HMK Madde 3 Ne Düzenliyordu ve Neden İptal Edildi?
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 'Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev' başlıklı 3. maddesi, 1 Ekim 2011'de yürürlüğe girmişti. Bu hükme göre her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da ölüme bağlı maddi ve manevi zararların tazmini davalarına asliye hukuk mahkemeleri bakacaktı; idarenin sorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararlarda da bu hüküm uygulanacaktı.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2014/15709, K. 2015/87Kaynağı aç
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2013/13798, K. 2013/15325Kaynağı aç
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2012/10783, K. 2012/18366Kaynağı aç
Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükmü idari yargı ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görev alanını güvence altına alan Anayasa'nın 125., 155. ve 157. maddelerine aykırı bularak 16 Şubat 2012 tarihli ve E. 2011/35, K. 2012/23 sayılı kararıyla iptal etti. İptal kararı 19 Mayıs 2012 tarih ve 28297 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Dolayısıyla HMK m. 3, yalnızca 1 Ekim 2011 ile 19 Mayıs 2012 tarihleri arasındaki kısa bir dönem uygulanabildi.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2012/10814, K. 2012/18364Kaynağı aç
HMK m. 1 uyarınca mahkemelerin görevi ancak kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 1Kaynağı aç
İptal Sonrasında İdari Eylemden Doğan Davalarda Görev
HMK m. 3'ün iptaliyle birlikte, idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumluluğundan kaynaklanan vücut bütünlüğü zararı ve ölüm davalarının adli yargıda görülmesinin hukuki dayanağı ortadan kalkmıştır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2014/2933, K. 2014/8667 sayılı kararında bu sonucu açıkça ortaya koymuş; HMK m. 3'ün iptali sonrasında idarenin eylem ve işlemlerinden kaynaklanan bu tür davalar için adli yargıda hüküm kurulmaması, mahkemenin idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle karar vermesi gerektiğini belirtmiştir.
Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2014/2933, K. 2014/8667Kaynağı aç
Anayasa'nın 125. maddesi idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunu açık tutmakta ve idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu hükme bağlamaktadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesi, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davalarını idari dava türleri arasında saymaktadır. Hizmet kusuruna dayalı tazminat davası, davalının İYUK kapsamında 'idare' niteliğinde olması koşuluyla İYUK m. 2/1-b uyarınca tam yargı davası olarak idare mahkemesinde görülür.
Danıştay 10. Daire, E. 2020/1303, K. 2022/397Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire, E. 2021/5490, K. 2023/1244Kaynağı aç
HMK m. 2/1 uyarınca aksine düzenleme bulunmadıkça malvarlığı haklarına ilişkin ve şahıs varlığına ilişkin davalarda genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Bu genel kural, idarenin taraf olduğu davalarda öncelikli olarak uygulanacak idari yargı kuralları karşısında ikincil konumdadır.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
Yargı Yolunun Caiz Olmaması: Usul Hukuku Sonuçları
HMK m. 114/1-b uyarınca yargı yolunun caiz olması bir dava şartıdır. İdari yargıda görülmesi gereken bir tazminat davası adli yargıda açılmışsa, görevsizlik kararı değil; yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir. Yargıtay 21. HD, E. 2014/2933, K. 2014/8667 sayılı kararında görevsizlik kararı kurulmasını bu gerekçeyle usul ve yasaya aykırı bulmuştur. Öte yandan idari yargıda adli yargının görevli olduğu konularda açılan davalarda İYUK m. 15/I-a gereğince ret kararı verilmektedir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/6870, K. 2018/1015Kaynağı aç
HMK m. 115 uyarınca dava şartları mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır; taraflar da bu noksanlığı her zaman ileri sürebilir. Dava şartı noksanlığı tespit edildiğinde mahkeme davanın usulden reddine karar verir; ancak noksanlığın giderilmesi mümkünse tamamlanması için kesin süre verir, bu süre içinde giderilmezse dava usulden reddedilir.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 115Kaynağı aç
İptal Döneminde Açılan Davalarda Vekalet Ücreti
Yargıtay 21. HD, E. 2014/2933, K. 2014/8667 sayılı kararında, davanın açıldığı tarihte iş mahkemesinin görevli olması nedeniyle eldeki davanın o tarih itibarıyla yanlış yargı yolunda açıldığı söylenemeyeceğinden davalılar yararına avukatlık ücretine hükmedilmesinin mümkün olmadığını hükme bağlamıştır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ise E. 2012/10814, K. 2012/18364 sayılı kararında, HMK m. 3'ün iptali üzerine verilen kararlarda vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkralarını hükümden çıkarmak suretiyle düzelterek onama yoluna gitmiştir. Yeniden yargılama gerektirmediğinden, o tarihte uygulamaya devam edilen HUMK m. 438/7 hükmüne başvurulmuştur.
Özel Durum: Organize Sanayi Bölgeleri ve Davalının Niteliği
Davalı tarafın İYUK kapsamında 'idare' sayılıp sayılmadığı, görevli yargı kolunu belirleyen temel etkenlerden biridir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/488, K. 2022/321 sayılı ve 15 Mart 2022 tarihli oybirlikli kararında, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca Organize Sanayi Bölgesi'nin özel hukuk tüzel kişisi olduğunu ve İYUK kapsamında 'idare' olarak nitelendirilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Bu nedenle OSB aleyhine açılan tazminat davalarının adli yargıda görülmesi gerektiği kesin olarak ortaya konmuştur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/488, K. 2022/321Kaynağı aç
Trafik Kazalarından Doğan Davalarda Görev
İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanlar da dahil olmak üzere Karayolları Trafik Kanunu'ndan doğan sorumluluk davaları, KTK m. 110 uyarınca adli yargıda görülür; zarar görenin kamu görevlisi olması bu kuralın uygulanmasını engellemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazaları için de KTK hükümleri geçerlidir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2019/2896, K. 2019/5765Kaynağı aç
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2019/2897, K. 2019/5764Kaynağı aç
KTK m. 106 gereğince Devlet ve diğer kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların işletilmesi nedeniyle araç işleticisi sıfatıyla kamu idarelerine karşı açılan davalar da KTK m. 85 kapsamında işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümlere tabidir; bu davalar adli yargı alanındadır.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 4 Aralık 2019 tarihli ilke kararıyla (E. 2019/2897, K. 2019/5764) önceki uygulamadan dönerek KTK m. 110 kapsamındaki davaların adli yargıda görülmesi gerektiği yönünde içtihat değişikliğine gitmiş; bu doğrultuda, yol çalışmasından kaynaklanan trafik kazasında hizmet kusuru iddiası bulunsa dahi davanın adli yargıda görülmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.
Öte yandan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/6870, K. 2018/1015 sayılı kararında trafik düzeni ve güvenliği hizmetlerinden kaynaklandığı iddia edilen zararlar nedeniyle ilgili idarelere karşı açılan davaların idari yargı kolunun görev alanına girdiğini benimsemişti. KTK m. 110'u tüm sorumluluk davalarını adli yargıya bırakan genel bir kural olarak uygulayan 4. HD yaklaşımı ile trafik hizmet kusuruna dayalı uyuşmazlıkları idari yargıya bırakan 17. HD yaklaşımı arasındaki kapsam farklılığı, hukuki belirsizliğini korumaktadır.
İdari Yargıda Tazminat Hesabının Temel İlkeleri
İdare, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlüdür. İdari eylem ve işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince tazmin edilir. Hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşir ve özel hukuktaki kusur kavramından bağımsız, anonim ve nesnelleşmiş bir nitelik taşır.
Danıştay 10. Daire, E. 2021/1953, K. 2023/6245Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire, E. 2019/6331, K. 2020/4042Kaynağı aç
Sağlık hizmetine ilişkin tam yargı davalarında idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için zararın hizmet kusuru sonucunda meydana gelmiş olması gerekir. Mahkeme önce hizmet kusurunun varlığını araştırmalı; hizmet kusuru saptanamazsa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanamayacağını incelemelidir. Tazminata hükmedilirken sorumluluk sebebi kararda açıkça belirtilmelidir.
Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradığı özel ve olağandışı zararların idarece tazmin edilmesi esasına dayanır; kusur sorumluluğuna kıyasla ikincil niteliktedir. Kamu görevlilerinin görevi sırasında ve görevi nedeniyle uğradığı zararlar da bu ilke uyarınca idare tarafından tazmin edilmesi gereken zararlar arasındadır.
Zarara birden fazla idarenin eylem ve işlemleriyle sebebiyet verilmesi durumunda kusur oranlaması yapılarak her idarenin kendi kusur payı oranında sorumlu tutulması ve tazminatın bu idarelerden ayrı ayrı tahsil edilmesi, sorumluluk ve tazminat hukukunun temel ilkelerindendir.
TBK Madde 55 ve Tazminat Hesabı Kuralları
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların TBK hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağını düzenlemektedir. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemeler bu zararların belirlenmesinde gözetilemez ve zarar ya da tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesiyle artırılamaz veya azaltılamaz.
TBK m. 55'in önemli bir özelliği, bu hükümlerin her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün yitirilmesi veya ölüme bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağını açıkça belirtmesidir. Bu düzenleme sayesinde TBK'nın hesaplama kuralları idari yargıda görülen tam yargı davalarında da geçerliliğini korumaktadır.
İdari yargıda tazminat hesabında, kamu kaynağı kullanılarak ve ifa amacıyla yapılan ödemeler yarar olarak değerlendirilip hesaplanan zarar tutarından düşülürken; kamu kaynağı kullanılmadan ifa amacı taşımaksızın sosyal yardım niteliğinde yapılan ödemeler bu kapsamda değerlendirilmez.
Bakiye Ömür Hesabında Mortalite Tablosu Seçimi
Destekten yoksun kalma zararının hesabında bakiye ömrün belirlenmesi için kullanılacak mortalite tablosuna ilişkin Danıştay içtihadı tutarlı bir çizgidedir: Fransız verilerine dayanan PMF 1931 tablosu yerine, Türkiye'ye özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosu esas alınmalıdır. PMF 1931 tablosuna dayanan bilirkişi raporu, hükme esas alınabilecek yeterlilikte ve nitelikte kabul edilmemektedir. Danıştay 10. Daire, E. 2020/1303, K. 2022/397 ve Danıştay 8. Daire, E. 2021/5490, K. 2023/1244 sayılı kararlarında bu ilke uygulanmıştır.
Destekten yoksun kalma zararı hesabında pasif dönem, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarihten TRH 2010 tablosuna göre belirlenecek muhtemel ömrünün sonuna kadar olan süreyi kapsamaktadır.
Manevi Tazminat ve Manevi Zarar Kavramı
Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, ölüm veya uğranılan bedensel zarar nedeniyle duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir.
İdari yargıda manevi tazminat miktarı, idarenin kusurunun ortaya konmasını sağlayacak ve manevi tatmini gerçekleştirecek makul bir tutar olarak belirlenmeli; idari faaliyetin niteliği gözetilmelidir. Danıştay 10. Daire, E. 2020/1303, K. 2022/397 sayılı kararında bu ölçütü benimsemiştir.
Sık Sorulan Sorular
HMK m. 3 iptal edildikten sonra idareye karşı tazminat davası nerede açılır?
HMK m. 3'ün 19 Mayıs 2012'de yürürlükten kalkmasının ardından, idarenin eylem ve işlemlerinden kaynaklanan ölüm veya vücut bütünlüğü zararı davalarının adli yargıda görülmesinin hukuki dayanağı kalmamıştır. Anayasa'nın 125. maddesi ve İYUK m. 2/1-b, bu davalarda idari yargıyı görevli kılmaktadır; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar bu davayı idare mahkemesinde tam yargı davası olarak açabilir.
Adli yargıda açılan davanın idari yargıda görülmesi gerektiği anlaşılırsa ne olur?
Yargı yolunun caiz olması HMK m. 114/1-b uyarınca bir dava şartıdır. İdari yargıda görülmesi gereken dava adli yargıda açılmışsa, görevsizlik kararı değil; yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle usulden ret kararı verilmesi gerekmektedir. Mahkeme bu dava şartını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Noksanlık tespit edildiğinde mahkeme davanın usulden reddine karar verir; noksanlığın giderilmesi mümkünse tamamlanması için kesin süre de verilebilir.
Organize Sanayi Bölgesi'ne karşı açılan tazminat davası hangi mahkemede görülür?
OSB, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu m. 5 uyarınca özel hukuk tüzel kişisidir ve İYUK kapsamında 'idare' sayılmaz. Bu nedenle OSB aleyhine açılan ölüm ve yaralanma tazminat davaları adli yargıda görülür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2019/488, K. 2022/321 sayılı kararında bu sonucu oybirliğiyle kesinleştirmiştir.
Devlet aracının karıştığı trafik kazasından doğan dava adli mi yoksa idari yargıda mı görülür?
KTK m. 110 uyarınca devlet ve kamu kuruluşlarına ait araçların neden olduğu zararlar da dahil olmak üzere KTK'dan doğan sorumluluk davaları adli yargıda görülür; zarar görenin kamu görevlisi olması bu kuralı değiştirmez. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2019 yılındaki ilke kararından itibaren bu yönde içtihat uygulamaktadır. Bununla birlikte, trafik düzeni ve güvenliği hizmetlerinden kaynaklandığı ileri sürülen zararlar konusunda Yargıtay daireleri arasında görüş farklılığı bulunmaktadır; bu farklılığın bağlayıcı bir kararla sonuçlanıp sonuçlanmadığı konusunda güncel içtihat takibi önerilir.
Küçük yaşta hayatını kaybeden çocuk destekten yoksun kalma hesabında nasıl değerlendirilir?
Anne ve babanın mali durumu ne olursa olsun, küçük yaşta ölen çocuk anne ve babasının varsayımsal desteği olarak kabul edilmektedir; ileride bir gün ihtiyaç duyulup duyulmayacağı önceden kestirilemez. Danıştay 10. Daire, E. 2020/1303, K. 2022/397 sayılı kararında destek paylarının yerleşik içtihattaki oranlara göre hesaplanması gerektiğini hükme bağlamıştır: evleninceye kadar anne ve babanın her birine yüzde yirmi beş, evlendikten sonra yüzde on altışar, ilk çocuk olduktan sonra yüzde on dörder, ikinci çocuk olduktan sonra yüzde on iki buçukar pay verilmesi esası benimsenmiştir.
İdari yargıda tazminat hesabında sosyal güvenlik ödemeleri tazminattan düşülür mü?
TBK m. 55 uyarınca kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemeler zarar veya tazminattan indirilemez. Kamu kaynağıyla ve ifa amacıyla yapılan ödemeler ise yarar olarak değerlendirilip hesaplanan tazminattan düşülür.
İdari yargıda görülen tazminat davasına ilgililerin ihbarı mümkün müdür?
Esastan yeniden karar verilirken, idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişilerin tespit edilerek davanın ilgililere ihbar edilmesi gerekebilir; bu kişilerin davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmesi sağlanmalıdır. İlgili usul hükümleri İYUK m. 31 ve HMK m. 61 ve devamında düzenlenmiştir. Danıştay 10. Daire, E. 2019/6331, K. 2020/4042 sayılı kararında bu yönde somut bir değerlendirme yapmıştır; ihbar yükümlülüğünün doğması her davada olayın koşullarına bağlıdır.
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

