Direnme Kararı ile Yeni Hüküm Arasındaki Ayrım

by Avukat Erdal Ersoy
Direnme Kararı ile Yeni Hüküm Arasındaki Ayrım

Mahkemenin bozma sonrasında verdiği karara direnme adını vermesi, o kararın direnme sayılması için yeterli değildir. Bozma doğrultusunda işlem yapılması, bozmada tartışılması belirtilen hususların tartışılması, bozma sonrası araştırma veya yeni delile dayanılması ya da önceki kararda bulunmayan ve daire denetiminden geçmemiş yeni gerekçeyle hüküm kurulması hâlinde verilen karar özde direnme değil, bozmaya eylemli uyma sonucu oluşan yeni hükümdür. Bu hükmün temyiz incelemesi, genel kurul tarafından değil ilgili daire tarafından yapılır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2015/551, K. 2016/370Kaynağı aç
Ceza Genel Kurulu         2015/551 E.  ,  2016/370 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi Mahkemesi :Sulh Ceza (Kapatılan) Günü : 19.06.2014 Sayısı : 28-691 Taksirle yaralama suçundan sanık …'nin beraatine ilişkin, Alaşehir Sulh Ceza Mahkemesince verilen 03.05.2011 gün ve 3-467 sayılı hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 11.11.2013 gün ve 4876-25103 sayı ile; “04.05.2009 günü sanık …'nin sevk ve idaresindeki minibüsüne yolcu olarak binen katılan …’ın, tüccarlar sitesi girişinde minibüsten ineceği sırada minibüsün hareket etmesi sonucu yere düştüğü, tanık …'un minibüsü ile hastaneye götürüldüğü, aynı gün Alaşehir Devlet Hastanesi acil servisine minübüsten inerken düşme şikayetiyle başvurduğu, pelvis ve sol femur grafilerinin çekildiği, reçete düzenlenip ayakta tedavisinin yapıldığı, katılanın minibüsten inerken düşme sonucu sol kalçada ağrı ve hareket kısıtlılığı, yürüyememe şikayetleri nedeniyle 26.05.2009 tarihinde Salihli Devlet Hastanesi acil servisine başvurduğu, aynı gün katılanın ortopedi kliniğine yatırıldığı, yapılan muayenesinde sol kalçada palpasyonla hassasiyet, ileri derecede hareket kısıtlılığı, kısalık, dış rotasyon deformitesi ve fleksiyon kontraktürü mevcut olduğu, sol femur trachanterik kırık tanısıyla operasyonla parsiyel kalça protezi uygulandığı, önerilerle 05.06.2009 tarihinde taburcu edildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunun 29.12.2010 tarihli raporunda, 26.05.2009 tarihli kalça grafisinin Kurul tarafından incelenmesinde tespit edilen sol femur intertrokanterik kırığın, radyolojik görünümüne göre dava konusu olay tarihi ile uyumlu olduğunun belirtildiği, katılanın olay günü Alaşehir Devlet Hastanesine, 26.05.2009 tarihinde ise Salihli Devlet Hastanesine minibüsten düşmesi sonucu sol bacağında oluşan ağrı şikayeti ile başvurduğu, Adli Tıp Kurumu raporunda da kırığın radyolojik görünümüne göre dava konusu olay tarihi ile uyumlu olduğunun belirtilmesi karşısında, sanığın yüklenen suçtan mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine hükmolunması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Alaşehir Sulh Ceza Mahkemesi ise 19.06.2014 gün ve 28-691 sayı ile; "Yargıtay kararında belirtildiği gibi katılanda meydana gelen kırığın, olay tarihinde sanığın kullandığı minibüsten düşmesi neticesinde gerçekleşmiş olduğu kabul edilse dahi, olayda katılanın düşme anına ilişkin olarak sanık ve katılan beyanından başka bir delil bulunmadığı, katılanın; minibüsten inerken sanığın minibüsü hareket ettirmesi neticesinde mi düştüğü, yoksa minibüs hareket etmediği halde ayağını ters basmak suretiyle kendi kusuru ile mi düştüğünü tespit hususunda her türlü şüpheden uzak kesin, somut ve inandırıcı bir delil elde edilemediği, şüphe halinin bulunduğu, mahkememiz tarafından olay yerinde yapılan keşif neticesinde bilirkişi tarafından hazırlanan raporda da kusur oranının yukarıda belirtilen ihtimallere göre değerlendirildiği, tam bir tespit yapılamadığı, evrensel bir hukuk ilkesi olan 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin esas alındığı, bu nedenlerle sanığın kusurlu bir davranışının bulunduğunun sabit olmadığı" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir. Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.09.2014 gün ve 298216 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eylemi ile katılanın yaralanması arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca öncelikle yerel mahkeme kararının yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı hususunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi; a)Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak, b)Bozma kararında tartışılması gerektiği belirtilen hususları tartışmak, c)Bozma sonrasında yapılan araştırmaya, incelemeye ya da toplanan yeni delillere dayanmak, d)İlk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak, Suretiyle verilen hüküm, özde direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükmün temyiz edilmesi durumunda ise incelemenin Yargıtay'ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekmektedir. İncelenen dosya kapsamından; Özel Dairece ilk hükmün, sanığın mahkûmiyeti yerine beraatine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasından sonra, yerel mahkemece daha önce beyanına başvurulmayan ve katılanın olay sonrası grafilerini gösterdiği doktor …'ın tanık olarak dinlenmesi suretiyle, bozma sonrası yapılan araştırmaya ve toplanan yeni delillere dayanılarak, ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik gerekçeyle hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla yerel mahkemenin son uygulaması direnme kararı niteliğinde olmayıp, ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurulması nedeniyle yeni hüküm niteliğindedir. Özel Daire denetiminden geçmemiş olan bu yeni hükmün doğrudan ve ilk kez Ceza Genel Kurulunca incelenmesi mümkün olmadığından, dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi …; "Sanık … hakkında taksirle yaralama suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda, yerel mahkemece verilen sanığın beraatine ilişkin karar Yargıtay 12. Ceza Dairesince, sanığa yüklenen suçtan mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi gerekçesiyle bozulmuş, yerel mahkemece önceki kararda direnilmiştir. Yüksek Ceza Genel Kurulu çoğunluğunun kararı ile yerel mahkeme direnme kararının Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca yeni hüküm niteliğinde olduğu kabul edilerek, dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen direnme kararı verilmiş olsa dahi; 1-Bozma kararı doğrultusunda işlem yapmak, 2-Bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak, 3-Bozma sonrasında yapılan araştırma, inceleme ya da toplanan yeni delillere dayanmak, 4-İlk kararda yer almayan daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak, Suretiyle verilen hükümler özde direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hüküm olarak kabul edilerek temyiz incelemesinin Yargıtay ilgili dairesince yapılması gerekmektedir. Somut olayda 04.05.2009 tarihinde meydana gelen taksirle yaralama suçu nedeniyle sanık hakkında TCK'nun 89/1, 89/2 maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda, 'Mahkememizde yapılan yargılama sonunda dosya içerisinde bulunan soruşturma evrakı, ifade tutanakları, adli raporlar, uzlaşma teklif formları, nüfus ve adli sicil kayıtları, iddianame, sanık savunmaları, müşteki ve tanık beyanları, suça konu yerde yapılan keşfe ilişkin tutanak ile bilirkişi beyan ve raporları, müştekinin gördüğü tedavilere ilişkin belge kapsamları, bu belgeler ile birlikte müştekinin muayenesi sonunda Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunun düzenlediği 29.12.2010 gün ve 6814 sayılı raporu kapsamı ile yazılan müzekkere cevapları ve tüm dosya kapsamından; her ne kadar sanık hakkında sevk ve idaresindeki şehiriçi minibüsünde yolcu olarak bulunan müştekinin durakta indiği sırada aracı hareket ettirmesi ile müştekinin yere düşerek vücudunda kemik kırığı oluşacak ve sol femur ve kalça kemiği kırılacak biçimde yaralanmasına neden olmak suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de, özellikle Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunun düzenlediği 29.12.2010 gün ve 6814 sayılı raporda, müştekinin müracaatı ile 26.05.2009 tarihinde tespit edilen sol femur kırığı yaralanmasının davaya konu 04.05.2009 günü meydana geldiği iddia olunan olay sebebiyle oluşmasının imkan dahilinde bulunduğunun; ancak kırığın tespit edildiği 26.05.2009 tarihi ile davaya konu meydana geldiği öne sürülen hadise tarihi olan 04.05.2009 tarihi arasındaki 22 günlük zaman dilimi içinde şahsın maruz kaldığı başka bir künt travmatik olay sonucu da meydana gelebileceğinin; bunlar arasında tıbben ayrım yapılmadığının bildirilmesine ve durmuş vaziyetteki bir minüsübün basamağı üzerinde sol ayağı sabit olduğu halde inmek üzere sağ ayağını zemine doğru uzatan bir şahsın, minibüsün ani ve hızlı bir biçimde hareket etmesi halinde cari fizik yasalarına göre vücudunun sağ tarafının minibüse ve kapısı ile cidarına çarpacağının ve şahsın sağ tarafına doğru düşeceğinin bilinip tanınmasına nazaran, olay günü sanık tarafından gerçekleştirilen ve meydana gelen yaralanma neticesi ile nedensellik bağı içerisinde bulunan kusurlu bir davranışın bulunduğuna, bu cümleden olmak üzere sanığın sevk ve idaresindeki şehiriçi minibüsünde yolcu olarak bulunan müştekinin araçtan inceği sırada ve basamak üzerinde sol ayağı sabit durumda iken sağ ayağını zemine doğru uzattığı esnada ani ve hızlı bir biçimde minibüsü hareket ettirerek ve aynı zamanda hava tesiri ile açılıp kapanan kapıyı kapatarak, müştekinin kapının kanadına vücudunun sol tarafındaki femur kemiğinin çarparak yere düşmesi ile sol femur kemiğinde kırık meydana gelecek biçimde yaralanmasına sebebiyet verdiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, mahkûmiyetine yeter, kesin ve inandırıcı bir delil elde edilemediği sonucuna varılmakla, atılı kusurlu davranışın sanık tarafından gerçekleştirildiği yönünde tam bir vicdani kanaate varılamaması, sanık lehine yorumu zorunlu bulunan şüphe halinin bertaraf edilememesi, varsayıma dayalı olarak mahkûmiyet hükmü tesis edilmesinin imkan dahilinde görülmemesi de değerlendirilerek aşağıdaki biçimde hüküm kurmak gerekmiştir. Hüküm: Her ne kadar sanık hakkında mağdurun taksirle yaralanmasına sebebiyet vermek suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de, hadisede olay günü sanık tarafından gerçekleştirilen ve meydana gelen yaralanma neticesi ile nedensellik bağı içerisinde bulunan kusurlu bir davranışın bulunduğu sabit olmadığından, CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmiştir' Gerekçesiyle, sanığın kusurlu bir davranışının bulunduğu sabit olmadığından, CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince sanığın beraatine karar verilmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesince yerel mahkemenin beraate ilişkin kararının, sanığa yüklenen suçtan mahkûmiyeti yerine beraatine hükmolunması gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkemece, 'Yargıtay kararında belirtildiği gibi katılanda meydana gelen kemik kırığının, olay tarihinde sanığın kullandığı minibüsten düşmesi neticesinde gerçekleşmiş olduğu kabul edilse dahi, olayda katılanın düşme anına ilişkin olarak sanık ve katılan beyanından başka bir delil bulunmadığı, katılanın; minibüsten inerken sanığın minisübü hareket ettirmesi neticesinde mi düştüğü, yoksa minibüs hareket etmediği halde ayağını ters basmak suretiyle kendi kusuru ile mi düştüğünü tespit hususunda her türlü şüpheden uzak kesin somut ve inandırıcı bir delil elde edilemediği, şüphe halinin bulunduğu, mahkememiz tarafından olay yerinde yapılan keşif neticesinde bilirkişi tarafından hazırlanan raporda da kusur oranının yukarıda belirtilen ihtimallere göre değerlendirildiği, tam bir tespit yapılamadığı, evrensel bir hukuk ilkesi olan 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesinin esas alındığı, bu nedenlerle 'sanığın kusurlu bir davranışının bulunduğunun sabit olmadığı' sonuç ve kanaatine varılmıştır. Yukarıda açıklanan gerekçeye göre ve tüm dosya kapsamı karşısında mahkememizin 2010/3-2011/467 E-K sayılı kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2013/4876-2013/25103 E-K sayılı ilamına uyulmaması, mahkememizin önceki kararında direnilmesine karar verilmesi gerektiği yönünde mahkemizde tam bir vicdani kanaate varılmıştır. Hüküm: Mahkememizin 03.05.2011 tarih ve 2010/3-2011/467 E-K sayılı kararı usul ve yasaya uygun olmakla Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 11.11.2013 tarih 2013/4876-25103 E-K sayılı ilamına uyulmamasına ve mahkememizin önceki kararında direnilmesi ile; her ne kadar sanık hakkında mağdurun taksirle yaralanmasına sebebiyet vermek suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de, hadisede olay günü sanık tarafından gerçekleştirilen ve meydana gelen yaralanma neticesi ile nedensellik bağı içerisinde bulunan kusurlu bir davranışın bulunduğu sabit olmadığından, CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince sanığın atılı suçtan beraatine karar verilmiştir' gerekçesiyle önceki hükümde direnmiş ve yine sanığın kusurlu bir davranışının bulunduğu sabit olmadığından CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar vermiştir. Bozma sonrası yerel mahkemece gerekçeli kararda, ilaveten … isimli kişinin beyanı alınmıştır. Bu beyan incelendiğinde …'ın doktor olup, katılanın olay sonrası hastanede çekilen filmi kendisine gösterdiği yönünde ifadesinin yer aldığı, olayın oluş şekline ilişkin bir beyanının sözkonusu olmadığı gözükmektedir. Esasen yerel mahkeme direnme kararında bu tanığın beyanını gözönüne almamıştır. Yerel mahkemenin bozma öncesi ve sonrası direnme hükmünde dayandığı gerekçe katılanın yaralanmasının, sanığın yönetimindeki minibüsten inişi sırasında sanığın minibüsü hareket ettirmesi sonucu mu düştüğü, yoksa kendi kusuru ile ayağını yere ters basmak suretiyle mi düşüp yaralandığı hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı delil elde edilememesi nedeniyle CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince sanığın kusurlu bir davranışının bulunduğu sabit olmadığına dayanmaktadır. Bozma kararı sonrası, bozma doğrultusunda işlem, yeni bir inceleme ve araştırma yapılmamış, yeni delillere dayanılmamış ve ilk kararda yer almayan ve Daire denetiminden geçmemiş, yeni ve değişik bir gerekçe kullanılmış değildir. Bu itibarla, direnme hükmünün Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca yeni hüküm olarak kabulü mümkün değildir. Bu tür bir uygulama davaların uzamasına, zamanaşımının gerçekleşmesine neden olmakta ve en önemlisi de yargıya olan güveni sarsacağı unutulmamalıdır. Bu nedenlerle, direnme hükmünün, yeni hüküm niteliğinde olduğuna ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne katılma olanağı olmadığı" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Alaşehir Sulh Ceza Mahkemesince verilen 19.06.2014 gün ve 28-691 sayılı karar yeni hüküm niteliğinde olduğundan, dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.10.2016 tarihinde yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/445, K. 2022/53Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/445 E.  ,  2022/53 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Şanlıurfa 1. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı işyerinde 2006 yılının Eylül ayında öğretim personeli olarak çalışmaya başlayan müvekkilinin iş sözleşmesinin haksız feshedildiğini, işsizlik maaşını almak için İş Kurumuna başvuran müvekkilinin işten çıkış bildirgesinin Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediğini öğrenmesi üzerine işverene başvurduğunda işverenin gidip noterden ibraname imzalayıp istifa dilekçesi vermesi hâlinde çıkışının verileceğini söylediğini, müvekkilinin fazla çalışma yaptığını, hafta tatili ve yıllık izinlerinin de kullandırılmadığını ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, yıllık izin, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının 14.02.2014-24.02.2014 tarihleri arasında bildirimsiz ve izinsiz işe gelmemesi üzerine devamsızlık tutanakları tutularak İş Kanunu 25. maddesinin (II) numaralı bendinin (g) alt bendine göre iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, ulusal bayram ve genel tatillerde izin kullandırıldığını, hafta tatillerinde çalışma yapılmadığı gibi fazla çalışmanın da söz konusu olmadığını, yıllık izinlerinin kullandırıldığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 6. Şanlıurfa 1. İş Mahkemesinin 12.10.2015 tarihli ve 2014/134 E., 2015/440 K. sayılı kararı ile; devamsızlık tutanaklarının her zaman düzenlenebileceğinin, 5 yıldan fazla kıdemi olan bir işçinin makul bir sebep olmadan tazminat haklarını yok edecek şekilde geçimini sağladığı işini kendiliğinden bırakmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunun yerleşik Yargıtay kararlarında belirtilmesi karşısında davalı işveren tarafından düzenlenen devamsızlık tutanaklarının fesihten sonra düzenlendiğinin kabul edildiği, davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedene dayalı olarak feshedildiğinin kanıtlanamadığı, fazla çalışma, yıllık izin ve genel tatil ücret alacaklarının hesaplandığı bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 7. Şanlıurfa 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince 21.01.2019 tarihli ve 2017/18731 E., 2019/1403 K. sayılı kararı ile; davalının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, “…2-İş sözleşmesinin, işçinin devamsızlıkta bulunması nedeniyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur. …Dava dilekçesinde, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı sebep olmaksızın feshedildiği ileri sürülmüş, davalı ise davacının devamsızlık yaptığını, iş sözleşmesinin feshinin haklı sebebe dayandığını savunmuştur. Davalının sunduğu devamsızlık tutanakları ile davalı tanık beyanı karşısında, İş sözleşmesinin davalı tarafından davacının devamsızlık yaptığı gerekçesiyle feshedildiğinin anlaşılmasına göre davalı işverence yapılan feshin haklı sebebe dayandığının kabulü ile davacının kıdem tazminatı ile ihbar tazminatı istemlerinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 9. Şanlıurfa 1. İş Mahkemesinin 20.03.2019 tarihli ve 2019/128 E., 2019/308 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten davacı tanıklarının davacıdan önce işten ayrılmaları sebebiyle beyanlarına itibar edilmediği, tutanak tanığı da olan davalı tanığının ise davacının neden belirtmeksizin devamsızlık yaptığını ileri sürdüğü ancak fazla çalışma, yıllık izin ve resmî tatil günlerine ilişkin anlatımlarının aksinin kabulünün Yargıtay denetiminden geçerek sabit olduğundan inandırıcılığını yitirdiği, ayrıca işyerinde çalışması da devam ettiğinden taraflı ve yanlış beyanda bulunduğunun kabul edildiği, davalının 14.02.2014-24.02.2014 tarihleri arasında devamsızlık tutanakları tutmasına karşın davacının vekiline dava açması için verdiği vekâletnamenin düzenlenme tarihinin 21.02.2014 olduğu, vekili tarafından 25.02.2014 tarihinde dava açıldığı dikkate alındığında iş sözleşmesinin en geç 21.02.2014 tarihinde feshedildiği ve bu durumda davalının 24.02.2014 tarihine kadar düzenlediği tutanakların sonradan düzenlendiği kanaatine varıldığı, ayrıca tutanaklardan sadece birinde isim bulunması, çalışma yapılmayan pazar günü de devamsızlık yapıldığı şeklinde tutanak tutulması da tutanakların sonradan düzenlendiğini gösterdiği, bu sebeplerle her zaman düzenlenebilir nitelikte olan tutanakların içeriğine itibar edilemeyeceği, işçinin devamsızlığının haklı bir nedene dayanması durumunda işverenin haklı ve derhal fesih hakkı bulunmadığı gözetildiğinde davacıdan savunma dahi istenmeksizin haklı bir mazereti bulunup bulunmadığı araştırılmayıp işe davet ihtarnamesi de gönderilmeden yapılan feshin usule aykırı olduğu, Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerince işçinin fazla çalışma ve ücret gibi alacakları mevcut olduğunda işçinin iddiası işten çıkarılma yönünde olsa dahi iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğinin kabul olunduğu, somut olayda davacının işçilik alacakları ödenmediği için iş sözleşmesini sonlandırdığı yönünde bir iddiası olmadığından işveren tarafından işten çıkarıldığı sonucuna varıldığı, davalı aleyhine başka bir işçi tarafından açılan davada yargılama sonucunda davalının baskı uygulayarak istifa dilekçesi aldığı ve feshin davalı tarafından yapıldığının Özel Daire tarafından da kabul edilmesi karşısında davalının işçilere istifa dilekçesi imzalatmaya ve baskı ile dilekçe almaya çalıştığının sabit olduğu, davacının iddialarının çelişki içermemesine rağmen davalının çelişkili beyanlarda bulunduğu, ayrıca 7 yıllık kıdeme sahip işçinin fesihten hemen sonra yeni bir işe de girmediğinin sabit olması karşısında hiçbir neden yok iken kıdemini ve kazanımını göz ardı ederek istifa etmesinin de beklenemeyeceği, davacının iş sözleşmesinin işverence haksız feshedildiğinin sabit olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda; iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı nedenle feshedilip feshedilmediği ve burada varılacak sonuca göre davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. ÖN SORUN 12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında direnme adı altında verilen kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; buradan varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu tarafından mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır. IV. GEREKÇE 13. Direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir. 14. Mahkemenin yeni bir bilgi, belge ve delile dayanarak veya bozmadan esinlenip gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek dolayısıyla da ilk kararının gerekçesinde dayandığı hukukî olguyu değiştirerek karar vermiş olması hâlinde direnme kararının varlığından söz edilemez. 15. İstikrar kazanmış Yargıtay içtihatlarına göre; mahkemece direnme kararı verilse dahi bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak, bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme veya toplanan yeni delillere dayanmak, önceki kararda yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak suretiyle verilen karar direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni hüküm olarak kabul edilir. 16. Somut olayda, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin işverence ispatlanamadığı gerekçesiyle genel ifadelere dayalı olarak verilen kararın davalı vekili tarafından temyizi ile Özel Dairece bozulmasından sonra mahkemece, davalı tanığının beyanları ile davacının vekiline verdiği vekâletnamenin düzenlenme tarihi de değerlendirilerek iş sözleşmesinin en geç 21.02.2014 tarihinde feshedildiğinin kabulü ile devamsızlık tutanaklarına neden itibar edilmediğine yönelik gerekçe oluşturulması, davalı tanığının feshe yönelik beyanları dışında davacının çalışma şekline yönelik beyanlarının aksinin Yargıtay bozma ilamında kabul edildiğinden tanığın inandırıcılığı yitirdiğine yönelik gerekçe ile de Özel Daire bozmasındaki verilere dayanılması, Yargıtay ile Bölge Adliye Mahkemesi kararları da değerlendirilerek ilk gerekçede yer verilmeyen kararlara yer verilmesi, başka işçinin açtığı davada verilen kararın da gerekçeye dayanak yapılması suretiyle davanın esasına, somut olayın içeriğine yönelik ifadeler kullanılarak direnme adı altında karar verilmiştir. 17. Açıklanan bu maddi ve hukukî olgulara göre, mahkemece Özel Daire bozma kararı sonrası daha önce dosyada yer almayan olgu ve delillere dayanılarak ve Özel Daire denetiminden geçmemiş gerekçe ile direnme adı altında yeni bir karar verilmiştir. 18. Şu hâlde "direnme" olarak verilen kararın, usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, bozma konusu ile ilgili bozma kararı sonrası yeni delil ve olgular ile yeni gerekçeye dayalı olarak oluşturulan yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır. 19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, direnme kararında yer alan gerekçenin Özel Daire bozma kararını karşıladığı, mahkemenin önceki kararının gerekçesini değiştiren veya etkileyen bir hususa gerekçesinde yer vermediği, mahkemece yeni olgu ve nedenlere dayalı olarak karar verilmediğinden yeni hüküm bulunmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 20. Hâl böyle olunca, verilen bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir. 21. Bu nedenle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir. V. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.01.2022 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2023/213, K. 2024/155Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2023/213 E.  ,  2024/155 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/165 E., 2022/1 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 01.07.2021 tarihli ve 2019/4135 Esas, 2021/3694 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı … vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373 üncü maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davacı mirasçıları vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin maliki olduğu Elbistan İlçesi, Kızılcaoba Köyü, Taşoluk Mevkii 1747 ada 4 ve 9 parsel sayılı taşınmazlar için müteahhit ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapmak üzere davalı …’ye 06.01.2014 tarihinde vekâlet verdiğini, davalı …’ın ise bu iki arsayı 07.01.2014 tarihinde diğer davalı …’ye fahiş miktarda düşük bir bedelle satıp tapuda intikal ettirdiğini, satış işlemini müvekkiline haber vermediği gibi herhangi bir ödeme de yapmadığını ve müvekkilini oyaladığını, aralarında tanışıklık bulunan ve kötüniyetli olan davalılar arasında vekâletin kapsamının aksine satış işlemi yapıldığını, dolayısıyla satış işleminin geçersiz olduğunu ileri sürerek öncelikle tapu iptal ve tescile, olmadığı takdirde ise dava konusu taşınmazların rayiç bedellerinin tazminat olarak tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı … cevap dilekçesinde; davacının dava konusu taşınmazları müteahhit … isimli şahsa satacağı ve karşılığında iki daire teslim alacağı konusunda anlaşma yaptığını ancak sağlık problemleri olduğundan tapu müdürlüğünde satış için imza atması konusunda kendisinden ricada bulunduğunu, davacı ile aralarında yardım isteme şeklinde bir diyalog geçtiğini ve bunun karşılığında bir ücret almadığını, vekil edenin talimatıyla hareket ettiğini, tapu müdürlüğüne gittiğinde …’ın davacı ile anlaştığı şekilde bir sözleşme ve 200.000,00 TL’lik bir senet getirdiğini, ayrıca 40.000,00 TL’nin sadece 20.000,00 TL’sini getirip diğer 20.000,00 TL için daha sonra vermek üzere süre istediğini, bu durumu davacının eşine bildirdiğini, …’ın diğer davalı …’ye borcuna karşılık davacıdan alacağı taşınmazları devredeceğini ancak tapuda iki kere masraf yapmamak için kendisinin doğrudan davalı …’ye satmasını söylemesi üzerine taşınmazları adı geçen davalıya sattığını, vekâletnamenin kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapmak üzere değil de satış için verildiğini, bakiye 20.000,00 TL’yi daha sonra davacının eşine verdiğini, dava dışı müteahhit …’ın cezaevine girmesi üzerine kötüniyetli olarak bu davanın açıldığını ileri sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. 2. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu taşınmazları davacının vekili olan davalı …’dan bedelini ödeyerek resmî senetle iyiniyetli üçüncü kişi olarak satın aldığını, müvekkilinin yapılan satışta üzerine düşen özen yükümlülüğünü yerine getirdiğini, davacının müteahhit … Çörekçiler ile yaptığı anlaşmaya istinaden dava konusu taşınmazlar karşılığında müteahhidin 2014 yılının Aralık ayında iki daire vereceğinin belirlendiğini, davacının da buna istinaden davalı avukat olan Perihan’a taşınmazları dilediği kişiye dilediği bedelle satması yönünde vekâlet verdiğini, ancak müteahhidin cezaevine girmesi sebebiyle dairelerin teslim edilmeyeceği düşüncesi ile davacının bu davayı haksız yere açtığını, müvekkilinin davacı ile müteahhit arasındaki ilişkiyi bilmesi mümkün olmadığı gibi eldeki davanın da dairelerin teslim tarihinden önce açılmış olması sebebiyle ifa tarihi beklenmeden açıldığından usul şartlarının gerçekleşmediğini ileri sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 04.04.2017 tarihli ve 2014/707 Esas, 2017/111 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamına göre davacının davalıya vekâletname vermeden önce taşınmazını iki daire ve 40.000,00 TL bedel karşılığında devretme hususunda dava dışı müteahhit … Çörekçiler ile anlaştığı, davalı …'nin davacının talimatı doğrultusunda taşınmazı devrettiği, verilen vekâletname kapsamında yapılan işlemde davacının zararına hareket ettiğine ilişkin dosyaya yeterli delil sunulmadığı, tazminat talebinin tamamına yönelik talebin yerinde olmadığı ancak 40.000,00 TL'nin davalı … tarafından davacıya verildiğine ilişkin dosyada delil bulunmadığı, dolayısıyla bu miktarın davalı … tarafından davacıya ödenmesi gerektiği, tapu iptal ve tescil talebinin de davalı …'ın iyiniyetli üçüncü kişi olup aksi ispat edilemediğinden reddi gerektiği gerekçesiyle tapu iptal ve tescil talebinin reddine, tazminat talebinin ise davalı … yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir. B. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı … vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. C. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin 09.03.2018 tarihli ve 2018/351 Esas, 2018/379 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazların eldeki davanın açıldığı tarihten sonra dava dışı Kadriye Okumuş'a satış suretiyle devredildiğinden 6100 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hükmü uyarınca davacı tarafa seçimlik hakkı hatırlatılarak davayı ne şekilde sürdüreceklerinin sorulması, ayrıca bir kısım davacı ve davalı tanıkları dinlenilmemiş olmakla 6100 sayılı Kanun'un 196 ncı madde uyarınca dinlenmeyen tanıklarla ilgili işlem yapılması suretiyle usuli eksikliklerin giderilmesinden sonra işin esası bakımından bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. D. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı İlk Derece Mahkemesinin 14.11.2018 tarihli ve 2018/110 Esas, 2018/350 Karar sayılı kararı ile; davacı vekilinin seçimlik hakkını tazminata yönelik kullandığı, tarafların tanıklarını dinletmekten vazgeçmeleri nedeniyle esas yönden yapılan değerlendirmede davalı …’ın vekâletnameye istinaden davacının talimatı doğrultusunda taşınmazı devrettiği, davacının zararına hareket ettiğine ilişkin yeterli delil sunulmadığı, böyle olunca tazminat talebinin tamamına yönelik talebin yerinde olmadığı ancak 40.000,00 TL’nin davalı … tarafından … Çörekçiler’den alındığı hâlde davacıya verildiğine ilişkin dosyada delil bulunmadığı gerekçesiyle 40.000,00 TL'nin davalı …'dan alınarak davacıya verilmesine, davacı vekilinin seçimlik hakkını tazminata yönelik kullanması karşısında tapu iptal ve tescile ilişkin istem bakımından hüküm kurulmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç 1.İlk Derece Mahkemesinin 18.03.2019 tarihli ek kararı ile davalı … vekilinin istinaf başvuru ve karar harcını gönderilen muhtıraya rağmen yatırmaması sebebiyle istinaf başvurusundan vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiştir. 2. Bölge Adliye Mahkemesinin 11.09.2019 tarihli ve 2019/988 Esas, 2019/859 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı ve davalı … vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "…Somut olaya gelince; tüm dosya kapsamından davacı vekil edenin vekaletnameyi düzenlemesindeki amacının çekişmeli taşınmazları devrederek karşılığında iki adet bağımsız bölüm ve nakit para almak olduğu sabit olmasına rağmen, vekilin vekalet görevini kötüye kullanarak taşınmazları davalı …’ya devrettiği, satış işlemi sonrasında vekilin satış bedelini ödediğini usulünce ispat edemediği, davacının 200.000,00 TL bedelli senedi kabul etmediği, malik … ile dava dışı müteahhit … ve vekilin el ve işbirliği içinde hareket ederek vekil edeni zararlandırdıkları anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru görülmemiştir…" gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki gerekçenin yanında tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmesi için tapu kayıtlarının devredildiği ara malikler ile halihazırdaki kayıt maliklerinin de davaya dahil edilmelerinin zorunlu olduğu, zira taşınmazı tapuda devralan her bir kişi yönünden kural olarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1023 üncü maddesinin işlerlik kazandığı, malik Zekeriye ile dava dışı müteahhit … ve vekilin el ve işbirliği içinde hareket ederek vekil edeni zararlandırdıklarına yönelik tespitin kabul edildiği ancak taşınmazı devralan ara malikler ile halihazırdaki kayıt maliklerinin vekil edeni zararlandırdıklarına yönelik tespitin yapılamadığı gerekçesiyle önceki hükümde direnilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı mirasçıları vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı mirasçıları vekili, davalı …’ın vekâlet ilişkisini kötüye kullandığını, kısmen kabul yönünde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, Mahkemenin Özel Dairenin tespitlerine katılmasına rağmen zarar oluşmadığı gerekçesi ile direnme kararı vermesinin hukuka uygun olmadığını, zararın mevcudiyetinin devam ettiğini, davalı …’nin dürüstlük kurallarına aykırı olarak taşınmazın mülkiyetini edindiğini ve satışın ne şartlarda yapıldığından haberi olduğunu, tapu kayıtları getirtilmeksizin direnme kararı verilmesi sebebiyle ıslah haklarını kullanamadıklarını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; vekâlet görevinin kötüye kullanılması sebebine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat istemi ile açılan eldeki davada, davalı …’nin dava konusu taşınmazları yargılama sırasında dava dışı üçüncü kişilere devrettiği ve davacı vekilinin de 28.09.2018 tarihli duruşmada seçimlik hakkını tazminata yönelik kullandıklarını belirtmesi karşısında dava konusu taşınmazları devralan ara malikler ile halihazırdaki kayıt maliklerinin davaya dahil edilmeden ve kötüniyetli edinen oldukları saptanmadan tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. D. Ön Sorun Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce; Bölge Adliye Mahkemesince direnme olarak adlandırılan kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı ve kararın temyiz incelemesinin Özel Daire tarafından mı yoksa Hukuk Genel Kurulunca mı yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. E. Gerekçe 1. Bilindiği üzere, direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkemece bozma kararından esinlenilerek yeni herhangi bir delil toplanmadan önceki deliller çerçevesinde karar verilmeli; kararın gerekçesi, önceki karara göre genişletilebilirse de değiştirilmemelidir. 2. Başka bir anlatımla, mahkemenin yeni bir delile dayanarak veya bozmadan esinlenerek gerekçesini değiştirerek ya da daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek bir karar vermiş olması hâlinde, direnme kararının varlığından söz edilemez. 3. Yargıtayın istikrar kazanmış içtihatlarına göre; mahkemece direnme kararı verilse dahi bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak, bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme veya toplanan yeni delillere dayanmak, önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak suretiyle verilen karar direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni hüküm olarak kabul edilir. 4. Mahkemece direnme kararı verildikten sonra ilk karardan farklı bir karar verilmesi mümkün değildir. Gerekçe genişletilebilir ise de, verilen hükmün ilk karardan farklı olmaması, direnmeye ilişkin hüküm fıkrasında, bozma kararına hangi yönden uyulmadığının tek tek ve anlaşılır biçimde kaleme alınması, hükmedilen miktarların doğru ve çelişki oluşturmayacak biçimde ortaya konulması gerekir. 5. Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılamada davacı vekilince seçimlik hakkın tazminata yönelik kullanıldığının ve tarafların tanıklarının dinlenilmelerinden vazgeçtiklerinin belirlenmesi üzerine esas yönden davalı …'nin davacının zararına hareket ettiğine ilişkin yeterli delil sunulmadığından tazminatın tamamına yönelik talebin yerinde olmadığı ancak davalı …’ın tapu devri sırasında 20.000,00 TL ve ilerleyen günlerde 20.000,00 TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL'yi dava dışı … Çörekçiler’den aldığı ve bu parayı davacıya verdiğine ilişkin dosyaya yeterli delil sunulmadığı gerekçesiyle 40.000,00 TL'nin davalı … tarafından davacıya ödenmesine yönelik davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 6. İlk Derece Mahkemesi kararının davacı ve davalı … vekillerince istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, bu kez kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece; malik Zekeriye ile dava dışı müteahhit … ve vekilin el ve işbirliği içinde hareket ederek vekil edeni zararlandırdıkları dosya kapsamından anlaşıldığı gerekçesiyle tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. 7. Bozma kararı üzerine İlk Derece Mahkemesince bu kez önceki karar gerekçesi yanında malik Zekeriye ile dava dışı müteahhit … ve vekilin el ve işbirliği içinde hareket ederek vekil edeni zararlandırdıklarına yönelik tespitin kabul edildiği ancak taşınmazı devralan ara malikler ile halihazırdaki kayıt maliklerinin vekil edeni zararlandırdıklarının tespit edilememiş olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. 8. Görüldüğü üzere İlk Derece Mahkemesince direnmeye esas kararda davalı …'ın davacı vekil edeni zararlandırdığı ve diğer davalı …'nin iyiniyetli üçüncü kişi olmadığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmişken direnme kararında davalı malik Zekeriye ile dava dışı müteahhit … ve vekil Perihan'ın el ve işbirliği içinde hareket ederek vekil edeni zararlandırdıkları ancak taşınmazı devralan ara malikler ile kayıt maliklerinin vekil edeni zararlandırdıklarının tespit edilememiş olduğu belirtilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 9. Sonuç itibarıyla İlk Derece Mahkemesince ilk kararda bahsedilmeyen yeni hususlara yer verildiği, bozmadan sonra kararın gerekçesinin değiştirilerek yeni gerekçeyle karar verildiği anlaşılmaktadır. 10. Şu hâlde “direnme” olarak adlandırılan kararın, usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, bozma konusu ile ilgili bozma kararı sonrası ortaya çıkan yeni bir gerekçe ile oluşturulan yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır. 11. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; Özel Daire bozma kararının dosya kapsamına uygun olmadığı, usul kurallarına uygun biçimde tesis edilmiş bozma kararının varlığından söz edilemeyeceği, bu sebeple direnme kararı ile bozma kararının kaldırılıp dosya kapsamına uygun inceleme yapılması için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği, bu şekliyle bir ön sorunun bulunduğu ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 12. Hâl böyle olunca, kurulan bu yeni hükmün temyiz incelemesini yapma görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye ait olup; yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın bozma kararını veren Özel Daireye gönderilmesi gerekir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı mirasçıları vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 06.03.2024 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. 11.H.D. Bşk. … 9.H.D. Bşk. Doç. Dr. … 1.H.D. Bşk. … 5.H.D. Bşk. … 7.H.D. Bşk. … 3.H.D. Bşk. … İncelenmek Üzere Daireye (''Karşı Oy'') ''K A R Ş I O Y'' Davacı tarafından … (vekil) ile … (alıcı) aleyhine tapu iptali ve tescil davası açmış bunun yanında olmadığı takdirde Perihan’dan tazminat isteminde de bulunmuştur. Taşınmaz maliki Zekeriye tarafından dava tarihinden bir hafta sonra taşınmazın üçüncü kişiye devredilmiş olmasına rağmen bu konuda bir işlem yapılmaksızın verilen karar bölge adliye mahkemesince kaldırılarak dosyanın geri gönderilmesinden sonra davacı davasını yeni malike yöneltmemiş ve tercih hakkını tazminat davası olarak sürdürmek şeklinde kullanmıştır. Mahkemece verilen ikinci kararda, tazminat talebine ilişkin davanın kısmen kabulü ile; 40.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı …'den alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş davacı ve davalı …’ın istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. Kararın davacı tarafından temyizi üzerine Özel Dairece yapılan temyiz incelemesi sonucu; “Tüm dosya kapsamından davacı vekil edenin vekâletnameyi düzenlemesindeki amacının çekişmeli taşınmazları devrederek karşılığında iki adet bağımsız bölüm ve nakit para almak olduğu sabit olmasına rağmen, vekilin vekâlet görevini kötüye kullanarak taşınmazları davalı …’ye devrettiği, satış işlemi sonrasında vekilin satış bedelini ödediğini usulünce ispat edemediği, davacının 200.000,00 TL bedelli senedi kabul etmediği, malik Zekeriye ile dava dışı müteahhit … ve vekilin el ve işbirliği içinde hareket ederek vekil edeni zararlandırdıkları anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca, tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru görülmemiştir.” gerekçesiyle hüküm bozulmuştur. Bozma kararında tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği belirtilmiş tazminat miktarının doğru olup olmadığı yönünden de buna ilişkin temyiz itirazlarının incelendiğini gösterir bir bozma yapılmamıştır. Oysa ki davacı HMK 125 inci madde gereğince taşınmazın üçüncü kişiye dava açıldıktan sonra devri nedeniyle davayı tazminat talepli sürdürmek suretiyle tercih hakkını kullanmış olduğundan ortada tapu kayıt malikinin davaya dahil edildiği bir tapu iptali ve tescil davası da bulunmamaktadır. Bu durumda bozma kararı içeriği, temyiz dilekçesi ve tüm dosya kapsamına uygun biçimde yöntemince temyiz incelemesi yapılmadığını ortaya koymaktadır. Bozma kararı üzerine mahkemenin direnme kararı vermek zorunda kalmasının da dosya içeriğine uygun bir bozma kararı verilmemiş olmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Zira mahkemece verilen direnme kararında yer alan şu gerekçe bölümü de bunu ortaya koymaktadır: “Yargıtay bozma ilâmında tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmesine dair mahkememiz kararı bozulmuş ise de tapu kayıtlarının devredildiği ara malikler ile halihazırdaki kayıt maliklerinin de davaya dahil edilmelerinin zaruri olduğu, zira tapuyu devralan her bir kişi yönünden kural olarak TMK'nın 1023 üncü maddesinin işlerlik kazanacağı, yine her ne kadar bozma ilâmında: "…davacı vekil edenin vekâletnameyi düzenlemesindeki amacının çekişmeli taşınmazları devrederek karşılığında iki adet bağımsız bölüm ve nakit para almak olduğu sabit olmasına rağmen, vekilin vekâlet görevini kötüye kullanarak taşınmazları davalı …’ye devrettiği, satış işlemi sonrasında vekilin satış bedelini ödediğini usulünce ispat edemediği, davacının 200.000,00 TL bedelli senedi kabul etmediği, malik … ile dava dışı müteahhit … ve vekilin el ve işbirliği içinde hareket ederek vekil edeni zararlandırdıkları…" yönünde tespit yapılmış ve söz konusu tespit mahkememizce de kabul görmüş ise de taşınmazı devralan ara malikler ile halihazırdaki kayıt maliklerinin de vekil edeni zararlandırdıklarının tespitinin yapılamamış olması hasebiyle Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2019/4135 Esas, 2021/3694 Karar sayılı ilâmında bu hususa dair olumlu ve/veya olumsuz bir bozma yapılmadığı gözetilerek mahkememizin 14.11.2018 tarihli ve 2018/110 Esas, 2018/350 Karar sayılı kararı usul ve yasaya daha uygun düşeceği kanaatine varılarak Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 01.07.2021 tarihli ve 2019/4135 Esas, 2021/3694 Karar sayılı sayılı bozma ilâmına uyulmayarak direnilmesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” Mahkeme bu gerekçesiyle bozma kararında belirtildiği gibi kayıt maliki ve ara maliklerin taraf olmadığı bir davada bozmaya uyarak tapu iptali verilebilmesinin mümkün olmadığını ortaya koymuş ve uyulabilir dosyaya uygun bozma yapılmadığını açıklamak istemiştir. Bu durumda mahkemenin yeni bir gerkeçeyle karar verdiği ve yeni hüküm bulunduğu için temyiz incelemesinin özel dairece yapılması gerektiği düşünülemez. Bu durumda özel daire bozma kararı yöntemine uygun bir temyiz incelemesi yapıldığını göstermediğinden usul kurallarına uygun biçimde tesis edilmiş bir bozma kararının varlığından söz edilemeyeceği için mahkeme kararı ve bu karara karşı dile getirilen temyiz itirazları karşılanmadığı gibi, Özel Daire kararındaki gerekçelere direnilerek verilen ısrar kararı da hüküm ifade etmeyecektir. Hâl böyle olunca, yerel mahkemenin ilk kararına yönelik temyiz incelemesinin usulüne uygun olarak tamamlanabilmesi için Özel Daire bozma kararı ile yerel mahkemenin bu karara karşı verdiği direnme kararının kaldırılmasına ve temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar vermek gerekir. Yargıtay hukuk Genel Kurulu kararlarındaki uygulama da bu şekildedir (Örnek: Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.01.2019 tarihli ve 2017/13-521 Esas, 2019/25 Karar sayılı Kararı). Bunun yanında, bozma kararının bir kısım temyiz itirazları incelenmeyerek verilmesi, karar düzeltme itirazları incelenmeksizin karar verilmesi gibi yöntemine uygun temyiz itirazlarının incelenmediğini gösteren bozma kararlarının ve buna bağlı direnme kararının birlikte kaldırılıp yöntemince temyiz incelemesi yapılması için dosyanın daireye gönderildiği kararlar da buna uygun bir yöntemi benimsemiş olan kararlardır (Örnekler: Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.10.2021 tarihli ve 2017/11-2383 Esas, 2021/1227 Karar sayılı kararı; 14.09.2021 tarihli ve 2018/(21)10-1018 Esas, 2021/997 Karar sayılı kararı; 27.06.2019 tarihli ve 2017/3(6)-460 Esas, 2019/813 Karar sayılı kararı, 23.11.2016 tarihli ve 2014/20-1192 Esas, 2016/1076 Karar sayılı kararı, 09.12.2021 tarihli ve 2018/(13)3-589 Esas, 2021/1633 Karar sayılı kararı). Yerel mahkemenin bozmaya konu önceki kararına yönelik temyiz incelemesinin usulüne uygun olarak tamamlanabilmesi için Özel Daire bozma kararı ile yerel mahkemenin bu karara karşı verdiği direnme kararının kaldırılmasına ve temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmesi daha öncelikli yapılması gereken işlem olduğundan bu yönde ön sorun bulunduğu görüşünde olduğum için, mahkemenin yeni bir gerekçeyle direndiği ve yeni hüküm bulunduğu için son hüküm yönünden temyiz itirazları incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.

Direnmenin önceki delil ve gerekçe sınırı

Direnmeden söz edilebilmesi için mahkeme, bozmadan esinlenerek yeni bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermelidir. Gerekçe önceki karara göre genişletilebilir; ancak değiştirilmemelidir. Direnme kararı verildikten sonra ilk karardan farklı bir karar verilmesi de mümkün değildir. Gerekçe genişletilse bile hüküm ilk karardan farklı olmamalıdır.

Mahkeme yeni bir bilgi, belge veya delile dayanır, bozmadan esinlenerek gerekçesini değiştirir ya da daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret edilen biçimde değerlendirerek ilk karardaki hukukî olguyu değiştirirse direnme kararından söz edilemez. Bozmada tartışılması gereken hususları tartışmak da aynı sonuca yol açar. Bu hâllerde karar, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni hüküm kabul edilir.

Direnmeye ilişkin hüküm fıkrasında, bozma kararına hangi yönden uyulmadığı tek tek ve anlaşılır biçimde yazılmalıdır. Hükmedilen miktarlar doğru ve çelişki oluşturmayacak biçimde ortaya konulmalıdır.

Ceza yargılamasında hüküm ve gerekçe

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin birinci fıkrası, duruşmanın sona erdiğinin açıklanmasından sonra verilecek beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararlarını hüküm sayar. Aynı maddenin sekizinci fıkrasına göre Türk Ceza Kanunu'nda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hâlinde davanın düşmesine karar verilir. Şart henüz gerçekleşmemişse durma kararı verilir.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 223Kaynağı aç
Madde 223 – (1) Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür. (2) Beraat kararı; a) Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, b) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, c) Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, d) Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması, e) Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması, Hallerinde verilir. (3) Sanık hakkında; a) Yüklenen suçla bağlantılı olarak yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya sağır ve dilsizlik hali ya da geçici nedenlerin bulunması, b) (Değişik: 25/5/2005 – 5353/30 md.) Yüklenen suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi suretiyle veya zorunluluk hali ya da cebir veya tehdit etkisiyle işlenmesi, c) Meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve telaş nedeniyle aşılması, d) Kusurluluğu ortadan kaldıran hataya düşülmesi, Hallerinde, kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir. (4) İşlenen fiilin suç olma özelliğini devam ettirmesine rağmen; a) Etkin pişmanlık, b) Şahsî cezasızlık sebebinin varlığı, c) Karşılıklı hakaret, d) İşlenen fiilin haksızlık içeriğinin azlığı, Dolayısıyla, faile ceza verilmemesi hallerinde, ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir. (5) Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilir. (6) Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra güvenlik tedbirine hükmolunur. (7) Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir. (8) Türk Ceza Kanununda öngörülen düşme sebeplerinin varlığı ya da soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmeyeceğinin anlaşılması hallerinde, davanın düşmesine karar verilir. Ancak, soruşturmanın veya kovuşturmanın yapılması şarta bağlı tutulmuş olup da şartın henüz gerçekleşmediği anlaşılırsa; gerçekleşmesini beklemek üzere, durma kararı verilir. Bu karara itiraz edilebilir. (9) Derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez. (10) Adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı kanun yolu bakımından hüküm sayılır. Karar ve hükümlerde gerekli oy sayısı

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinde hükümler açıkça sayılmıştır. İstinaf başvurusunun esastan reddi bu sayım içinde hüküm olarak kabul edilmemiştir.

2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141. maddesi, bütün mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli yazılmasını öngörür. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34. maddesinin birinci fıkrası da hâkim ve mahkemelerin her türlü kararının karşı oy dâhil gerekçeli yazılmasını, gerekçenin yazımında 230. maddenin göz önünde tutulmasını ve karar örneklerinde karşı oyların gösterilmesini düzenler. 230. madde, mahkûmiyet gerekçesinde iddia ve savunmanın, delillerin, sabit görülen fiil ve nitelendirmenin, ceza ve güvenlik tedbirinin belirlenmesinin gösterilmesini; diğer hüküm ve kararlarda da dayanağın gerekçede belirtilmesini düzenler.

2709 sayılı TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANAYASASI m. 141Kaynağı aç
Madde 141 – Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir. Küçüklerin yargılanması hakkında kanunla özel hükümler konulur. Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir. E. Mahkemelerin kuruluşu
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 34Kaynağı aç
Madde 34 – (1) Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir. (2) Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir. Kararların açıklanması ve tebliği
5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU m. 230Kaynağı aç
Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir: a) İddia ve savunmada ileri sürülen görüşler. b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi. c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62 nci maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi. d) Cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar. (2) Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (3) Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223 üncü maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir. (4) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen hükümlerin dışında başka bir karar veya hükmün verilmesi hâlinde bunun nedenleri gerekçede gösterilir. Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması[75] [76]

Bozulan hüküm tamamen ortadan kalktığından, direnme kararı verilirken önceki hükme atıfla yetinilmemesi gerekir. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 230, 231 ve 232. maddelerine uygun, onanması hâlinde başka bir karara gerek olmadan infaza esas alınabilecek yeni bir hüküm kurulması zorunludur. Bu zorunluluk bölge adliye mahkemelerinin kurulmasından sonra da sürer ve hem ilk derece mahkemeleri hem bölge adliye mahkemeleri için geçerlidir.

Şekil ile özün ayrıldığı uygulamalar

Ceza Genel Kurulu, ön sorun olarak yerel mahkeme kararının yeni hüküm niteliğinde olup olmadığını Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca değerlendirmiştir. Şeklen direnme kararı verilmiş olsa da bozma doğrultusunda işlem yapılması, bozmada tartışılması belirtilen hususların tartışılması, bozma sonrası araştırma veya yeni delillere dayanılması ya da ilk kararda bulunmayan ve daire denetiminden geçmemiş yeni gerekçeyle hüküm kurulması özde direnme sayılmamıştır.

Ceza Genel Kurulunun 2015/551 esas ve 2016/370 karar sayılı incelemesinde, bozmadan sonra daha önce dinlenmeyen bir doktor tanık olarak dinlenmiş; hüküm, bozma sonrası araştırma ve yeni deliller ile ilk hükümde yer almayan gerekçeye dayandırılmıştır. Çoğunluk, son uygulamayı direnme değil yeni hüküm kabul etmiş ve özel daire denetiminden geçmeyen bu hükmün ilk kez Ceza Genel Kurulunca incelenemeyeceğini belirterek dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine 18.10.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar vermiştir. Bu sonuç, işin esasına ilişkin bir beraat veya mahkûmiyet hükmü değildir.

Bir olayda, bozma ilamında tartışılması gerektiği belirtilen hususlar tartışıldıktan sonra bozmaya eylemli uyulması, son uygulamanın özde direnme olmadığını göstermiştir. Bozmanın bölündüğü başka bir olayda son uygulama kısmen eylemli uyma, kısmen de ilk kararda yer almayan ve özel daire denetiminden geçmemiş gerekçelerle verilmiş yeni hüküm sayılmıştır. Suç vasfının değiştirilmesi veya önceki hükümde uygulanan bazı maddelerin uygulanmayıp farklı cezaya hükmedilmesi de ilgili olaylarda direnme değil yeni hüküm kabul edilmiştir. Bu sonuçlar, anılan olaylardaki değişikliklere özgüdür.

Buna karşılık, bir uyuşmazlıkta Anayasa'nın 141. maddesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 34. maddesi kapsamındaki açıklamalar ile önceki gerekçeyi kuvvetlendiren ve bozmaya cevap veren açıklamalar, daire denetiminden geçmemiş yeni gerekçe sayılmamıştır. Önceki kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş yeni gerekçeyle hüküm kurulmadığı anlaşıldığından direnmeye konu hükmün yeni hüküm olmadığı kabul edilmiştir. Başka bir olayda gerekçenin 34. madde kapsamındaki açıklamalardan ibaret kalması, mala zarar verme hükmünün şikâyetten vazgeçme nedeniyle yasal zorunluluktan değişmesi ve meşru savunma kabulünün değişmemesi birlikte değerlendirilmiş; hükümler yeni hüküm sayılmamıştır.

Kabule göre bozma

Kabule göre yapılan bozma, esasa ilişkin bozmadan farklıdır. Dosyanın mevcut durumuna göre yerel mahkeme uygulamasının hatalı görülen yönüne uyarma, öğretme ve yol gösterme amacıyla değinmekten ibarettir ve direnmeye konu olamaz. Esasa uyulduktan sonra kabule göre kısmın tekrarlanması da ısrar değildir.

Asıl bozmaya uyulması, farklı ceza verilmesi ve kabule göre bozmanın direnmeye konu olmamasının birlikte bulunduğu bir uygulamada son karar direnme değil yeni hüküm sayılmıştır. Bu yeni hükmün doğrudan Ceza Genel Kurulunca ele alınması mümkün görülmediğinden dosyanın temyiz incelemesi için özel daireye gönderilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Hukuk yargılamasında yeni hüküm ve görev

Hukuk Genel Kurulunun 2019/445 esas ve 2022/53 karar sayılı incelemesinde, bozmadan sonra dosyada daha önce yer almayan olgu ve delillere ve özel daire denetiminden geçmemiş gerekçeye dayanılarak direnme adı altında karar verildiği kabul edilmiştir. Kurul, bu kararı usul hukuku anlamında gerçek bir direnme değil, bozma sonrası yeni delil, olgu ve gerekçeye dayalı yeni hüküm saymıştır. Yeni hükmün temyiz incelemesi Hukuk Genel Kuruluna değil özel daireye ait görülmüş; dosyanın Yargıtay 9. Hukuk Dairesine gönderilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 25.01.2022 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunun 2023/213 esas ve 2024/155 karar sayılı dosyasında, direnme diye adlandırılan kararda ilk kararda bulunmayan yeni hususlara yer verildiği ve bozmadan sonra gerekçenin değiştirilerek yeni gerekçeyle karar verildiği kabul edilmiştir. Kurul, bu kararın gerçek direnme olmadığını ve bozma sonrasında ortaya çıkan yeni gerekçeyle oluşturulan yeni hüküm olduğunu sonucuna bağlamıştır. Özel dairenin bozmasının usulüne uygun olmadığı ve hem bozmanın hem direnmenin kaldırılarak dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği yönündeki görüş çoğunluk tarafından benimsenmemiştir.

Aynı kararda, kurulan yeni hükmün temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kuruluna değil bozma kararını veren özel daireye ait olduğu kabul edilmiştir. Davacı mirasçıları vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine 06.03.2024 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verilmiştir. Bu hüküm dosyanın gönderilmesine ilişkindir; uyuşmazlığın esası hakkında kabul veya ret sonucu kurulmamıştır.

Hukuk Genel Kurulu, 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığını ve direnmenin düzenlendiği 373. maddede duruşmaya yer verilmediğini gözeterek direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağını kabul etmiş ve duruşma talebini reddetmiştir.

Sık sorulan sorular

Karara direnme denmesi onu direnme yapar mı?

Hayır. Bozma doğrultusunda işlem, bozmada belirtilen hususların tartışılması, bozma sonrası araştırma, yeni delil veya daire denetiminden geçmemiş yeni gerekçe varsa karar yeni hükümdür.

Direnmede gerekçe değiştirilebilir mi?

Hayır. Gerekçe önceki karara göre genişletilebilir; fakat değiştirilmemeli ve hüküm ilk karardan farklı olmamalıdır.

Yeni hükmü hangi merci inceler?

Yeni hükmün temyiz incelemesi ilgili özel daireye aittir. Ceza Genel Kurulu veya Hukuk Genel Kurulu, daire denetiminden geçmemiş bu hükmü doğrudan ve ilk kez inceleyemez.

Kabule göre bozmaya direnilebilir mi?

Hayır. Kabule göre bozma, esasa ilişkin bozmadan farklı olarak uyarma ve yol gösterme niteliğindedir; direnmeye konu olamaz.

Direnmenin temyizinde duruşma yapılır mı?

Hukuk Genel Kurulu, 6100 sayılı Kanun'un 369 ve 373. maddelerini gözeterek direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağını kabul etmiştir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu