HMK Madde 3’ün İptali ve Ölüm ile Yaralanma Davalarında Görev

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 3'ün İptali ve Ölüm ile Yaralanma Davalarında Görev

HMK Madde 3 Ne Düzenliyordu ve Neden İptal Edildi?

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 'Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev' başlıklı 3. maddesi, 1 Ekim 2011'de yürürlüğe girmişti. Bu hükme göre her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da ölüme bağlı maddi ve manevi zararların tazmini davalarına asliye hukuk mahkemeleri bakacaktı; idarenin sorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararlarda da bu hüküm uygulanacaktı.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2014/15709, K. 2015/87Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2014/15709 E.  ,  2015/87 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir 8. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 24/09/2013 NUMARASI : 2011/661-2013/463 Davacılar R.. B.. vd vekili Avukat Salih tarafından, davalılar Sağlık Bakanlığı vd aleyhine 02/12/2011 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; yargı yolu ve husumet nedeniyle davanın reddine dair verilen 24/09/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere göre davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davacıların diğer temyiz itirazına gelince; Dava, hatalı ameliyat nedeniyle çocuğun sakat doğmasından kaynaklanan maddi ve manevi zararların ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davalı doktorun görev kapsamında yapmış olduğu eyleminden dolayı ancak İdare aleyhine dava açılabileceği, kendisine husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle istemin reddine, davalı İdare yönünden ise davanın idari yargının görev alanına girdiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiş, ayrıca davalılar lehine vekalet ücretine hükmedilmiş, kararı davacılar temyiz etmiştir. 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesinde, “Her türlü idarî eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddî ve manevî zararların tazminine ilişkin davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar. İdarenin sorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararların tazminine ilişkin davalarda dahi bu hüküm uygulanır.” hükmü düzenlenmiştir. Bu madde hükmü ile, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmış ve bu tazminat davalarına bakma görevi İdari Yargıdan alınarak Asliye Hukuk Mahkemelerine verilmiştir. Bu şekilde uygulamaya giren kanun hükmünün, İdari Yargı ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görev alanını düzenleyen Anayasanın 125, 155 ve 157. madde hükümlerine aykırı olmasından dolayı Anayasa Mahkemesi'nin 16/02/2012 tarih ve Esas: 2011/35, Karar: 2012/23 sayılı kararı ile iptal edildiği, iptal kararının 19/05/2012 tarih ve 28297 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği anlaşılmıştır. Davacı, davanın açıldığı tarih (02/12/2011) itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesine göre görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Ancak yargılama devam ederken HMK'nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi üzerine, mahkemece davalı Sağlık Bakanlığı yönünden yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmiştir. Şu halde, davacıların iradesi dışında gelişen hususlar dikkate alındığında, davacı tarafın davalı Sağlık Bakanlığı yönünden vekalet ücretiyle sorumlu tutulması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekirse de, anılan yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 438/7. maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda (2) no'lu bentte gösterilen nedenle, hüküm fıkrasının beşinci bendinin davalı Sağlık Bakanlığı lehine vekalet ücretine ilişkin ilgili kısmının hükümden çıkarılmasına, davacıların diğer temyiz itirazlarının ilk bentte açıklanan nedenlerle reddiyle kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 12/01/2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Anayasa’nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 13/1. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. İdare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesi, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. Kamu görevlisinin, özellikle haksız eylemlerde, Anayasa ve özel yasalardaki bu güvenceden yararlanma olanağı bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde belirtilen maddi olgulardan davalının salt kişisel kusuruna dayanıldığının anlaşılması karşısında öncelikle bu iddia doğrultusunda delillerin toplanıp değerlendirilerek sonuca varılması gerekir. Açıklanan nedenlerle gerçek kişi davalı yönünden çoğunluğun kararına katılmıyorum.12/01/2015
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2013/13798, K. 2013/15325Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2013/13798 E.  ,  2013/15325 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 27/10/2011 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın yargı yolu bakımından görevsizlik nedeniyle reddine dair verilen 04/04/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2- Davacının diğer temyiz itirazları yönünden; Dava, hatalı tedaviye dayalı ses tellerinin zarar görmesi nedeniyle uğranılan manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın idari yargının görev alanına girdiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiş, davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmiş, kararı davacı vekili temyiz etmiştir. 01/10/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesinde, “Her türlü idarî eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddî ve manevî zararların tazminine ilişkin davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar. İdarenin sorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararların tazminine ilişkin davalarda dahi bu hüküm uygulanır.” hükmü düzenlenmiştir. Bu madde hükmü ile, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmış ve bu tazminat davalarına bakma görevi İdari Yargıdan alınarak Asliye Hukuk Mahkemelerine verilmiştir. Bu şekilde uygulamaya giren kanun hükmünün,… görev alanını düzenleyen…125, 155 ve 157. madde hükümlerine aykırı olmasından dolayı … 16/02/2012 tarih ve Esas: 2011/35, Karar: 2012/23 sayılı kararı ile iptal edildiği, iptal kararının 19/05/2012 tarih ve 28297 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği anlaşılmıştır. Davacı, davalı aleyhine davanın açıldığı tarih (27/10/2011) itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesine göre görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Ancak yargılama devam ederken HMK'nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi üzerine, mahkemece yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmiştir. Şu durumda, davacıların iradesi dışında gelişen hususlar dikkate alındığında davacı tarafın vekalet ücreti ile sorumlu tutulması ve davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir. Karar bu nedenle bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 438/7. maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. -/- -2- 2013/13798-2013/15325 SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle hüküm fıkrasının vekalet ücretine ilişkin üçüncü bendinin hükümden çıkarılmasına, davacının öteki temyiz itirazlarının ise (1) nolu bentte gösterilen nedenlerle reddiyle kararın düzeltilmiş bu biçimi ile ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 30/09/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2012/10783, K. 2012/18366Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2012/10783 E.  ,  2012/18366 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 19/12/2011 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın görev yönünden reddine dair verilen 29/03/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız fiil nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görev alanına girdiğinden bahisle usulden ret kararı verilmiş, kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Davacı, …'da astsubay olarak görev yaparken, iç güvenlik ve terörle mücadele görevi kapsamında kıt’a halinde … ili, … ilçesi, … Üs Bölgesine intikal ettiğini, gözetleme ve dinleme yapan askerleri kontrol amacıyla devriye gezerken, zeminin kayalık ve kaygan olması nedeniyle uçurumdan düşmesi sonucu ağır şekilde yaralanıp sakat kaldığını, idarece görev yapamaz kararı verildiğini belirterek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davalı bakanlık, yargı yolu itirazında bulunarak, davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerektiğini savunmuştur. Yerel mahkemece, davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahisle usulden ret kararı verilmiş, davalı bakanlık lehine vekalet ücretine hükmedilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesinde, “Her türlü idarî eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddî ve manevî zararların tazminine ilişkin davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar. İdarenin sorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararların tazminine ilişkin davalarda dahi bu hüküm uygulanır.” hükmü düzenlenmiştir. Bu madde hükmü ile, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmış ve bu tazminat davalarına bakma görevi Askeri Yüksek İdare Mahkemesinden alınarak Asliye Hukuk Mahkemelerine verilmiştir. Bu şekilde uygulamaya giren kanun hükmünün, İdari Yargı ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görev alanını düzenleyen Anayasanın 125, 155 ve 157. madde hükümlerine aykırı olmasından dolayı Anayasa Mahkemesi'nin 16.02.2012 tarih ve Esas: 2011/35, Karar: 2012/23 sayılı kararı ile iptal edildiği, iptal kararının 19.05.2012 tarih ve 28297 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği anlaşılmıştır. Davacı, görevi kapsamında devriye gezerken, zeminin kayalık ve kaygan olması nedeniyle uçurumdan düşmesi sonucu ağır şekilde yaralanıp sakat kalmasından dolayı uğramış olduğu zararın tazmini istemi ile davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesine göre görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmıştır. Ancak yargılama devam ederken HMK'nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi üzerine, mahkemece yargı yolu caiz olmadığından usulden ret kararı verilmiştir. Şu durumda, davacının iradesi dışında gelişen hususlar dikkate alındığında, davalı bakanlık lehine vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir. Karar bu nedenle bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 438/7. maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle hüküm fıkrasının vekalet ücretine ilişkin (4.) bendinin hükümden çıkarılmasına, kararın düzeltilmiş bu biçimi ile ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 03/12/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Anayasa Mahkemesi, söz konusu hükmü idari yargı ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görev alanını güvence altına alan Anayasa'nın 125., 155. ve 157. maddelerine aykırı bularak 16 Şubat 2012 tarihli ve E. 2011/35, K. 2012/23 sayılı kararıyla iptal etti. İptal kararı 19 Mayıs 2012 tarih ve 28297 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Dolayısıyla HMK m. 3, yalnızca 1 Ekim 2011 ile 19 Mayıs 2012 tarihleri arasındaki kısa bir dönem uygulanabildi.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2012/10814, K. 2012/18364Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2012/10814 E.  ,  2012/18364 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … ve diğeri vekili Avukat … tarafından, davalı … ve diğeri aleyhine 26/12/2011 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; yargı yolu yönünden davanın reddine dair verilen 12/04/2012 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, haksız fiil nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın idari yargının görev alanına girdiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiş, kararı davacılar vekili temyiz etmiştir. Davacılar, müşterek çocukları olan …'nun … Üniversitesi Araştırma Hastanesinde yapılan ameliyatının hatalı yapılması nedeniyle idrar ve gaitasını yapamadığını belirterek … ve ameliyatı yapan hekimden maddi ve manevi tazminat istemişlerdir. Davalı rektörlük, taraf sıfatlarının olmadığını, hizmet kusuruna dayanıldığından idari yargının görevli olduğunu, davalı hekim ise, tıp ilminin gereklerine uygun davrandığını, hastada doğuştan kaynaklanan bir sorun olduğunu savunmuştur. Yerel mahkemece, davanın idari yargının görev alanına girdiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiş, davalı rektörlük lehine vekalet ücretine hükmedilmiş, yargılama giderlerinden davacı taraf sorumlu tutulmuştur. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesinde, “Her türlü idarî eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddî ve manevî zararların tazminine ilişkin davalara Asliye Hukuk Mahkemeleri bakar. İdarenin sorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararların tazminine ilişkin davalarda dahi bu hüküm uygulanır.” hükmü düzenlenmiştir. Bu madde hükmü ile, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmış ve bu tazminat davalarına bakma görevi İdari Yargıdan alınarak Asliye Hukuk Mahkemelerine verilmiştir. Bu şekilde uygulamaya giren kanun hükmünün, İdari Yargı ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin görev alanını düzenleyen Anayasanın 125, 155 ve 157. madde hükümlerine aykırı olmasından dolayı Anayasa Mahkemesi'nin 16.02.2012 tarih ve Esas: 2011/35, Karar: 2012/23 sayılı kararı ile iptal edildiği, iptal kararının 19.05.2012 tarih ve 28297 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiği anlaşılmıştır. Davacılar, davalı üniversite rektörlüğünün çalışanı olan davalı hekimin görevi kapsamında ameliyat yaparken, kusurlu eylemi sonucu yol açtığı zararın tazmini istemi ile davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 3. maddesine göre görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmışlardır. Ancak yargılama devam ederken HMK'nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi üzerine, mahkemece yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmiştir. Şu durumda, davacıların iradesi dışında gelişen hususlar dikkate alındığında davacı tarafın yargılama giderlerinden sorumlu tutulması ve davalı rektörlük lehine vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değildir. Karar bu nedenle bozmayı gerektirmiştir. Ne var ki bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 6100 sayılı HMK'nun geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası'nın 438/7. maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle hüküm fıkrasının vekalet ücreti ve yargılama giderine ilişkin (4 ve 5) bentlerinin hükümden çıkarılmasına, kararın düzeltilmiş bu biçimi ile ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 03/12/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

HMK m. 1 uyarınca mahkemelerin görevi ancak kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar kamu düzenindendir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 1Kaynağı aç
MADDE 1- (1) Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir. Asliye hukuk mahkemelerinin görevi

İptal Sonrasında İdari Eylemden Doğan Davalarda Görev

HMK m. 3'ün iptaliyle birlikte, idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumluluğundan kaynaklanan vücut bütünlüğü zararı ve ölüm davalarının adli yargıda görülmesinin hukuki dayanağı ortadan kalkmıştır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2014/2933, K. 2014/8667 sayılı kararında bu sonucu açıkça ortaya koymuş; HMK m. 3'ün iptali sonrasında idarenin eylem ve işlemlerinden kaynaklanan bu tür davalar için adli yargıda hüküm kurulmaması, mahkemenin idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle karar vermesi gerektiğini belirtmiştir.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2014/2933, K. 2014/8667Kaynağı aç
21. Hukuk Dairesi         2014/2933 E.  ,  2014/8667 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, görevsizliğine karar vermiştir. Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. K A R A R 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine, 2-Dava, iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davalılar …, …, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na yöneltilen maddi ve manevi tazminat davasının "hizmet kusuruna" dayalı olması ve bu davalıların 2577 sayılı İYUK'un 2.maddesinde belirtilen "İdare" niteliğinde olması nedeniyle bu davalılar aleyhine açılan davanın İYUK'un 2/1-b bendine göre "tam yargı davası" olarak İdare Mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle bu davalılar yönünden görevsizlik kararı verilmesi ile diğer davalılar açısından davanın tefriki ile yeni esasa kaydına, 1.320,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınıp kendisini vekille temsil ettiren davalılar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, …, …, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na verilmesine karar verilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 3.maddesi "Her türlü idarî eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddî ve manevî zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri bakar. İdarenin sorumluluğu dışında kalan sebeplerden doğan aynı tür zararların tazminine ilişkin davalarda dahi bu hüküm uygulanır. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri saklıdır.” biçiminde iken Anayasa Mahkemesi'nin 16.2.2012 tarih ve 2011/35 E., 2012/23 K. sayılı kararı ile iptal edilmiş olup bu karar 19.5.2012 tarih ve 28297 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanmıştır. Somut olayda, davanın açıldığı 3.2.2012 tarihinde HMK'nın 3.maddesi yürürlükte olup davanın İş Mahkemesinde açılması doğrudur. Anayasa Mahkemesinin anılan kararı ile HMK'nın 3.maddesinin iptal edilmesinden sonra idarî eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddî ve manevî zararların tazminine ilişkin davaların Adli Yargıda görülmesinin hukuki dayanağı kalmadığından mahkemece idari yargının görevli olduğu gerekçesi ile yazılı biçimde karar verilmesi yerinde ise de 6100 sayılı HMK'nın 114/1-b maddesine göre dava şartı olan "yargı yolunun caiz olmaması" nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Öte yandan, Mahkemece verilen karar Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında oluşan hukuki duruma dayalı olup davanın açıldığı tarihte İş Mahkemesinin görevli olması nedeniyle eldeki davanın dava tarihi itibariyle yanlış yargı yolunda açıldığı söylenemeyeceğinden davalılar yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi mümkün olmadığı halde davalılar yararına avukatlık ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Ne var ki, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, HMK'nın geçici 3. maddesi delaletiyle HUMK’nun 438/7. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Hüküm fıkrasının 1/1 bendinin tümüyle silinerek yerine; "1) Davalılar …, …, Bilim ve Teknoloji Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na yöneltilen maddi ve manevi tazminat davasının "hizmet kusuruna" dayalı olması ve bu davalıların 2577 sayılı İYUK'un 2.maddesinde belirtilen "İdare" niteliğinde olması nedeniyle bu davalılar aleyhine açılan davanın 6100 sayılı HMK'nın 114/1-b maddesine göre yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle DAVANIN USULDEN REDDİNE," rakam ve sözcüklerinin yazılması ile, Hüküm fıkrasının avukatlık ücretini dair (4.) bendinin hükümden silinerek çıkartılmasına ve hükmün bu düzeltilmiş şekli ile ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, 22/04/2014 gününde oybirliğiyle ile karar verildi.

Anayasa'nın 125. maddesi idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunu açık tutmakta ve idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunu hükme bağlamaktadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesi, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davalarını idari dava türleri arasında saymaktadır. Hizmet kusuruna dayalı tazminat davası, davalının İYUK kapsamında 'idare' niteliğinde olması koşuluyla İYUK m. 2/1-b uyarınca tam yargı davası olarak idare mahkemesinde görülür.

Danıştay 10. Daire, E. 2020/1303, K. 2022/397Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/1303 E.  ,  2022/397 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/1303 Karar No : 2022/397 KARAR DÜZELTME İSTEMİNDE BULUNAN (DAVALI) : … Bakanlığı VEKİLİ : Av. … KARAR DÜZELTME İSTEMİNDE BULUNAN MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : … VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACILAR) : Kendi adlarına asaleten … ve …'a velayeten … ve … VEKİLLERİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının kısmen onanmasına, kısmen bozulmasına dair Danıştay Onuncu Dairenin 16/09/2019 tarih ve E:2019/6037, K:2019/5660 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, oğulları/kardeşleri olan küçük …'ın 24/09/2011 tarihinde yüksekten düşmesi üzerine götürüldüğü Çorum Devlet Hastanesinde başlayan tedavi sürecinde yaşanan ihmaller ve hayati tehlikesinin olmasına rağmen Çorum Devlet Hastanesinden Kırıkkale Tıp Fakültesi Hastanesine ambulans ve sağlık görevlisi olmadan sevk edilmesi nedeniyle hayatını kaybettiği, ambulans temininin zaman alacağı, kendi imkanlarıyla çocuğu götürmelerinin daha uygun olacağı belirtilerek, ambulans istemediklerine dair kendilerinden imzalı beyan alınmışsa da, bu beyanın idareyi sorumluluktan kurtarmayacağı, olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık … ve … için ayrı ayrı 150.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, … ve … için ayrı ayrı 25.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 300.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespitine yönelik olarak Adli Tıp Kurumundan alınan rapora göre, müteveffa İrfan Çatal'ın Çorum Devlet Hastanesi KBB Polikliğinde muayenesinin yapılıp sevk kararı alınmasının uygun olduğu, ancak hava yolunun açıklığının sağlanması amacıyla çocuğun sevk edilmeden önce entübe edilmesi ya da trakeostomi açılması, stabil hale geldikten sonra ambulans ile sağlık personeli eşliğinde sevk edilmesi gerektiği, bunların yapılmamasının eksiklik olduğu, Çorum Devlet Hastanesinde yapılan tetkik ve muayenelerde bir eksiklik olmadığı kabul edilse bile bir üst basamak sağlık kuruluşuna sevk işlemlerinde ve ambulans hizmetlerinde yaşanan aksaklıkların idarenin sağlık hizmetlerini kusurlu yürüttüğünü gösterdiği, davacılar yakının ölümünde idarenin kusurlu olduğunun kabulü gerektiği sonucuna varılarak davanın kısmen kabulü ile anne Hanife Çatal için 50.876,51 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, baba … için 40.496,36 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, kardeşleri … ve …'ın her biri için 10.000,00 manevi tazminat olmak üzere toplam 211.372,87 TL tazminatın 15/10/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Tarafların ve davalı yanında müdahilin temyiz başvurusu üzerine, Danıştay Onuncu Dairesince; temyize konu kararın manevi tazminata ilişkin kısmının onanmasına, maddi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmiştir. KARAR DÜZELTME TALEP EDENLERİN_İDDİALARI : Davalı idare ve müdahil tarafından, olayda hizmet kusurunun bulunmadığı, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın düzeltilmesi istenilmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacılar tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabul edilmesi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 16/09/2019 tarih ve E:2019/6037, K:2019/5660 sayılı kararı kaldırılarak davalı ve müdahilin temyiz istemleri yeniden incelendi: A) TEMYİZ İSTEMİNE KONU MAHKEME KARARININ, … VE …'A YÖNELİK OLARAK MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİNİN KISMEN KABULÜNE VE KISMEN REDDİNE İLİŞKİN KISMI YÖNÜNDEN İNCELENMESİNDE; HUKUKİ DEĞERLENDİRME; İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın, davacılardan müteveffanın kardeşlerinin manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. B) TEMYİZ İSTEMİNE KONU MAHKEME KARARININ, MADDİ TAZMİNAT İSTEMİNİN KISMEN KABUL, KISMEN REDDİNE İLİŞKİN KISMI YÖNÜNDEN İNCELENMESİNDE; İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : 1998 doğumlu, müteveffa … 24/09/2011 tarihinde yüksekten düşmesi nedeniyle Çorum Göğüs Hastalıkları Hastanesine, oradan ambulansla Çorum Devlet Hastanesine götürülmüştür. Çorum Devlet Hastanesinde yapılan tetkikler sonucunda larinks subglottik düzeyde duvar bütünlüğünün bozulduğu tespit edilmiş, kendiliğinden solunumu olan küçük, hava yolu güvenliği için entübe edilerek yoğun bakım servisine alınmıştır. Ertesi gün vokal kord ve larinks paralizisi tanısı ile 112 ambulansı ile larinks açıklığının değerlendirilmesi ve onarımı için Samsun Özel … Hastanesine sevk edilmiş, sevk edildiği hastanede bir gün yoğun bakım ünitesinde kaldıktan sonra KBB servisine alınmış, takiplerinde genel durumunun iyi olduğu görülmüş, onarım operasyonu yapılmamış ve 29/09/2011 tarihinde taburcu edilmiştir. 17/10/2011 tarihinde solunum sıkıntısı ile Çorum Devlet Hastanesine getirilen küçüğün 17:12 sıralarında yapılan muayenesinde pasaj açıklığının 4-4,5 mm. olduğu belirlenmiş, acilen Kırıkkale Tıp Fakültesi Hastanesine sevk kararı alınmış, ilaç tedavisi verilmiş, solunum sıkıntısında gerileme gözlenmiştir. Poliklinik kayıt defterinde, küçüğün babasının "kendi aracımla gitmek istiyorum, hastane ambulansını beklemek istemiyorum." şeklinde beyanı ve imzası alınmıştır. 17/10/2011 tarihli hasta sevk evrakında sevk gerekçesi olarak ileri tetkik ve tedavi, sevk vasıtası olarak rutin vasıta yazılmıştır. Küçük, ailesi ile özel araçla yola çıkmış, 22:49 sıralarında Kırıkkale Özel Hilal Tıp Merkezine solunum ve kardiyak arrest halinde getirilmiş, müdahale ile kalp atımı sağlanmış, entübe edilerek Kırıkkale Yüksek İhtisas Hastanesine ambulansla götürülmüş, ancak anılan hastaneye eks duhul olarak ulaştırılmıştır. Davacılar tarafından, küçük …'ın 24/09/2011 tarihinde yüksekten düşmesi üzerine götürüldüğü Çorum Devlet Hastanesinde başlayan tedavi sürecinde yaşanan ihmaller ve hayati tehlikesinin olmasına rağmen Çorum Devlet Hastanesinden Kırıkkale Tıp Fakültesi Hastanesine ambulans ve sağlık görevlisi olmadan sevk edilmesi nedeniyle hayatını kaybettiği ileri sürülerek uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık toplam 300.000,00 TL maddi ve 150.000,00 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerine bakılmakta olan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'un, 53. maddesinde ölüm halinde uğranılan zararlar; " 1. Cenaze giderleri, 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar." olarak belirlenmiş, ölüm ve bedensel zararların belirlenmesine ilişkin 55. maddesinde; "Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır." hükmü yer almıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Anne ve babanın çocukları kaç tane olursa olsun, maddi durumları ne derecede bulunursa bulunsun, hatta gelecekleri, müesseselerce garanti altına alınmış bile olsa, bir gün zarurete düşüp düşmeyecekleri, çocuklarına muhtaç olmayacakları önceden kestirilemeyeceğinden, küçük yaşta ölen çocuk dahi, ana – babasının farazi (varsayım) bir desteği olarak kabul edilmektedir. İdare Mahkemesince hükme esas alınan, davacı anne ve babanın destekten yoksun kalma zararının tespitine ilişkin 27/01/2014 tarihli hesap bilirkişi raporu incelendiğinde; bakiye ömür belirlenmesinde PMF 1931 Hayat Tablosunun esas alındığı görülmektedir. PMF 1931 Hayat Tablosu, Fransız nüfus verileri/istatistikleri kullanılarak 1931 yılında hazırlanmış bir tablodur. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmıştır. Destekten yoksun kalma zararı, özü itibarıyla varsayımsal verilere dayanılarak hesaplanmakta ise de; bilirkişi raporunun ilgililerin gerçek maddi zararlarını göstermesi için raporda gerçeğe en yakın ve güncel verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle, tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 tablosunun esas alınması gerekir. 27/01/2014 tarihli hesap bilirkişi raporunda; küçüğün anne ve babasının destek oranları ayrı ayrı, küçük evleninceye kadar %25, evlendikten sonra %20, birinci çocuğu olduktan sonra %17,5, ikinci çocuk olduktan sonra %15 olarak alınıp hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır. Yerleşik yargı uygulamalarında, küçük yaşasaydı evleninceye kadar gelirinden anne ve babanın her birine %25, evlendikten sonra %16'şar, ilk çocuk olduktan sonra %14'er, ikinci çocuk olduktan sonra %12,5'ar pay verilmesi kabul edilmiş olup, destek paylarının yerleşik içtihatlara uygun olarak hesaplanması gerekmektedir. Bu durumda; Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle davacı anne ve babanın destekten yoksun kalma zararlarının yukarıda belirtilen şekilde belirlenmesi gerekirken, hükme esas alınacak yeterlilik ve nitelikte bulunmayan bilirkişi raporuna dayanılarak davacı anne ve babanın maddi tazminat istemlerinin kısmen kabul, kısmen reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır. Diğer taraftan, konusu belli bir miktarı içeren davalarda, yargılama gideri içinde yer alan kalemlerden nispi karar harcı dışındaki harç, posta gideri ve bilirkişi ücretinin haklılık oranına göre davanın taraflarına yükletilmesi; hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının ise, hükmedilen miktar yönünden haksız çıkmış olan davalı idareye yükletilmesi gerektiğinden, Mahkemece, bozma kararına uyularak yeniden verilecek kararda bu hususun gözetilerek yargılama giderlerinin belirlenmesi gerektiği açıktır. C) TEMYİZ İSTEMİNE KONU MAHKEME KARARININ, … VE …'A YÖNELİK OLARAK MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİNİN KISMEN KABULÜNE VE KISMEN REDDİNE İLİŞKİN KISMI YÖNÜNDEN İNCELENMESİNDE; HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, ölüm veya uğranılan diğer cismani zarar nedeniyle duyulan acı ve ıztırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir. Kendisinin veya yakınlarının uğradığı tecavüz, saldırı veya meydana gelen bir ölüm olayı sonucunda; fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir. Dava konusu olayda, davacılar yakınının ölümü olayında hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporu doğrultusunda davalı idarenin kusurlu olduğu sabit olup, davacıların uğradığı manevi zararın, idari faaliyetin niteliği gözetilerek manevi tatmin sağlayacak, idarenin kusurunu ortaya koyacak makul bir tutarın ödenmesine karar verilmek suretiyle giderilmesi gerekir. Olayda, idarenin mevcut kusuru, olayın oluş şekli dikkate alındığında, Mahkemece davacılardan … ve … için takdir edilen manevi tazminat miktarının yüksek olduğu görülmektedir. Bu durumda, Mahkemece … ve … için takdir edilen manevi tazminat miktarı fazla bulunduğundan, manevi tazminatın amaç ve niteliği dikkate alınarak hükmedilecek manevi tazminat tutarı yeniden belirlenmelidir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idare ve davalı idare yanında müdahil …'ın temyiz istemlerinin kısmen reddine, kısmen kabulüne, 2. … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının; a) … ve …'a yönelik olarak manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmının ONANMASINA, b) Maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, c) … ve …'a yönelik olarak manevi tazminat isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısımlar hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 25/01/2022 tarihinde, oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi. (X)-KARŞI OY : Karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Dairemizin kısmen onama, kısmen bozma kararı kaldırılarak, anılan kararda yer alan karşı oyda belirtilen gerekçelerle İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği oyuyla Daire kararına bu yönden katılmıyorum.
Danıştay 8. Daire, E. 2021/5490, K. 2023/1244Kaynağı aç
Danıştay 8. Daire Başkanlığı         2021/5490 E.  ,  2023/1244 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2021/5490 Karar No : 2023/1244 TEMYİZ EDENLER : 1- (DAVALILAR) 1- … Büyükşehir Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … 2- … Belediye Başkanlığı VEKİLİ : Av. … 2- (DAVACILAR) 1- Kendi adına asaleten çocuğu … adına velayeten … 2- … 3- … 4- … (…) VEKİLİ : Av. … İSTEMİN KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:… sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, 01.03.2013 tarihinde … Mahallesi … Sokak No:… adresindeki … Apartmanında meydana gelen yangın neticesinde muris …'nın yoğun duman nedeniyle vefat ettiği, olay nedeniyle apartman yöneticisi ve müteahhit şirketin ortak müdürünün yapılan ceza yargılamasında ceza aldığı, davacıların uğradığı maddi ve manevi zararların tahsili talebiyle … Asliye Hukuk Mahkemesinin … Esas sayılı dosyası kapsamında müteahhit şirket … Taahhüt İnşaat Mühendislik Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. aleyhine dava açıldığı, belirtilen dosya kapsamında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan 10.05.2017 tarihli raporda binaya iskan ruhsatını veren belediyenin de %30 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, uğranılan zarardan davalı idarelerin müşterek ve müteselsil sorumluluğunun bulunduğu ileri sürülerek, davacılardan …, … ve … olmak üzere her biri için artırım hakları saklı kalmak üzere, uğranıldığı belirtilen 500,00.-TL maddi, … için 300.000,00 TL, … için 200.000,00 TL, … için 70.000,00 TL, … için 40.000,00 TL, … için 40.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 1.500,00 TL maddi, 650.000,00.-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idarelerden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; murisin olay nedeniyle yaşamını yitirmesi sonucunda, davacıların maddi tazminat tutarı Kayseri 8. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülen dosya kapsamında, tayin edilen bilirkişi tarafından hesaplanmış; hesaplanan tutarın adli yargı yerince davacılara ödenmesine karar verilmiştir. Davacıların murisinin ölümü nedeniyle uğradıkları zarar, yani destekten yoksun kalma zararı, adli yargıdaki davada yapılan bilirkişi incelemesi sonucu tespit edilip, müteveffa dışında kusur oranları iç ilişki olarak değerlendirilmek suretiyle tamamının istenebileceğinden hareketle bu zararın davacılara ödenmesine karar verildiğinden aynı zarar kalemi nedeniyle idareler aleyhine maddi tazminat hükmedilmesine olanak bulunmadığı, dava konusu olayda, adli yargıda açılan dava sonucunda; … Asliye Hukuk Mahkemesince, davacılar tarafından sunulan ıslah dilekçesi ve mahsup talebi göz önüne alınarak, manevi tazminat talebi bakımından, ödendiğinden dolayı karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği görülmekte ise de; manevi tazminat konusunda müteselsil sorumluluk söz konusu olmadığından, adli yargıda manevi tazminata hükmedilmiş olmasına bakılmaksızın, idarelerin kusurundan dolayı duyulan elem ve ıstırabın karşılığı olarak manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile olayın niteliği dikkate alınarak takdiren, davacılardan … (eş) için 40.000,00.-TL, … (çocuk) için 20.000,00.-TL, … (anne) için 30.000,00.-TL, … (kardeş) için 10.000,00-TL, … (kardeş) için 10.000,00.-TL tutarında manevi tazminatın, olayda sorumluluğu ve kusuru bulunduğu anlaşılan davalı idareler tarafından, davacılara ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne kısmen reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi … İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…., K:… sayılı kararında; Manevi tazminat nedeniyle hükmedilecek paranın zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşıdığı, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmesi gerektiği, takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalı ve sebepsiz zenginleşmeye yol açmaması gerektiği, bu durumda, davacılardan eş … için 20.000,00 TL, çocuk … için 10.000,00 TL, anne … için 15.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davacıların istinaf istemlerinin reddine, davalı idareler istinaf istemlerinin kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDEN DAVACILARIN İDDİALARI : Davacılar tarafından, yeni bir rapor alınmadan … Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından alınan raporun karara esas alındığı, ıslah için süre verilmeden karar verildiği, maddi tazminat için idarelerin kusur oranına tekabül eden maddi zarar tutarına hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. TEMYİZ EDEN … BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞI İDDİALARI: Davalı idare tarafından, yangının meydana geldiği binaya iskan ruhsatının Melikgazi Belediye Başkanlığı tarafından verildiği, yangın çıkmasında ve yangına müdahalede bir kusuru bulunmamasına rağmen gerekçesiz bir şekilde manevi tazminata hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. TEMYİZ EDEN … BELEDİYE BAŞKANLIĞI İDDİALARI: Davalı idare tarafından, söz konusu olay hakkındaki bilirkişi raporlarında kat sakinleri, müteveffa ve bina yöneticisinin kusuru olduğunun belirtildiği, bu nedenle illiyet bağının ortadan kalktığı, sorumluluğun Kayseri Büyükşehir Belediyesi'nde olduğu, dolayısıyla davanın husumetten reddi gerektiği ileri sürülmektedir. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Dava, davacılar vekili tarafından, 01.03.2013 tarihinde …Mahallesi …Sokak No:…adresindeki …Apartmanında meydana gelen yangın neticesinde müvekkillerinin murisi …'nın yoğun duman nedeniyle vefat ettiği olay nedeniyle uğranılan zarardan davalı idarelerin müşterek ve müteselsil sorumluluğunun bulunduğu ileri sürülerek, … için 500,00.-TL maddi, 300.000,00 TL manevi, … için 500,00.-TL maddi, 200.000,00 TL manevi, … için 500,00.-TL maddi, 70.000,00 TL manevi, … için 40.000,00 TL manevi, … için 40.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 1.500,00 TL maddi, 650.000,00.-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'unun, 53. maddesinde ölüm halinde uğranılan zararlar; " 1. Cenaze giderleri, 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar." olarak belirlenmiş, ölüm ve bedensel zararların belirlenmesine ilişkin 55. maddesinde; "Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır." hükmü yer almıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Dava dosyasındaki belge ve bilgilerin incelenmesinden; davacıların murisi …'nın, 01.03.2013 tarihinde …Mahallesi …Sokak No:…adresindeki …Apartmanında meydana gelen yangın neticesinde yoğun duman nedeniyle vefat ettiği, olay nedeniyle davacıların uğradığı maddi ve manevi zararların tahsili talebiyle …. Asliye Hukuk Mahkemesinin … Esas sayılı dosyası kapsamında müteahhit şirket …Taahhüt İnşaat Mühendislik Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. aleyhine dava açıldığı, belirtilen dosya kapsamında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan 10.05.2017 tarihli raporda, binaya iskan veren ilgili belediye biriminin de %30 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, davacılar tarafından uğranılan zarardan davalı idarelerin sorumluluğunun bulunduğu ileri sürülerek, zararın ödenmesi talebiyle 08.02.2018 tarihinde davalı idarelere başvuru yapıldığı, başvurularının reddedilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı, mahkeme tarafından …. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından alınan bilirkişi raporunun karara esas alınarak maddi tazminat isteminin reddedildiği, manevi tazminat açısından ise davacılardan … (eş) için 40.000,00.-TL, … (çocuk) için 20.000,00.-TL, … (anne) için 30.000,00.-TL, … (kardeş) için 10.000,00-TL, … (kardeş) için 10.000,00.-TL tutarında manevi tazminata hükmedildiği, Bölge İdare Mahkemesi'ne gelindiğinde davacıların istinaf istemlerinin reddine, davalı idareler istinaf istemlerinin kısmen kabulü ile kısmen reddine karar verilerek davacılardan eş … için 20.000,00 TL, çocuk …için 10.000,00 TL, anne …için 15.000,00 TL manevi tazminata hükmedildiği anlaşılmaktadır. İdare Mahkemesince hükme esas alınan, davacı anne ve babanın destekten yoksun kalma zararının tespitine ilişkin hesap bilirkişi raporu incelendiğinde; bakiye ömür belirlenmesinde PMF 1931 Hayat Tablosunun esas alındığı görülmektedir. PMF 1931 Hayat Tablosu, Fransız nüfus verileri/istatistikleri kullanılarak 1931 yılında hazırlanmış bir tablodur. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmıştır. Destekten yoksun kalma zararı, özü itibarıyla varsayımsal verilere dayanılarak hesaplanmakta ise de; bilirkişi raporunun ilgililerin gerçek maddi zararlarını göstermesi için raporda gerçeğe en yakın ve güncel verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle, tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 tablosunun esas alınması gerekir. Bu durumda; Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle davacıların destekten yoksun kalma zararlarının yukarıda belirtilen şekilde belirlenmesi gerekirken, hükme esas alınacak yeterlilik ve nitelikte bulunmayan bilirkişi raporuna dayanılarak davacıların maddi tazminat istemlerinin reddi yolunda verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan zarara birden fazla idarenin eylem ve işlemleriyle sebebiyet vermiş olmaları durumunda kusur oranlaması yapılmak suretiyle, zararın tazmininin kusurlu olunan oran nispetinde olmak üzere, sorumlu idarelerden ayrı ayrı tahsil edilmesi, sorumluluk ve tazminat hukukunun en temel prensiplerindendir. Uyuşmazlıkta İdare mahkemesince maddi tazminatta müteselsil sorumluluk olduğu gerekçesiyle … Asliye Hukuk Mahkemesi'nce tazminata hükmedildikten sonra ayrıca maddi tazminata hükmedilemeyeceği belirtilerek maddi tazminat istemi bakımından davanın reddine karar verilmiş ise de TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” ile hazırlanacak destekten yoksun kalma zararının tespitine ilişkin hesap bilirkişi raporu sonrasında zarara sebep olduğu düşünülen idareler ile diğer kişilerin kusurları da dikkate alınarak, kusur araştırması yapıldıktan sonra ve adli yargıda davacıların açtığı diğer davalar da dikkate alınarak mükerrer ödemeye yol açmayacak şekilde bir karar verilmesi gerektiği açıktır. Bu itibarla, davanın kısmen kabulü kısmen reddi yönündeki Kayseri 1. İdare Mahkemesi kararına yönelik davacıların istinaf istemlerinin reddine, davalı idareler istinaf istemlerinin kısmen kabulü ile kısmen reddine ilişkin temyize konu Bölge Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne, 2. …Bölge İdare Mahkemesi …. İdari Dava Dairesinin … gün ve E:…, K:…sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine, Kesin olarak 15/03/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

HMK m. 2/1 uyarınca aksine düzenleme bulunmadıkça malvarlığı haklarına ilişkin ve şahıs varlığına ilişkin davalarda genel görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Bu genel kural, idarenin taraf olduğu davalarda öncelikli olarak uygulanacak idari yargı kuralları karşısında ikincil konumdadır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 2Kaynağı aç
MADDE 2- (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev

Yargı Yolunun Caiz Olmaması: Usul Hukuku Sonuçları

HMK m. 114/1-b uyarınca yargı yolunun caiz olması bir dava şartıdır. İdari yargıda görülmesi gereken bir tazminat davası adli yargıda açılmışsa, görevsizlik kararı değil; yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir. Yargıtay 21. HD, E. 2014/2933, K. 2014/8667 sayılı kararında görevsizlik kararı kurulmasını bu gerekçeyle usul ve yasaya aykırı bulmuştur. Öte yandan idari yargıda adli yargının görevli olduğu konularda açılan davalarda İYUK m. 15/I-a gereğince ret kararı verilmektedir.

Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/6870, K. 2018/1015Kaynağı aç
17. Hukuk Dairesi         2015/6870 E.  ,  2018/1015 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hüküm davacılar ve davalılar …ile … ve … vekillerince temyiz edilmiş, davacılar vekilince de duruşma talep edilmiş olmakla duruşma için tayin edilen 23.01.2018 Salı günü davacılar vekili Av. … ile davalı … vekili Av. … geldiler. Diğer taraflar tarafından gelen olmadı. Temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraf vekilleri dinlendikten sonra vaktin darlığından dolayı işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup dosya incelendi, gereği düşünüldü. -K A R A R- Davacılar vekili, asıl ve birleştirilen davada; davalı …'nün ve karşı araç sürücüsünün kusuru ile gerçekleşen kazada desteğin öldüğünü, murisin ölmeden önce inşaat işleri yaptığını, gelir düzeyinin yüksek olduğunu açıklayıp davacı … için 42.521,54 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, … için 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi,… için 1.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi, … için 1.321,53 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi ve … için 5.228,94 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar kusura ve tazminat miktarına itiraz ederek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkemece toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davacılar … ve …'ın maddi tazminat istemlerinin reddine, davacı … için 42.521,54 TL, davacı … için 1.321,53 TL, davacı … için 5.228,94 TL maddi tazminat ile, davacı … için 10.000,00 TL, diğer davacıların her biri için 3.000,00 TL manevi tazminatın tahsiline karar verilmiş, hüküm davacılar vekili, davalılar … ve … vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmiş, mahkemece davalılar … ve … vekilince eksik yatırılan temyiz harcının ve temyiz posta masrafının muhtıraya rağmen süresinde tamamlanmadığı gerekçesi ile temyiz talebinin reddine dair verilen ek karar davalılar … ve … vekili vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davalılar … ve … vekilinin ek karara yönelik temyiz itirazının incelenmesinde; 1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde, dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalılar … ve … vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan 21.01.2015 tarihli ek kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde; 2-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere göre, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 3-Dava trafik kazasında kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir.Davacıların zararının belirlenebilmesi için desteğin gelir durumunun net olarak belirlenmesi gerekir.Davacılar, desteğinin inşaat işleri ile uğraştığını ve gelir düzeyinin yüksek olduğunu bildirerek destekten yoksun kalma tazminatı talep etmişler, mahkemece hükme esas alınan raporda desteğin asgari ücret düzeyinde gelir elde ettiği kabul edilerek hesaplama yapılmış ve mahkemece bu rapor hükme esas alınarak karar verilmiştir.Dosyadaki belgelerden ve tanık beyalarından, murisin müteaahit olduğu ve inşaat işleri ile ilgilendiği sabittir. Bir işi ve kazancı olmayanlar yönünden tazminat hesabının asgari ücretler üzerinden hesaplanmasının, müteahhit olan detseğin yönünde de uygulanması dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun değildir. Mahkemece her ne kadar desteğin gelirinin asgari ücret olduğu kabul edilmiş ise de desteğin adına düzenlenmiş inşaat ruhsatları, özel bina inşaatına dair SGK'ya iş yeri bildirgesi, yapı ruhsatları, iş deneyim belgesi, yüklenici iş bitirme ve konut inşaatı belgesi, vergi dairesine bildirilen taşınmazlara ait belgeler, diğer belge ve tanık beyanlarına göre davacılar desteğinin asgari ücretin üzerinde gelir elde ettiğinin kabulü gereklidir. Mahkemece yapılan emsal araştırmalarında desteğin geliri konusunda bir miktara da ulaşılamadığından, desteğin yaptığı işi ve dosya muhteviyatına kazandırılan gelire ilişkin belgeler gözetilerek mahkemece gelir konusundan asgari ücretin üstünde bir gelir takdir edilerek bilirkişiden ek rapor alınıp sonucuna göre karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.Davacılar vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 4-Borçlar Kanunu'nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacıca göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370)Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında,Manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılmalıdır. Zira, M.K'nun 4.maddesinde, kanunun takdir hakkı verdiği hallerde hakimin hak ve nesafete göre hükmedeceği öngörülmüştür.Yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatların az olduğu görülmüş ve hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmek üzere kararın bozulması gerekmiştir. Davalı … yönünden yapılan temyiz incelemesinde; 5-Davaya konu olayda, yolun bakım ve gözetim yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemiş olması nedeniyle kazanın meydana geldiği iddiası ile davalı … aleyhine husumet yöneltilmiştir.Yargı yolu kavramı, bir hukuk sisteminde, herhangi bir davanın o hukuk sistemine dahil yargı haklarından hangisinde bakılacağını ifade eder. Uyuşmazlığın hangi yargı kolunda bakılacağı hususu, davanın genel şartlarından olup mahkemece resen dikkate alınması gerekir.Bir kamu hizmeti görmekle yükümlü davalı idareye 2918 sayılı KTK'nun 7/a maddesinde; karayollarında mal ve can güvenliği yönünden gerekli işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırma görevleri verilmiş bulunmaktadır. Bu görevin 2918 sayılı yasada verilmiş olması bunun ihlali nedeniyle oluşacak zarardan dolayı idarenin Özel Hukuk hükümlerine tabi olacağı sonucunu doğurmaz. Hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar yönünden idare aleyhine tam yargı davasının idari yargı yerinde açılması gereklidir. Esasen 2918 Sayılı Yasanın hukuki sorumluluğa ilişkin 85. v.d. maddelerinde araç işletenin sorumluluğu bu yasa kapsamı dışında tutulmuştur.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir. İdare hukukunda idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir. Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu; diğeri ise, idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür. İdarenin kişilere verdiği zararları tazmin yükümlülüğü, idarenin “hizmet kusuruna (kusurlu sorumluluk)” ve “kusursuz sorumluluğuna” dayanmaktadır. İdarenin kusura dayanan sorumluluğu, uygulamada “hizmet kusuru” kavramı ile anlatılmaktadır. Hizmet kusurunun tam ve kapsamlı bir tanımını yapmak zor olmakla birlikte genel olarak doktrinde hizmet kusuru; idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde bir takım aksaklık, hukuka aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik, sakatlık veya ihmalin ortaya çıkması, şeklinde tanımlanmaktadır (SARICA Ragıp, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, “Hizmet Kusuru ve Karakterleri”, Y. 1949, C. 15, S. 4, s. 858; ATAY Ender Etem, İdare Hukuku, Ankara 2006, s. 571; YILDIRIM Turan, İdari Yargı, İstanbul 2008, s. 253).Hizmet kusurunun üç durumda varlığı hem yargı içtihatları hem de öğreti tarafından kabul edilmiştir. Bu üç durum; hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin kötü işlemesidir.Buna göre idare kural olarak yürüttüğü kamu hizmeti ile nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının “b” bendi gereğince “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar” idari yargı yerinde tam yargı davası açabilecektir. Yine İYUK 15/I-a maddesinde ise, adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği de hükme bağlanmıştır.Hizmet kusuruna ilişkin bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığın temelini oluşturan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 110. maddesindeki düzenlemeye değinmekte yarar bulunmaktadır.2918 sayılı KTK’nın 11.01.2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik “Görevli ve Yetkili Mahkeme” başlıklı 110. maddesinin 1. fıkrası “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır” hükmünü içermektedir.Özellikle maddede metninde geçen “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları” ibaresinin farklı yorumlanmasının yargı yoluna ilişkin ihtilafı doğurduğu görülmektedir.Buradan hareketle 2918 sayılı KTK’da sorumluluğa ilişkin düzenlemelerin hangi hallerde, kime/kimlere yönelik olduğunun belirlenmesi gerekmektedir.2918 sayılı KTK’da hukuki sorumluluğa ilişkin düzenlemeler “Hukuki Sorumluluk ve Sigorta” başlıklı 8. kısımda 85 ve devamı maddelerinde yer almaktadır. 85. maddenin 1. fıkrası “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar” şeklindedir.Bunun yanında yine Kanunun “Devlete ve Kamu Kuruluşlarına Ait Araçlar” başlıklı 106. maddesi “Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır. Bu kuruluşlar, 85 inci maddenin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere 101 inci maddedeki şartları haiz milli sigorta şirketlerine mali sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdürler” hükmünü içermektedir. Görüldüğü gibi KTK’da sorumluluğa yönelik düzenlemeler 85 ve devamı maddelerinde yer almakta olup sorumlu olarak motorlu araç işleteni (gerçek ya da farazi işleten olabilir) ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi belirlenmiştir. Buna göre bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır”. Özellikle 106. maddede belirtildiği üzere kamu kuruluşlarına ait araçların neden olduğu zararlara ilişkin sorumluluk da 85 ve devamı maddeleri gereğince işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümlere tabi kılınmıştır.Anlaşılmaktadır ki, yapılan değişiklik ile 2918 sayılı KTK’dan doğan sorumluluk davalarının, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların neden olduğu zararlara ilişkin olanları da dahil olmak üzere adli yargı yerinde görüleceği, zarar görenin kamu görevlisi olmasının da sözkonusu Kanun hükmünün uygulanmasını önlemeyeceği öngörülmüştür. Burada vurgulanması gereken husus ister özel hukuk isterse kamu hukuku kişisi olsun 2918 sayılı KTK gereğince sorumluluğu ancak motorlu araç işleteni ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi sıfatı ile sözkonusu olabilmektedir. İşleten tanımı ise KTK’nun 3. maddesinde “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır” şeklinde yapılmıştır. Buna ilaveten, KTK’nun 110. maddesindeki 6099 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yapılan değişiklik gerekçesinin değerlendirilmesi de sorunun çözümüne katkı sağlayacaktır. Gerçekten 110. maddede yapılan değişikliğin genel gerekçesinde “…Karayolları Trafik Kanunu, kamuya ait araçların karayolu üzerindeki seyrini (m.85, 86, 90, 106, 109 ve diğ.) kendi kapsamına almış ve bu nevi araçların sebebiyet verdikleri zararların tazmini davaları -doğru olarak- adli yargıda görülmüştür…”; madde gerekçesinde ise “…Komisyon; Kanunun kamu araçlarının karayolundaki seyrini ve bu sırada oluşan haksız fiilleri özel hukuka bağlı kılmış olması karşısında (m.106), bu tür fiillerden kaynaklanan davaların adli yargıda görülmesini, bu kabulün kaçınılmaz sonucu olarak görmektedir… Sonuç olarak, kamuya ait olan araçların sebebiyet verdiği trafik kazaları ile hemzemin geçitlerde meydana gelen tren-trafik kazaları Karayolları Trafik Kanununa bağlı kılınmış, bu uyuşmazlıklarda görevin adli yargıda olduğu yönünde düzenleme yoluna gidilmiştir…” şeklinde kanun koyucunun amacı ortaya koyulmuştur.Görüldüğü gibi, anılan değişiklikle “kamu araçlarının” verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğuna ilişkin olarak 2918 sayılı Kanunun amacına uygun biçimde adli yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiş, hizmet kusurundan kaynaklanan hukuki uyuşmazlıkların da bu kapsamda değerlendirileceğine yönelik her hangi bir ifadeye yer verilmemiştir.Ayrıca değinilmesi gereken diğer bir husus KTK’da kuruluşlar ve komisyonlara verilen görev ve yetkilere ilişkin sorumluluğun bu Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerekip gerekmediğidir. … 6001 sayılı kuruluş kanunu yanında KTK’nın 7. maddesinde de genel olarak karayollarını emniyetle kullanılmasını sağlamakla görevli ve yetkili kılınmıştır. KTK’da yalnızca Karayolları Genel Müdürlüğünün değil, Kanun’un 2. Kısmının 4 ila 12. maddelerinde karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzen ve güvenliğini sağlamak, trafik güvenliğini ilgilendiren gerekli önlemleri belirlemek ve motorlu araçlar ile ilgili idari işlemleri düzenlemek amacı ile Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Belediyelerin de görev ve yetkileri sayılmıştır.Bununla birlikte 2918 sayılı KTK’da diğer kamu idareleri ve Karayolları Genel Müdürlüğünün trafik düzeni ve trafik güvenliği ile ilgili üstlendikleri kamu hizmetlerinden dolayı hukuki sorumluluğu düzenlenmiş değildir. Yani Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolu yapım, bakım ve işletilmesi şeklindeki kamu hizmetleri gibi diğer kamu kuruluşlarının kendi görev alanlarındaki kamu hizmetlerinin, idare hukuku ilke ve kurallarına göre yürütüleceği, anılan kuruluşların idari işlem ve eylemlerinden doğan uyuşmazlıkların da Anayasa’nın 125. maddesi ve 2577 sayılı İYUK’nun 2. maddesine göre idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği noktasında duraksama bulunmamaktadır.Yukarıdan beri yapılan açıklamalar değerlendirildiğinde, KTK’dan doğan sorumluluk davaları 85 ve devamı maddelerinde düzenlenen “motorlu aracın işletilmesinin” sonucu doğan zararlar nedeni ile “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibinin” sorumlu olduğu davalardır. Yani KTK 106 gereğince Devlet ve diğer kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların işletilmesi nedeniyle araç işleticisi sıfatıyla (KTK 85 gereğince) kamu idareleri ve kuruluşlarına karşı açılacaklar da dahil bütün araç sahibi ve işleticilerine karşı açılan davalar adli yargı kolunun görev alanına girmektedir. Buna karşın kamu idareleri ve kuruluşlarının trafik güvenliği ve düzenini sağlamak amacıyla gerek kendi kuruluş kanunları gerekse 2918 sayılı KTK’ya göre yürüttükleri hizmetlerin, kamu hizmeti niteliğini taşıması ve yukarıda sözü edilen KTK’da görevlendirilen kamu idare ve kuruluşlarının sorumluluklarına ilişkin her hangi bir düzenlemenin ayrıca KTK’da yer almaması dikkate alındığında, trafik düzeni ve güvenliği hizmetlerinden kaynaklandığı iddia edilen zararların tazmini istemiyle ilgili idarelere karşı açılan davalar idari yargı kolunun görev alanına girmektedir.Benzer bir uyuşmazlıkta aynı ilkeler Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26.02.2015 tarih, 2015/493 Esas, 2015/557 Karar sayılı ilamında da benimsenmiş ve idari yargı kolunun görevli olduğu değerlendirilmiştir.Yapılan bu açıklamalar sonucu somut olay değerlendirildiğinde, meydana gelen kazada davalı … Müdürlüğünün kazanın gerçekleşmesinde yol yapım işaret ve levhalarının o mahalde yerleştirilmediği ve gerekli önlemlerin alınmadığı, seyir halindeki araçların tehlikeye düşmesine neden olduğu gerekçesi ile kusurlu olduğu tespit edilmiş olması bakımından KTK’nın 85 ve devamı maddelerinde düzenlenen işletenin hukuki sorumluluğuna değil, davalı idare tarafından görevlerinin tam ve eksiksiz yerine getirilmediği yani yürütülen kamu hizmetinin kusurlu işletildiği, meydana gelen kazada hizmet kusuru bulunduğu iddiasından kaynaklandığından uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görevinde bulunduğu anlaşılmaktadır. O halde, mahkemece, … aleyhine hizmet kusuruna dayanılarak açılan bu davada, yargı yolu bakımından görevsiz bulunması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.6-Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davalı … vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar … ve … vekilinin ek kararın temyizine yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi ile 21.01.2015 tarihli ek kararın ONANMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (3) ve (4) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, (5) nolu bentte açıklanan nedenlerle Dairece resen görülen sebeplerle hükmün BOZULMASINA, (6) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 1.630,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacılara verilmesine, aşağıda dökümü yazılı 14,50 TL fazla alınan temyiz peşin harcın davalılar … ve …'e geri verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine, 15/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HMK m. 115 uyarınca dava şartları mahkemece davanın her aşamasında kendiliğinden araştırılır; taraflar da bu noksanlığı her zaman ileri sürebilir. Dava şartı noksanlığı tespit edildiğinde mahkeme davanın usulden reddine karar verir; ancak noksanlığın giderilmesi mümkünse tamamlanması için kesin süre verir, bu süre içinde giderilmezse dava usulden reddedilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 115Kaynağı aç
MADDE 115- (1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez. İKİNCİ AYIRIM İlk İtirazlar Konusu

İptal Döneminde Açılan Davalarda Vekalet Ücreti

Yargıtay 21. HD, E. 2014/2933, K. 2014/8667 sayılı kararında, davanın açıldığı tarihte iş mahkemesinin görevli olması nedeniyle eldeki davanın o tarih itibarıyla yanlış yargı yolunda açıldığı söylenemeyeceğinden davalılar yararına avukatlık ücretine hükmedilmesinin mümkün olmadığını hükme bağlamıştır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ise E. 2012/10814, K. 2012/18364 sayılı kararında, HMK m. 3'ün iptali üzerine verilen kararlarda vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkralarını hükümden çıkarmak suretiyle düzelterek onama yoluna gitmiştir. Yeniden yargılama gerektirmediğinden, o tarihte uygulamaya devam edilen HUMK m. 438/7 hükmüne başvurulmuştur.

Özel Durum: Organize Sanayi Bölgeleri ve Davalının Niteliği

Davalı tarafın İYUK kapsamında 'idare' sayılıp sayılmadığı, görevli yargı kolunu belirleyen temel etkenlerden biridir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/488, K. 2022/321 sayılı ve 15 Mart 2022 tarihli oybirlikli kararında, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca Organize Sanayi Bölgesi'nin özel hukuk tüzel kişisi olduğunu ve İYUK kapsamında 'idare' olarak nitelendirilemeyeceğini hükme bağlamıştır. Bu nedenle OSB aleyhine açılan tazminat davalarının adli yargıda görülmesi gerektiği kesin olarak ortaya konmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/488, K. 2022/321Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/488 E.  ,  2022/321 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “Maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … 2. İş Mahkemesince verilen idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine ilişkin karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi …'nın işvereni olan … Çelik Döküm San. Tic. A.Ş tarafından 03.02.2011 tarihinde döküm malzemesi götürmesi için görevlendirilmesi üzerine işverene ait araçla … … Organize Sanayi Bölgesi … Caddesi üzerinde bulunan … Hidrolik İmalat San. Tic. Ltd. Şti. adlı işyerine geldiği sırada meydana gelen patlama neticesinde hayatını kaybettiğini, olay nedeniyle … Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada … Hidrolik İmalat San. Tic. Ltd. Şti’nin yanı sıra patlayan tüpleri tedarik eden … San. Tic. A. Ş. ve … Ltd. Şti. yetkililerinin ağır kusurlu olduğunun tespit edildiğini, haklarında … 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/256 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, işverenin işçiyi gözetme borcu bulunduğunu, davalı Bakanlıkların, Belediyelerin ve İvedik …’nin (… …) denetim ve kontrol görevlerini yerine getirmemek, yapı ruhsatsız binada işyeri açma ve çalıştırma izni olmadan faaliyette bulunulmasına göz yummak suretiyle hizmet kusuru işlediklerini, davalı … Bakanlığının 2007 yılında yaptığı denetimden sonra kaza tarihine kadar iş sağlığı ve güvenliği yönünden denetim yapmadığını, işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlayacak tedbirleri uygulamadığını, yangın ve patlamaların meydana geldiği davalı … Hidrolik İmalat San. Tic. Ltd. Şti'ye ait gaz tüplerini temin eden … Gaz San.Tic. A.Ş. ve … Ltd. Şti. işçilerine iş sağlığı ve iş güvenliği konularında eğitim verilmediğini, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca gerekli denetim ve kontrollerin yapılmadığını, … Büyükşehir Belediyesi ve … Belediyesinin denetleme görevlerini yerine getirmediklerinden kusurlarının bulunduğunu, … Organize Sanayi Bölgesi yönetiminin de Organize Sanayi Bölgeleri Uygulama Yönetmeliği gereği görevini yerine getirmediğini, patlamanın meydana geldiği işyerinin yanında bulunan tesisin kaçak ve ruhsatsız olduğunu, yönetmeliğe göre tesislerin yan yana açılmasının mümkün olmadığını, binlerce gayri sıhhi müessesenin bulunduğu alanda itfaiye teşkilatı ve acil müdahaleler için ambulans bulundurulmadığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik davacılardan … için 2.000TL maddi, 70.000TL manevi, … için 2.000TL maddi, 70.000TL manevi, … için ise 40.000TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 3. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini bu nedenle idari yargının görevli olduğunu, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkili idarenin hizmet kusuru ve sorumluluğunun bulunmadığını, hakkındaki davanın taraf sıfatı yokluğundan reddi gerektiğini, talep edilen tazminatların da fahiş olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. 6. Davalı … Belediyesi vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacıların murisi arasında işçi-işveren veya işveren vekilliği ilişkisi bulunmadığını, müvekkilinin taraf sıfatının olmadığını, meydana gelen zarardan müvekkili idarenin sorumlu tutulamayacağını, kazanın meydana geldiği işyerinin belediye tarafından denetlenmediğini, asliye hukuk mahkemeleri nezdinde davanın görülmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 7. Davalı … Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü (… …) vekili cevap dilekçesinde; müvekkili aleyhine açılan davaya bakmakla görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğunu, davacıların murisinin bölge müdürlüğü çalışanı olmadığını, ceza davalarının bekletici mesele yapılması gerektiğini, müvekkiline denetim yapılmadığı gerekçesiyle kusur yüklenemeyeceğini, yargılaması devam eden ceza davasında patlamanın tüpün dolumundan veya kullanımından meydana geldiğine yönelik beyanlar bulunduğunu, patlamının meydana geldiği işyerine ait bina yönünden yönetmeliğe aykırı bir durum bulunmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. 8. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; organize sanayi bölgelerindeki işyerlerini denetleme yetkisinin belediyelere ait olmadığını, işyeri açma ve çalışma ruhsatlarının … tarafından verildiğini, yangına süresinde ve en iyi şekilde müdahale edildiğini, müvekkili idarenin sorumluluğu bulunmadığını, sorumluluğun … ve işveren şirkete ait olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. 9. Davalı … vekili cevap dilekçesinde; yargı yolunun caiz olmadığını, davanın zamanaşımına uğradığını, müvekkili idarenin hizmet kusuru ve sorumluluğunun bulunmadığını, Bakanlığın mevzuat gereği üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğini ileri sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkeme Kararı: 10. … 2. İş Mahkemesinin 06.07.2012 tarihli ve 2012/150 E., 2012/555 K. sayılı kararı ile; davacıların murisinin işvereni ve kusuru bulunduğu iddia edilen diğer şirketler bakımından ihtiyarî dava arkadaşlığının söz konusu olduğu, aleyhine dava açılan şirketler yönünden mahkeme görevli ise de, diğer davalılar yönünden davanın hizmet kusuruna dayandırıldığı gerekçesiyle 6100 sayılı HMK'nın 114/b, 115/2 maddeleri gereğince davalılar …, …, … Organize Sanayi Bölgesi, … ve … Belediye Başkanlığına aleyhine açılan davada idare mahkemesi görevli olduğundan usulden reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Bozma Kararı: 11. … 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 12. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 12.09.2012 tarihli ve 2012/16920 E., 2012/14356 K. sayılı kararı ile; “..Dava, iş kazası sonucu ölen işçinin yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın idari yargıda görülmesi gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Görev konusu, kamu düzeni ile ilgili olup, mahkemelerce, yargılamanın her aşamasında resen ele alınması gereken bir husustur. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1.maddesine göre " İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur." 2577 sayılı İYUK'un 2/1-b bendine göre " İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları " idari yargıda görülür. Somut olayda, davacının, davalılardan … Belediye Başkanlığı, …, … ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına yönelttiği maddi ve manevi tazminat davasının "hizmet kusuruna" dayalı olması ve bu davalıların 2577 sayılı İYUK'un 2.maddesinde belirtilen "idare" niteliğinde olması nedeniyle bu davalılar aleyhine açılan davanın İYUK'un 2/1-b bendine göre "tam yargı davası" olarak idare mahkemelerinde görülmesi gerektiğine yönelik mahkemenin kabulü yerinde ise de 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nun 5.maddesine göre Organize Sanayi Bölgesi "özel hukuk tüzelkişiliği" olup davalılardan …'in (… Organize Sanayi Bölgesi) 2577 sayılı Yasa kapsamında "idare" olarak nitelendirilmesi mümkün bulunmadığından bu davalı aleyhine açılan davanın "adli yargıda" görülmesi gerektiği halde mahkemece yerinde olmayan gerekçe ile davalılardan … aleyhine açılan davanın da idari yargıda görülmesi gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Direnme Kararı: 13. … 2. İş Mahkemesinin 10.05.2013 tarihli ve 2012/1174 E., 2013/597 K. sayılı kararı ile; gayri sıhhi müesseseler ile umuma açık istirahat ve eğlence yerlerini ruhsatlandırma ve denetleme görevinin 13.07.2005 tarihine kadar belediyelerde iken 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 85/h maddesinde ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu’nun 4. maddesinin 6. fıkrasında 03.07.2005 gün ve 5393 sayılı Kanun’un 85. maddesi ile yapılan değişiklikle bu görevin belediyelerden alınarak Organize Sanayi Bölgelerine verildiği, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ve Organize Sanayi Bölgeleri Yönetmeliği dikkate alındığında Organize Sanayi Bölgelerince verilen hizmetlerin bir kısmının kamusal nitelik taşıdığı ve idare hukuku ilke ve kurallarına göre idari işlem ve eylem niteliğinde olduğu, Danıştay 10. Dairesinin 16.12.2009 tarihli ve 2009/5590 E., 2009/10533 K. sayılı kararında da Organize Sanayi Bölgelerince verilen hizmetlerin bir kısmının kamusal nitelik taşıdığına değinildiği, bir işlemin idari işlem niteliğinde olup olmadığının belirlenmesinde işlemi gerçekleştiren tüzel kişiliğin yanında tek taraflı olarak kamusal gücün kullanılmak suretiyle gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğine de bakılması gerektiği, dava konusu somut olayda davacı tarafın davasını hizmet kusuruna dayandırdığı, Organize Sanayi Bölgesi bakımından tek taraflı ve kamusal güç kullanılmak suretiyle yapılması gerekli işlem ve denetimlerin yapılmadığının iddia edildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 14. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; iş kazasından kaynaklı tazminat istemli eldeki davada, davalı … Organize Sanayi Bölgesi Yönetimi yönünden adli yargı mı idari yargının mı görevli olduğu noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 16. Öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve yasal düzenlemeler üzerinde kısaca durulmasında fayda bulunmaktadır. 17. Ülkemizde yargı yolları anayasa yargısı, idari yargı ve adli yargı şeklinde üç ana grupta sınıflandırılmış olup idari yargı; idarenin, idare hukuku alanındaki idari faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların çözümü ile ilgili karar veren veya bireyler ile idare arasındaki hukukî anlaşmazlıkları çözmeye çalışan yargı birimi olarak tanımlanabilir. 18. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Kanun ile 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda (İYUK), bölge idare mahkemesi, idare mahkemesi ve vergi mahkemelerinin işleyişi ile ilgili genel hükümler düzenlenmiş, idari dava türleri, idari yargı yetkisinin sınırı ile idare mahkemesinin görevlerinin ne olduğu açıkça belirlenmiştir. İYUK'un “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesi; "İdari dava türleri şunlardır: a) İdarî işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlâl edilenler tarafından açılan iptal davaları, b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, c) Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar. 2. İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler; yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler. 3. (Mülga: 2/7/2018 – KHK-703/185 md.) " şeklinde düzenlenmiştir. 19. Diğer taraftan mahkemenin, davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya yokluğu gerekli olan hâllere dava şartları denir. 20. Dava şartlarının amacı, bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır (Kuru, Baki : İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2016, s. 190). 21. Bilindiği üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 1. maddesine göre mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir. Anılan Kanun’un 114. maddesinin 1. bendinin (b) alt bendi gereğince yargı yolunun caiz olması dava şartı olup 115. maddesine göre ise mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. 22. Adli yargı kolu kapsamına girip hukuk mahkemelerinde görülmesi gerekli olan davalarda görev, genel olarak HMK ve 5235 sayılı Kanun’da düzenlenmiş, ticaret mahkemelerinin görevine ise 6102 sayılı Kanun’da yer verilmiştir. Özel mahkemelerin görev ve yetkisi ise ilgili özel kanunlarında yer almıştır. Yargı yolu gibi görev de kamu düzenine ilişkin bir husus olup res'en araştırılır. 23. Gelinen bu noktada iş mahkemelerinin görevine kısaca değinilmelidir. Dava tarihinde yürürlükte olan mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun (5521 sayılı Kanun) 1. maddesine göre; “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur. Bu mahkemeler: A) (Mülga: 18/10/2012-6356/81 md.) B) İşçi Sigortaları Kurumu ile sigortalılar veya yerine kaim olan hak sahipleri arasındaki uyuşmazlıklardan doğan itiraz ve davalara da bakarlar”. 24. Diğer taraftan 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 5. maddesinde iş mahkemelerinin görevi; “İş mahkemeleri; a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4'üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya … İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.” şeklinde düzenlenmiştir. 25. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev” başlıklı 3. maddesi Anayasa Mahkemesinin 16.02.2012 tarihli ve 2011/35 E., 2012/23 K. sayılı kararı ile; “…Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir. Buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, bu durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır. Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşılabilecektir. Esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten kavramlardır. İdare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakârlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesi mümkündür. Özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk halleri ise belirli konular için düzenlenmiş olup sınırlıdır. İdarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasız bulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlara ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğu söylenemez…” gerekçeleriyle Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir. 26. Konuyla ilgisi bakımından Organize Sanayi Bölgeleri Yönetiminin hukukî statüsü irdelenmelidir. 27. 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu'nun amacının düzenlendiği 1. maddesinde; “Bu Kanunun amacı organize sanayi bölgelerinin kuruluş, yapım ve işletilmesi esaslarını düzenlemektir.” kapsamının düzenlendiği 2. maddesinde ise “ Bu Kanun, organize sanayi bölgelerinin ve … Üst Kuruluşunun oluşumunu, organlarını, işleyişini, yönetim ve denetimini düzenleyen hükümler ile bunlarla ilgili kişi ve kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarını belirleyen hükümleri kapsar.” düzenlemesi mevcuttur. 28. Yine aynı Kanun'un “nitelikleri” başlıklı 5. maddesi; “…, müteşebbis heyetin veya genel kurulun vereceği karar üzerine yönetim kurulunun başvurusu üzerine Bakanlıkça verilen kamu yararı kararı ve sınırları belirlenmiş yetki çerçevesinde kamulaştırma işlemleri (…) yaptırabilen bir özel hukuk tüzel kişiliğidir. …” hükmünü içermektedir. Bu düzenleme nedeniyle … Organize Sanayi Bölgesi Yönetiminin 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında "idare" olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. 29. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 09.04.2014 tarihli ve 2013/21-765 E., 2014/510 K. sayılı kararıda da aynı yönde olup, Uyuşmazlık Mahkemesinin 26.01.2015 tarih 2014/1089 E., 2015/4 K. ile 08.07.2019 tarihli ve 2019/399 E., 2019/442 K. sayılı kararlarında da Organize Sanayi Bölgesi Yönetiminin taraf olduğu uyuşmazlıkların çözümünün adli yargının görev alanında bulunduğu belirtilmiştir. 30. Somut olayda; davacılar murisinin … Organize Sanayi Bölgesinde bulunan dava dışı … Hidrolik İmalat San. Tic. Ltd. Şti. adlı işyerinde meydana gelen patlama neticesinde hayatını kaybetmesi nedeniyle eldeki iş kazasından kaynaklanan maddi manevi tazminat istemli dava açılmıştır. 31. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı … Organize Sanayi Bölgesi Yönetiminin "özel hukuk tüzel kişiliği" olduğu İYUK kapsamında "idare" olarak nitelendirilmesinin mümkün bulunmadığı bu nedenle aleyhine açılan davanın "adli yargıda" görülmesi gerektiği açık olup davalı Yönetimin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle davada idari yargının görevli olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. 32. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır. 33. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 15.03.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

Trafik Kazalarından Doğan Davalarda Görev

İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanlar da dahil olmak üzere Karayolları Trafik Kanunu'ndan doğan sorumluluk davaları, KTK m. 110 uyarınca adli yargıda görülür; zarar görenin kamu görevlisi olması bu kuralın uygulanmasını engellemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazaları için de KTK hükümleri geçerlidir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2019/2896, K. 2019/5765Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2019/2896 E.  ,  2019/5765 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : … Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 29/05/2018 gününde verilen dilekçe ile trafik kazasına bağlı yaralama nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; idari yargının görevli olduğu gerekçesi ile davanın usulden reddine dair verilen 21/03/2019 günlü karara karşı davacı tarafın istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; … 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/195-2019/115 sayılı kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davacının istinaf talebinin esastan reddine dair verilen 18/06/2019 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, trafik kazasına bağlı yaralama nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, davanın yargı yolu nedeniyle usulden reddine dair verilen hüküm hakkında davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine, … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi tarafından, davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili; müvekkilinin, sevk ve idaresinde olan 33 L 6693 plaka sayılı motosiklet ile davalının yürütmüş olduğu yol çalışmasına bağlı zeminde oluşan eğim nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybetmesi neticesinde tek taraflı kaza yaptığını ve hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığını, ceza soruşturma dosyasında yer alan kusur raporuna göre davalının yol çalışmasına ilişkin uyarıcı levha ve işaretleri koymaması nedeniyle tali kusurlu olduğunun belirlendiğini, davalı kurumun gerekli önlemleri almaması nedeniyle olayda hizmet kusuruna dayalı sorumluluğunun bulunduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı vekili; davanın görevsiz mahkemede açıldığını, idari yargı yerinin görevli olduğunu belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; tazminata konu olayın davalı kurumun hizmet kusuru kapsamında kaldığı ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari yargı yerinde ikame edilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmiş; davacı vekilinin başvurusu üzerine yapılan istinaf incelemesinde, davacının ileri sürdüğü istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Dava, trafik kazasına bağlı yaralanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasıdır. Somut uyuşmazlıkta çözümlenmesi gereken, davanın hangi yargı kolunda görüleceği meselesidir. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun birinci maddesinde, bu Kanun’un amacının, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun'un 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen 110. maddesi ise “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyetverdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.” şeklindedir. Yasama belgeleri ile anılan düzenlemenin gerekçesine bakıldığında, 2918 sayılı Kanun’un uygulanması gereken sorumluluk davalarında bir karmaşanın söz konusu olduğu, bu karmaşanın adli yargı yerlerinin görevli olduğu belirlenmek suretiyle giderilmek istendiği anlaşılmaktadır. Bahse konu düzenleme, Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi (AYM) önüne taşınmış, Anayasa’nın 2, 125 ve 155. maddeleri bağlamında inceleme yapan Mahkeme, düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bulmayarak iptal istemini şu gerekçelerle reddetmiştir. (AYM’nin 26/12/2013 tarihli ve 2013/68-165 E-K sayılı kararı): “Anayasa Mahkemesinin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa'da adli ve idari yargı ayrımına gidilmiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması hâlinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına, kamu ya da özel araç olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek, söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.”. Öte yandan, Anayasa’nın 158. maddesi uyarınca adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesi (UYM) de önüne gelen benzer uyuşmazlıklarda AYM’nin yukarıda yer verilen kararına atıf yaparak benzer sonuca ulaşmıştır. UYM, 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesiyle, yargı yolu uyuşmazlıklarına ve bu nedenle de yargılamaların uzamasına neden olan anılan Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarında, yeknesaklığı sağlamakamacıyla ve kamu yararı gözetilerek adli yargı yerlerinin görevli kılındığını, AYM’nin de bu durumu Anayasa’ya aykırı bulmadığını tespit etmektedir (UYM’nin11/04/2016 tarihli ve 2016/163-210 E-K sayılı; 24/09/2018 tarihli ve 2018/530-467 E-K sayılı kararları). 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin gerekçesiyle AYM ve UYM’nin yukarıda yer verilen kararları birlikte değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi gerekliliği ortaya çıkmış, Anayasa’nın 153. maddesinin birinci ve son fıkraları ile 158. maddesinin birinci fıkrası uyarınca da tüm yargı yerlerinin benzer nitelikte yorum yapması kaçınılmaz hâle gelmiştir. Hemen belirtilmelidir ki benzer olaylara aynı hukuki sonuçlar bağlanması anlamına gelen yargısal kararlardaki istikrar, adil yargılanma hakkının görünümlerinden olan hakkaniyete uygun yargılama ilkesinin gereğidir. İstikrarlı karar verme, hukuki belirliliği ve öngörülebilirliği sağladığı gibi, kişilerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına güvenini de tesis eder. 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin uygulanmasında, Dairemizin idari yargı yerlerini görevli kabul eden kararları (11/03/2013 tarihli ve 2013/1438-4361 E-K sayılı; 18/04/2013 tarihli ve 2013/6055-7371 E-K sayılı; 06/11/2013 tarihli ve 2013/15737-17128 E-K sayılı; 06/03/2013 tarihli ve 2013/258-3916 E-K sayılı) bulunmakta ise de yukarıda açıklanan gerekçe ve yüksek mahkeme kararları göz önüne alınarak Dairemizin 04/12/2019 tarihli ve 2019/2897-5764 E-K sayılı ilke kararıyla önceki yerleşik uygulamadan dönülmüştür. Somut olayda; 02/10/2015 tarihinde davacının, sevk ve idaresinde olan motosiklet ile seyir halinde iken direksiyon hakimiyetini kaybetmesine bağlı olarak yapmış olduğu tek taraflı kazada yaralandığı, yürütülen ceza soruşturmasına ilişkin … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2015/4622 esas sayılı dosyasında; davalının, karayolu üzerindeki yol yapım çalışmaları esnasında yol ve kavşak içerisinde çalışma olduğuna dair uyarıcı levha bulundurmadığından tali kusurlu olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği ve eldeki dosyada, davalının hizmet kusuruna dayalı sorumluluğu nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu anlaşılmıştır. Şu durumda, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda eldeki davanın görüm ve çözüm yeri adli yargıdır. Mahkemece, davalı idare yönünden işin esasına girilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yargı yolu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun değildir. Açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK'nun 373/1. maddesi gereğince KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının HMK 371. maddesi uyarınca temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 04/12/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2019/2897, K. 2019/5764Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2019/2897 E.  ,  2019/5764 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesi MAHKEMESİ : … Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar … ve … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 26/06/2018 gününde verilen dilekçe ile trafik kazasına bağlı yaralama nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; idari yargının görevli olduğu gerekçesi ile davanın usulden reddine dair verilen 08/11/2018 günlü karara karşı davacıların istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; istinaf başvurusunun … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/176-2018/430 sayılı kararı usul ve yasaya uygun olduğundan esastan reddine dair verilen 25/06/2019 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, trafik kazasına bağlı yaralanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince, yargı yolu nedeniyle davanın reddine dair verilen hüküm hakkında davacılar vekilinin istinaf başvurusu, … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden esastan reddedilmiş, hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacılar vekili; müvekkili …’nın, sevk ve idaresindeki … plaka sayılı motosiklet ile … Caddesi üzerinde seyir hâlinde iken davalı … Belediyesinin yürütmüş olduğu ışıklandırma çalışmasına bağlı yola bırakılan moloz ve hafriyat yığınına çarparak aracının takla atması sonucu müvekkillerinin yaralandığını, olay nedeniyle düzenlenen kaza tespit tutanağında, yol çalışması sırasında gerekli tedbirleri almadığı gerekçesiyle davalı kurumun asli kusurlu olduğunun belirlendiğini, bu itibarla davalının hizmet kusuruna dayalı sorumluluğunun bulunduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalı vekili; davaya cevap vermemiştir. İlk derece mahkemesince; tazminata konu olayın davalının hizmet kusuru kapsamında kaldığı ve İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1(b) maddesi gereğince idari yargı yerinde ikame edilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; davacı vekilinin istinaf başvurusu ise ileri sürülen istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden esastan reddedilmiştir. Dava, trafik kazasına bağlı yaralanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasıdır. Somut uyuşmazlıkta çözümlenmesi gereken esas sorun, davanın hangi yargı kolunda görüleceği üzerinde toplanmaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun birinci maddesinde, bu Kanun’un amacının, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemek olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun'un 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değiştirilen 110. maddesi ise “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.” şeklindedir. Yasama belgeleri ile anılan düzenlemenin gerekçesine bakıldığında, 2918 sayılı Kanun’un uygulanması gereken sorumluluk davalarında bir karmaşanın söz konusu olduğu, bu karmaşanın adli yargı yerlerinin görevli olduğu belirlenmek suretiyle giderilmek istendiği anlaşılmaktadır. Bahse konu düzenleme, Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesi (AYM) önüne taşınmış, Anayasa’nın 2, 125 ve 155. maddeleri bağlamında inceleme yapan mahkeme, düzenlemeyi şu gerekçelerle Anayasa’ya aykırı bulmayarak iptal istemini reddetmiştir. (AYM’nin 26/12/2013 tarihli ve 2013/68-165 E-K sayılı kararı): “Anayasa Mahkemesinin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa'da adli ve idari yargı ayrımına gidilmiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması hâlinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına, kamu ya da özel araç olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek, söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.”. Öte yandan, Anayasa’nın 158. maddesi uyarınca adli ve idari yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili kılınan Uyuşmazlık Mahkemesi (UYM) de önüne gelen benzer uyuşmazlıklarda AYM’nin yukarıda yer verilen kararına atıf yaparak benzer sonuca ulaşmıştır. UYM, 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesiyle, yargı yolu uyuşmazlıklarına ve bu nedenle de yargılamaların uzamasına neden olan anılan Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarında, yeknesaklığı sağlamak amacıyla ve kamu yararı gözetilerek adli yargı yerlerinin görevli kılındığını, AYM’nin de bu durumu Anayasa’ya aykırı bulmadığını tespit etmektedir. (UYM’nin 11/04/2016 tarihli ve 2016/163-210 E-K sayılı; 24/09/2018 tarihli ve 2018/530-467 E-K sayılı kararları) 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin gerekçesiyle AYM ve UYM’nin yukarıda yer verilen kararları birlikte değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Kanun'dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi gerekliliği ortaya çıkmış, Anayasa’nın 153. maddesinin birinci ve son fıkraları ile 158. maddesinin birinci fıkrası uyarınca da tüm yargı yerlerinin benzer nitelikte yorum yapması kaçınılmaz hâle gelmiştir. Hemen belirtilmelidir ki benzer olaylara aynı hukuki sonuçlar bağlanması anlamına gelen yargısal kararlardaki istikrar, adil yargılanma hakkının görünümlerinden olan hakkaniyete uygun yargılama ilkesinin gereğidir. İstikrarlı karar verme, hukuki belirliliği ve öngörülebilirliği sağladığı gibi, kişilerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına güvenini de tesis eder. Bu itibarla söz konusu uyuşmazlıkla ilgili ilke kararı alınması gerekli hâle gelmiştir. 2918 sayılı Kanun’un 110. maddesinin uygulanmasında, Dairemizin idari yargı yerlerini görevli kabul eden kararları (11/03/2013 tarihli ve 2013/1438-4361 E-K sayılı; 18/04/2013 tarihli ve 2013/6055-7371 E-K sayılı; 06/11/2013 tarihli ve 2013/15737-17128 E-K sayılı; 06/03/2013 tarihli ve 2013/258-3916 E-K sayılı) bulunmakta ise de yukarıda açıklanan gerekçe ve yüksek mahkeme kararları gözetildiğinde önceki yerleşik uygulamadan dönülmüştür. Somut olayda, 31/07/2015 tarihinde davacılardan …’nın, sevk ve idaresindeki motosiklet ile seyir hâlinde iken direksiyon hâkimiyetini kaybetmesine bağlı olarak yapmış olduğu tek taraflı kazada diğer davacı ile beraber yaralandığı sabittir. Olaya ilişkin düzenlenen aynı tarihli kaza tespit tutanağında; davalı Karayolları Genel Müdürlüğünün, yol çalışması sırasında karayolu üzerine hafriyat ve moloz bırakıp gerekli tedbirleri de almadığı için asli kusurlu olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği anlaşılmıştır. Şu durumda, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda eldeki davanın görüm ve çözüm yeri adli yargıdır. Mahkemece, davalı idare yönünden işin esasına girilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yargı yolu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun değildir. Açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1. maddesi uyarınca KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının, aynı Kanun’un 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 04/12/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.

KTK m. 106 gereğince Devlet ve diğer kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların işletilmesi nedeniyle araç işleticisi sıfatıyla kamu idarelerine karşı açılan davalar da KTK m. 85 kapsamında işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümlere tabidir; bu davalar adli yargı alanındadır.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 4 Aralık 2019 tarihli ilke kararıyla (E. 2019/2897, K. 2019/5764) önceki uygulamadan dönerek KTK m. 110 kapsamındaki davaların adli yargıda görülmesi gerektiği yönünde içtihat değişikliğine gitmiş; bu doğrultuda, yol çalışmasından kaynaklanan trafik kazasında hizmet kusuru iddiası bulunsa dahi davanın adli yargıda görülmesi gerektiğini hükme bağlamıştır.

Öte yandan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2015/6870, K. 2018/1015 sayılı kararında trafik düzeni ve güvenliği hizmetlerinden kaynaklandığı iddia edilen zararlar nedeniyle ilgili idarelere karşı açılan davaların idari yargı kolunun görev alanına girdiğini benimsemişti. KTK m. 110'u tüm sorumluluk davalarını adli yargıya bırakan genel bir kural olarak uygulayan 4. HD yaklaşımı ile trafik hizmet kusuruna dayalı uyuşmazlıkları idari yargıya bırakan 17. HD yaklaşımı arasındaki kapsam farklılığı, hukuki belirsizliğini korumaktadır.

İdari Yargıda Tazminat Hesabının Temel İlkeleri

İdare, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlüdür. İdari eylem ve işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereğince tazmin edilir. Hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşir ve özel hukuktaki kusur kavramından bağımsız, anonim ve nesnelleşmiş bir nitelik taşır.

Danıştay 10. Daire, E. 2021/1953, K. 2023/6245Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2021/1953 E.  ,  2023/6245 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2021/1953 Karar No : 2023/6245 KARARIN DÜZELTİLMESİNİ İSTEYEN (DAVACI): 1- … 2- … VEKİLİ : Av. … KARARIN DÜZELTİLMESİNİ İSTEYEN (DAVALI): … Bakanlığı / ANKARA VEKİLİ: I. Hukuk Müşaviri … İSTEMİN_KONUSU: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının onanmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 03/11/2020 tarih ve E:2015/3719, K:2020/4404 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ: Dava konusu istem: İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü kadrosunda polis memuru olarak görev yapmakta iken trafik kazası sonucu vefat eden davacıların mirasbırakanının, görevi sırasında öldüğünden bahisle, davacıların olay nedeniyle meydana gelen maddi ve manevi zararlarının kusursuz – objektif sorumluluk prensibi çerçevesinde tazmini gerektiği öne sürülerek eşi … için 30.000,00 TL maddi, oğlu …için 10.000,00 TL maddi olmak üzere toplam 40.000,00 TL tazminatın olay tarihi olan 29/01/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:… İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararıyla; davacıların maddi tazminat talepleri yönünden, uyuşmazlık konusu olayda zararın, hırsızlık zanlısı bir şahsın takibi sırasında meydana gelen trafik kazası neticesinde meydana geldiği, kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında ve görev nedeniyle oluştuğu, bu nedenle zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağı bulunduğu açık olduğundan, kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca uğradıkları destekten yoksun kalma zararının tazmini gerektiği, davacıların murislerinin desteğinden yoksun kalmaları nedeniyle uğramış oldukları maddi zararın belirlenebilmesi amacıyla, dava dosyası üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanılan raporda; eş … için 266.664,02 TL, oğlu … için 58.023,61 TL maddi destek zararının hesaplandığı, taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna, davalı idarece itiraz edildiği görülmekte ise de, anılan raporun karara esas alınabilecek nitelikte bulunduğu, bu durumda, davacıların destekten yoksun kalma tazminatının eş … için 266.664,02 TL, oğul … için 58.023,61 TL olduğu belirlenmiş ise de, talep ile bağlı kalınarak davacılardan eş … için tazmini talep edilen 30.000,00 TL, oğlu … için 10.000,00 TL olmak üzere toplam 40.000,00 TL maddi zararın adli yargı da davanın açıldığı 29/01/2010 tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idarece davacılara ödenmesine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Davalı idarenin temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, temyize konu karar hukuk ve usule uygun bulunmuş ve kararın onanmasına karar verilmiştir. KARAR_DÜZELTME TALEP_EDENLERİN_İDDİALARI: Davacılar tarafından, dava konusu uyuşmazlığın adli yargının görev alanına girdiği, maddi tazminatın belirlenmesinde güvence hesabına yapılan ödemelerin ilerde rücu davasına muhatap olmamak için düşülmesi gerektiği, davalı idare tarafından ise ölüm olayına sebep olan dava dışı … isimli şahıs hakkında…Ağır Ceza Mahkemesinin E:… sayılı dosyasında olası kastla öldürmeden dolayı yapılan yargılama sonucunda verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği, dolayısıyla üçüncü kişinin kusurundan kaynaklanan olayda idarelerinin sorumluluğunun olamayacağı, 2330 sayılı Kanun kapsamında yapılan 50.829,00 TL tazminat ve 20.000,00 TL vefat yardımı ödemelerinin hesaplanan maddi tazminat miktarından düşülmesi gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Taraflarca karşılıklı olarak karar düzeltme istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: … DÜŞÜNCESİ :Kararın düzeltmesi istemlerinin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun'un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 03/11/2020 tarih ve E:2015/3719, K:2020/4404 sayılı kararı kaldırılarak davalı idarenin temyiz istemi yeniden incelendi: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacıların polis memuru olan murislerinin, 29/01/2009 tarihinde meydana gelen hırsızlık olayının zanlısı şahsı takip ederken, muris polis memurunun da içinde bulunduğu görev otosunun … plakalı kamyonla çarpışması sonucunda şehit olduğu, belirtilen olayın görev esnasında meydana geldiğinden bahisle murisin desteğinden yoksun kalındığı iddiasıyla eşi … için 30.000,00 TL maddi, oğlu … için 10.000,00 TL maddi olmak üzere toplam 40.000,00 TL tazminatın olay tarihi olan 29/01/2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde; idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi nedeniyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Belirlenmesi" başlıklı 55. maddesinde, "Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır." hükmüne yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." hükmü yer almaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlıkta, İdare Mahkemesi kararına esas alınan 02/10/2014 tarihli bilirkişi raporunun, kullanılan hesaplama yönteminin Dairemizin yerleşik kararlarında öngörülen hesaplama yöntemine uygun olmaması nedeniyle, hükme esas alınmış olması hukuka uygun değildir. Olayda, polis memuru olarak görev yapmakta iken gerçekleşen trafik kazası sonucu yaşamını yitiren Soner Sivri'nin eşi ve çocuğu olan davacılara, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun vazife malullüğü hükümlerine göre vazife malulü aylığı bağlandığı ihtilafsız olmakla birlikte, davacıların uğradıkları destekten yoksun kalma zararlarının belirlenebilmesi için bilirkişi tarafından aşağıda belirtilen şekilde hesaplama yapılması gerekmektedir. Aktif dönemde işlemiş dönem zararı, desteğin ölüm tarihinden bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, desteğin emsali polis memurunun aylar itibarıyla aldığı görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibariyle ödenen vazife malullüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin hesaplanmayacağı da dikkate alınmalıdır. Aktif dönemde işleyecek dönem zararı, bilirkişi raporunun düzenlendiği tarihten desteğin yasal emeklilik yaşını dolduracağı tarihe kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde de, desteğin emsali polis memurunun aylar itibarıyla alabileceği görev aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenecek vazife malulüğü aylıkları dikkate alınarak, desteğin görev aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destekten yoksun kalma zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontoya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir. Pasif dönemdeki zararı, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarih ile TRH 2010 tablosuna göre belirlenecek muhtemel ömrünün sonuna kadar olan dönemi ifade eder. Bu dönemde, yasal emeklilik yaşını tamamladığı ve yasal emekli olma koşullarına sahip olduğu farz edilen desteğin alacağı emekli aylıkları ile SGK tarafından davacılara bağlanan ve aylar itibarıyla ödenecek vazife malullüğü aylıkları dikkate alanarak, desteğin emekli aylığı üzerinden her bir davacıya ayıracağı destek tutarı ile SGK tarafından her bir davacıya bağlanan vazife malulüğü aylık tutarı arasındaki fark, davacıların destek zararını oluşturmaktadır. Bu dönemdeki zarar kalemlerinin -fiilen gerçekleşmemiş olması nedeniyle- peşin sermaye değerlerinin (her yıl %10 artırılmak ve %10 iskontaya tabi tutulmak suretiyle 1/kn formülü uygulanarak) dikkate alınması gerekmektedir. Öte yandan, davacılara ilgili kanunlar uyarınca başkaca herhangi bir ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, bu ödemenin de Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi kapsamında değerlendirilerek tazminat hesabının yapılması, yarar olarak değerlendirilmesi halinde rapor tarihindeki güncel değerinin hesaplanarak zarar tutarından indirilmesi gerektiği, kamu kaynağı kullanılmak suretiyle ve ifa amacı taşıyarak yapılan ödemelerin yarar olarak değerlendirilmesi, kamu kaynağı kullanılmadan ifa amacı taşımaksızın sosyal yardım niteliğinde yapılan ödemelerin ise yarar olarak değerlendirilmemesi gerektiği açıktır. Dosyanın incelenmesinden; 2330 sayılı Kanun hükümleri uyarınca kurulan Emniyet Genel Müdürlüğü Nakdi Tazminat Komisyonunun … tarih ve … sayılı kararı gereğince davacılara 35.580,00 TL nakdi tazminat ödendiği, öte yandan davacılara 5434 sayılı Kanun'un Ek 79. maddesi uyarınca tütün ikramiyesi tahakkuk ettirilip ettirilmediğinin araştırılması gerektiği, 2330 sayılı Kanun uyarınca davacılara ödenen nakdi tazminat ile (yapılan araştırma sonucunda böyle bir ödeme yapıldığı tespit edilirse) 5434 sayılı Kanun'un Ek 79. maddesi kapsamında ödenen tütün ikramiyesinin ve kamu kaynağı kullanılmak suretiyle ifa amacı taşıyarak yapılan ödemelerin, hesaplanan maddi zarar tutarından, rapor tarihindeki güncel değerleri hesaplanmak (ilgili idarelerden sorularak tespit edilmek) suretiyle düşülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, davacılar tarafından dosyaya sunulan ve Dairemiz kayıtlarına 04/03/2021 tarihinde giren karar düzeltme dilekçesine eklenen belgeler ile UYAP kayıtlarından yapılan incelemede, davacılar yakının ölümüne neden olan kaza ile ilgili olarak davacılar tarafından Güvence Hesabına karşı açılan tazminat davasında… Asliye Hukuk Mahkemesinin …tarih ve E:…K:… sayılı kararı ile davacı … lehine 124.206,35 TL, davacı … lehine ise 25.793,65 TL maddi tazminata hükmedildiği ve hükmedilen miktarın … İcra Dairesinin E:… sayılı ilamlı icra takibi dosyası kapsamında 14/07/2014 tarihinde yasal faizi ile birlikte davacılara ödendiği görüldüğünden, yapılan bu ödeme miktarının olay nedeniyle sağlanan yarar olduğunun kabul edilmesi ve bu meblağın yeniden düzenlenecek rapor tarihindeki güncel değeri bulunarak hesaplanan maddi zarar tutarından düşülmesi gerekmektedir. Bu durumda, temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamakta olup, İdare Mahkemesince, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, yeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenecek rapora göre davacıların maddi tazminat istemi hakkında yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Ayrıca, temyize konu karar davacılar tarafından temyiz edilmemiş olduğundan, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde Mahkemece yaptırılacak olan hesaplama neticesinde, davacılar lehine hükmedilecek olan maddi tazminat tutarının, aleyhe bozma ve hüküm verme yasağı gereği, temyize konu karar ile davacılara ödenmesine karar verilen tutarları (… için 30.000,00 TL, … için 10.000,00 TL) aşamayacağı da açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin KABULÜNE, 2. Davanın kabulüne ilişkin … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı temyize konu kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 01/11/2023 tarihinde kesin olarak oy çokluğuyla karar verildi. (X ) KARŞI OY : 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun, 19/01/2011 tarih ve 27820 Resmi Gazete'de yayımlanan 6099 sayılı Kanun'un 14. maddesiyle değişik 110. maddesinde, “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.” hükmüne yer verilmiştir. 2918 sayılı Kanun'un 110. maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle… Asliye Hukuk Mahkemesi ve …Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi, “… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayırımına gidilmemiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuk alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2.,125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” gerekçesi ile anılan kuralı Anayasa'ya aykırı görmemiş ve iptal istemini oy birliğiyle reddetmiştir. (26/12/2013 tarih ve E.2013/68, K.2013/165 sayılı AYM kararı; R.G. Tarih: 27/3/2014, Sayı: 28954, s.136-147) Anayasanın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı hükmüne yer verilmiş olup; yargı kararlarının gerekçe ve karar sonucu ile bir bütün olduğu ve birlikte ele alınıp uygulanması gerektiği açıktır. Öte yandan, Anayasa’nın 158. maddesinin son fıkrasında, “Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesi’nin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanun'un 110. maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır. Bu itibarla, aktarılan kararın Anayasa’nın 153 ve 158. maddeleri uyarınca, tüm yargı organları bakımından uyulması zorunlu bir karar niteliğinde olduğunda duraksama bulunmamaktadır. Bu durumda, 2918 sayılı Kanun'un, 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararların tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nitekim, 28/07/2010 tarihinde Keşan-Enez karayolunda meydana gelen bir trafik kazası üzerine karayolunda gerekli trafik önlemlerinin alınması görevini ifa ettiği sırada, başka bir şahsın sevk ve idaresinde bulunan araç ile aşırı hız ve şerit ihlali yapmak suretiyle çarpması neticesinde jandarma astsubay başçavuşun vefat etmesi üzerine, müteveffanın eşi ve kızı tarafından idare aleyhine açılan tazminat davasında adli ve idari yargı yerleri arasında çıkan görev uyuşmazlığı sonucunda Uyuşmazlık Mahkemesince verilen …tarih ve E:…, K:…sayılı karar da bu yöndedir. Bu itibarla, uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olması nedeniyle karar düzeltme talebinin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının görev yönünden bozulması gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına usul yönünden katılmıyoruz.
Danıştay 10. Daire, E. 2019/6331, K. 2020/4042Kaynağı aç
Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6331 E.  ,  2020/4042 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2019/6331 Karar No : 2020/4042 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …. Bakanlığı (Mülga … Kurumu) VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACILAR) : Kendi Adına Asaleten Çocukları … ve …'ya Velayeten … VEKİLLERİ : Av. … İSTEMİN_KONUSU : …. İdare Mahkemesinin … tarih ve E: … , K: … sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, murisleri olan …'nın Bursa Devlet Hastanesinde gördüğü tıbbi müdahaleler nedeniyle hayatını kaybetmesi sonucu uğranıldığı ileri sürülen … için 1.000,00 TL (miktar artırım ile 119.996,32 TL), … için 1.000 TL (miktar artırım ile 26.904,87 TL), … için 1.000 TL (miktar artırım ile 13.355,24 TL) maddi, davacılardan her biri için 30.000,00'er TL manevi olmak üzere toplam 3.000 TL (miktar artırım ile 160.256,43 TL) maddi, 90.000,00 TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E: … , K: … sayılı kararıyla; olaya ilişkin olarak ilgililer hakkında yürütülen ceza soruşturması kapsamında Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan … tarih ve … sayılı raporda özetle, kişinin 21/08/2012 tarihi saat 11:05'te fenalaştığı, bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayetiyle ambulans çağrılması üzerine acil doktoru …'ın hastayı olay yerinde 10 dakika muayene ettiği, alınan ifadesine göre İYE tanısı ile Emojet ampul uyguladığı dikkate alındığında, bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayeti olan hastanın EKG'sinin çekilmemesi ve hastaneye sevk edilmemesi nedeniyle kusurlu olduğu, yönünde görüş bildirildiği, dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile anılan rapor birlikte değerlendirildiğinde, davacıların yakını …'nın ölümünde davalı idarenin ağır hizmet kusurunun bulunduğu, davacıların maddi zararlarının tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde hazırlanan … tarihli raporda, …'nın ölümü nedeniyle, davacılardan …'nın destekten yoksun kaldığı tutar 119.996,32 TL, …'nın 26.904,87 TL, …'nın ise 13.355,24 TL olduğunun belirtildiği, bu durumda, davacılardan … için 119.996,32 TL, … için 26.904,87 TL, … için 13.355,24 TL olmak üzere toplam 160.256,43 TL maddi zararın davalı idarece yasal faiziyle birlikte tazmin edilmesi gerektiği, dava konusu olayda, davalı idarenin hizmet kusuru nedeniyle davacıların eşi ve annelerini kaybetmeleri sonucu ağır elem, üzüntü, sıkıntı duydukları, davacılardan … için takdiren 20.000,00 TL, çocuklar … ve … için (ayrı ayrı) 30.000,00 TL olmak üzere toplam 80.000,00 TL manevi tazminat istemlerinin karşılanması, fazlaya ilişkin talebin ise reddi gerektiği sonucuna varıldığı gerekçesiyle davacıların toplam 160.256,43 TL maddi tazminat isteminin kabulüne, toplam 80.000,00 TL manevi tazminat isteminin kabulüne, manevi tazminat isteminin fazlaya ilişkin kısmının reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, olayda davalı idarenin ağır hizmet kusurunun bulunmadığı, hükmedilen tazminat tutarının çok yüksek olduğu, destekten yoksun kalma payları hesabının Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğu, harçtan muaf olmasına rağmen nispi karar harcına davalı idare aleyhine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davacılar tarafından, savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : … DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I) sayılı cetvelde yer aldığı cihetle 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 2/1-ç ve 6/1 maddeleri uyarınca taraf sıfatını haiz bulunduğundan bakılan davada hasım mevkiine alınan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu'nun, 25/08/2017 tarih ve 30165 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 694 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 203/1-ğ maddesi ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I) sayılı cetvelden çıkartılarak anılan Kanun Hükmünde Kararname'nin 184. maddesi ile Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü adıyla Sağlık Bakanlığının hizmet birimi olarak teşkilatlandırıldığı anlaşıldığından, dosya sadece Sağlık Bakanlığı husumetiyle ele alınıp, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenerek dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılar murisi …'nın, 21/08/2012 tarihinde saat 11.05'te evinde bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayetiyle fenalaştığı, bunun üzerine saat 11.16'da kızı tarafından ambulans çağrıldığı, saat 11.21'de gelen sağlık ekibinin hastayı muayene ettiği, bilincinin açık T.A.:11/8 olduğu, idrar yolu enfeksiyonu tanısıyla antiemetik bir ilaç olan Emojetin kas içine enjekte edilerek saat 11.32'de evden ayrıldıkları, ancak hastanın şikayetlerinin artması üzerine saat 12.05'te tekrar ambulans çağrıldığı, saat 12.11'de daha önce gelen sağlık ekibinin eve ulaştığı, müteveffanın tansiyonunun alınamadığı, bilincinin konfüze olduğu, bunun üzerine ambulansla Bursa Devlet Hastanesine götürüldüğü, burada serebrovasküler olay?, aort disseksiyonu? ön tanılarıyla kan tetkikleri ile kranyo CT ve toraks CT istendiği, kranyo CT çekildiği, ancak toraks CT çekilirken kardiyak arrest geliştiği, resüsitasyona cevap alınamaması üzerine saat 14.30'da ex kabul edildiği, yapılan otopsisinde kişinin ölümünün kalp hastalığı sonucu meydana gelmiş olduğunun saptandığı, davacılar tarafından, 27/06/2013 tarihinde dava konusu olay nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemiyle davalı idareye başvuruda bulunulduğu, bu başvurunun reddi üzerine 12/09/2013 tarihinde bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Diğer taraftan, idarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline veya ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp, idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. Öte yandan, 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde; adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu, 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu, 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 304794 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2, 3 ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlıkta, ilgililer hakkında başlatılan ceza soruşturması kapsamında Bursa Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine Adli Tıp 1. İhtisas Kurulunca hazırlanan … tarih ve … sayılı raporda özetle, "kişinin 21/08/2012 tarihi saat 11:05'te fenalaştığı, bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayetiyle ambulans çağrılması üzerine doktor …'ın hastayı olay yerinde 10 dakika muayene ettiği, alınan ifadesine göre İYE tanısı ile Emojet ampul uyguladığı dikkate alındığında, bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayeti olan hastanın EKG'sinin çekilmemesi ve hastaneye sevk edilmemesi nedeniyle kusurlu olduğu", kişiye müdahalede bulunan diğer doktorların uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, ilgili diğer doktorlara atfı kabil kusur bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği yönündeki tıbbi ihmale dayalı tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup, bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bununla birlikte bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Davacılar murisi …'nın, 21/08/2012 tarihinde saat 11.05'te evinde bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayetiyle fenalaşması üzerine çağrılan ambulansta gelen doktor … hakkında görevi kötüye kullanmak ve taksirle ölüme neden olmak suçları dolayısıyla açılan ceza davasında … Asliye Ceza Mahkemesinin … tarih ve E: … , K: … sayılı kararıyla, taksirle ölüme neden olma suçu bakımından, ölüm olayının kalp krizinden gerçekleşmesi ve alınan doktor raporunda müdahale edildiği takdirde dahi hastanın kurtulmasının kesin olmadığının belirtilmesi karşısında atılı suçun unsurları oluşmadığından beraatine, görevi kötüye kullanmak suçu bakımından, göğüs ağrısı bulantı ve kusma şikayeti olan hastanın EKG'sinin çekilmemesi ve hastaneye götürülmemesi nedeniyle kusurlu olduğu, bu şekilde görevini ihmal ettiğinden 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın temyiz edilmemek suretiyle taksirle ölüme neden olma suçu yönünden 26/06/2014 tarihinde, görevi kötüye kullanmak suçu yönünden 18/07/2014 tarihinde kesinleştiği görülmektedir. İdare Mahkemesince hükme esas alınan raporda, müteveffanın 21/08/2012 tarihi saat 11:05'te fenalaşması üzerine bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayetiyle ambulans çağrıldığı, doktor …'ın hastayı olay yerinde 10 dakika muayene ettiği, bulantı, kusma ve göğüs ağrısı şikayeti olan hastanın EKG'sinin çekilmemesi ve hastaneye sevk edilmemesi nedeniyle kusurlu olduğu belirtilmekle birlikte, hastanın EKG'sinin çekilmemesi ve hastaneye sevk edilmemesinin ölüme ne oranda etkisinin olduğu hususunda değerlendirme yapılmadığı, ayrıca Adli Tıp Kurumu raporunda kardiyoloji uzmanı katılımı olmadan görüş bildirildiği, adı geçen doktorun müteveffanın ölümüne taksirle sebebiyet vermediği de dikkate alındığında, davacılar murisinin vefatında davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının açık ve net olarak ortaya konmadığı, anılan bilirkişi raporunun, yeterli, objektif, bilimsel açıklama ve değerlendirmeleri içermediği ve hükme esas alınabilecek nitelikte bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, müteveffanın muayene ve tedavi sürecine ilişkin dosyadaki tüm belgelerin Adli Tıp Kurumuna gönderilerek, ilgili (kardiyoloji uzmanı gibi) uzmanların oluşturduğu İhtisas Dairesi Kurulundan, davacılar murisinin bulantı kusma göğüs ağrısı şikayetleri bulunduğu dikkate alındığında, EKG'sinin çekilmesi ve hastaneye sevk edilmesinin gerekip gerekmediği, EKG'sinin çekilmemesi ve hastaneye sevk edilmemesinin hastanın ölümünde etkisinin olup olmadığı, hastaneye götürüldükten sonraki süreçte teşhis ve tedavisinde gecikme bulunup bulunmadığı, teşhis sürecinde gereken dikkat ve özenin gösterildiğinden söz edilip edilemeyeceği, müteveffaya uygulanan tıbbi ameliyelerin tıp kurallarına uygun şekilde yapılıp yapılmadığı hususlarında, taraf iddialarının açık, anlaşılır şekilde cevaplandığı bir rapor alınarak, olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu durumda; uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir. Öte yandan, müteveffaya, Bursa Devlet Hastanesinde yapılan tıbbi ameliyelerde idarenin hizmet kusuru bulunduğundan hayatını kaybettiğinden bahisle uğranıldığı iddia edilen toplam 160.256,43 TL maddi, 90.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesi isteminden kaynaklanan işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup, Mahkemece, esastan yeniden karar verilirken dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davanın res'en ilgililere davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın ihbarı gerektiği açıktır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1.Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne, 2. Davanın kısmen kabulü, kısmen reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E: … , K: … sayılı kararının kabule ilişkin kısmının BOZULMASINA, 3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine, 4. 2577 sayılı Kanun'un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Sağlık hizmetine ilişkin tam yargı davalarında idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için zararın hizmet kusuru sonucunda meydana gelmiş olması gerekir. Mahkeme önce hizmet kusurunun varlığını araştırmalı; hizmet kusuru saptanamazsa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanamayacağını incelemelidir. Tazminata hükmedilirken sorumluluk sebebi kararda açıkça belirtilmelidir.

Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradığı özel ve olağandışı zararların idarece tazmin edilmesi esasına dayanır; kusur sorumluluğuna kıyasla ikincil niteliktedir. Kamu görevlilerinin görevi sırasında ve görevi nedeniyle uğradığı zararlar da bu ilke uyarınca idare tarafından tazmin edilmesi gereken zararlar arasındadır.

Zarara birden fazla idarenin eylem ve işlemleriyle sebebiyet verilmesi durumunda kusur oranlaması yapılarak her idarenin kendi kusur payı oranında sorumlu tutulması ve tazminatın bu idarelerden ayrı ayrı tahsil edilmesi, sorumluluk ve tazminat hukukunun temel ilkelerindendir.

TBK Madde 55 ve Tazminat Hesabı Kuralları

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55. maddesi, destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararların TBK hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanacağını düzenlemektedir. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemeler bu zararların belirlenmesinde gözetilemez ve zarar ya da tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesiyle artırılamaz veya azaltılamaz.

TBK m. 55'in önemli bir özelliği, bu hükümlerin her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün yitirilmesi veya ölüme bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanacağını açıkça belirtmesidir. Bu düzenleme sayesinde TBK'nın hesaplama kuralları idari yargıda görülen tam yargı davalarında da geçerliliğini korumaktadır.

İdari yargıda tazminat hesabında, kamu kaynağı kullanılarak ve ifa amacıyla yapılan ödemeler yarar olarak değerlendirilip hesaplanan zarar tutarından düşülürken; kamu kaynağı kullanılmadan ifa amacı taşımaksızın sosyal yardım niteliğinde yapılan ödemeler bu kapsamda değerlendirilmez.

Bakiye Ömür Hesabında Mortalite Tablosu Seçimi

Destekten yoksun kalma zararının hesabında bakiye ömrün belirlenmesi için kullanılacak mortalite tablosuna ilişkin Danıştay içtihadı tutarlı bir çizgidedir: Fransız verilerine dayanan PMF 1931 tablosu yerine, Türkiye'ye özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 Ulusal Mortalite Tablosu esas alınmalıdır. PMF 1931 tablosuna dayanan bilirkişi raporu, hükme esas alınabilecek yeterlilikte ve nitelikte kabul edilmemektedir. Danıştay 10. Daire, E. 2020/1303, K. 2022/397 ve Danıştay 8. Daire, E. 2021/5490, K. 2023/1244 sayılı kararlarında bu ilke uygulanmıştır.

Destekten yoksun kalma zararı hesabında pasif dönem, desteğin yasal emeklilik yaşını tamamladığı tarihten TRH 2010 tablosuna göre belirlenecek muhtemel ömrünün sonuna kadar olan süreyi kapsamaktadır.

Manevi Tazminat ve Manevi Zarar Kavramı

Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, ölüm veya uğranılan bedensel zarar nedeniyle duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran belli ağırlıktaki her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmektedir.

İdari yargıda manevi tazminat miktarı, idarenin kusurunun ortaya konmasını sağlayacak ve manevi tatmini gerçekleştirecek makul bir tutar olarak belirlenmeli; idari faaliyetin niteliği gözetilmelidir. Danıştay 10. Daire, E. 2020/1303, K. 2022/397 sayılı kararında bu ölçütü benimsemiştir.

Sık Sorulan Sorular

HMK m. 3 iptal edildikten sonra idareye karşı tazminat davası nerede açılır?

HMK m. 3'ün 19 Mayıs 2012'de yürürlükten kalkmasının ardından, idarenin eylem ve işlemlerinden kaynaklanan ölüm veya vücut bütünlüğü zararı davalarının adli yargıda görülmesinin hukuki dayanağı kalmamıştır. Anayasa'nın 125. maddesi ve İYUK m. 2/1-b, bu davalarda idari yargıyı görevli kılmaktadır; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar bu davayı idare mahkemesinde tam yargı davası olarak açabilir.

Adli yargıda açılan davanın idari yargıda görülmesi gerektiği anlaşılırsa ne olur?

Yargı yolunun caiz olması HMK m. 114/1-b uyarınca bir dava şartıdır. İdari yargıda görülmesi gereken dava adli yargıda açılmışsa, görevsizlik kararı değil; yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle usulden ret kararı verilmesi gerekmektedir. Mahkeme bu dava şartını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Noksanlık tespit edildiğinde mahkeme davanın usulden reddine karar verir; noksanlığın giderilmesi mümkünse tamamlanması için kesin süre de verilebilir.

Organize Sanayi Bölgesi'ne karşı açılan tazminat davası hangi mahkemede görülür?

OSB, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu m. 5 uyarınca özel hukuk tüzel kişisidir ve İYUK kapsamında 'idare' sayılmaz. Bu nedenle OSB aleyhine açılan ölüm ve yaralanma tazminat davaları adli yargıda görülür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2019/488, K. 2022/321 sayılı kararında bu sonucu oybirliğiyle kesinleştirmiştir.

Devlet aracının karıştığı trafik kazasından doğan dava adli mi yoksa idari yargıda mı görülür?

KTK m. 110 uyarınca devlet ve kamu kuruluşlarına ait araçların neden olduğu zararlar da dahil olmak üzere KTK'dan doğan sorumluluk davaları adli yargıda görülür; zarar görenin kamu görevlisi olması bu kuralı değiştirmez. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2019 yılındaki ilke kararından itibaren bu yönde içtihat uygulamaktadır. Bununla birlikte, trafik düzeni ve güvenliği hizmetlerinden kaynaklandığı ileri sürülen zararlar konusunda Yargıtay daireleri arasında görüş farklılığı bulunmaktadır; bu farklılığın bağlayıcı bir kararla sonuçlanıp sonuçlanmadığı konusunda güncel içtihat takibi önerilir.

Küçük yaşta hayatını kaybeden çocuk destekten yoksun kalma hesabında nasıl değerlendirilir?

Anne ve babanın mali durumu ne olursa olsun, küçük yaşta ölen çocuk anne ve babasının varsayımsal desteği olarak kabul edilmektedir; ileride bir gün ihtiyaç duyulup duyulmayacağı önceden kestirilemez. Danıştay 10. Daire, E. 2020/1303, K. 2022/397 sayılı kararında destek paylarının yerleşik içtihattaki oranlara göre hesaplanması gerektiğini hükme bağlamıştır: evleninceye kadar anne ve babanın her birine yüzde yirmi beş, evlendikten sonra yüzde on altışar, ilk çocuk olduktan sonra yüzde on dörder, ikinci çocuk olduktan sonra yüzde on iki buçukar pay verilmesi esası benimsenmiştir.

İdari yargıda tazminat hesabında sosyal güvenlik ödemeleri tazminattan düşülür mü?

TBK m. 55 uyarınca kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacı taşımayan ödemeler zarar veya tazminattan indirilemez. Kamu kaynağıyla ve ifa amacıyla yapılan ödemeler ise yarar olarak değerlendirilip hesaplanan tazminattan düşülür.

İdari yargıda görülen tazminat davasına ilgililerin ihbarı mümkün müdür?

Esastan yeniden karar verilirken, idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişilerin tespit edilerek davanın ilgililere ihbar edilmesi gerekebilir; bu kişilerin davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmesi sağlanmalıdır. İlgili usul hükümleri İYUK m. 31 ve HMK m. 61 ve devamında düzenlenmiştir. Danıştay 10. Daire, E. 2019/6331, K. 2020/4042 sayılı kararında bu yönde somut bir değerlendirme yapmıştır; ihbar yükümlülüğünün doğması her davada olayın koşullarına bağlıdır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu