HMK Madde 154: Duruşma Tutanağının İçeriği ve Şekil Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 154: Duruşma Tutanağının İçeriği ve Şekil Şartları

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 154. maddesi, duruşma tutanağının içeriğini ve zorunlu unsurlarını ayrıntılı biçimde düzenlemektedir. Ön inceleme, tahkikat ve yargılama işlemleri ancak tutanakla ispat olunabilir; bu kural HMK m. 156/1'de ayrıca düzenlenmiştir. Tutanağa hangi hususların nasıl yazılacağı ve hangi beyanlar için özel şekil koşullarının arandığı uygulamada belirleyici önem taşımaktadır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 156Kaynağı aç
MADDE 156- (1) Ön inceleme, tahkikat ve yargılama işlemleri, ancak tutanakla ispat olunabilir. Zabıt kâtibi bulundurulması zorunluluğu

Tutanağın Temel İşlevi: Hâkim, Zabıt Kâtibi ve Tarafların Rolü

HMK m. 154/1 uyarınca hâkim, tahkikat ve yargılama işlemlerinin icrasını, tarafların ve diğer ilgililerin sözlü açıklamalarını gerekirse özet olarak zabıt kâtibi aracılığıyla tutanağa kaydettirir. Taraflar veya diğer ilgililer ise sözlü açıklamalarını hâkimin izniyle doğrudan da tutanağa yazdırabilir (HMK m. 154/2). Tutanak tamamlandıktan sonra hâkim ve zabıt kâtibi tarafından derhal imzalanır (HMK m. 155/1). İmza atamayacak durumda olan kimsenin parmak izi alınır; bu parmak izinin hangi parmağa ait olduğu tutanakta belirtilir. Elinde parmak bulunmayanlar ise imza yerine mühür veya özel işaret kullanabilir (HMK m. 155/2).

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 154Kaynağı aç
MADDE 154- (1) Hâkim, tahkikat ve yargılama işlemlerinin icrasıyla, iki tarafın ve diğer ilgililerin sözlü açıklamalarını, gerekirse özet olarak zabıt kâtibi aracılığıyla tutanağa kaydettirir. (2) Taraflar veya diğer ilgililer sözlü açıklamalarını hâkimin izniyle doğrudan da tutanağa yazdırabilir. (3) Aşağıdaki hususlar mutlak olarak tutanağa yazılır: a) Mahkemenin adı, duruşmanın açıldığı yer, gün ve saat. b) Hâkim, zabıt kâtibi, hazır bulunan taraflar ve varsa vekilleri, kanuni temsilcileri, fer’î müdahil ve tercümanın ad ve soyadları. c) Yargılamanın aleni ya da gizli yapıldığı. ç) Beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabule ilişkin beyanlar ve sulh müzakereleri ile sonucu. d) Beyanda bulunana okunmak kaydıyla taraf, tanık, bilirkişi veya uzman kişi beyanı. e) Duruşma dışında yapılan işlemlerin özeti. f) Tarafların sundukları belgelerin neler olduğu. g) Tarafların soruşturmaya ilişkin istekleri ile diğer kanunların tutanağa yazılmasını emrettiği konular. ğ) Ara kararları ve hükmün sonucu. h) Karar veya hükmün açıklanma biçimi. (4) Tutanakta sözü edilen veya dosyaya konduğu belirtilen belgeler de tutanağın eki sayılır. (5) Tahkikat ve yargılama sırasında yapılan işlemler teknik araçlarla kayda alınırsa, bu durum bir tutanakla tespit olunur. Tutanağın imzalanması ve imza atamayanların durumu
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 155Kaynağı aç
MADDE 155- (1) Tutanak, hâkim ve zabıt kâtibi tarafından derhâl imzalanır. (2) Tutanağa imza atamayacak durumda olan kimsenin parmak izi alınır, bunun hangi parmağa ait olduğu belirtilir. Ancak elinde parmak bulunmayanlar, imza yerine mühür veya özel işaret kullanabilirler. Tutanağın ispat gücü

Tutanağa Mutlaka Yazılması Gereken Hususlar

HMK m. 154/3, tutanağa mutlak olarak yazılması gereken konuları sıralamaktadır. Mahkemenin adı, duruşmanın açıldığı yer, gün ve saat (m. 154/3-a); hâkim, zabıt kâtibi, hazır bulunan taraflar ve varsa vekilleri, kanuni temsilcileri, fer'î müdahil ve tercümanın ad ve soyadları (m. 154/3-b); yargılamanın aleni ya da gizli yapıldığı (m. 154/3-c) bu zorunlu unsurlar arasındadır. Bunlara ek olarak duruşma dışında yapılan işlemlerin özeti, tarafların sundukları belgelerin neler olduğu, tarafların soruşturmaya ilişkin istekleri ve diğer kanunların tutanağa yazılmasını emrettiği konular, ara kararları, hükmün sonucu ile kararın açıklanma biçimi de tutanağa işlenmek zorundadır (HMK m. 154/3-e, f, g, ğ, h). Tutanakta sözü edilen ya da dosyaya konduğu belirtilen belgeler tutanağın eki sayılır (HMK m. 154/4).

Okuma ve İmza Koşulu: m. 154/3-ç Kapsamındaki Beyanlar

HMK m. 154/3-ç, belirli beyan türleri için öteki zorunlu kayıtlardan farklı bir şekil koşulu öngörmektedir: ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabule ilişkin beyanlar ve sulh müzakereleri ile sonucu, beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla tutanağa yazılır. Bu iki koşul — okuma ve imza — kanun metninde birlikte düzenlenmiştir. Taraf, tanık, bilirkişi veya uzman kişi beyanı ise beyanda bulunana okunmak kaydıyla tutanağa alınır; bu bent için imza koşulu m. 154/3-ç'nin kapsamında açıkça yer almamaktadır (HMK m. 154/3-d).

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/16773, K. 2022/7797Kaynağı aç
4. Hukuk Dairesi         2021/16773 E.  ,  2022/7797 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün temyizen tetkiki davacılar vekili ile davalı vekili tarafından talep edilmiş, davalı vekilince duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 24/05/2022 Salı günü davacılar vekili Av…. ile davalı vekili Av. …..geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan tarafların vekilleri dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Mahkemece hükmüne uyulan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi'nin 14/04/2016 tarih, 2014/9691 Esas ve 2016/4801 Karar sayılı ilamında özetle; "davacılar murisi Servet'in kepçe oparatörü olduğu dikkate alındığında, aylık gelirinin asgari ücretin 3.47 katı kabulünün dosyaya ve oluşa uygun olduğu gözetilerek tazminatın belirlenmesi gereğine değinilmiştir. Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada toplanan delillere göre; asıl davanın kabulü ile (taleple bağlı kalınarak) davacı … için 214.924,00 TL, Şinar için 11.219,00 TL, Şilan için 17.148,00 TL, Dilan için 23.993,00 TL. olmak üzere toplam 267.284,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline; birleşen dava yönünden, davacı vekilinin 10/04/2018 tarihli celsedeki ek dava açmayacakları ve ıslah talebi doğrultusunda karar verilmesini istedikleri yönündeki talep ve beyanının, 6100 sayılı HMK'nın 307. maddesi anlamında feragat niteliğinde bulunduğu anlaşıldığından, davacının birleşen dosyadaki maddi tazminat talebinin ve davasının reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Birleşen dava, bakiye destekten yoksun kalma tazminatı istemine ilişkindir. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamına uyan mahkeme tarafından, bozma kapsamında alınan 15/01/2018 tarihli aktüer raporuyla davacıların tazminat alacaklarının hesaplanması üzerine, davacı taraf birleşen davayı açarak 451.070,07 TL bakiye destekten yoksun kalma tazminatı talep etmiştir. Asıl davanın yargılaması sürerken, davacılar vekili 10/04/2018 tarihli celsedeki imzasız beyanında "henüz ek dava açmadık, ek dava açmayacağız, ıslah doğrultusunda davanın kabulüne karar verilsin" şeklinde talepte bulunmuş; davacılar vekilinin anılan bu beyanı feragat olarak nitelenip, birleşen (ek) davanın reddine karar verilmiştir.6100 sayılı HMK'nın feragat ve kabulün şeklini düzenleyen 309. maddesinin 3. fıkrasında "kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir" düzenlemesi yapılmıştır. Yine, HMK'nın 154. maddesinin 3. fıkrasının (ç) bendinde ise "beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabule ilişkin beyanlar ve sulh müzakereleri ile sonucu" duruşma tutanağına mutlaka yazılması gereken hususlar arasında sayılmıştır. Bu itibarla; kısmi feragatin geçerliliği için, feragat edilen alacak bölümünün tereddüte yer vermeyecek açıklıkta tutanağa yazılması; tutanağa geçirilen feragat beyanının beyanda bulunana okunup imzasının alınması, feragatin geçerliliğine ilişkin şekil şartları olarak kanunla belirlenmiştir. Somut olayda; davacılar vekilinin birleşen davaya konu edilen bakiye destekten yoksun kalma tazminatı bakımından feragat anlamında bir beyanı bulunmadığı halde, mahkemece 10/04/2018 tarihli celsedeki davacılar vekili beyanının feragat olarak yorumlanmasıyla, birleşen (ek) davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından, hükmün bozulması gerekmiştir. 2-Bozma nedenine göre davalı vekilinin asıl ve birleşen davaya ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir. SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 3.815,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacılara verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ve davacılara geri verilmesine 24/05/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2013/20803, K. 2014/3010 sayılı kararında, davacı vekilinin bir oturumdaki talebini daraltan beyanının tutanakta imzasının bulunmaması nedeniyle o beyanla tarafın bağlı tutulamayacağına hükmetmiş; söz konusu düzenlemenin kamu düzenine ilişkin olduğunu vurgulamıştır.

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2013/20803, K. 2014/3010Kaynağı aç
21. Hukuk Dairesi         2013/20803 E.  ,  2014/3010 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bakırköy 1. İş Mahkemesi TARİHİ : 28/06/2011 NUMARASI : 2003/1446-2011/511 Davacı, meslek hastalığı sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminat ile işçilik alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, sübut bulmayan davanın reddine karar vermiştir. Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi. KARAR Dava, iş kazasına ve meslek hastalığına uğrayan davacının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, davacı vekilinin 01.02.2010 günlü celsede davanın meslek hastalığına dayalı olarak açıldığını, maluliyete ilişkin iddia ve taleplerinin bulunmadığını belirtmiş olduğu, meslek hastalığı nedeniyle de maluliyetin oluşmadığı gerekçeleriyle "davacının davasının sübut bulmadığı anlaşılmakla reddine" karar verilmiştir. 1-6100 sayılı HMK'nın tutanak ve tutanağın imzalanması ve imza atamayanların durumunu düzenleyen 154. ve 155. maddeleri şöyledir: Madde 154- (1) Hâkim, tahkikat ve yargılama işlemlerinin icrasıyla, iki tarafın ve diğer ilgililerin sözlü açıklamalarını, gerekirse özet olarak zabıt kâtibi aracılığıyla tutanağa kaydettirir. (2) Taraflar veya diğer ilgililer sözlü açıklamalarını hâkimin izniyle doğrudan da tutanağa yazdırabilir. (3) Aşağıdaki hususlar mutlak olarak tutanağa yazılır: a) Mahkemenin adı, duruşmanın açıldığı yer, gün ve saat. b) Hâkim, zabıt kâtibi, hazır bulunan taraflar ve varsa vekilleri, kanuni temsilcileri, fer’î müdahil ve tercümanın ad ve soyadları. c) Yargılamanın aleni ya da gizli yapıldığı. ç) Beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabule ilişkin beyanlar ve sulh müzakereleri ile sonucu. d) Beyanda bulunana okunmak kaydıyla taraf, tanık, bilirkişi veya uzman kişi beyanı. e) Duruşma dışında yapılan işlemlerin özeti. f) Tarafların sundukları belgelerin neler olduğu. g) Tarafların soruşturmaya ilişkin istekleri ile diğer kanunların tutanağa yazılmasını emrettiği konular. ğ) Ara kararları ve hükmün sonucu. h) Karar veya hükmün açıklanma biçimi. (4) Tutanakta sözü edilen veya dosyaya konduğu belirtilen belgeler de tutanağın eki sayılır. (5) Tahkikat ve yargılama sırasında yapılan işlemler teknik araçlarla kayda alınırsa, bu durum bir tutanakla tespit olunur. Madde 155- (1) Tutanak, hâkim ve zabıt kâtibi tarafından derhâl imzalanır. (2) Tutanağa imza atamayacak durumda olan kimsenin parmak izi alınır, bunun hangi parmağa ait olduğu belirtilir. Ancak elinde parmak bulunmayanlar, imza yerine mühür veya özel işaret kullanabilirler. Bu düzenlemeler çerçevesinde; Davacı taraf dava dilekçesi ile işkazasına ve meslek hastalığına dayalı olarak tazminat taleplerinde bulunmuştur. Her ne kadar Mahkemece iş kazasına dayalı tazminat taleplerinin olmadığı gerekçesiyle iş kazası nedeniyle istenen tazminatlar reddedilmiş ise de davacının talebini daraltması, vazgeçmesi vb. hallerde tatunağa beyanı yazıldıktan sonra ayrıca imzasının da alınacağı belirtilmiş olup bu düzenlemenin kamu düzenine ilişkin olduğu anlaşılmakla; somut olayda davacı vekilinin 01.02.2010 tarihli oturuma ilişkin tutanakta imzasının olmaması nedeniyle belirtilen tutanaktaki beyanla bağlı tutulması mümkün değildir. Hal böyleyken iş kazasına ilişkin talepler hakkında bir karar vermek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 2- Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının 30.04.2002 tarihinde tespit edilen meslek hastalığının maluliyet bırakmasa da Kurum tarafından 30.04.2002-26.05.2002 arasında 129,67 TL, 31.05.2002-23.06.2002 tarihleri arasında 126,58 TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiği anlaşılmaktadır. Borçlar Kanununun 47. maddesine ve 26.06.1966 gün ve 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre, manevi tazminata hükmedilmesi için 1-Eylem, 2-Zarar, 3-Zarar ile eylem arasında illiyet bağı, 4-Eylemin hukuka aykırı olması, 5- İşçinin cismani zarara uğraması koşuldur. Somut olayda, davacının zararlandırıcı olay sonucunda vücut bütünlüğünün zarara uğramış olduğu açıktır. Zarara uğrayan kişinin, sağlam insana göre sürekli iş göremez duruma gelmese dahi üzüntü ve elem duyacağı, ruh bütünlüğünün bozulacağı hususlarınında cismani zarar kavramına dahil bulunduğu söz götürmez. Hal böyle olunca ve özellikle yukarıda anılan koşulların oluştuğu da dikkate alınarak, uygun bir miktar manevi tazminata hükmetmek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 24/02/2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/3343, K. 2015/9233 sayılı kararında da bir oturumdaki beyanına ilişkin tutanakta imzası bulunmayan davalının, bu beyanına dayanılarak usulüne uygun ikrarda bulunduğunun kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/3343, K. 2015/9233Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/3343 E.  ,  2015/9233 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 1.FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 31/12/2014 NUMARASI : 2012/160-2014/284 Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 31/12/2014 tarih ve 2012/160-2014/284 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin patentlerine konu ilaçlara davalının referans yaparak kısaltılmış başvuruda bulunduğu ileri sürerek, patent haklarına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesini, eski hale iadesini ve hüküm özetinin ilanını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, kısaltılmış başvuru yapılmasının patent haklarına tecavüz oluşturmadığını ve ruhsata konu ürünün müvekkili tarafından geliştirildiğini, kendi ilaçlarının davacının patentine konu ilaçlardan farklı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, kısaltılmış başvuruya konu ilacın davacının patentlerine referans yapılarak yapıldığı konusunda uyuşmazlık bulunmadığı, 551 sayılı KHK'nın 75/f maddesi gereğince ruhsat alınmasının tek başına patent haklarına tecavüz oluşturmayacağı, ancak SSK geri ödeme listesine başvurulması ilacın fiilen satışını hedefleyen bir girişim olduğundan bunun 551 sayılı KHK'nın 75/f maddesi kapsamında mütalaa edilmesinin mümkün olmadığı, SSK geri ödeme listesine kayıt için başvurulmasının başlı başına ilacın Türkiye'de kullanılması için ciddi bir çalışma olduğundan patent haklarına tecavüz oluşturduğu, ilaç fiilen piyasaya sürülmediğinden henüz haksız rekabet koşullarının gerçekleşmediği, ruhsatın ve şirketin devredilmesinin patent ihlali tehlikesini ortadan kaldırmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, davalının, davacının TR 2000/00726 B, TR 1999/01692 ve TR 2004 03199, TR 1999/02240 nolu patentine konu ilaca referans yaparak kısaltılmış ruhsat başvurusu yaptığı Respiday isimli ilacın SSK geri ödeme listelerine eklenmesinin önlenmesine, ilacın üretilip piyasaya sürülmesinin de önlenmesine, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, patent haklarına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ve önlenmesi istemine ilişkindir Mahkekece, davalı vekilinin 20/11/2014 günlü oturumda ruhsat konusu ilaçla davacının patentine konu ilacın aynı olduğunu beyanı nedeniyle bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 154/3-ç maddesinde beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla ikrara ilişkin beyanların sulh müzakareleri ile sonucu mutlak olarak tutanağa yazılacağı düzenlenmiştir. Davalı vekilinin 20/11/2014 günlü oturumdaki beyanına ilişkin tutanağa imzası alınmamıştır. Bu nedenle HMK'nın 154/ç maddesi uyarınca davalının usulüne uygun bir ikrarından sözetmek mümkün değildir.Davalının ruhsatını aldığı ilacın içerik itibariyla davacı patentini ihlal eder nitelikte olup olmadığının tespiti bilirkişi incelemesini gerektiren teknik bir husus olup mahkemece bilirkişi raporu alınmaksızın ruhsata konu ilacın davacı patentini ihlal ettiğini söylemek doğru değildir. Mahkemece öncelikle Sağlık Bakanlığı'ndan davalı tarafa ait ilaç ruhsat dosyası getirtilerek konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle ruhsata konu ilacın davacının patent hakkını ihlal eder nitelikte olup olmadığı belirlendikten sonra oluşacak sonuç çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekirken yazılı gerekçeyle karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15/09/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Feragat Beyanının Geçerliliği ve Şekil Koşulları

HMK m. 309/1 uyarınca feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir. Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi karşı tarafın ya da mahkemenin muvafakatine bağlı değildir (HMK m. 309/2). Kısmi feragat veya kabulde, feragat edilen ya da kabul edilen kısmın dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi zorunludur (HMK m. 309/3). Feragat ve kabul kayıtsız ve şartsız olmalıdır (HMK m. 309/4).

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 309Kaynağı aç
MADDE 309- (1) Feragat ve kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılır. (2) Feragat ve kabulün hüküm ifade etmesi, karşı tarafın ve mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. (3) Kısmen feragat veya kabulde, feragat edilen veya kabul edilen kısmın, dilekçede yahut tutanakta açıkça gösterilmesi gerekir. (4) Feragat ve kabul, kayıtsız ve şartsız olmalıdır. Feragat ve kabulün zamanı

Duruşmada sözlü olarak yapılan kısmi feragatin geçerlilik kazanabilmesi için HMK m. 154/3-ç ile m. 309/3'ün birlikte uygulanması gerekir. Bu çerçevede feragat edilen alacak bölümünün tereddüde yer vermeyecek açıklıkta tutanağa yazılması; tutanağa geçirilen beyanın beyanda bulunana okunması ve imzasının alınması kanunla belirlenmiş şekil koşullarını oluşturmaktadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/16773, K. 2022/7797 sayılı kararında, vekil beyanının feragat niteliği taşımadığı ve bu beyanı feragat olarak yorumlayan ret kararının doğru olmadığı sonucuna varmıştır.

İkrar Beyanı ve Tutanaktaki Şekil Koşulu

Duruşma esnasında yapılan ikrar da HMK m. 154/3-ç kapsamındadır: beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla tutanakla tespit edilmesi gerekir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/6822, K. 2016/1073 sayılı kararında davalının duruşmadaki beyanının ikrar niteliğinde olup olmadığı değerlendirilmeden ve bu beyana dayanılarak maddi tazminat hesaplanması HMK m. 154/3-ç'ye aykırı bulunmuş, karar davalı lehine bozulmuştur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/6822, K. 2016/1073Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/6822 E.  ,  2016/1073 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada …. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 08/12/2014 tarih ve 2013/143-2014/356 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkili şirketin 1853’te ABD’de kurulduğunu, “…” ibaresini hem marka olarak hem de ticaret unvanının asıl unsuru olarak kullandığını, markalarının ABD ve Türkiye’de tescilli olduğunu, … markasının tanınmış marka olduğunu ve tanınmışlığın … tarafından kabul edildiğini, davalının “…” ibareli marka başvurusunda bulunduğunu ve müvekkili tarafından yapılan itiraz üzerine marka başvurusunun reddedildiğini ancak davalının “…” markasını kullanmaya devam ettiğini, bu durumun …1. Noterliği tarafından tespit edildiğini, davalıya çekilen ihtarnameden de sonuç alınamadığını ileri sürerek davalının müvekkil şirketin marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden fiillerinin durdurulması ve men'ine, 556 sayılı KHK’nın 66(1)(c) maddesine göre şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminat ile 5.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında maddi tazminat talebini 135.000,00 TL olarak ıslah etmiştir. Davalı; otomatik kapı sistemlerinde “…” ibaresini kullandığını, davacı markasının otomatik kapı sistemleri sınıfında tescilli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davacı markalarının 9. sınıfta da tescilli bulunduğu, davalının “…” markasını kullanarak yaptığı üretim ve pazarlamanın 556 sayılı KHK’nın 61. ve 9. maddeleri kapsamında açık bir marka ihlali niteliğinde olduğu, davalının “…” markası ile ürettiği kapılarla ilgili olarak muhtemel kâr marjı ile üretim adedi dikkate alınarak 556 sayılı KHK’nın 66/1 (c) maddesi uyarınca talep edilebilecek lisans bedelinin, elde edilecek kâr marjının %3 oranında kabul edilmesinin hakkaniyete uygun olduğu, bu durumda talep edilebilecek ihlal tazminatının 135.000,00 TL olabileceği, eylemin süresi, boyutu ve ihlalin gerçekleşme şekli itibariyle istenilen 5.000,00 TL manevi tazminatın makul olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalının davacı şirket adına tescilli "…" ibareli markadan doğan hakları ihlal ettiğinin ve eylemin aynı zamanda haksız rekabet olduğunun tespitine, ihlalin durdurulmasına, sonraki ihlallerden men'ine, söz konusu 135.000,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davalı temyiz etmiştir. 1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalının aşağıdaki bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Ancak, mahkemece benimsenen bilirkişi raporunda, davalının 23.12.2013 tarihli oturumdaki beyanında geçen, kapı satışına ilişkin adet ve rakamlar dikkate alınmak suretiyle 556 sayılı KHK’nın 66/1-c maddesi kapsamında maddi tazminat hesabı yapılmıştır. HMK 154/3-ç maddesine göre, duruşma esnasında yapılan ikrar, beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla tutanakla tespit edilir. Bu durumda, davalının duruşma esnasındaki beyanının ikrar niteliğinde olup olmadığı hususu takdir edilmek ve şayet ikrar olarak kabul edilmemesi halinde davacı tarafından dayanılan deliller göz önüne alınmak suretiyle maddi tazminatın belirlenmesi yoluna gidilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08/02/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Mahkeme İçi ve Mahkeme Dışı Sulhun Tutanakla İlişkisi

HMK m. 154/3-ç, mahkeme huzurunda yapılan sulh için de geçerlilik koşulu öngörmektedir: sulh beyanının tutanağa geçirilmesi, sulh olan taraflara okunması ve imzalatılması zorunludur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/120, K. 2019/334 sayılı kararında bu koşulları açıkça ortaya koymuş; mahkeme dışında yazılı olarak yapılan bir sulh sözleşmesinin mahkeme içi sulhe dönüşebilmesi için sözleşmenin mahkemeye verilmesi, tutanağa geçirilmesi, duruşmada taraflara okunması, okunduğunun tutanağa yazılması ve tutanağın taraflarca imzalanması gerektiğine işaret etmiştir. Aynı kararda, sulh sözleşmesinin içeriğinin ayrıca tutanağa geçirilmesine gerek bulunmadığı da belirtilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/120, K. 2019/334Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/120 E.  ,  2019/334 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul(Kapatılan) 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 28.09.2011 tarihli ve 2009/104 E., 2011/204 K. sayılı karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.02.2014 tarihli ve 2013/17881 E., 2014/3621 K. sayılı kararı ile; “…Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 26.10.2007 tarihinde "Televizyon Dizi Film Oyuncu Sözleşmesi" imzalandığını, ancak davalı göndermiş olduğu 05.11.2007 tarihli ihtarname ile anılan sözleşmeyi hiçbir hukuki bilgisi olmadan, sözleşmeyi kontrol etme fırsatı elinden alınmış olarak ve daha önce üçüncü bir şahıs ile imzalamış bulunduğu sözleşmeye rağmen durumun farkında olmaksızın hataen imzaladığı gerekçesiyle sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini bildirdiğini, davalının sözleşmeyi fesih gerekçesinin yasalara aykırı olduğunu, davalının sözleşme uyarınca 140.000,00 TL cezai şart ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürerek, 140.000,00 TL cezai şart bedelinin bankaların uyguladığı en yüksek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davaya konu sözleşmenin müvekkiline avukatı ya da menajeri olmaksızın hatta okutmadan imzalatıldığını, sözleşmedeki cezai şartın fahiş ve haksız kazanç elde etmeye yönelik olduğunu, ayrıca belirsiz süreli sözleşmelerde cezai şart talep edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının sözleşmeyi feshetmesinin hukuken ve haklı bir gerekçeye dayanmadığı, davacının cezai şartı talep etme hakkının bulunduğu ancak tarafların belirledikleri 140.000,00 TL cezai şart ücretinden % 30 oranında indirim yapılmasının uygun görüldüğü sonucuna varılarak, davanın kısmen kabulü ile takdiren 98.000,00 TL cezai şartın dava tarihinden itibaren bankaların uyguladığı en yüksek reeskont faiziyle birlikte davalıdan alınmasına karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili ile katılım yolu ile davacı vekili temyiz etmiştir. 1- Dava, taraflar arasında yapılan sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği iddiasıyla sözleşmede kararlaştırılan cezai şart bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiş ise de temyiz aşamasında davacı tarafça dosyaya sunulan 04.11.2011 tarihli Protokol başlıklı sözleşme ile tarafların karardan sonra işbu davaya konu uyuşmazlıkla ilgili olarak aralarında anlaşmaya vararak, bu konuda protokol yaptıkları görülmüştür. Bu durumda mahkemece, taraflar arasında davaya konu uyuşmazlıkla ilgili olarak yapılan Protokol uyarınca hüküm tesis edilmesi gerektiğinden kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. 2- Bozma sebep ve şekline göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir…” gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, “Televizyon Dizi Film Oyuncu Sözleşmesi”nden kaynaklanan cezai şart istemine ilişkindir. Davacı vekili; müvekkili ile davalı arasında 26.10.2007 tarihinde "Televizyon Dizi Film Oyuncu Sözleşmesi" imzalandığını ve sözleşme gereğince davalı ile deneme çekimleri yapıldığını, ancak davalı tarafından gönderilen 05.11.2007 tarihli ihtarname ile anılan sözleşmeyi hiçbir hukuki bilgisi olmadan, sözleşmeyi kontrol etme fırsatı elinden alınmış olarak ve daha önce üçüncü bir şahıs ile imzalamış bulunduğu sözleşmeye rağmen durumun farkında olmaksızın hataen imzaladığından bahisle sözleşmenin tek taraflı olarak feshedildiğinin bildirdiğini, davalının sözleşmeyi fesih gerekçesinin hukuka aykırı olduğunu, davalının sözleşme gereğince 140.000,00TL cezai şart ödemekle yükümlü olduğunu ileri sürerek cezai şart bedelinin en yüksek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; davaya konu sözleşmenin müvekkiline avukatı ya da menajeri olmaksızın hatta okutulmadan imzalatıldığını, sözleşmedeki cezai şartın fahiş ve haksız kazanç elde etmeye yönelik olduğunu, ayrıca belirsiz süreli sözleşmelerde cezai şart talep edilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir. Yerel mahkemece; davalının sözleşmeyi feshetmesinin hukuken haklı bir gerekçeye dayanmadığı, davacının cezai şartı talep etme hakkının bulunduğu ancak tarafların belirledikleri 140.000,00TL cezai şart ücretinden % 30 oranında indirim yapılmasının hakkaniyete uygun görüldüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 98.000,00TL cezai şartın dava tarihinden itibaren en yüksek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Taraf vekillerinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece, önceki kararda dayanılan gerekçeler tekrar edilmek suretiyle ve taraflar arasında karar tarihinden sonra 04.11.2011 tarihinde düzenlenen protokol ile temyize konu edilen ve işbu davada verilen karardan kaynaklanan ve davalı tarafından davacıya yapılacak ödemenin, vekâlet ücreti ve yargılama gideri kalemlerini de kapsar şekilde 123.000,00TL olarak belirlendiği ve bu miktarın ödemesi ile ilgili anlaşmaya vardıkları, davadaki uyuşmazlık konusu ile ilgili HMK’nın 307, 308 ve 313. maddelerinde belirtilen feragat, vazgeçme, kabul veya sulh anlamına gelen bir ibarenin bu protokolde mevcut olmadığı, protokolün tamamen mahkeme kararında hüküm altına alınan miktarın icra takibi konusu olması hâlinde infazı çözümler nitelikte olduğu, bu nedenle protokol doğrultusunda bir karar verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı, davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında karar tarihinden sonra imzalanan 04.11.2011 tarihli protokolün davaya son veren taraf işlemi niteliğinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre söz konusu protokole göre karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için davaya son veren taraf işlemlerinin usul hukuku bakımından sonuçları hakkında kısa bir açıklama yapılmasında yarar vardır. Davaya son veren taraf işlemleri olan feragat, kabul ve sulh, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 307 ilâ 315. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Tasarruf ilkesinin bir sonucu olarak davaya son veren taraf işlemleri hüküm kesinleşinceye kadar yapılabilir. Bir başka ifade ile taraflar davayı kabul ederek ya da davadan feragat ederek veya sulh sözleşmesi yaparak yargılamanın her aşamasında ve hatta kanun yollarında herhangi bir hükme gerek kalmaksızın davayı sona erdirebilirler. Ancak bu işlemler vekil tarafından yapılacaksa vekilin vekâletnamesinde özel yetkinin bulunması gerekir (HMK m. 74). Davadan feragat, davayı kabul ve sulh, içerikleri itibariyle birer maddi hukuk işlemi olmakla birlikte, yapılış şekli itibariyle birer usulü işlemdir. Bu nedenle söz konusu işlemler bir taraftan maddi hukuk anlamında uygulama imkânı bulan iradeyi bozan hâllere dayanılarak iptal edilebilirken, diğer taraftan kesin hüküm gibi sonuç doğurmaktadır. Davadan feragat, davacının talep sonucundan kısmen veya tamamen vazgeçmesidir (HMK m. 307). Davadan feragat eden davacı, bununla dava dilekçesinin talep sonucu bölümünde istemiş olduğu haktan kısmen veya tamamen vazgeçer. Davayı kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir (HMK m. 308/1). Davayı kabul eden davalı, bu şekilde, davacının talep sonucu bölümünde istemiş olduğu hakkı kısmen veya tamamen kabul eder. Davadan feragat ve davayı kabul tek taraflı usul işlemidir; bu nedenle karşı tarafın izni ve mahkemenin onayına gerek kalmaksızın hüküm ifade eder. Sulh ise bir sözleşme olup, iki taraflıdır ve yapılabilmesi için her iki tarafın iradesinin birbiri ile uyuşmasını gerektirir. Somut olayda 04.11.2011 tarihli Protokol iki tarafça imzalandığı için sulh sözleşmesinden ayrıca bahsedilmesi gerekir. Sulh sözleşmesi ile taraflar birbirinden karşılıklı olarak ödünlerde (tavizlerde, fedakârlıklarda) bulunarak aralarında mevcut bir hukuki ilişki üzerindeki anlaşmazlığa veya tereddüt (kararsızlık) hâline son veren ve tam iki taraf borç yükleyen bir sözleşmedir (Tandoğan, Haluk; Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C. 1, İstanbul, 1988, s. 14). Uygulamada ve teoride kabul edilmekle birlikte 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan sulh, ilk defa HMK ile düzenlenmiş ve HMK’nın 313. maddesinde bir kurum olarak yer almıştır. Anılan maddede sulh; “görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşme” olarak tanımlanmıştır (HMK m. 313/1). Hemen belirtilmelidir ki tarafların aralarındaki uyuşmazlığı anlaşarak gidermesi anlamına gelen sulh sözleşmesinin kurulması için tıpkı diğer sözleşmelerde olduğu gibi karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları, yani icap (öneri) ve kabul bulunmalıdır. Bu icap ve kabul açık olabileceği gibi zımni (örtülü) de olabilir. Bu sözleşme ile taraflar dava konusu uyuşmazlığa bir fedakârlık ve özveri göstererek son verirler. Genellikle, davacı talep sonucunun bir bölümünden feragat ederek ve davalı da davacının talep sonucunun kalan bölümünü kabul etmek suretiyle sulh sözleşmesi hukuken vücut bulur. En önemlisi bunun sonucunda uyuşmazlık ortadan kaldırılmış sayılır. Bu nedenle sadece tarafların üzerinde tasarruf yetkisine sahip oldukları davalar bakımından söz konusu olur. Sulh yapılması kural olarak şekle tabi değildir. Ancak HMK’nın 154/3-ç maddesinde mahkeme huzurunda yapılan sulhlar için bir geçerlilik şartı öngörülmüştür. Buna göre, taraflar mahkeme huzurunda sulh olmak istediklerini bildirdikleri taktirde, bu sözlü beyanlarının tutanağa geçirilerek sulh olan taraflara okunması ve imzalattırılması gerekmektedir. Sulhun yazılı olarak yapılması hâlinde ise tarafların bu konudaki beyanlarını içeren dilekçelerinin tutanağa yazılarak eklenmesi gerekir (HMK m. 154/4). Bu hükümden hareketle sulhun tutanağa geçirilmesinin, taraflara okunmasının, onların onayının alınmasının ve (varsa) itirazlarının da tutanağa geçirilmesinin sulhun sonuç doğurabilmesi için zorunlu şartlar olduğu söylenebilir (Kuru, Baki; Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. IV, İstanbul, 2001, s. 3753). Sulhun şekli konusunda üzerinde durulması gereken bir başka husus da mahkeme dışında yapılmış olan sulh sözleşmesinin mahkeme içi sulhe dönüşebilmesi için mahkemeye verilmesi ve mahkeme tarafından tutanağa geçirilmesi, duruşmada taraflara okunması, okunduğunun da duruşma tutanağına yazılması ve ondan sonra tutanağın taraflarca imzalanması gerekmektedir. Burada sulh sözleşmesinin içeriğinin ayrıca duruşma tutanağına geçirilmesine de gerek yoktur. Çünkü duruşma tutanağına eklenen belgeler de tutanak hükmündedir (Tanrıver, Süha; İlâmlı İcra Takibinin Dayanakları ve İcranın İadesi, Ankara, 1996, s. 90). Sulhun etkisi HMK’nın 315. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Şu hâlde mahkeme içi sulh, mahkeme tarafından bir hüküm verilmesine gerek olmaksızın davayı sona erdirir. Tarafların sulh yapmaları durumunda mahkeme sulh sözleşmesine göre karar verecek; taraflar sulhe göre karar verilmesini istemezlerse “karar verilmesine yer olmadığına” karar vermek suretiyle yargılamaya son verecektir. Diğer bir deyişle, mahkeme içi sulh davayı kendiliğinden sona erdirdiğinden mahkemenin bu sonucun ortaya çıkmasını sağlamak için ayrıca bir hüküm vermesine de gerek yoktur. Zira sulhun temel işlevi hükmün tamamlayıcısı olmak değil; hüküm yerine geçmektir. Dolayısıyla sulhun bizzat kendisinin ayrıca bir mahkeme hükmü verilmesine gerek olmaksızın doğrudan doğruya davayı sona erdirmesi doğaldır. Bu bakımdan mahkemenin vereceği “esas hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı” davanın sulh nedeniyle konusuz kaldığını tespit ve tevsikten öte bir anlam taşımayacaktır (Tanrıver, s. 97). Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı vekili tarafından temyiz dilekçesine ekli olarak sunulan 04.11.2011 tarihli protokolün davalı … Demirkol ile davacı vekili tarafından imzalandığı, anılan protokolde; işbu dava sonucunda verilen karardan kaynaklanan borcun tüm ferîleri ile işbu davaya konu sözleşme nedeniyle davalının davacıya toplam 123.000,00TL ödeme yapacağının kararlaştırıldığı, ayrıca ödemenin yapılması durumunda davacının davalıdan işbu dava ve davaya konu sözleşme gereğince hiçbir talepte bulunmayacağının belirtildiği, yine ödeme yapıldığında davalının tüm sonuçları ile ibra edileceği hususunun kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Söz konusu protokol gereğince davalı tarafından ciro edilerek davacıya verilen toplam 123.000,00TL bedelli çeklerin davacı tarafından tahsil edildiği de taraf beyanları ile sabittir. Hâl böyle olunca yerel mahkemece, temyiz aşamasında davacı tarafça dosyaya sunulan 04.11.2011 tarihli protokolün, tarafların karardan sonra eldeki davaya konu uyuşmazlıkla ilgili olarak aralarında anlaşmaya vardıkları ve bu nedenle söz konusu protokolün davaya son veren taraf işlemi niteliğinde olduğu kabul edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; taraflar arasında karar tarihinden sonra imzalanan 04.11.2011 tarihli protokolün mahkeme kararının infazına yönelik bir anlaşma niteliğinde olduğu, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. O hâlde, yerel mahkeme direnme kararının Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı bozulmasına, bozma nedenine göre taraf vekillerinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre taraf vekillerinin işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, istek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, aynı Kanunun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 21.03.2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, cezai şart alacağına ilişkindir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, verilen karardan sonra taraflarca imza altına alınan 4.11.2011 tarihli protokolun uyuşmazlığa son veren taraf işlemi niteliğinde olup olmadığı, buradan hareketle mahkeme kararının bu protokol gereğince bozulması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2014/17607, K. 2014/19624 sayılı kararında ise mahkeme dışı sulh sözleşmesinin kanunda öngörülen şekil koşullarına uyulmadan mahkeme içi sulhe dönüştürülmediği bir davada mahkemece sulh nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesini hatalı bulmuş ve kararı bozmuştur.

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2014/17607, K. 2014/19624Kaynağı aç
22. Hukuk Dairesi         2014/17607 E.  ,  2014/19624 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA : Davacı, toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan fark ücret, ikramiye ilave tediye ve yıpranma prim farkı alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, sulh nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, müvekkilinin davalı bünyesinde mevsimlik işçi olarak çalışırken kadrolu işçi statüsüne geçirildiğini belirterek, mevsimlik işçi olarak çalıştığı dönemde geçen süre hesaplanarak derece ve kademe intibakı yapılması gerektiğinin tespiti ile intibakın eksik yapılmasından kaynaklanan fark alacakların hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili, bakanlığın yaptığı işlemlerin hukuka uygun olduğunu savunarak davanın esastan reddini istemiştir. Mahkemece, dava açıldıktan sonra, davacının üyesi olduğu sendika ile davalı bakanlık arasında imzalanan toplu iş sözleşmesi ile genel yazılı anlaşma sağlandığı, bu durumun davayı sona erdiren sulh işlemi niteliğinde olduğu gerekçesi ile sulh nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Karar, süresi içinde davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu döneminde açılmıştır. Anılan Kanunun 313. maddesinde mahkeme içi sulh düzenlenmiş ve görülmekte olan bir davada tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacı ile mahkeme huzurunda yapmış oldukları sözleşme olarak tanımlanmış, şarta bağlı olarak yapılabileceği vurgulanmıştır. Mahkeme dışı sulh ise, borçlar hukukunun konusu olduğundan düzenleme dışı bırakılmıştır. Madde gerekçesinde, taraflardan birinin, mahkeme dışı sulh sözleşmesi yapıldığı ve bu sözleşmeye uygun mahkemece bir karar verilmesi gerektiği yolundaki iddia ve talebinin diğer tarafın kabulüne bağlı olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 154/3-ç madesinde, beyanda bulunana okunmak ve imzası alınmak kaydıyla sulh müzakereleri sonucunun tutunağa yazılmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir. Kanunun öngördüğü bu şekil sulh için geçerlilik şartıdır. Taraflar mahkeme dışında yaptıkları sulh sözleşmesini mahkemeye vererek buna göre davada sulh olduklarını bildirirlerse mahkemece sulh sözleşmesinin mahkemeye verildiğini tutanağa yazıp, sözleşme okunduktan sonra tutanağın taraflara veya vekillerine imza ettirilmesi gerekir, bu şekilde mahkeme dışı sulh mahkeme içi sulhe dönüşür. Somut olayda, dava açıldıktan sonra 20.09.2013 tarihinde davacının üyesi olduğu sendika ile davalı bakanlık arasında imzalanan 15. dönem Toplu İş Sözleşmesinin geçici 4. maddesinde; "Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında daha önce mevsimlik işçi statüsünde çalışmış olup 2001 yılında daimi statüye geçirilen işçiler ile Mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünde 2005 yılında bakanlığa devredilen işçilerden dava açmamaları veya açılmış dava varsa bu davalardan feragat etmeleri kayıt ve şartı ile köy hizmetlerinde ve bakanlıkta mevsimlik işçilik statüsünde çalıştıkları sürelerin derece ve kademe terfiinde dikkate alınması yönündeki … 2. İş Mahkemesinin 2012/891 esas-2013/226 karar sayılı kararı, emsal alınarak gerekli intibak işlemleri yapılır " düzenlemesine yer verilmiştir. Ancak davacı vekili duruşmadaki beyanı ile sendikanın yaptığı Toplu İş Sözleşmesinin davacıyı bağlamayacağını, ortada bir sulh sözleşmesi bulunmadığını belirterek yargılamaya devam edilmesini talep etmiştir. Davalı vekili ise, açılmış davalardan vazgeçilmesi veya dava açılamaması koşulu ile ödeme yapılacağının belirtildiğini vurgulayarak davanın reddini istemiştir. Bu durumda, mahkeme dışı sulh sözleşmesi taraflarca, kanunda belirtilen ve yukarıda açıklanan şekil şartlarına uygun olarak mahkeme içi sulhe dönüştürülmemiştir. Anılan şekil şartlarına uyularak yapılan bir sulh sözleşmesi bulunmamaktadır. Bu nedenle, mahkemece sulh nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 30.06.2014 günü oybirliği ile karar verildi.

Teknik Araçla Kayıt ve Tutanakla İlişkisi

HMK m. 154/5 uyarınca tahkikat ve yargılama sırasında yapılan işlemler teknik araçlarla kayda alınırsa bu durum bir tutanakla tespit olunur. Kanun metni teknik kaydın tutanakla birlikte kullanılmasını öngörmekte; ancak teknik kayıt ile tutanak içeriğinin çelişmesi hâlinde uygulanacak usul madde metninde açık bir kurala bağlanmamıştır.

Dizi Listesi Yükümlülüğü

HMK m. 160/1 uyarınca zabıt kâtibi, dosya içindeki her tür belgeyi gösteren bir dizi listesi düzenlemek zorundadır; dosyaya ibraz edilen veya çıkarılan belgeler derhal bu listeye kaydedilir. Tutanakta sözü edilen ya da dosyaya konduğu belirtilen belgeler tutanağın eki sayıldığından (HMK m. 154/4), dizi listesi ile tutanak arasındaki uyum pratik açıdan büyük önem taşımaktadır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 160Kaynağı aç
MADDE 160- (1) Zabıt kâtibi, dosya içindeki her tür belgeyi gösteren bir dizi listesi düzenlemek zorundadır. Dosyaya ibraz edilen veya çıkarılan belgeler derhâl bu listeye kaydedilir. Dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi

Sık Sorulan Sorular

Feragat beyanı tutanağa yazılmış ama imzalanmamışsa bu beyan geçerli midir?

HMK m. 154/3-ç, ikrar, feragat, kabul, davanın geri alınmasına muvafakat ve sulh gibi beyanlar için beyanda bulunana okuma ve imza alma koşullarını birlikte öngörmektedir. Yargıtay, bu koşullardan birinin eksik kaldığı somut davalarda beyanın feragat ya da ikrar olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2013/20803, K. 2014/3010 sayılı kararında söz konusu düzenlemenin kamu düzenine ilişkin olduğunu da belirtmiştir.

Kısmi feragatte tutanakta nelerin yer alması gerekir?

HMK m. 309/3 uyarınca feragat edilen kısmın dilekçede ya da tutanakta açıkça gösterilmesi zorunludur. Duruşmada sözlü yapılan kısmi feragatte ise HMK m. 154/3-ç gereği feragat edilen alacak bölümünün tereddüde yer vermeyecek açıklıkta tutanağa yazılması, bu beyanın beyanda bulunana okunması ve imzasının alınması gerekir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/16773, K. 2022/7797 sayılı kararında vekil beyanının feragat niteliği taşımadığı saptanarak bu yoruma dayalı ret kararı bozulmuştur.

Mahkeme dışında yapılan yazılı sulh sözleşmesi doğrudan geçerli midir?

Mahkeme dışında yazılı olarak yapılan sulh sözleşmesi, HMK m. 154/3-ç'de öngörülen koşullar yerine getirilmedikçe mahkeme içi sulh olarak geçerli sayılmaz. Bu sözleşmenin mahkeme içi sulhe dönüşebilmesi için mahkemeye verilmesi, tutanağa geçirilmesi, duruşmada taraflara okunması, okunduğunun tutanağa yazılması ve tutanağın taraflarca imzalanması gerekmektedir; sözleşmenin içeriğinin ayrıca tutanağa geçirilmesi ise zorunlu değildir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2014/17607, K. 2014/19624 sayılı kararında bu adımlar tamamlanmadan sulh nedeniyle verilen kararı bozma nedeni saymıştır.

Yargılama işlemleri tutanak dışında başka belgeyle ispat edilebilir mi?

HMK m. 156/1 bu soruya açık bir yanıt vermektedir: ön inceleme, tahkikat ve yargılama işlemleri ancak tutanakla ispat olunabilir. Bu kural, tutanaktan bağımsız belgelere veya beyan sahiplerinin sonradan düzenleyeceği yazılara dayanarak yargılama işleminin varlığının ya da içeriğinin kanıtlanmasının önünde hukuki bir engel oluşturmaktadır.

İmza atamayan kişinin tutanaktaki beyanı nasıl geçerli kılınır?

HMK m. 155/2 uyarınca imza atamayacak durumda olan kimsenin parmak izi alınır ve hangi parmağa ait olduğu tutanakta belirtilir. Elinde parmak bulunmayanlar ise imza yerine mühür veya özel işaret kullanabilir. Kanun bu alternatifleri imzanın yerine geçen araçlar olarak düzenlemiştir.

Tanık veya bilirkişi beyanı için de imza şartı var mıdır?

HMK m. 154/3-d, taraf, tanık, bilirkişi veya uzman kişi beyanının beyanda bulunana okunmak kaydıyla tutanağa alınacağını düzenlemektedir. Bu bent, m. 154/3-ç'deki okuma ve imza koşulunu açıkça içermemekte; yalnızca okuma koşuluna yer vermektedir. İki bent arasındaki bu ayrım kanun metnine dayanmaktadır.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu