HMK Madde 199 Kapsamında Belge Kavramı ve İspat Değeri

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 199 Kapsamında Belge Kavramı ve İspat Değeri

HMK Madde 199'un Getirdiği Geniş Belge Tanımı

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 199. maddesi, yargılama hukuku anlamında belgeyi geniş biçimde tanımlar. Bu tanımın belirleyici iki unsuru vardır: bilgi taşıyıcısı olmak ve uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli olmak. Her bilgi taşıyıcısı değil, yalnızca bu ikinci koşulu da karşılayanlar yargılama hukuku anlamında belge niteliği kazanır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 199Kaynağı aç
MADDE 199- (1) Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir. Senetle ispat zorunluluğu

Kanun metnindeki sayım açık uçludur; geleneksel yazılı belgeler yanında elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları da kapsamda açıkça yer almaktadır. Dolayısıyla e-posta, kısa mesaj, sosyal medya yazışması ve çeşitli dijital kayıtlar, uyuşmazlığa konu vakıaları ispata elverişlilik koşulunu taşımaları hâlinde HMK m. 199 çerçevesinde belge olarak değerlendirilebilmektedir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2018/406, K. 2018/7889Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2018/406 E.  ,  2018/7889 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Davacı, 29.08.2006 tarihli Gayrimenkul Satış Sözleşmesi başlıklı sözleşme ile 70.000,00 TL'si peşin, 40.000,00 TL'si tapu devrinden itibaren 2 ay içerisinde ödenmek üzere toplam 110.000,00 TL bedelle adına kayıtlı 10 numaralı bağımsız bölümü davalıya sattığını, bilahare tapu devri yapıldığı halde, sözleşme kapsamında 2 ay içerisinde ödenmesi gereken bakiye 40.000,00 TL'nin ödenmediğini, 40.000,00 TL asıl alacak ve 31.460,00 TL işlemiş faiz alacağı olmak üzere toplam 71.460,00 TL'nin tahsili için başlattığı takibe davalının itiraz ettiğini ileri sürerek; itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini istemişir. Davalı, taşınmaz bedelinin tamamının ödendiğini, resmi senette satış bedelinin tamamen ödendiğinin yazılı olduğunu savunmuş, görevli mahkemeye vermiş olduğu 01.02.2017 tarihli cevap dilekçesinde bunlara ilaveten, davacının internet ortamında kendisine gönderdiği mesajda evin kalan borcunun 5.000,00 TL olduğunu bildirdiğini ve bu miktarı kendisinden istediğini beyan etmiştir. Yerel mahkemece, resmi senette satış bedelinin tamemen ve nakden ödenmiş olduğunun yazılı olduğu, resmi senetteki bu beyanın aksinin aynı güçte başka bir delil ile ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; davacının istinaf talebi üzerine BAM ilgili dairesince "alıcının bedelden doğan borcunun tümüyle yerine getirmemiş olması resmi sözleşme ile doğan hukuki sonucu değiştiremez. Adi yızılı senetteki gerçek bedelden bir kısmının ödenmemesi satıcıya, bedelin ödenmeyen bölümünün tahsilini isteme hakkı verecektir. Bu bedeli ödediğini kanıtlama külfeti ise davalıya ait olup, bakiye satış bedelinin ödendiğini yasal kanıtlarla kanıtlayamamıştır." gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin devamına karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, harici satış sözleşmesi ile satışı yapılıp, bilahare tapu devri yapılan taşınmazın ödenmeyen bakiye bedelinin tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali isteğine ilişkin olup, davalı taraf, görevli mahkemeye sunduğu 01.02.2017 havale tarihli dilekçesinde, davacının 07.04.2016 tarihli sosyla medya (Facebook) üzerinden gönderdiği mesajda "… bey daireyi satmışsın. 105 bin lira verdin halen bana 5 bin lira borcun var. Ödemezsen elimdeki evrağı avukata verecem. Telefonum 0532 … " şeklinde mesaj gönderdiğini bildirmiş, dilekçesinin ekinde de anılan mesaj içeriklerini dosyaya sunmuştur. Dosya kapsamından, gerek ilk derece mahkemesince, gerekse istinaf mahkemesince sunulan bu mesajlar üzerinde durulmadığı, diğer deliller kapsamında dosyanın ele alınıp sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK'nun 199.maddesinde belge kavramı ''Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film,görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.'' şeklinde düzenlenmiştir.Bu halde davacı yanca delil olarak dayanılan facebook kayıtlarının 6100 sayılı HMK'nun 199. maddesi anlamında belge niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. HMK'nun 202.maddesinde de (1)Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.”şeklinde düzenleme getirilerek bu tür belgeler delil başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Davalı delil olarak davacı tarafından internet ortamından gönderilen mesajlara da dayandığından, az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Kabule göre de, bir temerrüt ihtarı olmadığı halde, takip dosyasına konu işlemiş faiz alacağı yönünden kabul kararı verilmiş olması doğru olmamıştır. Açıklanan nedenlerle, davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir. Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12/07/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Elektronik Belgeler: E-posta, Mesaj ve Sosyal Medya Yazışmaları

İşyerinde iç yazışmalarda kullanılan ve çalışana ait olan elektronik posta, HMK m. 199 anlamında belge niteliği taşımaktadır; bu nitelendirme, gönderildiği kişinin kesin biçimde belirlenebilir olduğu durumlar için ortaya konmuştur. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/5593, K. 2016/20624 sayılı kararında söz konusu koşulların bulunması hâlinde elektronik postanın delil olarak kabul edilmesi gerektiğini belirlemiştir. Aynı dairenin E. 2014/37491, K. 2016/8497 sayılı kararında ise işçinin işverenin ağından yaptığı e-posta yazışmalarına hizmet süresi yönünden itibar edilmemesi hatalı bulunarak karar bozulmuştur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/5593, K. 2016/20624Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2015/5593 E.  ,  2016/20624 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA :Davacı, başarı primi alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının davalı bankada 01.05.2000-30.11.2010 tarihleri arasında çalıştığını son olarak Yasal Takip Müdür Yardımcısı ünvanı ile görev yaptığını, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, davacının başarı primine hak kazanmasına rağmen ödenmediğini iddia ederek, bu alacağın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, bankada herhangi bir konuda başarı primi yapılabilmesi için ödüllendirme komitesinin bu konuda bir karar vermesi, yönetim kurulunun da bir karar alması gerektiğini, dava konusu primin bu süreçleri tamamlamadığını, davacı tarafından sunulan belgenin en az iki imza yetkilisi tarafından imzalanmış ve yönetim kurulunun onayından geçmesi gerektiğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece yapılan yargılama sonunda alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek, başarı priminin ödenmesine ilişkin alınmış bir yönetim kurulu kararı veya genel müdürlük makam onayının bulunmadığı, bu nedenle davacının alacağının ispat edilemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacıya başarı primi ödeneceği hususunda yazılı iş sözleşmesi hükmü bulunmamasına rağmen, işyeri içi yazışması veya işyeri uygulaması ile bu ödemenin yapılacağı yönünde işveren tarafından taahhütte bulunulup bulunulmadığı ve bu beyana güven ile çalışan davacının anılan işçilik alacağına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle, taraflar arasındaki somut uyuşmazlığın çözümünde etkili olduğu düşünülen “güven ilkesi”, “güven kavramı” ve “güven sorumluluğu” hakkında açıklamalarda bulunulması yararlı görülmüştür. Hukukun evrensel ve genel ilkelerinden olan “dürüstlük ilkesi” (Türk Medeni Kanunu m.2), bazı alt ilkelerin doğmasına sebep olmuştur. Bu ilkelerden birisi “ahde vefa ilkesi”, bir diğeri de “güven ilkesi”dir. Yine dürüstlük ilkesini temel alan bir akım da, irade beyanlarının yorumunda ve dolayısıyla sözleşmelerin kurulup kurulmadığını tespitte “korunmaya layık haklı güveni” esas alan “güven ilkesi” dir. Bu güven ilkesi de, “hukuki görünüşe güvenin korunması” alt ilkesini doğurmuştur (Oğuztürk, Burcu (Kalkan): Güven Sorumluluğu, Vedat Kitapçılık, 1. Bası, İstanbul 2008, sahife 1). Güven kavramı, anlam itibariyle sadece, etik ve moral beklentilerin mevcut olduğu bir kavram değildir. O, aynı zamanda, toplum içerisindeki bireylerin iletişiminde çok ciddi rol oynayan ve bazı durumlarda eksik kalmış, tamamlanamamış ya da üstü kapalı olarak geçirilmiş, bazı irade beyanlarının yorumlanması vc tamamlanmasında önemli derecede etkisi olan psikolojik-sosyolojik bir kavramdır. Bilgilendirme gereksinimi içinde, güven kavramının, ekonomik, sosyal ve kültürel anlamları da mevcuttur. Bir görüşe göre güven kavramı, toplum içerisinde, bir bireyin diğer bireylerle olan ilişkilerini tamamlayan; bu ilişkilerin yorumlanmasında kullanılan; ya da o bireyin geleceği ile ilgili olan olaylarda yol gösterici bir rol oynayan, tamamen insanın kendi iç dünyasıyla ilgili bir davranış, bir ruh hali, bir zihniyet, bir anlayıştır (Oğuztürk, Burcu(Kalkan): a.g.e., s.4). Güven kavramının temelinde; doğruluk, dürüstlük, açık sözlülük, içtenlik, gerçeklik, haklılık gibi anlamlar yatmakta; güven kavramının anlamı da sayılan bu ilkelere dayanmaktadır. Bu anlamda güven, iki taraflıdır. Bir birey, ya karşısındakine güvenir, ya da karşısındaki, o bireye güven verir. Bir kimsenin, çevresine verdiği güven, aynı derecede bir karşılık ve hukuki olarak korunma gerektirmektedir (Oğuztürk, Burcu (Kalkan): a.g.e., s.4). Özel bir ilişkiye girmiş taraflardan biri, hukuka ve güven ihlali söz konusu olduğunda da hukukun öngördüğü yaptırıma güvenerek karşı tarafa güvenmiştir. Karşı taraf omuzlarına da bu güvenden dolayı, doğru ve dürüst davranmak ve sadakatli olmak yükümlülüğü yüklenmiştir. Kendisine güvenilen taraf da yapmış olduğu kendi davranışları ile bu güven olgusunu meydana getirdiği için, güvenen tarafa kendisine neden güvendiği hususunda bir itiraz hakkı söz konusu olmayacağı öğretide ileri sürülmüştür (Oğuztürk, Burcu (Kalkan): a.g.e., s.9). Gerçekten de, her iki tarafın menfaatlerini korumak ve dengelemek için ileri sürülen güven ilkesine göre, bir irade beyanını anlamak ve değerlendirmek için, beyan muhatabınca bilinen ve bilinmesi gereken bütün hal ve şartları Medeni Kanun m.2’de düzenlenen dürüstlük ilkesi gereğince değerlendirmek gerekecektir. Böylece, beyana ne anlam verilmesi gerektiği ortaya çıkacaktır. Bu ilkeye göre, korunan karşı tarafın-beyan muhatabının- “haklı güven”idir. Beyan muhatabının gerekli dikkat ve özeni göstermeksizin, beyanı nasıl anladığına bakamayacaktır. Beyan muhatabı, kendisine ulaşan beyanı, dürüstlük ilkesi gereği, bildiği veya bilmesi gereken tüm unsurları dikkate alarak anlamalıdır. Yani, onun bu beyanı o şekilde anlaması MK. m.2 uyarınca haklı görünmelidir. İşte bu ilke, meydana gelen adaletsizliği ve taraflar arasında gerçekleşen sorunu çözmüş olmaktadır. Zira, güven ilkesi “karşılıklı birbirini gözetme” ve “bağlılık” esaslarına dayanmaktadır. Bu ilkeye göre, hem beyan sahibinin hem de beyan muhatabının menfaatleri dengede tutulmuş olmakladır. Bir yandan beyan muhatabının, dürüstlük kuralına (objektif iyiniyet) göre, bildiği ve bilebileceği bütün olguları değerlendirerek beyana vermesi gereken anlama olan haklı güveni korunmakta; diğer yandan ise, beyan sahibinin yaptığı beyanının, makul ve dürüst bir sözleşen insan tarafından anlaşılması olağan biçimde anlaşılacağına dair haklı güveni teminat altına alınmaktadır (Oğuztürk, Burcu (Kalkan): a.g.e., s.37-38). Güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için, bir kimsede hukuken korunmaya layık bir güvenin olması, bu güvene dayanılarak bir tasarruf işleminde bulunulması, tüm bunların da bir kişiye isnat edilebilmesi gerekir. Yukarıda güven sorumluluğuna ilişkin belirtilen genel şartlar, aynı zamanda Alman Hukukunda da aranmaktadır (Oğuztürk, Burcu (Kalkan): a.g.e., s. 128). Öte yandan, güven sorumluluğu kavramı, 90’lı yılların ortalarına doğru, İsviçre Federal Mahkemesi kararlarına da konu olacak şekilde uygulama içerisinde, ciddi biçimde ağırlığını göstermeye başlamış, bu kavramın hukuk biliminde yer almasını sağlamıştır (Oğuztürk, Burcu (Kalkan): a.g.e., s. 166). İsviçre Federal Mahkemesinin kararları ve İsviçre Hukuk uygulaması, özellikle, bir kimsenin, karşı tarafta oluşturduğu güveni daha sonraki davranışlarıyla hayal kırıklığına dönüştürmesini, yani söz konusu olan çelişkili davranışları korumadığı anlaşılmaktadır (Oğuztürk, Burcu (Kalkan): a. g.e., s. 193; Kararlar için bak. s. 184 vd.). Güven sorumluluğunun Türk Pozitif Hukuku’nda özel bir kanuni düzenlemesi bulunmamakla birlikte; Türk Hukuk Öğretisinde dürüstlük kuralından hareketle bir olayda güven sorumluluğunun gerçekleşebilmesi için şu şartlar aranmaktadır: Olayda bir “güven” unsuru bulunmalı, zarar gerçekleşmeli, yaratılan hukuki görünüme güvenin pozitif olarak korunması anlamında geçerlilik sonucu bağlanmamak, zarar ile yaratılan hukuki görünüş arasında nedensellik bağı söz konusu olmalı, başka hukuki kuramların uygulama alanına giren herhangi bir durum söz konusu olmamalı, hukuki görünüşü yaratan kimse kusurlu olmalı, kişinin haklı güveni, yani olayda iyiniyeti bulunmalıdır (Oğuztürk, Burcu(Kalkan): a.g.e., s.268). Güven sorumluluğu olabilmesi için, BK. 36/2.maddesinde olduğu gibi, bir “hukuki görünüşe haklı güven olgusu-Rechtsscheinhaftung” söz konusu olmalıdır) Oğuztürk, Burcu (Kalkan): s.271). Belirtmek gerekir ki 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinde "İşyerinde işveren adına hareket eden ve işin ve işyerinin ve işletmenin yönetiminde görev alan kimselere işveren vekili denir. İşveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı muamele ve yükümlülüklerinden doğrudan işveren sorumludur. Ayrıca, 6100 sayılı HMK.’un 199. Maddesi uyarınca “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir. Bu anlamda elektronik posta işyerinde iç yazışmalarda kullanılması ve çalışan ait olması halinde belgedir. Kısaca elektronik postanın gönderildiği kişi kesin bir şekilde belli ise bu elektronik posta delil olarak kabul edilmelidir. Dosya içeriğine göre işyerinde başarı prim uygulaması vardır ve bu işverenin kabulündedir. Davacı 2009 yılı için bu primin ödenmediğini belirterek, işverenden sadır 2009 yılı ödüllendirme belgesine, davacı ile davalı işyerinde işveren vekili konumunda olan Genel Müdür Yardımcısı arasındaki elektronik posta yazışmalarına dayanmıştır. Anılan belgede elektronik yazışma yapan işveren vekilinin imzası vardır. Elektronik postalarda prim alacak kişilerin bildirildiği, işveren vekilinin resmin ortaya çıkmasını beyan ettiği, CEO’nun değerlendirdiği, ancak % 20 olmasının olası görünmediğini, aciz vesikalı avukata % 20 verdiklerini, takımında aynı olmasının makul geldiğini beyan etmiştir. Ödüllendirme belgesinde ise 01.01.2010’a kadar 33 mYTL yi aşan tutarın % 20’si ilgili işkolunu takip eden ayın başında ödeneceği ve tutarın departman içindeki dağıtımının da CCO yetkisinde olduğu belirtilmiştir. Bu ödüllendirme belgesinde davacının da müdür olarak imzası vardır. Bu belge ve elektronik yazışmalara göre davacıya başarı primi verileceği yolunda bir güven verilmiştir. Belgede imzası bulunan ve davacı ile elektronik ortamda yazışmalar yapan Genel Müdür Yardımcısı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. Maddesi uyarınca işveren vekili olup, işlemleri işvereni bağlar. Mahkemece davacının prim alacağı ile ilgili mailde adı geçen diğer çalışanlara ödeme yapılıp yapılmadığı, yapılmamış ise nedenleri araştırılarak alınan bilirkişi ESAS NO : 2015/5593 hesap raporu bir değerlendirmeye tabi tutularak prim alacağı hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ve eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. F) SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.11.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2014/37491, K. 2016/8497Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2014/37491 E.  ,  2016/8497 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile bayram ikramiyesi, yıllık izin ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı, davalıya ait iş yerinde 29/02/2012-15/04/2013 tarihleri arasında finans müdürü olarak ayda en son net 3.000,00 TL ücret ile çalıştığını, iş akdinin davalı tarafından haksız ve hiçbir sebep gösterilmeksizin feshedildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile ihbar tazminatı, bayram ikramiyesi ve yıllık izin ücreti alacağını talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı, davacının davalı şirkette hizmet akti ile çalışmadığını, bankalar nezdindeki iyi ilişkileri nedeniyle finans konusunda danışmanlık hizmeti verilmesi konusunda anlaşıldığını, danışmanlık ücretlerinin ödendiğini, davacının öğleye yakın 2-3 saat davalı iş yerinde bulunarak ayrıldığını, haftanın 3-4 günü davalı iş yerine uğradığını, danışmanlık hizmeti karşılığında aylık 1.500,00 TL ücreti olduğunu, bir yıldan kısa bir süre danışmanlık hizmeti verdiğini, davalı tarafından herhangi bir fesih yapılmadığını, iş yerinde bayram ikramiyesi verilmediğini, bayram ve genel tatil günlerinde çalışılmadığını, bu nedenle açılan davanın reddini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının davalı şirketle ilgili olarak mail adresinden 30/03/2012 tarihinden itibaren üçüncü kişilerle yazışmalar yaptığı görünüyor ise de, bu mail çıktılarının hizmet süresinin tespitinde tek başına yeterli delil teşkil etmeyeceği, davalı tanığı ……. davacının 1 yıl çalışmadığını, ancak kaç ay çalıştığını bilmediğini beyan ettiği, diğer tanık beyanlarına göre de davacının 1 yıl ve üzerinde çalıştığı iddiasını ispatlayamadığı, iş akdinin davalı tarafından haklı nedene dayanılmaksızın feshedildiği, davalı şirketteki çalışması 1 yılı bulmayan davacının kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağına hak kazanamayacağı, genel tatil günlerinde çalıştığı iddiasının davacı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti alacağı ve genel tatil ücreti alacağı taleplerinin reddine, ihbar tazminatı talebinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davacı vekili ve davalı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin tüm davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 199 uncu maddesi ile belge kavramı içerisine elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları da alınmıştır. Mahkemece hizmet süresi yönünden davacının üstelik davalıya ait network ağından mail kullanmasına rağmen bu elektronik nitelikteki belgeye itibar edilmemesi hatalıdır. Davacı elektronik verilerle davalı yanında 30/03/2012-15/04/2013 tarihleri aradında 1 yıl 13 gün çalıştığını kanıtlamıştır. Buna göre davacının kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı talebinin kabulü gerekirken hizmet süresinin bir yıldan az olduğu gerekçesiyle bu alacakların reddi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 05/04/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Kısa mesajlar ve telefon yazışma kayıtları da aynı çerçevede değerlendirilmektedir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2016/28755, K. 2019/5086 sayılı kararında karşı tarafça inkâr edilmeyen yazışma kayıtlarının HMK m. 199 anlamında belge niteliği taşıdığını belirlemiştir. Aynı dairenin E. 2016/28932, K. 2019/7493 sayılı kararında ise telefon mesajı görüntülerinin de bu madde kapsamında belge sayıldığı ortaya konmuştur. Facebook kayıtları da Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin E. 2018/406, K. 2018/7889 sayılı kararında HMK m. 199 anlamında belge olarak değerlendirilmiştir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2016/28755, K. 2019/5086Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2016/28755 E.  ,  2019/5086 K. "İçtihat Metni" ….. Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Davacı, davalının kendisine borcu olduğunu, davalının yaptığı konuşmalar ve yazdığı mesajlarda borcu olduğunu kabul ettiğini ve ödeyeceğini açıkça beyan ettiğini, ancak ödemediğini, bu nedenle … 3. İcra Müdürlüğünün 2015/899 esas numaralı dosya ile borçlu hakkında ilamsız icra yoluyla takip başlattığını, davalının takibe itiraz ettiğini belirterek … 3. İcra Müdürlüğünün 2015/899 esas numaralı takip dosyasına yapılan itirazın iptaline, davalının %20 inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, süresi içerisinde borcunu ödediğini, davacıya başka bir borcu olmadığını, davacının olmayan bir borç bakiyesini yarattığını belirterek davanın reddi ile takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece, … 3 İcra Müdürlüğü'nün 2015/889 esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın 53.560,00 TL asıl alacak üzerinden iptali ile takibin ödeme emrindeki şartlarla aynen devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, davalının alacağın %20'si oranında hesaplanan 10.712,00 TL icra inkar tazminatı ile mahkumiyetine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dava, davacının davalıya borç olarak verdiği paranın tahsili için başlatılan takibe itirazın iptaline ilişkindir. Davacı, davalının kendisine gönderdiği telefondaki yazışmalarda aldığı borcu ikrar ettiğini belirtmiş olup, davalı taraf, borcun miktarının 4.250,00-TL olduğunu ve ödediğini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacının, dosya kapsamında sunduğu yazışmaların dökümleri incelendiğinde, 09.01.2015 tarihinde davalı tarafından davacıya gönderilen yazışmada “….bu para öyle ya da böyle ödenecek. Evi merak ediyorsan 38 binde satışa soktu evi. Borcu ödendikten sonra 28 bin lira kalacakmış elimizde ve eğer satılırsa annemin 4/1 hakkını verip lirasına dokunmadan sana vereceğim o parayı…” şeklinde yazıldığı anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK'nun 199.maddesinde belge kavramı ''Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film,görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.'' şeklinde düzenlenmiştir. Bu halde davacı yanca delil olarak dayanılan ve davalı tarafça da inkar edilmeyen yazışma kayıtlarının 6100 sayılı HMK'nun 199. maddesi anlamında belge niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. O halde, davacı taraf 54.000,00-TL borç verdiğini iddia etmekte ise de davalının borç miktarını kabul etmediği anlaşıldığından delil olarak gönderilen mesajlar da değerlendirilerek, az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, verilen borç miktarını belirlenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davalı BOZULMASINA, 2. bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren … gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/04/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi. ……

Belge ile Senet Arasındaki Fark

HMK m. 199 kapsamında belge sayılmak, ilgili verinin yargılamada delil olarak sunulabilmesini sağlar; ancak bu durum, söz konusu verinin HMK m. 200 anlamında senet niteliği taşıdığı anlamına gelmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/50, K. 2021/33 sayılı kararında bu ayrımı açıkça ortaya koymuştur: Bir bankanın tek taraflı olarak düzenlediği elektronik kayıtlar HMK m. 199 anlamında belge niteliği taşısa dahi senet olarak kabul edilemeyeceğinden, bankanın savunmasını tek başına bu belgeyle ispat ettiğinin kabulü mümkün değildir.

HMK m. 200/1, hukuki işlemlerin yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri kanunda belirlenen parasal sınırı geçtiğinde senetle ispat zorunluluğu öngörmektedir. Bu sınır yeniden değerleme oranlarına göre güncellenmektedir; güncel değerin ilgili mevzuat hükmünden takip edilmesi gerekmektedir. Senetle ispat zorunluluğu bulunan hususlarda ise HMK m. 200/2 uyarınca karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenmesi mümkündür.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 200Kaynağı aç
MADDE 200- (1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir. Senede karşı tanıkla ispat yasağı

Delil Başlangıcı İşlevi ve Tanık Dinlenebilmesi

HMK m. 202, senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebileceğini düzenlemektedir. Delil başlangıcı; iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse ya da temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir. Elektronik posta yazışmaları, telefon mesajları ve sosyal medya kayıtları bu tanım çerçevesinde, koşulları oluştuğunda, delil başlangıcı teşkil edebilmektedir.

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2016/28932, K. 2019/7493Kaynağı aç
13. Hukuk Dairesi         2016/28932 E.  ,  2019/7493 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, davalılara satmış olduğu gayrimenkulün satış bedelinden bakiye kalan miktar ödenmediği için icra takibinde bulunduğunu, gayrimenkulün satış bedeli olarak 320.000,00-TL'ye anlaştığını, ancak davalı tarafın 26.645,00-TL borcu kaldığını, bu sebeple takip yapmak zorunda kaldığını, borçluların borca itiraz ederek takibi durdurduğunu belirterek itirazın iptali ile takibin devamına ve borçluların %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, Davanın reddine, koşulları mevcut görülmediğinden kötü niyet tazminat talebi konusunda karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dava, harici satış sözleşmesi ile satışı yapılıp, bilahare tapu devri yapılan taşınmazın ödenmeyen bakiye bedelinin tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali isteğine ilişkindir. Davacı, mesajların bulunduğunu belirterek, mesajlardaki yazışmalara delil olarak dayanmıştır. Mahkemece, resmi senet karşısında davacı vekilinin bildirdiği mesaj görüntüleri yazılı delil olarak değerlendirilmediği gerekçe gösterilerek mesajlar üzerinde durulmadığı, diğer deliller kapsamında dosyanın ele alınıp sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK'nun 199.maddesinde belge kavramı ''Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film,görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.'' şeklinde düzenlenmiştir. Bu halde davacı yanca delil olarak dayanılan mesajlar 6100 sayılı HMK'nun 199. maddesi anlamında belge niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. HMK'nun 202.maddesinde de (1)Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.” şeklinde düzenleme getirilerek bu tür belgeler delil başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Davacı delil olarak davalı tarafından gönderilen mesajlara da dayandığından, az yukarıda açıklanan ilke ve esaslar doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. 2-Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/06/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2016/3531, K. 2019/643 sayılı kararında e-posta yazışmalarının HMK m. 199 kapsamında yazılı delil başlangıcı kabul edildiğini belirterek bu yazışmalar değerlendirilmeksizin eksik incelemeyle hüküm kurulmasını bozma nedeni saymıştır. Söz konusu değerlendirme, kararın verildiği somut dava bağlamında yapılmış olup e-postanın her koşulda delil başlangıcı sayılacağı anlamına gelmemektedir.

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2016/3531, K. 2019/643Kaynağı aç
23. Hukuk Dairesi         2016/3531 E.  ,  2019/643 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hükmün davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı şirket vekili Avukat … ile davacı şirket vekili Avukat …'ın gelmiş olmalarıyla, duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – KARAR – Davacı vekili, davalı şirketin müvekkili şirketten terminal hizmeti aldığını, ödenmeyen hizmet bedelinin tahsili için … 3. … Müdürlüğünde takip yapıldığını, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürererek haksız ve mesnetsiz itirazın iptali ile takibin devamına, %40 inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, takibin dayanağı gösterilen faturalardan kaynaklı herhangi bir borcunun bulunmadığını, savunarak davanın reddini ve haksız yapılan takip nedeniyle %20 tazminata hükmedilmesini istemiştir. Mahkemece, iddia savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre davacı tarafın davalı tarafa terminal hizmetleri sunduğu ve bunları faturalandırdığı, bakiye 38.410,33 USD alacaklı olduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabul kısmen reddi ile; .. 3. … Müdürlüğünün 2013/5910 Esas sayılı dosyası ile derdest takibe konu asıl alacağın 38.410,43 USD.lik kısmına vaki itirazın iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, kabul edilen 38.410,43 USD asıl alacağa 20.06.2013 tarihinden itibaren yıllık %5 üzerinden faiz yürütülmesine, 33.022,55 USD asıl alacağın %20 sine tekabül eden 6.604,51 USD … inkar tazminatının davalı-borçludan tazminine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davalı borçlunun tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, terminal hizmetinden kaynaklı alacağın tahsiline dair takibe vaki itirazın iptaline ilişkindir. BK 102. maddesi gereğince "Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce gelmiş olan borç için yapılmış olur. Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır." …/… 26.03.2015 tarihli bilirkişi raporuna göre takibe konu ilk fatura ile son fatura arasında 21 adet fatura düzenlendiği, davalı borçlu tarafça gerek nakit, gerek banka kanalıyla ve gerekse davalının gönderdiği masraf faturaları ile ödemeler yapıldığı, davalı tarafça yapılan ödemenin hangi faturaya karşılık yapıldığı açıklanmadan ödendiği ve davalı takibe itirazında davacıya olan borcunu ödediğini bildirdiğine göre ödemenin hangi alacağa mahsup edileceği hususunun BK.nun 101 ve 102 maddelerine göre tayin edilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir. Öte yandan 09.04.2013 tarihli mail de davacı şirket yetkilisi Kadri Yamaçlı davalı şirkete gönderdiği, 4.623,03 USD daha ödendiği takdirde cari hesabın sıfırlanacağının bildirdiği, takip konusu faturaların tarihlerinin bu yazışmadan önce olduğu ve HMK 199 maddesi gereğince elektronik maillerin yazılı delil başlangıcı kabul edildiğine göre davacı şirket yetkilisinin isticvabına karar verilerek hesap mutabakatı bulunup bulunmadığı belirlenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yeterince araştırma yapılmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, … duruşmasında vekille temsil olunan davalı yararına takdir olunan 2.037,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.02.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Delil başlangıcının sağladığı pratik sonuçlardan biri, senetle ispat zorunluluğunu aşmak için tanık dinletme imkânıdır. Karşı tarafça inkâr edilmeyen Facebook mesajlarındaki borcu kabul beyanları da HMK m. 199 anlamında belge olarak değerlendirilerek hukuki işlemin muhtemel kılınmasında kullanılabilmektedir.

Yazılı Protokol ve İdari Kayıtların Belge Niteliği

Geleneksel belgeler de HMK m. 199 kapsamında değerlendirilmektedir. Taraflar arasındaki dükkan kiralaması ve bedel ödemesine ilişkin şartları içeren yazılı protokolün bu madde anlamında belge delili niteliği taşıdığı içtihat uygulamasıyla ortaya konmuştur. Benzer biçimde, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2015/6113, K. 2017/1002 sayılı kararında cari ayrıntılı hareket raporu başlıklı kaydın belge niteliğinde olduğunu saptamış; bu kaydın sıhhatinin mahkemece araştırılmadan hüküm kurulmasını bozma nedeni olarak görmüştür.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2015/6113, K. 2017/1002Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2015/6113 E.  ,  2017/1002 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat … ile davalı vekili Avukat … geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemenin; davanın kabulüne dair kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 41/4 maddesi gereğince bir işin duruşmasında bulunan başkan ve üyelerin çoğunluğunun kurul kadrolarında değişiklik, izin veya hastalık gibi nedenler dışında o işin görüşülmesinin yapıldığı kurullarda yer alması zorunlu ise de 15.03.2016 tarihli duruşmada hazır bulunan Daire Başkanı ….'in emeklilik nedeniyle görevden ayrılmaları,…'ın da üyelik görevinin sona ermesi nedeniyle işin görüşülmesinin yapıldığı bu günkü kurulda yer almaları fiilen ve hukuken mümkün olmadığından temyiz incelemesinin duruşmada hazır bulunmayan Başkan … Başkanlığında, duruşmada hazır bulunan üye … ve … ile duruşmada hazır bulunmayan Daire üyeleri … ve …'nin katılması ile yapılmasına karar verilerek işin esası incelendi; Davacı taraflar arasında eser sözleşmesi bulunduğunu, sözleşme gereğince 30.12.2012 tarihli 55.000,00 TL bedelli çekin davalı tarafından verilmesi gerekirken verilmediğini, işin yapılıp bitirilmesine rağmen iş bedelinin çek verileceği kararlaştırılan 55.000,00 TL'lik bölümünün ödenmediğini belirterek bu miktar alacağın ticari temerrüt faiziyle tahsiline karar verilmesini istemiş, davalı sözü edilen 55.000,00 TL'lik alacağın 30.000,00 TL'sinin ciro edilerek verilen çek ile ödendiğini ve çekin 19.01.2013 tarihinde davacı tarafından …Bankası Sivas Şubesi'nden tahsil edildiğini, 20.000,00 TL'lik bölümün alacaklı oldukları … tarafından davacı şirkete elden ödendiğini, 5.000,00 TL'lik bölümün de davacı şirket yetkilisine 23.01.2013 tarihinde elden ödendiğini, cari hesap dökümünde de bu ödemelerin göründüğünü belirterek davanın reddini savunmuş, mahkemece ödeme ./.. s.2 15.H.D. 2015/6113 2017/1002 savunmasının kanıtlanmadığı belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiş hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, TBK 470 vd. maddelerde düzenlenen ve konusu slikon cephe ve korkuluk işi olan eser sözleşmesine dayalı olarak açılmış alacak davasıdır. 6100 sayılı HMK hükümlerine göre; uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanun'a göre belgedir (HMK 199/1). Belgenin sadece örneğinin mahkemeye verildiği durumlarda, mahkeme kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine belgenin aslının verilmesini de isteyebilir (216/1). Belgenin aslını elinde bulunduran taraf, üçüncü kişi veya resmî makamlar, istenmesi hâlinde bunu mahkemeye vermek zorundadır (216/2). Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilir (219/1). Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davalı cevap dilekçesinin ekinde "cari ayrıntılı hareket raporu" başlıklı belgeye dayanmış olup mahkemece bu belge yeterince araştırılıp değerlendirilmemiştir. 6100 sayılı HMK'nın 199. maddesi gereğince belge niteliğinde olan bu kaydın sıhhatı araştırılıp ödemenin buna göre belirlenmesi zorunludur. Aynı şekilde bu belgede yer alan 19.01.2013 tarihli çekle 30.000,00 TL ödeme yapıldığı davalı tarafından savunulmuş olup bu çekin ödenip ödenmediği hususunun da araştırılmaması yasaya uygun olmayıp kararın temyiz eden davalı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 1.350,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay'daki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 08.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Resmî makamlar önünde alınan ifadeler de belge kapsamında değerlendirilebilmektedir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/4115, K. 2018/4805 sayılı kararında oyçokluğuyla polis merkezinde verilen ve yazılı olarak düzenlenen ifade tutanağının mahkeme dışı ikrar niteliğinde olduğunu ve yazılı olması nedeniyle HMK m. 199 kapsamında ödeme vakıasını ispata yarayan belge sayılacağını belirlemiştir. Kararda yer alan karşı oy ise bu tür tutanağın belge değil yazılı delil başlangıcı sayılması ve başkaca delillerle desteklenmesi gerektiği görüşündedir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/4115, K. 2018/4805Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2018/4115 E.  ,  2018/4805 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :… Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi’nce verilen kararın temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan edimin ifa edilmemesi nedeniyle peşin olarak ödenen bedelin iadesi için başlatılan icra takibine itirazın iptâli talebinden ibarettir. Davacı iş sahibi, davalı ise yüklenicidir. Davacı iş sahibi vekili,taraflar arasında 13.01.2014 tarihli protokol ile "24 kişilik M. Gondol, Çarpışan 6 otolu M. Atlı Karınca Çatısız Model 16 figürlü M. Tren 14 kişilik+1 adet gişe" vasıf ve mahiyetinde bulunan malları 330.000,00 TL bedel karşılığı davacıya satımının kararlaştırıldığını, anlaşma kapsamında 27.01.2014 tarihinde davalının bildirdiği hesap numarasına davacı tarafından 90.000,00 TL havale edildiğini ve 10.000,00 TL bedelli çekin davalıya teslim edildiğini, davalı tarafından da tahsil edildiğini, davacının sözleşme gereği nakit ön ödeme şartını ifa ettiğini ancak malların 01.05.2014 tarihinde tesliminin kararlaştırılmasına rağmen teslim edilmediğini, davalıya … 50. Noterliği'nin 08.07.2014 tarihli ihtarname gönderilerek malların 3 gün içinde teslimini aksi halde yapılan ödemenin faiz ve cezası ile birlikte ödenmesinin talep edildiğini, davalı tarafın ihtara cevap vermediğini, malları da teslim etmediğini, bunun üzerine … 28. İcra Müdürlüğünün 2014/14896 Esas sayılı dosyası ile icra takibinde bulunduklarını, davalının haksız itirazı üzerine takibin durdurulduğunu beyanla, davanın kabulü ile davalının icra dosyasına yaptığı itirazın iptâline, takibin devamına, davalının itirazında haksız olması ve alacağın likit olması sebebiyle %20 icra inkâr tazminatının ödenmesine, sözleşmenin 5. maddesinde kararlaştırılan cezai şart alacağı için dava tarihine kadar hesap edilen 26.250,00 TL cezai şartın ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı yüklenici vekili; davacı ile davalı arasında iddia edildiği gibi bir protokol bulunmadığını, protokoldeki davalıya ait olduğu iddia edilen imzanın basit bir işaretten ibaret olup herkesin kolayca atabileceğini, davalı tarafından alınan çek ve havale bulunmadığını, banka dekontunda görüleceği üzere davalı adına havale yapılmadığını, davalıya husumet yöneltilemeyeceğini, davalının iddiasını ispat etmesi gerektiği beyan ederek davanın reddine ve haksız takip nedeniyle %20 kötüniyet tazminatı ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, davalının … 28. İcra Müdürlüğü'nün 2014/14896 sayılı takip dosyasında itirazının 100.000,00 TL asıl alacak, 740,41 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 100.740,41 TL üzerinden iptâli ile takibin bu tutar üzerinden devamına,asıl alacağa takip tarihinden itibaren yasal faizi yürütülmesine ve %20 oranında icra inkâr tazminatına karar verilmiş, verilen kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesinin 16.03.2017 tarih, 2017/33 Esas, 2017/102 karar sayılı kararı ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiş,verilen karar davacı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 190. maddesi ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi gereğince iddia eden, iddiasını ispat yükümlülüğü altındadır. Somut olayda davacı, davalıya 10.000,00 TL ödeme yaptığını ileri sürmektedir. Davalı taraf ise bu ödemeyi inkâr etmektedir. Davalı … dava konusu olay ile ilgili yürütülen bir ceza soruşturmasında … Polis Merkezi Amirliğinde verdiği 24.12.2015 tarihli ifadesinde “… Şikayetçi ile aramızda sözleşme yaptık, sözleşmede herşey yazmaktadır. Kendisi ile ortak olacaktık, …masraflar için … bana 330.000,00 TL ödeyecekti, bu ödeme bir takvime bağlanmıştı. Sözleşmeden sonra bana 90.000,00 TL verdi. Sonradan 10.000,00 TL daha gönderdi….biz üretime başladık,..fakat … sözleşmeye uymadı ve diğer ödemeleri yapmadı…” şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu beyan ikrar niteliğinde midir? Değil midir ? Bu konunun tartışılması gerekmektedir. Mahkemece bu beyan ikrar niteliğinde sayılmış ve 100.000,00 TL ödeme yapıldığı kabul edilerek hüküm kurulmuş ve davalı vekilinin kararı istinaf etmesi üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi bu beyanı mahkeme dışı ikrar kabul ederek diğer delillerle kanıtlanmadığından bu ödemeyi kabul etmeyerek hükmü kaldırarak yeniden kısmen kabul ve kısmen red kararı vermiştir. İkrar, taraflardan birisinin, kendi aleyhine olarak ileri sürülen bir olayın doğru olduğunu mahkemeye beyan etmesi olarak tanımlanmakta olup, ikrar yazılı olabileceği gibi sözlü dahi olabilmektedir. İkrar, mülga 1086 sayılı HUMK'nın deliller bölümünde 236. maddede düzenlenmiş iken, 6100 sayılı HMK'nın "ispat ve deliller" bölümünde 188.maddesinde düzenlenmiştir. HMK'nın 188/1 maddesinde “tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar,çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez” hükmü bulunmakta olup, bu hükme göre bir beyan ikrar sayıldığı takdirde o konuda artık yeni veya başka bir delile ihtiyaç kalmadan o olay ispat edilmiş kabul edilmek zorundadır. Bir davada bir tarafın iddia ettiği husus, karşı tarafça ikrar edilirse artık o husus çekişmeli olmaktan çıkar ve bu konuda ispat aranmaz. Bu halde artık delile veya ispata ihtiyaç kalmaz. İkrar mahkeme içinde olabileceği gibi mahkeme dışı ikrar da mümkündür. İkrarın mahkeme dışında olması halinde bu makamın resmi bir makam olması gerekli ve zorunludur. Öte yandan 6100 sayılı HMK'nın 199. maddesinde “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.” hükmü bulunmakta olup,bu hükme göre vakıayı ispata yarayan yazılı belgelerin de bu kapsamda değerlendirmesi yapılmalıdır. Bu maddeye göre değerlendirme yapıldığında şikayet üzerine Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturmada Cumhuriyet Savcısını temsilen polis tarafından usulüne uygun şekilde alınan beyan yazılı belge niteliğindedir. Tüm bu anlatımlar ışığında somut olaya gelince; davalının resmî bir makam olan Polis Merkezindeki beyanı mahkeme dışı ikrar niteliğinde olup, düzenlenen ifade tutanağının yazılı olması nedeniyle HMK 199. maddesi kapsamında ödeme vakıasına ispata yarayan belge niteliğinde sayılacağından 10.000,00 TL ödeme vakıası artık çekişmeli olmaktan çıkmıştır. Bir başka deyişle davalının ikrarı ve Cumhuriyet savcılığının başlattığı soruşturma kapsamında polis tarafından alınan bu ifade mahkeme dışı ikrar olup, bu belgeye göre ödemenin yapıldığının kabulünü gerektirir. Kaldı ki bu beyanın iradeyi sakatlayan bir şekilde verildiği ve doğru olmadığı hususu da savunulmamıştır. Aksine düşünmek aksi savunulmayan bir ifadenin hukuken geçersiz olduğu sonucunu doğurur ki bu hususta hukuk güvenliğini ve resmi kurumlara olan güven duygusunu zedeler. Dairemizin yerleşmiş içtihatları da bu yöndedir (15.H.D.'nin 13.10.2014 tarih, 2014/3691 Esas, 2014/5677 karar, 15.H.D.'nin 16.06.2014 tarih, 2013/6457 Esas,2014/4120 karar, 15.H.D.'nin 02.03.2010 tarih, 2009/3691 Esas, 2010/1159 karar ). Tüm bu nedenlerle:davalıya, davacı tarafından toplam 100.000,00 TL ödeme yapıldığının kabulü gerekir iken 10.000,00 TL ödemenin ispat edilemediği ve davalı beyanının da yeterli olmadığı düşünülerek 90.000,00 TL üzerinden hüküm kurulması doğru olmamış, hükmün bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile temyize konu … Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi Kararının HMK'nın 371. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, HMK'nın 363/I. maddesi gereğince … Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi'nin 16.03.2017 tarih, 2017/33 Esas, 2017/102 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, dosyanın … Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesine gönderilmesine, karardan bir örneğin ise … 10. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 03.12.2018 gününde kesin olmak üzere oyçokluğuyla karar verildi. (Muhalif) – K A R Ş I O Y – Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar Dairemizin sayın çoğunluğu tarafından 10.000,00 TL ödemenin mahkeme dışı ikrar niteliğinde olup düzenlenen ifade tutanağının yazılı olması nedeniyle HMK'nın 199. maddesi kapsamında ödeme vakıasını ispata yarayan belge niteliğinde sayılacağından bahisle davacı alacağından mahsup edilerek hüküm kurulması gerektiğinden bahisle bozulmuş ise de; poliste verilen ifadede açıklanan ödemeye ilişkin beyan yazılı delil başlangıcı niteliğinde olup, tanık dahil başkaca delillerle ispatlanması zorunludur. Yazılı delil başlangıcı HUMK'nın 292. maddesinde tanımlandığı gibi, HMK'nın 202. maddesinde de yer verilmiştir. Ne var ki, bu konunun HMK'nın 188. maddesinde düzenlenen ikrarla birlikte değerlendirilmesi zorunludur. HMK'nın 188. maddesinde, “Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez.” Denilmiş olup, mahkeme dışı ikrar ise, yazılı delil başlangıcı kabul edilmelidir. Bu durumda poliste verilen ifade mahkeme içi ikrar olmayıp, mahkeme dışı ikrardır ve başka delillerle desteklenmelidir. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi’nin bu yöne ilişkin kararını doğru bulduğumdan sayın çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.

Belge Sunma Yükümlülüğü ve Aslın İbrazı

HMK m. 219/1 uyarınca taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadır. Elektronik belgeler; belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli biçimde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye sunulur. Yalnızca belgenin örneğinin verildiği durumlarda ise HMK m. 216/1 gereğince mahkeme, kendiliğinden veya taraflardan birinin talebiyle aslın ibrazını isteyebilir. HMK m. 216/2 uyarınca belgenin aslını elinde bulunduran taraf, üçüncü kişi veya resmî makamlar bunu mahkemeye vermek zorundadır.

Sık Sorulan Sorular

Telefon mesajları ve yazışma kayıtları mahkemede belge olarak kabul edilir mi?

HMK m. 199, elektronik ortamdaki verileri ve bunlara benzer bilgi taşıyıcılarını açıkça belge kapsamına almıştır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, karşı tarafça inkâr edilmeyen telefon yazışma ve mesaj kayıtlarının bu madde anlamında belge niteliği taşıdığını belirlemiştir. Belgenin delil değerini etkileyen koşulların başında, özellikle karşı tarafça inkâr edilip edilmediği gelmektedir.

E-posta tek başına davayı ispata yeter mi?

E-posta, HMK m. 199 kapsamında belge sayılır; ancak bu, davayı her koşulda tek başına ispata yettiği anlamına gelmez. Hukuki işlemin değeri senetle ispat sınırını aşıyorsa e-posta senet işlevi göremez. Bununla birlikte, hukuki işlemi muhtemel kılan ve karşı tarafça gönderilmiş olan e-posta, HMK m. 202 kapsamında delil başlangıcı işlevi görerek tanık dinlenmesine olanak tanıyabilir; bu değerlendirme her somut olayda mahkemeye aittir.

Bankanın kendi oluşturduğu elektronik kayıtlar savunma delili olarak yeterli midir?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E. 2017/50, K. 2021/33 sayılı kararına göre, bankanın tek taraflı olarak düzenlediği elektronik kayıtlar HMK m. 199 anlamında belge niteliği taşısa dahi senet olarak kabul edilemez; bu nedenle banka savunmasını yalnızca bu belgelerle ispat etmiş sayılamaz.

Karşı taraf elindeki belgeyi mahkemeye sunmak zorunda mı?

Evet. HMK m. 219/1, tarafların hem kendi hem de karşı tarafın delil olarak dayandığı ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmesini zorunlu kılmaktadır. Ayrıca mahkeme, HMK m. 216 çerçevesinde yalnızca örneği sunulan belgenin aslının ibrazını taraftan, üçüncü kişiden veya resmî makamdan isteyebilir.

Sosyal medya ekran görüntüsünü mahkemeye nasıl sunarım?

Elektronik belgeler HMK m. 219/1 uyarınca çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli biçimde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilir. Facebook kayıtları gibi sosyal medya yazışmaları HMK m. 199 kapsamında belge sayılmaktadır; belgenin içeriğine ve sıhhatine ilişkin itirazlar mahkemece ayrıca değerlendirilebilir.

Senetle ispat zorunluluğunu aşmanın başka yolu var mı?

HMK m. 200/2 uyarınca, senetle ispat zorunluluğu bulunan hususlarda karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir. Bunun yanı sıra, HMK m. 202 kapsamında geçerli bir delil başlangıcı bulunması durumunda da tanık deliline başvurmak mümkündür; bu iki yol birbirinden bağımsız olarak işlemektedir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu