HMK Madde 267 Kapsamında Bilirkişi Sayısının Belirlenmesi

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 267 Kapsamında Bilirkişi Sayısının Belirlenmesi

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 267. maddesi uyarınca hukuk yargılamasında kural olarak yalnızca bir bilirkişi görevlendirilir. Ancak davanın niteliği gerektiriyorsa, mahkemece gerekçesi açıkça gösterilmek şartıyla tek sayıda ve birden fazla kişiden oluşan bir kurulun bilirkişi olarak atanması da mümkündür.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 267Kaynağı aç
MADDE 267- (1) Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür. Bilirkişilerin görevlendirilmesi

Bilirkişi Kurulu Görevlendirilmesinin Şartları ve Gerekçe Zorunluluğu

Tek bilirkişi görevlendirilmesi asıl kural olmakla birlikte, açıklığa kavuşturulması gereken maddi vakıa birden fazla uzmanlık alanına ait bilgilerin bir araya getirilmesini ve birleştirilmesini zorunlu kılıyorsa bilirkişi kurulu oluşturulabilir. Mahkemenin tek bilirkişi kuralından ayrılarak bir heyet tayin edebilmesi için bu zorunluluğu kararında açıkça belirtmesi gerekir.

Birden fazla bilirkişi görevlendirilmesine karar veren mahkemenin, oluşturulacak kurulun kaç kişiden teşekkül edeceğini ve bilirkişilerin hangi somut konularda inceleme yapacağını ara kararında açıkça göstermesi gerekir. Gerekçe gösterilmeksizin soyut ifadelerle bilirkişi heyeti tayin edilmesi usul hükümlerine aykırılık teşkil eder.

Tek Sayı Zorunluluğu ve Çift Sayıda Bilirkişi Görevlendirilmesi Yasağı

HMK m. 267 uyarınca bilirkişi kurulunun tek sayıda kişiden oluşması kanuni bir zorunluluktur; yargılamada çift sayıda bilirkişi seçilemez. Bu kuralın temel amacı, bilirkişilerin oybirliği sağlayamaması durumunda ortaya çıkabilecek tıkanıklıkları ve sakıncaları engellemektir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2021/1382 Esas ve 2022/2808 Karar sayılı ilamında da vurgulandığı üzere, çift sayıda bilirkişi seçilmesi kanunun açık emrine aykırılık teşkil eder.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2021/1382, K. 2022/2808Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2021/1382 E.  ,  2022/2808 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hüküm davalı vekilince duruşmalı, davacı vekilince duruşmasız olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili Avukat … ve Avukat..ile davalı vekili Avukat … n gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 41/4. maddesi gereğince bir işin duruşmasında bulunan başkan ve üyelerin çoğunluğunun kurul kadrolarında değişiklik, izin veya hastalık gibi nedenler dışında o işin görüşülmesinin yapıldığı kurullarda yer alması zorunlu ise de 15.09.2020 tarihli duruşmada hazır bulunan Daire başkanı …’ün ve üye … ’nin emeklilik nedeniyle görevden ayrılması, üye …’ın da Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanlığına seçilmesi, üye …’ın Hukuk Genel Kurulu üyesi olarak görevlendirilmesi nedeniyle işin görüşülmesinin yapıldığı bugünkü kurulda yer almaları fiilen ve hukuken mümkün olmadığından temyiz incelemesinin duruşmada hazır bulunan daire üyesi … ile duruşmada hazır bulunmayan daire başkanı … başkanlığında daire üyeleri …, … ve …’in katılımıyla yapılmasına karar verilerek işin esası incelendi. Davacı vekili, MV BUA CEMENT gemisine müvekkili tarafından bakım onarım ve tersanecilik hizmeti verildiğini, müvekkilince gemiye sağlanan hizmetlerin havuzlama işleri, çelik işleri, donatma tamirleri ve sair bakım ve onarım hizmetlerini içerdiğini, müvekkilince tamamlanan hizmet bedellerinin ödenmediğini ve geminin tersaneden çıkarılmadığını, müvekkili tarafından verilen hizmetlerin bedelleri ve verilen ek hizmetler ile rıhtım bekleme ücretiyle birlikte müvekkilinin toplamda 4.114.436,00 USD tutarında alacağı doğduğunu, davalı donatan tarafından müvekkiline yalnızca 631.758,00 USD tutarında ödeme yapıldığını ve bakiye 3.512.678,00 USD tutarındaki bedelin ödenmediğini belirterek, itirazın iptali ile takibin devamına, alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının MV BUA CEMENT isimli geminin donatanı olan Reefer Marine SA adlı şirketin acentesi olmadığını, acentelik ilişkisinin kurulması için sözleşme yapılmasının zorunlu olduğunu, davalının Reefer Marine SA şirketinin tamir ve bakım acentesi olmadığını, davacının “Standart hükümler ve başlıklar” isimli sözleşmeye dayandığını, bu sözleşmenin donatanı temsile yetkili kişiler tarafından imzalanmaması nedeniyle sözleşmenin resmi olarak var olmadığını, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacının temerrüdünden kaynaklandığını, dava konusu davacı tarafından düzenlenen faturanın tebliğ edilmemesi nedeniyle gemi donatanının temerrüde düşürülmediğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece “Davanın KISMEN KABULÜ ile davalı borçlunun İstanbul 24.İcra Müdürlüğü'nün 2014/18650 E.Sayılı dosyasında 3.161.410,20 USD asıl alacağa yönelik itirazının iptali ile takibin belirtilen asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 Sayılı Yasanın 4/a maddesi gereğince yürütülecek faizi ile birlikte devamına, davacı tarafın bu konudaki fazlaya ilişkin isteminin reddine, Koşulları oluşmadığından her iki tarafın tazminat istemlerinin ayrı ayrı reddine” karar verilmiş, karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Mahkemece dava konusu gemi üzerinde keşfen inceleme yapılmak suretiyle oluşturulan bilirkişi kurulundan rapor alınmıştır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık gemi bakım ve onarım işi ile ilgili olduğundan 6100 sayılı HMK’nın 266 ve devamı maddeleri hükümlerince çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden mahkemece bilirkişi incelemesinin yaptırılması yerindedir. Ne var ki, mahkemece “Gemi makineleri işletme mühendisi uzakyol başmühendisi” ve “Gemi inşa ve gemi makinaları mühendisi A sınıfı iş güvenliği uzmanı” olmak üzere iki teknik bilirkişi ile mali müşavirden oluşan üçlü bilirkişi heyeti oluşturulmuş, teknik bilirkişilerden gemi inşa ve gemi makineleri mühendisi A sınıfı iş güvenliği uzmanı … 09.03.2018 tarihli bilirkişi raporunu “Bilirkişi inceleme konusu vakıalarda farklı sonuçlara ulaştığını, bu farklı görüşü içeren ayrı bir bilirkişi raporu sunacağını” belirterek imzalamış ve 16.03.2018 tarihli ayrı bir rapor sunmuştur. Mali müşavir bilirkişi de 09.03.2018 tarihli raporu “Kayıtlar kapsamında tespitlerim raporda mevcuttur. Sektörel ayrı görüşlerin takdiri sayın mahkemeye aittir.” yazarak imzalamıştır. Görüldüğü gibi mahkemece üçlü bilirkişi heyeti oluşturulmuşsa da mali müşavir bilirkişi ile diğer iki teknik bilirkişinin uzmanlık alanlarının farklı olduğu açıktır. Ayrı ayrı rapor düzenleyen teknik bilirkişiler ise dava konusu ile ilgili birbirinden tamamen farklı sonuçlara ulaşmışlardır. Mahkemece 09.03.2018 tarihli bilirkişi raporunun gerekçeli, denetlenebilir olduğu, uyuşmazlığı çözmeye yeterli görüldüğü belirtilerek hükme esas alınmış, bilirkişi raporundaki ayrık görüşe değer verilmediği belirtilmiştir. Bu şekilde birbirinden tamamen farklı sonuçlar içeren iki ayrı teknik bilirkişi raporundan biri esas alınarak hüküm tesis edilmesi mümkün değildir. Davalı tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporuna ayrıntılı ve gerekçeli olarak itiraz edilmesine rağmen mahkemece konusunda uzman yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınmaksızın sonuca gidilmesi usule aykırıdır. Bilirkişi raporunu hazırlayan bilirkişi sayısının HMK’nın 267. maddesine aykırılık teşkil ettiği anlaşılmaktadır. HMK 267.maddesinde bilirkişi sayısı düzenlemekte olup anılan maddede; kural olarak bir kişinin bilirkişi olarak seçilebileceği belirtilmekle birlikte, açıklığa kavuşturulması gereken maddi vaka birden fazla uzmanlık alanına ait bilgilerin bir araya getirilmesini ve birleştirilmesini zorunlu kılıyorsa, bunun gerekçesi açık gösterilmek suretiyle birden çok kişinin de bilirkişi olarak seçilebileceği belirtilmiştir. Ancak, seçilen bilirkişi sayısının tek olması gerekir; çift sayıda bilirkişi seçilemez. Bunun nedeni, oybirliği ile karar verilmemesi halinde ortaya çıkan sakıncalara meydan vermemektir. Somut olayda da her ne kadar tek sayıda bilirkişi heyeti seçilmiş görünüyorsa da bilirkişilerin uzmanlık alanları dikkate alındığında aynı uzmanlık alanından iki teknik bilirkişi seçildiği, bilirkişilerin oy birliğiyle karar vermediği ve uzmanlık alanı itibariyle bilirkişi raporunda çoğunluk görüşü oluşmadığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan, taraf vekilleri alınan bilirkişi raporuna itiraz etmiş ve bu itirazlarına 6100 sayılı HMK’nın 293. maddesi gereğince aldıkları uzman görüşlerini dayanak olarak eklemişlerdir. Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesinde düzenlenen uzman görüşü, tarafların uyuşmazlığın aydınlanabilmesi, anlaşılabilmesi ve iddia ve savunmaların ispatı için kendisinin belirlediği özel ve teknik bilirkişiden bir konuda bilgi alması olarak düzenlenmiş olup, uygulamada özel bilirkişi adı da verilmektedir. Taraflar kendi menfaatlerini koruyabilmek ve alınan bilirkişi raporundan tatmin olmamaları halinde olayın tam olarak aydınlanmasını sağlamak ve doğru ve adil kararın verilmesi için uzman görüşü alıp mahkemeye ibraz edebilecektir. Mahkeme özellikle özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda, tarafın sunduğu uzman görüşünün dava konusuyla ilgili olması halinde bunu dikkate almak ve değerlendirmek zorundadır. Bu anlamda alınan bilirkişi raporuna, taraflardan biri, uzman görüşüne dayanmak suretiyle itiraz etmiş ve ve bu itirazlar mahkeme tarafından hiç değerlendirmeye alınmamış ve itirazlar gerekçeli bir şekilde karşılanmamış ise uzman görüşüne dayanan tarafın 6100 sayılı HMK'nın 27., Anayasa'nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkını ihlal etmiş olabilecektir. Taraflarca dosyaya ibraz edilen uzman görüşlerinde bilirkişi raporu ile tespit edilen görüşlerin aksine tespit ve görüşler ileri sürülmüş olup, bilirkişi raporu ile uzman görüşleri arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla dosya yeni bir bilirkişi heyetine tevdi edilmemiştir. Taraflarca sunulan uzman görüşlerinin kararda gerekçeli olarak değerlendirilip tartışılmadan karar verilmiş olması da doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; 6100 sayılı HMK’nın 266 ve devamı madde hükümlerine uygun olarak seçilecek deniz ticareti konusunda uzman bir kişi gemi inşa, bakım ve onarımı konusunda uzman üç kişi ve bir mali müşavir bilirkişiden oluşacak heyetle, gerektiğinde yerinde keşif de yapılmak suretiyle, davalı şirketin dava dışı … SA Şirketinin yetkili acentesi olup olmadığı ve Standart Hükümler ve Başlıklar isimli sözleşmenin geçerliliği konuları da dahil olmak üzere taraf, iddia ve savunmaları hususunda mahkemenin ve Yargıtayın denetimine elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli, icra takibine konu edilen alacak kalemlerinin her birinin ve ayrıca uzman görüşlerinin de değerlendirilip tartışıldığı rapor alınmasından, alınacak rapora itiraz edilmesi halinde bu itirazları karşılayacak ek rapor alınması çelişkilerin giderilememesi halinde gerek görülürse yeniden oluşturulacak aynı nitelikteki başka heyetten rapor alınmasından ve oluşacak kanaate göre hüküm kurmaktan ibaret olmalıdır. Karar açıklanan nedenlerle bozulmalıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün taraflar yararına BOZULMASINA, 2.540,00 TL duruşma vekâlet ücretinin taraflardan karşılıklı alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan taraflara verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ile davalıya iadesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 24.05.2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.

Yargılamada mali müşavir ve avukattan oluşan iki kişilik heyetlerden rapor alınarak hüküm kurulması HMK m. 267 hükmüne aykırıdır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2022/4138 Esas ve 2022/6131 Karar sayılı ilamında belirtildiği gibi, iki kişilik bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulamaz; uyuşmazlığın çözümüne uygun uzmanlık alanlarını kapsayacak biçimde tek sayıda bilirkişiden oluşan kuruldan rapor alınması gerekir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/4138, K. 2022/6131Kaynağı aç
12. Hukuk Dairesi         2022/4138 E.  ,  2022/6131 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklılar tarafından borçlu hakkında başlatılan genel haciz yoluyla ilamsız icra takibine karşı borçlunun itiraz etmesi üzerine alacaklı yanca açılan itirazın iptali davasında, davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verildiği, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; itirazın kısmen iptaline karar verilen alacak kısmına stopajın da dahil olduğunu, borçlu tarafından mükerrer stopaj ödemesi yapılması nedeniyle 200.000,00 TL fazla ödeme bulunduğunu, buna rağmen borçluya aynı takip dosyasından, itirazın iptali davasında hükmedilen icra inkar tazminatının tahsili için toplam 146.611,51 TL bedelli icra emri gönderildiğini, oysa dosyadaki fazla ödemenin söz konusu icra emrindeki tutarı karşıladığını ileri sürerek, mahkemece dosya hesabı yapılarak borçlu tarafından yapılan fazla ödeme tutarının tespiti ile 25.7.2017 tarihli icra emri nedeniyle borçlu olmadığının belirlenmesini ve takibin iptalini istediği, İlk Derece Mahkemesi’nce, 24.6.2020 tarihli ve borçlu tarafından yapılan ödemelere tekabül eden stopaj tutarlarını da dosya borcundan mahsup etmek suretiyle hesaplama yapan iki kişilik bilirkişi raporunun hükme esas alındığı ve istemin kabulü ile şikayete konu icra emrinin iptaline karar verildiği, alacaklının karara karşı istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesi’nce; takip dayanağı ilamda stopaj tutarlarının da alacağa dahil edilmiş olması nedeniyle mahkemece hükme esas alınan rapordaki hesaplamanın hatalı olduğu gerekçesiyle, icra müdürlüğünce alınan bilirkişi raporundaki hesaplamaya itibar edilmek suretiyle, alacaklıların istinaf başvurusunun kabulüne ve mahkeme kararının kaldırılmasına, yerine; şikayetin reddine hükmedildiği, kararın borçlu tarafından temyiz edildiği görülmektedir. HMK'nun 267. maddesinde; “Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür” hükmü yer almaktadır. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi’nce hükme esas alınan 24.6.2020 tarihli bilirkişi raporunun, HMK'nun 267. maddesine aykırı olarak mali müşavir ve avukattan oluşan iki bilirkişi tarafından düzenlendiği anlaşılmaktadır. O halde; Bölge Adliye Mahkemesi’nce, içerisinde vergi alanında bir uzmanın da bulunduğu tek sayıda bilirkişi kurulundan rapor alınmak suretiyle bu eksikliğin giderilmesi gerekirken, şikayet tarihinden çok önce icra müdürlüğünce alınan 05.01.2016 tarihli rapora göre sonuca gidilmesi isabetsizdir. SONUÇ : … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi'nin 20.01.2022 tarih ve 2021/157 E. – 2022/50 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre borçlunun temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, 23/05/2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.

İki kişilik bilirkişi görevlendirilmesi keşif işlemleri, kurum prim borcu uyuşmazlıkları ve teknik incelemeler dahil olmak üzere usulen geçersizlik sonucunu doğurur. Keşif mahallinde iki bilirkişi görevlendirilmesi ya da iki kişilik kurul üyelerinin farklı ve çelişkili görüşler bildirmesi halinde, bu raporlara dayanılarak uyuşmazlığın esası hakkında karar verilemez. Tarafların somut itirazlarını karşılamayan ve yetersiz kalan iki kişilik raporlar yerine kanunun emredici kuralına uygun yeni bir kurul oluşturulmalıdır.

Görünüşte Tek Sayılı Kurullar ve Uzmanlık Alanında Çoğunluk Kuralı

Tek sayıda bilirkişi heyeti seçilmiş görünse dahi bilirkişilerin uzmanlık alanları dikkate alındığında, aynı uzmanlık alanından seçilen iki teknik bilirkişinin oy birliğiyle karar vermemesi ve o uzmanlık alanı itibarıyla bilirkişi raporunda çoğunluk görüşünün oluşmaması HMK m. 267'ye aykırılık teşkil eder. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2021/1382 Esas ve 2022/2808 Karar sayılı ilamı doğrultusunda, teknik boyutta uzmanlık alanı itibarıyla çoğunluk görüşü sağlanamadığında görünüşte tek sayılı bir heyet bulunması bu usuli eksikliği gidermez.

Uzman Görüşlerinin Değerlendirilmesi ve Çelişkilerin Giderilmesi

Dava dosyasına ibraz edilen uzman görüşleri ile bilirkişi raporu arasında aksine tespit ve değerlendirmeler bulunması durumunda, mahkemenin bu uzman mütalaalarını gerekçeli kararında tartışması HMK m. 27 kapsamında hukuki dinlenilme hakkının zorunlu bir sonucudur. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2021/1382 Esas ve 2022/2808 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere, HMK m. 293 kapsamında dosyaya sunulan uzman görüşleri kararda gerekçeli şekilde değerlendirilmeden ve rapor ile mütalaa arasındaki çelişki yeni bir heyet vasıtasıyla giderilmeden hüküm verilemez.

Hukuk davalarında kaç bilirkişi görevlendirilebilir?

HMK m. 267 gereğince asıl kural tek bir bilirkişinin görevlendirilmesidir. Uyuşmazlığın birden fazla uzmanlık alanını ilgilendirmesi halinde mahkeme gerekçesini açıklayarak tek sayıda kişiden oluşan bir kurul görevlendirebilir.

Bilirkişi kurulu iki kişiden oluşturulabilir mi?

Hayır, bilirkişi kurulunun çift sayıda üyeden oluşturulması HMK m. 267 hükmüne açıkça aykırıdır. Olası görüş ayrılıklarında tıkanıklık yaşanmaması ve oybirliği sağlanamadığında çoğunluğun belirlenebilmesi için kurulun tek sayıda kişiden oluşması kanunen gereklidir.

İki kişilik bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilebilir mi?

İki kişilik bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen raporlar kanuna aykırı olduğundan hükme esas alınamaz. Bu durumda mahkemenin uzmanlık alanlarına uygun tek sayıda üyeden oluşan yeni bir bilirkişi kurulu teşkil etmesi gerekir.

Bilirkişi raporu ile uzman görüşü çelişirse nasıl hareket edilir?

Mahkemenin uzman görüşünü gerekçeli kararında açıkça tartışması ve bilirkişi raporu ile uzman görüşü arasındaki çelişkiyi gidermek amacıyla dosyayı tek sayıda üyeden oluşan yeni bir bilirkişi heyetine tevdi etmesi gerekir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu