Hakaret, bir kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek yoluyla bu değerlere saldırmaktır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin birinci fıkrası, bu fiil için üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası öngörür. Fiil, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenirse aynı fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur. Hakaret alenen işlenirse ceza altıda bir oranında artırılır.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 125Kaynağı aç
edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden (…)[56]
veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi,
üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle
ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir
iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini
açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin
emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Hakaretin alenen işlenmesi
halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/15 md.) Kurul hâlinde çalışan kamu
görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan
üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde
hükümleri uygulanır.
Mağdurun belirlenmesi
Suçun temel unsurları
Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesinin birinci fıkrası iki hareket biçimini kapsar. İlki, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmektir. İkincisi, sövme yoluyla aynı değerlere saldırmaktır. Her iki biçimde de kanun, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası seçeneklerini düzenler.
Mağdur hazır değilken söylenen sözün hakaret olarak cezalandırılabilmesi, fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilmesine bağlıdır. Bu nedenle gıyapta kullanılan her olumsuz ifade kendiliğinden suç oluşturmaz.
Sesli, yazılı ve görüntülü ileti
Fiil mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle gerçekleştirilirse, 125. maddenin ikinci fıkrası birinci fıkradaki cezanın uygulanmasını öngörür. İleti, suçun işlenme biçimlerinden biridir; bu fıkra cezayı ayrıca yükseltmez. Hüküm, ileti türlerine göre ayrı ceza veya genel bir ispat yöntemi de belirlemez.
Alt sınır, aleniyet ve kurul hâlinde görev
Hakaret kamu görevlisine görevinden dolayı yöneltilirse cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Aynı alt sınır, kişinin dinî, siyasî, sosyal veya felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklaması, değiştirmesi, yaymaya çalışması ya da mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranması nedeniyle işlenen hakarette de uygulanır. Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle hakaret edilmesi de bu kapsamda yer alır.
Hakaretin alenen işlenmesi, 125. maddenin dördüncü fıkrası uyarınca cezanın altıda bir oranında artırılması sonucunu doğurur. Aleniyet ile mağdurun yokluğunda aranan en az üç kişiyle ihtilat şartı birbirinin yerine geçmez; her şart kendi fıkrasında aranan hâle bağlıdır.
Kamu görevlileri kurul hâlinde çalışıyorsa ve hakaret görevleri nedeniyle yöneltilmişse, fiil kurulu oluşturan üyelerin her birine karşı işlenmiş kabul edilir. Bu durumda zincirleme suç hükümleri uygulanır. Hükmün uygulanması hem görev nedeniyle işlenmeyi hem de kurul hâlinde çalışmayı birlikte gerektirir.
İsnadın ispatı ve ispat edilmiş fiilden söz edilmesi
Türk Ceza Kanunu’nun 127. maddesinin birinci fıkrasına göre, isnat edilen fiil suç oluşturuyor ve ispat edilmişse kişiye hakaret nedeniyle ceza verilmez. Hakaret edilen kişi hakkında bu suçtan kesinleşmiş mahkûmiyet bulunması, isnadın ispatlanmış sayılması için yeterlidir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 127Kaynağı aç
olması halinde kişiye ceza verilmez. Bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında
kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, isnat ispatlanmış sayılır.
Bunun dışındaki hallerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin
doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin
ispata razı olmasına bağlıdır.
(2) İspat edilmiş fiilinden söz
edilerek kişiye hakaret edilmesi halinde, cezaya hükmedilir.
İddia ve savunma dokunulmazlığı
Kesinleşmiş mahkûmiyet dışındaki durumlarda ispat istemi, ancak isnat edilen fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı varsa veya şikâyetçi ispata razı olursa kabul edilir. Buna karşılık, daha önce ispat edilmiş bir fiilden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi hâlinde cezaya hükmedilir. İspat, her hakaret ifadesini cezasız bırakmaz.
Haksız fiile tepki ve karşılıklı hakaret
Hakaret haksız bir fiile tepki olarak işlenirse, Türk Ceza Kanunu’nun 129. maddesinin birinci fıkrası cezanın üçte birine kadar indirilmesine veya ceza vermekten vazgeçilmesine imkân tanır. Bu sonuç zorunlu değildir. Hakaret kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmişse aynı maddenin ikinci fıkrası gereği kişiye ceza verilmez.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 129Kaynağı aç
işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza
vermekten de vazgeçilebilir.
(2) Bu suçun, kasten yaralama suçuna
tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez.
(3) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın
mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte
birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
Kişinin hatırasına hakaret
Hakaret karşılıklı işlenirse, olayın mahiyetine göre taraflardan her ikisi veya yalnızca biri hakkında ceza üçte birine kadar indirilebilir ya da ceza vermekten vazgeçilebilir. 129. maddenin üçüncü fıkrası bu yetkiyi ihtiyari olarak düzenler.
Türk Ceza Kanunu’nun 29. maddesi, haksız bir fiilin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlenmesine ilişkin genel bir indirim hükmüdür. Ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet dışındaki hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir. Bu genel hüküm hakarete özel bir uygulama kuralı kurmaz; hakaretteki özel düzenleme 129. maddedir.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 29Kaynağı aç
şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet
hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası
yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde
verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
Hata
Şikâyet süresi ve vazgeçme
Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bir suçta yetkili kişi altı ay içinde şikâyet etmezse soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Süre, zamanaşımını aşmamak koşuluyla, hak sahibinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden işlemeye başlar. Şikâyete bağlı hakaret bakımından süre, hangi nedenle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 73Kaynağı aç
bağlı olan suç hakkında yetkili kimse altı ay içinde şikayette bulunmadığı
takdirde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz.
(2) Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan
kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. (Ek
cümle:7/11/2024-7531/14 md.) Ancak, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete
bağlı olan hakaret suçu bakımından şikâyet süresi, her ne suretle olursa olsun
fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez.
(3) Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi altı aylık süreyi geçirirse
bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.
(4) Kovuşturma yapılabilmesi şikayete bağlı suçlarda kanunda aksi yazılı
olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi davayı düşürür ve hükmün
kesinleşmesinden sonraki vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.
(5) İştirak halinde suç işlemiş
sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.
(6) Kanunda aksi yazılı olmadıkça, vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı
etkilemez.
(7) Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten
vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve
vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık
hukuk mahkemesinde de dava açamaz.
(8) (Mülga: 6/12/2006 – 5560/45 md.)
Dava veya cezanın düşmesinin etkisi
Birden fazla şikâyet hakkı sahibinden birinin altı aylık süreyi kaçırması, diğerlerinin hakkını ortadan kaldırmaz. Kovuşturması şikâyete bağlı suçlarda, kanunda aksi yazılmadıkça, zarar görenin vazgeçmesi davayı düşürür. Hüküm kesinleştikten sonraki vazgeçme ise infaza engel olmaz.
İştirak hâlinde işlenen suçta sanıklardan biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme diğer sanıkları da kapsar. Kanunda aksi yazılmadıkça, vazgeçme bunu kabul etmeyen sanığı etkilemez. Davanın düşmesi şikâyetten vazgeçmeye dayanıyorsa ve vazgeçilirken şahsî haklardan da vazgeçildiği ayrıca açıklanmışsa, artık hukuk mahkemesinde dava açılamaz.
Uzlaştırma yasağı
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin üçüncü fıkrası, suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile hakaret suçunda uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğini düzenler. Hüküm, hakareti Türk Ceza Kanunu’nun 125. maddesine atıfla belirtir.
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 253Kaynağı aç
(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek
veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer
alan;[102]
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Tehdit
(madde 106, birinci fıkra),
4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
5. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) İş ve çalışma hürriyetinin ihlali
(madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi),
6. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Hırsızlık
(madde 141),
7. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) Güveni kötüye kullanma (üçüncü fıkra hariç, madde 155),[103]
8. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Dolandırıcılık
(madde 157),
9. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) Suç eşyasının satın
alınması veya kabul edilmesi (madde 165),
10. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
11. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi
veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),
suçları.
c) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Mağdurun
veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla,
suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis
veya adli para cezasını gerektiren suçlar.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak
üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna
gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel
dokunulmazlığa karşı suçlarda, ısrarlı takip suçunda (madde 123/A) ve hakaret
suçunda (madde 125) uzlaştırma yoluna gidilemez. (Ek
cümle: 26/6/2009 – 5918/8 md.) Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu
kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması
hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz. (Ek cümle:24/12/2025-7571/24 md.)
Ancak önödeme kapsamına giren bir suç ile uzlaştırma kapsamına
giren bir suçun birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde uzlaştırma
kapsamındaki suç bakımından uzlaşma hükümleri uygulanır.[104][105][106][107]
(4) Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya
tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli
şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro
tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan
zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar
görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat
veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören,
kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren yedi gün içinde kararını
bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır. 106[108]
(5) Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve
uzlaşmayı kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır.
(6) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan
adreste bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura,
suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması
halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır.
(7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet
veren bir suçtan dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya
suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.
(8) Uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabul edilmesi,
soruşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin
uygulanmasına engel değildir.
(9) (Mülga: 24/11/2016-6763/34 md.)
(10) Bu Kanunda belirlenen hâkimin davaya bakamayacağı haller ile reddi
sebepleri, uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili olarak göz önünde
bulundurulur.
(11) Görevlendirilen uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında yer alan ve
Cumhuriyet savcısınca uygun görülen belgelerin birer örneği verilir. Uzlaştırma bürosu uzlaştırmacıya, soruşturmanın
gizliliği ilkesine uygun davranmakla yükümlü olduğunu hatırlatır.[109]
(12) Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine
verildikten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır.
Uzlaştırma bürosu bu süreyi her defasında
yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez daha uzatabilir.
(13) Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma
müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve
vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya
kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi
halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.
(14) Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle
ilgili olarak Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir; Cumhuriyet savcısı,
uzlaştırmacıya talimat verebilir.
(15) Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak
kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma
bürosuna verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını
da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır. (Ek
cümle: 24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırma bürosu
soruşturma dosyasını, raporu ve varsa yazılı anlaşmayı Cumhuriyet savcısına
gönderir.
(16) Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya
suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin
düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan
edebilirler.
(17) Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine
dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi
mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder.
(18) Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna
gidilemez.
(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin
edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı
kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside
bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar
aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı
verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının
ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde,
171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. (…)[110] Uzlaşmanın sağlanması
halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan
zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış
olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi
halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve
İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden
sayılır.[111]
(20) Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir
soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.
(21) Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar
görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren,
uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu
düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği
tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.
(22) (Değişik birinci cümle:
24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırmacıya Adalet
Bakanlığı tarafından belirlenen tarifeye göre ücret ödenir. Uzlaştırmacı
ücreti ve diğer uzlaştırma giderleri, yargılama giderlerinden sayılır.
Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından
karşılanır.
(23) Uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak bu Kanunda
öngörülen kanun yollarına başvurulabilir.
(24) (Değişik: 24/11/2016-6763/34 md.) Her Cumhuriyet başsavcılığı
bünyesinde uzlaştırma bürosu kurulur ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı ile
personel görevlendirilir. Uzlaştırmacılar, hukuk fakültesi mezunlarının yer
aldığı, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden
görevlendirilir. Uzlaştırmacı, hazırladığı raporu, tutanakları ve varsa yazılı
anlaşmayı büroya gönderir. Uzlaştırma süreci sonunda soruşturma dosyaları,
uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları tarafından sonuçlandırılır.[112]
(25) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.)Uzlaştırmacıların nitelikleri,
eğitimi, sınavı, görev ve sorumlulukları, denetimi, eğitim verecek kişi, kurum
ve kuruluşların nitelikleri ve denetimleri ile uzlaştırmacı sicili,
uzlaştırmacılar ve eğitim kurumlarının listelerinin düzenlenmesi, Cumhuriyet
başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve
esasları, uzlaştırma teklifi ile müzakere usulü, uzlaştırma anlaşması ve
raporda yer alacak konular ile uygulamaya dair diğer hususlara ilişkin usul ve
esaslar, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.
Mahkeme tarafından uzlaştırma
Ağır eleştiri ile hakaret arasındaki olay değerlendirmesi
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/1138, K. 2019/68 sayılı kararında, incelenen dilekçedeki sözlerin kaba ve ağır eleştiri niteliğinde kaldığını, somut fiil veya olgu isnadı ile sövme içermediğini kabul etmiştir. Bu nedenle hakaretin kanuni unsurlarının oluşmadığı sonucuna varılmış; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı oy çokluğuyla reddedilmiş ve dosyanın mahalline gönderilmek üzere tevdi edilmesine karar verilmiştir. Sonuç, o dilekçedeki sözlerle sınırlıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2016/1138, K. 2019/68Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 18. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Sulh Ceza
Sayısı : 303-1462
Kamu görevlisine hakaret suçundan sanık …'un TCK'nın 125/1, 125/3-a, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 6.080 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin İstanbul (Kapatılan) 8. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 20.12.2013 tarihli ve 303-1462 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek 18. Ceza Dairesince 28.03.2016 tarih ve 27351-6067 sayı ile;
"Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Bu şekilde kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Sanığın kendisinin şikâyeti üzerine hırsızlık suçundan yapılan soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığına karar veren Cumhuriyet savcısına gönderdiği mektupta geçen, 'Bu savcının dünyadan haberi yok. Eğer mafya, çete, yolsuzluk, haksızlık, adaletsizlik varsa bu savcı gibi görevini yapmayanlar yüzünden memleket batıyor. Hırsızlar, kültürsüzler sokaklar dolmuş yol kesiyorlar, savcı bunlara arka çıkıyor.' şeklinde, ağır eleştiri ve kaba hitap tarzı niteliğindeki sözlerinde hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden mahkûmiyet kararı verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 19.05.2016 tarih ve 82338 sayı ile;
"İtiraza konu uyuşmazlık sanık …'un Beyoğlu Cumhuriyet Savcısı …'a yönelik yazdığı mektupta sarf ettiği sözlerin TCK’nın 125/1-3-a maddesinde yazılı görevli memura hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına yöneliktir.
5237 sayılı TCK’nın ‘Hakaret’ başlıklı 125. maddesinde; ‘(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dinî, siyasî, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi hâlinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır’ hükmü yer almaktadır.
Maddenin birinci fıkrasında hakaret suçunun temel şekli, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise nitelikli halleri düzenlenmiş olup, madde gerekçesinde de ‘Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır.’ şeklinde açıklama yapılmıştır. Buna göre, suçun konusu kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, somut bir fiil veya olgu isnat etme ya da sövme suretiyle kişilerin onur, şeref ve saygınlığına saldırma eylemi hakaret suçunu oluşturacaktır.
Ceza Genel Kurulu’nun 31.10.2012 tarih ve 850-1828, 26.06.2012 tarih ve 419-247, 27.10.2009 tarih ve 196-248, 14.10.2008 tarih ve 170-220 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda, 765 sayılı Türk Ceza Kanundaki hakaret ve sövme suçu ayrımı kaldırılmıştır. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olduğundan bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Hakaret suçunda temel cezanın artırılmasını gerektiren nitelikle haller TCK’nın 125. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında düzenlenmiştir. Hakaret suçunun kamu görevlisine karşı işlenmesi halinde verilecek cezanın artırılması için, eylemin kamu görevlisine karşı ve görevlerinden dolayı işlenmiş olması gerekmektedir. Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesinde tanımlandığı şekilde, kamu görevlisi deyiminden, ‘Kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla yada herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi’ anlaşılacaktır. Buradaki temel ölçüt işin kamusal faaliyet olmasıdır.
Bu suçun huzurda ya da gıyapta işlenmesinin bir önemi bulunmamaktadır. Ancak gıyapta hakaret suçunun oluşması için ihtilat öğesinin gerçekleşmesi gerekmektedir.
Görevli memura hakaret suçunun oluşabilmesi için kamu görevlisi olan kişiye hakaret suçunun kanun ve diğer mevzuattan kaynaklanan görevinden dolayı işlenmesi ve hakaret teşkil eden eylem ile kamu görevlisinin görev arasında bir nedensellik bağı bulunmalıdır.
Bu açıklamalar çerçevesinde, maddi olayda, görevli memura hakaret suçunun sanığı olan …'un Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğu şikâyetinde, bir kısım şahıslarla kavga ettiği sırada cebinden 250 TL para düşürdüğünü ve Ali Arslan'ın bu parayı kendi rızası dışında alarak hırsızlık suçunu işlediğini ileri sürerek hakkında şikâyetçi olduğu ve sonrasında Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı adına Cumhuriyet savcısı … tarafından yürütülen soruşturmada, Ali Arslan hakkında hırsızlık suçundan yasal ve inandırıcı delil elde edilemediğinden kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin itirazı kabil bir karar verildiği, sanık …'un şikâyetiyle ilgili verilen kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin karara yönelik itiraz dilekçesinde, şikâyetçi Cumhuriyet savcısı …'a hitaben ‘Bu savcının Dünya’dan haberi yok, Eğer mafya, çete yolsuzluk, haksızlık, adaletsizlik varsa bu savcı gibi görevini doğru yapmayanlar yüzünden, memleket batıyor, suç oranı artıyor, hırsızlar, kültürsüzler sokaklara dolmuş yol kesiyorlar. Savcı … bunlara arka çıkıyor, Allah bu savcıdan hesap sorsun, devletten aldığı parayı geri ödesin, bu işi bıraksın.’ şeklinde sözlerle hakarette bulunduğu, sanığın sarf ettiği sözlerin eleştiri sınırını aşarak müşteki Cumhuriyet savcısı …'ın onur, şeref ve itibarını zedeleyici nitelikte olduğu ve şikâyetçiyi aşağılayan, tahkir edici ve küçültücü değer yargısı taşıdığının kabul edilmesi gerektiği göz önüne alınmalıdır. Sanığın özellikle müştekinin, hırsızlık yapanlara ve kültürsüzlere arka çıktığını belirterek, müştekiye suçluların eylemlerine destek verdiğini ileri sürerek suçlamada bulunduğu ve bu beyanların hakaret suçunu oluşturduğu," gerekçesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 18. Ceza Dairesince 06.06.2016 tarih ve 12284-12407 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığınca 11.08.2008 tarih ve 12768 sayı ile; sanığın şikâyetçisi olduğu inceleme dışı hırsızlık suçuna ilişkin olarak, anılan dosyanın şüphelilerinden Ali Arslan hakkında soyut iddia dışında yasal ve yeterli bir delil bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verildiği,
Sanık tarafından 2008/12768 sayılı soruşturma dosyasına sunulan 17.09.2008 havale tarihli itiraz dilekçesinde;
"Ben T.C. Beyoğlu Cumhuriyet savcısını protesto ediyorum… Görevini kötüye kullandığı için T.C. Adalet Bakanlığına ve insan hakları nezdinden suç duyurusunda bulunuyorum. Bu savcının dünyadan haberi yok. Eğer mafya, çete yolsuzluk, haksızlık, adaletsizlik varsa bu savcı gibi görevini doğru yapmayanlar yüzünden memleket batıyor, suç oranı artıyor, hırsızlar, kültürsüzler sokaklar dolmuş yol kesiyorlar. Savcı … bunlara arka çıkıyor, hakkımı helal etmiyorum. Allah bu savcıdan hesap sorsun, devletten aldığı parayı geri ödesin, bu işi bıraksın. Suç tarihi: 11.06.2008. Bütün deliller doktor raporları hepsi benim dosyamda mevcuttur, suçlular İstanbul Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü'ndeki yüzleştirmede suçlarını kabul ettiler… " şeklinde ifadelere yer verildiği,
Şikâyetçi … tarafından Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben verilen 19.09.2008 tarihli ve 2008/12768 sayılı dilekçede; sanığın şikâyetçisi olduğu bir başvuruyla ilgili olarak bir kısım şüpheliler hakkında dava açtığının, ancak Ali Arslan isimli şahıs hakkında hırsızlık suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verilmesi üzerine sanığın bu karara itiraz ettiği dilekçesinde kendisine karşı görevinden dolayı hakarette bulunduğunun belirtildiği,
Anlaşılmıştır.
Sanık …; dilekçeyi kendisine karşı işlenen suçun şüphelilerinin tespit edilerek yakalanmaları amacıyla yazdığını, hakaret kastıyla hareket etmediğini, ancak Cumhuriyet savcısının hiç bir zahmete girmeden, herhangi bir araştırma yapmadan takipsizlik kararı verdiğini, bu olay nedeniyle adalet duygusunun zedelendiğini ve insan haklarının ihlal edildiğini, dilekçede hakaret içerikli hiçbir söz bulunmadığını, yazıda Cumhuriyet savcısının suçlulara takipsizlik kararı vermek suretiyle arka çıktığını ifade etmek istediğini savunmuştur.
Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin "olmazsa olmaz şartı" olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.
Bu bağlamda;
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde;
"Herkesin görüş ve anlatım özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, karışmasız görüş edinme ve herhangi bir yoldan ve hangi ülkede olursa olsun bilgi ve düşünceleri arama, alma ve yayma özgürlüğünü içerir.",
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10. maddesinin birinci fıkrasında;
"Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." hükümlerine yer verilmiştir
Anayasamıza bakıldığında;
25. maddede “Düşünce ve kanaat hürriyeti” başlığı altında;
“Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.”
26. maddede, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976).
Görüldüğü gibi, Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.
Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.
Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Bu bağlamda TCK'nın “Hakaret” başlıklı 125. maddesi;
“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek, hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.430)
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
Eleştiri ise, herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.
Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.
Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasa'dan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.
AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler bir değer yargısı içermekte olup somut bir olgu isnadından bahsedilemiyorsa, değer yargılarını destekleyecek 'yeterli bir altyapı'nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulacaktır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.
Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise, en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanığın şikâyetçisi olduğu inceleme dışı bir soruşturma nedeniyle bir kısım şüpheliler hakkında Beyoğlu Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan şikâyetçi … tarafından kasten yaralama suçundan iddianame düzenlenirken, şüphelilerden Ali Arslan hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verdiği, bu karara itiraz eden sanığın, itiraz dilekçesinde şikâyetçiye hitaben; “…Bu savcının dünyadan haberi yok. Eğer mafya, çete, yolsuzluk, haksızlık, adaletsizlik varsa bu savcı gibi görevini doğru yapmayanlar yüzünden, memleket batıyor, suç oranı artıyor, hırsızlar, kültürsüzler sokaklar dolmuş yol kesiyorlar. Savcı … bunlara arka çıkıyor, hakkımı helal etmiyorum. Allah bu savcıdan hesap sorsun, devletten aldığı parayı geri ödesin, bu işi bıraksın…” şeklinde ifadeler kullandığı olayda;
Sanığın savunması ile itiraz dilekçesinin bütünlüğü ve yazılış amacı gözetildiğinde kullanılan ifadeler nezaket dışı, kaba, rahatsız edici ve ağır eleştiri niteliğinde ise de bu ifadelerin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması nedeniyle hakaret suçunun kanuni unsurlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.
Bu itibarla haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; "İtirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle,
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 05.02.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/278, K. 2022/163 sayılı kararında somut e-postalardaki ifadelerin kaba ve ağır eleştiri düzeyinde kaldığını, somut fiil veya olgu isnadı ile sövme oluşturmadığını kabul etmiştir. Karar, e-postaların katılanın üstlendiği kamu görevi dolayısıyla değil, aralarındaki özel vekâlet ilişkisinden kaynaklanması nedeniyle sanığa yüklenen hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmediğinin kabulünde zorunluluk bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bu belirleme, karardaki vekâlet uyuşmazlığıyla sınırlıdır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/278, K. 2022/163Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 18. Ceza Dairesi
Sanık …’ın kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan TCK’nın 125/1-2, 125/3-a, 62 ve 52/4. maddeleri uyarınca 6.080 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin … (Kapatılan) 31. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 22.04.2014 tarihli ve 933-367 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesince 16.10.2017 tarih ve 41119-11017 sayı ile;
"…Yargılamaya konu somut olayda; sanığın, katılana söylediği kabul edilen '… Allah belanı versin' şeklinde ve beddua niteliğindeki sözlerinin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmaması nedeniyle hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesi…" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
… 37. Asliye Ceza Mahkemesince 09.10.2018 tarih ve 719-538 sayı ile;
"TCK'nın 125. maddesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi gerekçesinde;
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer kişinin haysiyeti ve toplum içindeki itibarı diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır. Kişiye her hangi bir olayla irtibatlandırmadan soyut olarak yakıştırmalarda bulunulması halinde de hakaret suçu oluşur. Kötü bir niteliği ifade eden sözler somut bir fiil veya olguyla irtibatlandırılmadıkları halde yine de hakaret suçunun oluşacağı belirtilmiştir. Burada davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekir. Açıklamaları vardır.
Genelde şiddet içerikli fiillerin gerçekleşmesi öncesinde fail mağdur arasında hakaretleşme ile suç olgusunun başlatıldığı, ilerleyen aşamalarda maddi şiddet fiillerinin gerçekleştiğini görmekteyiz. Bu nedenle hakaret suçlarının basitliği değerlendirme merciindeki kişilerin bakış açısından ziyade mağdurun ruhsal yapısında uzun veya şiddetli etki yapması yönü üzerinde düşünülerek bir sonucu gidilmesi gerekir. Özetle, hakaretin serbest bırakılması, cezalandırılmaması hâlinde hakaret sonrasında çok daha ağır yaralama, çok daha ağır hakaret ve öldürmeyle sonuçlanan olayların gerçekleşmesi kolaylaşmış olacaktır. Hakaret suçu seçimlik hareketli bir suçtur. Her türlü sözcüğün mecazi anlamlara çekilerek hakaret kapsamına dahil edilmesi hâlinde de TCK'nın 2. maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle suç sayılan fiillerin maddi olaya uygulanmasında kıyasa yol açacak şekilde geniş yorumlama yasağı ihlal edilmiş olacaktır.
Hakaret fiillerinin ortak yönü, kişinin psikolojisi üzerinde rencide edici, üzücü, haleti ruhiyesini bozucu niteliğidir. Somut olayda, şikâyetçiye tehdit olayı ile birlikte 'Allah belanı versin' deyimi sarf edilmiştir. Allah belanı versin deyimi kişinin Allah tarafından cezalandırılmaya değer nitelikte olduğu anlamını ifade eder. Türk toplumunun genelindeki anlayışa göre Allah başkalarına zarar veren mütecaviz insanlara sonunda bela verir. Allah belanı versin deyimi kişinin kuşkusuz gayri ahlaki yönlerinin bulunduğu, kötü insan tiplemesi anlamını da zorunlu olarak bünyesinde barındırıp ortaya koyar. Her hakaret deyimi herkes üzerinde aynı etki oluşturmaz. Örneğin kendi dalında çok başarılı bir doktora acemi çaylak doktor denmesi hâlinde muhatabı aşırı tepki vermeyebilir. Fakat heyet hâlinde çalışan doktorlar arasında aynı deyimin birbirlerine karşı sarf edilmesi hâlinde mesleki hakaret suçunun oluştuğu kabul edilebilir. Kahvehanelerde köylerde sıklıkla telafuz edilen 'lan' kelimesi sarf edildiği ortama göre muhatabı üzerinde hakaret etkisi oluşturmayabilir. Lan kelimesinden hoşlanmayan günlük dilde telafuz etmekten kaçınanlar üzerinde hakaret etkisi yaptığı kuşkusuzdur. Bir kamu görevlisine lan diye hitap edilemez. Burada hakaret suçunun en önemli özelliğinin kişinin iç dünyasında oluşturduğu tahribat, rahatsızlık ve mağduriyet hissidir. Allah belanı versin deyimi dini vecibelerinde hassasiyet gösteren duyarlı insanların ruhsal yapısı üzerinde oldukça fazla etki yapacağı kuşkusuzdur. Türk toplumunda Allah belanı versin deyimi ahlaki yönden kötü insanlara karşı sarf edilmeye değer bir sözcük olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle Allah belanı versin deyiminin hakaret dışında anlamının olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir. Allah belanı versin deyiminin kamu görevlilerine karşı her talebi yerine getirilmeyen kişiler tarafından sarf edilmesinde kamu çalışanlarının çalışma şevkini disiplinini düzenini olumsuz yönde etkileyeceği de gayet açıktır." gerekçesiyle bozma kararına direnilmiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.01.2019 tarihli ve 391300 sayılı "Bozma" istekli tebliğnamesi ile dosya 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 18. Ceza Dairesince 15.04.2019 tarih ve 1238-7404 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün kesin nitelikte olması sebebiyle Özel Dairece temyiz isteminin reddine karar verilmiş olup, direnme kararının kapsamına göre inceleme sanık hakkında hakaret suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa yüklenen kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğinden;
Katılanın aşamalarda değişiklik göstermeyen anlatımları, sanığın, hakaret kastı olmamakla birlikte direnme kararına konu mailleri katılana gönderdiğine dair ikrarı, tanık … Akçael'in vekâlet ücretinin katılan tarafından ısrarlı bir şekilde talep edildiğine ilişkin anlatımları, e-mail çıktıları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; sanık ile avukat olan katılan arasında vekâlet ücretinden kaynaklanan ihtilaf bulunduğu, bu nedenle aleyhine icra takibi başlatılan sanığın 01.02.2011 tarihinde saat 18.48.32 ve 18.48.44’te katılana; ''Hakkımı çok kötü alacağım! Bunun sonu çok kötü olacak! Benim helal ekmeğim senin sonun olsun! Sahtekârlığın bu kadarı! Öbür tarafta görüşeceğiz! Allah belanı versin!'' şeklinde iki ayrı mail gönderdiği hususunda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde, vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Öğretide değişik tanımlara rastlanmakla birlikte, genel bir kabulle ifade/düşünce hürriyeti, insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkân ve özgürlüğüdür. Demokrasinin "olmazsa olmaz şartı" olan ifade hürriyeti, birçok hak ve özgürlüğün temeli, kişisel ve toplumsal gelişmenin de kaynağıdır. İşte bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti, temel hak ve hürriyetler kapsamında değerlendirilerek, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da ayrıntılı düzenlemelere tabi tutulmuştur.
Bu bağlamda;
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. maddesinde;
"Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malûmat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını gerektirir.",
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin birinci fıkrasında;
"Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir." hükümlerine yer verilmiştir
Anayasamıza bakıldığında;
25. maddesinde "Düşünce ve kanaat hürriyeti" başlığı altında;
"Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne amaçla olursa olsun kimse düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz. Düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz."
26. maddesinde, AİHS’nin 10. maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemeye benzer şekilde;
"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir." hükümleri yer almıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuya ilişkin olarak; "İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen 'haber' ve 'düşünceler' için değil, ama ayrıca Devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeyler bir yana, bu alanda getirilen her 'formalite', 'koşul', 'yasak' ve 'ceza', izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır." şeklinde görüş belirtmiştir (Handyside/ Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 07.12.1976). Görüldüğü gibi, Sözleşme'nin 10. maddesinin birinci fıkrası ile Anayasa’nın 25 ve 26. maddelerinde ifade (düşünce) hürriyeti en geniş anlamıyla güvence altına alınmıştır.
Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnalar dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.
Ne var ki; iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzenini cebir yoluyla değiştirmeye yönelen, nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle cezai yaptırımlara bağlanmaktadır.
Bu bağlamda TCK’nın "Hakaret" başlıklı 125. maddesi;
"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
Bu düzenleme ile 765 sayılı TCK'dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmış, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir (Mahmut Koca- İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, … Yayınevi, …, 2013, s. 430).
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
Eleştiri ise herhangi bir kişiyi, eseri, olayı veya konuyu enine, boyuna, derinlemesine her yönüyle incelemek, belli kriterlere göre ölçmek, değerlendirmek, doğru ve yanlış yanlarını sergilemek amacıyla ortaya konulan görüş ve düşüncelerdir. Genelde beğenmemek, kusur bulmak olarak kabul görmekte ise de eleştirinin bir amacının da konuyu anlaşılır kılmak, sonuç çıkarmak ve toplumu yönlendirmek olduğunda kuşku yoktur.
Her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunlu olmakla birlikte, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu ise de eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalı, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınmalıdır.
AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek "yeterli bir altyapı"nın mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.
Olgu isnadı içeren ifadeler konusunda ise en azından ilk bakışta güvenilir görünen delil sunulması gerektiği kabul edilmektedir. Elbette ki, bu deliller sunulamadığı takdirde, AİHM, iddiaların gerçekliğinin kanıtlanmasını beklemektedir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık ile avukat olan katılan arasında vekâlet ücretinden kaynaklanan ihtilaf bulunduğu, bu nedenle aleyhine icra takibi başlatılan sanığın 01.02.2011 tarihinde saat 18.48.32 ve 18.48.44’te katılana; ''Hakkımı çok kötü alacağım! Bunun sonu çok kötü olacak! Benim helal ekmeğim senin sonun olsun! Sahtekârlığın bu kadarı! Öbür tarafta görüşeceğiz! Allah belanı versin!'' şeklinde iki ayrı e-mail gönderdiği olayda;
Sanığın direnme kararına konu e-mailleri suç kastı ile göndermediğine dair savunması, tanık …'in vekâlet ücretinin katılan tarafından ısrarlı bir şekilde talep edildiğine ilişkin anlatımları, bu sebeple e-maillerin katılanın bu davranışına tepki olarak gönderilmiş olması, e-maillerde yer verilen sözlerin bütünlüğü ve amacı da birlikte gözetildiğinde kullanılan ifadelerin nezaket dışı, kaba, rahatsız edici ve ağır eleştiri niteliğinde olduğu anlaşılmış ise de katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek boyutta somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması nedeniyle kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunun kanuni unsurlarının gerçekleşmediği kabul edilmelidir.
Öte yandan sanığın avukat olan katılana gönderdiği e-maillerin, katılanın üstlendiği kamu görevi dolayısıyla değil, sanığın ikrarı ile de anlaşılacağı üzere aralarındaki özel vekâlet ilişkisinden kaynaklanması nedeniyle sanığa yüklenen hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmediğinin kabulünde zorunluluk bulunmamaktadır.
Bu itibarla, sanığın katılana; ''Hakkımı çok kötü alacağım! Bunun sonu çok kötü olacak! Benim helal ekmeğim senin sonun olsun! Sahtekârlığın bu kadarı! Öbür tarafta görüşeceğiz! Allah belanı versin!'' içerikli e-mailler göndermesi şeklindeki eyleminin hakaret suçunu oluşturduğuna ilişkin Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli olmadığına ve sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmünün unsurları oluşmadığı hâlde hakaret suçundan sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- … 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 09.10.2018 tarihli ve 719-538 sayılı hükmünde yer alan, sanığın katılana; ''Hakkımı çok kötü alacağım! Bunun sonu çok kötü olacak! Benim helal ekmeğim senin sonun olsun! Sahtekârlığın bu kadarı! Öbür tarafta görüşeceğiz! Allah belanı versin!'' içerikli mailler göndermesi şeklindeki eyleminin hakaret suçunu oluşturduğuna ilişkin direnme gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA,
2- Yerel mahkemenin direnme kararına konu hükmünün unsurları oluşmadığı hâlde hakaret suçundan sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
3- Dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.03.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin E. 2021/43457, K. 2024/13086 sayılı kararındaki çoğunluk gerekçesine göre hakaretle korunan hukuki değer kişilerin onur, şeref ve saygınlığıdır. Suçun oluşması, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olmasını gerektirir. Bir hareketin tahkir edici sayılıp sayılmayacağı bazı durumlarda nispidir ve zamana, yere ve duruma göre değişebilir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/43457, K. 2024/13086Kaynağı aç
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇLAR : Görevi yaptırmamak için direnme, hakaret
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında;
Görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükme yönelik Bölge Adliye Mahkemesi kararının kesin nitelikte olduğu belirlenmiştir.
Hakaret suçundan verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi; suçların unsurları itibariyle oluşmadığına, Mahkemenin yeterli inceleme yapmadan ve sanık lehine olan hükümleri uygulamadan verdiği hükümlerin bozulmasına yöneliktir.
III. GEREKÇE
Hakaret Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Yapılan İncelemede;
Sanığın belirttiği hukuka aykırılık nedenleri yönünden ve 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri de gözetilerek maddi hukuka ilişkin sair yönlerden yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Olay günü sanığın, katılana söylediği kabul edilen sözlerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,
Kabule göre de;
5237 sayılı Kanun'da hapis cezası ile adli para cezasının seçenekli yaptırım olarak öngörüldüğü hallerde, aynı Kanun'un 61. maddesinde öngörülen ölçütlere göre somut olay irdelenip anılan Kanun'un 3. maddesindeki fiille orantılı ceza verilmesi ilkesi de dikkate alınarak, öncelikle seçenekli yaptırımlardan hangisinin seçildiğinin gösterilmesi, sonrasında da alt ve üst sınırlar arasında temel cezanın belirlenmesi gerekir. Her ne kadar 5237 sayılı Kanun'un 125/3. maddesinde cezanın alt sınırının 1 yıldan az olamayacağı düzenlenmiş ise de, bu düzenlemenin temel cezanın adli para cezası olarak seçilmesine engel olmayacağı, sanığın adli sicil kaydında yer alan kararların hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olması karşısında, tekerrüre esas sabıkası bulunmayan sanık hakkında yeterli gerekçe gösterilmeden temel ceza olarak hapis cezasının tercih edilmesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
A. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
5271 sayılı Kanun’un 286/2-a maddesinde yer verilen "İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları"nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme, incelemeye konu suçun aynı Kanun'un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı ve aynı Kanun'un 296/1. maddesinde yer alan; "… temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş [ise] …, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder." şeklindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 296/2. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİ İLE EK KARARIN ONANMASINA,
B. Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304/1. maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 33. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
22.10.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Dosya kapsamına göre özetle, "Müştekilerin Tuzla ilçe emniyet müdürlüğüne bağlı polis memuru oldukları, devriye görevi yaptıkları sırada sanığın aracının camlarında siyah filmli olduğu ve ön kısmında çakar lambanın bulunduğunu görmeleri üzerine anons ederek ve siren çalarak sanığı durdurmak istedikleri, ısrarlı anons üzerine sanığın aracı ile yolun kenarına yanaştığı, müştekilerin sanığa polis kimliklerini göstererek aracın ruhsatını ve kimliğini istedikleri, bu sırada sanığın görevlilere "siz kimsiniz size niye evrak vereceğim ben iki yıl üst üste vergi rokorktmeniyim" diyerek müştekileri terslediği, sanığın evrak vermiyorum diyerek aracına bindiği, aracın önünde durarak hareket etmesini engellemek isteyen müşteki polis memurlarından …'ın üzerine aracı sürerek sol dizine çarptığı ve BTM giderilebilecek şekilde yaralayarak olay yerinden kaçtığı, daha sonra müşteki polis memurlarının kaçan sanığı takviye polis ekipleri ile etrafını çevreleyerek durdurdukları, bunun üzerine sanığın her iki müştekiye karşı "iki terörist beni rehin alıyor, önümü kesiyor" diyerek birden çok kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçunu işlediği iddia ve kabul edilerek sanığın mahkumiyetine karar verilmiş, kurulan hükme yönelik istinaf başvurusu, Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmiştir. Sanık müdafisinin atılı suçun unsurlarının oluşmadığını, yeterli inceleme yapılmadan karar verildiğini ve lehe hükümlerinin uygulanması gerektiğini ileri sürerek süresinde hükmü etmesi etmesi üzerine Dairemizce değerlendirilmiş, sayın çoğunluk tarafın "sanık tarafından söylenen sözlerin müştekilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğundan, hakaret suçunun oluşmadığı" ve " Hapis cezası verilmesinin isabetli olmadığı" gerekçeleriyle mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Kanaatimizce sanığın müştekilere söylediği sözlerin hakaret suçunu oluşturduğundan anılan bozma nedenleri yerinde değildir. Şöyle ki; Hakaret suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Hakaret" başlıklı 125. maddesinde;
"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
Yasal düzenlemeye ve Yargıtay uygulamalarına göre her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunludur. Ancak demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Bu nedenle eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu olduğu için hakaret suçuna vücut vermez ise de, eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadelerin kullanılmaması, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınması gerekmektedir.
Evvela sanık tarafından müştekilere yönelik olarak söylenen "Terörist" sözünün ne anlama geldiğinin açıklanması gerekir. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre terörist "Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak, cana veya mala kıyacak davranışlarda bulunan kimse; yıldırıcı, yıldırmacı, terörcü, tedhişçi." anlamına gelmektedir. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.", aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu yani teröristi; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi…" şeklinde tanımlamıştır.
Somut olayımızda sanığın müştekilere yönelik olarak "iki terörist beni rehin alıyor, önümü kesiyor" dediği, iftira atmaları için bir neden bulunmayan müştekilerin beyanları ve dosya kapsamındaki diğer deliller ile sabittir, sayın çoğunluk da eylemin sübutunu kabul etmektedir. Bir kimseye ve özellikle kamu görevlisine terörist denmesi onur, şeref ve saygınlığı rencide eden en ağır eylemlerden birisidir. Söylenen sözün yukarıda açıklanan içeriği dikkate alındığından rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı olarak kabulü mümkün değildir. Yargılamaya konu sözün içeriği, söylendiği yer, zaman ve ortam dikkate alındığında kamu görevlisinin görevini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemek ve saygınlığına zarar verme amacıyla söylendiği, müştekilere suç yüklendiği, dolayısıyla eylem sonucu müştekilerin onur, şeref ve saygınlığı rencide edilerek hakaret suçunun unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir.
Sonuç olarak; sanığın eyleminin hakaret suçunu oluşturduğu ve mahkumiyetine yeterli kanıt bulunduğu, Yerel Mahkemenin takdir ve değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve cezanın yeterli gerekçeler gösterilerek kanuni bağlamda uygulandığı kanaatinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun mahkumiyet hükmünün bu gerekçeyle bozulmasına dair düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır.
Aynı çoğunluk gerekçesi, kişilere yönelen her ağır eleştirinin veya rahatsız edici sözün hakaret oluşturmayacağını belirtir. Sözlerin açıkça onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek somut bir fiil ya da olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekir. Çoğunluk, somut olayda söylendiği kabul edilen sözleri rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap olarak değerlendirmiş; unsurlar oluşmadığı hâlde beraat yerine mahkûmiyet verilmesini hukuka aykırı görmüştür.
Hakaret suçundan kurulan bölge adliye mahkemesi kararı, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin anılan kararında 5271 sayılı Kanun’un 302. maddesinin birinci fıkrası uygulanarak oy çokluğuyla bozulmuştur. Çoğunluk, unsurların oluşmadığını belirterek mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar vermiş; beraat hükmünü bizzat kurmamıştır. Karşı oy, çoğunluk sonucu değildir.
Seçenek yaptırımın belirlenmesine ilişkin karar gerekçesi
Anılan kararda kabule göre yapılan incelemede, 125. maddenin üçüncü fıkrasındaki bir yıldan az olamayacak alt sınır, temel cezanın adlî para cezası olarak seçilmesine engel sayılmamıştır. Bu değerlendirme, unsurların oluşmadığına dayanan bozma gerekçesinden sonra yapılmıştır.
Aynı gerekçeye göre hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek yaptırım olduğu hâllerde önce Türk Ceza Kanunu’nun 61. maddesindeki ölçütler ve 3. maddedeki fiille orantılı ceza ilkesi dikkate alınarak hangi yaptırımın seçildiği gösterilir. Temel ceza bundan sonra alt ve üst sınır arasında belirlenir.
Bireysel hakaretten ayrı bir suç
Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinin birinci fıkrası, halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini başka bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmeyi ayrı bir suç olarak düzenler. Cezalandırma, bu nedenle kamu güvenliği bakımından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkmasına bağlıdır ve ceza bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Bu hüküm, bireysel hakaretin 125. maddedeki unsurlarının yerine geçmez.
5237 sayılı TÜRK CEZA KANUNU m. 216Kaynağı aç
bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin
ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık
ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya
bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar
hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği
dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli
olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Kanunlara uymamaya tahrik
Gıyapta söylenen her söz hakaret suçu oluşturur mu?
Hayır. Mağdurun yokluğunda hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat edilerek işlenmesi gerekir. Ayrıca hareketin somut fiil veya olgu isnadı ya da sövme niteliğini taşıması aranır.
Sesli, yazılı veya görüntülü ileti cezayı artırır mı?
Hayır. Mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü iletiyle işlenen hakarette 125. maddenin birinci fıkrasındaki cezaya hükmolunur. Altıda bir artırım, hakaretin alenen işlenmesi hâline bağlıdır.
Şikâyete bağlı hakarette süre ne kadardır?
Şikâyete bağlı suçta yetkili kişi altı ay içinde şikâyet etmezse soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar. Şikâyete bağlı hakaret bakımından süre, her ne suretle olursa olsun fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren iki yılı geçemez.
Hakaret suçunda uzlaştırma yapılır mı?
Yapılmaz. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253. maddesinin üçüncü fıkrası, suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile hakaret suçunda uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğini düzenler.
Karşılıklı hakarette ceza mutlaka kaldırılır mı?
Hayır. Olayın mahiyetine göre taraflardan her ikisi veya biri hakkında ceza üçte birine kadar indirilebilir ya da ceza vermekten vazgeçilebilir. Hüküm zorunlu bir indirim veya vazgeçme sonucu öngörmez.
İsnat edilen fiil ispat edilirse sonuç nedir?
İsnat edilen ve suç oluşturan fiil ispat edilirse hakaret nedeniyle ceza verilmez. Kesinleşmiş mahkûmiyet kararı isnadı ispatlanmış sayar. Buna karşılık ispat edilmiş fiilden söz edilerek hakaret edilmesi hâlinde cezaya hükmedilir.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

