HMK Madde 313 Kapsamında Hukuk Davalarında Sulh

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 313 Kapsamında Hukuk Davalarında Sulh

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 313. maddesinin birinci fıkrasına göre sulh, derdest bir davada uyuşmazlığın taraflarca bütünüyle ya da kısmen giderilmesi hedefiyle mahkeme önünde akdedilen bir sözleşmedir. Bu işlem, usul hukuku bakımından davayı sonlandıran usuli bir nitelik taşırken içeriği yönünden borç ve hakları yeniden şekillendiren bir maddi hukuk sözleşmesidir. Tek taraflı irade açıklamasıyla netice doğuran feragat veya kabul işlemlerinden farklı biçimde sulh, karşılıklı ve birbiriyle örtüşen iki taraflı irade beyanlarının uyuşmasıyla geçerlilik kazanır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 313Kaynağı aç
MADDE 313- (1) Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir. (2) Sulh, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabilir. (3) Dava konusunun dışında kalan hususlar da sulhun kapsamına dâhil edilebilir. (4) Sulh, şarta bağlı olarak da yapılabilir. Sulhun zamanı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/120, K. 2019/334Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/120 E.  ,  2019/334 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul(Kapatılan) 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.09.2011 tarihli ve 2009/104 E., 2011/204 K. sayılı karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.02.2014 tarihli ve 2013/17881 E., 2014/3621 K. sayılı kararı ile; “…Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 26.10.2007 tarihinde "Televizyon Dizi Film Oyuncu Sözleşmesi" imzalandığını, ancak davalı göndermiş olduğu 05.11.2007 tarihli ihtarname ile anılan sözleşmeyi hiçbir hukuki bilgisi olmadan, sözleşmeyi kontrol etme fırsatı elinden alınmış olarak ve daha önce üçüncü bir şahıs ile imzalamış bulunduğu sözleşmeye rağmen durumun farkında olmaksızın hataen imzaladığı gerekçesiyle sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini bildirdiğini, davalının sözleşmeyi fesih gerekçesinin yasalara aykırı olduğunu, davalının sözleşme uyarınca 140.000,00 TL cezai şart ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürerek, 140.000,00 TL cezai şart bedelinin bankaların uyguladığı en yüksek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davaya konu sözleşmenin müvekkiline avukatı ya da menajeri olmaksızın hatta okutmadan imzalatıldığını, sözleşmedeki cezai şartın fahiş ve haksız kazanç elde etmeye yönelik olduğunu, ayrıca belirsiz süreli sözleşmelerde cezai şart talep edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının sözleşmeyi feshetmesinin hukuken ve haklı bir gerekçeye dayanmadığı, davacının cezai şartı talep etme hakkının bulunduğu ancak tarafların belirledikleri 140.000,00 TL cezai şart ücretinden % 30 oranında indirim yapılmasının uygun görüldüğü sonucuna varılarak, davanın kısmen kabulü ile takdiren 98.000,00 TL cezai şartın dava tarihinden itibaren bankaların uyguladığı en yüksek reeskont faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili ile katılım yolu ile davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, taraflar arasında yapılan sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiasıyla sözleşmede kararlaştırılan cezai şart bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiş ise de temyiz aşamasında davacı tarafça dosyaya sunulan 04.11.2011 tarihli Protokol başlıklı sözleşme ile tarafların karardan sonra işbu davaya konu uyuşmazlıkla ilgili olarak aralarında anlaşmaya vararak, bu konuda protokol yaptıkları görülmüştür. Bu durumda mahkemece, taraflar arasında davaya konu uyuşmazlıkla ilgili olarak yapılan Protokol uyarınca hüküm tesis edilmesi gerektiğinden kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir…” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, “Televizyon Dizi Film Oyuncu Sözleşmesi”nden kaynaklanan cezai şart istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 26.10.2007 tarihinde "Televizyon Dizi Film Oyuncu Sözleşmesi" imzalandığını ve sözleşme gereğince davalı ile deneme çekimleri yapıldığını, ancak davalı tarafından gönderilen 05.11.2007 tarihli ihtarname ile anılan sözleşmeyi hiçbir hukuki bilgisi olmadan, sözleşmeyi kontrol etme fırsatı elinden alınmış olarak ve daha önce üçüncü bir şahıs ile imzalamış bulunduğu sözleşmeye rağmen durumun farkında olmaksızın hataen imzaladığından bahisle sözleşmenin tek taraflı olarak feshedildiğinin bildirdiğini, davalının sözleşmeyi fesih gerekçesinin hukuka aykırı olduğunu, davalının sözleşme gereğince 140.000,00TL cezai şart ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürerek cezai şart bedelinin en yüksek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davaya konu sözleşmenin müvekkiline avukatı ya da menajeri olmaksızın hatta okutulmadan imzalatıldığını, sözleşmedeki cezai şartın fahiş ve haksız kazanç elde etmeye yönelik olduğunu, ayrıca belirsiz süreli sözleşmelerde cezai şart talep edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. Yerel mahkemece; davalının sözleşmeyi feshetmesinin hukuken haklı bir gerekçeye dayanmadığı, davacının cezai şartı talep etme hakkının bulunduğu ancak tarafların belirledikleri 140.000,00TL cezai şart ücretinden % 30 oranında indirim yapılmasının hakkaniyete uygun görüldüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 98.000,00TL cezai şartın dava tarihinden itibaren en yüksek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece, önceki kararda dayanılan gerekçeler tekrar edilmek suretiyle ve taraflar arasında karar tarihinden sonra 04.11.2011 tarihinde düzenlenen protokol ile temyize konu edilen ve işbu davada verilen karardan kaynaklanan ve davalı tarafından davacıya yapılacak ödemenin, vekâlet ücreti ve yargılama gideri kalemlerini de kapsar şekilde 123.000,00TL olarak belirlendiği ve bu miktarın ödemesi ile ilgili anlaşmaya vardıkları, davadaki uyuşmazlık konusu ile ilgili HMK’nın 307, 308 ve 313. maddelerinde belirtilen feragat, vazgeçme, kabul veya sulh anlamına gelen bir ibarenin bu protokolde mevcut olmadığı, protokolün tamamen mahkeme kararında hüküm altına alınan miktarın icra takibi konusu olması hâlinde infazı çözümler nitelikte olduğu, bu nedenle protokol doğrultusunda bir karar verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı, davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında karar tarihinden sonra imzalanan 04.11.2011 tarihli protokolün davaya son veren taraf işlemi niteliğinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre söz konusu protokole göre karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için davaya son veren taraf işlemlerinin usul hukuku bakımından sonuçları hakkında kısa bir açıklama yapılmasında yarar vardır. Davaya son veren taraf işlemleri olan feragat, kabul ve sulh, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 307 ilâ 315. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Tasarruf ilkesinin bir sonucu olarak davaya son veren taraf işlemleri hüküm kesinleşinceye kadar yapılabilir. Bir başka ifade ile taraflar davayı kabul ederek ya da davadan feragat ederek veya sulh sözleşmesi yaparak yargılamanın her aşamasında ve hatta kanun yollarında herhangi bir hükme gerek kalmaksızın davayı sona erdirebilirler. Ancak bu işlemler vekil tarafından yapılacaksa vekilin vekâletnamesinde özel yetkinin bulunması gerekir (HMK m. 74). Davadan feragat, davayı kabul ve sulh, içerikleri itibariyle birer maddi hukuk işlemi olmakla birlikte, yapılış şekli itibariyle birer usulü işlemdir. Bu nedenle söz konusu işlemler bir taraftan maddi hukuk anlamında uygulama imkânı bulan iradeyi bozan hâllere dayanılarak iptal edilebilirken, diğer taraftan kesin hüküm gibi sonuç doğurmaktadır. Davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir (HMK m. 307). Davadan feragat eden davacı, bununla dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan kısmen veya tamamen vazgeçer. Davayı kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir (HMK m. 308/1). Davayı kabul eden davalı, bu şekilde, davacının talep sonucu bölümünde istemiş olduğu hakkı kısmen veya tamamen kabul eder. Davadan feragat ve davayı kabul tek taraflı usul işlemidir; bu nedenle karşı tarafın izni ve mahkemenin onayına gerek kalmaksızın hüküm ifade eder. Sulh ise bir sözleşme olup, iki taraflıdır ve yapılabilmesi için her iki tarafın iradesinin birbiri ile uyuşmasını gerektirir. Somut olayda 04.11.2011 tarihli Protokol iki tarafça imzalandığı için sulh sözleşmesinden ayrıca bahsedilmesi gerekir. Sulh sözleşmesi ile taraflar birbirinden karşılıklı olarak ödünlerde (tavizlerde, fedakârlıklarda) bulunarak aralarında mevcut bir hukuki ilişki üzerindeki anlaşmazlığa veya tereddüt (kararsızlık) hâline son veren ve tam iki taraf borç yükleyen bir sözleşmedir (Tandoğan, Haluk; Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C. 1, İstanbul, 1988, s. 14). Uygulamada ve teoride kabul edilmekle birlikte 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan sulh, ilk defa HMK ile düzenlenmiş ve HMK’nın 313. maddesinde bir kurum olarak yer almıştır. Anılan maddede sulh; “görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşme” olarak tanımlanmıştır (HMK m. 313/1). Hemen belirtilmelidir ki tarafların aralarındaki uyuşmazlığı anlaşarak gidermesi anlamına gelen sulh sözleşmesinin kurulması için tıpkı diğer sözleşmelerde olduğu gibi karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları, yani icap (öneri) ve kabul bulunmalıdır. Bu icap ve kabul açık olabileceği gibi zımni (örtülü) de olabilir. Bu sözleşme ile taraflar dava konusu uyuşmazlığa bir fedakârlık ve özveri göstererek son verirler. Genellikle, davacı talep sonucunun bir bölümünden feragat ederek ve davalı da davacının talep sonucunun kalan bölümünü kabul etmek suretiyle sulh sözleşmesi hukuken vücut bulur. En önemlisi bunun sonucunda uyuşmazlık ortadan kaldırılmış sayılır. Bu nedenle sadece tarafların üzerinde tasarruf yetkisine sahip oldukları davalar bakımından söz konusu olur. Sulh yapılması kural olarak şekle tabi değildir. Ancak HMK’nın 154/3-ç maddesinde mahkeme huzurunda yapılan sulhlar için bir geçerlilik şartı öngörülmüştür. Buna göre, taraflar mahkeme huzurunda sulh olmak istediklerini bildirdikleri taktirde, bu sözlü beyanlarının tutanağa geçirilerek sulh olan taraflara okunması ve imzalattırılması gerekmektedir. Sulhun yazılı olarak yapılması hâlinde ise tarafların bu konudaki beyanlarını içeren dilekçelerinin tutanağa yazılarak eklenmesi gerekir (HMK m. 154/4). Bu hükümden hareketle sulhun tutanağa geçirilmesinin, taraflara okunmasının, onların onayının alınmasının ve (varsa) itirazlarının da tutanağa geçirilmesinin sulhun sonuç doğurabilmesi için zorunlu şartlar olduğu söylenebilir (Kuru, Baki; Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul, 2001, s. 3753). Sulhun şekli konusunda üzerinde durulması gereken bir başka husus da mahkeme dışında yapılmış olan sulh sözleşmesinin mahkeme içi sulhe dönüşebilmesi için mahkemeye verilmesi ve mahkeme tarafından tutanağa geçirilmesi, duruşmada taraflara okunması, okunduğunun da duruşma tutanağına yazılması ve ondan sonra tutanağın taraflarca imzalanması gerekmektedir. Burada sulh sözleşmesinin içeriğinin ayrıca duruşma tutanağına geçirilmesine de gerek yoktur. Çünkü duruşma tutanağına eklenen belgeler de tutanak hükmündedir (Tanrıver, Süha; İlâmlı İcra Takibinin Dayanakları ve İcranın İadesi, Ankara, 1996, s. 90). Sulhun etkisi HMK’nın 315. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Şu hâlde mahkeme içi sulh, mahkeme tarafından bir hüküm verilmesine gerek olmaksızın davayı sona erdirir. Tarafların sulh yapmaları durumunda mahkeme sulh sözleşmesine göre karar verecek; taraflar sulhe göre karar verilmesini istemezlerse “karar verilmesine yer olmadığına” karar vermek suretiyle yargılamaya son verecektir. Diğer bir deyişle, mahkeme içi sulh davayı kendiliğinden sona erdirdiğinden mahkemenin bu sonucun ortaya çıkmasını sağlamak için ayrıca bir hüküm vermesine de gerek yoktur. Zira sulhun temel işlevi hükmün tamamlayıcısı olmak değil; hüküm yerine geçmektir. Dolayısıyla sulhun bizzat kendisinin ayrıca bir mahkeme hükmü verilmesine gerek olmaksızın doğrudan doğruya davayı sona erdirmesi doğaldır. Bu bakımdan mahkemenin vereceği “esas hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı” davanın sulh nedeniyle konusuz kaldığını tespit ve tevsikten öte bir anlam taşımayacaktır (Tanrıver, s. 97). Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı vekili tarafından temyiz dilekçesine ekli olarak sunulan 04.11.2011 tarihli protokolün davalı … Demirkol ile davacı vekili tarafından imzalandığı, anılan protokolde; işbu dava sonucunda verilen karardan kaynaklanan borcun tüm ferîleri ile işbu davaya konu sözleşme nedeniyle davalının davacıya toplam 123.000,00TL ödeme yapacağının kararlaştırıldığı, ayrıca ödemenin yapılması durumunda davacının davalıdan işbu dava ve davaya konu sözleşme gereğince hiçbir talepte bulunmayacağının belirtildiği, yine ödeme yapıldığında davalının tüm sonuçları ile ibra edileceği hususunun kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu protokol gereğince davalı tarafından ciro edilerek davacıya verilen toplam 123.000,00TL bedelli çeklerin davacı tarafından tahsil edildiği de taraf beyanları ile sabittir. Hâl böyle olunca yerel mahkemece, temyiz aşamasında davacı tarafça dosyaya sunulan 04.11.2011 tarihli protokolün, tarafların karardan sonra eldeki davaya konu uyuşmazlıkla ilgili olarak aralarında anlaşmaya vardıkları ve bu nedenle söz konusu protokolün davaya son veren taraf işlemi niteliğinde olduğu kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; taraflar arasında karar tarihinden sonra imzalanan 04.11.2011 tarihli protokolün mahkeme kararının infazına yönelik bir anlaşma niteliğinde olduğu, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. O hâlde, yerel mahkeme direnme kararının Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına, bozma nedenine göre taraf vekillerinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre taraf vekillerinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanunun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.03.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, cezai şart alacağına ilişkindir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, verilen karardan sonra taraflarca imza altına alınan 4.11.2011 tarihli protokolun uyuşmazlığa son veren taraf işlemi niteliğinde olup olmadığı, buradan hareketle mahkeme kararının bu protokol gereğince bozulması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Sulh Sözleşmesinin Hukuki Niteliği ve Kapsamı

Sulh sözleşmesi, tarafların uyuşmazlık veya tereddüt doğuran hukuki ilişkide karşılıklı fedakârlık ve ödünlerde bulunarak çekişmeyi bitirdikleri, tam iki tarafa borç yükleyen bir hukuki işlemdir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 313/2 uyarınca sulh, yalnızca tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabilir. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf yetkisinin bulunmadığı uyuşmazlıklarda, örneğin kamu düzenini ilgilendiren ve Cumhuriyet savcısının yer aldığı dava ve işlerde tarafların sulh olması hukuken sonuç doğurmaz.

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 313/3 gereğince, dava konusunun dışında kalan hususlar da taraflarca sulhun kapsamına dâhil edilebilir. Bu düzenleme sayesinde taraflar, yargılamaya konu talep sonucuyla sınırlı kalmaksızın aralarındaki bağlantılı diğer alacak, borç ve hukuki ihtilafları da tek bir sulh metniyle nihayete erdirme imkânına sahiptir.

Şarta Bağlı Sulh Sözleşmesi

6100 sayılı Kanun'un 313. maddesinin dördüncü fıkrası, sulh sözleşmesinin şarta bağlı olarak da yapılabileceğini açıkça hüküm altına almıştır. Kanunun bu emredici düzenlemesi karşısında, sulh sözleşmesinin şarta bağlı kurulamayacağı gerekçesiyle geçersiz sayılması kanuna aykırıdır. Taraflar, anlaşma kapsamındaki edimlerin ifasını veya anlaşmanın geçerlilik kazanmasını belirli bir geciktirici ya da bozucu şarta bağlayabilirler.

Sulh Usulü ve Duruşma Tutanağına Geçirilmesi

Sulh görüşmeleri ve varılan sulh sonucu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 154/3-ç doğrultusunda beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla mutlak surette duruşma tutanağına geçirilir. Duruşma esnasında sözlü olarak sulh olunduğunun bildirilmesi durumunda tarafların beyanları zabta yazılır, kendilerine okunur ve imzaları alınır. Sulh anlaşmasının yazılı bir metinle sunulması hâlinde ise tarafların bu yöndeki dilekçeleri ve ekleri Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 154/4 kapsamında duruşma tutanağına kaydedilerek tutanağın ayrılmaz bir parçası sayılır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 154Kaynağı aç
MADDE 154- (1) Hâkim, tahkikat ve yargılama işlemlerinin icrasıyla, iki tarafın ve diğer ilgililerin sözlü açıklamalarını, gerekirse özet olarak zabıt kâtibi aracılığıyla tutanağa kaydettirir. (2) Taraflar veya diğer ilgililer sözlü açıklamalarını hâkimin izniyle doğrudan da tutanağa yazdırabilir. (3) Aşağıdaki hususlar mutlak olarak tutanağa yazılır: a) Mahkemenin adı, duruşmanın açıldığı yer, gün ve saat. b) Hâkim, zabıt kâtibi, hazır bulunan taraflar ve varsa vekilleri, kanuni temsilcileri, fer’î müdahil ve tercümanın ad ve soyadları. c) Yargılamanın aleni ya da gizli yapıldığı. ç) Beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabule ilişkin beyanlar ve sulh müzakereleri ile sonucu. d) Beyanda bulunana okunmak kaydıyla taraf, tanık, bilirkişi veya uzman kişi beyanı. e) Duruşma dışında yapılan işlemlerin özeti. f) Tarafların sundukları belgelerin neler olduğu. g) Tarafların soruşturmaya ilişkin istekleri ile diğer kanunların tutanağa yazılmasını emrettiği konular. ğ) Ara kararları ve hükmün sonucu. h) Karar veya hükmün açıklanma biçimi. (4) Tutanakta sözü edilen veya dosyaya konduğu belirtilen belgeler de tutanağın eki sayılır. (5) Tahkikat ve yargılama sırasında yapılan işlemler teknik araçlarla kayda alınırsa, bu durum bir tutanakla tespit olunur. Tutanağın imzalanması ve imza atamayanların durumu

Yargılama dışında haricen düzenlenen bir sulh anlaşmasının mahkeme içi sulhe dönüşebilmesi için mahkemeye ibraz edilmesi, duruşma tutanağına aktarılması, duruşmada taraflara okunması ve okunduğu belirtilerek tutanağın taraflar veya yetkili vekillerince imzalanması gerekir. Mahkeme dışında yapıldığı ileri sürülen bir sulh anlaşması duruşmada karşı tarafça kabul edilmediği ve mahkeme önünde usulünce tutanağa bağlanmadığı takdirde, mahkemece geçerli bir sulh sözleşmesinin varlığından bahisle dava reddedilemez.

Sulh Yapılma Zamanı ve Kanun Yollarında Sulh

Tasarruf ilkesinin bir sonucu olarak sulh, Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 314/1 uyarınca hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında yapılabileceği gibi kanun yollarında da gerçekleştirilebilir. İlk derece mahkemesince karar verilmiş olsa bile hüküm kesinleşmediği müddetçe tarafların sulh yoluyla uyuşmazlığı sonlandırma hakları devam eder.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2017/120, K. 2019/334) kararında belirtildiği üzere, ilk derece mahkemesi kararından sonra temyiz incelemesi aşamasında ibraz edilen ve uyuşmazlığı sona erdiren anlaşma protokolü davaya son veren taraf işlemi mahiyetindedir. Yargılamanın bu safhalarında dosyaya sunulan belgenin borç ikrarı, sulh sözleşmesi ya da borcu tamamen veya kısmen söndüren bir belge niteliğinde olup olmadığı ve kararlaştırılan edimlerin yerine getirilip getirilmediği mahkemece etraflıca incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.

Sulh Yetkisi ve Vekâletnamede Özel Yetki Zorunluluğu

Davanın vekil vasıtasıyla yürütüldüğü durumlarda genel vekâletname vekilin sulh olmasına imkân tanımaz. 6100 sayılı Kanun'un 74. maddesi gereğince açıkça yetki verilmemişse vekil sulh olamaz. Bu doğrultuda sulh işlemlerinin vekil tarafından ifa edilebilmesi için vekâletnamede sulhe dair açık ve özel yetkinin varlığı kanuni bir zorunluluktur.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 74Kaynağı aç
MADDE 74- (1) Açıkça yetki verilmemiş ise vekil; sulh olamaz, hâkimi reddedemez, davanın tamamını ıslah edemez, yemin teklif edemez, yemini kabul, iade veya reddedemez, başkasını tevkil edemez, haczi kaldıramaz, müvekkilinin iflasını isteyemez, tahkim ve hakem sözleşmesi yapamaz, konkordato veya sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması teklifinde bulunamaz ve bunlara muvafakat veremez, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına başvuramaz, davadan veya kanun yollarından feragat edemez, karşı tarafı ibra ve davasını kabul edemez, yargılamanın iadesi yoluna gidemez, hâkimlerin fiilleri sebebiyle Devlet aleyhine tazminat davası açamaz, hangileri hakkında yetki verildiği açıklanmadıkça kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davaları açamaz ve takip edemez. Birden fazla vekil görevlendirilmesi

Sulhun Hüküm ve Sonuçları ile İptali

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 315/1 gereğince sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki netice doğurur. Taraflar sulh şartlarına göre karar verilmesini isterlerse mahkeme sulh sözleşmesine göre hüküm kurar; buna karşılık taraflar bu yönde bir hüküm talep etmezlerse mahkemece dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 315Kaynağı aç
MADDE 315- (1) Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir. (2) İrade bozukluğu ya da aşırı yararlanma hâllerinde sulhun iptali istenebilir. ALTINCI KISIM Basit Yargılama Usulü Basit yargılama usulüne tabi dava ve işler

Sulh bir taraftan kesin hüküm gücüne sahipken diğer taraftan irade serbestisine dayanan bir sözleşme niteliği taşır. Bu sebeple Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 315/2 uyarınca irade bozukluğu ya da aşırı yararlanma (gabin) hâllerinin varlığı durumunda ilgililer tarafından sulh sözleşmesinin iptali talep edilebilir.

Sulh sözleşmesi şarta bağlı olarak yapılabilir mi?

Evet. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 313/4 uyarınca sulh sözleşmesi şarta bağlı olarak da geçerli şekilde kurulabilir.

Dava konusu dışındaki uyuşmazlıklar sulh anlaşmasına dâhil edilebilir mi?

Evet. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 313/3 gereğince taraflar dava konusunun dışında kalan hususları da serbestçe sulhun kapsamına alabilirler.

Avukatın sulh yapabilmesi için vekâletnamede özel yetki gerekir mi?

Evet. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 74 uyarınca vekâletnamede açıkça yetki verilmemişse vekil sulh olamaz; vekilin sulh yapabilmesi için özel yetki aranır.

Sulh sözleşmesi hangi gerekçelerle iptal edilebilir?

Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 315/2 doğrultusunda irade bozukluğu veya aşırı yararlanma durumlarında sulh sözleşmesinin iptali istenebilir.

Sulh ile feragat ve kabul arasındaki fark nedir?

Feragat davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesi, kabul ise davalının bu talebe muvafakat etmesidir ve her ikisi de tek taraflı irade beyanıyla sonuç doğurur; sulh ise tarafların karşılıklı ödünlerle anlaştıkları iki taraflı bir sözleşmedir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 307Kaynağı aç
MADDE 307- (1) Feragat, davacının, talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir. Davayı kabul
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 308Kaynağı aç
MADDE 308- (1) Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. (2) Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur. Feragat ve kabulün şekli

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu