HMK Madde 53 Dava Takip Yetkisi: Kapsam ve Sonuçlar

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 53 Dava Takip Yetkisi: Kapsam ve Sonuçlar

Dava Takip Yetkisi Ne Anlama Gelir?

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 53. maddesi dava takip yetkisini, talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisi olarak tanımlar. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir. Bir kişinin davayı usul hukuku önünde yürütüp sonuçlandırabilmesi, o kişinin söz konusu hak üzerinde maddi hukuk anlamında da tasarrufta bulunabilmesine dayanır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 53Kaynağı aç
MADDE 53- (1) Dava takip yetkisi, talep sonucu hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Bu yetki, kanunda belirtilen istisnai durumlar dışında, maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre tayin edilir. Temsil veya izin belgelerinin verilmesi

Dava takip yetkisi, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukukundaki karşılığını oluşturur. Bunun yanı sıra bu kavram, davada taraf olmadığı hâlde kanun gereği taraf gibi davranmakla görevli kılınanların hukuki konumunu açıklamada da başvurulan bir araçtır. Kural olarak taraf ehliyeti ve dava ehliyeti bulunan bir kişinin dava takip yetkisi de vardır; ancak bazı istisnai durumlarda taraf ve dava ehliyetine sahip olmakla birlikte dava takip yetkisinden yoksun olunabilir.

Taraf Ehliyeti ve Dava Ehliyetiyle İlişkisi

HMK m. 50 uyarınca medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan kişi davada taraf ehliyetine de sahiptir. HMK m. 51'e göre dava ehliyeti ise medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. Dava takip yetkisi bu iki kavramla bağlantılı olmakla birlikte istisnai hâllerde taraf ve dava ehliyeti bulunmasına rağmen dava takip yetkisi eksik olabilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 50Kaynağı aç
MADDE 50- (1) Medenî haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, davada taraf ehliyetine de sahiptir. Dava ehliyeti
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 51Kaynağı aç
MADDE 51- (1) Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. Davada kanuni temsil

Dava Takip Yetkisi Bir Dava Şartıdır

Dava takip yetkisi, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve talep sonucu hakkında kendi adına hüküm alabilme yetkisidir. Taraflardan birinin davacı ya da davalı sıfatına sahip olmadığının belirlenmesi hâlinde mahkeme davanın esasına girmeksizin davayı husumet yokluğu nedeniyle reddeder.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2015/7113, K. 2018/3218Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2015/7113 E.  ,  2018/3218 K. "İçtihat Metni" ….. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin ortağı olduğunu, müvekkilinin ortaklıklarına düşen tüm akçalı yükümlülüklerini yerine getirdiğini davalı kooperatifin diğer davalılar ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladıklarını, yapılan sözleşme uyarınca yüklenici kooperatifin konutları bitirdiğini, müvekkilinin de konutlarını teslim aldığını, ancak tapularının devrinin sağlanmadığını, ileri sürerek davalı arsa sahipleri adına kayıtlı bulunan taşınmazlar 29, 31, 33 ve 13 nolu bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile müvekkili adına tesciline, 13 nolu bağımsız bölüm ile 14 nolu bağımsız bölüm arasındaki fark ile yapılan faydalı masrafların karşılığı şimdilik 115.000,00 TL'nin davalı kooperatiften alınarak müvekkiline verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı kooperatif temsilcileri, davacının edimlerini yerine getirdiğini, diğer davalıların muvafakatı ile diğer ortaklara tapularının verildiğini, kooperatif ile diğer davalılar arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklı davaların bulunduğunu, tapu iptal tescil taleplerinin yerinde olduğunu ve kendilerinde bir kusur bulunmadığını savunarak, davanın kabulünü istemişlerdir. Diğer davalılar arsa sahipleri vekili, davacının müvekkilleri ile bir ilişkisinin olmadığını, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin taraflarının davalılar bulunduğunu, esasen davalı kooperatif ile müvekkilleri arasında inşaatın zamanında teslim edilmemesine bağlı dava olduğunu, halen bu davanın derdest bulunduğunu, davacının aktif dava ehliyetinin olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia savunma ve dosya kapsamına göre, davacı ortak ile davalı taşınmaz malikleri arasında hukuki ilişki bulunmadığından davacıların bu davalılara karşı bir talep hakkı bulunmadığı, davalılar arasında tapu devri edimi konusu çekişmeli olduğundan, dava tarihi ve diğer koşullar itibariyle davalılar arsa sahipleri yönünden davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığı, davalı kooperatif açısından da taşınmazların maliklerinin diğer davalılar oluşu ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi bakımından çekişme bulunması nedeniyle dava tarihi itibariyle davacıya tapu devri edimi yönünden hukuki bir imkansızlık mevcut olduğundan bu davalı bakımından da dava tarihi itibariyle dava koşulları oluşmadığı, hukuki yararın bulunmadığı ve davacının davasını erken açtığı sonucuna varılarak davanın reddine, karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, davalı kooperatifin ortağı olan davacının, arsa malikleri ve ortağı olduğu kooperatiften tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. ../.. S.2. Davacı vekilinin davalı arsa sahiplerine yönelik temyiz itirazları yönünden; Kural olarak, arsa malikleri ile yapılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde, davacı ortak taraf olmadığından ve arsa maliklerince davacı ortağa karşı bağımsız bir taahhüt altına girilmediğinden, davacının arsa sahiplerine karşı doğrudan dava açması mümkün değildir. Yine yüklenici konumunda olan kooperatifin, arsa sahiplerinden tapu talep edebilmesi sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmiş olmasına bağlıdır. Ortakların da kendilerine tahsis edilen konutun mülkiyetini isteyebilmeleri, genel kurullarda kararlaştırılan ve geçerliliğini koruyan parasal yükümlülüklerini yerine getirmiş olmaları halinde mümkündür. Öte yandan, yukarıda belirtildiği üzere, ilke olarak kooperatif ortağının arsa sahiplerine doğrudan dava açma hakları bulunmasa da tüm dairelerin arsa sahipleri adına tescilinin ardından, kooperatifin edimlerini yerine getiren ortakları için arsa sahiplerinden tapu devrini istemesi şeklinde bir uygulama benimsenmiş ve arsa sahibi ile kooperatif arasındaki sözleşme ve uygulamalara göre davacı tarafından tapusu istenilen dairenin kooperatife bırakılacak dairelerden olduğu belirlenir ise arsa sahiplerine husumet yöneltilebileceği kabul edilmelidir. Dosya kapsamından, davacının dava tarihi itibariyle davalı kooperatife herhangi bir borcu bulunmadığı hususunun kooperatifin kabulünde olduğu, dava konusu bağımsız bölümün de içinde olduğu bir kısım bağımsız bölüm tapu kaydının davalı arsa sahiplerince cevap dilekçesinde bildirilen……sayılı karar örneği kapsamından, arsa sahiplerince davalı yüklenici aleyhine gecikme tazminatı ve cezai şart istemiyle dava açıldığı, davalı yüklenici tarafından fazla imalat bedelinin tahsili istemiyle açılan davanın işbu dava ile birleştirilmesine karar verildiği, yapılan yargılama sonucunda asıl davanın kısmen kabulü ile 787.014,00 TL gecikme tazminatının davalı yükleniciden tahsiline, cezai şart bedeli isteminin reddine, birleşen davanın kısmen kabulü ile 100.000,00 TL fazla imalat bedelinin arsa sahiplerinden tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Mahkemece, davalı kooperatifin arsa sahipleri ile yaptığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği, tapu talep etme koşullarının bulunup bulunmadığı hususunda herhangi bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Öte yandan, dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 97., (818 sayılı BK'nın 81.) maddesine göre, karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifasını talep eden kimse sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, kural olarak kendi borcunu ifa etmedikçe karşı taraftan edimin ifasını isteyemez. İmar mevzuatına uygun imalat, inşaatın iskân alınabilecek duruma getirilerek fiili ve hukuki yönden eksiksiz olarak arsa sahibine teslim edilmesi anlamını taşır ve sözleşmeye göre iskân alması gereken yüklenici iskânı alınca kendisine düşen bağımsız bölümlerin arsa payının devrini isteyebilir. Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmelerinde, ücret, devri kararlaştırılan arsa payıdır (TBK. m. 479). Kural olarak, ücret (arsa payı) sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa (kademeli ferağ öngürülmemişse) işin yapılmasından sonra ödenir (devredilir). Bu durumda, inşaat yapma borcunu yerine getirmeyen yüklenici, arsa sahibinden tapu devrini isteyemez (TBK. m. 97). Somut olayda davalı arsa sahipleri gecikme tazminatı alacaklarının bulunduğunu savunmuş olup, davalı arsa sahiplerinin sözleşmeden doğan haklarını, teminat altına alabilmek amacıyla elde tuttuğu bağımsız bölüm veya bölümlerin gecikme tazminatı alacağı ödenmeden; sözleşmeye uygun olarak teslim olgusunun gerçekleştiği kabul edilemeyeceğinden, davalı yüklenici kooperatif tescile hak kazanamaz. Diğer yandan, 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarını düzenleyen 114/1-d maddesindeki dava ehliyeti, fiil ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şeklidir. Fiil ehliyetine sahip olan bütün gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptir. Aynı Kanun'un 114/1-e maddesindeki dava takip yetkisi, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve talep sonucu hakkında kendi ../.. S.3. adına hüküm alabilme yetkisidir. (HMK 53). Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir. Bir kişinin belli bir davada davacı ya da davalı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin, ileri sürülme zamanı Yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi, davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def'i de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur. Somut olayda davalı arsa sahipleri gecikme tazminatı alacaklarının bulunduğunu savunmuş olup, davalı arsa sahiplerinin sözleşmeden doğan haklarını, teminat altına alabilmek amacıyla elde tuttuğu bağımsız bölüm veya bölümlerin gecikme tazminatı alacağı ödenmeden; sözleşmeye uygun olarak teslim olgusunun gerçekleştiği kabul edilemeyeceğinden, davalı yüklenici kooperatif tescile hak kazanamaz. Bu durumda mahkemece, taraflar arasındaki …..2009/50 Esas 2015/62 Karar sayılı dosyası incelenerek, davalı arsa maliklerinin kaç bağımsız bölümün tapu devrinden kaçındıkları, elde tuttukları bağımsız bölümlerin değerlerinin anılan dosyadaki gecikme tazminatı alacağını karşılayıp karşılamadığı, alacaklarından fazla bağımsız bölüm tapusunu elde tutup tutmadıkları, buna göre davalı yüklenici kooperatifin tapu talep etme hakkının bulunup bulunmadığı, bu arada dava konusu bağımsız bölümün hukuki durumu gerekirse bilirkişi incelemesi ile belirlenerek sonucuna göre arsa malikleri yönünden karar verilmesi gerekirken taraflar arasındaki uygulama ve davacının taraf ehliyeti bulunduğu hususları gözardı edilerek, muhtemelen aktif davacı sıfatının bulunmadığı kastedilerek yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Davacının davalı kooperatif yönünden kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince; Davacı, davalı kooperatifin ortaklığına bağlı olarak tapu iptali ve tescil istemektedir. Yargılama sonunda verilen karar, kooperatifin hukukunu da etkileyecektir, kooperatifin yokluğunda verilen kararın ona karşı infaz edilme olanağı bulunmamaktadır. Davada taraf olamayanın durumu tartışılarak onun leh veya aleyhinde bir karar verilemez. Somut olayda, davalı kooperatifçe davacının tapu talep etme koşullarını taşıdığı kabul edilmiş ise de, davalı kooperatifin dava konusu bağımsız bölümün tapu kaydını talep etme koşullarını taşıyıp taşımadığı yukarıda açıklanan araştırma sonucu belirlenecektir. Bu durumda mahkemece, kooperatif ortaklığına bağlı tapu iptali ve tescil isteyen davacının davalı kooperatife dava açmakta hukuki yararının bulunduğu gözardı edilerek yazılı şekilde yanılgılı gerekçeye dayalı olarak hüküm kurulması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Husumet, ne kanunla kabul edilmiş bir ilk itiraz ne de davalının ileri sürmesi gereken bir def'idir. Davanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebilir; mahkeme de vakıf olduğunda bunu re'sen dikkate alır. HMK m. 115/1 bu genel çerçeveyi desteklemektedir: mahkeme dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır ve taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 115Kaynağı aç
MADDE 115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez. İKİNCİ AYIRIM İlk İtirazlar Konusu

Dava şartı noksanlığı tespit edildiğinde HMK m. 115/2 uyarınca mahkeme, noksanlığın giderilmesinin mümkün olup olmadığını değerlendirir. Noksanlık giderilebilir nitelikteyse tamamlanması için kesin süre verilir; bu süre içinde giderilmezse dava usulden reddedilir. Noksanlık esasa girilmeden fark edilmemiş ve taraflarca da ileri sürülmemiş olsa bile hüküm anında giderilmişse, başlangıçtaki eksiklik nedeniyle dava usulden reddedilemez.

Kanuni İstisnalar: Maddi Tasarruf Yetkisinin Dışına Çıkan Hâller

HMK m. 53, dava takip yetkisinin kural olarak maddi hukuktaki tasarruf yetkisine göre belirleneceğini; ancak kanunda belirtilen istisnai durumlarda bu kuralın dışına çıkılabileceğini hükme bağlamaktadır. Bu istisnalara kanun gerekçesinde örnek olarak alacaklının, borçlunun henüz tapuya tescil ettirmediği bir taşınmazını borçlu adına tescil ettirmek için icra dairesinden dava açma yetkisi istemesi ile iflâs masasına karşı açılacak davalarda veya iflâs masasının açacağı davalarda iflâs idaresi tarafından temsil edilmesi gösterilmektedir.

Vasiye ilişkin düzenleme de bu tablo içinde değerlendirilen bir alan oluşturur: 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 462/8. maddesi uyarınca dava açılması, sulh olunması, tahkim ve konkordato yapılması vesayet makamının iznine tabidir. Acele hâllerde vasinin geçici önlem alma yetkisi bu zorunluluktan muaftır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 462Kaynağı aç
Madde 462- Aşağıdaki hâllerde vesayet makamının izni gereklidir: 1. Taşınmazların alımı, satımı, rehnedilmesi ve bunlar üzerinde başka bir aynî hak kurulması, 2. Olağan yönetim ve işletme ihtiyaçları dışında kalan taşınır veya diğer hak ve değerlerin alımı, satımı, devri ve rehnedilmesi, 3. Olağan yönetim sınırlarını aşan yapı işleri, 4. Ödünç verme ve alma, 5. Kambiyo taahhüdü altına girme, 6. Bir yıl veya daha uzun süreli ürün ve üç yıl veya daha uzun süreli taşınmaz kirası sözleşmeleri yapılması, 7. Vesayet altındaki kişinin bir sanat veya meslekle uğraşması, 8. Acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması, 9. Mal rejimi sözleşmeleri, mirasın paylaştırılması ve miras payının devri sözleşmeleri yapılması, 10. Borç ödemeden aciz beyanı, 11. Vesayet altındaki kişi hakkında hayat sigortası yapılması, 12. Çıraklık sözleşmesi yapılması, 13. Vesayet altındaki kişinin bir eğitim, bakım veya sağlık kurumuna yerleştirilmesi, 14. Vesayet altındaki kişinin yerleşim yerinin değiştirilmesi. II. Denetim makamından

Sendikalar da kanuni temsil çerçevesinde önemli bir örnek oluşturur. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu'nun 26. maddesi gereğince üyelerini temsilen dava açan sendikalar, o davalarda şekli taraf niteliğini haiz olmakta ve dava takip yetkisi kapsamında hareket etmektedir.

Uygulamada Dava Takip Yetkisi Yokluğu

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/1069, K. 2017/1294 sayılı kararında, kooperatifin taraf olduğu sözleşmeye dayalı tapu iptali ve tescil davası ele alınmıştır. Söz konusu kararda tapu iptali ve tescil davası açma yetkisinin kooperatife ait olduğu saptanmış; kooperatif üyesi konumundaki davacıların kooperatifin yetkilisi olduklarını iddia ve ispat edemedikleri, bu konuda dava açmak üzere yetkilendirildiklerine dair herhangi bir karar ya da belge de sunamadıkları gerekçesiyle HMK m. 53 gereğince dava takip yetkisi bulunmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2017/1069, K. 2017/1294Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2017/1069 E.  ,  2017/1294 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı istinaf başvurusunun reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacılar vekili, müvekkillerinin kooperatife ait taşınmazlarda malik olduklarını, davalılardan … ile davalı… Kooperatifi arasında … 2. Noterliği'nin 18.05.1995 tarih 20476 yevmiye numaralı düzenlenme şeklinde taşınmaz mal satış vaadi ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını, davalı …'nin bu sözleşmeden doğan yükümlülüklerine uymadığını, dava konusu taşınmazın davalı …'ya davalı … tarafından satış yolu ile devredildiğini, taşınmazın davalı kooperatif himayesinde 20 yılı aşkın süredir çardak, çocuk parkı ve otopark olarak kullanıldığını, davalı …'nın daha önce davalı Kooperatif yönetiminde görev aldığını, davalı … tarafından davalı …'ya yapılan devir işleminin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, tapusunun iptali ile davalı Kooperatif adına tescil edilmesini talep etmiştir. Davalı kooperatif dışındaki diğer davalılar vekili, davacıların davalı kooperatifi temsile yetkilerinin bulunmadığını, davanın 10 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığını, aynı nedenle… 20. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/250 Esas sayılı dava dosyasında davanın reddine karar verildiğini, davacıların arsayı otopark olarak kullanmaya devam etmek için davayı açtıklarını, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; HMK'nın 53. maddesi gereğince, tapu iptali ve tescil davası açma yetkisi kooperatife ait olup, davacılar kooperatifin yetkilisi olduklarını iddia ve ispat etmediği gibi, bu konuda dava açmak üzere yetkileri bulunduğuna dair herhangi bir karar ve belge de sunmamışlardır. Dosya kapsamı ve incelenen belgeler ile, davacıların tapu iptali davası açma hak ve yetkileri bulunmadığı, bu yetkinin Kooperatif yönetimine ait bulunduğu anlaşıldığından, HMK'nın 53. maddesi gereğince davayı takip yetkisi bulunmaması nedeni ile davacıların davasının usulden reddine karar verilmiştir. Davacıların davaya konu düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafı olmadığı, bu sözleşmenin taraflarının davalı kooperatif ve davalılardan … olduğu, davacıların davalı kooperatif adına dava açma yetkilerinin bulunmadığı görülmüştür. Yerel Mahkemenin, davacıların davayı takip yetkisi bulunmadığı, dolayısıyla dava şartı noksanlığı nedeniyle davayı usulden reddetmesinde hukuka aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik ve kanunlara aykırılık bulunmamasına göre, davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, alınması gereken harç peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 02.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kısıtlı kişi adına açılan bir davada vasi, husumete izin verildikten sonra davayı takip etmemiş; bizzat davacı ise temsil yetkisinden yoksun bulunmuştur. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2014/19907, K. 2017/1317 sayılı kararında bu durumu, HMK m. 53 kapsamında davada takip yetkisi bulunmaması gerekçesiyle davanın reddini haklı kılan bir neden olarak değerlendirmiştir.

Tapuda kayıt düzeltme ve tespit taleplerinde başka bir dava nedeniyle mahkemece verilen yetkiye dayanılarak talepte bulunulması durumunda ise yetkiyi kullanan kişi HMK m. 53 uyarınca aktif dava takip yetkisine sahip sayılır.

Temyiz Hakkı ve Dava Takip Yetkisinin Bağlantısı

Temyiz hakkı dava hakkının uzantısı niteliğindedir; bir hükmü ancak hukuki yararı olan davanın gerçek tarafı temyiz edebilir. Açılan davaya HMK m. 53 ve ilgili kanun hükümleri çerçevesinde yöntemine uygun biçimde katılmayan kişi davanın gerçek tarafı sayılamaz ve hükmü temyiz edemez.

Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, E. 2014/2053, K. 2014/4466Kaynağı aç
20. Hukuk Dairesi         2014/2053 E.  ,  2014/4466 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi Taraflar arasındaki kadastro tesbitine itiraz davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi katılan … Yönetimi, davalı … ve ihbar olunan Hazine tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Kadastro sırasında …Köyü 101 ada 53 ve 126, 115 ada 27 parsel sayılı sırasıyla 26671,25 m², 5098,19 m2 ve 955,45 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar, tarla; 101 ada 119 parsel sayılı 677,25 m² yüzölçümündeki taşınmaz, bahçe niteliğiyle davalı … adına tespit edilmiştir. Davacı, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği iddiasıyla dava açmıştır. Yargılama sırasında dava Hazine ve Orman Yönetimine ihbar olunmuş; Orman Yönetimi, çekişmeli taşınmazların orman sayılan yerlerden olduğu iddiasıyla davaya katılmıştır. Mahkemece; davacının davasının feragat nedeniyle reddine, katılan … Yönetiminin davasının kısmen kabulüne kısmen reddine, 101 ada 126 sayılı parselin kadastro tespitinin iptaliyle orman niteliğiyle Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, 101 ada 53 ve 119 sayılı parsel ile 115 ada 27 sayılı parselin tespit gibi tesciline karar verilmiş; hüküm, katılan … Yönetimi tarafından tesbit gibi tesciline karar verilen taşınmazlara; davalı tarafından, orman niteliğiyle tesciline karar verilin taşınmaz ve vekâlet ücretine; ihbar olunan Hazine tarafından ise, tesbit gibi tesciline karar verilen taşınmazlar ile vekâlet ücretine yönelik olarak temyiz edilmiştir. Dava, kadastro tesbitine itiraz niteliğindedir. Çekişmeli taşınmazların bulunduğu yerde orman kadastrosu, 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi hükmüne göre yapılmıştır. 1) İhbar olunan Hazinenin temyiz itirazları yönünden; İhbar olunan Hazine açılan davaya HMK'nun 53 ve onu izleyen maddeleri ile 3402 sayılı Kadastro Kanunun 26/D maddesi hükmü uyarınca yöntemine uygun şekilde katılmadığı, bu nedenle davanın gerçek tarafı olmadığı belirlenmiştir. Kural olarak; temyiz hakkı, dava hakkının uzantısıdır. Öte yandan, bir hükmü, hukukî yararı olmak koşulu ile davanın geçek tarafı temyiz edebilir. Açıklanan nedenle ihbar olunan Hazinenin temyiz dilekçesinin REDDİNE, 2) Davalı … ve katılan … Yönetiminin temyiz itirazlarına gelince; İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığı gerekçeye, uzman orman bilirkişi tarafından eski tarihli hava fotoğrafları ve memleket haritasına dayalı olarak yöntemine uygun biçimde yapılan inceleme ve araştırmada, çekişmeli 101 ada 126 sayılı parselin orman sayılan yerlerden, 101 ada 53 ve 119, 115 ada 27 sayılı parsellerin ise orman sayılmayan yerlerden olduğu anlaşıldığına, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 31. maddesi uyarınca vekâlet ücreti takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının katılan … Yönetimi ve davalı …'e ayrı ayrı yükletilmesine, Hazineden harç alınmasına yer olmadığına 14/04/2014 gününde oy birliği ile karar verildi.

Dava Konusunun Devri ve Dava Takip Yetkisinin El Değiştirmesi

HMK m. 125, dava süresince dava konusunun devredilmesi hâlini düzenlemektedir. Davanın açılmasından sonra dava konusu davacı tarafından devredilirse, devralan kişi herhangi bir onay aranmaksızın hukuk gereği davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden devam eder; bu geçişin gerçekleşmesi için davalının onayı da aranmaz.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2015/5589, K. 2016/3663Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2015/5589 E.  ,  2016/3663 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı temlik alan … vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı …'den temlik alan vekilleri Avukat … ve Avukat … ile davalı … vekili Avukat … ve asli müdahil …i vekili Avukat … geldi. Temlik eden şirket tasfiye memuru … gelmedi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, davacı yüklenici şirket ile davalı iş sahibi … arasında imzalanan eser sözleşmesinden kaynaklanan geçici kabul ve haksız kesintiler ile süre uzatımı konusunda yaratılan muarazanın men'i, süre uzatımı belirlenerek taahhüt süresine ilavesi gerektiğinin tespiti ve ilavesi, geçici kabulün … tarihinde yapılması gerektiğinin tespiti ve bu tarih itibariyle hükmen yapılması, hakedişten haksız olarak kesilen gecikme cezasının istirdadı, sözleşme dışı imalât bedeli ile işin … yılına sarkması nedeniyle malzeme ve işçilik fiyat farkı alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Dava açıldıktan sonra … tarihli temlikname ile, davayı açan yüklenici şirket dava konusu ettiği ve temlik tarihine kadar davalı iş sahibinden olan alacakları ile talep ve dava haklarını …'e temlik etmiş, temlik alan … … havale tarihli dilekçesiyle temliknameyi mahkemeye ibraz ederek alacağın tahsilini talep etmiştir. Davalı iş sahibi vekili, yargı yolu itirazında bulunmuş zamanaşımı, usul ve esas yönünden davanın reddini istemiş, sözleşmenin 11.5. maddesinde yüklenicinin her türlü hakediş ve alacaklarını idarenin yazılı izni olmaksızın başkalarına temlik edemeyeceği, temliknamelerin noter tarafından düzenlenmesi ve idarece istenilen kayıt ve şartları taşıması gerektiği şeklinde düzenleme mevcut olup, temlik geçerli olmadığından kabul etmediklerini savunmuştur. … harçlandırdığı … tarihli dilekçe ile asli müdahele talebinde bulunmuştur. Mahkemece temlik yasağı bulunduğu ve temlik edenin davayı takip iradesini bildirmediği anlaşıldığından, temlik alan davacı anlamında dava ehliyeti-aktif husumet ehliyeti yönünden usulden reddine, asıl dava anlamında verilen hüküm dikkate alınarak müdahele davasının asliye hukuk mahkemesinde devam etmesi gerekmediği anlaşıldığından, müdahele davası anlamında tarafların tacir olması da dikkate alınarak asliye ticaret mahkemesinin görevli olması sebebiyle dilekçenin usulden reddine dair verilen karar, temlik alan davacı vekilince temyiz edilmiştir. Alacağın devri (temliki) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup 183. maddenin birinci fıkrasında kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklının borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebileceği kabul edilmiş, devam eden maddelerde devir sözleşmesinin geçerlilik şekli, yasal veya yargısal devir ve etkisi ile devrin hükümleri düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre kural olarak sözleşmede temlik yasağı bulunması ya da borçlunun rızasına bağlanmış olup borçlunun rızasının bulunmaması halinde alacağın temliki borçluya karşı ileri sürülemez. Dava konusunun devri ise alacağın temlikinden farklı olup, alacağın temlikinde davadan önce ve aşamalı ödeme kararlaştırılan hallerde sözleşmenin ifası aşamasında dahi yapılması mümkün olmakla birlikte, dava konusunun devri adından da anlaşılacağı gibi ancak davanın açılmasından sonra yapılabilir. Dava konusunun devri dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 125. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin 1. bent a ve b fıkralarında davanın açılmasından sonra davalı tarafın dava konusunu üçüncü bir kişiye devretmesi halinde davacının seçimlik hakları gösterilmiştir. Somut uyuşmazlıkta bu husus konumuzun dışındadır. Dava konusunun davacı tarafından devri 125. maddelerin 2. bendinde düzenlenmiş ve madde metninde aynen “davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devir edilecek olursa, devralmış olan kişi görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden devam eder” denilmiştir. Dava konusunun davacı tarafından üçüncü bir kişiye devredilmesi halini düzenleyen HMK'nın 125/2. maddesi hükmü, devralan üçüncü kişinin hukuk gereği (ipsojure) davacı sıfat ve buna bağlı olarak dava takip yetkisi kazanacağı ve davanın yeni davacı ile süreceği gerekçesiyle devralan kişinin kendiliğinden davacı yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam olunacağı esasını getirmiştir. Bu hükme göre dava, davayı devralan üçüncü kişi ile davalı arasında devam edecektir. Bunun için davalının bu konuda karar vermesi veya devralan üçüncü kişinin davacı yerine geçmesi için onayı aranmaz. (Medeni Usul Hukuku, Yetkin Hukuk Yayınları 1. baskı Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz sayfa 511 ve devamı). Dava konusu şey dava açıldıktan sonra davacı tarafından başka bir kişiye devredilirse, bu durumda devralmış olan kişi davacı yerine geçerek görülmekte olan davaya kaldığı yerden devam eder. Ancak bu halde davalı yeni davacıya karşı, kişisel savunma sebeplerini ileri sürebilir (Medeni Usul Hukuku Yetkin Yayınları 12. baskı Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Prof. Dr. Oğuz Atalay, Prof. Dr. Muhammed Özeken sayfa 412. ve devamı). Somut olayda dava … tarihinde harcı ödenerek yüklenici … Tarafından açıldıktan sonra … tarihinde düzenlenen temlikname ile davanın ilk olarak açıldığı Asliye Ticaret Mahkemesi'nin … Esas sayılı dosyasında davaya konusu yapılan alacaklar dava ve talep hakları ile birlikte 3. kişi …'e devredilmiştir. Temlikname adi yazılı düzenlenmekle birlikte davacı şirketin tasfiye memuru temlikname içeriğini … tarihli duruşmada imzalı beyanı ile kabul ettiğinden devir hukuken gerçekleşmiştir. Söz konusu belgenin başlığında temlikname yazılmış olmakla birlikte dava açıldıktan sonra yapıldığı ve içeriğinde davaya konu edilen hak ve alacakları talep ve dava haklarının da devredilmiş olduğu belirtildiğinden, dava konusunun devri belgesi niteliğindedir. Davacı yüklenici şirket tarafından dava açıldıktan sonra dava konusu (müdahil) …'e devredilmiş olduğundan … davacı yüklenici şirket yerine geçmiştir. Bu durumda mahkemece dava açıldıktan sonra dava konusu hak ve alacakların tamamı …'e devredildiğinden, … HMK'nın 125/2. maddesi gereği dava açan yüklenici şirket yerine geçtiği, aktif dava ehliyeti bulunulduğu ve davaya kaldığı yerden devam edilmesi gerektiğinden işin esasına girilip taraf vekilleri toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile davanın usulden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davayı devralan …'in temyize itirazlarının kabulü ile kararın yararına BOZULMASINA, … TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay'daki duruşmada vekille temsil olunan devralan …'e verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacı temlik alan …'e geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine … gününde oyçokluğuyla karar verildi. – KARŞI OY YAZISI – Alacağın temliki yani alacağın devrinin düzenlendiği TBK 183. maddedeki düzenlemenin karşı anlamlarıyla da değerlendirilen hükümlerine göre asıl hukuki ilişkiye ilişkin sözleşmede, alacağın devrine ilişkin bir yasak var ise, veya devirin geçerli olabilmesi için alacaklının rızası şartı var ve bu rıza yok ise alacağın devrinin geçerli olduğundan söz edilemez. Alacağın devri Borçlar Hukukunda düzenlenmiş olup, maddi hukukla ilgili bir tasarruf işlemidir. Geçerliliği ve sonuçlarının da düzenlendiği kanundaki hükümlere göre değerlendirilmesi gerekir. TBK'da ayrıca özel bir düzenleme olmadığı için 183. ve devamı maddelerdeki geçerlilik koşulları her aşamada geçerli ve ileri sürülebilir olup, alacağın devrinin alacakla ilgili dava açıldıktan sonra olması 183. maddedeki koşulların aranmasından vazgeçilmesini gerektirmez. Alacağın devri maddi hukuka ilişkin ise de bu devirin dava açıldıktan sonra olması halinde; davacı veya davalı sıfatlarının kimde olacağı, usule ilişkin hakların kim tarafından nasıl kullanılacağı ise usul hukukuna ilişkindir. Bu nedenle usul kurallarında dava konusunun alacaklı veya borçlu tarafından devri halinde yapılacak işlemlerin neler olduğuna dair düzenlemeler yer alır. Bu konuda HMK'da yer alan hüküm 125. madde olup, davacının dava konusunu devri ikinci fıkrada düzenlenmiştir. Buna göre; davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Sözleşmede devir yasağı olsa bile bunu ileri sürecek olan, devire konu alacağın borçlusudur. Borçlu alacağın devri nedeniyle rızası bulunmadığını devrin geçerli olmadığını ileri sürmemiş ise bunun uyuşmazlık konusu olmadığı rızanın mevcut bulunduğunun kabulü gerekecektir. Alacağı devralan HMK 125. madde gereğince hemen davacı yerine geçer ve usulden doğan yetkileri kullanabilir ise de davalının kendisine karşı ve devreden alacaklıya karşı ileri sürebileceği def'i ve itirazlar ile de muhatap olacak ve sonucunda maddi hukuk anlamında talep edebileceği alacak bulunduğu ispatlandığı takdirde alacağa hükmedilecektir. HMK 125. madde nedeniyle hemen davacı yerine geçmek ile TBK 183. maddedeki temlik nedeniyle alacaklı hale gelmek aynı sonuçları doğuran kurallar değildir. HMK'daki hükümler alacağın istenebilmesine ilişkin usul işlemlerini yapabilme yetkisi verir. Diğeri ise maddi hukuk anlamında alacağa sahip olma yetkisi verir. Davaya bakan hakimin davayı görüp yargılama yapmadan dava konusunun asıl sahibinin kim olduğunu saptaması mümkün değildir. Bu ancak verilecek kararın kesin hüküm haline gelmesi ile sağlanacaktır. Bu nedenledir ki dava konusunun devri halinde alacağı devralan, davacı yerine geçer delillerini ortaya koyar, davalı savunmalarına karşı delil ve beyanlarını bildirir ve sonuçta alacağın devrinin geçerli olduğunu da kanıtlayarak devraldığı alacak için lehine karar verilmesini isteyebilecektir. Bu işlemleri davacı olarak yapma yetkisi olmayan bir kimsenin alacağına kavuşabilmesi de mümkün olmadığından HMK 125. madde, maddi hukuk anlamında geçerli bir temlik olup olmadığına bakmaksızın davacı yerine geçme yetkisi vermektedir. Hemen davacı yerine geçme yetkisi verilmez ise alacağın varlığını devralanın ileri sürüp ispatlayabilmesi de mümkün olmaz. Dava konusunun devri usul hükmünün uygulanması için alacağın devrinin geçerli olması şartı yoktur. Ancak yargılamada maddi hukuk anlamında alacağın kendisi yönünden de istenebilirliği ispatlanmak zorundadır. HMK 125. maddenin amacı maddi hukukta yer alan alacağın temliki kurallarına bir sınır getirmek olmayıp, maddi hukuktan kaynaklanan alacağı talep etme ve ulaşabilmeyi kolaylaştırmaktır. Zaten usul hukukunda maddi hukuka ilişkin bir konunun bu kapsamda alacağın temlikinin düzenlenmiş olması da düşünülemez. Somut olayda temlike konu sözleşmede alacağın devri yasağı bulunmakta olup, davalı bunu da ileri sürmüştür. Temlik alan HMK 125. madde gereğince davacı yerine geçmiş ve usul yetkilerini kullanmış ise de maddi hukuk anlamında alacaklı olduğunu yani geçerli bir temlikle davalıdan isteyebileceği alacak bulunduğunu kanıtlayamamıştır. Davalı ise sözleşmedeki devir yasağı nedeniyle temlik alacaklısı yeni davacının kendisinden talep edebileceği alacak bulunmadığını ispatlamış olup davanın reddi kararı doğru olduğu için hükmün onanması görüşünde olduğumuzdan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin E. 2015/5589, K. 2016/3663 sayılı kararında çoğunluk, dava açıldıktan sonra hak ve alacakların devredilmesi hâlinde devralanın HMK m. 125/2 uyarınca davacı yerine geçtiğini ve işin esasına girilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Buna göre devralan, hukuk gereği davacı sıfatını ve buna bağlı dava takip yetkisini kazanmakta; dava yeni davacı ile sürmektedir. Bu karar oyçokluğuyla verilmiş olmakla birlikte söz konusu sonuç çoğunluk bölümünde yer almaktadır.

HMK m. 125/2'nin sağladığı usul yetkisi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 183. maddesi kapsamındaki maddi hukuk anlamında alacağa sahip olma yetkisi, aynı sonuçları doğuran düzenlemeler değildir. Bu ayrım söz konusu davalarda hukuki tartışma konusu olmuş; ancak sözleşmesel temlik yasağının HMK m. 125/2 uygulaması üzerindeki etkisi oyçokluğuyla verilen kararların karşı oy yazılarında tartışılmış olup bu konuda iki ölçüyü birbirinin yerine geçer ya da biri diğerini kapsıyor biçiminde aktarmak doğru olmaz.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2016/2944, K. 2018/533Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2016/2944 E.  ,  2018/533 K. "İçtihat Metni" …. Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki temlik alan vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, davacı yüklenici şirket ile davalı iş sahibi … arasında imzalanan eser sözleşmesinin haksız feshedilmesi nedeniyle uğranılan maddi zarar ve yoksun kalınan kâr alacağının tahsili istemine ilişkindir. Dava açıldıktan sonra 20.05.2013 tarihli temlikname ile, davayı açan yüklenici şirket dava konusu alacağı işleyecek faizleri ve tüm fer’ileri ile birlikte …’na temlik etmiş, temlik alan … vekili 18.07.2013 tarihli celsede temliknameyi mahkemeye ibraz ederek alacağın tahsilini talep etmiştir. Davalı iş sahibi vekili, esas yönünden davanın reddini istemiş, sözleşmenin 11. 5. maddesinde yüklenicinin her türlü hakediş ve alacaklarını idarenin yazılı izni olmaksızın başkalarına temlik edemeyeceği, temliknamelerin noter tarafından düzenlenmesi ve idarece istenilen kayıt ve şartları taşıması gerektiği şeklinde düzenleme mevcut olup, temlik işlemi geçerli olmadığından kabul etmediklerini savunmuştur. Mahkemece yüklenici ile davalı arasında düzenlenen sözleşmede temlik yasağı bulunduğu, temlik işleminin davalının muvafakati ile yapıldığına dair bir delil bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine dair verilen karar, temlik alan davacı vekilince temyiz edilmiştir. Alacağın devri (temliki) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup 183. maddenin birinci fıkrasında kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklının borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebileceği kabul edilmiş, devam eden maddelerde devir sözleşmesinin geçerlilik şekli, yasal veya yargısal devir ve etkisi ile devrin hükümleri düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre kural olarak sözleşmede temlik yasağı bulunması ya da borçlunun rızasına bağlanmış olup borçlunun rızasının bulunmaması halinde alacağın temliki borçluya karşı ileri sürülemez. ….. Dava konusunun devri ise alacağın temlikinden farklı olup, alacağın temlikinde davadan önce ve aşamalı ödeme kararlaştırılan hallerde sözleşmenin ifası aşamasında dahi yapılması mümkün olmakla birlikte, dava konusunun devri adından da anlaşılacağı gibi ancak davanın açılmasından sonra yapılabilir. Dava konusunun devri dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 125. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin 1. bent a ve b fıkralarında davanın açılmasından sonra davalı tarafın dava konusunu üçüncü bir kişiye devretmesi halinde davacının seçimlik hakları gösterilmiştir. Somut uyuşmazlıkta bu husus konumuzun dışındadır. Dava konusunun davacı tarafından devri 125. maddelerin 2. bendinde düzenlenmiş ve madde metninde aynen “davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devir edilecek olursa, devralmış olan kişi görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden devam eder” denilmiştir. Dava konusunun davacı tarafından üçüncü bir kişiye devredilmesi halini düzenleyen HMK'nın 125/2. maddesi hükmü, devralan üçüncü kişinin hukuk gereği (ipsojure) davacı sıfat ve buna bağlı olarak dava takip yetkisi kazanacağı ve davanın yeni davacı ile süreceği gerekçesiyle devralan kişinin kendiliğinden davacı yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam olunacağı esasını getirmiştir. Bu hükme göre dava, davayı devralan üçüncü kişi ile davalı arasında devam edecektir. Bunun için davalının bu konuda karar vermesi veya devralan üçüncü kişinin davacı yerine geçmesi için onayı aranmaz (….). Dava konusu şey dava açıldıktan sonra davacı tarafından başka bir kişiye devredilirse, bu durumda devralmış olan kişi davacı yerine geçerek görülmekte olan davaya kaldığı yerden devam eder. Ancak bu halde davalı yeni davacıya karşı, kişisel savunma sebeplerini ileri sürebilir (…. tarafından açıldıktan sonra 20.05.2013 tarihinde düzenlenen temlikname ile ….. 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/252 Esas sayılı dosyasında dava konusu yapılan alacaklar dava ve talep hakları ile birlikte üçüncü kişi …’na devredilmiştir. Söz konusu belgenin başlığında temlikname yazılmış olmakla birlikte dava açıldıktan sonra yapıldığı ve içeriğinde temlik alanın davaya konu edilen hak ve alacakları işleyebilecek tüm faizleri ve ferileri ile birlikte almaya ve ahzu kabza yetkili olduğu belirtildiğinden, dava konusunun devri belgesi niteliğindedir. Davacı yüklenici şirket tarafından dava açıldıktan sonra dava konusu (müdahil) …’na devredilmiş olduğundan … davacı yüklenici şirket yerine geçmiştir. Bu durumda mahkemece dava açıldıktan sonra dava konusu hak ve alacakların tamamı …’na devredildiğinden, … HMK'nın 125/2. maddesi gereği dava açan yüklenici şirket yerine geçtiği, aktif dava ehliyeti bulunulduğu ve davaya kaldığı yerden devam edilmesi gerektiğinden işin esasına girilip taraf delilleri toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. …. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davayı devralan …’nun temyiz itirazlarının kabulü ile kararın yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden temlik alana geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 12.02.2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi. ….. – K A R Ş I O Y – Alacağın temliki yani alacağın devrinin düzenlendiği TBK 183. maddedeki düzenlemenin karşı anlamlarıyla da değerlendirilen hükümlerine göre asıl hukuki ilişkiye ilişkin sözleşmede, alacağın devrine ilişkin bir yasak var ise, veya devirin geçerli olabilmesi için alacaklının rızası şartı var ve bu rıza yok ise alacağın devrinin geçerli olduğundan söz edilemez. Alacağın devri Borçlar Hukukunda düzenlenmiş olup, maddi hukukla ilgili bir tasarruf işlemidir. Geçerliliği ve sonuçlarının da düzenlendiği kanundaki hükümlere göre değerlendirilmesi gerekir. TBK'da ayrıca özel bir düzenleme olmadığı için 183. ve devamı maddelerdeki geçerlilik koşulları her aşamada geçerli ve ileri sürülebilir olup, alacağın devrinin alacakla ilgili dava açıldıktan sonra olması 183. maddedeki koşulların aranmasından vazgeçilmesini gerektirmez. Alacağın devri maddi hukuka ilişkin ise de bu devirin dava açıldıktan sonra olması halinde; davacı veya davalı sıfatlarının kimde olacağı, usule ilişkin hakların kim tarafından nasıl kullanılacağı ise usul hukukuna ilişkindir. Bu nedenle usul kurallarında dava konusunun alacaklı veya borçlu tarafından devri halinde yapılacak işlemlerin neler olduğuna dair düzenlemeler yer alır. Bu konuda HMK'da yer alan hüküm 125. madde olup, davacının dava konusunu devri ikinci fıkrada düzenlenmiştir. Buna göre; davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Sözleşmede devir yasağı olsa bile bunu ileri sürecek olan, devire konu alacağın …. borçlusudur. Borçlu alacağın devri nedeniyle rızası bulunmadığını devrin geçerli olmadığını ileri sürmemiş ise bunun uyuşmazlık konusu olmadığı rızanın mevcut bulunduğunun kabulü gerekecektir. Alacağı devralan HMK 125. madde gereğince hemen davacı yerine geçer ve usulden doğan yetkileri kullanabilir ise de davalının kendisine karşı ve devreden alacaklıya karşı ileri sürebileceği def'i ve itirazlar ile de muhatap olacak ve sonucunda maddi hukuk anlamında talep edebileceği alacak bulunduğu ispatlandığı takdirde alacağa hükmedilecektir. HMK 125. madde nedeniyle hemen davacı yerine geçmek ile TBK 183. maddedeki temlik nedeniyle alacaklı hale gelmek aynı sonuçları doğuran kurallar değildir. HMK'daki hükümler alacağın istenebilmesine ilişkin usul işlemlerini yapabilme yetkisi verir. Diğeri ise maddi hukuk anlamında alacağa sahip olma yetkisi verir. Davaya bakan hakimin davayı görüp yargılama yapmadan dava konusunun asıl sahibinin kim olduğunu saptaması mümkün değildir. Bu ancak verilecek kararın kesin hüküm haline gelmesi ile sağlanacaktır. Bu nedenledir ki dava konusunun devri halinde alacağı devralan, davacı yerine geçer delillerini ortaya koyar, davalı savunmalarına karşı delil ve beyanlarını bildirir ve sonuçta alacağın devrinin geçerli olduğunu da kanıtlayarak devraldığı alacak için lehine karar verilmesini isteyebilir. Bu işlemleri davacı olarak yapma yetkisi olmayan bir kimsenin alacağına kavuşabilmesi de mümkün olmadığından HMK 125. madde, maddi hukuk anlamında geçerli bir temlik olup olmadığına bakmaksızın davacı yerine geçme yetkisi vermektedir. Hemen davacı yerine geçme yetkisi verilmez ise alacağın varlığını devralanın ileri sürüp ispatlayabilmesi de mümkün olmaz. Dava konusunun devri usul hükmünün uygulanması için alacağın devrinin geçerli olması şartı yoktur. Ancak yargılamada maddi hukuk anlamında alacağın kendisi yönünden de istenebilirliği ispatlanmak zorundadır. HMK 125. maddenin amacı maddi hukukta yer alan alacağın temliki kurallarına bir sınır getirmek olmayıp, maddi hukuktan kaynaklanan alacağı talep etme ve ulaşabilmeyi kolaylaştırmaktır. Zaten usul hukukunda maddi hukuka ilişkin bir konunun bu kapsamda alacağın temlikinin düzenlenmiş olması da düşünülemez. Somut olayda temlike konu sözleşmede alacağın devri yasağı bulunmakta olup, davalı bunu da ileri sürmüştür. Temlik alan HMK 125. madde gereğince davacı yerine geçmiş ve usul yetkilerini kullanmış ise de maddi hukuk anlamında alacaklı olduğunu yani geçerli bir temlikle davalıdan isteyebileceği alacak bulunduğunu kanıtlayamamıştır. Davalı ise sözleşmedeki devir yasağı nedeniyle temlik alacaklısı yani davacının kendisinden talep edebileceği alacak bulunmadığını ispatlamış olup davanın reddi kararı doğru olduğu için hükmün onanması görüşünde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2016/2946, K. 2018/535Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2016/2946 E.  ,  2018/535 K. "İçtihat Metni" …. Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki temlik alan vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, davacı yüklenici şirket ile davalı iş sahibi … arasında imzalanan eser sözleşmesinden kaynaklanan fiyat farkı alacağının tahsili istemine ilişkindir. Dava açıldıktan sonra 20.05.2013 tarihli temlikname ile davayı açan yüklenici şirket dava konusu alacağı işleyebilecek faizleri ve tüm fer’ileri ile birlikte …’na temlik etmiş, temlik alan … vekili 18.07.2013 tarihli celsede temliknameyi mahkemeye ibraz ederek alacağın tahsilini talep etmiştir. Davalı iş sahibi vekili, esas yönünden davanın reddini istemiş, sözleşmenin 11.5. maddesinde yüklenicinin her türlü hakediş ve alacaklarını idarenin yazılı izni olmaksızın başkalarına temlik edemeyeceği, temliknamelerin noter tarafından düzenlenmesi ve idarece istenilen kayıt ve şartları taşıması gerektiği şeklinde düzenleme mevcut olup, temlik işlemi geçerli olmadığından kabul etmediklerini savunmuştur. Mahkemece yüklenici ile davalı arasında düzenlenen sözleşmede temlik yasağı bulunduğu, temlik işleminin davalının muvafakati ile yapıldığına dair bir delil bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine dair verilen karar, temlik alan davacı vekilince temyiz edilmiştir. Alacağın devri (temliki) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup 183. maddenin birinci fıkrasında kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklının borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebileceği kabul edilmiş, devam eden maddelerde devir sözleşmesinin geçerlilik şekli, yasal veya yargısal devir ve etkisi ile devrin hükümleri düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre kural olarak sözleşmede temlik yasağı bulunması ya da borçlunun rızasına bağlanmış olup borçlunun rızasının bulunmaması halinde alacağın temliki borçluya karşı ileri sürülemez. ….. Dava konusunun devri ise alacağın temlikinden farklı olup, alacağın temlikinde davadan önce ve aşamalı ödeme kararlaştırılan hallerde sözleşmenin ifası aşamasında dahi yapılması mümkün olmakla birlikte, dava konusunun devri adından da anlaşılacağı gibi ancak davanın açılmasından sonra yapılabilir. Dava konusunun devri dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 125. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin 1. bent a ve b fıkralarında davanın açılmasından sonra davalı tarafın dava konusunu üçüncü bir kişiye devretmesi halinde davacının seçimlik hakları gösterilmiştir. Somut uyuşmazlıkta bu husus konumuzun dışındadır. Dava konusunun davacı tarafından devri 125. maddelerin 2. bendinde düzenlenmiş ve madde metninde aynen “davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devir edilecek olursa, devralmış olan kişi görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden devam eder” denilmiştir. Dava konusunun davacı tarafından üçüncü bir kişiye devredilmesi halini düzenleyen HMK'nın 125/2. maddesi hükmü, devralan üçüncü kişinin hukuk gereği (ipsojure) davacı sıfat ve buna bağlı olarak dava takip yetkisi kazanacağı ve davanın yeni davacı ile süreceği gerekçesiyle devralan kişinin kendiliğinden davacı yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam olunacağı esasını getirmiştir. Bu hükme göre dava, davayı devralan üçüncü kişi ile davalı arasında devam edecektir. Bunun için davalının bu konuda karar vermesi veya devralan üçüncü kişinin davacı yerine geçmesi için onayı aranmaz (Medeni Usul Hukuku, Yetkin Hukuk Yayınları 1. baskı Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz sayfa 511 ve devamı). Dava konusu şey dava açıldıktan sonra davacı tarafından başka bir kişiye devredilirse, bu durumda devralmış olan kişi davacı yerine geçerek görülmekte olan davaya kaldığı yerden devam eder. Ancak bu halde davalı yeni davacıya karşı, kişisel savunma sebeplerini ileri sürebilir (Medeni Usul Hukuku Yetkin Yayınları 12. baskı Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Prof. Dr. Oğuz Atalay, Prof. Dr. Muhammed Özeken sayfa 412. ve devamı). Somut olayda dava 28.06.2012 tarihinde harcı ödenerek yüklenici ….. tarafından açıldıktan sonra 20.05.2013 tarihinde düzenlenen temlikname ile ….. 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/266 Esas sayılı dosyasında dava konusu yapılan alacaklar dava ve talep hakları ile birlikte üçüncü kişi …’na devredilmiştir. Söz konusu belgenin başlığında temlikname yazılmış olmakla birlikte dava açıldıktan sonra yapıldığı ve içeriğinde temlik alanın davaya konu edilen hak ve alacakları işleyebilecek tüm faizleri ve fer'ileri ile birlikte almaya ve ahzu kabza yetkili olduğu belirtildiğinden, dava konusunun devri belgesi niteliğindedir. Davacı yüklenici şirket tarafından dava açıldıktan sonra dava konusu (müdahil) …’na devredilmiş olduğundan … davacı yüklenici şirket yerine geçmiştir. Bu durumda mahkemece dava açıldıktan sonra dava konusu hak ve alacakların tamamı …’na devredildiğinden, … HMK'nın 125/2. maddesi gereği dava açan yüklenici şirket yerine geçtiği, aktif dava ehliyeti bulunulduğu ve davaya kaldığı yerden devam edilmesi gerektiğinden işin esasına girilip taraf delilleri toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. ….. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davayı devralan …’nun temyiz itirazlarının kabulü ile kararın yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden temlik alana geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 12.02.2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi. (Muhalif) ….. – K A R A R – Alacağın temliki yani alacağın devrinin düzenlendiği TBK 183. maddedeki düzenlemenin karşı anlamlarıyla da değerlendirilen hükümlerine göre asıl hukuki ilişkiye ilişkin sözleşmede, alacağın devrine ilişkin bir yasak var ise, veya devirin geçerli olabilmesi için alacaklının rızası şartı var ve bu rıza yok ise alacağın devrinin geçerli olduğundan söz edilemez. Alacağın devri Borçlar Hukuku'nda düzenlenmiş olup, maddi hukukla ilgili bir tasarruf işlemidir. Geçerliliği ve sonuçlarının da düzenlendiği kanundaki hükümlere göre değerlendirilmesi gerekir. TBK'da ayrıca özel bir düzenleme olmadığı için 183. ve devamı maddelerdeki geçerlilik koşulları her aşamada geçerli ve ileri sürülebilir olup, alacağın devrinin alacakla ilgili dava açıldıktan sonra olması 183. maddedeki koşulların aranmasından vazgeçilmesini gerektirmez. Alacağın devri maddi hukuka ilişkin ise de bu devirin dava açıldıktan sonra olması halinde; davacı veya davalı sıfatlarının kimde olacağı, usule ilişkin hakların kim tarafından nasıl kullanılacağı ise usul hukukuna ilişkindir. Bu nedenle usul kurallarında dava konusunun alacaklı veya borçlu tarafından devri halinde yapılacak işlemlerin neler olduğuna dair düzenlemeler yer alır. Bu konuda HMK'da yer alan hüküm 125. madde olup, davacının dava konusunu devri ikinci fıkrada düzenlenmiştir. Buna göre; davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. …. Sözleşmede devir yasağı olsa bile bunu ileri sürecek olan, devire konu alacağın borçlusudur. Borçlu alacağın devri nedeniyle rızası bulunmadığını devrin geçerli olmadığını ileri sürmemiş ise bunun uyuşmazlık konusu olmadığı rızanın mevcut bulunduğunun kabulü gerekecektir. Alacağı devralan HMK 125. madde gereğince hemen davacı yerine geçer ve usulden doğan yetkileri kullanabilir ise de davalının kendisine karşı ve devreden alacaklıya karşı ileri sürebileceği def'i ve itirazlar ile de muhatap olacak ve sonucunda maddi hukuk anlamında talep edebileceği alacak bulunduğu ispatlandığı takdirde alacağa hükmedilecektir. HMK 125. madde nedeniyle hemen davacı yerine geçmek ile TBK 183. maddedeki temlik nedeniyle alacaklı hale gelmek aynı sonuçları doğuran kurallar değildir. HMK'daki hükümler alacağın istenebilmesine ilişkin usul işlemlerini yapabilme yetkisi verir. Diğeri ise maddi hukuk anlamında alacağa sahip olma yetkisi verir. Davaya bakan hakimin davayı görüp yargılama yapmadan dava konusunun asıl sahibinin kim olduğunu saptaması mümkün değildir. Bu ancak verilecek kararın kesin hüküm haline gelmesi ile sağlanacaktır. Bu nedenledir ki dava konusunun devri halinde alacağı devralan, davacı yerine geçer delillerini ortaya koyar, davalı savunmalarına karşı delil ve beyanlarını bildirir ve sonuçta alacağın devrinin geçerli olduğunu da kanıtlayarak devraldığı alacak için lehine karar verilmesini isteyebilir. Bu işlemleri davacı olarak yapma yetkisi olmayan bir kimsenin alacağına kavuşabilmesi de mümkün olmadığından HMK 125. madde, maddi hukuk anlamında geçerli bir temlik olup olmadığına bakmaksızın davacı yerine geçme yetkisi vermektedir. Hemen davacı yerine geçme yetkisi verilmez ise alacağın varlığını devralanın ileri sürüp ispatlayabilmesi de mümkün olmaz. Dava konusunun devri usul hükmünün uygulanması için alacağın devrinin geçerli olması şartı yoktur. Ancak yargılamada maddi hukuk anlamında alacağın kendisi yönünden de istenebilirliği ispatlanmak zorundadır. HMK 125. maddenin amacı maddi hukukta yer alan alacağın temliki kurallarına bir sınır getirmek olmayıp, maddi hukuktan kaynaklanan alacağı talep etme ve ulaşabilmeyi kolaylaştırmaktır. Zaten usul hukukunda maddi hukuka ilişkin bir konunun bu kapsamda alacağın temlikinin düzenlenmiş olması da düşünülemez. Somut olayda temlike konu sözleşmede alacağın devri yasağı bulunmakta olup, davalı bunu da ileri sürmüştür. Temlik alan HMK 125. madde gereğince davacı yerine geçmiş ve usul yetkilerini kullanmış ise de maddi hukuk anlamında alacaklı olduğunu yani geçerli bir temlikle davalıdan isteyebileceği alacak bulunduğunu kanıtlayamamıştır. Davalı ise sözleşmedeki devir yasağı nedeniyle temlik alacaklısı yani davacının kendisinden talep edebileceği alacak bulunmadığını ispatlamış olup davanın reddi kararı doğru olduğu için hükmün onanması görüşünde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Dava konusunun devrine ilişkin belgenin başlığında 'temlikname' ibaresinin yer alması, belgeyi HMK m. 125/2 kapsamı dışına çıkarmaz. Dava açıldıktan sonra düzenlenmiş olması ve içeriğinde dava ile talep haklarının da devredildiğinin belirtilmesi hâlinde söz konusu belge dava konusunun devri belgesi niteliğinde sayılabilir; bu değerlendirme belgenin içeriğine ve düzenlenme tarihine göre yapılır.

Dava konusunun davacı tarafından devredilmesi durumunda davalı, yeni davacıya karşı kişisel savunma sebeplerini ileri sürebilir. HMK m. 125/1'de düzenlenen hâl ise bundan farklıdır: bu fıkra dava konusunun davalı tarafından üçüncü bir kişiye devredilmesi durumunda davacıya iki seçimlik hak tanımaktadır. Davacı; devreden tarafla olan davasından vazgeçerek dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam edebilir ya da davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürebilir. Devralan kişiye karşı davaya devam edilip dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 125Kaynağı aç
MADDE 125- (1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.[12] b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür. (2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. (Ek cümle:22/7/2020-7251/11 md.) Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. İKİNCİ BÖLÜM Cevap Dilekçesi Cevap dilekçesinin verilmesi

Sıkça Sorulan Sorular

Dava takip yetkisi olmayan biri dava açarsa ne olur?

Dava takip yetkisi bulunmayan kişinin davası husumet yokluğu nedeniyle reddedilir. HMK m. 115 uyarınca mahkeme dava şartlarını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır; noksanlığın giderilmesi mümkünse kesin süre verir, aksi hâlde davayı usulden reddeder. Dava takip yetkisi noksanlığının hangi somut durumlarda giderilebilir nitelikte sayılacağı somut olayın koşullarına göre değerlendirilir.

Dava takip yetkisi taraf ehliyetinden nasıl ayrılır?

Taraf ehliyeti medenî haklardan yararlanma ehliyetine, dava ehliyeti ise medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. Dava takip yetkisi ise maddi hukuktaki tasarruf yetkisine dayanır ve bu iki ehliyetten bağımsız olarak değerlendirilebilir: taraf ve dava ehliyeti bulunmasına karşın dava takip yetkisinin olmadığı istisnai durumlar kanunca tanınmaktadır.

Kooperatif üyesi, kooperatife ait taşınmazla ilgili dava açabilir mi?

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/1069, K. 2017/1294 sayılı kararında tapu iptali ve tescil davası açma yetkisinin kooperatif tüzel kişiliğine ait olduğu kabul edilmiş; üyelerin bu konuda dava açabilmesi için kooperatifin yetkili organı tarafından yetkilendirildiklerini gösteren bir karar veya belge sunmaları gerektiği vurgulanmıştır. Bu belgeleri sunamayan davacıların davası dava takip yetkisi yokluğundan usulden reddedilmiştir. Söz konusu karar kooperatif tüzel kişiliğine özgü somut bir olay temel alınarak verilmiş olup benzer uyuşmazlıklara uygulanabilirliği olay koşullarının benzerliğine bağlıdır.

Dava devam ederken dava konusu devredilirse davacı kim olur?

HMK m. 125/2 uyarınca davanın açılmasından sonra dava konusu davacı tarafından devredilirse devralan kişi, davalının onayına gerek kalmaksızın hukuk gereği davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden sürer. Devralan bu şekilde dava takip yetkisini kazanır. Ayrıca dava konusunun bu şekilde devredilmesi ancak davanın açılmasından sonra söz konusu olabilir; davadan önce yapılan alacak devri farklı bir hukuki rejime tabidir.

Husumet yokluğu yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir mi?

Evet. Husumet, davalı tarafından ileri sürülmesi gereken bir def'i ya da kanunla sınırlandırılmış bir ilk itiraz değildir. Davanın her aşamasında taraflarca gündeme getirilebilir; mahkeme de vakıf olduğunda bunu re'sen dikkate almak zorundadır.

Vasinin kısıtlı adına dava açması için vesayet makamının iznine gerek var mı?

Türk Medenî Kanunu m. 462/8 uyarınca dava açılması, sulh olunması, tahkim ve konkordato yapılması vesayet makamının iznine tabidir. Acele hâllerde vasinin geçici önlem alma yetkisi bu zorunluluktan muaftır. Vasiye husumete izin verilmesine rağmen davanın vasi tarafından takip edilmemesi ve davacının temsil yetkisinden yoksun bulunması hâlinde ise dava takip yetkisi yokluğu sonucu doğabilir.

Temlikname başlıklı bir belge dava konusunun devri belgesi sayılabilir mi?

Belgenin başlığında 'temlikname' yazması, onu HMK m. 125/2 kapsamı dışına çıkarmaz. Dava açıldıktan sonra düzenlenmiş olması ve içeriğinde dava ile talep haklarının da devredildiğinin belirtilmesi hâlinde belge, dava konusunun devri belgesi niteliğinde sayılabilir; bu nitelendirme belgenin düzenlenme tarihine ve içeriğine bağlıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu