HMK Madde 315 Sulhun Etkisi ve Hukuki Sonuçları

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 315 Sulhun Etkisi ve Hukuki Sonuçları

Sulh Kavramı ve Kapsamı

Sulh, görülmekte olan bir davada tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla mahkeme huzurunda yaptıkları bir sözleşmedir (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 313/1). 6100 sayılı Kanun'un 307 ila 315. maddeleri arasında düzenlenen ve davaya son veren taraf işlemlerinden biri olan sulh, yalnızca tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabilir (HMK m. 313/2). Taraflar dava konusunun dışında kalan hususları da sulhun kapsamına dahil edebilirler (HMK m. 313/3). Karar kesinleşinceye kadar yapılan her türlü sulh anlaşması mahkeme huzurunda yapılmış sulh olarak kabul edilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 313Kaynağı aç
MADDE 313- (1) Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir. (2) Sulh, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabilir. (3) Dava konusunun dışında kalan hususlar da sulhun kapsamına dâhil edilebilir. (4) Sulh, şarta bağlı olarak da yapılabilir. Sulhun zamanı
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/24666, K. 2023/4606Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/24666 E.  ,  2023/4606 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2021/238-2021/487 HÜKÜM/KARAR : Davanın Reddi Taraflar arasında görülen trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle maddi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 21.04.2011 tarihinde davalı … Şirketinin zorunlu trafik sigortacısı olduğu aracın karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu karşı araç sürücüsü olan davacının yaralanıp malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100,00 TL iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; davalı … şirketinin poliçe limiti ve araç sürücüsünün kusuru oranında sınırlı sorumlu olduğunu, davacı tarafından usule uygun şekilde davalı şirkete müracaat edilmediğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 10.04.2015 tarihli ve 2014/65 Esas, 2015/279 Karar sayılı kararıyla; davacı tarafından usulüne uygun verilmiş vekaletname ile tayin edilen ve vekaletnamede feragat yetkisi bulunan vekil tarafından usulüne uygun şekilde düzenlenen feragat nedeni ile davada karar verilmesine yer olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 23.10.2018 tarihli ve 2015/17667 Esas, 2018/9386 Karar sayılı ilamı ile "…Davalı … A.Ş. vekili, yargılama esnasında dosyaya 05.02.2015 tarihli "İbraname ve Sulh Anlaşması" başlıklı belgeyi sunarak, davacı tarafın davadan ve fazlaya ilişkin haklarından feragat ettiğini bildirmiştir. 05.02.2015 tarihli "İbraname ve Sulh Anlaşması" başlıklı belge incelendiğinde; davacı vekilinin "toplam 28.000,00 TL'nin ödenmesi konusunda anlaşmaya varıldığı, Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/65 E. Sayılı dosya ve bu dava ile ilgili talep ettiği borç, yükümlülük, faiz ile ilgili yükümlülüklerinden sigorta şirketini ibra ettiğini, tüm haklarından feragat ettiğini" şeklindeki beyanını imzasıyla tevsik ettiği görülmüştür. Davacı vekili tarafından davalı … şirketine verilen ve davalı vekilince dosyaya sunulan "İbraname ve Sulh Anlaşması" başlıklı belgenin mahkemece değerlendirilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davacı ya da vekili tarafından mahkemeye sunulmuş feragat beyanı olmamasına rağmen davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi doğru değildir." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bu ilama karşı davalı vekilince kararın düzeltilmesi talebinde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 10.12.2020 tarihli ve 2019/454 Esas, 2020/8331 karar sayılı ilamı ile davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı … tarafından dosyaya sunulan 05.02.2015 tarihli ibraname ve sulh anlaşması ile davacıya 23.000,00 TL tazminat, 1.900,00 TL faiz, 2.700,00 TL vekalet ücreti ve 400,00 TL masraf olmak üzere toplam 28.000,00 TL ödeme yapıldığı, bu nedenle yargılama sırasında taraf vekillerinin anlaşması ile borcun sona erdiği, davacının gabin iddiasında da bulunmadığı, dava derdest iken sulh ve ibraname düzenlendiğinden ibranamenin makbuz hükmünde de sayılmayacağı kabul edilerek ibraname ile borcun sona erdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 05.02.2015 tarihli ibranamenin makbuz niteliğinde olduğunu, davacı tarafa ödenen miktarın yetersiz olup yeniden tazminat hesaplamasının yapılması gerektiğini, söz konusu ibranameyi imzalayan vekil azledildiğinden davacının iradesi ile borcun sona ermediğini, davalı … yönünden davanın reddi kararının hatalı olduğunu belirtmiştir. C. Gerekçe 1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalının zorunlu trafik sigortacısı olduğu aracın karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün maddi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41, 46 ve 47 inci maddeleri, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90 ve 91 inci maddeleri, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları. 3. Değerlendirme Davaya son veren taraf işlemleri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 307-315 maddeleri arasında düzenlenmiştir. Buna göre sulh de davaya son veren taraf işlemlerindendir. 6100 sayılı HMK'nın 315 inci maddesi, “Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse karar verilmesine yer olmadığına karar verir.” hükmünü haizdir. Somut olayda; davacı tarafın, dava dilekçesi ile cismani zarar nedeniyle maddi tazminat talep ettiği, yargılama devam ederken davacı taraf ile davalı … arasında 05.02.2015 tarihinde "İbraname ve Sulh Anlaşması" başlıklı belge düzenlendiği, bu belgeye göre taraflar arasındaki sulh anlaşması nedeniyle mahkemece herhangi bir karar verilmesine gerek bulunmadığı, gerek vekalet ücreti gerekse mahkeme masrafları konusunda taraflarca anlaşıldığı, işbu anlaşmanın ilam hükmünde olduğu belirtilmiştir. Açıklanan hukuki ve maddi vakıa karşısında mahkemece; yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve önceki bozma ilamı doğrultusunda, taraflar arasında yargılama sırasında düzenlenen 05.02.2015 tarihli "İbraname ve Sulh Anlaşması" başlıklı belge içeriği de dikkate alınmak suretiyle hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine, Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 29.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2016/18350, K. 2019/7256Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2016/18350 E.  ,  2019/7256 K. "İçtihat Metni" Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Davacı, davalı şirket ile 16.10.2006 tarihinde gayrimenkul alım satım taahhüdü sözleşmesi imzaladıklarını, bu sözleşme uyarınca davalının … Bölgesi … Mah. 28010 Ada 1 Parselde yapımı devam eden 302/2 nolun binanın 8 nolu dairesini satmayı ve karşılığında seramik, duvar kağıdı ve 127.000,00 TL bakiyenin parçalı şekilde davalı şirkete ödenmesinin kararlaştırıldığını, sözleşmede söz konusu dairenin Temmuz-Ağustos 2006’da devrinin yapılmasının kararlaştırıldığını, sözleşme gereğince davalıya 54.706,33 TL tutarında ithal seramik, ihtal seramik bordürü ve ithal duvar kağıdı teslim ettiğini, nakit olarak ise 11.282,44 TL ödeme yaptığını ancak davalının sözleşmenin açık hükmü ve şifahen ısrarlı taleplerine rağmen bugüne kadar devri gereken daireyi devretmediğini, … 4.Noterliği’nin ihtarnamesiyle davalıdan yapılan ödemelerin ve malzemelerin bedellerinin iadesinin talep edildiğini ancak iade edilmediğini, davalı ile aralarında yapılan sözleşmenin geçerli olmadığını, bu nedenle davalının elinde sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca bulunan bedelin iadesi gerektiğini beyan ederek; toplam 165.988,77 TL’nin iadesine, talep edilen bedelin çek tanzim tarihleri, fatura tarihleri ve nakit ödeme tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte tahsiline hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne, 165.988,77 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, bu miktarın 147.250,52 TL'sine 01/09/2007 tarihinden itibaren, 18.738,25 TL'sine dava tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafça temyiz edilmiştir. 1-''Sulh'' 6100 Sayılı HMK'nın 313. vd. maddelerinde davaya son veren taraf işlemlerinden biri olarak düzenlenmiştir. HMK'nın 313/1.maddesine göre; sulh, görülmekte olan bir davada tarafların arasındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla yapmış oldukları sözleşme olup, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. Karar kesinleşinceye kadar yapılan her türlü sulh anlaşması mahkeme huzurunda yapılmış sulh olarak kabul edilir. Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Bozma sonrası yapılan yargılama sırasında davalı taraf 08.10.2014 havale tarihli dilekçesi ile uyuşmazlık konusu gayrimenkulün davacıya devine ilişkin protokol imzaladıklarını beyan etmiş ve imzaladıkları protokolü sunmuştur. Davacı …, davalı şirket ve müşterek/müteselsil kefil … … tarafından imzalanan 23.07.2011 tarihli protokolün incelenmesinde; protokol konusunun; bozma öncesi verilen … 9.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 01.07.2010 tarih 2009/316 Esas 2010/329 Karar Sayılı kararının icrası için başlatılan … 11.İcra Müdürlüğü’nün 2010/10873 sayılı takip dosyasındaki alacağa karşılık olarak borçlunun 29.04.2004 ve 06703 yevmiye no’lu kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan 28010 ada 1 pafta parselde 302/2 no’lu binanın 8 nolu dairesinin Musatafa Şen veya göstereceği kişiye devrinin sağlanması ve buna mukabil … 11.İcra Müdürlüğü’nün 2010/10873 sayılı takip dosyasındaki alacaktan tahsil harcı borçluya ait olmak üzere 170.000,00 TL’nin düşülmesi olarak belirtildiği, alacaklının … 11.İcra Müdürlüğü’nün 2010/10873 sayılı takip dosyasındaki bakiye alacağın tahsili için gerekli işlemleri yapmakta serbest olacağını kararlaştırdıkları anlaşılmıştır. Mahkemece her ne kadar;''..Davalı vekili yargılama sırasında … 9. Ticaret Mahkemesinin bozulan 2009/316 esas sayılı dosyasına konu kararının infazı aşamasında dava konusu taşınmazın davacıya teslim edildiğini, bu sebeple yargılamanın konusuz kaldığını beyan etmiştir. Bunun üzerine taraflar arasındaki gayrimenkul satış sözleşmesine konu dairenin tapu kaydı ile taraflar arasında imzalanan 23.07.2011 tarihli protokol getirtilmiş, yapılan incelemede protokolün davanın konusuz kalmasını doğuracak biçimde imzalanmadığı, aksine davanın sonuçlanmış olması sebebiyle … 11. İcra Müdürlüğünün 2010/10873 sayılı takip dosyasındaki alacağa mahsuben ödenmesine ilişkin olduğu, yani iş bu davanın sonuçlanması halinde infazına ilişkin bir anlaşma olduğu, bu anlaşmanın başkaca bir takım şartlar içerdiği, ayrıca dava konusu olmayan … 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/421 esas sayılı dosyasında taraflar arasındaki davanın konusuz kalacağının hükme bağlandığı görülmüş, protokolün ve gayrimenkulün davacının belirlediği kişi adına tescilinin davayı konusuz bırakmadığı, aksine davanın sonuçlanması aşamasından sonraki icrası safhasıyla ilgili şartlı hükümler içerdiği…'' gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmişse de taraflarca imzalanan ve mahkemeye sunulan söz konusu protokolün HMK'nın 313. vd maddeleri gereğince ''sulh'' niteliğinde olduğu anlaşıldığından, sulh protokolü gereğince değerlendirme yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, eksik incelemeyle ve yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, 2. bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/06/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2014/8419, K. 2015/5709Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2014/8419 E.  ,  2015/5709 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :. Sulh Hukuk Mahkemesi Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı itirazın iptali davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava, kira alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkiline ait taşınmazın …'e kiraya verildiğini, 2011 yılı Ocak ayı sonunda …n işyerini davalıya devrettiğini, kira bedeli alacağının tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığını, davalının itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, taraflar arasında kira sözleşmesi bulunmadığını beyan ederek davanın reddini savunmuştur. Davaya son veren taraf işlemleri 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 307 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre HMK.nun 308 ve devamı maddelerinde davayı kabul, davacının talep sonucuna davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Davayı kabul eden davalı bununla davacının talep sonucu bölümünde istemiş olduğu hakkı tamamen kabul eder. Tarafların dava konusu yer üzerinde kural olarak tasarruf yetkileri bulunduğundan yani Medeni Usul Hukukunda kural olarak tasarruf ilkesi uygulandığından davalı davanın açılmasından hüküm kesinleşinceye kadar davayı kabul etmek suretiyle sona erdirebilir. Davayı kabul maddi hukuk işlemi olup, davacının hakkının varlığı kabul edilmekte, aynı zamanda bir usul işlemi olup, davayı sona erdirmektedir. HMK.nun 308 ve 311 (HUMK.nun 95) maddelerine göre de kabul kesin hüküm sonuçlarını doğurur ve yapıldığı tarihten itibaren geçerlidir. Yine belirtmek gerekir ki, kabul karşı tarafın rızasına bağlı değildir. Etkisini tek yönlü irade beyanı ile doğurur. HMK'nun 313. Maddesinde Sulh; görülmekte olan bir davada tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir. Dava konusu dışında kalan hususlar da sulhun kapsamına dahil edilebilir. Sulh bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulha göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre karar verir. Bu itibarla, mahkemece, davacı alacaklı vekilinin Dairemizin bozma kararı sonrasında ibraz ettiği 12.04.2013 tarihli "ön anlaşma" başlıklı davalı ve davacı vekili arasında imzalanan protokolün, takibe konu borçla ilgisinin olup olmadığı, taraflar arasındaki borç ilişkisinin kabulü veya sulh anlaşması anlamına gelip gelmediği ve sonuçta da kısmen veya tamamen, borcu söndüren belge niteliğinde olup olmadığı değerlendirilerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu anlaşama değerlendirilmeden yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır. SONUÇ : Yukarıda açılanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 09.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HMK Madde 315 Uyarınca Sulhun Davaya Etkisi ve Mahkeme Kararı

HMK m. 315/1 uyarınca sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkemenin kuracağı karar türü, tarafların taleplerine göre şekillenir: Taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse mahkeme sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse davanın reddine değil, 'karar verilmesine yer olmadığına' karar verir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2021/24666 E., 2023/4606 K. sayılı ilamında belirtildiği üzere, taraflar arasındaki sulh anlaşması gözetilmeksizin davanın reddine karar verilmesi kanuna aykırıdır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 315Kaynağı aç
MADDE 315- (1) Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir. (2) İrade bozukluğu ya da aşırı yararlanma hâllerinde sulhun iptali istenebilir. ALTINCI KISIM Basit Yargılama Usulü Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler

Sulh, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesini ifade eden feragatten farklı bir nitelik taşır (HMK m. 307/1). Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2016/27870 E., 2016/24179 K. sayılı kararında, taraflar arasındaki sulh protokolü karşısında davacının davasından feragat ettiği kabul edilerek hüküm kurulması bozma nedeni yapılmıştır. Yine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2016/18350 E., 2019/7256 K. sayılı kararında, mahkemeye sunulan protokolün HMK m. 313 ve devamı maddeleri uyarınca sulh niteliğinde bulunduğu belirlenerek sulh protokolü doğrultusunda değerlendirme yapılması gerektiği vurgulanmıştır.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2016/27870, K. 2016/24179Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2016/27870 E.  ,  2016/24179 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalı ile arasında cam temizliği, genel alanların süpürülmesi ve merdiven ve asansörlerin süpürülmesi ve temizlenmesi sözleşmesi imzalandığını, sözleşme gereğince davalıya 60.605,00 TL'lik ekim ayı temizlik hizmeti faturası düzenlendiğini, davalının faturayı teslim aldığını, ancak ödemediğini, bu bedelin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini, neticede itirazın iptali ile takibin devamını talep etmiştir. Davalı, düzenlenen protokol gereğince davacı ile sulh olduklarını, bu nedenle davanın feragat nedeniyle reddini dilemiştir. Mahkemece, feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. HMK 307. maddeye göre, Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. HMK 313. maddeye göre, Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir. HMK 315. maddeye göre de Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; karar verilmesi gerekir. Eldeki davada, tarafların 08.04.2016 tarihli sulh protokolü imzaladıkları anlaşılmaktadır. Mahkemece, HMK 315.maddesinde belirtildiği gibi, taraflar arasındaki sulhe göre karar verilmesi gerekirken, davacının davasından feragat etmiş gibi değerlendirilerek yanılgılı gerekçe ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, peşin alınan 29,70 TL harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-2 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 23/12/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 307Kaynağı aç
MADDE 307- (1) Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. Davayı kabul

Yargılama Aşamalarına Göre Sulhun Yapılma Zamanı ve Usulü

Sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her aşamada gerçekleştirilebilir (HMK m. 314/1). Hüküm verildikten sonra sulh yapılması durumunda uygulanacak usul, 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun'un 30. maddesiyle HMK m. 314'e eklenen düzenlemelerle belirlenmiştir. Bu çerçevede, karar verildikten sonra tarafların sulh olması halinde kanun yolu başvurusu bulunsa dahi dosya üst mahkemeye sevk edilmeyerek kararı veren ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesi sulh uyarınca ek bir karara hükmeder (HMK m. 314/2). Şayet dosya temyiz incelemesine gitmişken taraflar sulh akdetmişse, Yargıtay esasa dair temyiz denetimi yapmadan uyuşmazlığı ek karar tesis edilmesi maksadıyla hükmü vermiş olan mahkemeye iletir (HMK m. 314/3).

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 314Kaynağı aç
MADDE 314- (1) Sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/30 md.) Sulh, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince sulh doğrultusunda ek karar verilir. (3) (Ek:22/7/2020-7251/30 md.) Sulh, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı sulh hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir. Sulhun etkisi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/16852, K. 2022/5984Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/16852 E.  ,  2022/5984 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda; Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti tarafından verilen 01/04/2021 tarihli ve 2021/İHK-9031 sayılı kararın süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği görüşüldü: K A R A R Karar, davalı vekilince temyiz edilmiş; dosya temyiz incelemesine gönderildikten sonra davacı vekili Av. … 10/03/2022 tarihli dilekçesi ile davalıyla ekli “ibraname, feragat beyanı ve sulh anlaşması” uyarınca sulh olmaları nedeniyle davadan feragat ettiklerini beyan etmiştir. 6100 sayılı HMK’nın 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca; “Sulh, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince sulh doğrultusunda ek karar verilir. 28/07/2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’nın 314. maddesine eklenen 3. fıkraya göre ise; ‘‘Sulh, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı sulh hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir.'' hükmünü içermektedir. Bu itibarla, taraf vekillerinin vekaletnamelerinde sulh yetkisi bulunup bulunmadığı da denetlenmek suretiyle Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetince vaki sulh nedeniyle ek karar verilmesi için dosyanın (İtiraz Hakem Heyetine iletilmek üzere dosyanın saklanması kararını veren İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesine) İŞLEMSİZ İADESİNE, davalının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 28/03/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Şarta Bağlı Sulh ve Karar Verme Usulü

HMK m. 313/4 uyarınca sulh şarta bağlı olarak da yapılabilir. Sulh sözleşmesinin şarta bağlı yapılması, yargılamanın kesin bir hükümle sona ermiş sayılmasına engel oluşturmaz; mahkeme huzurundaki sulh ile davaya konu uyuşmazlık kesin hükme benzer biçimde ortadan kalktığından davanın tarafları arasında aynı sebebe dayanan yeni bir dava görülemez. Şarta bağlı sulh sözleşmelerinde kural olarak şarta bağlı hüküm verilemeyeceği kabul edildiğinden mahkemenin esas hakkında hüküm kuramayacağı, bu durumda karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulması gerektiği değerlendirilmektedir. Taraflar mahkemenin sulhe göre karar oluşturmasını talep etmeyip yalnızca sulhun tespitini istediklerinde ise mahkeme sulhu tutanağa geçirerek davanın son bulduğunu tespit etmekle yetinir ve karar verilmesine yer olmadığı yönünde karar verir.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2013/8152, K. 2014/1160Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2013/8152 E.  ,  2014/1160 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 20/02/2013 NUMARASI : 2010/544-2013/71 Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Davacı vekili, davalı kooperatifin üyesi iken istifası 20.05.2009 tarihinde kooperatifçe kabul edilen müvekkiline çıkma payı alacağının ödenmediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, 8.000,00 TL çıkma payı alacağının üyelikten ayrılma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle de talebini 27.003,86 TL'ye arttırmıştır. Davalı vekili, davacının üyelikten istifasının 20.05.2009 tarihli yönetim kurulu kararıyla kabul edildiğini, ancak 23.03.2009 tarihinde yapılan genel kurulda ortaklıktan ayrılan üyelerin çıkma paylarının üç yıla kadar ödenmesine karar verildiğini, bu nedenle dava tarihi itibariyle alacağın muaccel olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, dosya kapsamı ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davacının 31.01.2005 ile 30.04.2009 tarihleri arasında kooperatife ödediği aidat miktarından payına düşen genel giderin mahsubu ile bakiye 27.003,86 TL çıkma payı alacağının bulunduğu, davacı vekilinin 03.10.2011 tarihinde sulh anlaşması ibraz ederek bu anlaşmaya göre davadan feragat ettiği, ancak 10.10.2011 tarihli dilekçeyle de davalı yanın edimlerini yerine getirmediğinden feragatın işleme konulmamasını talep ettiği, davalı yanın da sulh anlaşmasındaki edimlerini ifa ettiğine dair bir iddiasının olmadığı, HMK'nın 304. maddesine göre şarta bağlı feragatın da geçerli olmayacağı gerekçesiyle, davanın kabulü ile 27.003,86 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2-Dava, çıkma payı alacağının tahsili istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, tarafların 24.09.2011 tarihli sulh sözleşmesiyle iş bu davaya konu çıkma payı alacağının 31.335,00 TL olduğunu kabul ederek 01.10.2011 tarihinden başlamak üzere 10 eşit taksitte ödeneceği hususunda anlaştıkları, davacı vekilinin 03.10.2011 havale tarihli dilekçesiyle sulh sözleşmesini sunarak "ekteki sözleşmeye göre tarafların anlaştığını, anlaşma gereği davadan feragat ettiğini" beyan ettiği, daha sonra davacı vekilinin 10.10.2011 havale tarihli dilekçe sunarak, "davalı tarafın anlaşmaya uymaması sebebiyle feragat dilekçesinin işleme konulmamasını" talep ettiği, mahkemece, 25.10.2011 tarihli oturumda, taraflar arasındaki sulh sözleşmesinin şarta bağlı olduğu, şarta bağlı sulh sözleşmesinin geçerli olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Davacı vekilince mahkemeye sunulan sulh sözleşmesinde herhangi bir şart bulunmamakta olup, sadece davacının çıkma payının taksitlerle ödeneceği kabul edildiğinden mahkemenin, sulhun şarta bağlı olduğu yolundaki kabulünde isabet bulunmamaktadır. Öte yandan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 313. maddesinin 4. bendinde; sulhun şartı bağlı olarak da yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Davacı vekilince, 03.10.2011 tarihinde sunulan dilekçede her ne kadar "davadan feragat " ibaresi kullanılmış ise de, anlaşma gereği davadan feragat edildiği, yolundaki beyandan, davacı vekilinin asıl amacının feragat olmayıp, 6100 sayılı HMK'nın 123. maddesinde düzenlenen "davayı geri alma " olduğu anlaşılmaktadır. HMK'nın 123. maddesi uyarınca davacı, ancak davalının açık rızasıyla davasını geri alabilir. Bu durumda mahkemece öncelikle, davalı vekilinden davacının davayı geri almasına rıza gösterip göstermediği sorularak, muvafakat etmesi halinde HMK'nın 123. maddesi uyarınca "karar verilmesine yer olmadığına " karar verilmesi; davalı tarafça davanın geri alınmasına muvafakat edilmediği takdirde HMK'nın 315/1. maddesi uyarınca taraflardan sulhe göre karar verilmesini isteyip istemedikleri sorularak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2 ) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/8262, K. 2022/348Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2021/8262 E.  ,  2022/348 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalı şirket ile 16/10/2006 tarihinde gayrimenkul alım satım taahhüdü sözleşmesi imzaladıklarını, bu sözleşme uyarınca davalının …Bölgesi …, Mah. 28010 Ada 1 Parselde yapımı devam eden 302/2 nolun binanın 8 nolu dairesini satmayı ve karşılığında seramik, duvar kağıdı ve 127.000 TL bakiyenin parçalı şekilde davalı şirkete ödenmesinin kararlaştırıldığını, sözleşmede söz konusu dairenin Temmuz-Ağustos 2006’da devrinin yapılmasının kararlaştırıldığını, sözleşme gereğince davalıya 54.706,33 TL tutarında ithal seramik, seramik bordürü ve duvar kağıdı teslim ettiğini, nakit olarak ise 111.282,44 TL ödeme yaptığını, ancak davalının sözleşmenin açık hükmü ve şifahen ısrarlı taleplerine rağmen bugüne kadar devri gereken daireyi devretmediğini,…,Noterliğinin gönderdiği ihtarnameyle davalıdan yapılan ödemelerin ve malzemelerin bedellerinin iadesinin talep ettiğini ancak iade edilmediğini, davalı ile yaptığı sözleşmenin geçerli olmadığını, bu nedenle davalının elinde sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca bulunan bedelin iadesi gerektiğini ileri sürerek; toplam 165.988,77 TL’nin iadesini, talep edilen bedelin çek tanzim tarihleri, fatura tarihleri ve nakit ödeme tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. Davalı; davacının yaptığını iddia ettiği nakit ödemeyi ispat etmesi gerektiğini, davacının aralarındaki başka bir ihtilaf nedeniyle bu davayı açtığını, denkleştirici adalet kavramının dikkate alınması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; davanın alacak miktarı yönünden kabulüne dair verilen karar, davalının temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 13.Hukuk Dairesinin 26/12/2011 tarihli ve 2011/17077 E. 2011/20564 K. sayılı kararıyla, ‘’…somut olay değerlendirildiğinde, davacı tüketici ile davalı satıcı arasında konut satımından kaynaklı uyuşmazlık olduğu, bu durumda davaya bakmaya tüketici mahkemesinin görevli olduğu…’’ gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda görevsizlik kararı verilmiş, ve dosya eldeki temyize konu kararı veren tüketici mahkemesine gönderilmiştir. Tüketici mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne, 165.988,77 TL 'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, bu miktarın 147.250,52 TL'sinin 01/09/2007 tarihinden itibaren, 18.738,25 TL'sinin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile tahsiline dair verilen karar, davalının temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 17/06/2019 tarih ve 2016/18350 E. 2019/7256 K.sayılı kararıyla; "… taraflarca imzalanan ve mahkemeye sunulan söz konusu protokolün HMK'nın 313. vd maddeleri gereğince ''sulh'' niteliğinde olduğu anlaşıldığından, sulh protokolü gereğince değerlendirme yapılarak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği…’’ gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; dosya içerisinde bulunan ve bozma ilamında işaret edilen 23/07/2011 tarihli protokolde, dava konusu gayrimenkul satış vaadine konu taşınmaz bilgilerinin iki nolu konu başlıklı bentte gösterildiği ve protokolun özel şartlar bölümünün (c) bendinde tarafların 170.000 bedelle sulh oldukları, alacaklı davacıya dava konusu taşınmazın devri için davalı borçlu tarafından vekaletname düzenleneceği ve taşınmaz bedelinin 170.000 TL'nin üstünde veya altında olması halinde tarafların birbirlerinden hak talep etmeyeceklerinin düzenlendiği, söz konusu protokolün sulh anlaşması olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı mirasçıları vekilince temyiz edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 315. maddesine göre; ''Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir.'' düzenlemesine yer verilmiştir. Bu noktada sulh üzerine mahkemenin vereceği karar çeşitlerine değinmekte fayda bulunmaktadır. Sulh üzerine mahkemenin vereceği kararı, şarta bağlı sulh üzerine mahkemenin vereceği karar ve şarta bağlı olmayan sulh üzerine mahkemenin vereceği karar olmak üzere iki grupta değerlendirmek mümkündür. Şarta bağlı sulh üzerine mahkemenin vereceği karar yönünden; mahkeme huzurunda sulh şarta bağlı olarak yapılabilir(md.313/4). Sulh sözleşmesinin şarta bağlı olarak yapılmış olması halinde, mahkemenin, böyle bir sulh sözleşmesine dayanarak esas hakkında karar(hüküm) vermesi mümkün değildir. Çünkü kural olarak şarta bağlı hüküm verilemez. Taraflar şarta bağlı şekilde sulh olmakla, davaya son vermek istediklerinden, başka bir deyimle dava geri alındığından (md.123), bu halde, mahkemenin ‘’karar verilmesine yer olmadığına’’ biçiminde bir kararla davayı sonuçlandırması gerekir. Şarta bağlı olmayan sulh üzerine mahkemenin vereceği karar açısından ise; sulh şarta bağlı değilse, sulh üzerine mahkemenin vereceği karar, tarafların talebine göre iki şekilde olabilir: a) Taraflar sulhe göre karar verilmesini istemezlerse; ‘’Taraflar sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, mahkeme, karar verilmesine yer olmadığına karar verir.( md.315/1,c.2,ikinci yarım cümle) Buna göre; taraflar, mahkemenin sulhe göre bir karar vermesini istemeyip, sadece sulhu tespit etmesini isterlerse, mahkeme, sulhu tutanağa geçirir(md.154/3-ç) ve karar verilmesine yer olmadığı biçiminde bir kararla davanın son bulduğunu tespit etmekle yetinir. Çünkü, davanın sahibi taraflardır ve hakim onların talebinden fazlaya karar veremez(md.26/1). b)Taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse; Taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, mahkeme, şarta bağlı sulh sözleşmesine göre karar verir(md.315/1,c.2,). Buna göre, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, mahkeme, şarta bağlı olmayan sulh sözleşmesine göre bir karar vermek zorundadır..Özellikle, tarafların, aralarındaki uyuşmazlığın esaslı noktalarında sulh olmaları halinde, bunun bütün ayrıntıları ile birlikte mahkeme kararında(hükmünde) belirtilmesini istemelerinde hukuki yararları vardır (Prof.Dr….Medeni Usul Hukuku El Kitabı, cilt:II, sf.1095-1096). Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; bozma kararından sonra davacı vekili 09/02/2016 tarihli duruşmada; davanın kabulüne karar verilmesini istemiş, davalı vekili ise davanın reddini talep ettiklerini, yine dosya kapsamına sundukları 23/07/2011 tarihli protokolün mahkemece dikkate alınmasını istediğini belirtmiş ise de, taraflar arasındaki 23/07/2011 tarihli sulh protokolü değerlendirilmediği gibi taraflara bu protokole göre karar verilmesini isteyip istemedikleri sorulmuştur. O halde mahkemece; yukarıda ifade edilen açıklamalar ve yasa hükümleri gereği öncelikle taraflara sulh sözleşmesi uyarınca karar verilmesini isteyip istemediklerinin sorulması, gerekirse tarafların sulh sözleşmesini inceleyip kapsamı konusunda 6100 sayılı HMK’nın 315. maddesine uygun beyanda bulunmaları için süre verilmesi ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HMK'nın 428. maddesi gereğince davacılar yararına BOZULMASINA, harçtan muaf olmasına rağmen davacı taraftan peşin alınan temyiz harcın istek halinde iadesine, 6100 sayılı HMK'nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 24/01/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Yargıtay kararlarında, taraflar arasındaki sulh metninin içeriği ve niteliği somut olayın özelliklerine göre incelenmektedir. Nitekim Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2013/8152 E., 2014/1160 K. sayılı ilamında, sulh sözleşmesinde bağımsız bir şart yer almayıp yalnızca alacağın taksitle ödeneceğinin kabul edildiği somut uyuşmazlıkta, sulhun doğrudan şarta bağlı sayılması isabetsiz bulunmuştur. Benzer şekilde Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2022/5104 E., 2023/147 K. sayılı kararında sulh şartlarının yerine getirilip getirilmediğinin araştırılması gerektiği; yine aynı Dairenin 2014/8419 E., 2015/5709 K. sayılı kararında ise ibraz edilen protokolün takibe konu borçla ilgisi, sulh anlaşması oluşturup oluşturmadığı ve borcu söndüren nitelik taşıyıp taşımadığı değerlendirilerek hüküm kurulması gerektiği vurgulanmıştır.

Kesin Hüküm Etkisi ve Sulhun İptali Davası

HMK m. 315/1 uyarınca sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme içi sulh ile davaya konu uyuşmazlık kesin hükme benzer şekilde ortadan kalktığından, aynı taraflar arasında aynı hukuki sebebe dayanılarak yeni bir davanın görülmesi mümkün değildir. İrade bozukluğu ya da aşırı yararlanma hallerinde sulhun iptali istenebilir (HMK m. 315/2). Ortada mahkemece verilmiş bir hüküm bulunmadığından yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemez; irade sakatlığına veya aşırı yararlanmaya dayanılarak kesin hüküm niteliğindeki sulhun iptali için ayrı bir dava açılması gerekir.

Sulh hangi aşamaya kadar yapılabilir?

Sulh, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 314/1 uyarınca hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir.

Sulh halinde mahkeme nasıl karar verir?

HMK m. 315/1 uyarınca taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse mahkeme sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse karar verilmesine yer olmadığına karar verir.

Şarta bağlı sulh yapılabilir mi?

HMK m. 313/4 uyarınca sulh şarta bağlı olarak yapılabilir. Yargı kararlarındaki değerlendirmelere göre, kural olarak şarta bağlı hüküm verilemeyeceğinden bu tür sulh sözleşmelerine dayanılarak esas hakkında hüküm kurulamaz ve mahkemece karar verilmesine yer olmadığına karar verilir.

Sulhun iptali nasıl talep edilir?

İrade bozukluğu ya da aşırı yararlanma hallerinde HMK m. 315/2 uyarınca sulhun iptali istenebilir; mahkemece verilmiş bir hüküm bulunmadığından yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamaz, iptal için ayrı bir dava açılması gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu