İspat Hakkının Kanuni Temeli
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 189. maddesi, ispat faaliyetini yalnızca bir yükümlülük olarak değil, taraflara tanınan kanuni bir hak olarak da düzenlemektedir. Buna göre her iki taraf da kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak ispat hakkına sahiptir. İspat faaliyeti, dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların ya da hukuki durumun varlığı veya yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen inandırma eylemidir; bu özelliğiyle yargılama sürecinde taraflar açısından yargısal bir temel hak görünümü kazanmaktadır. Hak arama özgürlüğünün tam olarak kullanılabilmesi de iddia ve savunma haklarının fiilen işletilebilmesini, yani her iki tarafa ispat imkânı tanınmasını gerektirmektedir.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 189Kaynağı aç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/852, K. 2022/1226Kaynağı aç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2241, K. 2021/847Kaynağı aç
İspat faaliyetinin konusunu, tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur; bu vakıaların ispatı için taraflarca delil gösterilir (HMK m. 187/1). Buna karşılık herkesçe bilinen vakıalar ile ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz ve bu vakıaların ayrıca ispatlanması gerekmez (HMK m. 187/2). Hâkim ise kural olarak taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kendiliğinden araştıramaz; bu meseleyi tarafların ispat etmesi gerekir.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 187Kaynağı aç
Hukuka Aykırı Delil Yasağı
HMK m. 189/2, hukuka aykırı yollarla elde edilmiş delillerin mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağını hükme bağlamaktadır. Bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi için o delilin usulsüz ve hukuka aykırı biçimde yaratılmamış olması ve hukuka aykırı yollarla elde edilmemiş olması gerekmektedir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin bu konudaki yorumuna göre bu iki kategorideki deliller ispat aracı olarak kullanılamaz.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/14742, K. 2017/2577Kaynağı aç
HMK m. 189/2 uyarınca hukuka aykırılığın re'sen gözetilmesi, bu yasağın pratikteki önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Yargılama sırasında sunulan delillerin elde ediliş biçimi mahkeme tarafından kendiliğinden değerlendirmeye alınır; karşı tarafın herhangi bir itiraz ileri sürmemiş olması, delilin dosyada değerlendirilmesini sağlamaz. Hukuka aykırılık tespit edildiğinde mahkeme, söz konusu delilin caiz olmadığına karar vererek onu dosya kapsamı dışında bırakmaktadır. Bir vakıanın ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verileceği de HMK m. 189/4'te açıkça düzenlenmiştir.
Yasak delil kavramının kapsamına hem hukuka aykırı biçimde yaratılan hem de hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen deliller girmektedir. Hayatın gizli alanının ihlal edilerek elde edildiği değerlendirilen delil ise bu delilin kim tarafından ve hangi amaçla elde edildiğinden bağımsız olarak delil yasağı kapsamında ele alınmaktadır; ancak bu ilkenin hukuk yargılamasındaki sınırları her somut olayın koşullarına göre değerlendirilmektedir.
Sosyal Medya İçerikleri ve Dijital Delillerin Hukuki Durumu
Sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımların delil olarak kullanılabilmesi için bu paylaşımların hesabın sahibi veya aynı paylaşım ortamında bulunan kişilerce elde edilmiş olması gerekebileceği değerlendirilmektedir. Sahte profil oluşturularak yapılan paylaşımların ya da kişi profillerinde hesap sahibinin bilgisi, muvafakati ve izni olmaksızın elde edilen paylaşımların delil olarak sunulması halinde, bu içeriklerin HMK m. 189/2 kapsamında hukuka aykırı delil olarak kabul edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2016/14742, K. 2017/2577 sayılı kararında nafaka kaldırma davasına ilişkin şu tespitte bulunmuştur: nafaka yükümlüsü tarafından sunulan delillerin bir bölümü hukuka aykırı olarak elde edilmiş, diğerleri ise hukuka aykırı biçimde yaratılmıştır. Bu delillerin dışarıda bırakılması ve dosyadaki diğer delillerle de ispat sağlanamaması nedeniyle nafakanın kaldırılması davasının reddine karar verilmesi gerekirken aksine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun hukuka aykırı delile ilişkin ilkeleri benimsediği de aynı karar metninde belirtilmektedir.
Kanuni Delil Sistemi ve Serbest Değerlendirme İlkesi
HMK m. 189/3 uyarınca, kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar başka delillerle ispat olunamaz. Öte yandan HMK m. 198/1, kanuni istisnalar dışında hâkimin delilleri serbestçe değerlendireceğini hükme bağlamaktadır. Senetle ispat zorunluluğu gibi kanuni düzenlemeler bu serbest değerlendirme ilkesinin dışında kalmaktadır.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 198Kaynağı aç
HMK'da delil türleri senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır; ancak bu sayım sınırlayıcı değildir. Kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilir. Kesin deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte kabul edilmekte, hâkim bu delillerle ispat edilen olayı takdir yetkisi kullanmaksızın doğru kabul etmektedir. Takdiri delillerde ise hâkim serbestçe değerlendirme yaparak kararını oluşturmaktadır.
İspat Yükü: Temel Kural ve Karşı İspat
İspat yükünün belirlenmesinde iki temel kural işlemektedir. Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi, kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça her tarafın hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispat yükümlülüğünü öngörmektedir. HMK m. 190 ise iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yükü altında olacağını düzenlemektedir.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 190Kaynağı aç
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 6Kaynağı aç
Kanuni veya fiili karine bulunması halinde ispat yükü, karinenin aksini savunan tarafta olur. HMK m. 190/2 uyarınca kanuni bir karineye dayanan taraf yalnızca karinenin temelini oluşturan vakıayı ispat yükü altındadır; kanunda öngörülen istisnalar dışında karşı taraf karinenin aksini ispat edebilir.
HMK m. 191, diğer tarafın ispat yükünü taşıyan tarafın iddiasının doğru olmadığı hakkında delil sunabileceğini açıkça düzenlemekte; karşı ispat faaliyeti için delil sunan tarafın ispat yükünü kendi üzerine almış sayılmayacağını belirtmektedir. Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, E. 2020/2262, K. 2020/6094 sayılı kararında bu ilkeyi şu şekilde somutlaştırmıştır: davacının davasını ispatla yükümlü olduğu, davalı tarafın yapılan keşfin yeterli olmadığı savunmasını yapmasının ispat yükünü kendi üzerine aldığı anlamına gelmeyeceği açıktır.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 191Kaynağı aç
Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, E. 2020/2262, K. 2020/6094Kaynağı aç
İspat yükünün uygulanmasına ilişkin bir örnekte, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2019/852, K. 2022/1226 sayılı kararında, herkesin iddiasını ispatlamakla yükümlü olduğunu vurgulamış; sözleşme dışı ekstra hizmet bedelinin tahsilini isteyen davacı tarafın, bu hizmetleri verdiğini ve bedellerinin ödenmediğini yasal delillerle usulüne uygun olarak kanıtlamak zorunda olduğunu ortaya koymuştur.
Senetle İspat Zorunluluğu
HMK m. 200/1, bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin belirli bir parasal eşiği aştığı takdirde senetle ispat edilmesi zorunluluğunu öngörmektedir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle söz konusu eşiğin altına düşse bile senetsiz ispat olunamaz. Senetle ispat zorunluluğunun uygulandığı hallerde, karşı tarafın açık muvafakati bulunması halinde tanık dinlenmesi yoluna gidilebilir (HMK m. 200/2).
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 200Kaynağı aç
Belge İbraz Yükümlülüğü ve Delil Sunumu
HMK m. 219/1 uyarınca taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadır. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli biçimde elektronik ortama kaydedilerek sunulur. Dava dilekçesi aşamasında davacının elindeki belgelerin asıllarıyla birlikte davalı sayısından bir fazla örnek düzenlenerek dilekçeye eklenmesi; başka yerden getirilecek belgeler için ise bunların bulunmasını sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur (HMK m. 121/1). Dava dilekçesinde davacının iddiasının dayandığı tüm vakıaların sıra numarası altında açık özetlerine ve her vakıa için başvurulacak delillerin gösterilmesine ilişkin yükümlülük de HMK m. 119/1-e,f hükmünden doğmaktadır.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 219Kaynağı aç
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 121Kaynağı aç
Bilirkişi İncelemesi ve Sınırları
Mahkeme, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir. Buna karşılık genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz (HMK m. 266/1). 6754 sayılı Kanun'la aynı maddeye eklenen cümle uyarınca hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe bilirkişi olarak görevlendirilemez.
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 266Kaynağı aç
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2241, K. 2021/847 sayılı kararında tahkikat aşamasının delillerin toplandığı değil değerlendirmesinin yapıldığı aşama olduğunu vurgulamıştır. Deliller dosyaya girmeden ve vakıalar netleşmeden yapılacak bir tahkikatın gereksiz zaman ve emek kaybından ibaret olacağı; delillerin usulüne uygun toplanmadan, bu yönde kurulan ara kararın gereği yerine getirilmeden dosya değerlendirme yapmaya hazır hale gelmeden bilirkişiye gönderilmesinin usule aykırılık oluşturduğu belirtilmiştir. Taraflar, bilirkişi raporunun kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde raporda eksik gördükleri hususların tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlarda açıklama yapılmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilir (HMK m. 281).
Kesin Süre Uygulamasında Usul Güvenceleri
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2013/343, K. 2013/1890 sayılı kararında kesin süre uygulamasına ilişkin önemli ölçütler belirlemiştir. Kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması; taraflara yüklenen yükümlülüklerin ve yapılması gereken işlerin neler olduğunun açıklanması; kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve bunların tutanağa geçirilmesi gerekmektedir. Soyut bir ihtarat kaydı bu koşulu karşılamaz.
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2013/343, K. 2013/1890Kaynağı aç
Aynı kararda kesin sürenin amacı da ortaya konulmuştur: geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek davaların uzatılmasını önlemek amacıyla getirilen kesin süre kurumu, kanunun amacına uygun biçimde kullanılmalı ve davanın reddi için bir araç haline getirilmemelidir. Kesin süreye uymayan taraf o delile dayanma olanağını kaybeder ve bu durum hâkimi de bağlar. Aynı kararda, hâkim tarafından zaten çözümlenebilecek nitelikteki taleplerin bilirkişiye gönderilmesi yoluyla bu taleplerin tümüyle reddedilmesinin de doğru olmadığı vurgulanmıştır.
Sık Sorulan Sorular
Hukuka aykırı biçimde elde edilen delil mahkemeye sunulursa ne olur?
Mahkeme, hukuka aykırı biçimde elde veya yaratılmış bir delilin dosyada değerlendirilemeyeceğine re'sen karar verir. Karşı tarafın bu konuda herhangi bir itiraz ileri sürmemiş olması sonucu değiştirmez; HMK m. 189/2 ve m. 189/4 uyarınca hâkim bu denetimi kendiliğinden gerçekleştirmektedir.
Sosyal medya ekran görüntüleri delil olarak kabul edilir mi?
Sosyal medya içeriklerinin delil olarak kabul edilip edilemeyeceği, bu içeriklerin nasıl elde edildiğine bağlıdır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin ilgili kararındaki değerlendirmeye göre, hesap sahibinin bilgisi ve muvafakati olmaksızın elde edilen paylaşımlar ile sahte profil aracılığıyla elde edilen içerikler HMK m. 189/2 kapsamında hukuka aykırı delil sayılmakta ve yargılamada dikkate alınamamaktadır.
İspat yükü hangi tarafa düşer?
Kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir (HMK m. 190). Türk Medeni Kanunu m. 6 da her tarafın hakkını dayandırdığı olguları ispat yükümlülüğünü ayrıca öngörmektedir. Kanuni ya da fiili karine bulunması halinde ispat yükü, karinenin aksini savunan tarafta olur.
Karşı tarafın delil sunması ispat yükünü ona mı geçirir?
Hayır. HMK m. 191 uyarınca, karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf ispat yükünü kendi üzerine almış sayılmaz. İspat yükü, asıl sahibi olan tarafta kalmaya devam eder.
Kanuni karine varsa ispat yükü nasıl işler?
Kanuni bir karineye dayanan taraf yalnızca karinenin temelini oluşturan vakıayı ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında karşı taraf, söz konusu karinenin aksini ispat edebilir (HMK m. 190/2).
Her konuda tanık dinlenebilir mi?
Hayır. Kanunun belirli delillerle ispatını emrettiği hususlar başka delillerle ispat olunamaz (HMK m. 189/3). Senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde tanık dinlenmesi kural olarak mümkün değildir; ancak karşı tarafın açık muvafakati bulunması halinde bu yola gidilebilir (HMK m. 200/2).
İkrar edilen vakıanın ispatlanması gerekir mi?
Hayır. HMK m. 187/2 uyarınca ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz ve bu vakıaların ispatlanması gerekmez. Aynı kural herkesçe bilinen vakıalar için de geçerlidir.
Her konuda bilirkişiye başvurulabilir mi?
Hayır. Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz (HMK m. 266/1). Bilirkişi yalnızca hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlarda görevlendirilebilir.
Kesin süreye uyulmaması her zaman davanın reddine yol açar mı?
Kesin süreye uymayan taraf o delile dayanma olanağını kaybedebilir ve bu durum hâkimi de bağlar. Ancak kesin süre, davaların reddi için bir araç haline getirilmemelidir. Kesin süre kararının, taraflara yüklenen yükümlülükleri ve uyumsuzluğun hukuki sonuçlarını açıkça içermesi; bu hususların tutanağa geçirilmesi gerekmektedir. Hâkimin zaten çözebileceği konularda ilgili taleplerin tümüyle reddedilmesi de doğru değildir (Yargıtay 23. HD, E. 2013/343, K. 2013/1890).
Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.
Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

