL'ye indirilmesi" biçiminde HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA," oy birliğiyle karar verilmiştir. I-İTİRAZ NEDENLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/06/2016 gün ve 2013/327715 sayılı yazısı ile; "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımızca sanık … hakkındaki tehdit suçunda temyiz isteminin reddi kararına bir itirazımız bulunmamaktadır. Ancak; Yüksek Dairece sanık … hakkında verilen beraat kararlarına yönelik kararın yerinde olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapılmış ise de bu kararlar yönünden bir onama kararı verildiği anlaşılmamaktadır. Diğer yandan sanık … hakkında hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik incelemede bozma nedenine bir diyeceğimiz olmamakla birlikte başka bozma nedenleri olduğu için düzeltilerek onama kararının yerinde olmadığını düşündüğümüzden itiraz isteminde bulunmak gerekmiştir. Şöyle ki; Yüksek Dairenizin bir çok kararında belirtildiği üzere, hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup bu suçun oluşabilmesi için davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Somut olayda; sanık ile muayene olduğu mağdur doktor arasında muayenin şekli hususunda çıkan tartışma yaşandığı açıktır. Bu tartışma sırasında sanığın söylediği ve hakaretin konusunu oluşturduğu kabul edilen "terbiyesiz" şeklindeki sözünün ağır, incitici ve yaralayıcı olduğu kuşkusuzdur. Ancak yine Dairenizin birden fazla kararında (Örn. 16/03/2016 gün ve 2015/27061 E. 2016/5182 K., 29/02/2016 gün ve 2015/16722 E. 2016/3717 K. Sayılı ilamlar) benzer ifadelerde suçun unsurunun oluşmadığına karar verildiği gibi bu kaba hitap tarzındaki bu sözün şikayetçinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmadığı ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığını ve beraat kararı verilmesi gerektiğine düşünmekteyiz. Diğer yandan hakaret suçunun unsurlarının oluştuğu kabulüne göre de, sanık hakkında mahkemece mağdurun haksız bir fiili oluşturacak eylemi bulunmadığı düşüncesiyle TCK'nın 129/1. maddesinin uygulanmamasına karar verilmiştir. Ancak sanık savunmasında, olayla ilgili hasta hakkının ihlal edildiğini söyleyip ve Karabük Kadın Doğum ve Çocuk Bakımevi Hasta Kurulu tarafından hasta hakkı ihlal olduğuna ilişkin kararı ibraz etmesi karşısında, mahkemenin bu kurul kararına ilişkin tüm evrakları getirterek hasta hakkının ihlal edildiğine ilişkin incelemedeki ifadeler ve karar hakkında değerlendirme yapılıp sonucuna göre sanık yararına TCK'nın 129/1. maddesi uyarınca uygulama yapılıp yapılmayacağının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tartışması gerekirken tüm delilleri toplamadan eksik incelem ile mahkumiyet kararı verildiği kanaatindeyiz. Bu nedenlerle yukarıda anılan düzelterek onama ilamının kaldırılmasını CMK'nın 308. Maddesine göre istemek zorunlu olmuştur. Diğer taraftan sanık … hakkındaki beraat kararlarına yönelik kararların sanık … hakkındaki mahkumiyet kararından ayrı olarak bir ilama bağlanması gerektiğini düşünmekteyiz. SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle Yüksek Dairemizin 14/04/2016 gün ve 2015/17806 E. 2016/7819 K. Sayılı ilamındaki düzelterek onama kararının incelenerek kaldırılması, Sanık …'in eylemi hakkında, düzelterek onama kararındaki bozma nedenine ek olarak, 1- Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup bu suçun oluşabilmesi için davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Somut olayda; sanık ile muayene olduğu mağdur doktor arasında muayene şekli hususunda çıkan tartışma yaşandığı açıktır. Bu tartışma sırasında sanığın söylediği ve hakaretin konusunu oluşturduğu kabul edilen "terbiyesiz" şeklindeki sözünün kaba hitap tarzındaki bu sözün şikayetçinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmadığı ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden mahkumiyet kararı verilmesi, Kabule göre de; sanık savunmasında olayla ilgili hasta hakkının ihlal edildiğini ve Karabük Kadın Doğum ve Çocuk Bakımevi Hasta Kurulu tarafından hasta hakkı ihlal olduğuna ilişkin kararı ibraz etmesi karşısında, bu kurul kararına ilişkin tüm evrakların getirtilerek hasta hakkının ihlal edildiğine ilişkin tespit hakkında inceleme yapılıp sonucuna göre sanık yararına TCK'nın 129/1. maddesi uyarınca uygulama yapılıp yapılmayacağının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tartışılması gerekitğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı olduğundan hükmün bozulması, 2- Sanık … hakkındaki beraat kararlarına yönelik onama kararı verilmesi, Eğer itiraz yerinde görülmez ise dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi itirazen arz ve talep olunur." isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü: II- İTİRAZIN KAPSAMI İtiraz, hakaret suçundan, sanık …'nın beraatine ilişkin kararının onanmasına, sanık …'in mahkumiyetine ililşkin hükmün ise düzeltilerek onanmasına dair, Dairemizin 14/04/2016 tarihli kararına ilişkin olup, sanık …'in tehdit suçundan verilen temyiz isteğinin reddine dair karar inceleme dışı bırakılmıştır. III- KARAR Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE, Dairemizce verilen 14/04/2016 tarih ve 2015/17806 esas, 2016/7819 sayılı, sanıklar hakaret suçundan, sanık …'nın beraatine, ilişkin verilen onama ve düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA, …(…) 1. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 27/06/2013 tarih ve 2013/11 esas, 2013/249 sayılı hükmün yeniden incelenmesi sonucu; Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; 1- Sanık …'nın, hakaret eylemine ve yükletilen suça yönelik katılan …'in temyiz iddiaları yerinde görülmediğinden tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA, 2- Sanık …'in hakaret suçundan kurulan hükme yönelik temyize gelince; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; 1- Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davaranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Yargılamaya konu somut olayda; doktor muayenesi sırasında sanığın mağdur …'ya söylediği kabul edilen "terbiyesiz" şeklindeki sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygılığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı davranış niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yasal olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçe ile mahkumiyet kararı verilmesi, 2- Kabule göre de; A- Sanığın aşamalarda, "Olay tarihinde ben muayene için hastaneye gitmiştim. Doktor olan diğer müşteki sanık beni odasında muayene ederken daha önce soruşturma aşamasında ayrıntılarını anlattığım şekilde bana onur kırıcı şekilde davrandı. Bana hitaben acı hissetmeme rağmen" sen harbi delisin, hiç mi yemedin, benim bir kaşeme bakar, seni içerde 5 yıl yatırırım" diye yüksek sesle bağırdı. Benim alt elbiselerim olmadığı halde odadan çıkmamı istedi. Muayene esnasında biz odada yalnızdık. Bizim dışımızda kimse yoktu. Hemşire ve diğer yardımcı öğrenciler yan odada idiler. Muayene odası ile hemşirenin bulunduğu odanın içeriden birbirine geçis kapısı vardı. Ancak ben kapının açık olup olmadığını bilmiyorum. Yalnız odanın dışarıya çıkılmak için kullanılan kapısı kapalı idi. Ben kesinlikle diğer müşteki sanık olan doktora hakaret ve tehditte bulunmadım. İddianemede yazılı sözleri söylemedim." şeklindeki savunması ve olayla ilgili hasta hakkının ihlal edildiğini söyleyip ve Karabük Kadın Doğum ve Çocuk Bakımevi Hasta Kurulu tarafından hasta hakkı ihlal olduğuna ilişkin kararı ibraz etmesi karşısında, kurul kararına evrak getirilerek olaya ilişkin diğer tanıklar dinlenip, ilk haksız hareketin kimden geldiği araştırılarak, sonucuna göre TCK'nın 129. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması, B- Suçun işlendiği doktor muayene odasının aleni yer olmadığı gözetilmeden, TCK'nın 125/4. maddesinin uygulanması, C- Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan hüküm kurulurken, TCK'nın 125/1. Maddesi uygulanmadan doğrudan TCK'nın 125/3-a maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi, Kanuna aykırı ve sanık …'in temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, Dairemizin 14/04/2016 tarih ve 2015/17806 esas, 2016/7819 sayılı kararında yer alan ve itiraza konu edilmeyen sanık …'in tehdit suçuna ilişkin hükmün olduğu gibi bırakılmasına, 21/09/2016 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/278, K. 2022/163Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2019/278 E.  ,  2022/163 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 18. Ceza Dairesi Sanık …’ın kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan TCK’nın 125/1-2, 125/3-a, 62 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6.080 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin … (Kapatılan) 31. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 22.04.2014 tarihli ve 933-367 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesince 16.10.2017 tarih ve 41119-11017 sayı ile; "…Yargılamaya konu somut olayda; sanığın, katılana söylediği kabul edilen '… Allah belanı versin' şeklinde ve beddua niteliğindeki sözlerinin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi…" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. … 37. Asliye Ceza Mahkemesince 09.10.2018 tarih ve 719-538 sayı ile; "TCK'nın 125. maddesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi gerekçesinde; Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer kişinin haysiyeti ve toplum içindeki itibarı diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır. Kişiye her hangi bir olayla irtibatlandırmadan soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması halinde de hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği ifade eden sözler somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları halde yine de hakaret suçunun oluşacağı belirtilmiştir. Burada davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Açıklamaları vardır. Genelde şiddet içerikli fiillerin gerçekleşmesi öncesinde fail mağdur arasında hakaretleşme ile suç olgusunun başlatıldığı, ilerleyen aşamalarda maddi şiddet fiillerinin gerçekleştiğini görmekteyiz. Bu nedenle hakaret suçlarının basitliği değerlendirme merciindeki kişilerin bakış açısından ziyade mağdurun ruhsal yapısında uzun veya şiddetli etki yapması yönü üzerinde düşünülerek bir sonucu gidilmesi gerekir. Özetle, hakaretin serbest bırakılması, cezalandırılmaması hâlinde hakaret sonrasında çok daha ağır yaralama, çok daha ağır hakaret ve öldürmeyle sonuçlanan olayların gerçekleşmesi kolaylaşmış olacaktır. Hakaret suçu seçimlik hareketli bir suçtur. Her türlü sözcüğün mecazi anlamlara çekilerek hakaret kapsamına dahil edilmesi hâlinde de TCK'nın 2. maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle suç sayılan fiillerin maddi olaya uygulanmasında kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlama yasağı ihlal edilmiş olacaktır. Hakaret fiillerinin ortak yönü, kişinin psikolojisi üzerinde rencide edici, üzücü, haleti ruhiyesini bozucu niteliğidir. Somut olayda, şikâyetçiye tehdit olayı ile birlikte 'Allah belanı versin' deyimi sarf edilmiştir. Allah belanı versin deyimi kişinin Allah tarafından cezalandırılmaya değer nitelikte olduğu anlamını ifade eder. Türk toplumunun genelindeki anlayışa göre Allah başkalarına zarar veren mütecaviz insanlara sonunda bela verir. Allah belanı versin deyimi kişinin kuşkusuz gayri ahlaki yönlerinin bulunduğu, kötü insan tiplemesi anlamını da zorunlu olarak bünyesinde barındırıp ortaya koyar. Her hakaret deyimi herkes üzerinde aynı etki oluşturmaz. Örneğin kendi dalında çok başarılı bir doktora acemi çaylak doktor denmesi hâlinde muhatabı aşırı tepki vermeyebilir. Fakat heyet hâlinde çalışan doktorlar arasında aynı deyimin birbirlerine karşı sarf edilmesi hâlinde mesleki hakaret suçunun oluştuğu kabul edilebilir. Kahvehanelerde köylerde sıklıkla telafuz edilen 'lan' kelimesi sarf edildiği ortama göre muhatabı üzerinde hakaret etkisi oluşturmayabilir. Lan kelimesinden hoşlanmayan günlük dilde telafuz etmekten kaçınanlar üzerinde hakaret etkisi yaptığı kuşkusuzdur. Bir kamu görevlisine lan diye hitap edilemez. Burada hakaret suçunun en önemli özelliğinin kişinin iç dünyasında oluşturduğu tahribat, rahatsızlık ve mağduriyet hissidir. Allah belanı versin deyimi dini vecibelerinde hassasiyet gösteren duyarlı insanların ruhsal yapısı üzerinde oldukça fazla etki yapacağı kuşkusuzdur. Türk toplumunda Allah belanı versin deyimi ahlaki yönden kötü insanlara karşı sarf edilmeye değer bir sözcük olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle Allah belanı versin deyiminin hakaret dışında anlamının olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir. Allah belanı versin deyiminin kamu görevlilerine karşı her talebi yerine getirilmeyen kişiler tarafından sarf edilmesinde kamu çalışanlarının çalışma şevkini disiplinini düzenini olumsuz yönde etkileyeceği de gayet açıktır." gerekçesiyle bozma kararına direnilmiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.01.2019 tarihli ve 391300 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesi ile dosya 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesince 15.04.2019 tarih ve 1238-7404 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün kesin nitelikte olması sebebiyle Özel Dairece temyiz isteminin reddine karar verilmiş olup, direnme kararının kapsamına göre inceleme sanık hakkında hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa yüklenen kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya içeriğinden; Katılanın aşamalarda değişiklik göstermeyen anlatımları, sanığın, hakaret kastı olmamakla birlikte direnme kararına konu mailleri katılana gönderdiğine dair ikrarı, tanık … Akçael'in vekâlet ücretinin katılan tarafından ısrarlı bir şekilde talep edildiğine ilişkin anlatımları, e-mail çıktıları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanık ile avukat olan katılan arasında vekâlet ücretinden kaynaklanan ihtilaf bulunduğu, bu nedenle aleyhine icra takibi başlatılan sanığın 01.02.2011 tarihinde saat 18.48.32 ve 18.48.44’te katılana; ''Hakkımı çok kötü alacağım! Bunun sonu çok kötü olacak! Benim helal ekmeğim senin sonun olsun! Sahtekârlığın bu kadarı! Öbür tarafta görüşeceğiz! Allah belanı versin!'' şeklinde iki ayrı mail gönderdiği hususunda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin "olmazsa olmaz şartı" olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu bağlamda; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; "Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malûmat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını gerektirir.", İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." hükümlerine yer verilmiştir Anayasamıza bakıldığında; 25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında; "Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz." 26. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976). Görüldüğü gibi, Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır. Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır. Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Bu bağlamda TCK’nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi; "(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. (2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. (3) Hakaret suçunun; a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı, b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, … Yayınevi, …, 2013, s. 430). Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur. Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır. AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek "yeterli bir altyapı"nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir. Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık ile avukat olan katılan arasında vekâlet ücretinden kaynaklanan ihtilaf bulunduğu, bu nedenle aleyhine icra takibi başlatılan sanığın 01.02.2011 tarihinde saat 18.48.32 ve 18.48.44’te katılana; ''Hakkımı çok kötü alacağım! Bunun sonu çok kötü olacak! Benim helal ekmeğim senin sonun olsun! Sahtekârlığın bu kadarı! Öbür tarafta görüşeceğiz! Allah belanı versin!'' şeklinde iki ayrı e-mail gönderdiği olayda; Sanığın direnme kararına konu e-mailleri suç kastı ile göndermediğine dair savunması, tanık …'in vekâlet ücretinin katılan tarafından ısrarlı bir şekilde talep edildiğine ilişkin anlatımları, bu sebeple e-maillerin katılanın bu davranışına tepki olarak gönderilmiş olması, e-maillerde yer verilen sözlerin bütünlüğü ve amacı da birlikte gözetildiğinde kullanılan ifadelerin nezaket dışı, kaba, rahatsız edici ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu anlaşılmış ise de katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek boyutta somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması nedeniyle kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun kanuni unsurlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir. Öte yandan sanığın avukat olan katılana gönderdiği e-maillerin, katılanın üstlendiği kamu görevi dolayısıyla değil, sanığın ikrarı ile de anlaşılacağı üzere aralarındaki özel vekâlet ilişkisinden kaynaklanması nedeniyle sanığa yüklenen hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmediğinin kabulünde zorunluluk bulunmamaktadır. Bu itibarla, sanığın katılana; ''Hakkımı çok kötü alacağım! Bunun sonu çok kötü olacak! Benim helal ekmeğim senin sonun olsun! Sahtekârlığın bu kadarı! Öbür tarafta görüşeceğiz! Allah belanı versin!'' içerikli e-mailler göndermesi şeklindeki eyleminin hakaret suçunu oluşturduğuna ilişkin Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olmadığına ve sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün unsurları oluşmadığı hâlde hakaret suçundan sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- … 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.10.2018 tarihli ve 719-538 sayılı hükmünde yer alan, sanığın katılana; ''Hakkımı çok kötü alacağım! Bunun sonu çok kötü olacak! Benim helal ekmeğim senin sonun olsun! Sahtekârlığın bu kadarı! Öbür tarafta görüşeceğiz! Allah belanı versin!'' içerikli mailler göndermesi şeklindeki eyleminin hakaret suçunu oluşturduğuna ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, 2- Yerel mahkemenin direnme kararına konu hükmünün unsurları oluşmadığı hâlde hakaret suçundan sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, 3- Dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.03.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi. .
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2017/1103, K. 2021/689Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2017/1103 E.  ,  2021/689 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : (Kapatılan)16. Ceza Dairesi Mahkemesi :Asliye Ceza Sayısı : 453-374 Cumhurbaşkanına hakaret suçundan sanık …’ın 5237 sayılı TCK’nın 299/1-2 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin İskenderun 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.04.2016 tarihli ve 453-374 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 27.03.2017 tarih ve 7494-3518 sayı ile; "… Kaçak akaryakıt taşımakta iken yakalanan sanığın, kolluk görevlilerine kızarak ve kaçakçılıkla mücadele görevi bulunan kamu görevlilerini kastederek Cumhurbaşkanının da kaçakçılık yapanlara izin verdiği yönündeki tehevvüren söylediği sözlerin demokratik toplumun temel esaslarından hoşgörü kapsamında değerlendirilebilecek ağır eleştiri niteliğinde kaldığının kabulünde zorunluluk bulunduğundan unsurları itibarıyla oluşmayan müsnet suçtan beraati yerine yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi…" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.05.2017 tarih ve 348251sayı ile; "… TC Anayasası'nın 25. maddesi herkesin düşünce ve kanaat özgürlüğüne sahip olduğunu, kimsenin bu düşünce ve kanaatini açıklamaya zorlanamayacağını, düşünce kanaatleri dolayısı ile kınanamayacağını, suçlanamayacağını düzenlemiştir. Anayasa'nın 26. maddesi de; 'Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak yada vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.’ düzenlemesi ile düşünce kanaatin açıklanması ve yayılması özgürlüğünü teminat altına almıştır. Maddenin ikinci fıkrası ile bu özgürlüğün mutlak olmadığını ve sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi de ifade özgürlüğünü temel haklar içerisinde göstermiştir. Anayasamızın hem de AİHS'nin belirtilen belrtilen maddelerinde fikir ve ifade özgürlüğü bir hak olarak tanınmış olmakla birlikte, bu hak sınırsız bir hak olarak düşünülmemiş, bazı durumlarda sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu hakkın sınırlandırılabileceği hâllerden birisi de ‘başkalarının şöhret ve haklarının korunması’ hâlidir. Bu sınırlandırmanın yasa ile yapılması gerekmektedir. TCK'da düzenlenen hakaret suçları (TCK'nın 125 ve 299. maddeleri), anılan özgürlüğün, yasa ile sınırlandırılmasının tipik örnekleridir. Yasa temelde bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde somut bir fiil veya olgu isnad edilmesini veya sövülmesini yaptırıma bağlamaktadır. İsnad edilen şeyin onur, şeref ve saygınlığı rencide edecek nitelikte olması gerekli ve yeterlidir. Onur, şeref ve saygınlığının rencide olması ise mağdurun başkalarının gözünde küçük düşmesi onların hakaret ve husumetine düşmanlığına maruz kalmasıdır. Burada en önemli kıstas mağdurun gerçekten bu duyguyu yaşayıp yaşamadığı değil ve fakat toplumda genel kabul gören, yerleşik olan, uygulanagelen ve bilinen örf ve adet kuralları çerçevesinde objektif olarak fiilin, bu sonucu doğuracak nitelikte olmasıdır. Elbette kıstas ortalama örf ve adet kurallarına göre tahkir edici olup olmadığı meselesidir. Yoksa objektif kabule göre tahkir edici nitelikte sayılmayan bir fiile mağdurun aşırı duyarlılık ve alınganlık göstermiş olması tahkir niteliğini maddi vakaya kazandırmaz. Bir isnad ya da sövmenin tahkir edici özellik taşıyıp taşımadığını ise hâkim ya da mahkeme her olayın somut tüm özelliklerini göz önünde tutarak belirler. Fikir ve ifade özgürlüğünün yasa ile düzenlemiş istisnalarından olan Cumhurbaşkanına hakaret suçu, TCK'nın 299. maddesinde yaptırıma bağlanmıştır. TC. Anayasası'nın 104/1. maddesine göre, Cumhurbaşkanı devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil etmesi nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur. Genel anlamda hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle; onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Cumhurbaşkanına hakaret suçu da, suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler bakımından, genel hakaret suçu ile özdeş olsa da, Cumhurbaşkanının yukarıda izah edilen özel konumu nedeniyle Devlete karşı işlenen suçlar arasında müstakil bir suç olarak düzenlenmiştir. Siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda kabul edilmektedir. Ancak hakarete hiçbir kimse katlanamaz. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret ayrı ayrı değerlendirilmesi gereklidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilemez. Bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının toplumsal barışı bozucu ve kamu düzenine zarar vereceğinden, demokratik toplumda yaptırım uygulanması zorunlu görülmektedir. Bu açıklamalar gözetildiğinde; Cumhurbaşkanına hakaret suçunda tehevvüren söylenmiş olmasının suç kastını da ortadan kaldırmayacağı gözetilmeyerek sanığın söylediği kabul edilen ‘Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı hırsızlık yapıyor onlar kaçakçılığa izin veriyor’ şeklindeki sözlerin Cumhurbaşkanının ‘onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek’ suretiyle ağır eleştiri ve fikir özgürlüğünün sınırlarını aştığı ve bu şekilde atılı suçun işlendiğinin kabulünde zorunluluk olduğu," görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur. CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesince 26.09.2017 tarih ve 1704-4972 sayı ile itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 30.07.2014 tarihinde saat 22.45 sıralarında Sarıseki Mahallesi, D- 817 kara yolu üzerinde icra edilen önleyici kolluk devriyesi esnasında İskenderun-Dörtyol istikametinde Karakoyunlu Taşımacılık Otobüs Garajı önünde park hâlinde bulunan “51 ER 908” plakalı aracın yanına devriye ekibi ile durulduğu ve araç şoförü olan sanık …’a neden beklediği ve araçtaki yükün ne olduğu sorulduğunda, sanığın kavun taşıdığını beyan ettiği ancak fatura veya irsaliye istendiğinde olmadığını aracında kaçak mazot olduğunu beyan ettiği, 31.07.2014 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağının; “Araca işlem yapılacağı şahsa bildirilmiş ve ehliyet ruhsat ve kimlik istendiğinde devriye personeline ‘Sana ehliyet de yok kimlik de yok ruhsat da yok vermiyorum, hadi alabiliyorsan al’ dediği, aracın kasasında ne kadar kaçak mazot olduğu sorulduğunda, 28 bidon kaçak mazot olduğunu, ‘Dur yukarı çıkıyım da brandayı açıp size bidonları göstereyim’ deyip aracın kasasına çıktığı ve kasasına çıkar çıkmaz mazot tanklarının alt vanalarını açarak mazotu yere boşaltmaya başlamıştır. Kaçak mazot yere aktığı esnada ‘Ben bu devletin a..na koyayım, sizi öldürürüm, ben iki polis vurdum, karakol bastım, ben bu aracı yakarım yine de devlete yâr etmem, adam mısın sen, senle yarın görüşeceğim, üniformayı çıkar da konuşalım, yalakasınız, benim 400 tane yeğenim var, yarın eşinin ve çocuklarının başına herhangi bir kaza bela gelirse tek sorumlu olarak beni gösterebilirsin, yarın karakolu basıp seni öldüreceğim’ şeklinde hakaretler savurması üzerine, olay yerine takviye kuvvet çağrıldığı, `Araçtan aşağıya in vanaları kapat´ uyarılarına rağmen, araçtan aşağıya inmediği yere akan mazot tanklarının alt vanalarını kapatmadığı, ‘Kolumu cama vururum beni hastahaneye götürmek zorunda kalırsınız’ deyip bir iki defa sağ eli ile aracın camına yumruk attığı, ‘Siz adamısınız lan, devletinin de a..na koyarım hâkiminin de a..na koyarım savcısının da a..na koyarım, … bunlara müsaade ediyor, siz yalakasınız, beni yakalayınca ne olacak size madalya mı takacaklar, siz beni yakalayacaksınız sonra da yarın sabah içtimada karakol komutanına komutanım ben dün gece kaçak mazot yakaladım diye yalakalık yapacaksınız, ben bu işi tek başıma yapmıyorum, bu işin içinde polis de var Jandarma da var, … polisleri de var, ben aylık bir kamu görevlisine 5.000 TL ödeme yapıyorum ama kim olduğunu söylemem’ şeklinde hitamlarda bulunmaya devam etmesi üzerine … isimli şahsa orantılı olarak zor kullanılmış ve kamyonunun kasasından aşağıya indirilmiş ve kelepçe takılarak gözaltına alınması esnasında kelepçe takan kolluk görevlisine ‘Senin problemin ney kardeşim, ben seninle uğraşacağım', Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı da hırsızlık yapıyor onlar kaçakçılığa izin veriyor" şeklinde olduğu, Anlaşılmaktadır. Tanık … aşamalarda; “Ben suç tarihinde Sarıseki Jandarma Karakol Komutanlığında Kobra şoförü olarak görev yapmaktaydım. 31.07.2014 tarihli yakalama tutanağının altında bulunan imza bana aittir. Devriye görevi ifa ettiğimiz sırada Sarıseki Mahallesinde D-817 kara yolu üzerinde park hâlinde bulunan… plaka sayılı aracı gördüm. Gidip şoföre neden burada park hâlinde olduğunu sordum. İsminin daha somadan … olduğunu öğrendiğimiz şahıs bana hitaben ‘Burada durmak yasak mı istediğim yerde dururum’ dedi. Bana karşı böyle söylemesi üzerine aracında ne yüklü olduğunu sordum. Şahıs bana aracında kavun olduğunu söyledi. Ben de kavunun sevk irsaliyesi olup olmadığını ve bana göstermesini söyledim. Daha sonra şahıs bana yalvarır bir şekilde‘Çocuklarım var, açlar. Onlar için arabada 5-10 bidon mazot var’ dedi. Ben de o zaman çık kamyonun brandasını aç ne olduğunu görelim dedim. Bu esnada kendisi şiddetle bana 'Görmemezlikten gel, beni bırak sana madalya mı takacaklar, sana ödül mü verecekler?' diyerek kamyonun üzerine çıktı. Brandayı açar açmaz kasaya atladı. İçerisinde daha sonradan gördüğümüz birer tonluk 3 adet tankm vanalarını tek tek açmaya başladı. Kamyonun üzerine çıkıp üstünü başını yırtarak ‘Bu mazot bana yar olmadı size de yar etmem, sizin Allahınız kitabınız yok. Ben böyle devletin de böyle Başbakanın da, Savcısının da Hâkiminin de a..na koyarım’ diyerek küfürler etmeye başladı. Sonra elini kamyonun camına vurarak kendi 'Kendimi yaralar jandarma beni darbetti derim,' dedi. Sonra bana hitaben ‘Bana bak komutan bu saatten sonra bana iyi bak benim adım İbrahim yarından itibaren çocuklarının ve eşinin başına bir iş gelirse bil ki ben yaptım direkt beni suçlayalabilirsin. Ben yandım sizi de yakacağım. Artık siz yaşamıyorsunuz. Daha önce de karakol basmıştım yine sizin karakolu gelip basacağım ve karakolu başınıza yıkacağım." diyerek tehditler savurmaya başladı. Bu esnada destek tim olarak Uzman Jandarma …'i olay yerine acil çağırdım, destek kuvvetin gelmesi üzerine kamyonun üzerinde bulunan şüpheli İbrahim'i kamyonun üzerinden aşağıya indirdik. Kelepçe takarak durumu nöbetçi İskenderun Cumhuriyet Savcısına bildirdik. Şahsı karakola götürdüğümüzde şahıs …'a hitaben ‘Siz adam mısınız lan devletin de a..na koyarım, Savcının da a..na koyarım, Hâkimin de a..na koyarım, … bunlara müsaade ediyor siz yalakasınız, beni yakaladığınız ne oldu size madalya mı takacaklar. Eğer bu mazot bana yar olmazsa size de yar etmem. Devlete nasip etmem bu mazotu. Ben bu işi tek başıma yapmıyorum. Bu işin içinde polis de var jandarma da var. … polisleri de var. Ben aylık bir kamu görevlisine 5.000 TL para veriyorum ama kim olduğunu söylemem' şeklinde tehdit ve hakaretlerde bulundu. Daha sonra …'a ‘Eğer yarın eşinin çocuklarının başına bir iş gelirse tek sorumlusu benim’ dedi. İfade aldığımız esnada ‘seninle işim var uzman çavuş şenle uğraşacağım’ şeklinde tehditler savurdu. ‘Ben bittim sizi de bitireceğim’ dedi. İfade alınırken imza atması gerektiğini beyan etmemiz üzerine tüm evrakı okuyup kalemi masamızın önüne fırlatıp ‘Ben bu tutanağı imzalamıyorum, sizin yaptığınız hiç bir evrakı imzalamam’ şeklinde beyanda bulundu, gözaltına alırken … kelepçe taktığı esnada …'a kafa atmaya çalıştı. Şüpheliyi nezarethaneye götürdüğümüzde nezarethane giriş defterini tanzim ettikten sonra bu defteri de imzalaması gerektiğini söylememiz hâlde 'Ben sizin yaptığınız hiç bir evrakı imzalamam' diyerek yine defteri imzalamadı. …'a hitaben ‘Senin problemin ney kardeşim, bak benle uğraşma seninle uğraşacağım ben' şeklinde tehditlerde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve diğer büyükleri hakkında 'Devlet büyükleri hırsızlık yapıyor onlar kaçakçılığa izin veriyor.' " , Tanık … aşamalarda; “Ben Sarıseki Jandarma Karakol Komutanlığında Birinci Asayiş Tim Komutan Yardımcısı olarak görev yapmaktayım. 31.07.2014 tarihli yakalama tutanağının altında bulunan imza bana aittir. Fedai Uzman tarafından park hâlinde bulunan… plaka sayılı araç sürücüsünün zorluk çıkarttığını bildirmesi üzerine destek kuvvet olarak olay yerine gittiğimde şahsın kamyonun üzerine olduğunu ve kamyondan bir sıvı akıntısı olduğunu gördüm. Şahıs ütünü yırtmış vaziyette kamyonun üzerinde hakaret ve küfürler savuruyordu. Şüpheli İbrahim'e vanaları kapatıp aşağıya inmesini söylememize rağmen arabanın ön camına yumruk atarak ‘Kendime zarar veririm jandarma ben darbetti derim' dedi. Bunun üzerine orantılı güç kullanarak şahsı kamyonun üzerinden aşağıya indirdik. Kelepçe takarak durumu nöbetçi İskenderun Cumhuriyet savcısına bildirdik. Şahsı karakola götürdüğümüzde şahıs bana ‘Siz adam mısınız lan devletin de a..na koyarım, Savcının da a..na koyarım, Hâkimin de a..na koyarım, … bunlara müsaade ediyor siz yalakasınız, beni yakaladığınız ne oldu size madalya mı takacaklar. Eğer bu mazot bana yar olmazsa size de yar etmem. Devlete nasip etmem bu mazotu. Ben bu işi tek başıma yapmıyorum. Bu işin içinde polis de var jandarma da var. … polisleri de var. Ben aylık bir kamu görevlisine 5.000 TL para veriyorum ama kim şeklinde Eğer yarın eşinin çocuklarının başına bir iş gelirse tek sorumlusu benim’ dedi. İfade aldığım esnada ‘Seninle işim var uzman çavuş senle uğraşacağım’ şeklinde tehditler savurdu. ‘Ben bittim sizi de bitireceğim’ dedi. İfade alınırken imza atacağını beyan etmesi üzerine tüm evrakları tanzim ettim ama saat 03.55 sıralarında tutanağı okuyup kalemi masamızın önüne fırlatıp ‘Ben bu tutanağı imzalamıyorum. Senin yaptığın hiç bir evrakı imzalamam’ şeklinde beyanda bulundu. Gözaltına alınırken kelepçe taktırmamak için bana kafa atmaya çalıştı. Bu duruma tutanakta imzası olan tüm kolluk personeli şahittir. Nezarethaneye götürdüğümüzde nezarethane giriş defterini tanzim ettikten sonra ‘Bu defteri de imzalamayıp senin hazırladığın hiçbir evrakı imzalamıyorum. Seni tanımıyorum’ şeklinde beyanlarda bulundu. Yine şahsa kelepçe takmaya çalıştığım esnada ‘Senin problemin ney kardeşim, bak benle uğraşma seninle uğraşacağım ben’ şeklinde tehditlerde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve diğer büyükleri hakkında ‘Devlet büyükleri hırsızlık yapıyor onlar kaçakçılığa izin veriyor’ şeklinde beyanlarda bulundu." , Tanık … aşamalarda; “Ben suç tarihinde Sarıseki Jandarma Karakol Komutanlığında vatani görevimi ifa etmekteydim. 31.07.2014 günlü yakalama tutanağının altında bulunan imza bana aittir. 30.07.2014 günü komutanlarımız ile devriye görevi ifa ettiğimiz sırada Sarıseki Mahallesi'nde D-817 kara yolu üzerinde park hâlinde bulunan… plaka sayılı araç sürücüsünün zorluk çıkarttığının bildirilmesi üzerine … eşliğinde destek kuvvet olarak olay yerine intikal ettik. Olay yerine vardığımızda bir şahıs üstü başı yırtık vaziyette kamyonun üzerine elinde çakmakla mazot tanklarını yakmaya çalışıyordu. Araçtan yoğun bir şekilde mazot yere akıyordu. Şahıs kamyonun üzerinde sesli bir şekilde ‘Bu mazot bana yar olmadı size de yar etmem, sizin Allahınız kitabınız yok. Ben böyle devletin de böyle Başbakanın da, Savcısının da Hâkiminin de a..na koyarım’ diyerek küfürler etmeye başladı. ‘Dağılın gidin lan askerler ne geziyorsunuz burda’ diyerek bize hakaretlerde bulundu. Sonra elini kamyonun camına vurarak ‘Kendi kendimi yaralar jandarma beni darbetti derim’ dedikten sonra komutanlarıma hitaben ‘Bana bak komutan bu saatten sonra bana iyi bak benim adım İbrahim yarından itibaren çocuklarının ve eşinin başına bir iş gelirse bil ki ben yaptım direkt beni suçlayalabilirsin. Ben yandım sizi de yakacağım. Artık siz yaşamıyorsunuz. Daha önce de karakol basmıştım yine sizin karakolu gelip basacağım ve karakolu başınıza yıkacağım.’ diyerek tehditler savurmaya başladı. Sonra komutanlarım ile birlikte şahsı zor kullanarak kamyondan aşağıya indirdik. Komutanlarım şüpheliye kelepçe takarak durumu nöbetçi İskenderun Cumhuriyet savcısına bildirdi. Şahsı karakola götürdüğümüzde … komutanıma hitaben ‘Siz adam mısınız lan devletin de a..na koyarım, Savcının da a..na koyarım, Hâkimin de a..na koyarım, … bunlara müsaade ediyor siz yalakasınız, beni yakaladığınız ne oldu size madalya mı takacaklar. Eğer bu mazot bana yar olmazsa size de yar etmem. Devlete nasip etmem bu mazotu. Ben bu işi tek başıma yapmıyorum. Bu işin içinde polis de var jandarma da var. … polisleri de var. Ben aylık bir kamu görevlisine 5.000 TL para veriyorum ama kim olduğunu söylemem’ şeklinde tehdit ve hakaretlerde bulundu. Daha sonra …’a ‘Eğer yarın eşinin çocuklarının başına bir iş gelirse tek sorumlusu benim’ dedi. İfade alındığı esnada komutanlarıma ‘Sizinle işim var sizle uğraşacağım’ şeklinde tehditler savurdu. ‘Ben bittim sizi de bitireceğim’ dedi. İfade alınırken komutanlarım imza atması gerektiğini beyan etmesi karşısında elindeki kalemi komutanlarıma doğru fırlatarak ‘Ben bu tutanağı imzalamıyorum. Sizin yaptığınız hiç bir evrakı imzalamam’ şeklinde beyanda bulundu. Sonra elinde bulunan telefonun sim kartını kırarak komutanlarımızın önüne doğru fırlattı. … Komutanım kelepçe taktığı esnada … Komutanıma kafa atmaya çalıştı. Şüpheliye nezarethane defterine imza atması gerektiği söylenmesi karşısında yine defteri imzalamadı…. Komutana hitaben ‘Senin problemin ney kardeşim, bak benle uğraşma seninle uğraşacağım ben' şeklinde tehditlerde bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve diğer büyükleri hakkında 'Devlet büyükleri hırsızlık yapıyor. Onlar kaçakçılığa izin veriyor’ şeklinde beyanlarda bulundu." , Şeklinde beyanda bulunmuşlardır. Sanık kollukta; “Sarıseki Mahallesi'nde, D-817 kara yolu üzerinde bir tane otobüs garajının önüne aracı çektim ve istirahat etmeye başladım. Kısa bir süre sonra benim kamyonumun yanına bir araç durdu. Ben de kamyondan aşağıya inip aracın yanına gidip 'Hayırdır abi ne oldu?' diye sordum. Sonra aracın içerisnde Jandarma personelini gördüm. Jandarmanın rütbelisi bana aracımda ne yüklü olduğunu sordu. Ben önce kavun yüklü olduğunu söyledim. Sonra Jandarma benden fiş, fatura ve irsaliye isteyince ben de aracımın içerisinde kaçak mazot olduğunu söyledim. Jandarma bana işlem yapacağını söyledi. Ben oradaki rütbeliye çok dil döktüm 'Beni görme, beni gönder' şeklinde ama rütbeli işlem yapacağını söyleyince ben de kamyonumun üzerine çıkıp aracın kasasındaki 1000'er litrelik 2 adet mazot tankının alt vanalarını açarak mazotumu yere boşalttım. Jandarma beni önce ikna etmeye çalıştı ve bana aracın kasasından aşağıya inmemi ve mazot tanklarının kapaklarını kapatmamı söyledi. Ben o an sinirlendim ve malı yere dökmek istedim. Bir öfke ile yaptım. Ben beni yakalayan Jandarma personelini tanımam, ilk defa gördüm. Aramızda bir husumet yoktur. Ben gerek olay yerinde gerek karakolda Jandarma personeline tehdit ve hakaret içerikli söz söyledim. Rüşvet alıyorsunuz diye iftira attım. Suçumu kabul ediyorum.”, Mahkemede; “Atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Olay tarihinde aracımda mazot yakalandığı doğrudur. Kolluk görevlileri de görevini ifaa ettiler. Fakat ben iddianamede bahse konu küfür ve hakaretleri etmedim. Kesinlikle Cumhurbaşkanına, Başbakana, Hâkime, Cumhuriyet savcısına küfretmedim. Sadece aracımdaki mazot gitti diye direndim. Zaten o esnada da sinirlendim diye aracımdaki mazotun vanalarını açarak yere boşalttım. Kimseye hakaret ve tehdit nitelikli sözler söylemedim. Maddi zararı oluştuğu takdirde bu zararı karşılamak isterim. Fakat bakacak çocuklarım vardır. Mağdurum. Jandarma görevlilerine direndiğim için pişmanım. Yukarıda da bahsettiğim gibi kimseye küfür ve hakarette bulunmadım. Öncelikle beraatime, olmadığı takdirde hakkımda HAGB hükümlerinin uygulanmasını talep ederim.”, Şeklinde savunma yapmıştır. Uyuşmazlığın esasını oluşturan kanuni düzenlemelerin açıklanması gerekmektedir. 765 sayılı mülga TCK’nın 158. maddesinde düzenlenen, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun öğeleri ve bu doğrultuda genel, bu suç açısından da özel bir hukuka uygunluk nedenini oluşturan eleştiri hakkı üzerinde durulmalıdır. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Demokrasinin “olmazsa olmaz şartı” olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, T.C Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bu bağlamda; İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde; “Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir”, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin; 10. maddesinin 1. fıkrasında; “Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir” Hükümlerine yer verilmiş, Anayasa’nın; 25. maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti başlığı altında; “Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz” 26. maddesinde, İHAS’nin 10. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde; “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlan¬masına engel değildir” Hükümleri yer almış, Ancak, ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa sınırlandırılmasının gerekeceği, uluslararası ve ulusal alanda normlara konu edilmiştir. Bu cümleden olarak uluslararası alanda; İHAS’nin; 10. maddesinin 2. fıkrasında, “Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, gerekli tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, nizamın sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı merasime, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlara bağlanabilir” 17. maddesinde ise; “Bu sözleşme hükümlerinden hiçbiri, bir devlete, topluluğa veya kişiye, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine veya burada öngörüldüğünden daha geniş ölçüde sınırlamalara uğratılmasına yönelik bir etkinliğe girişme ya da eylemde bulunma hakkını sağlar biçimde yorumlanamaz” Şekline düzenlemeler yapılmış, Ulusal alanda ise Anayasa’nın; 2. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” 13. maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırla¬malar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” 14. maddesinde; “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir” 26/2. maddesinin 2 ve devamı fıkralarında ise; “Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”, Hükümlerine yer verilmiştir. Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. ile İHAS’nin 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otorite veya tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabii tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için, önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür. Sınırlama veya müdahale için; yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve önlemin demokratik toplum bakımından “zorunlu” olması gerekmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine göre; “Sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınır¬lamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. ‘Kamu düzeni’ genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir. Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı ‘değerler’, (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır” (Prof. Dr. İ.Özden Kaboğlu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde İfade Özgürlüğü sh. 111 ve 112.), “Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tölerans ve hoşgörünün gerekleridir” (Prof. Dr. D.Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M. R. Erdem, Yrd.Doç.Dr.O.San¬caktar, Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462.). Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır. Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır. Bu kapsamda, Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme fiillerini yaptırıma bağlayan 765 sayılı mülga TCK’nın 158 ve aynı eylemleri yaptırıma bağlayan 5237 sayılı TCK’nın 299. maddeleri incelendiğinde; 765 sayılı mülga TCK’nın 158. maddesinde “Reisicumhura muvacehesinde hakaret ve sövme fiillerini işleyenler… cezalandırılır. Hakaret ve sövme Reisicumhurun gıyabında vaki olmuş ise faili, bir seneden üç seneye kadar hapis olunur. Reisicumhurun ismi sarahaten zikredilmeyerek ima veya telmih suretiyle vaki olsa bile mahiyeti itibariyle Reisicumhura matufiyetinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vuku bulmuş addolunur” hükmüne yer verilmiş, Aynı fiiller 5237 sayılı TCK’da hakaret ve sövme ayrımının kaldırılması nedeniyle,Cumhurbaşkanına hakaret suçlarını yaptırıma bağlayan 299. maddesinde, “(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır” şeklinde düzenleme yapılmıştır. Her iki maddedeki suçun maddi unsuru, “hakaret ve sövme” teşkil edecek herhangi bir hare¬kettir. Söz konusu hareketler söz, yazı, resim, işaret veya benzeri vasıtalarla gerçekleştirebilir, ancak; hakaret ve sövme içeren bu eylemlerin Cumhurbaşkanına matufiyeti şarttır. Madde¬deki hakaret ve sövme terimleri 765 sayılı mülga TCK’nın 480 ve 482., 5237 sayılı TCK’nın 125. maddelerine göre belirlenecektir. Bu suçla Cumhurbaşkanlığının fonksiyonları değil Cumhurbaşkanının şeref varlığı korunmaktadır. Genel hakaret ve sövme suçlarında olduğu gibi Cumhurbaşkanına hakaret ve sövme suçunun oluşması için de; onun sosyal değeri konusunda kendisinin veya toplumun sahip olduğu düşünce ve duyguları sarsıcı fiil veya sıfatlar isnat veya izafe edilmelidir. Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal edici olduğu, toplumda hâkim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir, bunu tayinde ölçü bireyin özel duyarlılığı değildir, bu itibarla basit bir saygısızlık hakaret ve sövme olarak nitelendirilemez. (Erman S.Hakaret ve Sövme Suçları, S.80 vd.) Suçun işlenmesi için genel kast yeterlidir, failde siyasi veya Devlet Başkanlığı sıfat ve görevi ile ilgili saik aranmasına gerek bulunmamaktadır. Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır. Bu kapsamda, basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturan haber verme ve eleştiri hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır. Temelini Anayasanın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgi ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir. Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenil¬meye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır, eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz, eleştiri övgü olmadığına göre, sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır. Ancak, eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı, yazıda küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması halinde, haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır. Bu kapsamda, Devletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının da diğer anayasal ve yasal kurumlar konumu gibi eleştiriye açık olması doğaldır. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; 30.07.2014 tarihinde Sarıseki Mahallesi, D- 817 kara yolu üzerinde yapılan önleyici kolluk devriyesi esnasında, İskenderun-Dörtyol istikametinde Karakoyunlu Taşımacılık Otobüs Garajı önünde park hâlinde bulunan… plakalı aracın yanına devriye aracı ile durulduğu ve araç şoförü olan sanık …’a neden beklediği ve araçtaki yükün ne olduğu sorulduğunda, sanığın kavun taşıdığını beyan ettiği ancak kendisinden taşıdığını ifade ettiği yüke ilişkin fatura veya irsaliye istendiğinde aracında kaçak mazot olduğunu ifade ettiği, 31.07.2014 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağına göre sanığın kolluk görevlilerinin de bulunduğu ortamda “Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı da hırsızlık yapıyor onlar kaçakçılığa izin veriyor" şeklindeki sözleri nedeniyle Cumhurbaşkanına hakaret ettiği iddiasıyla açılan kamu davasında yapılan yargılamada; bir kısım hakaret içerikli sözleri söylediğini kabul eden sanığın, suça konu sözleri söylemediğini savunduğu, tutanak tanıklarının sanığın bu sözleri söylediğini beyan ettikleri olayda; Somut olayın koşullarında sanığın kullanmış olduğu ifadeler ile Cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkûmiyetinin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediği ve gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığı hususları açısından, siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda oldukları ve bunlara yönelik eleştiri sınırlarının çok daha geniş olduğu her zaman vurgulanmıştır. Olayın gerçekleşme koşulları ve gerçekte söylediği kabul edilen sözlerle sanığın amacı da dikkate alındığında sanığın iddiaya konu sözleri bizatihi Cumhurbaşkanını ve makamını hedef alarak söylemediği ve dolayısıyla Cumhurbaşkanına hakaret suçunun, manevi unsuru itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir. Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanığa atılı Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu ve bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. SONUÇ : Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 28.12.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

Mağdurun gıyabında yapılan hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesi zorunludur. Türk Ceza Kanunu'nun 126. maddesi uyarınca, hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksama yaratmayacak bir durum varsa hem isim belirtilmiş hem de hakaret açıklanmış sayılır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 126Kaynağı aç
Madde 126- (1) Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır. İsnadın ispatı

Kamu görevlisinin yürüttüğü görev sebebiyle hedef alınması, inanç ve kanaatlerin açıklanıp yayılması ya da mensup olunan dinin emir ve yasaklarına uyulması ile dini kutsal değerlere yönelen hakaret eylemlerinde cezanın taban sınırı bir yıldan az belirlenemez. Fiil aleni biçimde işlendiğinde ceza altıda bir nispetinde artırılırken, heyet halinde görev yapan kamu personeline görevleri sebebiyle yöneltilen sözler tüm üyelere karşı yöneltilmiş sayılarak zincirleme suç kuralları devreye girer. Hastanedeki doktor muayene odası gibi herkese açık olmayan kapalı alanlarda gerçekleşen fiillerde ise aleniyet kaynaklı ceza artırımı uygulanamaz.

İfade Özgürlüğü, Değer Yargıları ve Olgu İsnadı Ayrımı

İfade özgürlüğü demokratik toplum düzeninde yalnızca kabul gören veya zararsız fikirleri değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici, rahatsız edici, sarsıcı ve incitici düşünceleri de korur; ancak bu özgürlük başkalarının şöhret ve haklarının korunması amacıyla ölçülü biçimde sınırlandırılabilir. İfadelerin hukuki denetiminde olgu isnadı ile değer yargısı ayrımı esas alınır. Olgu isnadı kanıtlanabilir nitelik taşırken değer yargılarının ispatının aranması ifade özgürlüğüne müdahale teşkil edebilir; ne var ki değer yargısının da belirli düzeyde olgusal temele dayanması gerekir.

Hakaret suçu ile eleştiri arasındaki sınır belirlenirken sözlerin niteliği incelenir. Sövme veya küfür içeren ya da doğrudan kişiliği aşağılayan sözler suç oluştururken; kaba, sert ve rahatsız edici fakat sövme içermeyen ifadeler çoğunlukla eleştiri sınırında kalır. Kişilere yöneltilen her türlü ağır eleştiri, rahatsız edici ve kaba hitap hakaret suçunu meydana getirmez; sözlerin açıkça onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek boyutta somut bir fiil veya olgu isnadı ya da sövme oluşturması aranır. Buna karşılık, iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici sözler, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik beyanlar ile bizzat kişiliği hedef alan ve küçük düşürme amacı güden onur kırıcı lakap ve küfürlü sözler eleştiri koruması dışındadır.

Siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan kamu görevlilerinin yürüttükleri işlev sebebiyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda oldukları ve bunlara yönelik eleştiri sınırlarının diğer bireylere göre çok daha geniş olduğu kabul edilir. Kişilerin eylem, tutum ve politikalarına yönelik yetersiz, yanlış, özensiz, etik dışı, vizyonsuz gibi nitelendirici değer yargıları; sövme içermediği ve somut suç isnadına dönüşmediği sürece hakaret sayılmaz.

Yargı Uygulamasında Hakaret Sayılmayan Kaba ve Rahatsız Edici Sözler

Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2016/13686 Esas ve 2016/14762 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, doktor muayenesi sırasında muhataba söylenen 'terbiyesiz' şeklindeki söz, onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyuta ulaşmayıp rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı davranış niteliğinde kaldığından hakaret suçunu oluşturmaz.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2019/278 Esas ve 2022/163 Karar sayılı ilamında değerlendirildiği üzere; vekalet ücretine ilişkin uyuşmazlık ve icra takibi aşamasında sarf edilen 'Hakkımı çok kötü alacağım! Bunun sonu çok kötü olacak! Benim helal ekmeğim senin sonun olsun! Sahtekârlığın bu kadarı! Öbür tarafta görüşeceğiz! Allah belanı versin!' sözleri, nezaketsiz, kaba ve sarsıcı birer tepki niteliği taşısa da şeref ve saygınlığı küçük düşürecek somut bir vakıa isnadı veya sövme unsuru barındırmadığından kamu görevlisine hakaret suçunu oluşturmaz.

Kolluk denetimi esnasında failin duyduğu öfkeyle sarf ettiği ve doğrudan Cumhurbaşkanını ve makamını hedef almadığı anlaşılan sözlerin, Cumhurbaşkanına hakaret suçunun manevi unsurunu oluşturmadığı Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/1103 Esas ve 2021/689 Karar sayılı ilamında kabul edilmiştir.

Mesleki, Bilimsel, Tüketici ve Kamusal Eleştiriler

Kişiliğe küfür içermeyen, yaklaşımın cahilce olduğunu, tezin yetersizliğini veya kararların bariz hatalı bulunduğunu belirten teknik ve mesleki yönü hedefleyen ağır eleştiriler hakaret oluşturmaz. Hakemli dergilerde, bilimsel raporlarda veya mesleki denetimlerde usul ve etik kurallarına uygun biçimde, kanıta dayalı olarak metodolojinin hatalı veya atıf ihlali bulunduğuna dair eleştiriler teknik nitelik taşır.

Tüketicilerin ve mesleki incelemelerin deneyim aktarımı ve kanaat çerçevesinde hizmetin yavaşlığı veya desteğin yetersizliğine dair yaptıkları değerlendirmeler değer yargısı kapsamında kalarak hakaret oluşturmaz. Kamu harcamaları, sağlık, eğitim, güvenlik, çevre ve meslek etiği gibi toplumsal ilgi alanlarında gerçeklik çekirdeği bulunan eleştiriler hukuk düzenince korunur.

Basın organlarının haber verme ve eleştirme hakkının hukuka uygun kabul edilebilmesi için haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgisi ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması zorunludur. Gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve orantılılık ilkelerine uygun kalarak eleştirel yayın yapılabilir; provokatif başlıklar metinle uyumlu ve orantılı kaldığı sürece hukuka uygunluk sınırındadır. Karikatür, ironi, kinaye ve abartılı mizahi anlatımlar da sövme veya hakaretamiz lakaba dönüşmediği sürece hakaret sayılmaz.

Hukuka Uygunluk Nedenleri ve Yasal Dokunulmazlıklar

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 26. maddesinin birinci fıkrası gereğince kanunen tanınmış bir hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olarak açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı da ceza verilmez. Türk Ceza Kanunu'nun 24. maddesi uyarınca kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez. Yetkili merciden verilip yerine getirilmesi görev gereği zorunlu emri uygulayan sorumlu olmaz; konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez, aksi halde yerine getiren ile emri veren birlikte sorumlu tutulur. Emrin hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hâllerde ise emrin yerine getirilmesinden yalnızca emri veren sorumlu tutulur.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 24Kaynağı aç
Madde 24- (1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez. (2) Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz. (3) Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur. (4) Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur. Meşru savunma ve zorunluluk hali
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 26Kaynağı aç
Madde 26- (1) Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez. (2) Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez. Sınırın aşılması

Türk Ceza Kanunu'nun 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında; yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalarda kişilerle ilgili somut isnatlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde ceza verilmez. Bu muafiyetin uygulanabilmesi için isnat ve değerlendirmelerin gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir. Hukuken tanınan şikâyet ve ihbar hakkının makul şüpheye dayalı dürüstçe kullanımı hukuka uygundur; ancak bilinçli olarak asılsız suç isnadında bulunulması iftira suçunu oluşturarak korumayı kaldırır.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 128Kaynağı aç
Madde 128- (1) Yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir. Haksız fiil nedeniyle veya karşılıklı hakaret

Türk Ceza Kanunu'nun 127. maddesi uyarınca, isnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması veya hakaret edilen hakkında bu fiil sebebiyle kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunması hâlinde kişiye ceza verilmez. Bunun dışındaki hallerde isnadın ispat isteminin kabulü kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır. İspat edilmiş fiilinden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi durumunda ise cezaya hükmedilir.

5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 127Kaynağı aç
Madde 127- (1) İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması halinde kişiye ceza verilmez. Bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, isnat ispatlanmış sayılır. Bunun dışındaki hallerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır. (2) İspat edilmiş fiilinden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi halinde, cezaya hükmedilir. İddia ve savunma dokunulmazlığı

Özel Hukukta Manevi Tazminat Sorumluluğu

Ceza davasında hakaret suçu oluşmasa dahi özel hukukta kişilik hakkı zedelenmişse manevi tazminat sorumluluğu doğabilir. Bununla birlikte değer yargısı niteliğindeki, olgu temelli ve orantılı eleştiriler çoğu kez tazminat eşiğini aşmaz.

Kaba ve nezaket dışı hitaplar hakaret sayılır mı?

Kaba, sert ve rahatsız edici sözler somut bir suç veya fiil isnadı taşımadığı, sövme ve kişiliği aşağılama içermediği sürece hakaret suçunu oluşturmaz.

'Terbiyesiz' demek hakaret suçunu oluşturur mu?

Doktor muayenesi gibi ortamlarda söylenen 'terbiyesiz' ifadesi onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyuta ulaşmayıp kaba ve nezaket dışı hitap niteliğinde kaldığından hakaret suçunu oluşturmaz.

Beddua etmek ve sert ihtarlarda bulunmak hakaret midir?

Onur, şeref ve saygınlığı rencide edici somut olgu isnadı ve sövme içermeyen beddua ve kaba sitemler ağır eleştiri niteliğinde değerlendirilir ve hakaret suçunu oluşturmaz.

Yargı mercilerindeki dilekçelerde yer alan olumsuz beyanlar suç sayılır mı?

Yargı ve idari makamlar önündeki başvuru ve savunmalarda yer alan somut isnat ve olumsuz değerlendirmeler gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı bulunması halinde ceza konusu yapılamaz.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu