Hollanda Mahkeme Kararlarının Türkiye’de Tenfizi

by Avukat Erdal Ersoy
Hollanda Mahkeme Kararlarının Türkiye'de Tenfizi

Hollanda Mahkeme Kararlarının Türkiye'deki Hukuki Niteliği ve Tenfiz Şartı

Hollanda mahkemelerince karara bağlanan ve kesinleşen hükümler Türkiye sınırlarında kendiliğinden icra edilebilirlik taşımaz. Yabancı bir yargı organının verdiği ilam, kural olarak yalnızca verildiği ülkenin yetki sınırları dahilinde icra kabiliyetine sahiptir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun m. 50/1 uyarınca, yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi, yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 50Kaynağı aç
MADDE 50 – (1) Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. (2) Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir. Görev ve yetki
Yargıtay İçtihatları Birleştirme BGK, E. 2010/1, K. 2012/1Kaynağı aç
İçtihatları Birleştirme BGK         2010/1 E.  ,  2012/1 K.YABANCI MAHKEME KARARLARININ GEREKÇELI OLMA ZORUNLULUĞUNUN BULUNMAMASITENFIZMİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN (5718) Madde 54HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU (HMK) (6100) Madde 297 "İçtihat Metni" YABANCI MAHKEME KARARLARININ SALT GEREKÇESİNİN BULUNMAMASININ KESİNLEŞMİŞ YABANCI MAHKEME KARARININ TENFİZİNE ENGEL OLMAYACAĞI VE BU HUSUSUN 5718 SAYILI MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUNUN 54/C MADDESİ ANLAMINDA KAMU DÜZENİNE AÇIKÇA AYKIRILIK SAYILMAYACAĞI… I- İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME KONUSUNDA BAŞVURU “Yabancı mahkeme ilamının gerekçesiz olmasının kamu düzenine aykırılık teşkil edip etmediği ve bu bağlamda gerekçeden yoksunluğun yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olup olmayacağı” hususunda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi kararlarının, aynı Daire kararlarıyla ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin kararlarıyla çeliştiği ileri sürülerek, görüş aykırılığının içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi, Av. S… A… B…’un 24.11.2009 tarihli başvurusuyla istenilmiştir. II- GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 30.06.1999 gün ve E:1999/5858 K:1999/7609 sayılı kararı. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 08.06.2006 gün ve E:2006/2612 K:2006/9147 sayılı kararı. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 05.12.2001 gün ve E:2001/9007 K:2001/11406 sayılı kararı. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 02.10.2003 gün ve E:2003/6226 K:2001/11095 sayılı kararı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.06.2000 gün ve E:2000/2-1051 K: 2000/1068 sayılı kararı. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.05.2009 gün ve E:2009/19-102 K: 2009/208 sayılı kararı. III- GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLARDA BELİRTİLEN GÖRÜŞLERİN ÖZETLERİ Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 30.06.1999 gün ve E:1999/5858 K:1999/7609 sayılı kararında; gerekçe ihtiva etmeyen ve geçici boşanma olduğu belirtilen yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırılık teşkil ettiği ifade edilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 08.06.2006 gün ve E:2006/2612 K:2006/9147 sayılı kararında; tanıma ve tenfizde yabancı mahkeme kararının doğruluğunun, uygulanmış olan usul hükümlerinin, maddi ve hukuki tespitlerin inceleme dışında tutulması gerektiği, kamu düzenine açıkça aykırılığın ancak, Anayasa ile düzenlenen temel hak ve hürriyetlere, milletlerarası hukukta kabul edilen temel ilkelere, adil yargılanma ve savunma hakkına, genel ahlaka, Türk hukuk düzeninin temelini oluşturan ve devletin vazgeçemeyeceği ilkelere aykırılık  halleri  ile  sınırlı  bulunduğu,  bu  itibarla  yabancı  mahkeme  ilamının  gerekçesiz olmasının kamu düzenine aykırı ve dolayısıyla tenfize engel kabul edilemeyeceği belirtilmiş, anılan Daire Başkanlığı’nca da istikrarlı son uygulamalarının bu yönde olduğu açıklanmıştır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 05.12.2001 gün ve E:2001/9007 K:2001/11406 ve 02.10.2003 gün ve E:2003/6226 K:2001/11095 sayılı kararlarında; yabancı mahkeme ilamlarının gerekçe ihtiva etmemesinin Anayasa ve kamu düzenine aykırı olması nedeniyle tanıma ve tenfize engel teşkil edeceği benimsenmiş, görüş yazılarında da aynı yöne işaret edilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yabancı mahkeme ilamlarının tenfizinde doğrudan geçersizlikle ilgili bir kararı bulunmamakla birlikte; 21.06.2000 gün, E:2000/2-1051 K:2000/1068 ve 27.05.2009 gün, E:2009/19-102 K: 2009/208 sayılı kararlarında, gerek 2675 sayılı Kanun’un uygulanmasında ve gerekse yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun’un uygulanmasında yabancı ilamın içeriğinin tetkik ve denetime uygun bulunduğu, kamu düzeni ölçüsünün denetim için yeterli bulunduğu kabul edilmiştir. Şu durumda; Hukuk Genel Kurulu’nun konuya ilişkin olarak, yabancı mahkeme ilamlarının tenfizinde doğrudan geçersizlikle ilgili bir kararı bulunmadığından; İkinci Hukuk Dairesi kararlarının kendi içinde ve Onüçüncü Hukuk Dairesi kararlarıyla çelişki arz ettiği açıktır. IV- İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRME YOLUYLA GÖRÜŞ AYKIRILIĞININ GİDERİLMESİ GEREKTİĞİNE İLİŞKİN KARARLAR VE İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN KONUSU Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu'nun 29.11.2010 tarih ve 158 sayılı Kararı ile; “Yabancı mahkeme kararlarının gerekçe ihtiva etmemesinin tenfize engel olup olmayacağı konusunda… İkinci Hukuk Dairesi’nin 30.06.1999 tarih E:1999/5858 K:1999/7609, 08.06.2006 tarih E:2006/2612 K:2006/9147, Onüçüncü Hukuk Dairesinin 05.12.2001 tarih E:2001/9007 K:2001/11406, 02.10.2003 tarih E:2003/6226 K:2003/11095 sayılı kararları arasında görüş aykırılığı bulunduğu ve farklı uygulamaların sürdürüldüğü sonucuna varıldığından; aykırılığın İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunca giderilmesi gerektiğine, görüşme tarihinin daha sonra Birinci Başkanlıkça belirlenmek üzere raportör üye görevlendirilmesine karar verilmiştir. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu'nun 10.02.2012 tarihli oturumunda raportör üyenin açıklamaları dinlendikten sonra esasa girişilmezden önce; öncelikle içtihatlar arasında görüş aykırılığı bulunduğu ve bu aykırılığın İçtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi gerektiğine karar verilmiş ve İçtihatları Birleştirmenin konusu, “Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olup olmayacağı, bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılıp sayılmayacağı” şeklinde belirlenmiştir. V- İÇTİHATLARI BİRLEŞTİRMENİN GEREKÇESİ 1- KONUYLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER: A) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması Madde 141- Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir. Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur. Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. B) 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükmün kapsamı Madde 297- (1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar: a) Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini. b) Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini. c) Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri. ç) Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini. d) Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını. e) Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi. (2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. C) Mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu Madde 388 – Karar aşağıdaki hususları kapsar: 1. Kararı veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği, 2. Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri, 3. İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebep, 4. Hüküm sonucu ile varsa kanun yolu ve süresi , 5. Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve tutanak katibinin imzaları, Hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. D) 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun Yabancı Mahkeme ve Hakem Kararlarının Tenfizi ve Tanınması Tenfiz kararı Madde 50- (1) Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilâmların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. (2) Yabancı mahkemelerin ceza ilâmlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir. Tenfiz istemi Madde 52- (1) Kararın tenfiz edilmesinde hukukî yararı bulunan herkes tenfiz isteminde bulunabilir. Tenfiz istemi dilekçe ile olur. Dilekçeye karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir. Dilekçede aşağıdaki hususlar yer alır: a) Tenfiz isteyenle, karşı tarafın ve varsa kanunî temsilci ve vekillerinin ad, soyad ve adresleri. b) Tenfiz konusu hükmün hangi devlet mahkemesinden verilmiş olduğu ve mahkemenin adı ile ilâmın tarih ve numarası ve hükmün özeti. c) Tenfiz, hükmün bir kısmı hakkında isteniyorsa bunun hangi kısım olduğu. Dilekçeye eklenecek belgeler Madde 53- (1) Tenfiz dilekçesine aşağıdaki belgeler eklenir: a) Yabancı mahkeme ilâmının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilâmı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ve onanmış tercümesi. b) İlâmın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi. Tenfiz şartları Madde 54- (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması. Tebliğ ve itiraz Madde 55- (1) Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. İhtilâfsız kaza kararlarının tanınması ve tenfizi de aynı hükme tâbidir. Hasımsız ihtilâfsız kaza kararlarında tebliğ hükmü uygulanmaz. İstem, basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanır. (2) Karşı taraf ancak bu bölüm hükümlerine göre tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilâmının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir. Karar Madde 56- (1) Mahkemece ilâmın kısmen veya tamamen tenfizine veya istemin reddine karar verilebilir. Bu karar yabancı mahkeme ilâmının altına yazılır ve hâkim tarafından mühürlenip imzalanır. Yerine getirme ve temyiz yolu Madde 57- (1) Tenfizine karar verilen yabancı ilâmlar Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmlar gibi icra olunur. (2) Tenfiz isteminin kabul veya reddi hususunda verilen kararların temyizi genel hükümlere tâbidir. Temyiz, yerine getirmeyi durdurur. E) Mülga 2675 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun Tenfiz kararı Madde 34 – Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Yabancı mahkemelerin ceza ilamlarında yer alan kişisel haklarla ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir. Tenfiz istemi Madde 36 – Tenfiz istemi dilekçe ile olur. Dilekçeye karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir. Dilekçede aşağıdaki hususlar yer alır. a) Tenfiz isteyenle, karşı tarafın ve varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad, soyad ve adresleri, b) Tenfiz konusu hükmün hangi devlet mahkemesinden verilmiş olduğu ve mahkemenin adı ile ilamın tarih ve numarası ve hükmün özeti, c) Tenfiz, hükmün bir kısmı hakkında isteniyorsa bunun hangi kısım olduğu, Dilekçeye eklenecek belgeler Madde 37 – Tenfiz dilekçesine aşağıdaki belgeler eklenir: a) Yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı ve onanmış tercümesi, b) İlamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış yazı veya belge ile onanmış tercümesi. Tenfiz Şartları Madde 38 – Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dahilinde verir. a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği Devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması, b) İlamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması, c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, d) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesine itiraz etmemiş olması, e) Türklerin kişi hallerine ilişkin yabancı ilamda Türk kanunlar ihtilafı kuralları gereğince yetkili kılınan hukukun uygulanmamış ve Türk vatandaşı olan davalının tenfize bu yönden itiraz etmemiş olması. Tebliğ ve itiraz Madde 39 – Tenfiz istemine ilişkin dilekçe, duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilir. İstem, basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanır. Karşı taraf ancak bu bölüm hükümlerine göre tenfiz şartlarının, bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir. Karar Madde 40 – Mahkemece ilamın kısmen veya tamamen tenfizine veya istemin reddine karar verilebilir. Bu karar yabancı mahkeme ilamının altına yazılır ve hakim tarafından mühürlenip imzalanır. Yerine getirme ve temyiz yolu Madde 41 – Tenfizine karar verilen yabancı ilamlar Türk Mahkemelerinden verilmiş ilamlar gibi icra olunur. Tenfiz isteminin kabul veya reddi hususunda verilen kararların temyizi genel hükümlere tabidir. Temyiz, yerine getirmeyi durdurur. 2- İÇTİHADI BİRLEŞTİRMEYLE İLGİLİ KAVRAM VE KURUMLAR: Yukarıda özü açıklanan içtihatları birleştirmenin konusu dikkate alındığında, öncelikle “Yabancı mahkeme ilamlarının tenfizi”, “Kamu düzeni” ve “Mahkeme kararlarının gerekçe ihtiva etmesi” hususundaki kavram ve kurumların üzerinde durulması ve tüm bu hususlara dair düzenlemelerin değerlendirilmesi gerekmektedir. 2/1-TENFİZ 2/1.1-Kavram Bir ilamın başka bir ülkede o devletin icra organlarını harekete geçirerek uygulanmasını, icra edilebilirliğini bağlamak, ancak tenfiz kararının varlığı ile mümkündür. İcra edilmesinin gerektiği ülkede tenfiz için yabancı mahkeme kararında tenfiz şartlarının var olup olmadığının incelenmesi ve varılacak sonuç dairesinde verilecek tenfiz kararı ile mümkün ve uygun olacaktır. Tenfiz (exequatur) doktrinde değişik şekillerde açıklanmaktadır. Tenfiz yabancı mahkeme kararına, kesin hüküm ve kesin delil kuvveti uygun görmek yanında, Türk icra organları aracılığıyla Türkiye’de icra edilebilme gücünün verilmesine ilişkin bir mahkeme kararıdır. Yabancı bir mahkeme kararının Türk Mahkemeleri’nce tenfiz edilebilmesi için, özel hukuk ilişkisinden doğan bir uyuşmazlığı çözmek için verilmiş olması gerekir (5718 s. MÖHUK m.50). Hukuk davalarının usul hukukuna ilişkin bir vasıflandırma olmasına, vasıflandırmaya ilişkin değerlendirmeler ile hangi tür davaların hukuk davası olacağı, tenfizin talep edildiği ülke hukukuna göre belirlenecek ve değerlendirilecektir. Diğer yönüyle; yabancı ilamın, verildiği ülke hukukuna göre şekli anlamda kesinleşmiş olması gerekir. Tenfiz davasında hukuki yarar şartı öncelikle incelenerek, kararı verecek olan hakimin, yalnızca yabancı kararın tenfiz edilebilmesi için Türk Hukuku’nda aranan şartları taşıyıp taşımadığını irdelendikten sonra, şartların bulunması halinde artık tenfiz (exequatur) kararını verebilecektir. Tenfiz mahkemesinin, yabancı mahkemenin esasa uyguladığı hukuku ve aynı şekilde kendi usul hükümlerini doğru uygulayıp uygulamadığını inceleme ve yabancı ilamın içeriğini tetkik etme olanağı bulunmamaktadır (2675 s. MÖHUK m.38/c, 5718 s. MÖHUK m.54/a, b, c, ç). Ancak, yabancı mahkeme ilamının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde, tenfize her şekilde engel bulunduğu 5718 sayılı Kanun’un amir hükmü gereğidir. 2/1.2-Tenfizin Şartları 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 54. maddesinde tenfizin şartları düzenlenmiştir. Buna göre ilk şart, Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması gerektiğine ilişkindir (m.54/a). Karşılıklılık koşulu vatandaşlığa değil, kararın verildiği mahkemeye ilişkin bir şart olup, anılan şartın gerçekleşmemesi halinde artık diğer şartların incelenmesine geçilemez. Anılan maddede öngörülen diğer bir koşul da; ilâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması durumudur (m.54/b). Burada, sözleşmesel karşılıklılık dışında yasal yada fiili karşılıklılık bulunması da yeterli olup; tenfize konu ilamı veren devletin yasaları Türk Mahkemeleri’nden verilmiş kararların o ülkede tenfiz olunmasını sağlıyor veya bu konuda fiili bir uygulama yaratılmış ise karşılıklılık esasının varlığı gerçekleşmiş demektir. Tenfizin şartlarından bir diğeri ise, savunma haklarının ihlal edilmemiş olması; o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olmasıdır (m.54/ç). Nihayet, 5718 Sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 54/c. maddesinde, içtihatları birleştirmenin konusu olan “Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması” tenfizin şartları arasında gösterilmiştir. Bu açık hüküm karşısında, kamu düzenine açıkça aykırılık hallerinde yabancı mahkeme ilamının tenfiz edilmesi ve Türkiye’de icra edilmesi olanaksızdır. Öyleyse bu noktada, “kamu düzeni” kavramı, “hükmün kamu düzenine aykırılığının belirlenmesi”, “kamu düzeninin tenfize etkisi”, “kamu düzeni ve gerekçenin varlığı”  hususlarının irdelenmesinde yarar vardır. 2/2-KAMU DÜZENİ 2/2.1-Kavram Kamu düzeni, niteliği gereği zamana, yere göre değişen, içeriğinin tesbiti zor bir her somut olaya göre değişiklik gösteren bir kavramdır. İlmi açılamalara ve yargısal kararlara rağme gelişen hukuk sistemlerinde bile tanımı olmamasına rağmen “toplumun temel yapısını ve çıkarlarını koruyan kuralların bütünü” olarak tanım yapılabilir. Kamu düzeni kavramının müdahale alanı son derece geniş ve yoruma müsaittir.   Hükmün gerekçesiz oluşundan dolayı kamu düzeni kavramından hareket ederek, yabancı ilamın verilmesinde işlenen usulün, uygulanan hukukun, ilamın icrasının meydana getireceği sonuçların incelenmesi suretiyle, bir kararın kamu düzenine aykırı bulunarak tenfizi mümkün olmayacaktır demek çok ağır bir neticeyi yaratmak olacaktır. Türk kamu düzeninin ihlalini gerektirecek haller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkca ihlali halinde düşünülecektir. Fakat her emredici hükmün ihlali halinde veya her emredici hükmü ihlal eden bir yabancı kararın Türk kamu düzenine aykrı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. O halde, iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi, Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, Anayasada yer alan temel  hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensip ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, siyasi ve ekonomik  rejimine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları, kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir. 2/2.2- Kamu düzeninin tenfize etkisi Mahkeme kararlarının verildikleri ülke dışında kesin hüküm, kesin delil ve icrai güce sahip olmaları, milletlerarası toplumda kişisel ilişkilere ve ticari hayatın getirdiği ekonomik ilişkiler kurma ve yaratma ve oluşan uyuşmazlıkların çözümü için tartışmasız mahkeme kararı yanında gerekli olan yabancı ilamın tanınması ve tenfizinin kabul edilmesini gerektirir. Böyle bir zorunluluğun, iki hâkimiyeti karşı karşıya getirdiği kuşkusuzdur. Bunlardan ilki, her devletin egemenliğinin ve milli menfaatlerinin korunması gereği, ikincisi ise milletlerarası menfaatlerin gerekleri ve kişilerin haklarına saygı kuralının insan hakları evrensel beyannamesi ile bu hakların korunup korunmasının benimsenmesidir. Tenfiz ile yabancı ülkenin egemenlik tasarrufuna, diğer bir bağımsız devletin ülkesinde etkinlik, icra edilebilirlik tanınmasıdır. Yabancı mahkeme kararlarını tanıyan, tenfiz eden devlet, prensip olarak kendi mahkemelerinin çözmeye yetkili olduğu bir uyuşmazlığı çözme yetkisinden vazgeçmekte, adeta uyuşmazlık üzerindeki egemenlik tasarruf yetkisinin başka bir devlet tarafından yargı yetkisi kullandırarak ortadan kaldırılmasına izin vermektedir. Özellikle, tenfiz sonucunda kararın, ülkesinde icra edilen devletin icra organlarının, yabancı bir mahkemenin emriyle harekete geçecek olmaları tenfize çok daha etkinlik kazandıracak ve içeriği tetkik edilebilirlik şüphesini de birlikte getirecektir. Kamu düzeninin belirsiz niteliğinin sonucu olarak hangi kriterlerin kullanılması ile ortaya çıkacağı hususu yabancı ilamda gösterilen gerekçede ve ittihaz olunan hüküm ile ortaya çıkacağını kabul etmek gerekecektir. Yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine aykırı olup olmadığının denetlenmesi sırasında içeriği tetkik yasağı devreye girmekte olup, bu yasağın takdir hakkı ile ortadan kaldırılamayacağı açıktır. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Kanunu’nda kabul edilen sisteme göre, tenfiz hakimince, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Şu durumda tenfiz hakiminin, tenfiz şartları dışında ilamın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Aksi halin kabulü, tenfiz hâkimini, üst mahkeme görevini kendinde bulması şeklindeki bir sonuca götürür. 2/2.3- Hükmün kamu düzenine aykırılığının belirlenmesi 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku hakkında Kanunun 54/c maddesinde, hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması, tenfiz şartları içinde sayılmıştır. Buna göre, yabancı mahkeme kararının verilmesinde uygulanan hukuk ve bunun hangi kriterlere göre uygulandığı değil, yabancı kararın Türkiye’de icra edilmesi halinde meydana gelecek sonuçların Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceğinin araştırılması gerekir. Anılan maddede yer alan, “Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması” ifadesinden, yabancı mahkeme kararının esasına uygulanan hukukun Türk kamu düzenine aykırılığının incelenemeyeceği, sadece hükmün tenfizi neticesinde ortaya çıkan hukuki sonuçların kamu düzenine aykırı olması halinde yabancı mahkeme kararının tenfizinin reddedileceği sonucuna varılmalıdır. Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez. Burada esas alınması gereken kıstas, yabancı ilamın Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunmasından çok, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa ‘da yer alan temel hak ve özgürlüklere milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ikili anlaşmalara, gelişmiş toplumların ortak benimsedikleri ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine bakmak olmalıdır. 2/2.4- Kamu düzeni ve gerekçenin varlığı Hukukun üstün kılınması yargıya olan güvenin pekiştirilmesi, yansız ve aleni yargılama yanında, kararların yargılama safahatına uygun doyurucu ve inandırıcı olarak kaleme alınmasıyla olanaklıdır. Hukuk aynı durumda olan herkese eşit olarak uygulanmadığı sürece, onun yüceltilmesi olanaksızdır. Gerekçenin kamu düzeni ile ilgili bulunduğu açıktır. Gerekçe kuralını kamu çıkar, yarar ve düzeni ile aynı kavşakta birleştiren onun denetimi olnaklı kılınan değerlerdir. Demokratik hukuk devletlerinde gerekçe sadece bir hükmü temellendirmekle kalmaz, içeriğindeki gerçeklik ilgisi ile insan, toplum ve kamunun hükmün kişiliğinde, yargıcı ve onun etkinliğini denetleyerek alışkanlıklarını örseleyen bir rol üstlenir. Gerekçe bağlayıcıdır. Bağlayacılık yargılama usulü ile hedeflenen amaca göre farklılık gösterir. Gerekçe kapsayıcı ve çoğulcu olmalıdır. Tarafların ileri sürdükleri iddia ve vakıaların değerlendirilmemesi, savunma hakkının ihlali olduğu gibi bu durumda gerekçenin de devreye girdiğini unutulmamalıdır. Zira mahkeme kararlarının gerekçeli olması, tarafların ileri sürdükleri iddia ve savunmaların dikkate alınmasının bir sonucudur. Kararın gerekçesinde belirtilen bu hususların tartışma konusu olduğu Anayasa’nın 141/3. madde hükmü ile bu değerlendirmenin yapılmasının zorunlu bulunduğu ve mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388., 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297 ve 298 maddelerinde de açık hükme bağlandığı belirgindir. Devletler Özel Hukuku’nun yabancı mahkeme kararlarının gerekçesine yaklaşımı Medeni Usul Hukuku ile aynı değildir. Kararın gerekçesi, kararı veren hâkimin mensup olduğu devletin usul kanunlarına tabi olup, kural olarak başlı başına bir kamu düzenine aykırılık teşkil etmesi aykırılık yaratmayacaktır. Temel savunma hakkının ihlali ile kararın gerekçesiz oluşu farklı hususlar olup, savunma hakkının verilmemiş olması iç hukuktaki kamu düzenine aykırılık yaratacak ise de, yabancı ilamın gerekçesiz oluşu sadece ve tek başına bir sebep olarak kamu düzenine aykırılığı oluşturmayacaktır. 2/3- DEĞERLENDİRME Mülga 2675 sayılı Kanun ve bu Kanun’u yürürlükten kaldıran 5718 sayılı Kanunda yabancı bir mahkeme tarafından “hukuk davalarına ilişkin olmak üzere verilmiş” ilamların tenfiz edilebileceği, ayrıca ceza ilamlarının “kişisel haklarla ilgili hükümlerinin” de tenfize tabi bulunduğu kabul edilmiştir. Şu halde “maddi hukuka” ait talepler hakkında verilmiş bulunan her türlü yabancı mahkeme kararları, tenfiz kararı verilebilecek kararlardır. Yabancı devletin usul hukukuna tabii olarak verilmiş olan bir mahkeme kararının, mahkeme ilamı niteliğinde olup olmadığı ve kesinleşme şartları, hiç şüphesiz ki münhasıran kararın verildiği ülkenin usul hukuka göre tayin ve tesbit olunur. Bu durum, bilindiği üzere milletler arası alanda gerekse Türk Mahkeme uygulanmasında kabul edilmiş bulunan, usul hukukunda lex fori prensibinin, diğer bir deyişle mahkemenin kendi usul hukukuna tabii olması prensibinin bir gereğidir. Nasıl ki, Türk Mahkemesinden verilmiş bir “mahkeme ilamını” yabancı bir devletin kendi usul hukuku kurallarına göre bir icra emri veya emirname olarak nitelemesi düşünülemez ise, aynı şekilde yabancı bir mahkeme kararının mahkeme ilamı niteliğinin Türk usul hukuku hükümlerine göre belirlemesi de söz konusu olamaz. Nitekim, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunda tenfiz için 54. maddede öngörülen usul hukukuna ilişkin şartlardan, kararı veren mahkemenin tabii olduğu usul hukukuna göre değerlendirilebileceği ilkesinden hareket edildiği açıktır. Bu bakımdan kendi usul hukuku hükümlerine göre “ ilam” niteliğinde kabul edilen bir mahkeme kararını Türk İcra Hukukunda yer alan bir düzenlemeye benzeterek, belirli bir miktar paranın ödenmesi ihtarını içeren emirname veya “ödeme emri” olarak nitelemek olanaksızdır. Öyleyse, tenfize uygun yabancı bir mahkeme ilamının, 5718 sayılı Kanunda sınırlı olarak sayılan şartları taşıması halinde tenfize karar verilmesi gerekir. Tenfiz için aranan şartlardan biri, Türk kamu düzeninin müdahalesi ile ilgilidir. 5718 sayılı Kanun’un 54/c maddesine göre, yabancı bir mahkeme ilamının tenfiz edilebilmesi için, bu mahkeme ilamının Türk Kamu düzeninin müdahalesini gerektirebilecek bir ”hüküm” taşımaması şarttır. Burada yabancı mahkeme ilamının tenfizinin reddini temin edebilecek tek imkân yabancı mahkeme “hükmünün ya da hüküm fıkralarının” Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmasıdır. Bu şart bakımından yabancı ilamda yer alan “gerekçe” ilamın tenfizini etkileyebilecek bir güce sahip değildir. Önemle vurgulanmalıdır ki, tenfiz hâkiminin yabancı mahkeme ilamının maddi hukuk bakımından doğruluğunu inceleme ve değerlendirme yetkisi yoktur. Bu yasak çerçevesinde, tenfiz hakiminin ilamda mevcut olan bir gerekçeyi inceleyip değerlendirmesi de söz konusu olamaz. Diğer bir değişle, ilamda bir gerekçenin bulunması veya bulunmaması ilamda yer alan hükmün kamu düzenine aykırılığını belirlemede önem taşımamaktadır. Tenfizi talep edilen yabancı mahkeme ilamında Türk Usul Hukuku’nun anladığı anlamda bir gerekçenin bulunması ya da bulunmaması Türk Kamu düzeninin müdahalesi bakımından tenfiz için ne etkilidir ne de gereklidir. Aksinin kabulü, yeniden yargılama yapmak sonucunu doğuracağı gibi yabancı ilamı ittihaz eyleyen mahkemenin de denetim ve inceleme organı haline gelmek gibi istenilmeyen bir durum belirecektir. Aleyhine karar verilen tarafa savunma hakkını kullanma imkânının verilmemiş olması da Türk Kamu düzeninin müdahalesini gerektiren bir durumdur. İlke olarak, her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular(“Lex Fori” prensibi). Bu sebeple yabancı mahkemenin uyguladığı usulün, Türk Usul hukukundan farklı olması Türk Kamu düzeninin müdahalesi için bir gerekçe değildir. Aynı ilke yabancı mahkeme ilamında uygulanan ispat hukukuna ait kurallar bakımından da geçerlidir. Bununla beraber, eğer yabancı mahkeme ilamı Türk hukuk anlayışına göre, bir hukuk devletinde olabilecek bir usul hukuku düzeninden ve ispat hukuku kurallarından farklı, adil yargılama ilkelerinin ihlal edici nitelikteki bir usule tabii olarak verilmiş ise, Türk kamu düzeninin müdahalesinin gerekli olduğunu düşünerek tenfiz talebinin reddi uygulanabilir. Özellikle taraflara yeterli derecede kendilerini savunma imkânı vermeyen bir usul sistemi içinde verilmiş yabancı mahkeme ilamı için tenfiz talebinin reddi söz konusu olabilecektir. Yabancı Mahkemenin davada kullandığı “Dava Usulü” de Türk Kamu düzeninin müdahalesini gerektiren bir usul değildir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” ilkesini benimsemiştir (m.141/3). Türk Mahkemelerindeki davalarda duruşmalara ilişkin yargılama kurallarını tespit eden 141. maddenin, her türlü kararlarda gerekçe bulunmasını emreden hükmünde yer alan “Bütün mahkemeler” kavramına, yabancı mahkemelerin de dahil olduğunu söylemek olanaksızdır. Anayasanın 141. maddesinin yargılama usulüne ilişkin olarak koyduğu ilkelerin, münhasıran Türk Mahkemeleri için geçerli olacağı açık ve tartışmasız kabul edilen bir belirlemedir. Türk Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun, şekli ve maddi içeriğini belirlediği “gerekçe” bilindiği üzere “Türk Usul Hukuku anlamında” bir gerekçedir. Bu içerikteki bir gerekçenin yabancı mahkeme kararında da bulunmasını istemek veya aramak şüphesiz lex fory prensibi ile de bağdaşmayacaktır. Öncelikle bu içerikteki bir gerekçe, Anayasaya değil fakat Türk Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na ait bir gerekçedir.  Türk Usul Kanunu’nun eski 388, yeni 297. maddesinde sayılan şekli ve maddi unsurların yabancı bir mahkeme kararında da yer almasını beklemek ve aramak, neticede bu unsurlardan birinin veya bir kaçının mevcut olmaması halinde bunu düşünerek tenfize uygun yabancı bir mahkeme ilamının tenfizini engellemek anlamına gelir. Bu çeşit bir düzenleme Milletlerarası Usul Hukukunun ve Türk Tenfiz Hukuku’nun kabul edemeyeceği bir görüş ve anlayış biçimidir. Uygulamada ve ilmi görüşlere göre benimsenen lex fori prensibi gereği, şekil ve maddi içeriği ile “gerekçe” her ülke hukukunun bizzat kendisi tarafından belirlenen ve diğer ülke hukukları tarafından “gerekçe” olarak kabul edilmesi zorunlu ve gerekli bir kavramdır. Buna rağmen Anayasa’da yer alan Türk Mahkeme kararlarının gerekçeli olması kuralı, Türk Kamu Düzeninin müdahalesini gerektirebilecek bir emredici hüküm olarak düşünülemez. Diğer yandan, mahkeme kararlarının gerekçeli yazılması gerektiğini ifade eden anayasa kuralının Türk Mahkemelerinden verilmiş kararlar için “emredici” nitelikte olduğunda şüphe yoktur. Ancak burada, her emredici kuralın, Anayasa kuralı dahi olsa, “temel hak ve hürriyetlere ilişkin bir kural olmadıkça” yabancı hukukların uygulanmasında ve dikkate alınmasında Türk Kamu Düzeninin müdahalesini gerektirmeyeceğinin de kamu düzenine ilişkin bilinen bir prensip olduğunu hatırlamak gerekir. Türk tenfiz hukuku yabancı mahkeme kararlarının taşıdığı “hükümlerin” açıkça Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceği konusu ile ilgilenir. Üstelik tenfiz hâkimine kararın gerekçesini incelemek ve dikkate almak görev ve yetkisi dahi verilmemiştir. Yabancı mahkeme kararı, verildiği ülkenin usul hukuku kuralı “ lex fory” kuralına tabidir. Tenfiz şartları bu kuralların nasıl ve hangi ölçüde tenfizi engelleyeceğini ayrı ayrı göstermiştir. Görülmektedir ki, yabancı mahkeme kararında Türk Usul Hukukunun yeni yürürlüğe girmiş bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297. maddesi hükmü anlamında bir gerekçenin bulunmaması tek başına Türk kamu düzeninin müdahalesini gerektiren bir olgu değildir. Kısaca; ilke olarak her mahkeme kendi milli usul hükümlerini uygular, bu sebeple yabancı mahkemenin tatbik ettiği usulün Türk hukukundan farklı olması kamu düzeninin müdahalesi için gerekçe değildir. Aynı ilke yabancı mahkeme kararında uygulanan ispat hukukuna ait kurallar bakımından da geçerlidir. Münhasıran hukuki dinlenilme hakkı verilmeden oluşturulan ve kesinleşen gerekçesiz bir yabancı mahkeme kararının sırf bu sebeple Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu belirtmek suretiyle tenfiz talebinin reddi lex fori prensibine de aykırı düşecektir. Diğer bir değişle kendi usul hukuk hükümleri uyarınca, Türk usul hukuku anlamında, gerekçesi bulunmayan yabancı mahkeme ilamlarının gerekçesizliği salt bu sebepten dolayı tenfize engel bir sebep olarak ileri sürülemez. Ancak kararın Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel ahlak ve adap anlayışına, temel adalet anlayışına, Anayasada yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli olan prensiplere özel hukuka ilişkin hüsnüniyet kurallarına, Türk Devletinin siyasi rejimine, toplumun ekonomik yapısının temelinden sarsacak olan değerlendirmeye, temel insan haklarına, adalet anlayışına aykırılıklar, kamu düzenine aykırılık olarak kabul edileceğinden, yabancı mahkeme ilamının hüküm fıkrasının uygulanmasıyla, şu sonuçları doğuracak yabancı mahkeme kararlarının tenfizi olanaklı değildir. VI-SONUÇ “Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmamasının kesinleşmiş yabancı mahkeme kararının tenfizine engel olmayacağına ve bu hususun 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmayacağına” 10.02.2012 tarihinde yapılan ilk toplantıda üçte ikiyi aşan oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Bilindiği üzere, 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 3. Maddesi uyarınca Yargıtay’ın karar organları arasında sayılan Birinci Başkanlık Kurulu, aynı Kanunun 10. Maddesine göre de Yargıtay Birinci Başkanının başkanlığında dördü daire başkanı, dördü Yargıtay üyesi olmak üzere sekiz asıl ve ikisi daire başkanı ve ikisi Yargıtay üyesi olmak üzere dört yedek üyeden oluşmaktadır. Yine anılan Kanunun 45. Maddesine göre de, Birinci Başkan, Yargıtay daireleri veya genel kurulları ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı dışındaki diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları halinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine ilişkin olarak Birinci Başkanlık Kurulu karar verir ve Kurul’un bu kararı kesindir. Dolayısıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun içtihadı birleştirme toplantılarında; Birinci Başkanlık Kurulunun içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerektiğine ilişkin kararı tekrar oylamaya sunulamaz. Bu sebeple Genel Kurul’un bu yöndeki kararına muhalifim. KARŞI OY İçtihadı birleştirmenin konusu, “Yabancı mahkeme kararlarının, gerekçe ihtiva etmemesinin tenfize engel olup olmayacağı”  hakkındadır. Sayın çoğunluk 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54/c maddesi gereğince hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması halinde gerekçe içermese dahi yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebileceğini kabul etmektedir. Yabancı mahkeme ilamlarının tenfiz şartları, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 54 maddesinde düzenlenmiştir. Bu yasal düzenlemeye göre yabancı mahkeme kararının tenfiz edilebilmesi için; a)Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması. b)İlamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilamın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün Kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıda ki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesine itiraz etmemiş olması gerekir. Yasa koyucu, yabancı mahkeme kararlarının tenfizini kayıtsız şartsız kabul etmemiştir. Tenfiz için yukarda belirtilen sınırlamaları getirmiştir. Bunlardan birisi de içtihadı birleştirmenin konusunu oluşturan hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması ilkesidir. Tenfizi istenen kararda yasada öngörülen diğer koşullar gerçekleşse dahi hüküm kamu düzenine aykırı ise tenfiz edilemeyecektir. Kamu düzeninin tanımlanmasında, uygulama ve doktrinde oybirliği bulunmamaktadır. Kamu düzeni zamana ve yere göre değişebilir. Ancak gün geçtikçe kamu düzeni kavramının kapsamı daraltılmaktadır. Anayasa ile düzenlenen temel hak ve hürriyetlere, milletlerarası hukukta kabul edilen temel ilkelere, adil yargılama ve savunma hakkına, genel ahlaka Türk hukuk düzeninin temelini oluşturan ve devletin vazgeçemeyeceği ilkelere aykırılık, kamu düzenine aykırılık teşkil eder. Tenfizi istenen kararın kamu düzenine aykırı olup olmadığı gerekçe ile saptanabilir. Anayasa 141/3 maddesi “ Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” HUMK 388 (HMK 297) maddesi de bütün kararların gerekçeli olmasını öngörmüştür. Gerekçe hükmün dayandığı hukuki esasları açıklar. Böylelikle hükmün denetlenmesi mümkün olur. Taraflar da mahkemenin gerekçesi sayesinde haklı olup olmadıklarını anlayabilir. Yargıtay incelemesi aşamasında kararın usul ve yasalara uygun olup olmadığı gerekçe ile denetlenebilir. Avrupa insan Hakları Sözleşmesinin 45.maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hükümlerinin ve kararların gerekçeli olmasını şart koştuğu gibi sözleşmenin 6 maddesi de adil yargılama hakkı başlığı altında kararların gerekçeli olmasına değinmektedir. Kararın hüküm fıkrası (sonucu), talep hakkında verilen sonucu belirtir. Örneğin; 50.000 TL’nin davalı Maliye Hazinesinden tahsili ile davacı A’ya verilmesine dair yabancı mahkeme kararında ki hüküm fıkrası görünüşte kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil etmemektedir. Ancak bu uyuşmazlık (A) ile maliye Hazinesi arasındaki Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren vergi hukuku uyuşmazlığından doğduğu takdirde, Türk kamu düzenine aykırı bir kararın tenfizi sonucu doğuracaktır. Tenfizi istenen kararın kamu düzenine aykırılık teşkil edip etmeyeceği hüküm fıkrası (sonucu), ile gerekçenin birlikte değerlendirilmesi ile saptanacağından sayın çoğunluğun gerekçe içermeyen kararların sadece hüküm bölümünün denetlenmesini yeterli gören düşüncelerine katılmıyoruz. 10.2.2012

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye'de hukuki sonuç doğurması 5718 sayılı Kanun hükümlerine tabi olup Hollanda mahkemesi kararlarında da bu kanun hükümleri uygulanır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/9092, K. 2023/978 sayılı kararında vurgulandığı üzere, tanıma davası yabancı bir mahkeme kararının Türkiye'de yalnızca kesin delil ve kesin hüküm teşkil etmesini sağlar ve icra kabiliyeti kazandırma gücü bulunmaz. Tenfiz davası ise tanımanın sağladığı kesin hüküm ve kesin delil sonuçlarına ilaveten, karara cebri icra edilebilirlik vasfı kazandırır.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/9092, K. 2023/978Kaynağı aç
2. Hukuk Dairesi         2022/9092 E.  ,  2023/978 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : … 14. Aile Mahkemesi Taraflar arasındaki tanıma ve tenfiz, velâyetin değiştirilmesi olmadığı takdirde kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın her her iki taraf vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, davacı vekili tarafından geçici velâyetin anneye verilmesi ve baba ile kurulan kişisel ilişki süresine yönelik istinaf taleplerinin incelenmediğine ilişkin dilekçe verilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesnce ek karar ile davacı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf başvurusunun da esastan reddine karar verilmiştir . Bölge Adliye Mahkemesinin asıl ve ek kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili dava dilekçesinde; Limburg Mahkemesinin 19 Ağustos 2015 tarih ve C/03/208999/FA RK 15-2497 sayılı kararı ile boşandıklarını, düzenlenen protokol ve ebeveyn planının kararın bir parçası olarak hüküm altına alındığını, davalının boşanmadan itibaren müvekkiline ve ortak velâyet altındaki müşterek çocuğa psikolojik şiddet uyguladığını ve anlaşmaya aykırı davrandığını, davacı ile müşterek çocuk arasında şahsi ilişki kurulmasında davalı annenin sorun çıkardığını, davalının plansız ve savruk yaşamanın, baba ile çocuk arasını soğutmaya yönelik pervasız ve baskıcı davranışlarının müşterek çocuğun velâyetinin babasına verilmesini gerektirdiğini belirterek Hollanda Limburg mahkemesinin temyiz edilmeyerek kesinleşen 19 Ağustos 2015 tarih ve C/03/208999/FA RK 15-2497 sayılı boşanma ilamının Türkiye’de tanınması ve tenfizine, ortak çocuğun velâyetinin davacıya verilmesine, bu talepleri kabul edilmediği taktirde tanınması ve tenfizini talep ettikleri söz konusu kararın 3.2 hükmü gereği kararla bir bütün olan ebeveyn planının tenfiz edilecek hükme dahil edilmesine, müşterek çocuk ile davacı baba arasında talepleri gibi kişisel ilişki tesis edilmesine ve bu hususta tedbir kararı verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, ara dilekçe ile geçici velâyet ve tedbiren kişisel ilişki talebinde bulunmuştur. 2.Davacı vekili 20.12.2020 tarihli dilekçesi ile dava dilekçesini açıklamış; Hollanda Limburg mahkemesinin temyiz edilmeyerek kesinleşen 19 Ağustos 2015 tarih ve C/03/208999/FA RK 15-2497 sayılı boşanma ilamının ebeveyn planı dahil bir bütün olarak Türkiye’de tanınması ve tenfizine, davalıdan bir süredir psikolojik şiddet gören müşterek çocuğun bu dava süresince davalının psikolojik şiddetine maruz kalma yüksek ihtimali doğrultusunda, ivedilikle bir pedagog gözetiminde değerlendirmesinin yapılmasına, davacı baba ile kişisel ilişki kurulması yönünde davalı annenin devamlı zorluk çıkarması, babanın gerek aile ortamı, gerekse daha iyi eğitim koşulları sunabilecek olması ve maddi olanaklarını davalının aksine çocuğu yararına kullanması nedeniyle velâyetin geçici olarak müvekkiline verilmesine, geçici olarak velâyetin düzenlenmesine dair karar verilinceye kadar, müşterek çocuk ile babanın Hollanda'da kişisel ilişki tesis etmesi için bir arada kalmalarını teminen talepleri gibi kişisel ilişki kurulmasına ve bu hususta ihtiyati tedbir kararı verilmesine, müşterek çocuk ile davacı müvekkil arasında kişisel ilişkinin icrası için müşterek çocuğun velâyetinin değiştirilerek müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmişlerdir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı vekili 30.03.2021 tarihli cevap dilekçesinde özetle; tanıma ve tenfizi istenen Hollanda-Limburg Mahkemesi kararının, Türk Kamu Düzenine ve dolayısıyla 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 54 üncü maddesinin (c) bendine açıkça aykırı olup tanıma-tenfizinin mümkün olmadığını, huzurdaki davanın öncelikle bu yönden reddinin gerektiğini, “Ebeveyn planı” ve "Boşanma Protokolü" başlıklı belgelerin taraflarca değil, esasen davacının vekili olan Huver Avukatlık Bürosu tarafından hazırlandığını ve davalıya dayatıldığını, tarafları aynı avukatın temsil ettiğini, bu durumun dosyadaki tercüme belgelerden de anlaşıldığını, bu durumun kamu düzenine aykırı olduğunu, davalının boşanmadan beri müşterek çocuğa psikolojik şiddet uyguladığı yönündeki iddiaların gerçeğe ve hukuka aykırı olduğunu, gerçekte durumun tam tersi olduğunu belirterek huzurdaki davanın öncelikle usuli itirazların dikkate alınarak usul yönünden reddine, davanın esasına girilmesi halinde savunmaları dikkate alınarak davanın esastan reddine, tanıma – tenfiz kararı verilmesi halinde davalının müşterek çocuk … ile aynı soyadını kullanmaya devam etmesine izin verilmesine, müşterek çocuk …'nın velâyetinin tek başına müvekkiline verilmesine, müşterek çocuk … ile davacı baba arasındaki şahsi münasebet tesisinin 2 ayda bir hafta sonu (Cuma 19.00-Pazar 19.00), sömestr tatilinde ilk 5 gün ve yaz tatilinde 15 gün (01.07-15.07) ile sınırlandırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekili tarafından tanıma ve tenfizi talep edilen yabancı mahkeme ilamının açıkça kamu düzenine aykırı olduğu anlaşıldığından tanıma ve tenfiz talebinin reddine, her ne kadar davacı vekili tarafından müşterek çocuğun velâyetine ilişkin düzenleme/değiştirme talep edilmişse de tanıma ve tenfiz talebinin reddedilmiş olması ve tarafların boşanmalarına ilişkin Türk Hukukunda geçerli bir işlem bulunmaması nedeniyle talep hususunda karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiştir. 2.İlk Derece Mahkemesince 22.01.2021 tarihli ara karar ile; müşterek çocuk …'in geçici velâyetinin yargılama süresince tedbiren davalı anneye verilmesine, baba ile çocuk arasında; her ayın son Cuma günü saat 19.00'dan Pazar günü saat 19.00'a kadar, sömestr tatili ile okulların kapandığı Cumartesi günü saat 10.00'dan ertesi Cumartesi 19.00'a kadar, yaz tatilinde 1 Temmuz saat 10.00'dan 1 Ağustos 10.00'a kadar, Nisan ara tatilinin başladığı Cumartesi saat 10.00'dan ertesi hafta Cumartesi saat 10.00'a kadar davalı babanın … iline gelmesi suretiyle çocuk ile yatılı olacak şekilde kişisel ilişki kurulmasına, çocuğun yaşı, mevcut düzeninin bozulmaması, aidiyet duygusunun gelişimi ve pandemi süreci nazara alınarak çocuğun yurt dışında yatılı şekilde kalması yönündeki talebinin reddine, uzman raporu içeriğinde müşterek çocuğun baba ile düzenli şekilde telefon görüşmesi yaptığına yönelik beyanı, bu hususta annenin engelleyici bir tavrının bulunduğuna yönelik bir tespitin bulunmaması ve çocuğun yaşı itibariyle istek ve ihtiyaçlarını doğrudan aktarabileceği hususu göz önüne alınarak; çocuk ile baba arasında ayrıca görüntülü görüşme sağlanmasına yönelik tedbir talebinin reddine karar verildiği görülmüştür. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde ile özetle; aşamalardaki beyanlarını tekrar ederek; tarafların aynı avukat ile temsil edilmelerinin kamu düzenine aykırı olmadığını, tarafların anlaşmalı olarak boşandıklarını aralarında menfaat çatışması bulunmadığını, kimin temsil ettiğinin esasa etkili olmadığını bu nedenle yabancı mahkeme kararının boşanma hükmünün tanınmasını, tenfizini, talep ve istinaf etmiştir. Ayrıca açtıkları velâyet davasının da tefrik edilmesi gerektiğini, mahkemenin 22.01.2021 tarihli ara kararındaki çocukla kişisel ilişkiye ilişkin tedbir kararının talepleri gibi düzeltilmesini talep ve istinaf etmiştir. 2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; istinaf nedeni ileri sürmeden mahkemece re'sen gözetilecek nedenlerle usul, yasaya, dosya gerekçelerine aykırı kararın ortadan kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç 1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Türk hukukuna göre, aynı davada hasım durumunda bulunan davacı ile davalıyı aynı avukatın temsil etmesi mümkün bulunmadığı, bu husus, savunma hakkı ile ilgili olup kamu düzeni gereği olduğu, tanınması talep edilen yabancı mahkeme kararında davacı ve davalının aynı avukat tarafından temsil olunduğu, yabancı mahkeme hükmünün bu yönüyle kamu düzenine açıkça aykırı olduğu, incelenen Mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesi ile tarafların istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. 2.Davacı vekilinin ara karara yönelik istinaf başvurusunun incelenmediğine dair dilekçe vermesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi 07.09.2022 tarihli ek kararı ile; tarafların esasa yönelik istinaf talepleri hakkında esastan red kararı verildiğini ancak davacı tarafın 22.01.2021 tarihli tedbir talebine yönelik yaptığı istinaf talebi hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmediğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 305 inci maddesinin (a) bendi uyarınca talep yerinde görülerek tedbir kararına yönelik istinaf talebin incelendiğini beyanla, dosyadaki yazılara, beyanlara, sosyal inceleme raporuna, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle, taraflar arasında Türkiye 'de verilmiş veya tanınmış bir boşanma, velâyet ve şahsi ilişki tesisine yönelik bir kararın bulunmaması ve esas kararın kesinleşmesi ile tedbir kararının ortadan kalkacak olması ve her zaman değişen şartlara göre tekrar düzenlenmesi istenebileceği ile tarafların karar tarihindeki pandemi şartlarındaki müşterek çocuğun menfaati ve sağlığı da düşünülerek mahkemenin gerekçesinde açıkladığı üzere tedbir talepleri hakkında karar verilmesi usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin ara karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde özetle; anlaşmalı boşanma davasının tarafların ortak rızası ile hareket edilen bir dava olduğunu, ortada hasım durumu bulunmadığını, eşlerin birlikte başvurması nedeniyle talep eden ilgililer konumunda olduklarını, menfaat çatışması bulunmadığını, aynı avukatla temsil bakımından Türk hukukunda menfaat çatışması olan ve hasım durumunda olanların aynı avukatla temsil edilemeyeceğinin düzenlendiğini, yabancı mahkemede tarafların anlaşma metnini sunan avukatın tek olmasının savunma hakkının ihlali olmadığını, söz konusu yabancı mahkeme kararının temyiz edilmeyerek kesinleştiğini, davalının bu kararın icrası doğrultusunda her ay nafakasını aldığını, bu nedenle tanıma ve tenfiz taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, ayrıca çocukla kurulan tedbiren kişisel ilişki kararının da talepleri doğrultusunda değiştirilmesi gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi asıl kararının ve ek kararının bozulmasına karar verilmesi talep edilmeştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, yabancı mahkeme tarafından verilen ve kesinleşmiş bulunan boşanma ilamının ve ebeveyn planının tanınması ve tenfizine istemine ilişkin olup uyuşmazlık; yabancı mahkemede görülmekte olan anlaşmalı boşanma davasında tarafların aynı vekille temsil edilme halinin savunma hakkının ihlali niteliğinde olup olmadığı, bu durumun Türk kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturup oluşturmadığı noktalarında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 5718 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi, 50 nci maddesi, 53 üncü maddesi, 54 üncü maddesi, 58 inci maddesi. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 10.02.2012 tarih ve 2010/1 Esas, 2012/1 Karar sayılı kararı; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesi, 370 inci maddesi, 371 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Tanıma ve tenfiz davalarında; Tanıma davası, yabancı bir mahkemeden bir hukuk davasına ilişkin olarak verilen ve verildiği mahkemenin tabi olduğu hukuk sistemi uyarınca kesinleşmiş olan mahkeme kararlarının Türkiye'de de kesin delil ve kesin hüküm teşkil etmesini sağlamaya yönelik davalardır. Tenfiz davası ise; icra kabiliyetine sahip olan mahkeme kararlarının Türkiye'de de icra edilebilirliğini sağlamaya yönelik davalardır. Diğer bir deyişle tanıma davaları; yalnızca kesin delil ve kesin hüküm niteliği kazandıran davalar olup icra kabiliyeti kazandırma gücüne sahip değildir. Oysa tenfiz davaları; tanıma davalarının sağladığı etkilerin yanı sıra icra kabiliyetine de yol açar. Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'da kabul edilen sisteme göre, tenfiz hâkimince, yabancı mahkeme kararı esastan incelenemez ve hukuka uygunluğu denetlenemez. Şu durumda tenfiz hâkiminin, tenfiz şartları dışında, ilamın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. 2.5718 sayılı Kanun'un 50 inci ve devamı maddelerinde yabancı mahkeme ilamının tanınabilmesi için; yabancı mahkeme ilamının, o ülke makamlarınca usulen onaylanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onaylanmış örneği ile onanmış tercümesinin ve yabancı mahkeme kararının kesinleştiğini gösteren o ülke makamlarınca usulünce onanmış yazı veya belgenin ve onaylanmış tercümesinin ibrazı zorunludur. 3.5718 sayılı Kanun'un, "Tenfiz şartları" kenar başlıklı 54 üncü maddesi şöyledir: " (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b)İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması." 4.Bu hükme göre tanıma ve tenfize karar verilebilmesi için yabancı mahkeme ilamının Türk Mahkemelerinin münhasınran yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması ve hükmün kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gereklidir. 5.Bu çerçevede kamu düzeni (ordre puplic) kavramı üzerinde durmak uyuşmazlığın çözümü için yararlı olacaktır. 6.Kamu düzeninin bütün özelliklerini ifade edecek tam bir tarifini yapmak kolay değildir. Genel bir tanımla; Kamu düzeni kuralları, bir memlekettte kamu hizmetlerinin iyi yapılmasını, devletin emniyet ve asayişini ve fertler arasındaki münasebetlerde … ve ahlak kaidelerine uygunluğu temine yarayan müessese ve kaidelerin tümüdür. Bu genel çerçeve içerisinde kamu düzeni kuralları bir toplumun temel yapısı ve temel çıkarlarını koruyan kurallar olarak açıklanabilir. (Prof. Dr.Aysel Çelikel-Prof.Dr. B. Bahadır Erdem, Milletlerarası Özel Hukuk 1l.bası-sayfa:149 ). 7.Genel olarak; hukuk sisteminin toplumsal kalkınmayı hedefleyen ve kişisel hak ve özgürlükleri koruyan temel prensipleri, anayasanın temel ilkeleri ve toplumda cari olan örf-âdet ve ahlak telakkileri, kamu düzenini temsil eden değerler olarak ifade edilebilir ve bu değerlerle açık bir şekilde uyuşmayan yabancı hukukun veya yabancı hukuk hükmünün kamu düzenine aykırı sayılarak uygulanmayacağı söylenebilir. Yabancı hukukun veya yabancı hukuk hükmünün somut olayda tatbiki ile ortaya çıkaracağı sonuç, yukarıda belirtilen temel ilke ve değerler karşısında da tahammül edilmez bir durum yaratmakta ise, yabancı hukukun kamu düzenini açıkça ihlal ettiğinden bahisle yabancı hukuk uygulanmaz. Burada, yabancı hukukun tatbikini engelleyen kamu düzeninin menfî etkisinden bahsedilir. Kamu düzeni kavramı geniş, muğlâk, izafî ve değişkendir. (Prof.Dr.Cemal Şanlı-Doç.Dr.Emre Esen- Yrd.Doç.İnci …-Figanmeşe, Milletlerarası Özel Hukuk-4.Bası-sayfa: 72-73-78). 8.Türk hukukunda kamu düzeni (ordre puplic, amme intizamı) yabancı hukukun tatbikini önleyen istisnaî bir göreve sahiptir. Kanunlar ihtilâfı kaidelerimizce yetkilendirilen yabancı hukuk ülkenin kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil etmemesi şartıyla tatbik olunma imkânına sahiptir. Şu halde, kamu düzeni bizim için kanunlar ihtilâfı hukukuna ait tek taraflı bir bağlanma kaidesi değildir. Aksine kanunlar ihtilâfı kaidemizin gösterdiği yabancı hukuk nizamının tatbiki prensibinin bir istisnasıdır. (Prof.Ergin Nomer-Prof.Cemal Şanlı, Devletler Hususî Hukuk, 18.bası-sayfa:l59) 9.5718 sayılı Kanun'un 5. maddesi de yetkili yabancı hukukun bir hükmünün uygulanmasının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde ilgili hükmün uygulanmayacağını öngörmüştür. Kanun metninden de anlaşılacağı gibi; kanun, her kamu düzenine aykırılığın uygulanmama nedeni olamayacağı, Türk kamu düzenine açıkça aykırılık durumunun göz önüne alınması gerektiğini düzenlemiştir. 10.Bu açıkça aykırılık durumuna tanıma ve tenfiz davası kapsamında bakıldığında ise yabancı mahkeme ilamındaki yabancı hukuk uygulamasının Türk kamu düzeni bakımından tahammül edilemeyecek ölçüde olmasını ifade etmektedir. 11.Esasa uygulanan hukukun Türk Hukukunda farklı olması ya da Türk Hukukunun emredici kurallarına aykırı olması gibi nedenlerle yabancı kararın tenfizi reddedilemez. Burada esas alınması gereken kıstas, yabancı mahkeme ilamının Türk Hukukunda bir veya birden çok kanun hükümlerine aykırı bulunmasından çok, Türk Hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına ve hukuk siyasetine, Anayasa'da yer alan temel hak ve özgürlüklere milletlerarası alanda geçerli ortak ve kabul görmüş hukuk prensiplerine, ikili anlaşmalara, gelişmiş toplumların ortak benimsedikleri ahlak ve adalet anlayışına, medeniyet seviyesine siyasi ve ekonomik rejimine bakmak olmalıdır. (YİBBGK, 2010/1 E., 2012/1 K.) 12.İlke olarak, her mahkeme kendi usul hükümlerini uygular, diğer bir ifade ile yabancı mahkeme kararı, verildiği ülkenin usul hukuku kuralı lex fori kuralına tabidir. Yabancı mahkeme kendi usul kuralları içerisinde hükmünü kurmuştur. Bu sebeple yabancı mahkemenin uyguladığı usulün, Türk usul hukukundan farklı olması Türk kamu düzeninin müdahalesi için bir gerekçe değildir. Yabancı mahkemenin davada kullandığı dava usulü de Türk kamu düzeninin müdahalesini gerektiren bir usul değildir. Türk tenfiz hukuku yabancı mahkeme kararlarının taşıdığı hükümlerin açıkça Türk kamu düzenini ihlal edip etmeyeceği konusu ile ilgilenir. Bu kapsamda yabancı mahkeme kararlarının alınış sürecindeki usul tenfiz hâkimi tarafından incelenip nazara alınamaz. Tenfiz hakimine kararın gerekçesini incelemek ve dikkate almak görevi ve yetkisi dahi verilmemiştir Tenfiz şartları bu kuralların nasıl ve hangi ölçüde tenfizi engelleyeceğini ayrı ayrı göstermiştir. (YİBBGK, 2010/1 E., 2012/1 K.) 13.5718 sayılı Kanun'un, yabancı mahkeme kararlarının tanınmasında da aranan 54 üncü maddesinin (ç) bendinde belirtildiği üzere; o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun olarak çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş olması, bu kişinin bu hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk Mahkemesinde itiraz etmiş olması koşuluyla tenfize ve tanımaya engeldir. Bu hale göre Tanıma ve Tenfiz hakimi, kendisine karşı tanıma tenfiz istenen kişinin kararı veren mahkemede usulüne uygun olarak temsil edilip edilmediğini tespit ederken, Türk hukukunun kurallarına göre bir değerlendirme yapamaz. Ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararı olduğu için yabancı kararda uygulanmış olan usul ve tespitler tanıma ve tenfız davasının inceleme konusu dışındadır. 14.Yukarıda değinilen açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde; tarafların tanıma ve tenfizi talep edilen yabancı mahkeme ilamına ilişkin davada aynı vekille temsil edilmiş oldukları, anlaşmalı boşanmaya karar verilerek ortak çocuğun velâyetine ilişkin ortak velâyet kararı verilmiş olduğu, yerleşim yerinin anne yanı olarak belirlenmiş olduğu, taraflarca sunulan ebeveyn planının kararın eki sayıldığı görülmüş, kararın kesinleştirilmesi sonucu davalının ebeveyn planı çerçevesinde çocuğu Türkiye'ye getirdiği anlaşılmıştır. Bu çerçevede aynı vekille temsil durumunun, Türk kamu düzenine açıkça aykırı olduğunu ya da Türk toplumunun temel yapısı ve temel çıkarlarını ihlal ettiğini söylemek mümkün değildir. 15.O halde Mahkemece, 5718 sayılı Kanun 50 inci ve devamı maddeleri gereğince tüm deliller birlikte değerlendirilerek tanıma ve tenfiz istemine ilişkin davanın esası ile ilgili bir karar vermek, velâyete ilişkin davanın da bu davanın sonucunu beklemesi gerekeceğinden davadan tefrikine karar vermek gerekirken, yabancı mahkeme kararının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olduğu belirtilmek suretiyle, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.03.2023 oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Bir devlet mahkemesinin vermiş olduğu bir hükmü diğer bir devlet de sınırsız biçimde uygulamak devletlerin egemenlik haklarına aykırı durumlar oluşturabileceği için devletler, bir yabancı mahkeme kararının kendi ülkesinde uygulanmasını bazı şartların gerçekleşmesine bağlamıştır. Kamu düzenine uygunluk da bunlardan biridir. Amaç ise yabancı mahkeme kararlarının ülkede yaratacağı olumsuz etkilere karşı o ülkeyi korumaktır. Tanıma ve tenfiz şartlarını düzenleyen 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuk Hakkında Kanun’un 54 üncü madde c fıkrasına göre; “yabancı bir mahkeme kararının tanınabilmesi ve tenfiz edilebilmesi için, ilgili hükmün Türk kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması gereklidir. Bir başka ifade ile yabancı mahkeme ilamındaki yabancı hukuk uygulamasının Türk kamu düzenine tahammül edilemeyecek derecede bir sıkıntı yaratıp yaratmadığı hususuna bakmamız gerekmektedir. Bunu değerlendirmek için de Türk hukuk sistemindeki vekil ile temsil ile 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerini irdelemekte sonuca gidebilmemiz mümkün olacaktır. Aralarında husumet bulunan kişilerin aynı vekil ile temsili hukuk düzenimize aykırı olup, boşanma davasında da eşlerin birbirlerine hasım olduğu , yani aralarında menfaat çatışması bulunduğu aşikardır. Avukatlık yasasının 34. maddesi ile Avukatlık meslek kurallarının 3 ve 4. maddelerindeki ilkeler göz önünde bulundurulduğunda , “Avukat mesleki çalışmasını kamunun inancını ve mesleğe olan güveni sağlayacak biçimde ve işine tam bir sadakatle yürütmek ve mesleğin itibarını sarsacak her türlü tutum ve davranıştan özenle kaçınmak zorundadır”, yine Avukatlık yasasının 38/ b maddesinde de;” Avukatın aynı işte menfaati zıt bir tarafa avukatlık etmiş veya mütaala vermiş olursa” işi red zorunluluğu doğacağını düzenlemiştir. TBB meslek kurallarının 35. maddesinde de “bir anlaşmazlıkta, taraflardan birine hukuki yardımda bulunan Avukat, yararı çatışan öbür tarafın vekaletini alamaz, hiçbir hukuki yardımda bulunamaz” denilmektedir.Tebligat Kanunu 39 uncu maddesinde “kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak alakaları varsa muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamaz” hükmünü içermektedir. Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 62 nci maddesi uyarınca “….. muhatap adına kendilerine tebliğ yapılacak kişilerin, o davada hasım olarak ilgileri varsa, muhatap adına kendilerine tebligat yapılamaz” kuralını içermektedir. Yargılamanın başlaması ve sağlıklı bir şekilde sonuçlandırılmasının temel kuralı davanın taraflarına usulüne uygun tebligat yapmak suretiyle taraf teşkilini sağlayarak yargılamaya devam etmektir. Somut uyuşmazlığa baktığımızda; aralarında menfaat çatışması bulunduğu tartışmasız olan boşanma davasının taraflarının aynı vekil ile temsil edilmesi vekilin iki taraf adına hareket edip, işlemler yapması, asılın haklarını koruma ve savunma yükümlülüğü olan vekilin taraf haklarını eşit şekilde savunma gibi bir temsil anlayışının hukuk sistemimizde telafisi imkansız zararlar doğurabileceği gibi, özellikle dava şartı olan taraf teşkilinin sağlanması için yapılması gerekli tebligatların hasma tebligat yasağı gereği sağlıklı ve geçerli şekilde yapılamayacak olması nedeniyle hukuki olarak belirsizlik yaratacağı da muhakkaktır. Sonuç olarak; yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri de dikkate alındığında, aynı vekil tarafından temsil edilen boşanma davası taraflarının, menfaat çatışması bulunan tarafların aynı vekil ile temsilinin kamunun inancını ve mesleğin itibarını sarsacağı,hasma tebligat yasağı da dikkate alınmadan, tenfize konu yabancı mahkeme ilamının bu şekilde bir temsil ile kesinleştirilmesi Türk kanunlarının dayandığı temel adalet anlayışına, hukuki güvenilirliğe, davada usulüne uygun olarak temsil edilme hakkına, bunun da temel hak ve özgürlükleri ihlal edeceği, bunların doğal sonucu olarak Türk kamu düzenine aykırılık oluşturacağı kanaati ile Onama görüşünde olduğumuzdan çoğunluğun bozma görüşüne katılınmamıştır.

Tenfiz Davasına Konu Olabilecek ve Kapsam Dışında Kalan Kararlar

Tenfiz talebine yalnızca özel hukuk uyuşmazlıklarına ilişkin ve icra kabiliyeti taşıyan kararlar konu edilebilir. Ticari alacaklar, sözleşmeden kaynaklanan tazminat hükümleri, nafaka alacakları, miras hukukuna ilişkin belirli edimler ile şirketler arasındaki hukuki uyuşmazlıklara dair ilamlar bu kapsamda değerlendirilir. Buna karşılık kamu hukuku alanındaki yaptırımlar, ceza mahkemelerinin hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin hükümleri ve vergi uyuşmazlıklarından doğan kararlar tenfiz kapsamı dışındadır. Bununla birlikte 5718 sayılı Kanun m. 50/2 uyarınca, yabancı ceza ilamlarında yer alan kişisel haklara ilişkin hükümler hakkında da tenfiz kararı talep edilebilir.

Hollanda mahkemelerince karara bağlanan boşanma ilamlarında, evlilik birliğini sona erdiren yenilik doğurucu kısım ile maddi edim yükümlülükleri farklı hukuki nitelik taşır. Boşanmanın fer'isi niteliğindeki nafaka, maddi tazminat, manevi tazminat ve mal rejiminin tasfiyesine ilişkin edim içeren hükümlerin Türkiye'de cebri icra organları aracılığıyla yerine getirilebilmesi için ilgili kısımların tenfiz edilmesi yasal zorunluluktur.

Tenfiz Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

5718 sayılı Kanun m. 51/1 gereğince, yabancı mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin davalarda görevli mahkeme asliye mahkemesidir. Kanunun 51/2 maddesi uyarınca yetkili mahkeme ise kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri mahkemesidir. Davalının Türkiye'de yerleşim yeri bulunmaması durumunda sakin olduğu yer mahkemesi, sakin olduğu bir yerin de bulunmaması halinde Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden biri yetkilidir.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 51Kaynağı aç
MADDE 51 – (1) Tenfiz kararları hakkında görevli mahkeme asliye mahkemesidir. (2) Bu kararlar kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye'de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemelerinden birinden istenebilir. Tenfiz istemi

5718 Sayılı Kanun Uyarınca Aranan Yasal Tenfiz Şartları

5718 sayılı Kanun m. 54/1-a uyarınca Türkiye Cumhuriyeti ile kararın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma bulunması ya da o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın mevcudiyeti şarttır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E. 2010/1, K. 2012/1 sayılı kararında belirtildiği üzere, karşılıklılık koşulu tarafların vatandaşlığına değil ilamın tesis edildiği mahkemenin bulunduğu devlete ilişkindir ve bu koşul gerçekleşmeden diğer tenfiz koşullarının incelenmesine geçilemez.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 54Kaynağı aç
MADDE 54 – (1) Yetkili mahkeme tenfiz kararını aşağıdaki şartlar dâhilinde verir: a) Türkiye Cumhuriyeti ile ilâmın verildiği devlet arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiilî uygulamanın bulunması. b) İlâmın, Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olması veya davalının itiraz etmesi şartıyla ilâmın, dava konusu veya taraflarla gerçek bir ilişkisi bulunmadığı hâlde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmiş olmaması. c) Hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması. ç) O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş ve bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk mahkemesine itiraz etmemiş olması. Tebliğ ve itiraz

İlamın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir hususta verilmiş olması aranır. Bunun yanında 5718 sayılı Kanun m. 54/1-b gereğince, davalının itiraz etmesi koşuluyla, ilamın dava konusuyla veya taraflarla gerçek bir bağı bulunmadığı halde kendisine yetki tanıyan bir devlet mahkemesince verilmemiş olması gerekir.

5718 sayılı Kanun m. 54/1-c doğrultusunda hükmün kamu düzenine açıkça aykırı bulunmaması tenfizin zorunlu bir diğer şartıdır. Yabancı hukukun Türk hukuk kurallarından farklı düzenlemeler içermesi tek başına kamu düzenine aykırılık oluşturmaz. Kamu düzeni denetiminde, kararın Türkiye'de icra edilmesi durumunda doğuracağı hukuki neticelerin Türk hukuk düzeninin temel değerlerini, adil yargılanma hakkını veya temel hak ve özgürlükleri açık ve ağır bir biçimde ihlal edip etmediği değerlendirilir.

5718 sayılı Kanun m. 54/1-ç hükmü, aleyhine tenfiz istenen tarafın savunma hakkını teminat altına almaktadır. Kararın verildiği yer kanunlarına göre davalının hükmü veren mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrılmamış, usulünce temsil edilmemiş veya bu kanunlara aykırı olarak gıyabında ya da yokluğunda karar verilmiş olması tenfiz engeli teşkil eder. Bu engel mahkemece kendiliğinden gözetilmez; aleyhine tenfiz istenen tarafın bu gerekçelerden birini ileri sürerek Türk mahkemesinde itirazda bulunmuş olması zorunludur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/9092, K. 2023/978 sayılı kararında açıklandığı üzere, tenfiz hâkimi davalının usulüne uygun temsil edilip edilmediğini Türk hukukuna göre değil yabancı yer kanunlarına göre değerlendirir; yabancı ilamda tatbik edilen usul ve maddi tespitler tenfiz yargılamasının inceleme konusu yapılamaz.

Revizyon Yasağı ve Yabancı Mahkeme Kararlarının İncelenmesi

Tenfiz yargılamasının temel ilkelerinden biri revizyon yasağıdır (esastan inceleme yasağı). Türk mahkemesi yabancı mahkemenin verdiği kararın hukuki isabetini denetleyemez ve davayı yeniden göremez. Delillerin takdirinde hata yapıldığı, tanık ifadelerinin göz ardı edildiği veya maddi vakıaların hatalı tespit edildiği yönündeki iddialar tenfiz davasında dinlenemez. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/9092, K. 2023/978 ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E. 2010/1, K. 2012/1 sayılı kararlarında altı çizildiği üzere, tenfiz hâkimi yasal tenfiz şartlarının varlığı dışında yabancı ilamın esasına ve hukuka uygunluğuna yönelik inceleme yapma yetkisine sahip değildir.

Yargılama usulü ilke olarak kararın verildiği ülkenin usul hukukuna tabidir. Yabancı mahkemenin uyguladığı dava usulünün Türk usul hukukundan farklılık arz etmesi kamu düzeni müdahalesini gerektirmez. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, E. 2010/1, K. 2012/1 sayılı kararında belirtildiği üzere, yabancı kararda salt gerekçenin yer almaması tenfiz talebinin reddini gerektiren bir kamu düzeni ihlali oluşturmaz. Ayrıca Anayasa m. 141/3 hükmünde öngörülen mahkeme kararlarının gerekçeli yazılması zorunluluğu münhasıran Türk mahkemeleri için geçerli olup yabancı mahkemeleri kapsamaz.

Dava Usulü, Sunulması Gereken Belgeler ve İlamın İcrası

Yabancı mahkeme kararının tenfiz edilmesinde hukuki yararı bulunan her kişi dilekçe ile tenfiz isteminde bulunabilir ve dilekçeye karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/9092, K. 2023/978 sayılı kararı ve yerleşik usul kuralları çerçevesinde dilekçeye belirli belgelerin eklenmesi zorunludur: İlki, yabancı mahkeme ilamının o ülke makamlarınca usulen onanmış aslı veya ilamı veren yargı organı tarafından onanmış örneği ile onanmış tercümesidir; ikincisi ise ilamın kesinleştiğini gösteren ve o ülke makamlarınca usulen onanmış kesinleşme belgesi ile onanmış tercümesidir.

Tenfiz istemine ilişkin dilekçe duruşma günü ile birlikte karşı tarafa tebliğ edilir; hasımsız ihtilafsız kaza kararlarında tebliğ uygulanmaz ve istem basit yargılama usulü hükümlerine göre incelenerek karara bağlanır. Karşı taraf tenfiz istemine karşı ancak yasal tenfiz şartlarının bulunmadığını veya yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen yerine getirilmiş yahut yerine getirilmesine engel bir sebep ortaya çıkmış olduğunu öne sürerek itiraz edebilir. Mahkemece yabancı ilamın kısmen veya tamamen tenfizine ya da istemin reddine karar verilebilir; bu karar yabancı mahkeme ilamının altına yazılarak hâkim tarafından mühürlenip imzalanır.

5718 sayılı Kanun m. 57/1 uyarınca tenfizine karar verilen yabancı ilamlar Türk mahkemelerinden verilmiş ilamlar gibi icra olunur. Kanunun 57/2 maddesi gereğince tenfiz isteminin kabul veya reddi hususunda verilen kararların temyizi genel hükümlere tabi olup temyiz yoluna başvurulması kararın yerine getirilmesini durdurur.

5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 57Kaynağı aç
MADDE 57 – (1) Tenfizine karar verilen yabancı ilâmlar Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmlar gibi icra olunur. (2) Tenfiz isteminin kabul veya reddi hususunda verilen kararların temyizi genel hükümlere tâbidir. Temyiz, yerine getirmeyi durdurur. Tanıma

Yabancı ilamın tenfizi ile birlikte uyuşmazlığın esasına ilişkin yeni taleplerin ileri sürülmesi durumunda yargılama usulü tefrik gerektirebilir. Nitekim Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/9092, K. 2023/978 sayılı kararında, tenfiz talebiyle eş zamanlı olarak velayetin değiştirilmesinin istendiği hallerde, velayet davasının tenfiz davasının sonucunu beklemesi gerekeceğinden davaların tefrik edilerek incelenmesi gerektiğine işaret etmiştir.

Hollanda mahkemesi kararı Türkiye'de doğrudan icraya konulabilir mi?

Hollanda mahkemesinde kesinleşen bir ilam Türkiye'de kendiliğinden icra edilemez; cebri icra takibine konu edilebilmesi için 5718 sayılı Kanun m. 50/1 uyarınca yetkili Türk mahkemesinden tenfiz kararı alınması zorunludur.

Tenfiz davasında Hollanda mahkemesinin kararı yeniden esastan incelenir mi?

Tenfiz hâkimi revizyon yasağı uyarınca yabancı kararı esastan inceleyemez, hukuka uygunluğunu denetleyemez ve delil takdiri ile maddi vakıa tespitini yeniden yargılama konusu yapamaz.

Hollanda ceza mahkemesi kararları Türkiye'de tenfiz edilebilir mi?

Ceza mahkemelerinin hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin hükümleri tenfiz edilemez; ancak 5718 sayılı Kanun m. 50/2 uyarınca yabancı ceza ilamlarında yer alan kişisel haklara ilişkin hükümler tenfiz davasına konu edilebilir.

Hollanda'daki boşanma kararında yer alan nafaka ve tazminat hükümleri nasıl tahsil edilir?

Boşanmanın fer'isi olan nafaka ve tazminat gibi edim içeren mali hükümlerin Türkiye'de cebri icra yoluyla tahsil edilebilmesi için kararın ilgili kısımlarının tenfizi zorunludur.

Tenfiz davasında görevli ve yetkili mahkeme neresidir?

5718 sayılı Kanun m. 51 uyarınca görevli mahkeme asliye mahkemesidir; yetkili mahkeme ise aleyhine tenfiz istenen kişinin Türkiye'deki yerleşim yeri, yerleşim yeri yoksa sakin olduğu yer, her ikisi de bulunmuyorsa Ankara, İstanbul veya İzmir mahkemeleridir.

Hollanda kararının gerekçesiz olması tenfize engel midir?

Yabancı mahkeme kararlarının salt gerekçesinin bulunmaması kesinleşmiş yabancı kararın tenfizine engel teşkil etmez ve 5718 sayılı Kanun m. 54/1-c anlamında kamu düzenine açıkça aykırılık sayılmaz.

Tenfiz kararına karşı kanun yoluna başvurulması icrayı durdurur mu?

5718 sayılı Kanun m. 57/2 uyarınca tenfiz isteminin kabulü veya reddi hususunda verilen kararların temyizi genel hükümlere tabi olup temyiz kararın yerine getirilmesini durdurur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu