HMK Madde 62: Davanın İhbarında Şekil Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 62: Davanın İhbarında Şekil Şartları

Davanın ihbarı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 62. maddesi uyarınca yazılı biçimde yapılmak zorundadır. İhbar dilekçesinde ihbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi kanunun aradığı zorunlu unsurlardır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 62Kaynağı aç
MADDE 62- (1) İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerekir. (2) Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemez. İhbarda bulunulan kişinin durumu
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2016/835, K. 2017/1525Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2016/835 E.  ,  2017/1525 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Diyarbakır 1. İş Mahkemesi Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Diyarbakır 1. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 19.01.2015 gün ve 2014/1275 E., 2015/58 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 15.09.2015 gün ve 2015/14726 E., 2015/14991 K. sayılı kararı ile; "…Davacı, asıl işveren olan davalı şirket bünyesinde arıza bakım-onarım teknisyeni olarak işe başladığını, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, işe başlarken 200,00 TL yol, 300,00 TL yemek yardımı yapılacağının belirtildiğini ancak ödenmediğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, yol ve yemek ücretlerinin ödenmesini talep etmiştir. Davalı ise husumet itirazında bulunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, çeşitli tarihlerde Yargıtay incelemesinden geçip kesinleşen çok sayıda dosya emsal alınarak ve hesap bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Somut olayda mahkemece, hükme esas alınan değişik iş mahkemelerince verilen ve Yargıtay incelemesinden geçip kesinleşen çok sayıda dosya olduğu belirtilerek sonuca gidilmiş olup Dairemizce de bu husus gözden uzak tutulmamıştır. Davalı asıl işveren, davacı ve aynı gün temyiz incelemesi yapılan diğer dosyalarda bir kısım alt işverenlere davanın ihbar edilmesi için dilekçe sunmuş, mahkemece ihbar dilekçeleri ilgili alt işveren firmalara tebliğe çıkarılmış, bir kısmına tebliğ yapılmış, bir kısmına ise çıkarılan tebligatın bila ikmal iade edildiği ya da tebligat parçalarının dosyaya konulmadığı görülmüş, bir kısım dosyada ise ihbar dilekçeleri tebliğ edilmekle beraber davalı işverenin, işçinin özlük dosyası ile ödeme belgelerinin alt işverenlerden temini talebinin dikkate alınmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca mahkemece, karar duruşmasında verilen ara kararı ile bu aşamada ihbar dilekçelerinin dönüşünün beklenilmesi gereksiz yere yargılamayı uzatacağından tebligat parçalarının bazılarının dönüşünün beklenilmesine yer olmadığına karar verilerek sonuca gidildiği görülmüştür. 6100 sayılı HMK'nun 61 vd maddelerinde düzenlenen davanın ihbarı ile taraflardan biri davayı kaybettiği taktirde, 3.kişiye veya 3.kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı 3.kişiye ihbar edebilir. İhbar yazılı olarak yapılır. İhbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerekir. Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir. Müdahale talebinde bulunan 3.kişi, yanında katılmak istediği tarafı, müdahale sebebi ve bunun dayanaklarını belirten bir dilekçeyle mahkeme başvurur. Müdahele dilekçesi, davanın taraflarına tebliğ edilir. Mahkeme, gerekirse taraflarla birlikte 3.kişiyi de dinlenmek üzere davet eder, gelmeseler dahi müdahale talebi hakkında karar verir. 6100 sayılı HMK'nın yukarıda belirtilen ilgili hükümleri dikkate alındığında mahkemece, davalı asıl işverenin, davanın ihbarını talep ettiği bazı taşeron şirketler ile ilgili olarak ihbar dilekçesinin tebliğ edilmeksizin ya da tebliğ edildiğine dair tebligat parçaları dosyaya konulmaksızın özellikle de davalı şirket vekilinin ihbar dilekçelerinin dönüşünün beklenilmesini talep etmesine rağmen ara kararı ile ihbar dilekçelerinin eksiksiz olarak tüm alt işverenlere tebliği dahi beklenmeksizin karar verilmesi hatalıdır. Yapılması gereken, ihbarı talep edilen tüm alt işveren şirketlere ihbar dilekçesi ve dava dilekçesinin tebliği sağlanarak ve tebliğ edildiğine dair tebligat parçaları eksiksiz temin edilerek ihbar edilen taşeron şirket/şirketlerin, sunmaları halinde beyan dilekçeleri ile varsa delilleri toplanmalı, ihbar olunan şirketlerin yargılamayı takip etmemeleri halinde ise asıl işveren olan davalı şirketin cevap dilekçesinde ve aşamalarda belirttiği üzere davacı işçiye ait özlük dosyası ile bordro gibi ödeme belgelerinin ve hizmet alım sözleşmelerinin birer suretlerinin söz konusu alt işveren şirketlerden müzekkere ile istenerek, gerekmesi halinde yeniden bilirkişi incelemesi de yaptırılarak neticesine göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir…" gerekçesiyle karar bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Davalı Dicle Elek. Dağ. A.Ş. vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili davalı şirket ile dava dışı firmalar arasında asıl-alt işveren ilişkisi bulunduğunu ve davacı işçinin arıza bakım ve onarım teknisyeni olarak çalıştığını ileri sürerek yol ve yemek ücretlerinin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili davacı işçinin yüklenici firma işçisi olduğunu, müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece bilirkişi tarafından düzenlenen raporun dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün davalı Dicle Elekt. Dağ. A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine karar Özel Dairece yukarıda açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Mahkemece ihbar dilekçesinde ihbar sebebi olarak davacının yüklenici firmanın işçisi olması, sosyal haklar ve ödemelerin yüklenici firma tarafından yapılması gösterilmiş olup, ihbar istemi incelendiğinde 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gereği asıl işverenlerin alt işveren işyerleri ile ilgili tüm defter ve belgeleri ilgili bulundukları yılı takip eden takvim yılından başlayarak belli süre saklama yükümlülüğü bulunduğu, davalı işverenin alt işverendeki tüm belgeleri saklamak zorunda olduğundan ihbar dilekçelerin tebliği ile yetinilmesi gerektiği, söz konusu ihbar dilekçelerinin ihbar talep edilen şirketlerin adreslerinin davalı tarafından mahkemeye doğru sunulmaması nedeniyle tebliğ edilemeden döndüğü, bu nedenle bozma kararının son paragrafında geçen özlük dosyalarının ve ödemelerin alt işverenden müzekkere ile istenmesine gerek olmadığı, bu hususta benzer mahiyette birçok karar verildiği, Yargıtay tarafından da saklama yükümlülüğü gözetilerek kararların onandığı, genel nitelikte bozma yapılması ve asıl işverenin belge saklama yükümlülüğü göz ardı edilerek kararın bozulmasının hatalı olduğu gerekçeleriyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, somut olayda davalı şirket tarafından hizmet alımı suretiyle iş üstlenen yüklenici firmalara davanın ihbar edilmesine ilişkin dilekçenin tüm şirketlere tebliği sağlanıp tebliğ edildiğine dair tebligat parçalarının eksiksiz temin edilmesinin gerekip gerekmediği, ayrıca tebliğe rağmen ihbar olunan şirketlerin yargılamayı takip etmemeleri hâlinde davacı işçiye ait özlük dosyası ile bordro gibi ödeme belgelerinin ve hizmet alım sözleşmelerinin birer suretlerinin söz konusu şirketlerden müzekkere ile istenilmesinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce direnme kararı gerekçesi dikkate alındığında, mahkemece verilen kararın yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre de temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı yoksa Özel Dairece mi yapılacağı hususu ön sorun olarak tartışılmış olup hükmün Özel Dairece davanın ihbarı yönünden bozulması üzerine mahkemece davanın ihbarı ile ilgili olarak bozma kararına karşı gerekçeleri sıraladığı ve böylece bozma nedenlerini karşıladığı görülmekle ön sorun bulunmadığı oy çokluğu ile kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir. İşin esasına geçilmeden önce davanın ihbarı ile hukuki dinlenilme hakkı üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. I- Görülmekte (derdest) olan davanın taraflarından birinin, üçüncü bir kişiye bu davayı haber vermesine ve üçüncü kişiden bu davada kendisine yardım etmesini istemesine davanın ihbarı (duyurulması) denir. Davanın ihbarının iki amacı vardır: Davanın ihbarının usul hukuku bakımından amacı, dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişinin, davaya katılarak davayı ihbar eden tarafa yardım etmesinin sağlanmasıdır. Bu yardım da, iki şekilde olur: Üçüncü kişi davaya (fer’î) müdahele edebilir ya da dava kendisine ihbar edilen üçüncü kişi, davada ihbar eden tarafı temsil edebilir. Davanın ihbarının maddi hukuk bakımından amacı ise, davayı ihbar eden tarafın, davayı kaybetmesi hâlinde üçüncü kişiye karşı açacağı rücu davasında (veya üçüncü kişinin ihbar eden tarafa karşı açacağı tazminat davasında) hakkını daha emin (güvenli) biçimde ileri sürebilmesidir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C:IV, 2001, s.3515 vd). Davanın ihbarı ve şartları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61’nci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “(1) Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir. (2) Dava kendisine ihbar edilen kişinin de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar tevali ettirilebilir.” Davanın ihbar edilebilmesi için bazı şekli unsurların bulunması gerekmektedir. Bunlardan birincisi, açılmış ve görülmekte olan (derdest) bir davanın mevcut olmasıdır. Özel durumlar bir tarafa bırakılırsa, davanın ihbarından söz edilebilmesi için, eşyanın tabiatı gereği, her şeyden önce, ortada ihbar edilebilecek bir davanın mevcut olması gerekir. Bunun yanında, davanın ihbar edileceği üçüncü kişinin dava ehliyetine sahip olması, ayrıca görülmekte olan davanın taraflarına nazaran “üçüncü kişi” durumunda bulunması, davanın ihbarının diğer usuli şartlarıdır. Şüphesiz bütün bunların yanında, ihbarı haklı kılan bir “ihbar sebebi”nin, diğer bir ifadeyle, hukuki yararın da mevcut olması gerekir (Atalı, M.: Medeni Usul Hukukunda Davanın İhbarı, Yetkin Yayınları, Ankara 2007, s.71). 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İhbarın şekli” başlıklı 62’nci maddesine göre, “(1) İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerekir. (2) Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemez.” Bu düzenlemeler karşısında davanın ihbarının yazılı yapılması gerektiği, bunun dışında bir sınırlama bulunmadığı görülmüştür. Ayrıca gerek kötü niyetli davranışların önüne geçebilmek gerekse ihbar edilen üçüncü kişinin doğru ve sağlıklı karar vermesini sağlayabilmek için, ihbar sebebinin ve yargılamanın bulunduğu aşamanın açıkça belirtilmesi de maddede vurgulanmıştır. Maddenin ikinci fıkrasında ise, davanın ihbarı ile yargılamanın başka bir güne bırakılamayacağı açıkça öngörülerek, yargılamanın gereksiz uzaması ve kötü niyetli ihbarda bulunulmasının da önüne geçilmeye çalışılmıştır. Ancak, ihbarın tevalisi gibi zorunlu hâllerde bir süre verilerek yargılamanın başka güne bırakılması kabul edilmiştir. Davanın ihbarı mahkeme aracılığı ile yapılabileceği gibi mahkeme dışı vasıtalarla da yapılması mümkündür. Davanın ihbarını mahkeme aracılığı ile isteyen taraf dilekçe ile mahkemeye başvurmalıdır. Mahkeme, davanın ihbarına ilişkin dilekçenin üçüncü kişiye tebliği için davanın ihbar şartlarının bulunup bulunmadığını inceleyemeyeceği gibi ihbar talebinin reddine ya da kabulüne de karar vermemelidir. Mahkeme ihbar dilekçesinin üçüncü kişiye tebliği ile yetinmelidir. II- Ülkemizin de taraf olduğu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) 6’ncı maddesinde adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile adil yargılanma hakkını oluşturan ilkeler; kanunla kurulan bağımsız ve tarafsız mahkeme önünde makul sürede açık ve hakkaniyete uygun olarak yargılama yapılması şeklinde ifade edilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında masumiyet karinesi, üçüncü fıkrasında ise suç şüphesi altındaki kişinin hakları sıralanmıştır. 1982 tarihli Anayasa’nın 36’ncı maddesinde 2001 yılında yapılan değişiklik ile “adil yargılanma hakkı” anayasal güvenceye kavuşturulmuştur. Söz konusu düzenleme ile “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” Adil yargılanma hakkı ile ilgili anayasal düzenlemenin bu madde ile sınırlı olmadığı, İHAS’ın 6’ncı maddesinde düzenlenen ilkelerin bir kısmının dağınık şekilde Anayasa’da yer aldığı da bir gerçektir (Anayasa’nın 2’nci maddesi ile hukuk devleti ilkesi; 141’inci maddesi ile aleni yargılama ve kararların gerekçeli olması ilkesi; 138’inci maddesinde mahkemelerin bağımsız olması ilkesi gibi). Bununla birlikte adil yargılanma ilkesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda göz önünde bulundurulacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda ayrıca düzenlenmiştir. Bu Kanun’un 27’nci maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın; yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasa’nın 36’ncı maddesinde ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. İHAS’ın 6’ncı maddesinin 1’inci fıkrasında “Her şahıs…davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkına haizdir…” şeklindeki düzenleme karşısında silahların eşitliği ve çelişmeli yargı ilkeleri de hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleştirilmesini sağlayan unsurlar arasında önemli bir yere sahiptir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) silahların eşitliği ilkesini şöyle tanımlamaktadır: "Silahların eşitliği, davanın bir tarafını, diğer taraf karşısında belirli bir dezavantaj içine sokmayacak şartlar altında, her bir tarafın deliller de dahil olmak üzere, davasını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olması zorunluluğu" demektir (İnceoğlu, S.: Adil Yargılanma Hakkı, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa, Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Kapsamında Bir İnceleme, 1. Baskı, 2013, s.239 vd.). Davanın taraflarından birinin iddiası karşısında diğer tarafın bu iddiaya karşı savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmıyorsa, silahların eşitliği açısından ihlal doğabilmektedir (De Haes ve Gijsels-Belçika davası, Başvuru no:19983/92, 24.02.1997; İnceoğlu, a.g.e. s.239). Sözleşme organları, bilirkişi tayin edilmesi, tanık dinlenmesi gibi taleplerin veya başka tür delillerin reddedilmesinin yargılamayı hakkaniyetsiz hâle getirebileceğini dikkate almakla birlikte, bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin ilgili olup olmadığına karar verme yetkisinin esas olarak milli mahkemelerde olduğunu belirtmektedir. İHAM, Vidal-Belçika kararında, delillerin davayla ilgisi hakkında görüş açıklamanın kendi görevi olmadığını belirtmekle birlikte, milli mahkemenin kararında dinletilmek istenen tanıkların neden reddedildiğine ilişkin gerekçe göstermemesinin md 6’ya aykırı bulmuştur. Milli mahkeme tanık dinlenmesini gerekçe göstererek reddetse dahi, gösterdiği gerekçe İHAM tarafından tutarlı olup olmaması bakımından incelenmektedir (İnceoğlu, a.g.e., s. 251). Yine İHAM’a göre hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, milli mahkemelere davanın taraflarınca sunulan delil ve iddiaları, davayla ilgili olup olmadığına ilişkin bir ön yargı taşımaksızın, iyi inceleme yükümlülüğü vermektedir (İHAM, Kraska-İsviçre kararı, İnceoğlu, a.g.e., s.251). Anayasa Mahkemesi (AYM) de silahların eşitliği ve çelişmeli yargı ilkelerini adil yargılanma hakkının temel ilkelerinden biri olarak kabul etmiştir. Mahkemeye göre, “silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına gelir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, para.32). Bu usul güvencesi, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını kapsamaktadır (Yüksel Hançer, B. No. 2013/2116, 23/1/2014, para.18)”. Aynı şekilde Anayasa Mahkemesi, mahkemelerin kararlarını hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme yükümlülüğü altında oldukları tespitinde bulunduktan sonra, “…Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra, tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri için de gereklidir. Kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Bununla birlikte yargılama sırasında açık ve somut biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. Ancak mahkemelerin davanın taraflarınca ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp, iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir. Başka bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (Bayram Özkaptanoğlu, B. No:2013/1015, 08.04.2015; AYM’nin aynı yönde Sencer Başat ve diğerleri, B. No.2013/7800, 18/6/2014 kararı). III- Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davalı şirket vekili davanın ihbarına ilişkin dilekçede davacı işçinin yüklenici firma işçisi olduğunu ve tüm sosyal haklar ve SGK gibi ödemelerinin yüklenici firma tarafından yapıldığını belirterek davanın bu firmalara ihbarını talep etmiştir. Mahkemece davalı tarafından adresleri bildirilen firmalara ihbar dilekçesi tebliğe çıkarılmıştır. Takip eden 19.01.2015 tarihli duruşmada mahkemece, bir kısım ihbar olunan firmalara tebligat yapıldığına dair tebligat parçalarının döndüğü, bir kısmının ise dönmediği belirtilerek, bu aşamada ihbar dilekçelerinin dönüşünün beklenilmesinin gereksiz yere yargılamayı uzatacağından tebligat parçalarının bazılarının dönüşünün beklenilmesine yer olmadığına karar verilerek yargılamaya devamla hüküm kurulmuştur. Hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece öncelikle ihbar dilekçelerinin tebliği sağlanarak tebligat parçalarının eksiksiz dosyaya alınarak söz konusu ihbar olunan şirketlerin sunmaları hâlinde beyan dilekçeleri ile varsa delillerinin toplanması gerektiği belirtilmiş, akabinde ihbar talep edilen şirketlerin yargılamayı takip etmemeleri hâlinde davalı şirketin cevap dilekçesinde ve aşamalarda belirttiği üzere davacı işçiye ait özlük dosyası ile bordro gibi ödeme belgelerinin ve hizmet alım sözleşmelerinin birer suretlerinin bu şirketlerden müzekkere ile istenilmesi gerektiği belirtilerek bozulmuştur. Mahkemece bozma kararının ihbar dilekçelerinin tebliğine ilişkin kısmına yönelik olarak ihbar isteminin sosyal haklar ve ödemeler nedeniyle yapılması talebi dikkate alındığında bu dilekçelerin tebliği ile yetinilmesi gerektiği, davalı tarafından ihbar talep edilen firmalara ait adreslerin doğru sunulmaması nedeniyle bir kısmının tebliğ edilemediği belirtilmiş olup, gerçekten de söz konusu adreslerin davalı tarafından mahkemeye bildirildiği, mahkemece ihbar dilekçelerinin belirtilen adresler gözetilerek tebliğe çıkarıldığı, bir kısmının tebliğ edildiği buna karşılık bir kısmının ise tebliğ edilemediği görülmüştür. Hâl böyle olunca, davanın ihbarı talep edilen şirket adreslerine ihbar dilekçesinin tebliği ile yetinilmesi gerekeceğinden mahkemece, bozma kararının bu yönüne ilişkin direnme gerekçesi yerindedir. Ne var ki mahkemenin belge saklama yükümlülüğü yönünden oluşturulan gerekçesi isabetli değildir. Şöyle ki; 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86’ncı maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, “işveren, işyeri sahipleri; iş yeri defter, kayıt ve belgelerini ilgili olduğu yılı takip eden yıl başından başlamak üzere on yıl süreyle, kamu idareleri otuz yıl süreyle, tasfiye ve iflas idaresi memurları ise görevleri süresince, saklamak ve Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilen memurlarınca istenilmesi hâlinde on beş gün içinde ibraz etmek zorundadır.” Bu düzenleme ile belge saklama yükümlülüğünün, işçiyi çalıştıran gerçek ve hukuki işverene ait bulunduğu, asıl işverenin işçiye yapılan ödemelere (ücret, fazla çalışma, genel tatil, hafta tatili vs) ilişkin bordro, ücret pusulası ya da banka kayıtlarını tutmakla yükümlü olmayacağı açıktır. Dolayısıyla somut olayda davacı, davalı şirket işçisi olmayıp davalı şirketten ihale ile iş üstlenen dava dışı ihbar olunan şirketler işçisi olarak davalı iş yerinde çalıştığı, davalı şirketin asıl işveren sıfatıyla sorumluluğu bulunduğundan bahisle davanın açıldığı görülmekle asıl işveren sıfatına sahip davalı şirketin, davacının özlük dosyası ile yapılan ödemelere ilişkin bordro, banka kaydı gibi belgeleri tutma ve saklama yükümlülüğünün bulunmadığı açıktır. Mahkemece, davalı şirket tarafından cevap dilekçesinde ve yargılamanın devam eden aşamalarında davacıya ait özlük dosyası ile bordro gibi ödeme belgeleri ve hizmet alım sözleşmelerinin dava dışı ihbar olunan firmalardan istenilmesine dair talebi dikkate alınarak bu belgelerin dava dışı ihbar olunan şirketlerden istenilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla mahkemece, davalı şirketin savunmasının dayanağını oluşturan işin esasına ilişkin davacı işçinin şahsi dosyası, bordro gibi ödeme belgeleri ile hizmet alım sözleşmelerinin ihbar olunan dava dışı şirketlerden istenilmemiş olması davalı yönünden hukuki dinlenilme hakkının da ihlali niteliğindedir. O hâlde mahkemece yapılması gereken davalının talebi dikkate alınarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 221’inci maddesi uyarınca üçüncü kişi durumunda bulunan ihbar olunan firmalardan söz konusu belgeleri müzekkere ile isteyerek dosya arasına almak ve sonucuna göre karar vermek olmalıdır. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen gerekçelerle bozulması gerektiği belirtilmiş ise de bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle çoğunlukça benimsenmemiştir. Sonuç olarak yukarıda belirtilen bu değişik gerekçe ile direnme kararı bozulmalıdır. S O N U Ç : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ile BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 06.12.2017 gününde oy çokluğu ile karar verildi.

Davanın İhbarı Nedir ve Amacı Nedir

HMK m. 61/1 uyarınca taraflardan biri, davayı kaybettiği takdirde üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı o üçüncü kişiye ihbar edebilir. HMK m. 61/2 uyarınca dava kendisine ihbar edilen kişi de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda bulunabilir; bu yolla ihbar zinciri, yani tevali, oluşturulabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 61Kaynağı aç
MADDE 61- (1) Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir. (2) Dava kendisine ihbar edilen kişinin de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda bulunması mümkündür ve bu şekilde ihbar tevali ettirilebilir. İhbarın şekli
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/430, K. 2023/1653Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/430 E.  ,  2023/1653 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1877 E., 2022/1744 K. DAVA TARİHİ : 16.12.2019 KARAR : Davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2021/397 E., 2021/763 K. Taraflar arasındaki sözleşmenin feshi ve ödenen bedelin iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı yükleniciden Antalya ili Kepez ilçesi, Erenköy Mahallesi, 6648 ada 9 parsel üzerinde bulunan A blok 3 nolu bağımsız bölümü harici satış sözleşmesi ile satın aldığını, sözleşmeye göre davalı şirketin dava dışı …'nin müvekkiline olan 165.000,00 TL borcunu devralarak, bu miktarı dairenin peşinatı olarak saydığını, borcun nakli mevcut olduğunu, bu sırada müvekkilinin …'den alacak talebinde bulunmadığını, ayrıca davacı tarafından 25.000,00 TL daha banka aracılığıyla ödeme yapıldığını, taraflar arasındaki sözleşme gereğince bağımsız bölümün 10.11.2018 tarihinde teslim edilmesi gerekirken teslim edilmediğini, dairenin kredi aşamasına da gelmediğini beyan ederek, davanın kabulü ile davaya konu sözleşmenin 7 nci maddesi gereği 127.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 165.000,00 TL'yi alacağın temliki yoluyla davalıya devrettiğini, taraflar arasında borcun nakli değil alacağın temlikinin mevcut olduğunu, ancak TBK'nun 191 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince ivazlı temliklerde temlik edenin, devir sırasında alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olduğunu, ancak dava dışı borçlu …'nin davalıya her hangi bir ödeme yapmadığını, davacının sadece 25.000,00 TL banka aracılığıyla ödeme yapmış olduğunu, 25.000,00 TL'nin de taraflar arasındaki sözleşmenin 7 nci maddesinde düzenlenen cezai şart hükmü gereğince davacıya iade edilmediğini, davacı tarafından taşınmazın kredi aşamasına getirilmediği iddia edilmiş ise de, davacının kredi başvurusu için müvekkilini oyaladığını ve kredi çekemeyeceğini ve taşınmazı satın almak istemediğini beyan ettiğini, 01.11.2018 talep tarihli QNB Finansbank Değerleme Raporu ile de davaya konu taşınmazın krediye uygun halde olduğu ve inşaatın tamamlandığının da sayın mahkemece görüleceğini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1. İlk Derece Mahkemesinin 14.07.2020 tarihli ve 2019/603 E., 2020/429 K. sayılı kararı ile; '' davacının 14/09/2018 tarihinde 25.000,00 TL ödeme yaptığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı, davacının temlik ettiği 165.000,00 TL alacak ve ödemiş olduğu 25.000,00 TL olmak üzere toplam 190.000,00 TL ödediği ve sözleşmenin 7.maddesi gereğince 315.000,00 TL satış bedelinden %20 cezai şart bedeli düşülmek suretiyle 127.000,00 TL'nin yasal faizi ile tahsilini talep ettiği, 165.000,00 TL alacağın temlikinin TBK'nun 183 vd. maddeleri gereğince ivazlı temlik niteliğinde bulunduğu, davacı temlik edenin alacağın devir sırasında varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti ettiği, dava dışı …'nin temlik edilen alacağı davalı şirkete ödediğini ispatlayamadığı, davacının sözleşmenin 7.maddesinde kararlaştırılan cezai şart bedelini kabul ederek ödediğini iddia ettiği bedelden cezai şart bedelini düşmek suretiyle 127.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep ettiği, sonuç olarak temlik edilen 165.000,00 TL'nin tahsil edildiğinin ispatlanamadığı ve davacının kabulünde olan cezai şart bedeli de düşüldüğünde davacının davalıdan bir alacağı kalmadığı'' gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş olup, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. 2. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3.Hukuk Dairesinin 09.04.2021 tarihli ve 2020/1141 E., 2021/644 K. sayılı kararı ile; "sair istinaf taleplerinin reddine karar verildiği, İlk derece mahkemesince davacının dava dışı …'den olan 165.000,00 TL alacağının peşinata sayılmasının ivazlı temlik niteliğinde olduğuna ilişkin hukuki nitelendirmesi doğru olup, davacı vekilinin bu hususa yönelik istinaf talebinin reddine karar verildiği, ancak, alacak bir edim karşılığında devredilmişse devredenin, devir sırasında alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olduğu (TBK 191/1), edim karşılığı devirden anlaşılması gerekenin temlikin ivazlı olması olduğu, ivazlı temlik halinde devredenin borçlunun ödeme gücünden de sorumlu olduğu, borçlunun ödeme gücü bulunmadığından söz edebilmek için alacağı devralanın asıl borçluya karşı hukuki yolları tüketmesi gerektiği, (Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 24/01/2018 tarih ve 2016/4990 Esas, 2018/200 Karar sayılı emsal içtihadı), davalı temlik alan şirketin, temlik aldığı alacağın tahsili için asıl borçluya karşı tüm hukuki yolları tükettiğinin ispat yükünün davalı temlik alan şirkette olduğu, davalı temlik alan şirketin alacağın tahsili için asıl borçluya karşı tüm hukuki yolları tüketip tüketmediği tespit edilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olup, davacı vekilinin bu hususa yönelik istinaf talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği'' gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-a.6 maddesine göre ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye geri gönderilmesine, sair istinaf taleplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından temyiz yoluna başvurulmuştur. 3. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3.Hukuk Dairesinin 24.06.2021 tarihli ek kararı ile; Dairenin 09.04.2021 tarihli ve 2020/1141 E., 2021/646 K. sayılı kararı HMK'nın 353/1-a maddesi uyarınca kesin olduğundan temyiz eden … vekili Av. …'ün temyiz dilekçesinin HMK'nın 366/1 ve 346/1 maddeleri uyarınca reddine karar verilmiş, davalı vekili ek karara karşı temyiz isteminde bulunmuştur. 4. Dairemizin 07.06.2022 tarihli ve 2021/6785 E., 2022/5520 K. sayılı ilamı ile; ''Bölge adliye mahkemesinin; esası incelemeden, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair vermiş olduğu kararın, 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a ve 362/1-g maddeleri uyarınca kesin nitelikte olduğu, istinaf incelemesi sonucunda verilen karar hakkında, 6100 sayılı HMK’nın 366/1 ve 346/1 maddeleri maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulamayacağının bölge adliye mahkemesince saptandığı'' gerekçesiyle yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan ek kararın onanmasına karar verilmiştir. 5. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; '' davalı vekilinin davanın ihbarı talebinin yargılamanın geldiği aşama dikkate alınarak reddine karar verildiği, alacağı temlik alan davalı tarafından asıl borçlu …'ye borcun tahsili için başvurulmadığının beyan edilmesi nedeniyle davacı tarafından ödenen 25.000,00 TL ile temlik edilen 165.000,00 TL alacak olmak üzere toplam 190.000,00 TL ödeme yaptığının kabulü ile sözleşmenin 7. Maddesi gereğince 315.000 TL satış bedelinin %20'si oranında 63.000 TL cezai şart bedelinin mahsubu ile bakiye 127.000,00 TL'nin davacıya iadesine karar verilmesi gerektiği'' gerekçesiyle; davacının davasının kabulü ile, 127.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemeden İstinaf'ın kaldırma kararına karşı yapılan temyiz başvurusunun sonucunun beklenmesi talep edilmesine rağmen, sonucun beklenmeden karar verildiğini, davanın …'ye ihbar edilmesine yönelik taleplerinin haksız olarak reddedildiğini, satış sözleşmesinden vazgeçilerek dairenin satışı ve devri gerçekleşmediğinden , dairenin bir kısım satış bedelini oluşturan bedelin, dava dışı …'den tahsil edilmediğini ve … tarafından da müvekkil davalı şirkete ödenmediğini, temlik ilişkisinde asıl borçlu durumunda olan dava dışı …'ye daire satış sözleşmesinden vazgeçildiği için herhangi bir başvuru yapılmadığını ve dürüstlük ve hakkaniyet kuralları gereği hukuki yolların da tüketilmediğini, tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda dava dışı …'nin huzurdaki davanın sübut bulması açısından dinlenilmesi gerekliliği ortada iken ilk derece mahkemesince yeterli ve geçerli bir gerekçe olmaksızın yalnızca "yargılamanın geldiği aşama gözetilerek" davanın ihbarı talebinin reddedilmesinin usule aykırı olduğunu, dava dışı …'nin davaya fer'i müdahil olarak katılmasını sağlama gerekliliğinin, istinaf mahkemesince ispat yükünün davalı tarafa yüklenmesi sonucu ortaya çıktığından ancak bu aşamada talep edildiğini, göreve yönelik itirazlarının da mahkemece değerlendirilmediğini, davada ispat yükünün müvekkili davalıya yükletilmesinin doğru olmadığını, davacı tarafından müvekkiline yalnızca 25.000,00 TL ödeme yapıldığını, feshedilen sözleşme nedeniyle …'den temlik alınan alacağın talep edilmediğini, buna rağmen ödenmeyen bir bedelin iadesine karar verildiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ''Davalı vekilinin davanın esasına yönelik istinaf itirazlarının incelenmesinde; davalı vekili tarafından dosyaya sunulan dilekçe ile asıl borçludan temlik edilen alacağın tahsili için herhangi bir yasal yola başvurulmadığının beyan edilmiş olması nedeniyle davacı temlik eden tarafından, dava tarihi itibariyle, peşinat olarak temlik edilen alacağın, davalı temlik alandan talep edilmesinin mümkün olduğu, alacağı temlik eden davacı tarafından temlik edilen alacağın, temlik edilen davalı tarafından asıl borçludan tahsil edilip edilmediğini bilmesinin beklenemeyeceği, kaldı ki temlik alan davalnın asıl borçlu …'ye karşı tüm hukuki yolları tüketmesine rağmen alacağı tahsil edememesi halinde, TBK 191 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince her zaman temlik eden davacı alacaklıdan, temlik edilen alacak bedelini talep etme hakkı bulunduğu, bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesinin alacağın devrini ve garanti sorumluluğunu düzenleyen 191 ve devamı maddelerindeki yasal düzenlemelere uygun olup, davalı vekilinin bu hususlara yönelik istinaf itirazlarının reddine karar verildiği, davalı vekilinin davanın ihbarına yönelik istinaf itirazının incelenmesinde; 6100 Sayılı Kanun'un 61 inci maddesinde davanın ihbarının tahkikat sonuçlanıncaya kadar yapılabilmesinin mümkün görüldüğünü, davalı vekili tarafından davanın ihbarı için sunulan dilekçenin HMK'nın 62 nci maddesinde ifade edilen şartları taşımadığı gibi son duruşmadan önce ihbar talebinde bulunulması nedeniyle mahkemece HMK'nın 62 nci maddesi gereğince davanın ihbarı talebinin reddedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu'' gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz başvuru dilekçesinde özetle; istinaf başvuru dilekçesinde yer alan itirazlarını tekrar ederek, istinaf mahkemesince göreve ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini, görevli mahkemenin tespiti için, talep edilen alacak ile taraflar arasındaki ilişkinin ticari ve mesleki unsurlar içerip içermediğinin araştırılarak tespit edilmesi gerekirken, ilk derece mahkemesince de istinaf mahkemesince de gerekli inceleme ve araştırmaların yapılmadığını beyan ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesinden dönülmesi nedeniyle ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183 üncü maddesinde Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklının, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebileceği, 2. 6098 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesinde alacağın devrinin geçerliliğinin yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlı olduğu düzenlenmiştir. 3. Aynı Kanun'un 191 inci maddesinin birinci fıkrasında; ''Alacak, bir edim karşılığında devredilmişse devreden, devir sırasında alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur. '' şeklinde düzenleme mevcuttur. 4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ''İhbar ve şartları'' başlıklı 61 inci maddesinin birinci fıkrası; ''Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.'', 5. 6100 sayılı Kanun'un ''İhbarın şekli'' başlıklı 62 nci maddesi ise; ''İhbar yazılı olarak yapılır; ihbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın hangi aşamada bulunduğunun belirtilmesi gerekir.Davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevali etmesi gibi zorunlu olan durumlar dışında süre verilemez.'' şeklindedir. 6. 6502 sayılı Kanun'un 73 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir. 3. Değerlendirme Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı ile davalı şirketin imzaladıkları 08.08.2018 tarihli adi yazılı Gayrimenkul Satış Sözleşmesi ile Antalya ili Erenköy Mahallesi 6648 Ada 9 parselde, davalı tarafından yapılacak inşaatın A1 Blok 3 nolu bağımsız bölümünün 315.000 TL bedelle satış ile devrini kararlaştırdıkları, bu durumda davacının tüketici, davalı tarafın müteahhit ve taraflar arasındaki işlemin tüketici işlemi niteliğinde bulunması sebebiyle uyuşmazlığın çözümünde tüketici mahkemelerinin görevli olduğu, davalı vekili tarafından dosyaya sunulan dilekçe ile asıl borçludan temlik edilen alacağın tahsili için herhangi bir yasal yola başvurulmadığının beyan edildiği, taraflar arasında düzenlenen sözleşme gereği davalı taraf üzerine düşen teslim borcunu yerine getirmediğinden davacı tarafça sebepsiz zenginleşme kuralları gereği davalıya yapılan ödemelerin iadesinin istendiği, sözleşmede 165.000,00 TL'lik kısmın, davacının dava dışı borçludan olan alacağının davalıya devredilmesi ile ödeneceğinin kararlaştırıldığı, adi yazılı şekilde yapılmış olmakla geçerli olan bu temlik sözleşmesi gereği davacının sözleşmede yazılı edimini yerine getirdiği ve bu sebeple taleple bağlılık ve sözleşmenin 7 nci maddesinde yer alan cezai şarta ilişkin hüküm gereği hesaplanmış ödemenin iadesini talep etmekte haklı olduğu, 6100 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinde davanın ihbarının tahkikat sonuçlanıncaya kadar yapılabilmesinin mümkün görüldüğü, davalı vekili tarafından davanın ihbarı için sunulan dilekçenin 6100 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinde ifade edilen şartları taşımadığı gibi son duruşmadan önce ihbar talebinde bulunulması nedeniyle mahkemece 6100 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi gereğince davanın ihbarı talebinin reddedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Davanın ihbarının maddi hukuk bakımından amacı, ihbar eden tarafın davayı kaybetmesi hâlinde üçüncü kişiye karşı açacağı rücu davasında veya üçüncü kişinin ihbar eden tarafa karşı açacağı tazminat davasında hakkını daha güvenli biçimde ileri sürebilmesini sağlamaktır. HMK m. 63/1 uyarınca dava kendisine ihbar edilen kişi ise davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 63Kaynağı aç
MADDE 63- (1) Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir. İhbarın etkisi

HMK m. 62'nin Aradığı Şekil Şartları

HMK m. 62/1, ihbar için üç temel unsur öngörmektedir: dilekçenin yazılı olması, ihbar sebebinin gerekçeleriyle açıklanması ve yargılamanın bulunduğu aşamanın belirtilmesi. Bu düzenlemenin amacı kötü niyetli ihbarların önüne geçmek ve ihbar edilen üçüncü kişinin doğru karar vermesini sağlamaktır. Yazılılık şartı temel biçimsel koşul olmakla birlikte gerekçe ve aşama belirtme yükümlülükleri de bu zorunlu unsurların ayrılmaz parçasıdır.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2015/36207, K. 2015/20483 sayılı kararında mahkemelerin ihbar taleplerini değerlendirirken ihbar dilekçesinin yazılı olması, ihbar edilecek kişilerin adreslerinin bildirilip bildirilmediği ve tebligat masraflarının yatırılıp yatırılmadığı hususlarını gözetmesi gerektiğini belirtmiştir. Tebligat masrafının zorunlu bir usul koşulu olup olmadığı meselesi ise bu kararın ötesinde kesin bir kurala bağlanamamaktadır.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2015/36207, K. 2015/20483Kaynağı aç
7. Hukuk Dairesi         2015/36207 E.  ,  2015/20483 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : Mersin 5. İş Mahkemesi Tarihi : 12/05/2015 Numarası : 2014/672-2015/322 Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtay'ca incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmekle, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Davacı, davalı idarenin alt işverenlerinde aralıksız olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı bir sebebe dayanılmaksızın feshedildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile bazı işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalılar, davanın reddini istemiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında davanın davacının çalıştığı diğer alt işverenlere ihbar edilip edilmeyeceği hususu uyuşmazlık konusudur. "Davanın ihbar ve şartları" başlıklı 6100 sayılı HMK'nun 61'inci maddesinde “Taraflardan biri davayı kaybettiği takdirde, üçüncü kişiye veya üçüncü kişinin kendisine rücu edeceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı üçüncü kişiye ihbar edebilir.” düzenlemesi mevcuttur. İş davalarında özellikle işçinin asıl işverene ait işyerinde aralıksız şekilde birden çok alt işveren nezdinde çalışması durumunda, davalı asıl veya alt işverenlerin dava sonunda ödemek durumunda kalacakları dava konusu alacakları diğer alt işverenlere rücu etme hakkı bulunduğundan ve özellikle uzun bir çalışma dönemine ilişkin davalarda birden çok alt işveren nezdinde çalışmalar mevcut olduğundan, işçinin bu çalışmaları karşılığında alt işverenlerce ödemeler yapılmış olması ve ödemelere ilişkin belgelerinde bu alt işverenlerde bulunması ihtimali karşısında davanın ihbarı ayrıca önem kazanmaktadır. Mahkemece 6100 sayılı HMK'nun 62'nci maddesi gereği asıl veya alt işveren davalıların davayı ihbar taleplerinin yazılı olması, davanın ihbar edileceği kişilerin adreslerinin ile bildirilip bildirilmediği ve tebligat masraflarının yatırılıp yatırılmadığı hususları dikkate alınmak suretiyle davanın ihbarı talepleri değerlendirilmelidir. Somut olayda davalılardan E.. A.. cevap dilekçesinde, davanın ihbar edileceği şirketlerin adreslerini içerir listesini de ekleyerek davanın ihbarı talebinde bulunmuş olmasına rağmen mahkemece bu hususta olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiş olması hatalı olup bozma nedenidir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 26/10/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Mahkemenin İhbar Dilekçesi Karşısındaki Tutumu

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2016/835, K. 2017/1525 sayılı kararında mahkemenin ihbar şartlarının bulunup bulunmadığını inceleyemeyeceğini, ihbar talebinin reddine ya da kabulüne karar vermemesi gerektiğini ve yalnızca dilekçenin üçüncü kişiye tebliği ile yetinmesi gerektiğini vurgulamıştır. Mahkeme dışı vasıtayla da ihbar yapılabilir; mahkeme aracılığıyla ihbar isteyen tarafın dilekçeyle başvurması gerekmektedir.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/430, K. 2023/1653 sayılı kararında ihbar dilekçesinin HMK m. 62'deki şartları taşımaması ile talebin son duruşmadan önce yapılması gerekçelerini birlikte değerlendirerek mahkemece verilen ret kararını usul ve kanuna uygun bulmuştur. Kararda bu iki gerekçeden hangisinin belirleyici olduğu ayrıştırılmamıştır.

Mahkemenin ihbar dilekçesi karşısındaki inceleme yetkisi meselesinde Hukuk Genel Kurulu genel ilke olarak mahkemenin şartları inceleyip ret kararı veremeyeceğini açıklarken, 3. Hukuk Dairesi şekil ve süre eksikliği bulunan bir ihbar talebinde ret kararını onaylamıştır. İki karar farklı kapsamlara ilişkin olup tek bir kesin kural ortaya koymak mümkün değildir.

İhbar Süresinin Sınırı ve Yargılamaya Etkisi

Davanın ihbarı tahkikat sonuçlanıncaya kadar yapılabilir. HMK m. 62/2 gereğince davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz; ihbarın tevalisi gibi zorunlu haller dışında süre de verilemez. Bu düzenlemeyle yargılamanın gereksiz uzamasının ve kötü niyetli ihbarda bulunulmasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Zorunlu hâllerde ise hâkimin süre vermesi mümkün kılınmıştır.

Teminat Şartı ve Önceki Kanundan Fark

HMK m. 62 kapsamında, önceki 1086 sayılı HUMK döneminin uygulamasından farklı olarak, ihbarın tevalisi nedeniyle süre verilmesi hâlinde teminat alınması zorunlu değildir. Hukuki dinlenilme hakkının bir uzantısı olan ihbar için teminat alınmasının uygun olmadığı ve uygulamada ortaya çıkan güçlükler nedeniyle bu yönde bir değişikliğe gidildiği kanun gerekçesine dayalı açıklamalarda yer almaktadır.

İhbar Olunanın Hukuki Durumu ve Belge İsteme

HMK m. 63/1 uyarınca dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir. Katılma usulü ve ihbarın sonuçlarına ilişkin düzenlemeler bu makalenin kapsamı dışındadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2016/835, K. 2017/1525 sayılı kararında ihbar olunan şirketler yargılamayı takip etmese dahi davalının savunmasının dayanağını oluşturan özlük dosyası ve ödeme belgeleri gibi işin esasına ilişkin belgelerin HMK m. 221 uyarınca bu şirketlerden müzekkereyle istenmesi gerektiğini, aksi hâlin hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğinde olduğunu vurgulamıştır. Bu değerlendirme oy çokluğuyla varılmış bir sonuçtur ve davalının ilgili yönde açık talepte bulunduğu koşullarla bağlantılı biçimde ele alınmıştır.

Sık Sorulan Sorular

İhbar dilekçesinde hangi bilgilerin yer alması zorunludur?

HMK m. 62/1 gereğince ihbar dilekçesinin yazılı olması, ihbar sebebinin gerekçeleriyle birlikte açıklanması ve yargılamanın bulunduğu aşamanın belirtilmesi zorunludur. Bu üç unsur, ihbar edilen kişinin doğru karar verebilmesi ve kötü niyetli ihbarların önlenmesi amacıyla kanunda ayrıca vurgulanmıştır.

Davanın ihbarı ne zamana kadar yapılabilir?

HMK m. 61/1 uyarınca davanın ihbarı tahkikat sonuçlanıncaya kadar yapılabilir. Tahkikat sınırının ara aşamalar bakımından somut olarak ne anlama geldiği konusu mevcut kararlarda tam olarak netleştirilmemiştir.

Mahkeme ihbar talebini inceleyebilir mi, reddedebilir mi?

Bu konuda Yargıtay kararları arasında tam bir uyum bulunmamaktadır. Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2016/835, K. 2017/1525 sayılı kararında mahkemenin ihbar şartlarını inceleyemeyeceği, talebi reddedip kabul kararı veremeyeceği ve yalnızca dilekçenin tebliğiyle yetinmesi gerektiği açıklanmıştır. Öte yandan Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/430, K. 2023/1653 sayılı kararında şekil şartlarını taşımayan ve son duruşmadan önce yapılan ihbar talebi nedeniyle verilen ret kararını usul ve kanuna uygun bulmuştur. İki karar farklı kapsamlara ilişkin olduğundan bu konuda tek bir kesin sonuca varmak güçtür.

İhbar sebebiyle duruşma ertelenebilir mi?

Hayır. HMK m. 62/2 uyarınca davanın ihbarı sebebiyle yargılama bir başka güne bırakılamaz ve ihbarın tevalisi gibi zorunlu haller dışında süre verilemez. İhbarın tevali etmesi, yani zincir hâlinde başkasına ihbar yapılması gereken zorunlu durumlarda hâkimin süre vermesi mümkün kılınmıştır.

İhbar mahkeme dışında da yapılabilir mi?

Evet. Davanın ihbarı mahkeme aracılığıyla yapılabileceği gibi mahkeme dışı vasıtalarla da gerçekleştirilebilir. Mahkeme aracılığıyla ihbar isteyen tarafın dilekçeyle başvurması gerekmektedir.

İhbar zinciri kurulabilir mi, tevali nedir?

Evet. HMK m. 61/2 uyarınca dava kendisine ihbar edilen kişi de aynı şartlarda bir başkasına ihbarda bulunabilir. Bu yolla ihbarın tevalisi, yani birden fazla kişiye zincirleme ihbar, mümkündür. Tevali eden ihbar hâllerinde HMK m. 62/2 gereğince zorunlu durumlarda süre verilebilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu