HMK Madde 367 Kapsamında Temyizin İcraya Etkisi

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 367 Kapsamında Temyizin İcraya Etkisi

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 367. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, temyiz yoluna başvurulmuş olması kural olarak kararın icrasını durdurmaz; ilamın kesinleşmemiş olması yerine getirilmesini kendiliğinden engellemez. Bu kural karşısında takibin durdurulabilmesi ancak 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun icranın geri bırakılmasına ilişkin 36. maddesi çerçevesinde mümkündür. İlama karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu teminat gösterirse veya malı mahcuz ise icra mahkemesinden karar almak üzere kendisine icra müdürü tarafından süre verilir; borçlu Devlet veya adli yardımdan yararlanan bir kimse ise teminat aranmaz. Kanun koyucu, nafaka hükümlerinde mehil verilemeyeceğini ve icranın geri bırakılmasına karar verilemeyeceğini açıkça düzenlemiştir. Bölge adliye mahkemesinin esastan ret kararına karşı temyiz yolunun açık olması durumunda temyiz süresinin dolmasına kadar icranın geri bırakılması kararının etkisi devam eder; hükmün onanması halinde ise teminata konu para alacaklıya ödenir. Yargıtay tarafından hükmün bozulması halinde ise teminatın iadesine bozma sonrası esası inceleyecek mahkemece karar verilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 367Kaynağı aç
MADDE 367- (1) Temyiz, kararın icrasını durdurmaz. İcra ve İflas Kanununun icranın geri bırakılmasıyla ilgili 36 ncı maddesi hükmü saklıdır. Nafaka kararlarında icranın geri bırakılmasına karar verilemez. (2) Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez. Kötüniyetle temyiz
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/8770, K. 2023/2800Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2022/8770 E.  ,  2023/2800 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davalı/alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından başlatılan ilamlı icra takibinde, borçlunun, takibe dayanak ilamın kesinleşmeden icraya konulamayacağı şikayeti ile icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece; ilamın kesinleşmeden takibe konulabileceğinden bahisle şikayetin reddine karar verildiği, borçlu şirketin istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, çıkma ve çıkarılma ilgili kararın inşai karar olduğu, takip dayanağı ilamda takip alacaklısının, şirket ortaklığından çıkmasına ve alacaklı lehine ayrılma akçesine hükmedildiğinden, verilen kararın inşai niteliği gözetilerek, kesinleşmeden takibe konulamayacağı gerekçesi ile borçlunun istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği görülmüştür. HMK’nın 367/1 maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Bu kuralın istisnaları da yine yasalarda düzenlenmiştir. Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve şahsın hukukuna ilişkin ilamlar (HUMK 443/4 m.). Mahkûmiyete ilişkin ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları, (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 4.maddesi), Kira tespit ilamları (12.11.1979 tarih 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı). Menfi tespit davasına ilişkin ilamlar ( İİK 72. madde). Yabancı Mahkeme ilamlarının tenfizi hakkındaki kararlar ( MÖHUK 41/2 ), Sayıştay Kararları (6085 sayılı Sayıştay Kanunu 53. madde), İdare aleyhine açılan haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar (2577 sayılı İYUK 28/1) kesinleşmeden takibe konu edilemezler. Takip konusu Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.10.2019 tarih, 2015/440 E.-2019/988 K. sayılı ilamının incelenmesinde davacının Peda Turizm Tic. İşletmeleri Anonim Şirketi, davalının ise … Petrol Ve Turizm Ticaret Ltd. Şti. olduğu, davanın kabulüne, davacının davalı … Petrol ve Turizm Tic. Ltd Şti'deki ortaklığından çıkartılmasına, 694.619,21 TL'nin karar tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine ilişkin hüküm kurulduğu görülmektedir. Uyuşmazlık ticari şirketlerde hissenin el değiştirmesi ve payda mülkiyet değişikliklerine ilişkin ilamların kesinleşmeden icra takibine konulup konulamayacağı hususunda toplanmaktadır. Gerek öğretide gerek Yargıtay uygulamalarında ilamların kesinleşmeden icraya konulması kural olup keşinleşmeden icra takibi yapılamaması ise istisnadır. Yargıtay uygulamaları ve öğretide kabul edilen ticari şirketlere ilişkin ilamların kesinleşmeden takibe konu olmaması gerekçesi olarak HMK 367/2 fıkrası uyarınca kişiler hukukuna dayandırılmıştır. Bu uygulamada kişiler hukuku cümlesi geniş yorumlanarak tüzel kişilerin organlarına ilişkin verilen kararlar olup, bu sonuca da geniş yorum yapılarak ulaşılmıştır. Dairemizin bazı kararlarında da ticari şirketlere ilişkin ilamlarda sicil değişikliği yaptığı gerekçesiyle kesinleşme aranmıştır. Takibe dayanak ilama konu şirket Türk Ticaret Kanununda sayılan ticaret şirketlerinden limited şirkettir. Takibe konu ilam eda hükmü içermekte olup, mamelek hukukuna ilişkindir. Ticaret şirketlerinde ortaklıktan çıkmaya ilişkin ilamların kesinleşmesi sadece 1163 sayılı Kooperatifler Kanunun 16/son maddesi gereği aranmıştır. Bunun dışında ortaklıktan çıkma, pay bedelinin ödenmesi ve pay mülkiyet değişikliği sonucu doğuran ilamlarda kesinleşmeye ilişkin kanun hükmü bulunmamaktadır. Yukarıda açıklanan gerekçelerde yer verildiği üzere, davaya konu ilamın kesinleşmeden takibe konulmasında yasaya uymayan bir yön bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. O halde, yukarıda açıklanan nedenlerle, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir . SONUÇ : Davalı/alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile, … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 13.06.2022 tarih ve 2022/981 E. – 2022/1146 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 26.04.2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2833, K. 2020/855Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2833 E.  ,  2020/855 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki "şikâyet” isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda, Muğla İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen takibin iptaline ilişkin karar alacaklılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonucunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına direnilmiştir. 2. Direnme kararı alacaklılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. İNCELEME SÜRECİ Borçlu İstemi: 4. Borçlu vekili 28.09.2015 tarihli şikâyet dilekçesinde; alacaklı tarafından başlatılan ilâmlı icra takibine dayanak Muğla 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.07.2015 tarihli ve 2014/202 E., 2015/463 K. sayılı ilâmında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)'nun şahsın hukuku babında düzenlenen kişilik haklarına saldırı sebebiyle manevi tazminata hükmedildiğini, aile ve kişiler hukukuna ilişkin hükümler kesinleşmedikçe icra takibine konu edilemeyeceğini ileri sürerek icra takibinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkeme Kararı: 5. Muğla İcra (Hukuk) Mahkemesinin 30.12.2015 tarihli ve 2015/236 E., 2015/269 K. sayılı kararı ile; ilâmlı takip konusu alacağın şahsın hukukuna ilişkin bir ilâmdan kaynaklandığı, ilâmın henüz kesinleşmediği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 367. maddesinin 2. fıkrası gereğince bu tür ilâmların kesinleşmeden takibe konulamayacağı gerekçesiyle şikâyetin kabulü ile Muğla 1. İcra Dairesinin 2015/4828 E. sayılı takip dosyasında alacaklılar … ile … tarafından borçlu Uzarlar Dış Tic. Ltd. Şti. aleyhine yapılan takibin iptaline karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 6. Muğla İcra (Hukuk) Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 7. Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 17.10.2016 tarihli ve 2016/11864 E., 2016/13929 K. sayılı kararı ile; “…Borçlu vekili, icra takibine konu ilamın şahsın hukukuna ilişkin olduğu ve kesinleşmeden icra edilemeyeceğinden bahisle takibin iptalini istemiş; Mahkemece, şikâyetin kabulüne karar verilmiş, alacaklı temyiz yoluna başvurmuştur. HMK’nın geçici 3. maddesi gereğince uygulanması gereken HUMK'nun 443/4. (HMK'nun 367/2.) maddesinde; aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümlerin kesinleşmedikçe takibe konulamayacağı düzenlenmiştir. Takip dayanağı Muğla 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.07.2015 tarih 2014/202 Esas 2015/463 Karar sayılı ilamında davacıların manevi zarara uğradıklarından bahisle her bir davacı için 10.000,00'er TL manevi tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır. Bu hâli ile ilam, şahsın hukukundan kaynaklanmakta ise de, tarafların hukuki durumlarında, kayıt ve sicillerde değil, malvarlığında değişiklik yaratacak nitelikte olup hakkın özüyle de ilgili bulunmadığından icrası için kesinleşmesi gerekmez. Mahkemece şikayetin reddi gerekirken kabulü yönünden hüküm kurulması doğru değildir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 8. Muğla İcra (Hukuk) Mahkemesinin 15.02.2017 tarihli ve 2017/20 E., 2017/48 K. sayılı kararı ile; takibe dayanak ilamdaki tazminatın TMK’nın "Kişiler Hukuku" başlıklı "Birinci Kitabı"nın "Kişiliğin korunması" başlığı altında yer alan 24 ve 25. maddelerinden kaynaklandığı, anılan 24. maddede "Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebil(eceği)", 25. maddede ise "…maddî ve manevî tazminat istemleri … hakkı saklıdır" hükümlerinin yer aldığı, Özel Dairenin bozma kararında "…ilâm, şahsın hukukuyla ilgili olmakla birlikte tarafların hukuki durumlarında, kayıt ve sicillerde değil malvarlığında değişiklik yaratacak nitelikte olduğu…" belirtilmiş ise de 6100 sayılı HMK’nın 367. maddesinin bu şekilde bir yoruma yol açacak düzenleme içermediği gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 9. Direnme kararı alacaklılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; şahsın hukukundan kaynaklanan ve fakat tarafların hukuki durumlarında, kayıt ve sicillerinde değil malvarlığında değişiklik yaratacak nitelikte olan manevi tazminata ilişkin ilamın kesinleşmeden ilamlı icra takibine konu edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 11. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; icra emrinin borçlu Uzarlar Dış Ticaret Ltd. Şti. vekiline 16.09.2015 tarihinde tebliğ edilmesi ve şikâyete 28.09.2015 tarihinde başvurulması karşısında, şikâyetin kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikâyet mi yoksa 7 günlük süreye tabi mi olduğu, şikâyetin 7 günlük süreye tâbi olması hâlinde 7 günlük sürenin son günü olan 23.09.2015 tarihinin idari izin olduğu, Kurban Bayramı nedeniyle 23.09.2015 çarşamba yarım gün ve 24.09.2015 Perşembe günü ile 25.09.2015 Cuma gününün resmi tatil olduğu gözetildiğinde şikâyetin süresinde olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmıştır. IV. GEREKÇE 12. İcra memuru işleminin yasaya veya olaya uygun bulunmaması nedeniyle icra mahkemesine başvurularak şikâyet yolu ile kaldırılmasının istenmesi, İcra ve İflas Kanunu (İİK)'nun 16. maddesinin 1. fıkrası gereğince şikâyete konu işlemin öğrenildiği günden itibaren kural olarak 7 günlük süreye tâbidir. Bu kuralın iki önemli istisnası vardır: 1- İİK'nın 16. maddesinin 2. fıkrası gereğince bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikâyet yoluna başvurulabilir. Bu hükmün amacı, ilgilileri icra memurunun bir hakkı yerine getirmekten kaçınmasına karşı korumaktır. 2- Kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı da süresiz şikâyet yoluna gidilebilir. Anılan ilke doktrinde benimsenmiş ve Yargıtay uygulamalarında da kabul edilmiştir. 13. İlâmın kesinleşmeden icraya konulamayacağı yönündeki şikâyet, ilâmlı icra takibinde ilâma aykırılık nedeni içinde değerlendirilmelidir. İlâma aykırılık şikâyeti, kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle süresiz şikâyete tâbidir. 14. Sadece taşınmazın aynı ile ilgili ilâmlar ile şahsın hukukuna ve aile hukukuna ilişkin ilâmlara dayalı ilâmlı takiplere yönelik ilâmın kesinleşmeden icra edilemeyeceği şikâyetinin süresiz olduğu, bunun dışındaki ilâmlar ile ilgili kesinleşmeden icra edilemeyeceğine ilişkin şikâyetin 7 günlük süreye tâbi olduğu yönünde bir ayrım yapılması hâlinde, hâkimin önüne gelen şikâyetin esasını çözecek şekilde inceleme yaptıktan sonra şikâyetin süresiz mi yoksa 7 günlük süreye mi tâbi olduğunu belirlemesi, kesinleşmeden icraya konulabilecek ilam ise şikâyetin esasını da inceledikten sonra şikâyetin süreden reddine karar vermesi gerektiği sonucu doğmaktadır. Kesinleşme ilâmlı takibin esaslı unsuru olduğundan bu konudaki şikâyetin herhangi bir ayrım yapmadan süresiz şikâyete tâbi olduğunun kabulü gerekir. 15. Taşınmazın aynı ile ilgili ilâmlar ile şahsın hukukuna ve aile hukukuna ilişkin ilâmlar dışındaki sair ilâmlara yönelik olarak ilâmın kesinleşmeden infaz edilemeyeceği şikâyetinin İİK’nın 16. maddesi gereğince 7 günlük süreye tâbi olduğuna ilişkin böyle bir ayrımı haklı kılan herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Kesinleşmeden icra edilemeyecek olan tüm ilâmlarda kesinleşme, ilâmlı takibin esaslı bir unsuru durumunda olduğu için bu unsurdaki eksiklik kanunun ağır ihlali anlamına geleceğinden kamu düzenine aykırılık olarak nitelendirilmelidir. Diğer taraftan bir hükmün kesinleşmeden icraya konulamamasının nedeni, telafisi güç veya imkâsız sonuçların ortaya çıkmasını engellemektir. Bu durum sadece taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar ile kişiler ve aile hukukuna ilişkin kararlar bakımından geçerli olmayıp, ilâmlı takip için kesinleşmenin aradığı her hâlde söz konusu olabilir. Bu nedenle herhangi bir ayrım yapmadan, kesinleşmeden ilâmlı icraya konu edilen ilâmlara karşı şikâyetin süreye tâbi olmadığı kabul edilmelidir (Pekcanıtez, H./ Simil, C.: İcra ve İflas Hukukunda Şikâyet, İstanbul 2017, 2. B., s. 196-198). 16. Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâmın icrasının talep edilmesi hâlinde, icra müdürünün kanun hükmünü (HMK m. 367/2, HUMK m. 443/2) re’sen nazara alarak takip talebini reddetmesi gerekir. Aksi hâlde borçlu, gönderilen icra emrine karşı şikâyet yoluna başvurabilir (Muşul, T.: İcra ve İflas Hukuku, C. 2, 5. Baskı, Ankara 2013, s. 945). 17. Somut olayda şikâyet ilâma aykırılık şikâyeti olup, kamu düzenine ilişkin olduğundan süresiz şikâyete tâbi olduğu kabul edilerek ön sorunun bulunmadığına oy çokluğu ile karar verilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir. 18. Alacaklının ilâmlı icra takibi yapabilmesi için elinde bir mahkeme ilâmı ya da kanunların bu kuvvete sahip kıldığı bir belgenin bulunması gerekir. 6100 sayılı HMK’nın 294. maddesinin 1. fıkrası "Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür" şeklinde, aynı Kanunun 301. maddesi ise "Hüküm yazılıp imza edildikten ve mahkeme mührü ile mühürlendikten sonra, nüshaları yazı işleri müdürü tarafından taraflardan her birine makbuz karşılığında verilir ve bir nüshası da gecikmeksizin diğer tarafa tebliğ edilir. Hükmün bir nüshası da dosyasında saklanır. Taraflardan her birine verilen hüküm nüshası ilamdır…." şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, kısaca ilâm; mahkeme kararının iki taraftan her birine verilen mühürlü örnekleri, olarak tanımlanabilir. Ayrıca, İİK'nın 38. maddesinde, gerçekte ilâm olmadıkları hâlde yasa gereği "ilâm mahiyetini haiz belgeler" sayılmış; bazı özel kanunlarda da, ilgili bulundukları konuda birtakım belgelerin ilâm niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. 19. İlâmların icrası İİK'nın ikinci babında 24 ilâ 41. maddeler arasında düzenlenmiştir. Borçluya gönderilen icra emri, kanuna ve özellikle ilâma veya takip talebine aykırı ise borçlu icra emrinin veya ilâmlı icra takibinin iptali veya düzeltilmesi için icra mahkemesine şikâyet yoluna başvurabilir (İİK'nın 16 ve 41. maddeleri). 20. İlâmlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması kural olarak şart değildir. 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilâmın icrasını durdurmaz. Ancak bazı istisnai durumlarda ilâm kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir kısmı HUMK'nın 443. maddesinin 4. fıkrasında belirtildiği gibi bir kısmı da özel yasalarda düzenlenmiştir. 21. 1086 sayılı HUMK'nın 443. maddesinin 4. fıkrası “…Gayrimenkule ve buna mütaallik aynı haklara ve aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler katiyet kesbetmedikçe icra olunamaz…” hükmünü içermektedir. 22. Kanun koyucunun, 1086 sayılı HUMK'nın 443. maddesinin 4. fıkrasında böyle bir düzenleme öngörmesinin nedeni, bu maddede sözü edilen ilâmların temyiz incelemesi sonucunda bozulması durumunda, eski hâlin iadesinin sağlanmasının son derece güç olacağı düşüncesinden kaynaklanmaktadır (Tanrıver. S: İlamlı İcra Takibinin Dayanakları ve İcranın İadesi, Ankara 1996, s. 153). 23. Gayrimenkullerle, aile ve şahsın hukuku alanında hükümlerin kesinleşmeden icra edilmesi, telafisi zor bir takım sakıncaların doğmasına sebep olabilir. Gerek gayrimenkullere, gerek şahıs ve aile hukukuna ilişkin hükümlerin icrası tapu sicilleriyle ahvali şahsıye sicillerindeki kayıtların değiştirilmesini gerektirir. Kanun yolu yargılaması sonunda hükmün bozulması ve aksi istikamette yeni bir hükmün çıkması hâlinde ise bu sicillerde tekrar değişiklik yapmak zorunluluğu ile karşılaşılır. Bu arada hüsnüniyet sahibi kimselerin o kayıtlara dayanarak yaptıkları işlemlerin akıbetinin ne olacağı sorunu ortaya çıkabilir. İşte bu gibi sakıncaları önlemek için karar düzeltme yoluna başvurma süresi geçmeksizin veya bu yola başvurulup ta, istem reddolunmaksızın gayrimenkullere, aile ve şahsın hukukuna ilişkin hükümlerin icra olunamayacağını kabul zorunluluğu vardır (Bilge, N.: Medeni Yargılama Hukukunda Karar Düzeltme, Ankara 1973, s. 171, 172) 24. 1086 sayılı HUMK’nın 443/4. maddesi gereğince aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler katiyet kesbetmedikçe icra olunamaz. Anılan maddede belirtilen hükümler, Medenî Kanun’un Kişiler Hukuku ve Aile Hukuku kitaplarında yer alan konulara ilişkin tüm hükümler olmayıp, kişinin doğrudan şahsı ya da ailevî yapısı ile ilgili hukuki durumunda değişiklik yaratan ilâmlar ile bu ilâmların fer'i (eki) niteliğindeki hükümlerdir. Örneğin ad, soyad, yaş tashihi, velâyetin nez'i, babalık davası, nesep tashihi, boşanma ve bunun fer'î niteliğindeki hükümler gibi (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 923, 924). 25. Hukuk Genel Kurulnun 28.02.2001 tarihli ve 2001/12-206 E., 2001/217 K. sayılı kararında da boşanma kararının kesinleşmesinden sonra hüküm altına alınan manevi tazminata ilişkin ilâmın icraya konulabilmesi için kesinleşmesinin gerekmediği benimsenmiştir. 26. Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilâmlı takibin iptaline karar verir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, s. 2222). 27. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; Muğla 1. İcra Dairesinin 2015/4828 E. sayılı takip dosyasında alacaklılar tarafından 10.09.2015 tarihinde başlatılan ilâmlı icra takibine dayanak Muğla 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.07.2015 tarihli ve 2014/202 E., 2015/463 K. sayılı ilâmında, davanın TBK’nın 58. maddesi gereğince kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davası olarak nitelendirildiği, davacıların (alacaklıların) düğününde davalıların (borçluların) yapmadıkları video çekimi nedeniyle manevi zarara uğradıkları gerekçesi ile her bir davacı için 10.000TL manevi tazminata hükmedildiği, icra takibinde 20.000TL asıl alacak, yargılama gideri, ilâm vekâlet ücreti ve işlemiş faizler olmak üzere toplam 25.588,01TL talep edildiği, takibe dayanak ilâmın taraf vekillerince temyizi üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 21.11.2017 tarihli ve 2017/2381 E., 2017/4042 K. sayılı kararında da davanın TMK’nın 24 ve TBK’nın 58. maddeleri gereğince kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasına ilişkin olduğunun belirtildiği görülmektedir. 28. Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkelere göre, takibe dayanak ilâmdaki tazminat, TMK’nın "Kişiler hukuku" başlıklı "Birinci Kitabı’nın "Kişiliğin korunması" başlığı altında yer alan 24 ve 25. maddelerinden kaynaklanmakta ise de davacılar tarafından açılan manevi tazminat davasının mali hakka yönelik olduğu, mahkemece manevi zarara karşılık bir miktar paranın ödenmesine karar verildiği gözetildiğinde, ilâm tarafların şahsı ya da ailevî yapısı ile ilgili hukuki durumlarında, kayıt ve sicilinde değil, malvarlığında değişiklik yaratacak nitelikte olduğundan ilâmın takibe konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmez. 29. Ayrıca, direnme kararının başlık kısmında şikâyet tarihi 28.09.2015 olduğu hâlde 17.01.2017 olarak yazılmış ise de bu husus mahallinde düzeltilebilecek maddi hata niteliğinde olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır. 30. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 31. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Alacaklılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 5311 sayılı Kanun'un 29. maddesi ile eklenen geçici 7. maddesinin göndermesi ile uygulanması gereken İİK’nın 366/III. maddesi uyarınca kararın tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.11.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi. KARŞI OY Şikayet, icra müdürünün İcra-İflas Hukuku ile ilgili hükümleri uygulamaması veya yanlış uygulaması nedeniyle icra mahkemesinden durumun düzeltilmesi talebidir. İİK 16. maddesinde düzenlenen şikâyet sebepleri maddenin birinci fıkrasında yer verilen işlemin kanuna aykırı olması, işlemin hadiseye uygun bulunmaması hali ile ikinci fıkrada yer alan bir hakkın yerine getirilmemesi, bir hakkın sebepsiz sürüncemede bırakılması hâlleridir. İşlemin kanuna aykırı olması, bir kanun hükmünün hiç uygulanmaması veya yanlış uygulanmasıdır. Buradaki kanun deyimine başta İcra İflas Kanunu olmak üzere, diğer kanunlar, tüzükler ve yönetmeliklerde dâhildir. Kanuna aykırılık genel şikâyet sebebidir. Diğer üç hal ise, bu genel şikâyet sebebinin özel bazı halleridir (Baki Kuru İcra İflas Hukuku El Kitabı Sayfa 98). Şikâyet süresi kural olarak yedi gündür. İİK 16/1 maddesinde yerini bulan, genel şikâyet nedeni olan kanuna aykırılık halinde şikâyet konusu işlemin öğrenildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde icra mahkemesine başvuru yapılmalıdır. Şikâyet süresiz olarak incelenebilmesi ise icra takibi sonlanıncaya kadar ileri sürülebilmesi anlamına gelir ki ancak iki hâlde mümkündür. Birinci hal, İİK 16/2. fıkrası “bir hakkın yerine getirilmemesi” “bir hakkın sebepsiz sürüncemede bırakılması” durumlarında şikâyetin süresiz olarak incelenebileceğini yasa açıkça düzenlemiştir. İkinci hal ise doktrin ve Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, işlemin kamu düzenine aykırı olması durumunda şikâyetin süresiz olarak incelenebilmesidir. Kamu düzeni kanunda yer verilmiş bir kavram değildir. Borçlunun, üçüncü kişilerin ve kamunun menfaatini korumak için konulmuş amir hükümlere aykırı yapılmış işlemlere karşı (icra takibi sonlanıncaya kadar) her zaman şikâyet yoluna gidilebilir (Baki Kuru El Kitabı Sayfa 109). Somut olayda icra takibine konulan ilam eser sözleşmesindeki ayıplı ifa nedeniyle uğranılan manevi zarara ilişkin “Manevi Tazminat” ilâmı olup, borçlu iddiası, ilâmın İİK 367/2 maddesine göre şahsın hukukunu ilgilendirdiği, kesinleşmeden takibe konulamayacağı yönündedir. Bu hâli ile başvuru ilam henüz kesinleşmediği hâlde takibi başlatan icra müdürünün işleminin kanuna (İİK 367/2 maddesine) aykırılığı iddiası olup İİK 16/1 maddesinden dayanağını almaktadır. Bu fıkra hükmüne göre şikâyet yedi günlük süreye tâbi olduğundan süre yönünden istisnanın devreye girebilmesi ancak kesinleşmesi gerektiği iddia olunan ilâmın aynı zamanda kamu düzenini de ilgilendiriyor olması ile mümkündür. İcra İflas Kanununun 16. maddesinde şikâyet ve şartları sayıldıktan sonra 17. maddesinde şikayet üzerine yapılacak muameleler, 18. maddesinde de şikâyetin yargılama usulü açıkça belirlenmiştir. 18. maddede “Aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesi ……… duruşma yapılmasına gerek olup olmadığını takdir eder, duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir” şeklindeki düzenleme ile şikâyet müessesesinin yargılama usulünü diğer davalardan ayrık tutmuştur. İcra mahkemesi önüne getirilen işlemde şikâyeti topyekûn gözden geçirip duruşma yapıp yapmamaya karar vereceğinden işlemin esasına da ilk bakışta vakıf olur. Bu nedenle şikâyetler diğer davalarda olduğu gibi öncelikle hak düşürücü sürenin, zamanaşımının değerlendirilmesi daha sonra esasla ilgili incelemeye geçilmesi zorunluluğuna tabi tutulamaz. Somut olayda da duruşma açmaya gerek olup olmadığına karar verecek olan icra mahkemesi hâkimi şikâyet konusu olan ilâma öncelikle bakmak zorunda olduğundan, ilâmın kamu düzenini ilgilendirip ilgilendirmediğini de görecektir ve zaten bu hususu değerlendirdikten sonra duruşma açmaksızın, ilâmın kesinleşmeden takibe konulup konulamayan ilâmlardan olup olmadığını da (işin esasını da) karara bağlayabilecektir. Bu nedenle savunulan davada önce süreye bakılıp sonra işin esasına geçileceği kuralı kendine özgü bir başvuru ve inceleme usulü olan şikâyet için her zaman geçerli değildir. Yine İİK 16/1 maddesine göre yedi günlük şikâyet süresine tabi olan haczedilmezlik şikâyetinden bir örnekle duruma açıklık getirmek istersek; bir kamu hastanesinin haczedilmezlik şikâyetinin icra mahkemesine yedi günlük süreden sonra getirildiği durumda hâkim haczedilenin ne olduğuna bakmaksızın şikâyeti süreden reddedemeyeceği gibi haczedilenin ne olduğuna sonra bakacağı düşüncesi ile önce tüm şikâyetleri süresiz kabul ediyorum da diyemez. Çünkü bu durum İİK 16/1 maddesini ve bu maddenin konuluş amacını ortadan kaldırır. O hâlde hâkim kendisine aynı kanunun 18/3 maddesi gereği uyuşmazlığa bütün olarak göz atıp, kamu düzeni ile ilgili uyuşmazlık varsa şikâyeti süresiz kabul edip esasa geçecek aksi hâlde şikâyeti süreden reddedecektir. Bunun gibi ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağı yünündeki şikâyetlerinde hâkimin sadece şikâyet olarak önüne getirilen ilama bakmak suretiyle ilâmın kamu düzenini ilgilendirip ilgilendiremeyeceğini anlayabilecek durumda olmasına ve yasanında buna izin vermesine rağmen, tamamının süresiz şikâyet olarak kabulü İİK’nun 16/1 maddesindeki amir hükmün ihlali olduğu gibi kanunun bu tür başvuruları süre ile sınırlamasının arkasındaki gaye olan devletin icra gücüne yaslanan alacaklının bir an önce alacağına kavuşturulması ilkesini de ortadan kaldırır. Bu hâl çok cüzi alacaklarla ilgili ilâmlar için başlatılmış, haciz aşaması, ihale aşaması geçirmiş sona yaklaşmış takiplerin dahi iptali, yeniden takip açılması gerekliliği sonucunu doğurabilir. Anılan durum hukuki güvenlik ilkesinin ihlali anlamına geleceği gibi aynı zamanda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesine de açıkça aykırılık oluşturur. Açıkladığım nedenlerle ilâmların kesinleşmeden takibe konu yapılamayacağı şikâyeti sadece kamu düzenine aykırılık oluşturacak ilâmlar için süresiz olarak incelenebilir görüşündeyim. Somut ilâm ise şahsın hukuki durumunda değil malvarlığında değişiklik yaratacak nitelikte olup kamu düzenine aykırılık oluşturan ilâmlardan olmadığından kesinleşmeden takibe konulamayacağı yönündeki başvurunun süreye tabi olduğu düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 36Kaynağı aç
Madde 36 – (Değişik: 2/3/2005 – 5311/5 md.) İlâma karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehni veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehni veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için takibin yapıldığı yer icra mahkemesinden karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir.[22] Borçlu, Devlet veya adlî yardımdan yararlanan bir kimse ise teminat gösterme zorunluluğu yoktur. (Değişik üçüncü fıkra:24/11/2021-7343/5 md.) Ücreti ilgililer tarafından verilirse icra mahkemesince icranın geri bırakılması hakkındaki karar, hükmü veren mahkemeye ve icra dairesine en uygun vasıtalarla bildirilir. Nafaka hükümlerinde böyle bir süre verilemez. Bölge adliye mahkemesince başvurunun haklı görülmesi hâlinde teminatın geri verilip verilmeyeceğine karar verilir. Yargıtayca hükmün bozulması hâlinde borçlunun başvurusu üzerine, bozmanın mahiyetine göre teminatın geri verilip verilmeyeceğine bozma sonrası esası inceleyecek mahkemece kesin olarak karar verilir.[23] Bölge adliye mahkemesince başvurunun kesin olarak esastan reddine karar verilmesi veya Yargıtayca hükmün onanması hâlinde alacaklının istemi üzerine başkaca işleme gerek kalmaksızın teminata konu olan para alacaklıya ödenir. Mal ve haklar ise, malın türüne göre icra dairesince paraya çevrilir. (Ek cümle:24/11/2021-7343/5 md.) Bölge adliye mahkemesinin başvurunun esastan reddine ilişkin kararına karşı temyiz yolunun açık olması hâlinde, temyiz yoluna başvurma süresinin dolmasına kadar icranın geri bırakılması kararının etkisi devam eder. İlâm alacaklısının teminat üzerinde rüçhan hakkı vardır.[24] Haciz veya iflas istemek yetkisi:

Kesinleşmeden İcraya Konulamayacak İlamlar ve Şikayet Usulü

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 367. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe icra dairesi aracılığıyla yerine getirilemez. Kesinleşmeden takibe konulamayacak bir ilamın icrasının talep edilmesi halinde icra müdürünün bu durumu re'sen gözeterek takip talebini reddetmesi gerekir; icra müdürünün talebi kabul etmesi durumunda borçlu şikayet yoluna başvurabilir. Takibe dayanak ilamda taşınmazın aynı çekişmeli ise bu aykırılık kamu düzenine ilişkin olup süresiz şikayete konu edilir; buna karşılık ilamda taşınmazın aynı tartışmalı değilse ilamın kesinleşmeden icra takibine konulamayacağına yönelik şikayetin icra emrinin tebliğinden itibaren yedi günlük yasal süre içinde yapılması gerektiğine dair yargı kararları bulunmaktadır. Bu son ayrımda şikayetin kamu düzenine ilişkin ve süresiz olduğu yönünde karşı görüşler de mevcuttur.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/2747, K. 2023/7130Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2023/2747 E.  ,  2023/7130 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Daires Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: … 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 09.03.2022 tarih ve 2020/303 E. – 2022/51 K. sayılı kararı ile hükmedilen müdahalenin meni ve ecrimisil talebinin kısmen kabulü ilamına dayalı başlatılan ilamlı takipte, şikayetçi borçlunun İcra mahkemesine başvurusunda, sair şikayeti ile birlikte takibe dayanak ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği, karara karşı alacaklı tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında şikayetin reddine karar verildiği, kararın şikayetçi borçlu tarafından temyiz edildiği görülmüştür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 367/2. maddesi gereğince taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemezler. Buna karşılık, taşınmazın aynına ilişkin olmayan (taşınmaz üzerindeki kişisel “şahsi” haklara yönelik) ilamların icraya konulabilmesi için bunların kesinleşmelerine gerek yoktur (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 3. cilt, sahife 2212). Bu husustaki şikayet ise, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 16/1.maddesi uyarınca 7 günlük süreye tabidir. Takibe dayanak ilamda taşınmazın aynı tartışmalı olmadığından ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğine ilişkin şikayetin icra emrinin tebliğinden itibaren yasal 7 günlük süre içerisinde yapılması gerekir. Somut olayda icra emrinin şikayetçi borçluya 27.04.2022 tarihinde tebliğ edildiği, şikayetin ise yasal yedi günlük şikayet süresi geçirildikten sonra 06.05.2022 tarihinde yapıldığı anlaşıldığından, şikayetin süre aşımı nedeniyle reddi gerekirken, esastan reddine karar verilmesi isabetsiz ise de, sonuçta şikayetin reddine karar verildiğinden sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir. SONUÇ: Şikayetçi borçlunun temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 08.02.2023 tarih, 2022/2919 Esas ve 2023/338 Karar sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 370. maddesi uyarınca (ONANMASINA), alınması gereken 269,85 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.11.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (M) Dr. … Karşı Oy Yazısı: İlâmlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması kural olarak şart değildir. HMK'nın Geçici 3. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilâmın icrasını durdurmaz. Ancak bazı istisnai durumlarda ilâm kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir kısmı HUMK'nın 443. maddesinin 4. fıkrasında belirtildiği gibi bir kısmı da özel yasalarda düzenlenmiştir. Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâmın icrasının talep edilmesi hâlinde, icra müdürünün kanun hükmünü (HMK m. 367/2, HUMK m. 443/2) re’sen nazara alarak takip talebini reddetmesi gerekir. Aksi hâlde borçlu, gönderilen icra emrine karşı şikâyet yoluna başvurabilir. (Muşul, Timuçin: İcra ve İflas Hukuku, C. 2, Ankara 2013, s. 945). Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı icra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilâmlı takibin iptaline karar verir. İlâmın kesinleşmeden icraya konulduğuna ilişkin şikâyet, kamu düzenine ilişkin olduğundan, süreye tâbi değildir, süresiz şikâyet yoluna başvurulabilir. (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, Ankara 1993, s. 2222, 2224). İcra memuru işleminin yasaya veya olaya uygun bulunmaması nedeniyle İcra mahkemesine başvurularak şikâyet yolu ile kaldırılmasının istenmesi, İİK’nın 16. maddesinin 1. fıkrası gereğince şikâyete konu işlemin öğrenildiği günden itibaren kural olarak yedi günlük süreye tâbidir. Bu kuralın iki önemli istisnası vardır: 1- İİK'nın 16. maddesinin 2. fıkrası gereğince bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikâyet yoluna başvurulabilir. Bu hükmün amacı, ilgilileri icra memurunun bir hakkı yerine getirmekten kaçınmasına karşı korumaktır. 2- Kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı da süresiz şikâyet yoluna gidilebilir. Anılan ilke doktrinde benimsenmiş ve Yargıtay uygulamalarında da kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarihli ve 2017/8-2833 E., 2020/855 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere ilâmın kesinleşmeden icraya konulamayacağı yönündeki şikâyet, ilâmlı icra takibinde ilâma aykırılık nedeni içinde değerlendirilmelidir. İlâma aykırılık şikâyeti, kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle süresiz şikâyete tâbidir. Sadece taşınmazın aynı ile ilgili ilamlar ile şahsın hukukuna ve aile hukukuna ilişkin ilâmlara dayalı ilâmlı takiplere yönelik ilâmın kesinleşmeden icra edilemeyeceği şikâyetinin süresiz olduğu, bunun dışındaki ilâmlar ile ilgili kesinleşmeden icra edilemeyeceğine ilişkin şikâyetin yedi günlük süreye tâbi olduğu yönünde bir ayrım yapılması hâlinde, hâkimin önüne gelen şikâyetin esasını çözecek şekilde inceleme yaptıktan sonra şikâyetin süresiz mi yoksa yedi günlük süreye mi tâbi olduğunu belirlemesi, kesinleşmeden icraya konulabilecek ilâm ise şikâyetin esasını da inceledikten sonra şikâyetin süreden reddine karar vermesi gerektiği sonucu doğmaktadır. Kesinleşme ilâmlı takibin esaslı unsuru olduğundan bu konudaki şikâyetin herhangi bir ayrım yapmadan süresiz şikâyete tâbi olduğunun kabulü gerekir. Taşınmazın aynı ile ilgili ilâmlar ile şahsın hukukuna ve aile hukukuna ilişkin ilâmlar dışındaki sair ilâmlara yönelik olarak ilâmın kesinleşmeden infaz edilemeyeceği şikâyetinin İİK’nın 16. maddesi gereğince yedi günlük süreye tâbi olduğuna ilişkin böyle bir ayrımı haklı kılan herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Kesinleşmeden icra edilemeyecek olan tüm ilâmlarda kesinleşme, ilâmlı takibin esaslı bir unsuru durumunda olduğu için bu unsurdaki eksiklik kanunun ağır ihlâli anlamına geleceğinden kamu düzenine aykırılık olarak nitelendirilmelidir. Diğer taraftan bir hükmün kesinleşmeden icraya konulamamasının nedeni, telafisi güç veya imkânsız sonuçların ortaya çıkmasını engellemektir. Bu durum sadece taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar ile kişiler ve aile hukukuna ilişkin kararlar bakımından geçerli olmayıp, ilâmlı takip için kesinleşmenin arandığı her hâlde söz konusu olabilir. Bu nedenle herhangi bir ayrım yapmadan, kesinleşmeden ilâmlı icraya konu edilen ilâmlara karşı şikâyetin süreye tâbi olmadığı kabul edilmelidir. (Pekcanıtez, Hakan/ Simil, Cemil: İcra ve İflas Hukukunda Şikâyet, İstanbul 2017, s. 196-198). Hukuk Genel Kurulunun 18.5.2022 tarih 2019/8-239E, 2022/675K. sayılı iki karşı oya karşılık kahir oy çoğunluğu ile verilen kararında da ilamın kesinleşmeden icraya konamayacağı şikayetinin aykırılık şikayeti olduğu kamu düzenine ilişkin bulunduğundan şikayetin süreye tabi olmadığı vurgulanmıştır. Somut olayda … 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin 9.3.2022 tarihli kararı ile hükmedilen men’i ve ecrimisil talebinin kısmen kabulü ilamına dayalı takipte, şikayetçi borçlu sair şikayetler ile birlikte takibe dayanak ilamın kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceği şikayetinde bulunarak takibin iptalini talep ettiği icra mahkemesince şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği, karara karşı alacaklının yaptığı istinaf başvurusu sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile icra mahkeme karanını kaldırılmasına, yeniden esas hakkındaki şikayetin reddedildiği, kararın şikayetçi borçlu tarafından temyiz edildiği görülmektedir. Temyizin incelemesinde takibe konu ilamın kesinleşmeden icraya konulup konulmadığı incelenerek onama veya bozma kararı verilmesi gerekirken dayanak ilamın aynı tartışmalı olmadığı gerekçesi ile ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğine ilişkin şikâyetin süreden reddi gerektiği bu nedenle sonuç doğan esastan red kararının onanması yönündeki çoğunluk kararı yukarıda belirtilen ilke ve kurallara Hukuk Genel Kurul kararları ve Özel Dairenin yerleşik içtihatlarına aykırıdır. Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarih 2017/8-2833E. 2020/855K. sayılı kararında öncelikle bu şikayetin kamu düzenine ilişkin olup bu konudaki şikayetin süreye tabi olup olmadığı ön sorun olarak tartışılmıştır. Takibe konu ilamın kişilik hakları ve saldırı nedeniyle hükmedilen manevi tazminat ilamı olup, şikâyet üzerine icra mahkemesince takibe konu ilamın şahıs hukukuna ilişkin olduğu ve kesinleşmeden icra edilemeyeceği gerekçesi ile iptaline karar verildiği, kararın 8. Hukuk Dairesince ilamın tarafların hukuki durumlarında, kayıt ve sicillerde değil, malvarlığında değişiklik yaratacak nitelikte olup hakkın özüyle ilgili bulunmadığından icrası için kesinleşmesinin gerekmediği gerekçesi ile bozulduğu, icra mahkemesince direnilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunun yukarıda esas ve karar numarası belirtilen kararında ilamın kesinleşmeden icraya konulamayacağı şikayeti, ilamlarda kesinleşen ilamın esaslı unsuru durumunda olduğu için bu unsurdaki eksiklik ağır ihlali anlamına geleceğinden kamu düzenine aykırılık olarak nitelendirilmesi gerektiği, ilama aykırılık şikayetinin süreye tabi olmadığı ön sorunu bulunduğu bir karşı oy dışında oy çokluğu ile karar verilerek işin esasına geçildiği, Özel Daire bozma gerekçesi gibi ilamın takibe konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmediğinden direnme karanının oybirliği bozulduğu görülmektedir. Anılan Hukuk Genel Kurul kararında da açıkça anlaşılacağı gibi ilamın kesinleşmeden icraya konulamayacağı şikâyeti kamu düzenine ilişkin olup bu husustaki şikâyet ilama aykırı şikayeti niteliğinde olduğundan süreye tabi değildir. Mahkemenin kesinleşmesi gerektiği iddia olunan ilamın aynı zamanda kamu düzenini ilgilendirip ilgilendirmediği şeklinde bir nitelendirme yapıp buna göre şikayetin süreye tabi olup olmadığına karar vermesi görüşü hukukun genel ilkeleri ve şikayet konusu ile bağdaşan bir görüş değildir. Kamu düzenini ilgilendiren ve ilgilendirmeyen ilamlar olarak bir ayrım yapılarak ilamın kesinleşmeden icraya konamayacağı şikayetinin süreli veya süresiz olduğuna karar verilemez. İlamın kesinleşmeden takip konusu edilip edilmeyeceği, mahkemece işin esasının incelenmesinden sonra anlaşılabilecek bir husus olup işin esasına girildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden, bu aşamadan sonra şikayetin süreden reddine karar verilmesi mümkün değildir. Sürenin sona ermesi ile birlikte, şikayet hakkı da sona ereceğinden, artık şikayeti yoluna gidilemez. Buna rağmen şikayet ileri sürülmüş ise, icra mahkemesi işin esasını incelemeden şikayeti sürenin geçmesi nedeniyle reddetmelidir. (Pekcanıtez, Hakan / Şimil Cemil, İcra ve İflas Hukukunda Şikayet, İstanbul 2017 s.142) Özetle kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilamın kesinleşmeden icraya konulduğu bu nedenle takibin iptal edilmesi talebine yönelik şikayet kamu düzenine ilişkin olup ilama aykırılık şikayeti içerisinde yer aldığından süreye tabi değildir. Taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar ile kişiler ve aile hukukuna ilişkin kararlar dışındaki kesinleşmeden icraya konulamayacak kararların ilamlı icraya konu edilmesine yönelik şikâyetlerin yedi günlük süreye tabi olması gerektiğine ilişkin bir ayrımı haklı kılan bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Öte yandan takip konusu ilamın taşınmazın aynı ile ilgili olduğu iddia edilerek kesinleşmeden takip konusu yapılması nedeniyle takibin iptaline yönelik şikayetin icra mahkemesince incelenmesi sonucu ilamın taşınmaz aynı ile ilgili olmadığı sonucuna varılır ise şikayetin süreden değil esastan reddine karar verilmesi gerekmektedir. Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 6.11.1986 T. 1986/1404E. sayılı 1986/11816K. sayılı kararında “ilamın kesinleşmeden infaz edilemeyeceğine dair itirazların süreye bağlı olmadığı düşünülmeden” süre yönünden red kararı verilmesi isabetsiz ise de takip konusu ilamın aynı ile ilgili olmamasına binaen varit olmayan temyiz itirazlarının reddi ile sonucun doğru mercii kararının İİK. 366 ve HUMK 438. maddeleri uyarınca onanmasına karar vermiştir” Bu kararda açıkça bu tür şikâyetlerin süreye bağlı olmadığı belirtilmektedir. Takibe konu ilamda davacı davalının taşınmazını haksız yere kullanarak işgal ettiğini ileri sürerek el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebinde bulunduğu, davalının cevabında davacının gerçek anlamda malik olmadığı, taşınmazların sözleşme ile yüklenilen edimin yerine getirilmesi için geri verilmesi kaydı ile teminat amaçlı olarak devir edildiğini daha sonra kötüniyetli devirlerle mülkiyetin davacıya geçtiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Söz konusu dava HMK’nın 367/2 maddesi uyarınca taşınmazın aynına ilişkin olup kesinleşmeden takibe konu edilemez. Şikayetçinin ilamın kesinleşmeden takibe konu edilemeyeceği şikayeti, kamu düzenine ilişkin bulunduğundan süreye tabi değildir. Bölge Adliye Mahkeme kararının bozulması sureti ile kaldırılarak şikayetin kabulü ile takibin iptaline ilişkin icra mahkemesi kararının onanması görüşünde olduğumdan, çoğunluğun takibe dayanak ilamın aynı tartışmalı olmadığından ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğine ilişkin şikayetin icra emrinin tebliğinden itibaren 7 günlük süreye bağlı olduğu şikayet süresi geçirildiğinden süre aşımı nedeniyle şikayetin reddi gerektiği ancak Bölge Adliye Mahkemesinin esastan reddi karanının sonucu itibari ile doğru olması nedeniyle kararın onanması yönündeki çoğunluk kararına katılamıyorum. …
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/2755, K. 2023/7131Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2023/2755 E.  ,  2023/7131 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi … Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: … 10. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 23.06.2021 tarih ve 2019/486 E. – 2021/234 K. sayılı kararı ile hükmedilen müdahalenin meni ve eski hale getirme ilamına dayalı başlatılan ilamlı takipte, şikayetçi borçlunun İcra mahkemesine başvurusunda, takibe dayanak ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verildiği, karara karşı alacaklılar tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında şikayetin reddine karar verildiği, kararın şikayetçi borçlu tarafından temyiz edildiği görülmüştür. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 367/2. maddesi gereğince taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemezler. Buna karşılık, taşınmazın aynına ilişkin olmayan (taşınmaz üzerindeki kişisel “şahsi” haklara yönelik) ilamların icraya konulabilmesi için bunların kesinleşmelerine gerek yoktur (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku, 3. cilt, sahife 2212). Bu husustaki şikayet ise, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 16/1.maddesi uyarınca 7 günlük süreye tabidir. Takibe dayanak ilamda taşınmazın aynı tartışmalı olmadığından ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğine ilişkin şikayetin icra emrinin tebliğinden itibaren yasal 7 günlük süre içerisinde yapılması gerekir. Somut olayda icra emrinin şikayetçi borçluya 04.10.2021 tarihinde tebliğ edildiği, şikayetin ise yasal yedi günlük şikayet süresi geçirildikten sonra 25.01.2022 tarihinde yapıldığı anlaşıldığından, şikayetin süre aşımı nedeniyle reddi gerekirken, esastan reddine karar verilmesi isabetsiz ise de sonuçta şikayetin reddine karar verildiğinden sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir. SONUÇ: Şikayetçi borçlunun temyiz itirazlarının reddi ile sonucu doğru … Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 25.01.2023 tarih, 2022/1280 Esas ve 2023/154 Karar sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 370. maddesi uyarınca (ONANMASINA), alınması gereken 269,85 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.11.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. (M) Dr. … Karşı Oy Yazısı: İlâmlı icraya başvurabilmek için hükmün kesinleşmiş olması kural olarak şart değildir. HMK'nın Geçici 3. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da ilâmın icrasını durdurmaz. Ancak bazı istisnai durumlarda ilâm kesinleşmedikçe icraya konulamaz. Bu istisnaların bir kısmı HUMK'nın 443. maddesinin 4. fıkrasında belirtildiği gibi bir kısmı da özel yasalarda düzenlenmiştir. Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâmın icrasının talep edilmesi hâlinde, icra müdürünün kanun hükmünü (HMK m. 367/2, HUMK m. 443/2) re’sen nazara alarak takip talebini reddetmesi gerekir. Aksi hâlde borçlu, gönderilen icra emrine karşı şikâyet yoluna başvurabilir (Muşul, Timuçin: İcra ve İflas Hukuku, C. 2, Ankara 2013, s. 945). Kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilâm, kesinleşmeden icraya konulursa, borçlu buna karşı İcra mahkemesinde şikâyet yoluna başvurabilir. Bu şikâyet üzerine, icra mahkemesi, ilâmlı takibin iptaline karar verir. İlâmın kesinleşmeden icraya konulduğuna ilişkin şikâyet, kamu düzenine ilişkin olduğundan, süreye tâbi değildir, süresiz şikâyet yoluna başvurulabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku, C. 3, Ankara 1993, s. 2222, 2224). İcra memuru işleminin yasaya veya olaya uygun bulunmaması nedeniyle icra mahkemesine başvurularak şikâyet yolu ile kaldırılmasının istenmesi, İİK’nın 16. maddesinin 1. fıkrası gereğince şikâyete konu işlemin öğrenildiği günden itibaren kural olarak yedi günlük süreye tâbidir. Bu kuralın iki önemli istisnası vardır: 1- İİK'nın 16. maddesinin 2. fıkrası gereğince bir hakkın yerine getirilmemesinden veya sebepsiz sürüncemede bırakılmasından dolayı her zaman şikâyet yoluna başvurulabilir. Bu hükmün amacı, ilgilileri icra memurunun bir hakkı yerine getirmekten kaçınmasına karşı korumaktır. 2- Kamu düzenine aykırı olan işlemlere karşı da süresiz şikâyet yoluna gidilebilir. Anılan ilke doktrinde benimsenmiş ve Yargıtay uygulamalarında da kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarihli ve 2017/8-2833 E., 2020/855 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere ilâmın kesinleşmeden icraya konulamayacağı yönündeki şikâyet, ilâmlı icra takibinde ilâma aykırılık nedeni içinde değerlendirilmelidir. İlâma aykırılık şikâyeti, kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle süresiz şikâyete tâbidir. Sadece taşınmazın aynı ile ilgili ilamlar ile şahsın hukukuna ve aile hukukuna ilişkin ilâmlara dayalı ilâmlı takiplere yönelik ilâmın kesinleşmeden icra edilemeyeceği şikâyetinin süresiz olduğu, bunun dışındaki ilâmlar ile ilgili kesinleşmeden icra edilemeyeceğine ilişkin şikâyetin yedi günlük süreye tâbi olduğu yönünde bir ayrım yapılması hâlinde, hâkimin önüne gelen şikâyetin esasını çözecek şekilde inceleme yaptıktan sonra şikâyetin süresiz mi yoksa yedi günlük süreye mi tâbi olduğunu belirlemesi, kesinleşmeden icraya konulabilecek ilâm ise şikâyetin esasını da inceledikten sonra şikâyetin süreden reddine karar vermesi gerektiği sonucu doğmaktadır. Kesinleşme ilâmlı takibin esaslı unsuru olduğundan bu konudaki şikâyetin herhangi bir ayrım yapmadan süresiz şikâyete tâbi olduğunun kabulü gerekir. Taşınmazın aynı ile ilgili ilâmlar ile şahsın hukukuna ve aile hukukuna ilişkin ilâmlar dışındaki sair ilâmlara yönelik olarak ilâmın kesinleşmeden infaz edilemeyeceği şikâyetinin İİK’nın 16. maddesi gereğince yedi günlük süreye tâbi olduğuna ilişkin böyle bir ayrımı haklı kılan herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Kesinleşmeden icra edilemeyecek olan tüm ilâmlarda kesinleşme, ilâmlı takibin esaslı bir unsuru durumunda olduğu için bu unsurdaki eksiklik kanunun ağır ihlâli anlamına geleceğinden kamu düzenine aykırılık olarak nitelendirilmelidir. Diğer taraftan bir hükmün kesinleşmeden icraya konulamamasının nedeni, telafisi güç veya imkânsız sonuçların ortaya çıkmasını engellemektir. Bu durum sadece taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar ile kişiler ve aile hukukuna ilişkin kararlar bakımından geçerli olmayıp, ilâmlı takip için kesinleşmenin arandığı her hâlde söz konusu olabilir. Bu nedenle herhangi bir ayrım yapmadan, kesinleşmeden ilâmlı icraya konu edilen ilâmlara karşı şikâyetin süreye tâbi olmadığı kabul edilmelidir (Pekcanıtez, Hakan/ Simil, Cemil: İcra ve İflas Hukukunda Şikâyet, İstanbul 2017, s. 196-198). Hukuk Genel Kurulunun 18.5.2022 tarih 2019/8-239E, 2022/675K. sayılı iki karşı oya karşılık kahir oy çoğunluğu ile verilen kararında da ilamın kesinleşmeden icraya konamayacağı şikayetin ilama aykırılık şikayeti olduğu kamu düzenine ilişkin bulunduğundan şikayetin süreye tabi olmadığı vurgulanmıştır. Somut olayda … 10. Asliye Hukuk Mahkemesinin müdahalenin men’i ve eski hale getirme ilamına dayalı olarak başlatılan ilamlı icra takibinde şikayetçi borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, takibe dayanak ilamın kesinleşmeden icraya konu edilemeyeceğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği , icra mahkemesince şikayet kabul edilerek takibin iptaline karar verildiği, karara karşı alacaklılar tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine icra mahkeme kararı kaldırılarak ilamın infazı için kesinleşmeye gerek olmadığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmakta olup bu karar borçlu tarafından temyize konu edilmiştir. Temyiz incelemesinde takibe konu ilamın kesinleşmeden icraya konulup konulmadığı incelenerek onama veya bozma kararı verilmesi gerekirken dayanak ilamın “aynı” tartışmalı olmadığı gerekçesi ile ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceğine ilişkin şikâyetin süreden reddi gerektiği bu nedenle sonucun doğru esastan red kararının onanması yönündeki çoğunluk kararının yukarıda belirtilen ilke ve kurallara Hukuk Genel Kurul kararları ve Özel Dairenin yerleşik içtihatlarına aykırı olduğu kanısındayım. Konu ile ilgili emsal, Hukuk Genel Kurulunun 10.11.2020 tarih 2017/8-2833E. 2020/855K. sayılı kararında öncelikle bu şikayetin kamu düzenine ilişkin olup bu konudaki şikayetin süreye tabi olup olmadığı ön sorun olarak tartışılmıştır. Takibe konu ilamın kişilik hakları ve saldırı nedeniyle hükmedilen manevi tazminat ilamı olup, şikâyet üzerine icra mahkemesince takibe konu ilamın şahıs hukukuna ilişkin olduğu ve kesinleşmeden icra edilemeyeceği gerekçesi ile iptaline karar verildiği, kararın 8. Hukuk Dairesince ilamın tarafların hukuki durumlarında, kayıt ve sicillerde değil, malvarlığında değişiklik yaratacak nitelikte olup hakkın özüyle ilgili bulunmadığından icrası için kesinleşmesinin gerekmediği gerekçesi ile esastan bozulduğu, icra mahkemesince bozma kararına karşı direnme kararı verilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunun yukarıda esas ve karar numarası belirtilen kararında, ilamın kesinleşmeden icraya konulamayacağı şikayeti, ilamlarda kesinleşme ilamın esaslı unsuru durumunda olduğu için bu unsurdaki eksiklik ağır ihlali anlamına geleceğinden kamu düzenine aykırılık olarak nitelendirilmesi gerektiği, ilama aykırılık şikayetinin süreye tabi olmadığından ön sorunun bulunmadığına bir karşı oy dışında oy çokluğu ile karar verilerek işin esasına geçildiği, Özel Daire bozma gerekçesi gibi ilamın takibe konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmediğinden direnme karanının oybirliği bozulduğu görülmektedir. Anılan Hukuk Genel Kurul kararında da açıkça anlaşılacağı gibi ilamın kesinleşmeden icraya konulamayacağı şikâyeti kamu düzenine ilişkin olup bu husustaki şikâyet ilama aykırı şikayeti niteliğinde olduğundan süreye tabi değildir. Mahkemenin kesinleşmesi gerektiği iddia olunan ilamın aynı zamanda kamu düzenini ilgilendirip ilgilendirmediği şeklinde bir nitelendirme yapıp buna göre şikayetin süreye tabi olup olmadığına karar vermesi görüşü hukukun genel ilkeleri ve şikayet konusu ile bağdaşan bir görüş değildir. Kamu düzenini ilgilendiren ve ilgilendirmeyen ilamlar olarak bir ayrım yapılarak ilamın kesinleşmeden icraya konamayacağı şikayetinin süreli veya süresiz olduğuna karar verilemez. İlamın kesinleşmeden takip konusu edilip edilmeyeceği, mahkemece işin esasının incelenmesinden sonra anlaşılabilecek bir husus olup işin esasına girildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden,bu aşamadan sonra şikayetin süreden reddine karar verilmesi mümkün değildir. Sürenin sona ermesi ile birlikte, şikayet hakkı da sona ereceğinden, artık şikayeti yoluna gidilemez. Buna rağmen şikayet ileri sürülmüş ise, icra mahkemesi işin esasını incelemeden şikayeti sürenin geçmesi nedeniyle reddetmelidir. (Pekcanıtez, Hakan / Şimil Cemil, İcra ve İflas Hukukunda Şikayet, İstanbul 2017 s.142) Özetle kesinleşmeden icraya konulamayacak bir ilamın kesinleşmeden icraya konulduğu bu nedenle takibin iptal edilmesi talebine yönelik şikayet kamu düzenine ilişkin olup ilama aykırılık şikayeti içerisinde yer aldığından süreye tabi değildir. Taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar ile kişiler ve aile hukukuna ilişkin kararlar dışındaki kesinleşmeden icraya konulamayacak kararların ilamlı icraya konu edilmesine yönelik şikâyetlerin yedi günlük süreye tabi olması gerektiğine ilişkin bir ayrımı haklı kılan bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Öte yandan takip konusu ilamın taşınmazın aynı ile ilgili olduğu iddia edilerek kesinleşmeden takip konusu yapılması nedeniyle takibin iptaline yönelik şikayetin İcra mahkemesince incelenmesi sonucu ilamın taşınmaz aynı ile ilgili olmadığı sonucuna varılır ise şikayetin süreden değil esastan reddine karar verilmesi gerekmektedir. Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 6.11.1986 T. 1986/1404E. sayılı 1986/11816K. sayılı kararında “ilamın kesinleşmeden infaz edilemeyeceğine dair itirazların süreye bağlı olmadığı düşünülmeden” süre yönünden red kararı verilmesi isabetsiz ise de takip konusu ilamın aynı ile ilgili olmamasına binaen varit olmayan temyiz itirazlarının reddi ile sonucun doğru mercii kararının İİK. 366 ve HUMK 438. maddeleri uyarınca onanmasına karar vermiştir” Bu kararda açıkça bu tür şikâyetlerin süreye bağlı olmadığı belirtilmektedir. Yargıtay kararlarında taşınmaz ayın çekişmeli olmasa da , müdahalenin men’ine, davalı tarafından yapılanların kal’ine taşınmazın eski hale getirilmesine ilişkin ilamların kesinleşmeden icra edilemeyeceği ve süresiz şikayete tabi olduğu benimsenmiş olup, somut olayda da mimari projede rampalı otopark alanı olarak planlanan … kat alanının giriş holü, 2 oda, salon, mutfak, banyo ve lavabodan oluşan meskene dönüştürülmek suretiyle kullanıldığı tespit edilerek müdahalenin men’ine ve davalı tarafça müdahale edilen … katın mimari projeye uygun olarak eski hale getirilmesine” karar verildiğine göre bu eski hale getirmenin davalı tarafça yapıldığı anlaşılan yapıların yıkılmak suretiyle gerçekleşeceği kuşkusuzdur. O halde bu yönü itibariyle bu ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacak kararlar arasında nitelendirilmesi bu nedeniyle de bu husustaki şikayetin süreye tabi olmadığı şikayetin süre yönünden reddi yönündeki çoğunluk görüşünün isabetli bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda açıkladığım öğretideki görüşe ve yerleşik Yargıtay İçtihatları uyarınca takibe konu ilamın kesinleşmeden icraya konulamayacağına yönelik şikayeti kamu düzenine ilişkin olup ilama aykırılık kapsamında süreye tabi olmadığı yukarıda belirtilen gerekçe ile takibin iptaline karar verilmesi görüşünde olduğumdan Çoğunluğun şikayetin süre aşımı nedeniyle reddi görüşüne katılamıyorum. …

Kanun hükümleri ve yargı kararları doğrultusunda kesinleşme şartına bağlı tutulan diğer kararlar arasında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 4. maddesi kapsamında ceza mahkûmiyeti ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları, 12.11.1979 tarih ve 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca kira tespit ilamları, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca borçlu lehine hükme bağlanan menfi tespit davaları ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 28. maddesinin birinci fıkrası uyarınca idare aleyhine açılan haciz ve ihtiyati haciz uygulamalarına ilişkin kararlar yer alır. Yabancı mahkeme ilamlarının tenfizine ilişkin kararlarda 5718 sayılı Kanun'un 57. maddesinin ikinci fıkrası gereğince temyiz yerine getirmeyi durdurur. 6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nun 53. maddesi gereğince de Sayıştay ilamları ancak kesinleştikten sonra doksan gün içinde yerine getirilir; ilamlardaki tazmin miktarı hüküm tarihinden itibaren kanuni faiziyle İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil edilir.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 72Kaynağı aç
Madde 72 – (Değişik: 18/2/1965-538/43 md.) Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (Değişik: 9/11/1988-3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir. Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir. Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazımgelmediğini ispata mecburdur. Hususi hükümler:
5718 sayılı MİLLETLERARASI ÖZEL HUKUK VE USUL HUKUKU HAKKINDA KANUN m. 57Kaynağı aç
MADDE 57 – (1) Tenfizine karar verilen yabancı ilâmlar Türk mahkemelerinden verilmiş ilâmlar gibi icra olunur. (2) Tenfiz isteminin kabul veya reddi hususunda verilen kararların temyizi genel hükümlere tâbidir. Temyiz, yerine getirmeyi durdurur. Tanıma
6085 sayılı SAYIŞTAY KANUNU m. 53Kaynağı aç
MADDE 53 – (1) Sayıştay ilamları kesinleştikten sonra doksan gün içerisinde yerine getirilir. İlam hükümlerinin yerine getirilmesinden, ilamların gönderildiği kamu idarelerinin üst yöneticileri sorumludur. (2) İlamlarda gösterilen tazmin miktarı hüküm tarihinden itibaren kanuni faize tabi tutularak, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil olunur. İKİNCİ BÖLÜM Kanun Yolları Kanun yollarına başvurma

Kişiler ve Aile Hukuku Kapsamındaki İlamların Sınırları

Aile ve şahsın hukukuna ilişkin hükümlerden icrası için kesinleşme arananlar, Türk Medenî Kanunu'nun bu kitaplarında düzenlenen tüm uyuşmazlıklar olmayıp kişinin doğrudan doğruya şahsı ya da ailevi yapısı ile ilgili hukuki durumunda değişiklik yaratan ilamlar ile bu ilamların eklentisi niteliğindeki hükümlerdir. Boşanma kararının eklentisi olan maddi ve manevi tazminat kalemleri aile hukukuna ilişkin ilamın ferisi sayıldığından, bunların icra takibine konu edilebilmesi için öncelikle boşanma hükmünün kesinleşmesi şarttır. Buna karşılık, haksız fiilden veya kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat davaları mali hakka yöneliktir; tarafların şahsı ya da ailevi yapısıyla ilgili hukuki durumunda veya sicilinde değil yalnızca malvarlığında değişiklik meydana getirdiğinden bu ilamların icraya konulabilmesi için kesinleşmesi aranmaz.

Taşınmaz Davalarında Ayni Hak ve Şahsi Hak Ayrımı

Taşınmazın mülkiyetine veya ayni haklarına ilişkin davalarda, dava başlangıçta tapu iptali ve tescil talebiyle açılıp yargılama sırasında taşınmazın devri nedeniyle tazminata dönüştürülmüş olsa dahi uyuşmazlığın temeli taşınmazın aynına dayandığından verilen ilam kesinleşmeden takibe konulamaz. Kademeli olarak tapu iptal ve tescil, bunun kabul edilmemesi halinde tazminat istemiyle açılan terditli davalarda da mülkiyet ihtilafı tartışıldığından, mahkemece ayni hak talebi reddedilip yalnızca tazminata hükmedilse bile ilam kesinleşmeden infaz edilemez. Elatmanın önlenmesi davalarında davalı tarafın inançlı temlik gibi bir mülkiyet iddiasına dayanarak davaya karşı koyması halinde dava ayni hak çekişmesi içerdiğinden karar kesinleşmeden ilamlı icraya konu edilemez.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/8180, K. 2023/878Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2022/8180 E.  ,  2023/878 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki ilamlı takipte şikayetten dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince şikayetin kabulüne karar verilmiştir. Kararın alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına ve şikayetin reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı borçlu tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi … tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Borçlu İcra Mahkemesine başvurusunda, takibin dayanağı olan ilamın tapu iptali ve tescil ile tazminata ilişkin olduğunu, kararın istinaf edilmiş olduğunu, HMK'nın 376/2. maddesi gereğince gayrimenkule ve buna ilişkin aynı haklara dair hükümlerin kesinleşmedikçe icra edilemeyeceğini, ilamın bir bütün olduğunu ve ilamda yer alan eklentilerin de aynı kurala tabi olduğunu ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Alacaklı, iki adet bağımsız bölümün tapusunun iptali ile şirket adına tescili için açılan davada 1 nolu bağımsız bölümün dava devam ederken henüz tedbir teminatı yatırılmadan önce üçüncü kişiye satıldığını, bu sebeple bu bağımsız bölüm yönünden davanın tazminata dönüştüğünü, verilen kararın taşınmazın aynı ile ilgili olmadığını ve icrası için kesinleşmesinin gerekmediğini ileri sürerek şikayetin reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. Gerekçe ve Sonuç Takip konusu ilamın incelenmesinde, tapu iptal ve tescil talep edildiği, yargılamanın devamında tazminata dönüştüğü ve bu mahiyette hüküm verildiği anlaşıldığından, davanın esasının taşınmazın aynına taalluk ettiği gerekçesi ile şikayetin kabulü ile takibin şikayetçi borçlu yönünden iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde alacaklı istinaf başvurusunda bulunmuştur. B.İstinaf Sebepleri B.1.Borçlu Alacaklı, dava konusu 1 numaralı bağımsız bölümün davadan sonra dava dışı üçüncü kişiye satılması sebebi ile mahkemece bu taşınmaz yönünden tazminata hükmedildiğini, tazminata ilişkin ilamların icra edilebilmesi için kesinleşmesinin gerekmediğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve şikayetin reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı C.1.Gerekçe ve Sonuç Takip dayanağı ilamda; davaya konu 1 nolu daire dava sırasında üçüncü kişiye satıldığından tapu iptal ve tescil imkanının ortadan kalkması nedeniyle bu taşınmaz yönünden 170.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, ilamın bu kısmına yönelik takip başlatılmasında bir usulsüzlük olmadığı gerekçesi ile istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına ve şikayetin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde borçlu temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Borçlu, tapu iptali ve tescil davasının bedele dönüşmesi halinde dahi kesinleşmeden icrasının mümkün olmadığını, istinaf başvurusu neticesinde bedele mi yoksa tapu iptaline mi hükmedileceğinin belli olmadığını, ilamın esasına ilişkin bölümü kesinleşmeden vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin kısmının da icra edilemeyeceğini, uyuşmazlığın özünde ayni hakka ilişkin mülkiyet ihtilafı bulunduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dayanak ilamın kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceği şikayetine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk İİK'nın 16 ve HMK'nın 367/1 maddeleri. 3. Değerlendirme 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 367/1 maddesi gereğince, temyiz kararın icrasını durdurmaz. Yani kural olarak kararın kesinleşmemiş olması, kararın yerine getirilmesini önlemez. Bu kuralın istisnaları da yine yasalarda düzenlenmiştir. Taşınmaza ve buna ilişkin ayni haklara, aile ve kişiler hukukuna ilişkin ilamlar (HMK. 367/2. madde.), mahkûmiyete ilişkin ceza ilamlarının tazminat ve yargılama giderlerine ilişkin kısımları, (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'un 4.maddesi), Kira tespit ilamları (12.11.1979 tarih 1979/1-3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı.), menfi tespit davasına ilişkin ilamlar ( İİK 72. madde.), Yabancı Mahkeme ilamlarının tenfizi hakkındaki kararlar (5718 sayılı Kanun 57/2 ), Sayıştay Kararları (6085 sayılı Sayıştay Kanunu 53. madde), İdare aleyhine açılan haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar (2577 sayılı İYUK 28/1) kesinleşmeden takibe konu edilemezler. Somut olayda, takip konusu ilamın incelenmesinde, davanın önce tapu iptali ve tescil davası olarak açıldığı ancak taşınmazın dava sırasında üçüncü kişiye devredilmesi sebebiyle bedele dönüştürüldüğü her iki tarafın kabulündedir. Yargılama sonucunda mahkemece her ne kadar alacağa hükmedilmiş ise de, temelde dava gayrimenkulün aynına ilişkin olup, öncelikle gayrimenkulün aynı hakkında haklılık tartışılarak tazminat yönünden sonuca gidildiğinden söz konusu ilam kesinleşmeden icra takibine konu edilemez. O halde, İlk Derece Mahkemesince şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi yerinde olup, Bölge Adliye Mahkemesince alacaklının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Buna karşılık, taşınmazın aynına ilişkin olmayan ve taşınmaz üzerindeki kişisel haklara yönelik bulunan ilamların icrası için kesinleşme şartı aranmaz. Paydaşlardan birinin diğer paydaşların rızası bulunmaksızın taşınmazı kiraya vermesi nedeniyle açılan elatmanın önlenmesi davası mülkiyetin aynına değil kişisel hakka dayandığından ilamın takibe konulması için kesinleşmesi gerekmez. Benzer biçimde, taşınmaz üzerindeki tapu iptal ve tescil talebi reddedilerek yalnızca muhdesat bedelinin ödenmesine karar verilmesi halinde ilam sicilde değişiklik doğurmayan şahsi bir alacağa ilişkin kaldığından infazı için kesinleşme aranmaz.

Tasarrufun İptali Davalarında İcranın Şartları

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davası, borçlunun tasarruf ettiği maldan alacaklının alacağını cebri icra yoluyla tahsil etmesini sağlayan kişisel hak niteliğindedir. Bu dava borçlunun hukuki işlemlerini ortadan kaldırmaz, iktisaba etkisi bulunmaz ve dava sonucunda mülkiyet el değiştirmiş olmaz. İcra ve İflas Kanunu'nun 283. maddesinin birinci fıkrası uyarınca iptal davası sabit olduğu takdirde davacı alacaklı, dava konusu mal üzerinde cebri icra yoluyla hakkını alma yetkisini elde eder; davanın konusu taşınmaz ise davalı üçüncü şahıs üzerindeki tapu kaydının düzeltilmesine gerek olmaksızın o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. İptal davası üçüncü şahsın elinden çıkardığı mallar yerine geçen değere ilişkinse, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs davacının alacağından fazla olmamak üzere nakden tazmine mahkûm edilir; davayı kaybeden üçüncü şahıs ise karşılık olarak verdiği şeyi veya bedelini borçludan veya iflas masasından geri isteyebilir. Taşınmazın mülkiyetini değiştirici nitelikte ayni hak ilamı sayılmadığı kabul edilen tasarrufun iptali kararlarının icrası için kesinleşme şartı aranmamaktadır.

2004 sayılı İCRA VE İFLAS KANUNU m. 283Kaynağı aç
Madde 283 – (Değişik: 18/2/1965-538/118 md.) Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, bu davaya konu teşkil eden mal üzerinde cebri icra yolu ile, hakkını almak yetkisini elde eder ve davanın konusu taşınmazsa, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın tashihine mahal olmadan o taşınmazın haciz ve satışını istiyebilir. İptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taallük ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (Davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahküm edilir. İptal davası üzerine üçüncü şahıs da, mamelekinde hasıl olacak eksikliğin borçludan tahsilini aynı davada istiyebilir. Bu talep, iptal davasının tefrik edilerek daha önce hükme bağlanmasına mani değildir. İptal davasını kaybeden üçüncü şahıs, karşılık olarak şeyi veya bedelini borçludan veya iflas masasından geri istiyebilir. Batıl bir tasarruf neticesinde kendisine ödenilen şeyi geri veren alacaklı eski haklarını muhafaza eder. Kendisine bağış yapılan iyi niyetli ise yalnız dava zamanında elinde bulunan miktarı geri vermeye mecburdur. Hak düşürücü müddet:

Şirket İlamları ve Genel Alacak Hükümleri

Eda hükmü içeren genel nitelikteki para ve alacak ilamlarının takibe konulabilmesi için hükmün kesinleşmesi şart değildir. Ticaret şirketlerinde ortaklıktan çıkmaya ilişkin ilamların icrasında kesinleşme şartı kanun düzeyinde yalnızca 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu'nun 16. maddesinin son fıkrasında açıkça öngörülmüştür. Bu özel düzenleme dışında ticaret şirketlerinde ortaklıktan çıkma, pay bedelinin ödenmesi ve pay mülkiyetinde değişiklik doğuran ilamlarda kesinleşme şartı getiren genel bir yasal kural bulunmamaktadır. Bir limited şirkette ortaklıktan çıkma ile pay bedelinin tahsiline ilişkin eda hükmü içeren ilam mamelek hukukuna ilişkin kabul edilerek kesinleşmeden icraya konu edilebilmektedir. Bununla birlikte tüzel kişilerin organlarına ilişkin kararların kişiler hukuku kapsamında değerlendirilmesi veya ticaret sicilinde değişiklik yaratan şirket hükümlerinde kesinleşme aranması yönündeki yaklaşımlar da yargı kararlarında tartışılmaktadır.

Temyiz yoluna başvurulması mahkeme kararının icrasını kendiliğinden durdurur mu?

Hayır, temyiz yoluna başvurulmuş olması kural olarak kararın icrasını durdurmaz. Kararın icrasının durdurulabilmesi için borçlunun teminat göstererek veya mahcuz malına dayanarak İcra ve İflas Kanunu'nun 36. maddesi uyarınca icranın geri bırakılması kararı alması gerekir; nafaka kararlarında ise icranın geri bırakılması kararı verilemez.

Hangi mahkeme kararlarının icraya konulabilmesi için kesinleşmesi zorunludur?

HMK m. 367/2 uyarınca taşınmaz mal ile ilgili ayni haklara, kişiler hukukuna ve aile hukukuna ilişkin ilamlar ile bunların eklentileri kesinleşmeden yerine getirilemez. Ayrıca ceza mahkûmiyeti ilamlarının tazminat ve yargılama gideri kısımları, kira tespiti, menfi tespit, yabancı tenfiz ve Sayıştay kararları da kesinleşmeden takibe konulamaz.

Manevi tazminat ilamlarının icraya konulması için kesinleşmesi şart mıdır?

Kişilik haklarına saldırı veya haksız fiilden kaynaklanan manevi tazminat ilamları malvarlığına ilişkin eda hükümleri içerdiğinden kesinleşmeden takibe konulabilir; ancak boşanma hükmünün ferisi niteliğindeki tazminat kalemlerinin takibe konulabilmesi için boşanma kararının kesinleşmesi şarttır.

Tasarrufun iptali ilamı ile taşınmaz satışı için kesinleşme gerekir mi?

Hayır, tasarrufun iptali ilamı ayni hak doğurmayıp alacaklıya borçlunun tasarruf ettiği maldan alacağını cebri icrayla tahsil yetkisi veren kişisel hak niteliğinde olduğundan ve tapu kaydının tashihine gerek olmaksızın haciz ve satış yetkisi verdiğinden kesinleşmeden icraya konulabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu