HMK Madde 178 Islah Sebebiyle Yargılama Giderleri ve Teminat

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 178 Islah Sebebiyle Yargılama Giderleri ve Teminat

HMK Madde 178 Uyarınca Teminat Yükümlülüğü ve Kanuni Süre

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 178. maddesinin birinci fıkrası uyarınca davasını veya savunmasını ıslah eden taraf, ıslah nedeniyle hükümsüz kalan işlemler için sarf edilen yargılama giderleri ile karşı tarafın maruz kaldığı veya kalabileceği zararları karşılamak amacıyla mahkemece takdir edilen teminatı bir haftalık kanuni süre zarfında mahkeme veznesine depo etmekle yükümlüdür. Kanunda belirlenen bir haftalık mehil içinde teminatın mahkeme veznesine yatırılmaması hâlinde ıslah işlemi yapılmamış sayılır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 178Kaynağı aç
MADDE 178- (1) Islah eden taraf, ıslah sebebiyle geçersiz hâle gelen işlemler için yapılan yargılama giderleri ile karşı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararları karşılamak üzere hâkimin takdir edeceği teminatı, bir hafta içinde, mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Aksi hâlde, ıslah yapılmamış sayılır. (2) Karşı tarafın zararının kesin olarak tespit edilmesinden sonra, mahkeme veznesine yatırılan miktar eksikse tamamlattırılır, fazla ise iade edilir. Islahın etkisi

Islah dilekçesinin mahkemeye sunulması üzerine, geçersiz hâle gelen işlemler için yapılan yargılama masrafları ile karşı tarafın uğradığı veya uğrayabileceği zarar miktarının belirlenerek teminatın yatırılması için bir haftalık süre verilir. Belirlenen bu sürede mahkemece tayin edilen teminatın depo edilmemesi durumunda ıslah yapılmamış sayılır.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2013/6713, K. 2014/6595Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2013/6713 E.  ,  2014/6595 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Bakırköy 10. Asliye Ticaret Mahkemesi Tarihi :17.09.2013 Numarası :2012/760-2013/406 Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat …. ile davalı vekili Avukat …. geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tahsili için yapılıp kesinleşen ilâmsız icra takibi nedeniyle borçlu bulunulmadığının tespiti ve takibin iptâli istemlerine ilişkindir. Yargılamanın devamı sırasında davacı vekilinin davayı ıslah edeceğini beyan etmesi üzerine mahkemece 18.07.2013 tarihli duruşmada 1 nolu ara kararı ile davacıya ıslah dilekçesi tanzim ve ibraz ederek davalıya tebliğe çıkartmak, o tarihe kadar bu dava nedeniyle yapılan yargılama giderinin tümünü, keza HMK'nın 178. maddesi uyarınca davalı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararlar kapsamında olmak üzere asıl alacağın takdiren %20'si oranında nakdi veya kesin ve süresiz banka teminat mektubunu ibraz etmek üzere HMK'nın 180. maddesi uyarınca bir hafta kesin mehil verilmesine karar verilmiş ve sonuçları ihtar edilmiştir. Davacı vekili 24.07.2013 tarihli davanın tamamen ıslahı mahiyetindeki ıslah dilekçesi ile davasını ıslah ederek menfi tesbit davasına konu olmayan ve daha önce yapılıp ayıplı olması nedeniyle reddedilen etiketlerle ilgili olarak ödenen 28.500,00 TL'nin iadesini isteyerek davasını istirdat davasına dönüştürmüştür. Ayrıca davacı şirketin ve yetkilisinin tüm malvarlıkları ile banka hesaplarına el konulduğundan adli yardım talebinde bulunmuş, adli yardım talebiyle ilgili deliller ve emsal olduğunu ileri sürdüğü Yargıtay Yüksek 11. Hukuk Dairesi'nin 20.05.2013 gün 2012/11718 Esas, 2013/10377 Karar sayılı ilâmını ibraz etmiştir. Mahkemece 24.07.2013 tarihli dilekçe ile yapılan adli yardım istemi konusunda dava açılırken istenen adli yardım talebi, adli yardım talep edebilecek kişiler arasında gerçek kişi, dernek ve vakıf dışında tüzel kişilerin belirtilmemiş bulunması sebebiyle reddedildiğinden adli yardım talebinin yerinde görülmediği gerekçesiyle HMK'nın 178. maddesindeki teminat, verilen kesin süre içerisinde yatırılmadığından ıslahın yapılmamış sayılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. Davacı tarafça temyiz talebinde bulunulurken şirketin malvarlığına el konulduğu belirtilerek adli yardım talebinde bulunulmuş ve temyiz harcı yatırılmamıştır. Adli yardım isteminin temyiz aşamasında ileri sürülmesine hukuken bir engel bulunmadığı gibi 6100 sayılı HMK'nın 336/II. maddesinde açıkça mümkün hale getirildiği ve dosyaya sunulan belgelerden davacı şirket ve yetkilisinin mal varlıklarına el konulduğu anlaşıldığından temyizle ilgili adli yardım talebi kabul edilerek temyiz itirazlarının incelenmesine geçilmiştir. Adli yardım talebinin incelenmesi başlıklı 6100 sayılı HMK'nın 336/II. maddesinde adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı tebliğinden itibaren bir hafta içinde itiraz edilebileceği ve itirazın o hukuk mahkemesinin bir sonrası olan, bulunmaması halinde aynı işlere bakmakla görevli en yakın mahkemece inceleneceği ve itiraz incelemesi neticesinde verilen kararın kesin olduğu belirtilmiş ise de; somut olayda mahkemece nihai kararla adli müzaharet talebi yerinde görülmediği ve işin esası hakkında karar verilmek suretiyle işten el çekildiğinden itiraz yolunun uygulanması imkansız hale geldiği ve bu halde verilen red ya da yerinde görülmeme kararının nihai kararla birlikte temyizi kabil hale geldiğinden Yargıtay'ca nihai kararla birlikte verilen adli yardım talebinin reddi ya da yerinde görülmeme kararının esas hükümle birlikte temyiz edilip incelenebileceği kabul edilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın adli yardımdan yararlanacak kişiler başlıklı 334. maddesinin 1. bendinde “Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zora düşürmeksizin gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler iddia ve savunmalarında geçici hukuki koruma taleplerinde ve icra takibinde taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler” 2. bendinde de “Kamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler” hükmü getirilmiştir. Bu maddedeki düzenlemelerden gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıfların adli yardımdan yararlanabilecekleri anlaşılmakta ve bir kısım Yargıtay kararları ile doktrinde kanunda belirtilenler dışında tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanamayacakları genel kabul görmektedir. Ancak Kanunda, diğer tüzel kişiler ve şirketlerin adli yardımdan yararlanamayacaklarına dair açık bir hüküm de bulunmamaktadır. Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini onaylamış ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin yargı yetkisini de kabul etmiştir. TC. Anayasa'nın değişik 90. maddesinde usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamayacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşmalarının esas alınacağı kuralı getirilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde de adil yargılanma başlığı altında adil ve aleni yargılanma, bilgilendirme, savunma, vekil tutma ve adaletin yararı gerektiriyorsa ücretsiz hukuki yardım alma, sorguya çekme veya çektirme, çevirmen yardımından yararlanma gibi haklar düzenlenmiştir. Sözleşmenin 6 (1). fıkrası davanın taraflarına “kişisel hak ve yükümlülüklerinin” karara bağlanması için etkili bir şekilde mahkemeye başvurma hakkı tanınmakla birlikte, devlete de bu amaç için kullanılabilecek araçları seçme serbestisi vermektedir. Bir mahkemeye veya yargı yerine başvurma hakkına getirilen kısıtlamanın meşru amaç izlememesi veya kullanılan araç ile gerçekleştirilmek istenen meşru amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmamasının sözleşmenin 6 (1). fıkrasıyla bağdaşmayacağı kabul edilmektedir. (AİHM'nin 13.07.1995 tarihli Tolstoy Milavsky, Birleşik Krallık Kararı paragraf 59 ve 17.07.2007 gün 52658/99 başvuru nolu M. ve S. Y./Türkiye Kararı). Uygulama ve Avurupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında sözleşmenin 6. maddesinin dar bir yoruma tabi tutulması için hiçbir gerekçenin meşru kabul edilemeyeceği benimsenmiştir. Somut olayda davacı şirket ve yetkilisi O. A. bir suç soruşturması nedeniyle tüm mal varlıkları ile hak ve alacaklarına, kıymetli evraklarına, ortaklığı bulunduğu şirketteki ortaklık paylarına, kiralık kasa mevcutlarına ve diğer mal varlığı değerlerine Büyükçekmece 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2010/2960 sayılı Değişik iş sayılı kararı ile el konulmasına izin kararı verildiği ve el konulduğu dosyaya sunulan karar örneği ve belgeler ile anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 178/1. maddesinde dayanağını bulup mahkemenin 18.07.2013 tarihli duruşmanın bir nolu ara kararında belirtilen teminat miktarı 37.110,00 TL olan dava değerin %20'si 7.422,00 TL ve miktarı belirtilmeyen ıslah tarihine kadar yapılan yargılama giderlerinden ibaret olup, yaklaşık 8.000,00 TL civarındadır. Davacı şirket ve yetkilisinin tüm mal varlıkları ile hak ve alacaklarına el konulup tasarruf yetkisi kısıtlandığından şirket ve yetkilisinin 8.000,00 TL civarında ve asgari ücretin yaklaşık dokuz misli fazlası ıslah teminatını yatırması aşırı bir külfet oluşturacaktır. Bu nedenle somut olayda HMK'nın 178/1. maddesine göre ıslah teminatının yatırılmasının istenmesi mahkeme veya yargı yerine başvurma hakları üzerinde orantısız bir kısıtlama olduğundan ıslah teminatı ile ilgili adli yardım talebinin kabul edilemeyerek ıslah yapılmamış sayılıp, davanın sonuçlandırılması, yargıya erişim engellenerek Avurupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 (1). fıkrasında ifadesini bulan adil yargılanma hakkının ihlali niteliğindedir. Doğrudan doğruya somut olayla ilgili olmamakla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 17.07.2007 gün 52658/99 başvuru nolu M. ve S. Y./Türkiye, 26.06.2007 gün 25321/02 başvuru nolu Ü../Türkiye, 22.10.2013 gün ve 20577/05 başvuru nolu S… Elektrik Tic. ve San. A.Ş./Türkiye ve 19.06.2001 gün ve 28249/95 başvuru nolu K…/Polonya gibi kararlarında yargıya erişimin engellenmesinin gerçek veya tüzel kişi ayrımı yapılmaksızın sözleşmenin 6 (1). fıkrasındaki adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğu kabul edilmektedir. Adil yargılanma hakkı, iç hukukumuzda da 6100 sayılı HMK'nın 27. maddesi ile kabul edildiğinden bu ilke doğrultusunda konunun yorumlanması zorunluluk arzetmektedir. Bu durumda mahkemece somut olayda davacı şirket ve yetkilisinin tüm malvarlığına el konulmuş olduğundan ıslah için HMK'nın 178/I. maddesi uyarınca talep edilen teminatı yatırmasının mümkün olmaması sebebiyle adli yardım talebi kabul edilip dava tamamen ıslah edildiğinden, ıslah edilen şekliyle işin esası incelenip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar üzerinde durulmadan adli yardım talebi yerinde görülmeyerek, teminatın yatırılmaması nedeniyle ıslahın yapılmamış sayılması ve davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 1.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan davacıya verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 14.11.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

1086 sayılı mülga Kanun dönemindeki düzenlemeden farklı olarak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 178. maddesinde yalnızca fiilen gerçekleşen zararlar değil, karşı tarafın uğrayabileceği muhtemel zararlar da teminat kapsamına alınmıştır. Bununla birlikte mülga kanundaki zararların derhâl tazmini kuralı yerine, hâkimce takdir edilen teminat tutarının kanuni süresi içinde vezneye yatırılması esası benimsenmiştir.

Zararın Kesinleşmesi ve Mahkeme Veznesindeki Teminatın İadesi

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 178. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, karşı tarafın zararının kesin olarak belirlenmesinden sonra mahkeme veznesine yatırılmış bulunan miktar zararı karşılamaya yetmezse eksik kalan kısım tamamlattırılır; depo edilen tutar belirlenen zarardan fazla ise artan miktar ıslah eden tarafa iade edilir.

Islah Harcının Tamamlanması ve Usul Hukukundaki Yaptırımı

492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca yargı harçlarını kural olarak davayı açan veya harca konu işlemin yapılmasını talep eden taraf ödemekle yükümlüdür. Harçlara ilişkin hususlar kamu düzeninden olup mahkemelerce resen dikkate alınır. Nispi karar ve ilam harcına tabi uyuşmazlıklarda peşin nispi ilam harcının alınması zorunludur ve Harçlar Kanunu'nun 32. maddesi gereğince yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe kural olarak müteakip işlemler icra edilemez. Ancak ilgilisi tarafından yatırılmayan harcın diğer tarafça ödenmesi hâlinde yargılamaya devam edilir ve bu miktar nihai kararda resen değerlendirilir.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2016/582, K. 2017/2786Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2016/582 E.  ,  2017/2786 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, davacı iş sahibi ile davalı yüklenici arasında imzalanan eser sözleşmesinin ifası sırasında yüklenicinin çalıştırdığı dava dışı işçiye işçilik alacaklarını ödememesi üzerine dava dışı işçinin müteselsil sorumlu olan davacı iş sahibi aleyhine açtığı davada hükmedilip iş sahibince ödenen alacağın rücuen tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalı yüklenici vekilince temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-Dava, 10.000,00 TL üzerinden ve peşin harç ödenerek açılmış, 28.08.2015 havale tarihli ıslah dilekçesi ile talep 316.727,29 TL arttırılarak 326.727,29 TL’ye çıkartılmış ıslah harcı yatırılmamıştır. 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 15. maddesine göre yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev’i ve mahiyetine göre de maktu esas üzerinden alınır. Aynı Yasa’nın 28/1. maddesinin (a) bendinde karar ve ilâm harçlarının dörtte birinin peşin geri kalanın kararın tebliğinden itibaren 1 ay içinde ödeneceği hükmü yer almakta olup, yine aynı Kanun'un 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayacağı emredici hükmü konulmuştur. Davacı iş sahibi idare, Gaziantep Büyük Şehir Belediyesi'ne bağlı, müstakil bütçeli, Kamu Tüzel kişiliğine haiz bir kuruluş olup Harçlar Yasası’na göre harçtan muaf olan kişi ve kurumlardan değildir. Nispi karar ve ilâm harcına tabi davalarda dava değeri üzerinden peşin nispi ilâm harcının alınması zorunludur. Uyarıya rağmen yatırılmaması halinde Harçlar Kanunu’nun 32. maddesi gereğince müteakip işlemler yapılamayacağından dava dosyasının işlemden kaldırılması gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun en son verdiği 04.12.2013 gün, 2013/21-445 Esas, 2013/1625 Karar sayılı ilâm ile Dairemizin yerleşik uygulamaları bu yöndedir. Harç hususu kamu düzeninden olup görevi gereği mahkemeler ve Yargıtay'ca re’sen göz önünde tutulması gerekmektedir. Bu durumda mahkemece davacıya ıslahla artırılan bölümün değeri üzerinden yatırılması gereken peşin nispi ilâm harcını yatırmak üzere süre verilip, yatırılması halinde yargılamaya devamla davanın sonuçlandırılması aksi halde 6100 sayılı HMK'nın 178. maddesi gereğince ıslah yapılmamış sayılarak davanın sonuçlandırılması gerekirken kamu düzeninden olan harç hususu gözden kaçırılarak davanın esastan sonuçlandırılması doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 06.07.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
492 sayılı HARÇLAR KANUNU m. 11Kaynağı aç
Madde 11 – Genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca mevzu olan işlemin yapılmasını istiyen kişiler ödemekle mükelleftir. Vasinin hesabının görülmesi dolayısiyle alınacak harçlar, vesayet altındaki şahsa izafeten vasiden alınır. Herhangi bir istek olmaksızın resen yapılacak işlemlere ait harçlar, aksine hüküm yoksa, lehine işlem yapılan kişilerden alınır. Celse harçlarında mükellef:
492 sayılı HARÇLAR KANUNU m. 32Kaynağı aç
Madde 32 – Yargı işlemlerinden alınacak harclar ödenmedikçe mütaakıp işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmiyen harcları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır. İşçi alacaklarının takibi:

Kısmi ıslah yoluyla talep edilen bedelin artırılması durumunda eksik kalan peşin nispi karar ve ilam harcının ikmali için mahkemece süre verilmesi gerekir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/21-445 Esas ve 2013/1625 Karar sayılı kararında harçlar ödenmedikçe sonraki usul işlemlerinin yürütülemeyeceği belirtilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2016/582 Esas ve 2017/2786 Karar sayılı kararında bir yandan ihtara rağmen peşin harcın yatırılmaması hâlinde Harçlar Kanunu'nun 32. maddesi gereğince dava dosyasının işlemden kaldırılması gerektiği ifade edilirken, diğer yandan ıslahla artırılan bölüm harcının yatırılmaması durumunda HMK m. 178 uyarınca ıslah yapılmamış sayılarak davanın sonuçlandırılması gerektiği yönünde değerlendirmeye yer verilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/21-445, K. 2013/1625Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2013/21-445 E.  ,  2013/1625 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Yozgat İş Mahkemesi TARİHİ : 20/11/2012 NUMARASI : 2012/699-2012/883 Taraflar arasındaki “faiz alacağı“ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Yozgat İş Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 21.09.2010 gün ve 2010/345 E.-2010/348 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesi’nin 25.06.2012 gün ve 2010/12776 E.- 2012/12040 sayılı ilamıyla; “…1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı Kurumun aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine, 2-Dava, ölüm aylığının geç bağlanması nedeniyle doğan işlemiş faiz alacağı istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulü ile 3.028,09 TL işlemiş faiz alacağının davalı Kurumdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Alacaklının nakdinden bir süre için yoksun kalması nedeni ile nakdin kullanılması olanağını borçluya bırakması karşılığında elde ettiği miktarı kanun ya da hukuki işlem ile belirlenmiş para borçları açısından özel olarak düzenlenen, tahsil için zararın ve kusurun varlığı şart olmayan bir tür tazminat, bir medeni semere olarak tanımlan faiz kavramı kapsamındaki temerrüt faizi de; muhtemel zararların giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya yasa koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılık olup, talep edilebilmesi için gerçekten bir zarar görülmüş olması gerekli değildir. Bu konuda borçluya bir ispat hakkı tanınmadığı gibi; borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması da şart değildir. Borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetince varlığını sürdüren bir karşılık olarak, alacaklının aksi iddia olunmayan farazi zararının asgari oranda giderilmesine yönelik, para borcunun fer'isi niteliğindeki (BK. Md.113/2 ve 131) faizin,  asıl alacakla birlikte sona ermemesi için saklı tutulması, ya  da halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması da yasal bir gerekliliktir. Mahkemece, davacının faiz hakkını saklı tutup tutmadığı araştırılmadığı gibi gerekçeli kararda halin icabından saklı tutulduğunun anlaşılması gerekip gerekmediği yönünde bir değerlendirme de yapılmaması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Öte yandan, nispi karar ve ilam harcına tabi davalarda ıslah ile dava değerinin arttırılması halinde artan dava değeri üzerinden karar ve ilam harcının tamamlanması (ıslah harcı) gerekir. Somut olayda davacı, dava dilekçesinde 100,00 TL olarak açıkladığı faiz talebini 21.9.2010 tarihli ıslah beyanı ile 3.028,09 TL ye arttırmış ise de ıslah harcının yatırılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece, tamamlama harcı yatırılmayan ıslah beyanına değer verilerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Yapılacak iş, davacının faiz hakkını saklı tutup tutmadığını Kurum ve ödemenin yapıldığı banka kayıtlarından araştırmak, davacının faiz hakkını saklı tuttuğu belirlenir ise ıslah harcını tamamlamak üzere davacıya süre ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir. O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. …” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN  : Davalı vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, davacıya ödenmesi gereken ölüm aylıklarının geç ödenmesi nedeniyle birikmiş faiz  alacağının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin babası olan H. B..'nın Bağ-Kur sigortalısı iken 2001 yılında vefat ettiğini, müvekkilinin, davalı kuruma ölüm aylığı bağlanması için annesi ile birlikte başvurduğunu ancak davalı kurumun bu talebi reddettiğini, bunun üzerine Yozgat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne davalı kurumdan aylık alabilmek için dava açtığını ve yapılan yargılama sonrasında davacının 01/03/2001 tarihinden itibaren  ölüm aylığı almaya hak kazandığının tespitine karar verildiğini, kararın Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nce onanarak kesinleştiğini, bu karar üzerine davalı kurumun davacıya ve diğer hak sahiplerine 01/03/2001 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağladığını, fakat bu aylıkların yasal faizini ödemediğini,  oysaki davalı kurum tarafından müvekkiline maaşların yasal faizinin de ödenmesi gerektiğini, çünkü davalı kurumun kendi kusuru yüzünden müvekkilinin 01/03/2001 tarihinde yazılı olarak başvurmasına rağmen talebini reddederek maaşlarını geç almasına sebebiyet verdiğini ve müvekkilinin başvurusuna rağmen faiz alacağını ödemediğini, belirterek müvekkilinin alması gereken fakat davalı kurumca müvekkiline ödenmeyen ölüm aylıklarına işlemiş olan faiz alacağının tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100,00 TL faiz alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı  Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili,  faiz alacağının feri nitelikte bir hak olduğunu,  BK 113/1 maddesi uyarınca asıl alacağın sona ermesinin  faizi de sona erdireceğini,  aynı maddenin 2. fıkrasında daha önce işlemiş faiz hakkının saklı olduğu bildirilmemiş ya da durumun özelliğinden anlaşılıyor olmadıkça bu faizlerin istenemeyeceğini 5510 sayılı Kanun'un 42 maddesi uyarınca 3 aylık sürenin dikkate alınması gerektiğini belirterek, davanın reddine, karar verilmesini istemiştir. Dosyaya sunulan Yozgat 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesinin 20.04.2006 tarih ve 2006/120 E.-321 K. sayılı ilamında; davacının, Fatma Bölükbaşı, davalının Bağ-Kur Genel Müdürlüğü olduğu, davanın ise, davacının eşinin 10.08.2001 tarihinde ölümü nedeniyle, 01.09.2001 tarihi itibariyle ölüm aylığının bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkin olduğu, mahkemece istemin kabulü ile davacı hak sahibi eşinin ölüm tarihini takip eden aybaşı olan 01.09.2001 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine, aksi yöndeki kurum işleminin iptaline karar verildiği; davalı kurum vekilinin temyizi üzerine 21.Hukuk Dairesinin 14.11.2005 tarih ve 2005/7697 E.-11463 K. sayılı ilamı ile onanmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Yozgat Bağ-Kur İl Müdürlüğünün 26.11.2007 tarihli cevabi yazısında; “26.11.2007 tarih ve 61167  sayılı yazı ile “Hak sahibi olarak  F.. ve  H. B..’na 01.03.2001 tarihinden itibaren aylıklarının bağlandığı, 28.06.2007 tarihine kadar geçen süre için yasal faiz tutarının 9.933,49 YTL olduğunun tespit edildiği” bildirilmiştir. Davacı vekili, talebini ıslah ederek 3.028,09 TL faiz alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah talebine rağmen ıslah harcı yatırmamıştır. Mahkemece, davanın kabulü ile, 3.028,09 TL faiz alacağının davalı taraftan alınarak davacı tarafa  ödenmesine  karar verilmiştir. Mahkemenin faiz alacağının tahsiline ilişkin verdiği karar, yukarıda belirtilen nedenle bozulmuş, mahkemece, 30.01.2006 tarihli ihtarname ile faiz hakkının saklı utulduğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararını davalı vekili, temyize getirmektedir. Direnmeye konu uyuşmazlık, davacının, faiz alacağının saklı tutulup tutulmadığı konusunda mahkemece araştırma yapılmasına gerek olup olmadığı ve  ıslah harcı tamamlanmadan yargılamaya devam edilip edilemeyeceği  noktalarında toplanmaktadır. I-Öncelikle alınması gereken harcın niteliği ve eksik harç ödenmeksizin yargılama yapılarak hüküm kurulmasına olanak bulunup bulunmadığı konusunun açıklanmasında yarar vardır. Kamu hizmetlerinin kurulması ve yürütülmesi için gerekli olan mali kaynağın sağlanması amacıyla devletin egemenlik gücüne dayanarak koyduğu mali yükümlülüklerden kaynaklanan alacakları genel olarak kamu alacakları olarak nitelendirilmektedir. Devletin kamu alacağını oluşturan gelir kaynaklarından birini de, kamu hizmetlerinden yararlananların ödedikleri harçlar oluşturmaktadır. Harçların oluşturduğu yükümlülük, teoride, “masrafı karşılama” ve “faydalanma” ilkelerine dayandırılmaktadır. Masrafları karşılama ilkesine göre harç, hizmetin gerektirdiği maliyetle ölçülürken; faydalanma ilkesinde hizmetin maliyeti değil, yükümlü için taşıdığı değer esas alınmaktadır. Yapılan açıklamalar karşısında harç; bazı kamu hizmetlerinden yararlanan ve hatta kanun hükmü ile yararlanmak zorunda bırakılan özel ve tüzel kişilerin, özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında, belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıyla konulan ve zor unsuruna dayanan mali yükümlülüklerdir (Pınar, Burak: Yargı ve İcra Harçları, Ankara 2009, s.1-3). Diğer bir deyişle harç, muhtelif kanunların konusunda bulunan adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetin gerektirdiği kırtasiye ve formalite masraflarını karşılamak mülahazasıyla hakiki ve hükmi şahıslardan Hazinece alınan bir paradır. Yapılan işler ve görülen hizmet amme hizmetinden ziyade, kişilerin şahsına ve menfaatine ilişkindir (Y.İ.B.K. 23.12.1976 gün ve 1976/11-7 E.-6 K.; Diğer bir tanım için bakınız Y.İ.B.K. 7.12.1964 gün ve 1964/3 E.-5 K.). Harçlar konusunda genel düzenleme içeren, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun gerekçesinde harcın tanımı “fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir” biçiminde yapılmıştır. (Bu harç tanımını benimseyen Anayasa Mahkemesi kararları:31.03.1987 gün ve 1986/20 E.-1987/9 K.; 14.02.1991 gün ve 1990/18 E.-1991/14 K.; 28.09.1995 gün ve 1995/24 E.-52 K.; Benzeri tanımı içeren H.G.K.'nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı). Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için; kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir (Y.İ.B.K. 7.12.1964 gün ve 1964/3 E.-5 K.; Anayasa Mahkemesi'nin 31.03.1987 gün ve 1986/20 E.-1987/9 K. sayılı kararları). Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de, kanunda yer almasına bağlıdır. Nitekim, 1982 Anayasası'nın 73/3.maddesinde; “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” hükmünü içermektedir. Bu Anayasa kuralının, vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın, kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça gösterilmesi amacına yönelik bulunduğu bellidir. O halde, harca ilişkin bir yasa hükmünün yorumu ve uygulanmasında, bu ilke ve amaç gözden uzak tutulmamak gerekir. Aksi halde, kişi ve kurumların yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına sokulmaları veya Devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakılması gibi, Yasa Koyucunun amacına aykırı ve sakıncalı sonuçların doğmasına yol açılmış olur (H.G.K.'nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E,-493 K. sayılı ilamı). Bu kanunilik ilkesine paralel olarak, Harçlar Kanunu'nun 1. maddesinde, bu Kanuna göre alınacak harçlar arasında, diğer harçlar yanında yargı harçları da, bulunmaktadır. Aynı Kanunun 2. maddesinde ise, yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanları, yargı harçlarına tabi olduğu vurgulanmıştır. Bu arada yargı harcı, devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısıdır (Y.İ.B.K. 16.12.1983 gün ve 1983/5 E.-6 K.). Yargı harçlarının konusuna giren, yani yargı harcına tabi işlemleri, genel olarak mahkeme harçları, icra ve iflas harçları olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. Yargı harçlarının konusunu oluşturan harçlardan ilki mahkemelerde ödenecek harçlar olup; bunlar başvurma harcı, celse harcı ile karar ve ilam harcıdır. Gereksiz davaların açılmasının ve diğer tarafın haksız yere ızrar edilmesinin önlenmesi için ihdas edilen karar ve ilam harcı, yargılama giderlerinin de, önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Karar ve ilam harcı, maktu ve nispi olmak üzere iki çeşittir (492 Sayılı Kanun m.15, 21). Bu anlamda davanın maktu veya nispi harca tabi olup olmaması, kural olarak dava konusunun para ile değerlendirilebilir olup olmamasına göre değişmektedir. Nisbi harç, konusu belli bir değerle (para veya para ile değerlendirilebilen bir şey) ilgili davalarda, hüküm altına alınan değer üzerinden tarifedeki belli nisbete göre alınan harçtır (1 Sayılı Tarife, madde III/1-a). Maktu harç ise, konusu belli bir değerle tesbit edilemeyen davalarda ve davanın reddine ilişkin kararlardan alınan harçtır (1 Sayılı Tarife, madde III/2-a). Harçlar Kanunu'nun “Nispi harçlarda ödeme zamanı” başlığını taşıyan 28/1. maddesinde nispi harçlarda ödeme zamanı düzenlenmiş olup, aynı maddenin (a) bendinde ise, karar ve ilam harcının ödeme zamanı düzenlenmiştir. Anılan Kanunun “Karar ve İlam Harcı” başlığını taşıyan 28/1-a maddesinde aynen; “Karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın verilmesinden itibaren iki ay içinde ödenir” hükmünü taşımaktadır (Yargıtay H.G.K'nun 24.03.2010 gün ve 2010/12-158 esas, 2010/178 sayılı ilamı). 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 32. maddesinin birinci cümlesi olan “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz” hükmü yer almaktadır.  Bu hükmün, itiraz yoluyla Anayasaya aykırılığının, yerel mahkemelerce ileri sürülmesi üzerine, Anayasa Mahkemesi, 17.03.2010 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 2009/27 E., 2010/9 K. sayılı kararı ile, 492 Sayılı Kanunun 32.maddesinin birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın(iptal isteminin) reddine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, Kanunun 32.maddesinin birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın(iptal isteminin) reddine ilişkin  kararının gerekçesinde ise: “…Yargılama sürecinde, yasayla harca tabi kılınmış bir hizmetten yararlanmak isteyen ilgili (davalı veya davacı), genel kurallar uyarınca harcını ödeyerek bu hizmetten yararlanabilir. Dava açan veya yargılama sırasında harca tabi bir işlemin yapılmasını isteyen tarafın, harç ödemeden devam eden işlemlerin yapılmasını isteyerek bireysel bir menfaat elde etmesi, harçların konuluş amaçlarına aykırılık oluşturur. Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılmayacağını belirten kural, bireylerin özel menfaatleriyle ilgili olarak yargı hizmetinden yararlanmalarını, bu hizmetin karşılığı olan harcın ödenmesi koşuluna bağladığından, hak arama özgürlüğünü sınırlandıran bir nitelik taşımamaktadır. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural, Anayasa'nın 36.maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.” ifadelerine yer verilmiştir. Harçlar Kanunu'nun 32.maddesi hükmünce, yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılamayacağından, dolayısıyla ıslah edilen miktar yönünden bakiye nispi karar ve ilam harcı ödenmeksizin sonraki işlemlerin yapılmasına olanak bulunmamaktadır. Görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce, harçtan muaf olan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı aleyhine açılan dava nisbi harca tabi bir dava olsa dahi, başlangıçta maktu harç alınıp yargılamaya devam edilebilmesi gerektiği, sonuçta davalıdan harç alınma imkanı olmadığından nispi harcın da peşin yatırılmasına gerek olmadığı,  aksine bir yaklaşımın hak arama özgürlüğünü kısıtlanması anlamına geleceği ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunlunca kabul edilmemiş ve  tamamlama harcı yatırılmadan mahkemece ıslah beyanına değer verilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, kabul edilmiştir. II-Davacının, faiz alacağı hakkını saklı tutup tutmadığı konusunda mahkemece araştırma yapılmasına gerek olup olmadığı konusuna gelince: Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 113.maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun m.131) uyarınca, son fıkrasında belirtilen gayrimenkul rehni, kıymetli evrak ve konkordatoya ilişkin özel hükümler dışında, asıl borç ifa ile veya başka bir suretle sona erdiği takdirde kural olarak kefalet, rehin ve diğer fer’i haklar da sona ermektedir. Fer’i haklar, borç ilişkisinin içerdiği alacak hakkının bir kısmı, bir parçası değildir. Asıl borca bağlı, asıl borç mevcut ve geçerli olduğu sürece geçerlidir ve asıl alacak ile birlikte doğar; varlığını sürdürür, onunla birlikte sona erer.   Fer’i hakların en önemlilerinden birisi de faizdir. Kural bu olmakla beraber, Borçlar Kanunu işlemiş faizin devam edip etmeyeceği konusunda özel bir hüküm getirmiştir. Borçlar Kanununun 113/2.maddesi hükmüne göre, evvelce işleyen faizleri talep hakkının saklı tutulduğu (ihtirazi kayıt) veya saklı tutulduğunun hal ve koşullardan çıkartılması kaydıyla, ödenmemiş faizlerin istenebilme hakkı ortadan kalkmamakta, asıl borç ifa veya sair bir suretle son bulmuş olsa bile, borcun fer’isi olan faiz varlığını sürdürmekte ve alacaklı bunları talep edebilme hakkını yitirmemektedir. İhtirazi kayıt, alacaklının borçluya yönelttiği bir irade bildirimi ile yapılır. Bu bildirim ifadan önce ya da en geç ifanın ardından derhal yapılmalıdır. Ön koşul ileri sürülmezse ilişkin olduğu hakkın düşmüş sayılması, o haktan zımni olarak vazgeçilmiş olması esasına dayanır. İşlemiş faizleri talep hakkının saklı tutulduğuna ilişkin beyanla ilgili olarak yasada bir şekil öngörülmemiştir. Asıl borç son bulduğu halde alacaklı, bu hakkını saklı tuttuğunu veya durumun koşullarından bunun anlaşılması gerektiğini kanıtladığı takdirde işlemiş faizlerle ilgili alacak hakkı, son bulmayacaktır Burada önemli yön, alacaklının hangi eylem ve işlemlerinin, bu hakkı kullanmak istediği şeklinde yorumlanması gerektiğidir. İfade edilmek istenen husus, somut olayın niteliğinin, para borcunun son bulmasına karşılık, işlemiş faiz borcunun devamını gerektirmesidir. Alacaklı açıkça ihtirazi kayıt ileri sürmese de, yaptığı eylem ve işlemlerden bu hakkını kullanmak istediği sonucu çıkarılabiliyorsa, artık bu hakkın saklı tutulduğunun kabulü gerekecektir. Alacaklının, asıl borç konusu para alacağını tahsil ederken, işlemiş faizleri talep hakkını saklı tuttuğunu beyan etmediği veya bu durum “hal ve koşullardan çıkartılmadığı” takdirde ise, yukarıda belirtilen yasal ilke uyarınca, asıl borç son bulmakla, faiz alacağı da son bulacaktır. Nitekim aynı ilke, Hukuk Genel Kurulu'nun 10.12.2003 gün ve 2003/10-739 E. – 737 K., 02.02.2005 gün ve 2004/10-771  2005/24  K., 18.11.2009  gün  2009/21-435 E., 2009/544 K.   sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Somut olayda, birikmiş ölüm aylıkları davalı Kurum tarafından toplu olarak ödenen davacı, sonrasında faiz alacağına ilişkin bu davayı açmıştır. Davada, faiz alacağının hüküm altına alınabilmesi için, maddede belirtildiği gibi, işlemiş faizi talep hakkının saklı tutulduğunun beyan edildiği ya da eylem ve işlemlerinden bu durumun anlaşılmakta olduğunun kanıtlanması gerekir. Borç ilişkisinin sosyal güvenlik hukukuna dayalı olması, borçların ferilerinin son bulması yönünden düzenleyici nitelikte hüküm öngören Borçlar Kanununun 113.maddesinde belirtilen ana kuralın ve maddede sınırlı olarak belirtilen düzenlemelerin dışına çıkılması sonucunu yaratmamaktadır.  Asıl borcun son bulması nedeniyle fer’ilerinin de son bulduğunun mahkemece resen göz önünde tutulması gerekir. Belirtilen nedenlerle, özellikle 30.01.2006 tarihli ihtarnamenin dava dışı F.. B.. adına gönderilmesi ve davacı adına gönderilmiş bir ihtarnamenin dosya içersinde bulunmaması  karşısında, davacının, faiz talep hakkını saklı tuttuğuna ilişkin beyanın, ya da bu kapsamda  faiz hakkını saklı tutma iradesini gösterecek nitelikte olan işlem ve eylemlerin neler olduğunun araştırılarak, ortaya konmasında yasal zorunluluk bulunmaktadır. Yukarda açıklanan   nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Geçici Madde 3" atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 5521 sayılı Kanunun 8/son maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 04.12.2013 gününde harç yönünden oyçokluğu,  esas (faiz) yönünden oybirliği ile karar verildi.

Cevap Dilekçesinin Islahı, Süre ve Talebin Daraltılması

Islah sebebiyle yargılama giderlerinin karşılanması yükümlülüğü yalnızca davacı için değil, davalı taraf için de geçerlidir. Davalı tarafın cevap dilekçesini ıslah ederek zamanaşımı def'inde bulunması durumunda, o tarihe kadar yapılmış olan yargılama gider ve harçlarını mahkeme veznesine yatırması amacıyla davalıya bir haftalık süre verilmeden cevap dilekçesinin ıslahının geçerli sayılması usul kurallarına aykırıdır.

Süresinde sunulmadığı gerekçesiyle HMK m. 178/1 uyarınca yapılmamış sayılan ıslah dilekçesinde artırılmış bulunan alacak tutarları üzerinden karşı taraf aleyhine yargılama gideri ve vekâlet ücretine hükmedilemez.

Davacının talebini daraltması hâlinde, talep daraltılmadan önce alınan bilirkişi raporu ve yapılan tebligat masrafları gibi yargılama giderlerinin HMK m. 178 gözetilerek davacı üzerinde bırakılması yönünde yargı kararları mevcuttur.

Davanın tamamen ıslah edildiğinin bildirildiği durumlarda ise 6100 sayılı Kanun'un 180. maddesi uyarınca bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi verilmesi zorunludur. Belirtilen süre içerisinde yeni dava dilekçesi verilmediği takdirde ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 180Kaynağı aç
MADDE 180- (1) Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi hâlde, ıslah hakkı kullanılmış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir. Kısmen ıslah

Tüzel Kişilerin Adli Yardım Durumu ve Kanun Yolu İncelemesi

6100 sayılı Kanun'un 334. maddesi uyarınca adli yardımdan kural olarak yalnızca gerçek kişiler yararlanabilmekte, tüzel kişilerden ise yalnızca kamuya yararlı dernek ve vakıflar bu imkândan faydalanabilmektedir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2013/6713 Esas ve 2014/6595 Karar sayılı kararında tüm malvarlığına el konulmuş bir şirketin HMK m. 178 kapsamındaki ıslah teminatını yatıramayacağı somut olgusu karşısında adli yardım talebinin kabulü yönünde değerlendirme yapılmışsa da, yargısal içtihatta HMK m. 334 hükmünün sınırları esas alınarak ticari şirketlerin adli yardım kapsamı dışında kaldığı kabul edilmektedir.

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/329, K. 2023/799Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2023/329 E.  ,  2023/799 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi HÜKÜM/KARAR : Ret Taraflar arasındaki menfi tespit ve takibin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı şirket ile beş bin adet VIP tanıtım kataloğunun yapımı için 28.500,00 TL’ye anlaştığını, birkaç ay sonra katalogların kendiliğinden dağıldığının görülmesi üzerine bu durumun davalıya bildirilerek yüz civarında ayıplı kataloğun iade faturası düzenlenip gönderildiğini, davalının bu katalogları incelemesi sonucu gizli ayıp olduğunu kabul ettiğini bunların yerine geçmek üzere yeni kataloglar yaparak gönderdiğini, ancak birkaç ay sonra davalının ikinci parti kataloglar için müvekkili aleyhine haksız olarak icra takibi başlattığını, davacının takibe itirazı üzerine Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava sürecinin başladığını, müvekkili şirketin ortak ve yetkililerinin bir soruşturma kapsamında 10.12.2010 tarihinde tutuklandıklarını, bu süreçte davacı şirketin ve yetkililerinin mal varlığına el konulduğunu, aciz duruma düşen müvekkilinin, savunmasını yapıp delillerini sunamadığından davanın aleyhine sonuçlandığını ve parasını ödediği kataloglara ikinci kez para ödemek durumunda bırakıldığını, davalıya müvekkilinin hiçbir borcu bulunmadığını ileri sürerek 28.500,00 TL olan katalog ücreti dışında müvekkiline teslim dahi edilmeyen faturalarla 37.110,00 TL üzerinden Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğünün 2010/2400 sayılı icra dosyasında başlattığı takipten dolayı borçlu olmadığının tespitine ve takibin iptaline, müvekkili şirketin ve yetkililerinin mal varlığına el konulduğundan adli yardım talebinin kabulüne, davalının %20’den az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiş; 24.07.2013 havale tarihli ıslah dilekçesinde ise, davacının malvarlığına el konulduğundan adli yardım talebinin kabulü ile müvekkili şirketin 2009 yılı Şubat ayında davalıdan bedelini ödeyerek teslim aldığı beş bin adet kataloğun gizli ayıplı olduğunun belli olduğunu belirterek ayıplı ürünler için ödenen 28.500,00 TL’nin iadesine karar verilmesini istemiş; davasını “istirdat davası” olarak ıslah etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin davacıdan olan alacaklarının bir kısmının tahsili için Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğünün 2010/2400 sayılı dosyasında ilamsız icra takibi başlattığını, davacının haksız itirazı üzerine müvekkilinin Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/182 E., sayılı dosyasında açtığı itirazın iptali davasının kabul edildiğini, anılan kararın temyiz incelemesinde de düzeltilerek onandığını, davacının karar düzeltme yoluna başvurmak yerine kanunu dolanmak suretiyle menfi tespit davasını açtığını, menfi tespit davası açmakta hukukî yararı bulunmayan davacının Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/182 E., sayılı dosyasında ileri sürdüğü savunmalarını bu davada aynen tekrarladığını, katalogların bedelini ödemeyen davacıdan mükerrer tahsilat yapılmadığını, davacının sadece yüz on sekiz adet kataloğun ayıplı olduğunu bildirerek bunları da iade faturasıyla geri gönderdiğini, bunların dışında ayıp ihbarının yapılmadığını, itirazın iptali davasında savunma yapamadığına ilişkin iddiaları asılsız olan davacının adli yardım talebinin de dayanağının bulunmadığını, daha önce davacı şirkete hacze gidildiğinde 79.840,00 TL teminatı çok kısa sürede nakit olarak yatıran davacının adli yardım talebine yönelik aciz hâlinin fiilen doğru olmadığını belirterek davanın reddini ve davacı aleyhine %40’tan az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini savunmuş; ıslah dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde ise; davacının ıslah talebi üzerine mahkemece verilen kesin süre içinde ve yapılan ihtara rağmen teminatı yatırmadığından, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilmesi gerektiğini, kanuna aykırı adli yardım talebinin reddinin gerektiğini, ıslah talebinin teminat şartı yerine getirilmediği için geçersiz olduğu gibi Yargıtay tarafından onanan Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/182 E., sayılı davada verilen karara aykırılıktan dolayı da geçersiz olduğunu, davacının iadesini talep ettiği bedelin Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/182 E., sayılı davada verilen karar doğrultusunda cebri icra yoluyla ödemek zorunda kaldığı tutar olup, bunun da hukuken mümkün olmadığını belirterek davanın reddi ile %40’tan aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 17.09.2013 tarihli ve 2012/760 E., 2013/406 K. sayılı kararı ile; Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/182 E., sayılı dosyasında aynı icra takibi ve aynı ticari ilişkiden dolayı açılan itirazın iptali davasında, bu davada ileri sürülen sebeplerin savunma nedeni olarak ileri sürülmesinin mümkün olduğu, davacının iddialarının bir kısmının söz konusu davada dile getirildiği, icra takibine konu alacağın bulunup bulunmadığı, ayıbın söz konusu olup olmadığı hususlarının tespit ve tartışmasının yapıldığı, bu bakımdan davacının menfi tespit istemiyle bu davayı açmasında hukukî yararı bulunmadığından dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddinin gerektiği, davacının ıslahla davayı istirdat davasına dönüştürdüğü ve adli yardım talebinde bulunduğu, ancak 04.01.2013 tarihli ara karar ile adli yardım talebinin reddedildiği, yasal süresi içinde teminat yatırılmadığı için ıslahın yapılmamış sayılması gerektiği; ihtiyati tedbir kararı ile takibin durdurulduğu gözetildiğinde ise, davalı tarafın tazminat talebinin haklı olduğu gerekçesiyle ıslahın yapılmamış sayılmasına, davanın reddi ile asıl alacağın %40'ı oranındaki tazminatın davacıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. İlk Derece Mahkemesinin 17.09.2013 tarihli ve 2012/760 E., 2013/406 K. sayılı kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 14.11.2014 tarihli ve 2013/6713 E., 2014/6595 K. sayılı ilamında; davacı vekilinin 24.07.2013 tarihli davanın tamamen ıslahı mahiyetindeki ıslah dilekçesi ile davasını ıslah ederek menfi tesbit davasına konu olmayan ve daha önce yapılıp ayıplı olması nedeniyle reddedilen etiketlerle ilgili olarak ödenen 28.500,00 TL'nin iadesini isteyerek davasını istirdat davasına dönüştürdüğü, davacı şirketin ve yetkilisinin tüm malvarlıkları ile banka hesaplarına el konulduğundan adli yardım talebinde bulunduğu, Mahkemece 24.07.2013 tarihli dilekçe ile yapılan adli yardım istemi konusunda dava açılırken istenen adli yardım talebi, adli yardım talep edebilecek kişiler arasında gerçek kişi, dernek ve vakıf dışında tüzel kişilerin belirtilmemiş bulunması sebebiyle reddedildiğinden adli yardım talebinin yerinde görülmediği gerekçesiyle HMK'nın 178. maddesindeki teminat, verilen kesin süre içerisinde yatırılmadığından ıslahın yapılmamış sayılmasına ve davanın reddine karar verildiği, 6100 sayılı HMK'nın adli yardımdan yararlanacak kişiler başlıklı 334. maddesinin 1. bendinde “Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zora düşürmeksizin gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler iddia ve savunmalarında geçici hukuki koruma taleplerinde ve icra takibinde taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler” 2. bendinde de “Kamuya yararlı dernek ve vakıflar, iddia ve savunmalarında haklı göründükleri ve mali açıdan zor duruma düşmeden gerekli giderleri kısmen veya tamamen ödeyemeyecek durumda oldukları takdirde adli yardımdan yararlanabilirler” hükmü getirildiği, bu maddedeki düzenlemelerden gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıfların adli yardımdan yararlanabilecekleri anlaşılmakta ve bir kısım Yargıtay kararları ile doktrinde kanunda belirtilenler dışında tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanamayacakları genel kabul gördüğü, ancak Kanunda, diğer tüzel kişiler ve şirketlerin adli yardımdan yararlanamayacaklarına dair açık bir hüküm de bulunmadığı, davacı şirket ve yetkilisinin tüm mal varlıkları ile hak ve alacaklarına el konulup tasarruf yetkisi kısıtlandığından şirket ve yetkilisinin 8.000,00 TL civarında ve asgari ücretin yaklaşık dokuz misli fazlası ıslah teminatını yatırmasının aşırı bir külfet oluşturacağı, bu nedenle somut olayda HMK'nın 178/1. maddesine göre ıslah teminatının yatırılmasının istenmesi mahkeme veya yargı yerine başvurma hakları üzerinde orantısız bir kısıtlama olduğundan ıslah teminatı ile ilgili adli yardım talebinin kabul edilemeyerek ıslah yapılmamış sayılıp, davanın sonuçlandırılması, yargıya erişim engellenerek Avurupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 (1). fıkrasında ifadesini bulan adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğu, davacı şirket ve yetkilisinin tüm malvarlığına el konulmuş olduğundan ıslah için HMK'nın 178/I. maddesi uyarınca talep edilen teminatı yatırmasının mümkün olmaması sebebiyle adli yardım talebi kabul edilip dava tamamen ıslah edildiğinden, ıslah edilen şekliyle işin esası incelenip sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bu hususlar üzerinde durulmadan adli yardım talebi yerinde görülmeyerek, teminatın yatırılmaması nedeniyle ıslahın yapılmamış sayılması ve davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozulması uygun bulunmuş, bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İlk Derece Mahkemesi 14.06.2016 tarihli ve 2016/412 E., 2016/503 K. sayılı kararı ile; HMK’nın 334. maddesindeki açık düzenleme ve Hükümet gerekçesine göre gerçek kişiler ile kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışındaki tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanamayacağı, kanun koyucunun tahdidi olarak kimlerin adli yardımdan yararlanabileceğini kanunda açıkça düzenlediği, maddede konuyla ilgili herhangi bir hukukî boşluk da bulunmadığından yargı yetkisini kullanan mahkemenin TMK’nın 1. maddesi gereğince somut olaya özgü hukuk yaratmasının mümkün olmadığı, mahkemenin değişik gerekçe ve yorumlarla tüzel kişilerin de adli yardımdan yararlanabileceğine karar vermesinin yetki gaspı olup bu yorumun hukuken kabulünün mümkün olmadığı, kanundaki düzenlemenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı olması hususunun da yasa koyucu tarafından düzeltilmesi gereken bir durum olduğu, mahkemelerin ancak pozitif mevcut hukukun yorumunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını dikkate alabileceği, kendi yorumuna göre mevcut düzenlemenin İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına aykırı olduğundan bahisle Meclisin açık iradesini ortadan kaldıracak tarzda karar vermesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. C.Direnme Kararı Üzerine Hukuk Genel Kurulunca Verilen Karar 1.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 21.10.2021 tarihli 2017/(15)6-256 Esas, 2021/1280 Karar sayılı kararı ile; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK'nın) 334/1. maddesi hükmünce adli yardımdan kural olarak yalnızca gerçek kişilerin istifade etmesi mümkün olup, 334/2. maddesinde de istisnaî olarak ancak kamuya yararlı dernek ve vakıfların adli yardımdan yararlanması kabul edildiği, tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanmasının sadece kamuya yararlı dernek ve vakıflarla sınırlı olduğu, HMK’nın 334/2. maddesinin Hükümet Gerekçesinde; “…Kamuya yararlı dernek ve vakıfların faaliyetleri sırasında taraf olmak zorunda kalacakları dava ve işler sebebiyle yapacakları harcamaları karşılayacak yeterli malî kaynaklarının bulunmaması durumunda, gerçekleştirebilecekleri kamuya yararlı faaliyetlerin de tehlikeye girmesi söz konusu olabileceğinden, bu tür tüzel kişilerin de adli yardımdan yararlanmaları uygun bulunmuştur.” şeklinde maddenin konuluş amacının açıklandığı, şu hâlde kamuya yararlı dernek ve vakıflar dışındaki tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle adli yardım isteminde bulunan ticarî şirketi olan davacının, HMK'nın 334/2. maddesinde tahdidi olarak sayılan adli yardımdan yararlanabilecek tüzel kişilerden olmadığından; mahkemece anılan madde hükmü gözetilerek davacı şirketin adli yardımdan istifade edemeyeceği gerekçesiyle verilen direnme kararının uygun bulunduğu, ne varki bozma nedenine göre davanın esasına yönelik diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar düzeltme yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. 2.Hukuk Genel Kurulunun yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 3.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 20.12.2022 tarihli 2022/6-1198 Esas, 2022/1791 Karar sayılı kararı ile davacı vekilinin karar düzeltme talepleri reddedilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Bozma kararında da belirtildiği üzere, kanunda şirketlerin adli yardımdan faydalanamayacağına ilişkin bir düzenleme olmadığını, davacı şirketin tüm malvarlığına el konulduğu için uhdesindeki malvarlığını kullanamadığını, bozma kararında ayrıntıları ile belirtildiği üzere tüzel kişilerin de adli yardımdan yararlandırılmasının adaletin tesisi gereği olduğunu, Yargıtay daireleri ve bir çok yerel mahkeme tarafından da tüzel kişilerin adli yardımdan yararlanabileceği belirtildiğini, açıklanan nedenlerle direnme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesi uyarınca borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 334-340, 369, 370 ve 371. maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m.72 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Dava, eser sözleşmesi uyarınca iş bedelinden dolayı borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkin olup davacı iş sahibi, davalı yüklenicidir. 3. Davacının adli yardım yararlanma talebi direnme kararı uygun görülmeyerek ret edilmiş olmakla, davanın esasına yönelik temyiz nedenleri incelenmiştir. 4. Davacı iş sahibi, dava dilekçesinde Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğünün 2010/2400 sayılı dosyasında borçlu olmadıklarının tespiti ve takibin iptaline karar verilmesini istemiş, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2010/182 Esas, 2011/478 Karar sayılı dosyasında ise davacı icra takip dosyası alacaklısı yüklenici, Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğünün 2010/2400 Esas sayılı icra dosyasına yapılan itirazın iptali ile icra takibinin iş sahibi aleyhine devamına karar verilmesini talep etmiştir. Her iki davanın da dayanağı aynı icra takibine, aynı ticari ilişkiden doğan alacağa ilişkindir. Bu durumda alacaklının, itirazın iptali davası açmasından sonra, borçlunun işbu davada menfi tespit talebinde bulunmasında hukuki yararı yoktur. Çünkü borçlu, itirazın iptali davasına karşı vereceği cevap dilekçesinde borçlu olmadığı savunmasını ileri sürebilir; açılmış ve görülmekte olan bir davada savunma olarak ileri sürülebilecek hususlar için ayrı bir tespit davası açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır. 5. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 01.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 336. maddesi gereğince adli yardım talebi asıl talep veya işin karara bağlanacağı mahkemeden, icra ve iflas takiplerinde ise takibin yapılacağı yerdeki icra mahkemesinden istenir; kanun yollarına başvuru sırasında ise talep bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya sunulur. Talepte bulunan taraf iddiasını dayandıracağı deliller ile mali durumunu gösteren evrakı ibraz etmekle yükümlüdür ve bu evrak harç ile vergilerden muaftır. Temyiz aşamasında adli yardım istenmesine kanunen bir engel bulunmadığı gibi mahkemenin nihai kararla birlikte adli yardım talebini reddetmesi veya yerinde görmemesi hâlinde bu karar esas hükümle birlikte temyiz incelemesine konu edilebilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 336Kaynağı aç
MADDE 336- (1) Adli yardım, asıl talep veya işin karara bağlanacağı mahkemeden; icra ve iflas takiplerinde ise takibin yapılacağı yerdeki icra mahkemesinden istenir. (2) Talepte bulunan kişi, iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır. (3) Kanun yollarına başvuru sırasında adli yardım talebi bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya yapılır. (4) Adli yardım talebine ilişkin evrak, her türlü harç ve vergiden muaftır. Adli yardım talebinin incelenmesi
HMK m. 178 uyarınca ıslah teminatı hangi sürede yatırılmalıdır?

Islah eden taraf, hâkimin takdir edeceği yargılama gideri ve zarar teminatını HMK m. 178/1 uyarınca bir hafta içinde mahkeme veznesine yatırmak zorundadır.

Islah teminatı süresinde yatırılmazsa hangi hukuki sonuç doğar?

Belirlenen süre içinde mahkeme veznesine teminat yatırılmazsa Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 178. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ıslah yapılmamış sayılır.

Talebin daraltılması durumunda önceki masraflar kime yüklenir?

Davacının talebini daraltması durumunda, talep daraltılmadan önce alınan bilirkişi raporu ve tebligat giderleri gibi harcamaların HMK m. 178 gözetilerek davacı üzerinde bırakılması yönünde yargı kararları bulunmaktadır.

Davanın tamamen ıslahında yeni dava dilekçesi ne zaman verilmelidir?

Davasını tamamen ıslah ettiğini bildiren taraf, HMK m. 180 gereğince bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni dava dilekçesini vermekle yükümlüdür; aksi hâlde ıslah hakkı kullanılmış sayılarak ıslah hiç yapılmamış gibi yargılamaya devam olunur.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu