HMK Madde 81 Uyarınca Vekilin Azli ve İstifası

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 81 Uyarınca Vekilin Azli ve İstifası

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 81 uyarınca vekilin azli veya istifasının mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için bu konudaki beyanın mahkemeye dilekçeyle bildirilmesi ya da duruşmada tutanağa geçirilmesi zorunludur. Ayrıca işlem için gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak mahkeme veznesine ödenmesi gerekir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 81Kaynağı aç
MADDE 81- (1) Vekilin azli veya istifasının, mahkeme ve karşı taraf bakımından hüküm ifade edebilmesi için, bu konudaki beyanın dilekçeyle bildirilmesi veya tutanağa geçirilmesi ve gerektiğinde ilgilisine yapılacak tebligat giderinin de peşin olarak ödenmesi zorunludur. Vekilin istifası

Vekilin Azlinin Mahkeme ve Karşı Taraf Bakımından Hükmü

Vekalet veren taraf vekilini azlettiğini vekile bildirmiş olsa dahi, bu durum mahkemeye usulünce bildirilmedikçe mahkeme ve karşı taraf için sonuç doğurmaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/11-1064 Esas ve 2013/417 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, azil mahkemeye bildirilmediği sürece mahkeme ve karşı taraf usul işlemlerini azledilmiş olan vekile karşı yapmayı sürdürür. Vekil duruşmaya kabul edilir, tebligatlar vekile tebliğ olunur ve kanuni süreler vekile yapılan bu tebligatla işlemeye başlar.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/11-1064, K. 2013/417Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2012/11-1064 E.  ,  2013/417 K.TESPİT DAVASIBANKANIN BİR KISIM KURUCU HİSSESNİN MURİSİNE AİT OLDUĞUNUN TESPİTİ VE MİRASÇILAR ADINA TESCİLİ İSTEMİVEKİL AZLİTÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 557TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 417HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) (1086) Madde 68 "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki “tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkeme’since davanın reddine dair verilen 24.12.2008 gün ve 2003/755 E., 2008/757 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 25.10.2010 gün ve 2009/4699 E., 2010/10804 K. sayılı ilamı ile; (…Davacılar vekili asıl ve birleşen davada, müvekkillerinin 1289 doğumlu Hüseyin’in  mirasçıları olduğunu, murisin gerçek soyadının “M……….” olmasına rağmen nüfus kayıtlarına sehven “Me…..” olarak yazıldığını, murisin davalı bankanın 5 adet kurucu hissesinin sahibi olduğunu, payların müvekkilleri adına tescili için yaptıkları başvurunun davalıca reddedildiğin ileri sürerek, murise ait hisselerin müvekkillerine aidiyetinin tespitini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkili bankanın kuruluş aşmasında sermayesinin paylara bölünerek oluşturulan pay senetlerinin halka arz edildiğini, nama yazılı senede dayalı hakkın ancak pay senedinin ibrazı ile talep edilebileceğini, davacıların murislerine ait olduğunu iddia ettikleri paylara ilişkin senetleri ibraz edemediklerini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, TTK'nun 557 ve 417. maddelere göre kıymetli evraktaki hakkın senetten ayrı olarak devredilemeyeceği, nama yazılı senette hak sahipliği için pay senedi ile veraset belgesinin ibrazının zorunlu  olduğu, dava konusu payların “M…… Hüseyin E…..” adlı Mecidiye Mahallesi Adapazarı’nda ikamet eden kişiye ait olduğu, davacıların murisinin isminin ve nüfusa kayıtlı olduğu yerin pay sahibinden farklı olduğu, davacıların bu iki kişinin aynı kişi olduğunu kanıtlayamadıkları, pay senetlerinin iptali için dava açmadıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. Dava, davalı bankanın 5 adet kurucu hissenin müvekkillerinin murisine ait olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davacıların, murisleri ile pay sahibi olan kişinin aynı kişi olduğunu kanıtlayamadıkları ve pay senetlerinin iptali  için dava açmadıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davacılar vekili, pay senetlerinin iptali için İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin  2008/769 Esas sayılı dosyası ile dava açtığını son oturumda bildirdiğine göre, mahkemece pay iptali ile ilgili davanın bu davanın sonucunu etkileyeceği dikkate alınarak, anılan davanın bekletici mesele yapılarak, neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davacılardan Mehmet, Ali, Yaşar,  Hüseyin ve Yavuz vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, davalı bankanın bir kısım kurucu hissesinin davacılar murisine ait olduğunun tespiti ve mirasçılar adına tescili iste 03.04.2013mine ilişkindir. Mahkemece, davalı şirket pay defterinde kayıtlı bulunan kişi ile davacıların murisinin farklı kişiler olduğu, bunun aksini iddia eden davacıların kök murisleri  olan Hüseyin  ile pay defterinde kayıtlı bulunan “ Hüseyin E…”nin aynı kişi olduğunu ispatlayıcı hisse senedi yada belge sunmadıkları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacılar vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde gösterilen nedenlerle bozulmuştur. Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davacılardan Mehmet, Ali, Yaşar, Yavuz ve Hüseyin vekili getirmiştir. Hukuk Genel Kurulunda işin esasının görüşülmesinden önce, ön sorun olarak; bozma sonrasında direnme karar tarihi itibariyle vekillikten azledilmiş olduğu sonradan (14.05.2012) ibraz edilen belgeler ile anlaşılan Av. Dursun Zeki’ye yapılan tebligatların geçerli olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre davacılardan Mehmet, Ali, Yaşar, Yavuz ve Hüseyin’nin yeni vekili Av. Resul tarafından verilen temyiz dilekçesinin süresinde olup olmadığı hususu öncelikle değerlendirilmiştir. 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’nun 68. maddesi; “Müvekkili namına muamele yapmış olan vekil nefsini azlettiğini veya müvekkili tarafından azlolunduğunu dava zaptına kayıt veya tebliğ ettirilmek suretiyle diğer tarafa bildirmedikçe, istifa ve azlin o taraf hakkında hükmü yoktur” şeklindedir. Bu hüküm uyarınca; bir taraf, vekilini azletmiş ve bunu vekiline bildirmiş olsa bile, vekilin azledildiği mahkemeye bildirilmedikçe, mahkeme ve karşı taraf için hüküm ifade etmez. Mahkeme ve karşı taraf, usul işlemlerini (azledilmiş olan) vekile karşı yapmaya devam ederler; meselâ vekil duruşmaya kabul edilir, tebligat vekile yapılır ve süreler bu tebligat ile işlemeye başlar (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, s.1316). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.04.1998 gün ve 1998/2-260 E., 268 K. sayılı ilamında da aynı ilke benimsenmiştir. Somut olayda; davacılar vekili Av. D.Zeki, davacılardan Mehmet, Ali, Yaşar ve Hüseyin tarafından 23 Mayıs 2011 tarihinde, Yavuz tarafından 14 Haziran 2011 tarihinde, Nesrin, Handan, Asuman ve Ayşe tarafından ise 26 Mayıs 2011 tarihinde azledilmiştir. Ancak bu aziller; direnme kararının davacılar vekilinin yetki belgesi verdiği Av. Sibel’e 19.04.2012 tarihinde tebliğinden sonra verilen 14.05.2012 havale tarihli dilekçe ile 15 günlük temyiz süresi geçtikten sonra dosyaya ibraz olunmuştur. Bu dilekçe ile aynı tarihte davacılardan Mehmet, Ali, Yaşar, Hüseyin ve Yavuz vekili olarak Avukat Resul’un mahkeme kalemine müracaatı üzerine karar bu vekile de tebliğ edilmiş ve aynı vekil tarafından 29.05.2012 tarihinde direnme kararı temyiz edilmiştir. Bu itibarla, azil işleminin dosyaya ibrazından önce direnme kararının yerel mahkemece davacılar vekili Av. D.Zeki'e 19.04.2012 tarihinde tebliğ işlemi geçerli olduğundan, temyiz süresi geçtikten sonra yeni avukat tarafından 29.05.2012 tarihinde direnme kararının temyiz edilmesine imkân bulunmamaktadır. Hal böyle olunca, davacılardan Mehmet, Ali, Yaşar, Yavuz ve Hüseyin’nin yeni vekili Avukat Resul’un temyiz dilekçesinin reddi gerekir. SONUÇ: Yukarıda yer alan açıklamalara göre 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla  uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26.09.2004 tarih ve 5236 Sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesi yürürlükteki şekliyle 437/1. maddesi gereğince bir kısım davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin süre yönünden REDDİNE, aynı kanunun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 03.04.2013 gününde  oybirliği ile karar verildi.

Vekilin azledildiği hususu borçlu veya ilgili tarafça yargılama makamına açıkça bildirilip ileri sürülmedikçe mahkemece kendiliğinden gözetilemez. Benzer şekilde icra dairelerinde yürütülen takip işlemlerinde de borçlunun vekilini azlettiğine dair noter azilnamesi ile buna ilişkin tebliğ evrakı süresi içerisinde icra dairesine ibraz edilmedikçe, azil işlemi icra müdürlüğü ve alacaklı taraf bakımından hüküm doğurmaz.

Vekilin İstifası ve İstifanın Tebliği Zorunluluğu

6100 sayılı Kanun'un 82. maddesi gereğince, istifa eden vekilin vekalet görevi istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam eder. Vekilin istifa etmesi durumunda vekalet veren davayı bizzat takip etmez ve başka bir vekil de görevlendirmezse, tarafın yokluğu halinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır. Bu yasal sonuçlar, vekilin istifa dilekçesi ile birlikte asile tebligat yoluyla ihtaren bildirilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 82Kaynağı aç
MADDE 82- (1) İstifa eden vekilin vekâlet görevi, istifanın müvekkiline tebliğinden itibaren iki hafta süreyle devam eder. (2) Vekilin istifa etmiş olması hâlinde, vekâlet veren davayı takip etmez ve başka bir vekil de görevlendirmez ise tarafın yokluğu hâlinde uygulanacak hükümlere göre işlem yapılır. (3) Yukarıdaki fıkralarda yer alan hususlar, istifa eden vekilin istifa dilekçesi ile birlikte vekâlet verene ihtaren bildirilir. Vekilin azli

Vekilin istifa dilekçesini mahkemeye ibraz etmesiyle vekalet ilişkisi mahkeme yönünden sona ermiş sayılır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2021/8425 Esas ve 2021/16231 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, istifa dilekçesi mahkemeye ulaştıktan sonra istifanın henüz asile tebliğ edilmediğinden bahisle vekilliğin devam ettiği kabul edilemez. İstifa dilekçesinin mahkemeye bildirilmesinin ardından gerekçeli kararın ve istifa dilekçesinin asile tebliğ edilmesi gerekir; vekaleti sonlanan vekile yapılan tebligata geçerlilik tanınarak kanun yolu süreleri başlatılamaz. Tarafça dosyaya yeni tarihli bir vekaletname sunulmamışsa, hükmün ve istifa dilekçesinin yöntemince asile bildirilmesi ve kanun yolu süresinin beklenmesi zorunludur.

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2021/8425, K. 2021/16231Kaynağı aç
10. Hukuk Dairesi         2021/8425 E.  ,  2021/16231 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 2015/71-2021/138 Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, (kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin bozmasına uyularak ilâmında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı ve davalı Kurum avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Eldeki davada, davalılardan …..ve … vekili Av…. ‘ın 07.09.2020 tarihli dilekçe ile davalılar vekilliğinden istifa ettiği, istifa dilekçesinin tebliği için mahkemece ara karar kurulduğu,fakat istifa dilekçesinin davalılara tebliğ edildiğine ilişkin dosyada evrak olmadığı , gerekçeli kararın ise, istifa eden davalılar vekiline tebliğ edildiği görülmüştür. Mahkemece, davalılara vekillerinin istifasının tebliğ edilmemesi nedeniyle, davalılar vekilinin vekilliğinin devam ettiği gerekçesiyle, gerekçeli karar istifa eden vekile tebliğ edilmiş ise de; 6100 sayılı HMK'nın 81. maddesine göre vekilin istifası, istifa dilekçesinin mahkemeye ibrazıyla mahkemeye karşı hüküm ifade edeceğinden gerekçeli karar evrakının davalı asillere tebliği gerekir. Bu doğrultuda, davalılar tarafından Av…. ‘a verilmiş yeni tarihli vekaletname var ise dosyaya eklenmesi, yeni tarihli vekaletnamenin ibraz edilmemesi halinde ise; gıyabi hüküm ve vekilin istifa dilekçesinin, davalı asillere yöntemince tebliğ edilerek, temyiz süresi geçtikten sonra dosyanın mahalline GERİ ÇEVRİLMESİNE, temyiz itirazlarının bu noksanlıklar giderilip dosya geldikten sonra incelenmesine, 16/12/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

İstifanın Bildirilmemesinin Davanın Yürütülmesine Etkisi

Vekilin istifa dilekçesi davacı asilin adresine usulüne uygun şekilde tebliğ edilip yasal bildirim koşulları tamamlanmadan, taraf duruşmaya gelmedi gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun'un 150. maddesi uyarınca dosyanın işlemden kaldırılmasına ve sonrasında davanın açılmamış sayılmasına karar verilemez. Tarafın yokluğu hükümlerinin işletilebilmesi için öncelikle istifanın müvekkile tebliği ve yasal ihtarların yapılması şarttır.

Vekilin azli mahkemeye bildirilmezse tebligat kime yapılır?

Vekilin azledildiği mahkemeye bildirilmedikçe azil karşı taraf ve mahkeme için hüküm doğurmaz; bu nedenle tüm tebligatlar vekile yapılmaya devam eder ve kanuni süreler vekile tebliğ ile başlar.

İstifa eden vekilin görevi ne zaman sona erer?

İstifa eden vekilin vekalet görevi, istifanın müvekkiline tebliğ edilmesinden itibaren iki hafta süreyle devam eder.

Vekil istifa ettikten sonra gerekçeli karar kime tebliğ edilir?

Vekilin istifa dilekçesini mahkemeye sunmasıyla mahkeme yönünden vekillik sona erdiğinden, gerekçeli kararın ve istifa dilekçesinin asile usulünce tebliğ edilmesi zorunludur.

İcra takibinde borçlu vekilinin azli nasıl sonuç doğurur?

Noter azilnamesi ve tebliğ evrakı icra dairesine ibraz edilmediği müddetçe vekilin azli icra müdürlüğü ve takibin diğer tarafı bakımından hüküm ifade etmez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu