HMK Madde 12 Taşınmazın Aynından Doğan Davalarda Kesin Yetki

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 12 Taşınmazın Aynından Doğan Davalarda Kesin Yetki

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 12/1 gereğince, gayrimenkuller üzerindeki ayni haklara yönelik uyuşmazlıklar, bu hakların sahipliğinde değişiklik yaratabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliği veya alıkoyma hakkından doğan davalarda yetkili merci, taşınmazın yer aldığı yer mahkemesidir ve bu yetki kanunen kesin nitelik taşır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 12Kaynağı aç
MADDE 12- (1) Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. (2) İrtifak haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır. (3) Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir. Karşı davada yetki
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2616, K. 2019/1330Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2017/2616 E.  ,  2019/1330 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki "tapu iptali ve tescil" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Hatay 1. Asliye Hukuk Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen 11.10.2012 tarihli ve 2007/242 E., 2012/474 K. sayılı kararın davalı … vekili tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 03.06.2013 tarihli ve 2013/6509 E., 2013/9094 K. sayılı kararı ile: "…Dava, muris muvazası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı murisi …'nın Hatay İli Samandağ İlçesinde bulunan 21, 27, 28, 18, 4695, 4697 ve 4698 parsel sayılı taşınmazları davalı …'ya, Hatay İli, Antakya İlçesinde bulunan 12393, 173, 10662, 10663, 10664, 10665, 10669, 10670, 10671, 10672, 10672 ve 530 parsel sayılı taşınmazları da diğer davalılara temlik ettiğini, temlikin mirastan mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğu, mahkemenin davanın kabulüne karar verdiği, dava konusu taşınmazların farklı ilçelerin idari sınırları içerisinde yer aldığı, davalılar arasında zorunlu dava arkadaşlığıda bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 13/1. (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 12/1.) maddesi gereğince taşınmazın aynı ile ilgili davaların taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde çözüme kavuşturulması gerekeceği tartışmasızdır. Taşınmazın bulunduğu yerden maksat ise tapuda kayıtlı olduğu yer değil, fiilen içinde bulunduğu mülki sınırdır. Anılan yetki kuralı kesin ve kamu düzeniyle ilgili olup, davanın her aşamasında mahkemece re'sen (kendiliğinden) gözetilmesi gerekir. Hemen belirtilmelidir ki, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin dava da taşınmazın aynına ilişkin bir dava olup, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 13/1(6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 12/1.) maddesinde öngörülen mahkemede açılmalıdır. Hal böyle olunca; yukarıda açıklanan ilke ve olgular doğrultusunda mahkemece öncelikle yetki bakımından bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi isabetsizdir…" gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilleri; müvekkillerinin babası olan muris …’nın 06.09.2006 tarihinde vefat ettiğini, murisin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla Hatay ili Samandağ ilçesi Zeytunlu mahallesinde kain 21, 27, 28, 18, 29 (ifraz ile 4688-4700) parsellerdeki payını davalı …’ya, Hatay ili Antakya ilçesi Çekmece köyünde kain 530 ve 12393 parsellerdeki payını davalı …’na, 173 parseldeki payını davalı …’a, 1057 parseldeki (imar ile 10662, 10663, 10664, 10665, 10669, 10670, 10671, 10672) payını da davalı …’ya devrettiğini, satış işleminin tarafların gerçek iradelerine uygun olmadığı gibi satış bedellerinin de düşük gösterildiğini, satış işlemlerinden sonra da malların ölene kadar murisin zilyetliğinde bulunduğunu, görünüşteki satış işleminin tarafların gerçek iradesini yansıtmadığını, gizlenen bağış sözleşmesinin de şekil şartlarını taşımadığından geçersiz olduğunu ileri sürerek davalılar adlarına olan tapu kayıtlarının müvekkillerinin miras payı oranında iptali ile müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Davalılar …, …, … ve … vekilleri ile …, …, …; yapılan satışların gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlar, davalı … vekili öncelikle müvekkili adına kayıtlı taşınmazların Samandağ’da olması nedeniyle mahkemenin yetkisiz olduğunu, esasa ilişkin olarak da satışların gerçek olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Yerel mahkemece; yapılan yargılamaya, toplanan delillere, açıklanan maddi ve hukuki olgulara, dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bulunan bilirkişi raporuna, itibar olunan davacı tanık anlatımlarına ve tüm dosya kapsamına göre; murisin dava konusu taşınmazlardaki hisselerini davalılara gerçekte bağışladığı halde tapuda satış yapılmış gibi muvazaalı olarak temlik ettiği ve temlikin 1.4.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesinin de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706, Borçlar Kanunu'nun 213 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan iptale tabi olduğu gerekçeleriyle dava konusu taşınmazların veraset ilamındaki hisseleri oranında davacılar adına tesciline, kalan payların davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir. Davalı … vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan gerekçelerle bozulmuştur. Yerel mahkemece önceki gerekçelere ek olarak; davanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)'nun 12. maddesinin son fıkrasınının tanıdığı yetkiye dayalı olarak Hatay Mahkemelerinde açıldığını, her iki dava da aynı maddi vakıalara ve hukuki sebeplere dayanıldığından davalardan birisinin diğer davanın sonucunu bekleyeceği, Anayasa’nın 141/4. maddesinde; davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunun belirtildiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesinde de, davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerektiğinin vurgulandığı, diğer taraftan; mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 77 ve 6100 sayılı HMK’nın usul ekonomisi ilkesi başlığını taşıyan 30. maddesinde de benzer düzenlemelere yer verildiği, bozma kararında belirtilen hususların usul ekonomi ilkesine aykırı olduğu gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı eldeki tapu iptali ve tescil davasında, temyize konu çekişmeli taşınmazların farklı ilçenin idari sınırları içerisinde yer alması karşısında, 1086 sayılı HUMK’nın 13/3 (6100 sayılı HMK’nın 12/3) maddesinin somut olayda uygulanma imkânının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü için mahkemelerin yetkisine ilişkin yasal düzenlenmelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır. Yetki, bir davaya hangi yerdeki hüküm mahkemesi tarafından bakılacağını belirtir. Burada, yer bakımından (coğrafi bakımdan) bir davanın hangi (neredeki) mahkeme tarafından görüleceği söz konusudur (Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. I, İstanbul 2001, s. 379-381). Her mahkemenin yargı yetkisi belli bir coğrafi bölge ile sınırlıdır ve buna o mahkemenin yargı çevresi denir. Hukuk mahkemelerinin yargı çevresi, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçelerin idari sınırlarıdır (5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun m. 7/1). Büyükşehir belediyesi bulunan illerde, büyükşehir belediyesi sınırları içindeki il ve ilçelerin adı ile anılan sulh veya asliye hukuk mahkemelerinin yargı çevresi, il ve ilçe sınırlarına bakılmaksızın Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulunca, yine coğrafi durum ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak bir hukuk mahkemesinin kaldırılmasına veya yargı çevresinin değiştirilmesine, özel kanunlarında yargı çevresi belirtilmemiş olan hukuk mahkemelerinin yargı çevresinin belirlenmesine Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulunca karar verilir (5235 sayılı Kanun m. 7/2, 3). Hemen belirtmek gerekir ki, mahkemelerin yetkisi kanunla belirlenir. 6100 sayılı HMK’nın 5. maddesinde, medeni yargılama alanında görev yapan mahkemelerin yetkisinin, Anayasa’nın 142. maddesine uygun olarak, bu Kanunla düzenlendiği belirtilmiştir. Ancak bu Kanun dışında, özel kanunlarda da yetkiye ilişkin kurallar bulunduğundan, özel kanunlardaki yetkiye ilişkin hükümlerin saklı tutulduğu hususuna da maddede yer verilmiştir. Benzer şekilde 1086 sayılı HUMK’nın 24. maddesinde de, “Teşkilâtı Esasiye Kanunu ve Kanunu Medeni ve sair adli kanunlar ve muahedeler ile salâhiyet hakkında vazolunan hükümler mahfuzdur.” şeklinde düzenleme yer almıştır. Mahkemelerin yetkisi 6100 sayılı HMK’nın 5 ilâ 19. maddeleri arasında (1086 sayılı HUMK'nın m. 9-24) düzenlenmiş olup, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yer mahkemesi genel yetkili mahkeme olarak belirlenmiştir (HMK m. 6, HUMK m. 9). Davalının ikametgâhı mahkemesinin yanında, özel yetki kuralları ile başka yer mahkemeleri de yetkili kılınmıştır. Örneğin, sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir (HMK m.10, HUMK m.10). Öğretide ve uygulamada yetki kuralları, kamu düzenine ilişkin (kesin) ve kamu düzenine ilişkin olmayan yetki kuralları şeklinde ayrılmıştır. Kamu düzenine ilişkin olmayan yetki kuralları, genel yetki kuralları ile kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kurallarıdır. Kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralları mahkemenin yetkisini kaldırmadığından, bir başka ifade ile onunla birlikte uygulandığından, davacı davasını genel veya özel yetkili mahkemede açmak hususunda bir seçim hakkına sahiptir. Kamu düzenine ilişkin (kesin) yetki hâllerinde ise, davacı mutlaka davasını kanunda yetkili kılınan yer mahkemesinde açmalıdır. Bir tek yer mahkemesi yetkili kılındığından davacının seçim hakkı yoktur (Kuru,A./Arslan, R./Yılmaz, E.: Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 6100 sayılı HMK'ya Göre Yeniden Yazılmış 22. Bası, Ankara 2011, s. 156-157). Kanunda mahkemenin yetkisinin hangi hâllerde kamu düzenine ilişkin olduğu açıkça belirtilmemiştir. Bu sebeple, kanunda düzenlenmiş olan bir mahkemenin yetkisinin kamu düzenine ilişkin olup olmadığını o kanun hükmünün lafzına, kanun koyucunun böyle bir hüküm tesis etmesindeki güttüğü amaca ve genel hukuk kurallarına bakılarak belirlenmektedir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s.156). 1086 sayılı HUMK'de yetki hükümlerinde kesinlik durumuna ilişkin herhangi bir ifadeye yer verilmemişken, 6100 sayılı HMK’de, “kesinlik” durumu açıkça madde metninde belirtilmiş durumdadır. Sınırlı sayıdaki bu kesin yetki hâlleri dört maddede belirtilmiştir. Buna göre ölenin son yerleşim yeri mahkemesi (m. 11/1), taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi (m.12/1), özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi (m. 14/2) ve can sigortalarında, sigorta ettirenin, sigortalının veya lehtarın leh veya aleyhine açılacak davalarda onların yerleşim yeri mahkemesi (m. 15/2) kesin yetkilidir. Bu genel açıklamalardan sonra taşınmaza ilişkin davalarda yetki kurallarının incelenmesine gelince; 1086 sayılı HUMK’nın 13. maddesinde düzenleme altına alınan taşınmazlara ilişkin yetki kurallarına 6100 sayılı HMK’nın 12. maddesinde yer verilmiştir. 1086 sayılı HUMK’nın 13. maddesindeki hükme göre, “Gayrimenkule mütaallik davalar, gayrimenkulün bulunduğu mahal mahkemesinde ikame olunur. Gayrimenkule mütaallik dava sebebi ne olursa olsun gayrimenkulün aynına veya gayrimenkul üzerinde bir hakka veya muvakkat olsa bile anın zilyedliğine veyahut hakkı hapsine mütedair olanlardır. İrtifak haklarına dair iddialarda, üzerine irtifak hakkı taallük eden malın bulunduğu mahal mahkemesi selahiyettardır. Dava birden ziyade gayrimenkule ait ise gayrimenkullerden birinin bulunduğu mahal mahkemesinde ikame olunur.” Bu hükümlerin karşılığı olan 6100 sayılı HMK’nın 12. maddesinde ise, “(1) Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. (2) İrtifak haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır. (3) Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir” düzenlemelerine yer verilmiştir. 1086 sayılı HUMK’nın 13. maddesinin 1. fıkrası 2. fıkrasıyla birlikte ele alındığında “taşınmaza ilişkin davalar” terimiyle “taşınmazın aynına ilişkin davalar”ın kastedildiği ortaya çıkmaktadır (HGK’nın 24.2.1965 tarihli ve 6/685-428 E., K. sayılı kararı). 6100 sayılı HMK’nın 12. maddesinde uygulamada olası tereddütleri gidermek adına, taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğine yol açabilecek davalar, taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalar ile irtifak haklarına ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu belirtilmiştir. Taşınmaz üzerindeki aynî hakka ilişkin dava, doğrudan doğruya taşınmaz üzerindeki bir aynî hakka, mesela, istihkak davasında olduğu gibi, mülkiyet hakkına ilişkin olabileceği gibi; şahsi bir talep hakkı doğuran sözleşmeye dayanarak taşınmaz üzerinde bir aynî hak değişikliği ortaya çıkaran bir dava açılıyorsa, böyle bir talep hakkına ilişkin dava da, taşınmazın aynına ilişkin kabul edilmelidir. Bu hâlde istihkak davası (TMK m. 683), tescil davası (TMK m. 713), yolsuz tescilde tapu sicilinin düzeltilmesi davası ( TMK m.1025), taşınmaza el atmanın önlenmesi davası, muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil davası, taşınmaza ilişkin paylaştırma ve ortaklığın giderilmesi davaları, taşınmaz satış vaadine dayalı tapu iptali ve tescil davasında taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir (Kuru, B. İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, İstanbul 2016, s. 114). Taşınmazla ilgili olmak ile birlikte taşınmazın aynına ilişkin değilse, şahsi bir hakka ilişkinse artık taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılması mecburiyeti yoktur. Şahsi hakka ilişkin olan davalarda yetkili mahkeme diğer yetki kurallarına göre belirlenirler. Örneğin, kira bedelinin ödenmesi, kiralanan taşınmazların tahliyesi, ecrimisil davaları HMK’nın 12. maddesi (HUMK m. 13) kapsamında değildir (Kuru, İstinaf, s. 115). Davanın birden fazla taşınmaza ilişkin olması hâlinde ise, dava bu taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabilir (HUMK m.13/3, HMK m.12/3). Davacıya burada seçim hakkı tanınmıştır. Davacı, eğer davası birden çok taşınmaza ilişkinse, bunlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açabilecektir. Kanunun ifadesinden davacının bu konuda seçimi yapmakta serbest bırakıldığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, iyi niyet kuralları yetki konusunda da uygulama yeri bulacağından davacı taşınmazlardan birisinin bulunduğu yerde dava açma hakkını seçerken TMK’nın 2. maddesine aykırı davranmamalıdır. Mesela, birden fazla taşınmaz için açılacak olan davada, taşınmazlar içinde büyük ve maddi değeri fazla olan taşınmaz varken, maddi değeri pek az olan taşınmazın bulunduğu yerde davanın açılması veya tanıklar ve taraflar için en yakın yerdeki taşınmazda değil de sırf tarafları ve tanıkları uzak yere götürmek için en uzaktaki taşınmazın bulunduğu yerde dava açılması HMK'nın 12. maddesi (HMUK m. 13) amacına uygun düşmeyecektir. Bununla birlikte, uyuşmazlık konusu taşınmazların maddî bakımdan birinin diğerine tercihi mümkün görülmemekte ise, bu takdirde HMK'nın 12/3 (HMUK m. 13/3) hükmüne uygun olarak dava davacının seçmiş olduğu gayrimenkul mahkemesinde açılabilmelidir (Önen, E.: Gayrimenkul Davalarında Yetki, AÜHFD, Y. 1966, C. 22, S. 1, s. 567-633, s. 610-611). Eğer uyuşmazlık konusu olan gayrimenkuller aynı şahsa değil de başka başka kimselere ait bulunmaktaysa bu hâlde taşınmaz malikleri arasında HMK'nın 57. (HMUK m. 43) maddesi gereğince ihtiyari dava arkadaşlığı doğmakta olup, bu hâllerde taşınmazlar arasında HMK'nın 166. maddesi (HUMK m. 45 vd) anlamında bir irtibatın bulunması gereklidir. Yeri gelmişken ihtiyari dava arkadaşlığı kavramından kısaca bahsetmekte fayda bulunmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 57. maddesinde (HUMK m .43) ; “Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir: a)Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması, b)Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri, c)Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması” hükmü yer almaktadır. Şu durumda, maddede açıkça sayılan dava konusu hak ve borcun ortak olması, birden fazla kişinin ortak bir işlem (örneğin sözleşme) ile borç altına girmiş olması, davanın birden fazla kişi hakkında aynı (veya benzer) sebepten doğmuş olması hâllerinde birden çok kimsenin birlikte dava açması olanaklı olduğu gibi, birlikte aleyhlerine de dava açılabilir. Maddede sayılan bu hâller dışında ihtiyari dava arkadaşlığından söz etmek mümkün değildir. İhtiyari dava arkadaşlığında, dava arkadaşı sayısı kadar dava vardır ve bu davalar mahkemece birlikte görülür. Bu sayede zaman, emek ve masraftan tasarruf (HMK m. 30, usul ekonomisi) sağlanarak yargılamanın kolaylaştırılmasının yanı sıra, yargılamada öngörülen sürelerin aşılmasını ve nihayet çelişik kararların verilmesini önler. Davanın birden fazla kişi hakkında aynı veya benzer sebepten doğması hâline gelince; aynı sebepten maksat yalnız hukuki sebep olmayıp bir olaya, yani aynı vakıaya ve fakat farklı hukuki sebeplere dayanılarak da birden fazla kişinin dava açması veya dava edilmesi olanaklıdır (Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 502). Yine 6100 sayılı HMK’nın 166. maddesinde davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda davaların birleştirilebileceği; 167. maddesinde ise mahkemenin, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında talep üzerine veya kendiliğinden karar verebileceği hüküm altına alınmıştır. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya gelince; asıl ve birleşen davalarda davacılar dava konusu Hatay ili Samandağ ilçesi Zeytunlu mahallesinde kain 21, 27, 28, 18, 29 (ifraz ile 4688-4700) parseller ile Hatay ili Antakya ilçesi Çekmece köyünde kain 530, 12393 173,1057 (imar ile 10662, 10663, 10664, 10665, 10669, 10670, 10671, 10672) parsel sayılı taşınmazların murisleri … tarafından davalılara muvazaalı olarak devredildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuşlardır. Dava birden fazla taşınmaza ilişkin olup, aynı zamanda birden fazla davalı bulunmaktadır. Davacılar, bir kısım taşınmazların bulunduğu Antakya ilçesinin bağlı olduğu Hatay Asliye Mahkemesinde davayı açmışlardır. Yukarıda da ifade edildiği üzere, davanın birden fazla taşınmaza ilişkin olması hâlinde , dava bu taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabilir (HUMK m. 13/3, HMK m.12/3) ve eğer uyuşmazlık konusu olan gayrimenkuller aynı şahsa değil de başka başka kimselere ait bulunmaktaysa bu hâlde taşınmaz malikleri arasında HMK'nın 57 (HMUK m. 43) maddesi gereğince ihtiyari dava arkadaşlığı olup, bu hâllerde taşınmazlar arasında HMK'nın 166. maddesi (HUMK m. 45 vd) anlamında bir irtibatın bulunması gereklidir. Nitekim, davaların açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1086 sayılı HUMK'nın 45. ve devamı maddeleri ile, karar tarihinden önce yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nın 166. maddesi hükmü gereğince davaların aralarında bağlantı bulunması, biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek durumda olması hâlinde davaların birleştirilmesine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Muris muvazaası istemli davalarda mirasbırakanın gerçek irade ve amacının tespiti bakımından devrettiği taşınmazlar yönünden muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı açılan davaların birlikte değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Asıl dava 06.09.2007, birleşen dava 09.10.2009 tarihlerinde açılmış olup, davacılar dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan HUMK’nın 13. maddesinin 3. fıkrası gereğince taşınmazların birinin bulunduğu yerde dava açma hakkına sahiptirler. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, HMK'nın 12. maddesinin kesin yetki kuralı, 3. fıkrasının ise kesin yetki kuralının istisnası olduğu, aynı davalı hakkında birden fazla taşınmaz için dava açılmış olması hâlinde birden fazla davadan değil aynı dava içinde birden fazla müddeabih söz konusu olacağından HMK'nın 12/3. maddesi kapsamında dava açılmasının mümkün olduğu ancak taşınmazların malikleri farklı ise burada birden fazla taşınmazdan değil, farklı kişilerin davalı olduğu birden fazla davanın söz konusu olacağı, HMK'nın 12/3. maddesinde dava açılan taşınmazları esas alarak istisna getirdiğine göre davalıların durumuna bakmak gerektiği, kendi taşınmazının bulunduğu yer dışında bir yerde davasının görülmesinin davalının aleyhine bir durum olduğu, davalılar arasında HMK'nın 58/1 maddesinde belirtilen ihtiyari dava arkadaşlığının söz konusu olduğu, Hatay'da davalı …'in davalı olduğu hiçbir taşınmazın bulunmadığı, ihtiyari dava arkadaşlığında davalar birlikte görülebilirse de kamu düzenine ilişkin yetki kuralının öncelikle uygulanması gerektiği gerekçeleriyle Özel Dairenin kesin yetkiye ilişkin bozma kararının yerinde olduğu, bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca; yerel mahkemece HUMK’nın 13. maddesinin 3. fıkrasının tanıdığı yetkiye dayanarak Samandağ ilçesi sınırları içerisinde yer alan taşınmazlar bakımından yetkisizlik kararı verilmesine gerek olmadığına ilişkin olarak verilen direnme kararı yerindedir. Ne var ki, esasa ilişkin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; direnme kararı yerinde olup işin esasına yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurul Kurulu kararının taraflara tebliği ile, karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 10.12.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY 6100 sayılı HMK'da; Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğu (HMK 12/1), bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabileceği (HMK 12/3) düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında kesin yetki kuralı ve 3. fıkrasıyla bu kesin yetki kuralına bir istisna getirilmiştir. Bu bir istisna düzenlemesi olduğuna göre, istisnaların dar yorumlanması kuralına göre değerlendirme yapılmalı ve 1. fıkradaki kesin yetkinin konuluş amacına aykırı sonuçlara varılmamalıdır. Somut olayda murisin bazı tasarruflarının mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığı ve muvazaalı olduğu iddiasıyla dava açılmış olup, muvazaa nedeniyle tapu iptali koşulları bulunup bulunmadığının lehine tasarruf yapılan her bir mirasçı yönünden ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Samandağ'da bulunan taşınmazlar için lehine tasarruf yapılan kişi davalı … olup, diğer davalılar sadece Hatay'da bulunan taşınmazlar yönünden lehine tasarruf yapılan kişi durumundadır. …'in hakkında dava konusu olan Hatay'da bulunan taşınmaz olmadığı gibi diğer davalılar için de haklarında dava açılan Samandağ'da bulunan taşınmaz bulunmamaktadır. Bu durumda murisin … yönünden tasarrufu Samandağ'da, diğerleri için Hatay'da yapılan tasarruf olup tamamen farklı akit tabloları ile yapılmış farklı işlemlerdir. Muvazaanın varlığı da her davalı için ayrı değerlendirileceği gibi murisin her tasarrufu için de ayrı değerlendirilecektir. Aynı davalı hakkında birden fazla taşınmaz için dava açılmış olması hâlinde, birden fazla dava olduğundan söz edilemeyecek ancak aynı dava içinde müddeabihe dâhil birden fazla taşınmaz olduğu kabul edilecektir. Müddeabihe dâhil birden fazla taşınmaz var ise bu taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde HMK 12/3. madde kapsamında dava açılması mümkündür. Bu davacı yararına olduğu kadar davalının da yararınadır. Birden fazla taşınmazın malikleri farklı ise yani bu davalar farklı kişiler aleyhine açılıyorsa, burada müddeabihe dâhil birden fazla taşınmazdan değil, farklı kişilerin davalı olduğu birden fazla davadan söz etmek gerekir. Çünkü taşınmazlar farklı ve malikleri farklı olduğu için davalılar da farklı ise, bu davalar birlikte açılması zorunlu olmayan, davalıların mecburi dava arkadaşı olmayıp ihtiyari dava arkadaşı konumunda olduğu ayrı davalar niteliğindedir. HMK 58/1. maddede yer alan; "ihtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsızdır" düzenlemesi de birlikte açılan bu davaların birden fazla dava sayılması gerektiği sonucunu ortaya koymaktadır. HMK 12/3. madde dava açılan taşınmazları esas alarak bir istisna getirdiğine göre, kapsamını belirleme konusunda da davacıların durumuna değil taşınmaz maliki davalıların durumuna bakmak gerekir. Çünkü HMK 12. maddedeki kesin yetki kuralı taşınmazın bulunduğu yeri esas aldığından davalı tarafın daha lehine bir düzenlemedir. Davalının malik olmadığı, davalı durumunda olmadığı başka taşınmazlar nedeniyle başka kişiler aleyhine dava açıldı diye, kendi taşınmazının bulunduğu yer dışında bir yerde davasını görmek davalının aleyhine bir durum olacaktır. HMK 12/3. madde ile korunan menfaat davacının durumu olmayıp davaya konu taşınmazlar ve buna bağlı olarak davalının durumu olduğundan davanın açıldığı Hatay'da …'in davalı olduğu hiç bir taşınmaz bulunmadığına göre Samandağ'da bulunan taşınmazları nedeniyle … aleyhine Hatay'da birlikte dava açılmasının mümkün olmadığı çok açık biçimde anlaşılmaktadır. İhtiyari dava arkadaşları hakkında birlikte dava açılabilir ve bu davalar birlikte görülebilir (HMK 57/1) ve ayrı açılmış olsa bile aralarında bağlantı bulunan bu davalar için birleştirme kararı verilebilir (HMK 166) ise de bu kurallar HMK 12/1. maddedeki kesin yetki kuralı karşısında daha tali nitelikte kaldığından, kamu düzenine ilişkin kesin yetki kuralının daha öncelikle uygulanması gerekir. Bu durumda HMK 12/3. maddedeki istisnanın uygulanması ve bu davaların birlikte görülmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmalıdır Somut olayda …'in davalı durumunda olduğu Samandağ'daki taşınmazlar için kesin yetki kuralı nedeniyle yetkisizlik kararı verilmesi zorunlu olup kesin yetkiye ilişkin olan bozma kararı yerinde bulunmaktadır. Tüm bu nedenlerle direnme kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, Direnme Uygun Daire yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2016/9510, K. 2017/2268Kaynağı aç
19. Hukuk Dairesi         2016/9510 E.  ,  2017/2268 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. – K A R A R – Davacı vekili, taraflar arasında imzalanan finansal kiralama sözleşmesi ile dava konusu edilen taşınmazların davalıya teslim edildiğini, davalının kira bedellerini ödemekte temerrüde düştüğünü, çekilen ihtarın da karşılıksız kaldığını iddia ederek finansal kiralamaya konu taşınmazların müvekkiline boş olarak iade ve teslimi ile taşınmazların beyanlar hanesine düşülen şerhin terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın taşınmazın bulunduğu yer olan Kocaeli mahkemelerinde görülmesi gerektiğini, fesih ihtarnamesinin usulüne uygun tebliğ edilmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece; taraflar arasındaki finansal kiralama sözleşmesi uyarınca davalının taksit ödemelerini yapmadığı, davacı tarafından Finansal Kiralama Kanunu hükümlerinin 30 ve 33.madde gereğince usulüne uygun ihtar çekildiği ve süresinde sözleşmenin feshedildiği, sözleşme konusu taşınmazların iadesi ve tapu kayıtlarındaki şerhlerin kaldırılması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir. Dava, 6361 Sayılı Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunun'un hükümlerine dayalı olarak açılmış olup finansal kiralama konusu taşınmazın davalı kiracıdan alınarak davacı kiralayana verilmesi ve beyanlar hanesindeki şerhin kaldırılması istemine ilişkindir. HMK’nın 12. maddesinde taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoymaya ilişkin davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğunun belirtildiği, davacının ileri sürdüğü gayrimenkulün tamamının aynen teslimine ve gayrimenkulün beyanlar hanesine düşülen sözleşme şerhinin tapudan terkinine ilişkin talebinin ayni hakkın kullanılması niteliğinde olduğu, bununla ilgili taleplerin gayrimenkulün bulunduğu yer mahkemesinde görülmesi gerektiği gözetilerek mahkemenin taşınmazların bulunduğu yer mahkemesi olan Kocaeli Asliye Ticaret mahkemesine yetkisizlik kararı vermesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, 21/03/2017 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava taraflar arasında düzenlenen 23.07.2013 tarihli Finansal Kiralama Sözleşme uyarınca finansal kiralamaya konu taşınmazların boş olarak iade ve teslimi ile taşınmaz kayıtlarına işlenmiş bulunan kira sözleşmesi şerhlerinin terki istemine ilişkindir. Sayın çoğunluğun görüşüne göre davacının taşınmazın teslimi ve taşınmazın beyanlar hanesine işlenmiş bulunan sözleşme şerhinin terkinine ilişkin istemleri ayni hakkın kullanılması niteliğinde olduğundan bu istemlere ilişkin davanın HMK 12. maddesi uyarınca taşınmazların bulunduğu yer mahkemesinin bulunduğu yerde açılması gerektiği, bu yetki kuralının kesin olması nedeniyle yetkisizlik kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararı bozulmuştur. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın özel Yasa olan 6361 sayılı Finansal Kiralama Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu (…) hükümleri uyarınca çözümlenmesi gerekmektedir. Finansal Kiralama Sözleşmesinin tanımı Yasanın 3. ve 18. maddelerinde yapılmıştır. Yasanın 3/ç maddesinde; “Finansal Kiralama: Bir finansal kiralama sözleşmesine dayalı olmak koşuluyla, bu Kanun veya ilgili mevzuatı uyarınca yetkilendirilen kiralayan tarafından finansman sağlamaya yönelik olarak bir malın mülkiyetinin kira süresi sonunda kiracıya devredilmesi; kiracıya kira süresi sonunda malın rayiç bedelinden düşük bir bedelle satın alma hakkı tanınması; kiralama süresinin malın ekonomik ömrünün yüzde sekseninden daha büyük bir bölümünü kapsaması veya finansal kiralama sözleşmesine göre yapılacak kira ödemelerinin bugünkü değerlerinin toplamının malın rayiç bedelinin yüzde doksanından daha büyük bir değeri oluşturması hâllerinden herhangi birini sağlayan kiralama işlemini, ifâde eder.” Yine aynı Kanunun 18. maddesinde ise şöyle tanımlanmaktadır. “ Finansal kiralama sözleşmesi Finansal kiralama sözleşmesi; kiralayanın, kiracının talebi ve seçimi üzerine üçüncü bir kişiden veya bizzat kiracıdan satın aldığı veya başka suretle temin ettiği veya daha önce mülkiyetine geçirmiş bulunduğu bir malın zilyetliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere kira bedeli karşılığında, kiracıya bırakmasını öngören sözleşmedir.” hükmüne yer verilmiştir. Finansal kiralama sözleşmesinin ana amacı kiracıya kredi kullandırmaktır. Bu ana unsur dışında kiracının kiralama dönemi sonunda finansal kiralamaya konu malı satın alma hakkı gibi bazı unsurları da bünyesinde bulunduran kendine özgü yapısı ve unsurları bulunan bu tür sözleşmelerin kullandırma amacı taşıyan sözleşmelerden sayılması gerektiği kabul edilmektedir. Yukarıda belirtilen madde hükümleri uyarınca finansal kiralama ilişkisinde kiracı malın zilyetliğini ve ekonomik mülkiyetini elinde bulundurmakla birlikte malın hukuken maliki sözleşme süresi içerisinde halen kiralayan finansal kiralama şirketidir. Sözleşme davacı kiralayan tarafından Yasanın 31/1. maddesi hükmü uyarınca kiracının finansal kiralama bedelini ödemede temerrüde düşmesi nedeniyle fesih edilmiştir. Yasanın 32. maddesinde sözleşmenin sona ermesinin sonuçları düzenlenmiş olup bu madde hükmüne göre sözleşme sona erdiğinde kiracının finansal kiralama konusu malı derhal geri vermekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Somut olayımızda sözleşmenin kiralayan tarafından feshedilmiş olması, taşınmazın mülkiyetinin halen kiralayana ait olması nedeniyle kiralayan tarafından taşınmazın geri verilmesine yönelik istemi taşınmazın ayni etkisine yönelik, ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek türde bir istem olmadığından, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin kesin yetkili olduğundan söz edilmesi mümkün olmadığından 6100 sayılı HMK'nın 12/1. maddesinin olayımızda uygulanma olanağı bulunmamaktadır. Yasanın sözleşmenin şekli ve tescili başlıklı 22/1. madde hükmüne göre taşınmaz mallara ilişkin sözleşmeler taşınmazın bulunduğu tapu kütüğünün şerhler hanesine şerh olunur. Bu şerhin nedeni madde gerekçesinde de açıklandığı üzere sistemin düzenli işleyebilmesi, Türk Medeni Kanunu'ndaki iyiniyetli üçüncü kişilerin mülkiyet ve sınırlı ayni hak kazanmalarının önlenmesi o taşınmazla ilgili mal üzerinde finansal kiralama sözleşmenin bulunduğunun belirtilmesine ilişkindir. Taşınmaza ilişkin bu tür şahsi hakka dayalı isteme yönelik dava taşınmazın aynına ilişkin olmadığından, şahsi talep hakkı doğuran sözleşmeye dayanarak ayni bir hak değişikliği istenemeyeceğinden, bu tür şahsi hakka ilişkin şerhin terkinine ilişkin davalar da HMK 12./1. madde kapsamına girmeyeceğinden kesin yetkiden de söz edilemez. Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı somut olayda taşınmazın ayni etkisine yönelik, ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek şekilde istem bulunmadığından, 6100 sayılı HMK'nın 12/1. maddesinde öngörülen kesin yetkiden söz edilemeyeceğinden sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.

Kesin Yetki Kuralının Hukuki Niteliği ve Re'sen Gözetilmesi

Taşınmazın aynından kaynaklanan uyuşmazlıklarda öngörülen yetki kuralı kamu düzenini ilgilendirir. Kesin yetki vasfına sahip bu kural sebebiyle yetki itirazı taraflarca ileri sürülmemiş olsa dahi yetkisizlik hâli mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmek zorundadır. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2021/14865 Esas ve 2022/721 Karar sayılı ilamında da taşınmazın aynına bağlanan yetkinin kamu düzenine ilişkin ve kesin olduğu, bu sebeple mahkemenin bu hususu kendiliğinden dikkate alması gerektiği belirtilmiştir.

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2021/14865, K. 2022/721Kaynağı aç
5. Hukuk Dairesi         2021/14865 E.  ,  2022/721 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Mükerrer tapu kaydının iptali istemine ilişkin olarak açılan davada, … (…) Asliye Hukuk ile … Asliye Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı yetkisizlik kararı verilmesi nedeni ile dosyada son karar bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesinden sonra verilmiş ise de iki farklı bölge adliye mahkemesinin yargı çevresinde kalan mahkemelerce karşılıklı olarak yetkisizlik kararı verilmiş olması ve 5235 sayılı Kanunun 36/3. Maddesi gereğince bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinin görevinin yargı çevresi içerisinde bulunan adlî yargı ilk derece hukuk mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek olduğundan yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: – K A R A R – Dava, mükerrer tapu kaydının iptali istemine ilişkindir. … (…) Asliye Hukuk Mahkemesince, Kadastro müdürlüğünden celp edilen krokilerde taşınmazın … İli … İlçesi sınırlarında kaldığı, davacının iptalini talep ettiği taşınmazların tapu kayıtlarının da … Tapu Müdürlüğünde kayıtlı olduğu, 6100 sayılı HMK'nın 12/1. Maddesi gereğince taşınmazın aynından doğan davalarda taşınmazın bulunduğu yerin kesin yetkili olduğunun düzenlendiği gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiştir. … Asliye Hukuk Mahkemesince, davanın mükerrer tapu kaydının iptali davası olduğu gözetildiğinde taşınmazın bulunduğu yerden kastın tapu kayıtlarında gösterilen yer değil, taşınmazın fiilen bulunduğu yer olduğu kabul edilerek ilgili kaymakamlıklara müzekkere yazılıp ilçe sınırlarını gösterir idari haritalar, celp edilerek keşfe gidilmiş, keşif sonucu alınan bilirkişi raporundanda taşınmazın … İlçesi sınırları içerisinde olduğunun gerekçesiyle, yetkisizlik kararı verilmiştir. HMK'nın 12/1. Maddesinde düzenlendiği üzere taşınmazın aynına ilişkin davalar taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır. Bu maddedeki, "taşınmazın bulunduğu yerden maksat" taşınmazın il veya ilçe sınırları bakımından fiilen bulunduğu yerdir. Yoksa tapuda kayıtlı olduğu yer değildir. Bu yetki kuralı kamu düzenine ilişkin ve kesin olup, mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesi zorunludur. Dosya kapsamında; mükerrer tapu kaydının iptali istemli olarak açılan davada harita ve kadastro mühendisi bilirkişinin 22.01.2021 tarihli bilirkişi raporunda; dava konusu taşınmazın … İli, … İlçesi, Yukarıgörle Kadastro Sahasında ölçüldüğü, ancak bilirkişi raporu ekinde sunulan Ek1 ve Ek2 deki belgede idari sınır olarak … İli, … İlçesi, … Mahallesinde kaldığının belirtildiği anlaşıldığından, uyuşmazlığın … (…) Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri ve 5235 sayılı Kanunun 36/3. maddesi gereğince … (…) Asliye Hukuk Mahkemesi'nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 24/01/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Taşınmazın Bulunduğu Yer Ölçütü ve Fiili İdari Sınırlar

6100 sayılı Kanun'un 12. maddesinde işaret edilen taşınmazın bulunduğu yer kavramı, gayrimenkulün tapu sicil kütüğünde kayıtlı bulunduğu idari birimi değil; il veya ilçe mülki sınırları doğrultusunda fiilen yer aldığı konumu ifade eder. Taşınmazın tapu kütüğünün tutulduğu yer ile fiilen bulunduğu idari sınırlar arasında uyumsuzluk olması hâlinde, yargı yetkisi taşınmazın fiilen bulunduğu yerin bağlı olduğu mahkemeye aittir.

Taşınmazın Aynına İlişkin Olarak Kesin Yetkiye Tabi Davalar

Mülkiyet hakkının korunması, kurulması veya tescilin düzeltilmesi talepleri kesin yetki çerçevesindedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 683/2 uyarınca malikin haksız zilyede karşı yönelttiği istihkak ve her türlü haksız el atmanın önlenmesi davaları ile 4721 sayılı Kanun m. 713/1 uyarınca tapusuz taşınmazı aralıksız ve nizasız yirmi yıl süreyle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kimsenin açtığı tescil davaları taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılmak zorundadır.

4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 683Kaynağı aç
Madde 683- Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir. B. Mülkiyet hakkının kapsamı I. Bütünleyici parça
4721 sayılı TÜRK MEDENİ KANUNU m. 713Kaynağı aç
Madde 713- Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce (…)[35] hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. Tescil davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılır. Davanın konusu, mahkemece bir gazete ve bir internet haber sitesinde ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilân olunur.[36] Son ilândan başlayarak üç ay içinde yukarıdaki koşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itiraz yerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hâkim tescile karar verir. Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur. Davalılar ve itiraz edenler, aynı davada kendi adlarına tescile karar verilmesini isteyebilirler. Kararda, tescili istenilen taşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir ve karara, uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir. Özel kanun hükümleri saklıdır. c. Sürelerin hesabı

Türk Medeni Kanunu m. 1025 kapsamında açılan yolsuz tescilin düzeltilmesi davaları, muvazaaya dayalı tapu iptali ve tescil talepleri, paylaştırma veya satış suretiyle ortaklığın giderilmesi davaları ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanılarak mülkiyetin hükmen devri ve tescili talebiyle ikame edilen davalarda da taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.

Devre mülk sözleşmesinin ve sözleşmeyle verilen senetlerin iptali, ödenen paranın geri verilmesi ve tapu kaydının iptali taleplerini bir arada barındıran uyuşmazlıklar da ayni hak talebini içerdiğinden 6100 sayılı Kanun m. 12 kapsamında kesin yetki kurallarına göre çözümlenir.

Muris Muvazaasına Dayalı Tazminat Taleplerinde Yetki Durumu

Mirasbırakanın mirastan mal kaçırma kastıyla gerçekleştirdiği taşınmaz devrine dayalı tazminat istemlerinde, uyuşmazlığın esasını temlik işleminin muvazaalı olup olmadığının tespiti oluşturur. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2015/14858 Esas ve 2018/11028 Karar sayılı ilamındaki çoğunluk görüşü, uyuşmazlığın temelinin ayni hak iddiasının ispatına bağlı bulunması sebebiyle davanın HMK m. 12/1 anlamında taşınmazın aynına ilişkin olduğunu ve taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2015/14858, K. 2018/11028Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2015/14858 E.  ,  2018/11028 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : MURİS MUVAZAASINA DAYALI TAZMİNAT Taraflar arasında görülen muris muvazaasına dayalı tazminat davası sonunda, yerel mahkemenin yetkisizliğine ilişkin olarak verilen karar davacılar tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi … 'in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tazminat isteğine ilişkindir. Dosya içeriğinden, … ili … İlçesi … Mahallesinde yer alan … ada … parsel sayılı taşınmaz bakımından eldeki davanın önce … …'de açıldığı, ancak … 3. Asliye Hukuk Mahkemesince, uyuşmazlığın taşınmazın aynından kaynaklandığı gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 12. maddesi uyarınca yetkisizliğe ve dosyanın yetkili … Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği; dosya kendisine tevzi edilen … 23. Asliye Hukuk Mahkemesince de, davada ileri sürülen isteğin taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, davaya bakmaya … Asliye Hukuk Mahkemesinin yetkili bulunduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verildiği görülmektedir. Hemen belirtilmelidir ki; eldeki davada ileri sürülen tazminat isteğinin esasının, murisin gerçekleştirdiği taşınmaz temlikinin mirastan mal kaçırmak amacıyla yapıldığı iddiasından kaynaklanmakta olduğu ve uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasının anılan iddianın sübutuna bağlı bulunduğu açıktır. O halde; davanın, kamu düzeniyle ilgili kesin yetki kuralı içeren HMK'nın 12/1. maddesi uyarınca "Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin" olduğu ve taşınmazın bulunduğu yer mahkemesince görülüp sonuçlandırılması gerektiği kabul edilmelidir. Hal böyle olunca, işin esasının incelenmesi yerine yetkisizlik kararı verilmesi doğru değildir. Davacıların yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05/06/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. (Muhalif) -KARŞI OY- Dava, muris muvazaası hukuki nedenine dayalı taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakan Mahbub'un … …'da bulunan … parsel sayılı taşınmazını dava dışı eşine muvazaalı olarak temlik ettiğini, onun tarafından taşınmazın davalıya devredildiğini, davalının da muvazaalı işlemi bilmesine rağmen taşınmazı üçüncü kişilere devrettiğini ileri sürerek, davalıdan miras payları oranında tazminat isteminde bulunmuşlar, davanın açıldığı … 3. Asliye Hukuk Mahkemesince; taşınmazın aynını ilgilendiren davada yetkili mahkemenin … Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu belirtilerek HMK'nun 12. maddesi gereğince yetkisizlik kararı verilmiş, anılan kararın temyiz olunmaksızın kesinleşmesi üzerine dosyanın gönderildiği … 23. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından davanın taşınmazın aynına ilişkin bulunmadığı ve süresi içinde yetki itirazı ileri sürülmediğinden, … 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne karşı yetkisizlik kararı verilmiş, bu karar Dairece, muris muvazaasına dayalı tazminat isteminin taşınmazın aynıyla ilgili olduğu ve davaya bakmakla taşınmazların bulunduğu … mahkemelerinin kesin yetkili olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararının bozulmasına karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nun, "Taşınmazın aynından doğan davalarda yetki" başlığını taşıyan 12. madde hükmü şu şekildedir: "MADDE 12- (1) Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. (2) İrtifak haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır. (3) Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir." Kanun hükmünden çıkan sonuç, "taşınmazın aynı" kavramının, doğrudan mahsus sicilindeki mülkiyete ve onun kullanma şekline ilişkin bir durumu ifade ettiğidir. Yargılamasında ayni hakkın tartışılması, tazminat istemli davayı ayni bir davaya dönüştüremez. Zira, HUMK'nun temyiz incelemesi yönünden halen yürürlükte bulunan 445/4 madde hükmünde: "Gayrimenkule ve buna müteallik ayni haklara ve aile ve şahsın hukukuna mütedair hükümler kat'iyet kesbetmedikçe icra olunamaz." düzenlemesi gereğince, ilamda icra edilecek kısım aynının tartışıldığı gerekçesi değil, hüküm kısmıdır. Davada, taşınmazın aynının tartışılarak hüküm kısmında tazminata karar verilmesi halinde, anılan madde hükmünün açıklığı karşısında, ilamın kesinleşmeden icra olunamayacağı ileri sürülemeyeceğine göre, taşınmazla ilgili açılan tazminat davasının da, taşınmazın aynına ilişkin olduğu belirtilerek kesin yetki kuralına tabi olacağı ileri sürülemez. Somut olayda, HMK'nun 6. maddesindeki genel yetki kuralları geçerli olduğu ve davanın ilk açıldığı yer olan … mahkemelerinin yetkisine itiraz edilmediğinden, mahkemenin karşı yetkisizlik kararının doğru olduğu kanaatiyle sayın çoğunluğun bozmaya ilişkin aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.

Anılan karara konu karşı oy gerekçesinde ise taşınmazın aynı kavramının doğrudan doğruya tapu sicilindeki mülkiyet ve tasarruf durumunu ifade ettiği, yargılama sürecinde ayni hakkın tartışılmasının tazminat istemli bir davayı ayni davaya dönüştürmeyeceği ve talebin şahsi hak niteliğinde kalarak genel yetki kurallarına tabi olması gerektiği savunulmuştur.

Kamulaştırma Bedelinin İadesi Taleplerinde Yetkili Mahkeme

Mükerrer veya fazla ödendiği gerekçesiyle kamulaştırma bedelinin geri alınması amacıyla açılan davalarda uyuşmazlığın kökeni kamulaştırma işlemine dayanır. Bu tür taleplerde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu m. 37 hükmü ve HMK m. 12 düzenlemesi uyarınca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkili merci olarak kabul edilir.

Şahsi Hakka Dayanan Uyuşmazlıkların Kesin Yetki Dışında Kalması

Taşınmazla bağlantılı bulunmasına karşın ayni hak sahipliğinde değişiklik doğurmayan veya ayni hakka dayanmayan talepler HMK m. 12 kapsamına girmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2616 Esas ve 2019/1330 Karar sayılı ilamında açıklandığı üzere; kira bedelinin tahsili, kiralanan taşınmazın tahliyesi ve haksız işgal tazminatı (ecrimisil) talepleri ayni hakka değil şahsi hakka dayandığından taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılma zorunluluğu bulunmamaktadır; bu uyuşmazlıklarda yetkili mahkeme genel yetki kurallarına göre belirlenir.

Kiralanan yerin tahliyesine dair davalarda taşınmazın aynına ilişkin bir hak ileri sürülmediğinden kesin yetki kuralı işlemez. Bu davalarda mahkeme yetkisizlik durumunu kendiliğinden gözetemez; yetkisizlik ancak davalı tarafından süresinde ilk itiraz olarak öne sürülebilir. Aynı doğrultuda, kiracının fazladan ödediği kira bedellerinin iadesi için yürütülen takipler ve davalar da sözleşmeye dayalı şahsi hak niteliğinde olup kesin yetkiye tabi değildir.

Aile Konutuna İlişkin İpoteğin Kaldırılması Davalarında Yetki

Malik olmayan eş tarafından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 194 hükmüne dayanılarak açılan ipoteğin fekki davalarında eşe tanınan yetki ayni nitelikte olmayıp şahsi bir hak doğurur. Ayni hak değişikliği yaratmayan bu istemlerde HMK m. 12'deki kesin yetki geçerli olmayıp yetkili mahkeme davalının yerleşim yeri mahkemesidir ve yetki itirazı mahkemece re'sen gözetilmeyip ancak ilk itiraz yoluyla ileri sürülebilir.

Birden Fazla Taşınmaza İlişkin Davalar ve Seçim Hakkının Kapsamı

HMK m. 12/3 hükmü gereğince, taşınmazın aynına veya zilyetliğine ilişkin uyuşmazlık birden fazla taşınmazı kapsıyorsa dava, bu taşınmazlardan herhangi birinin bulunduğu yer mahkemesinde tüm taşınmazlar için birlikte açılabilir.

Davacının seçim hakkı sınırsız değildir; bu hak Türk Medeni Kanunu m. 2'de düzenlenen dürüstlük kuralı sınırları içinde kullanılmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/2616 Esas ve 2019/1330 Karar sayılı ilamında vurgulandığı üzere; dava konusu taşınmazlar arasında ekonomik değeri yüksek bir gayrimenkul bulunmasına rağmen değeri çok düşük olanın bulunduğu yerin tercih edilmesi ya da tarafları ve tanıkları zor durumda bırakmak amacıyla en uzaktaki yer mahkemesinde dava ikame edilmesi kanunun amacına aykırılık teşkil eder.

Uyuşmazlık konusu birden fazla taşınmazın malikleri farklı kimseler olduğunda, bu malikler arasında 6100 sayılı Kanun m. 57 uyarınca ihtiyari dava arkadaşlığı meydana gelir. Bu durumda taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde tüm taşınmazlar yönünden ortak dava görülebilmesi için talepler ve taşınmazlar arasında HMK m. 166 anlamında hukuki bir irtibatın bulunması gerekir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 57Kaynağı aç
MADDE 57- (1) Birden çok kişi, aşağıdaki hâllerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabilir: a) Davacılar veya davalılar arasında dava konusu olan hak veya borcun, elbirliği ile mülkiyet dışındaki bir sebeple ortak olması. b) Ortak bir işlemle hepsinin yararına bir hak doğmuş olması veya kendilerinin bu şekilde yükümlülük altına girmeleri. c) Davaların temelini oluşturan vakıaların ve hukuki sebeplerin aynı veya birbirine benzer olması. İhtiyari dava arkadaşlarının davadaki durumu

İrtifak Hakları, Şirket Uyuşmazlıkları ve Finansal Kiralama İlişkileri

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 12/2 uyarınca irtifak haklarına ilişkin davalarda yetkili mahkeme, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın yer aldığı yargı çevresindeki mahkemedir.

Şirket ve ortak arasındaki uyuşmazlıklarda taşınmaz devri söz konusu olduğunda 6100 sayılı Kanun m. 14/2 hükmü dikkate alınır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/11261 Esas ve 2015/10661 Karar sayılı ilamına göre, şirket ortaklığı payının devri esnasında şirkete ait gayrimenkulün de devredildiği iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında, tüzel kişinin merkezinin yer aldığı yer mahkemesi de kesin yetkiye sahiptir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/11261, K. 2015/10661Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2015/11261 E.  ,  2015/10661 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 03/06/2015 NUMARASI : 2014/1262-2015/407 Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 03/06/2015 tarih ve 2014/1262-2015/407 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili,muvazaalı olarak davalı adına tescil edildiğini iddia ettiği M. İli, B. İlçesi, T. Köyü, Arsa Mevkii, N..C Pafta,.. parsel, j blok, B. Z. kat numaralı, 1 bağımsız bölüm numaralı 7/100 davalının 18.11.2004 tarihli kredi sözleşmesine konut nitelikli 1 adet daire ve M. İli, B. İlçesi, T. köyü, Arsa mevkii, N. pafta, .. parsel, j blok, ..kat numaralı, 2 bağımsız bölüm numaralı 5/100 arsa paylı konut nitelikli 1 adet daire olmak üzere, 2 adet taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile,anılan taşınmazların davacı şirket adına tescili veya dava konusu taşınmazların tesbit edilecek rayiç bedelinin faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı şirkete ödenmesine ve dava konusu taşınmazlar hakkında ihtiyadi tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davaya cevap vermemiştir. Mahkemece, iddia ve dosya kapsamına göre; Dava konusu taşınmazın kaydının Bodrum Tapu Sicil Müdürlüğü olduğu,muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil talebine ilişkin davada yetkili mahkemenin HMK 12.maddesine göre Bodrum Asliye Ticaret davalarına bakmakla yetkili Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle, yetkiye ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle 6100 sayılı HMK'nın 114/ç maddesi uyarınca dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, şirket ve şirket ortağının diğer ortak aleyhine açtığı tapu iptali ve tescili davası olup, mahkemece HMK'nın 12. Maddesi gereğince yetkisizlik kararı verilmiştir. Ancak aynı Yasa'nın 14/2. Maddesine göre şirketin ortağı aleyhine veya ortağın ortak aleyhine açtığı davada ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi de kesin yetkilidir. Davacı, şirket hissesinin devri esnasında ve baskı altında şirkete ait gayrimenkulun tapusunun da devredildiğini iddia etmektedir. Bu durumda gayrimenkulun şirkete ait olup, şirket yöneticisi tarafından ortak olan diğer davalıya devredildiği gözetildiğinde HMK'nın 14/2 maddesi gereğince davanın şirketin sicile kayıtlı olduğu yerde de görülebileceği ve bu yerin de davacı tarafından İstanbul olarak belirtildiği anlaşılmakla, bu husus üzerinde durulup oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASI, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Finansal kiralama sözleşmesinin feshedilmesinin ardından taşınmazın aynen iadesi ve tapu kütüğünün beyanlar hanesindeki şerhin terkini taleplerinde içtihatta farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/9510 Esas ve 2017/2268 Karar sayılı kararındaki çoğunluk görüşü, gayrimenkulün teslimi ve şerhin terkinine yönelik talebi ayni hakkın kullanılması mahiyetinde görerek davanın taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde görülmesini kesin yetki saymıştır. Buna karşılık karardaki karşı oy gerekçesinde, istemin finansal kiralama sözleşmesinin feshine ve tasfiyesine dayalı şahsi talep hakkı niteliğinde kaldığı, ayni hak değişikliği yaratmadığı ve HMK m. 12/1 kesin yetkisinin uygulanamayacağı dile getirilmiştir.

Kesin Yetki Durumunda Karşılıklı Yetkisizlik ve Yargı Yeri Belirlenmesi

Kamu düzenine ilişkin kesin yetki kurallarının uygulandığı davalarda, her iki mahkemenin de görev ve yetki alanı yönünden yetkisizlik kararı vermesi ve bu kararların kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi hâlinde davaya bakacak merciin tayini amacıyla HMK m. 21/1-ç hükmü uyarınca yargı yeri belirlenmesi yoluna başvurulur.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 21Kaynağı aç
MADDE 21- (1) Aşağıdaki hâllerde, davaya bakacak mahkemenin tayini için yargı yeri belirlenmesi yoluna başvurulur: a) Davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemenin davaya bakmasına herhangi bir engel çıkarsa. b) İki mahkeme arasında yargı çevrelerinin sınırlarının belirlenmesi konusunda bir tereddüt ortaya çıkarsa. c) İki mahkeme de görevsizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse. ç) Kesin yetki hâllerinde, iki mahkeme de yetkisizlik kararı verir ve bu kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleşirse. İnceleme yeri
Taşınmazın fiilen bulunduğu yer ile tapuda kayıtlı olduğu ilçe farklıysa dava nerede açılır?

Dava, taşınmazın il veya ilçe mülki sınırları bakımından fiilen yer aldığı konumdaki yetkili mahkemede açılmalıdır. HMK m. 12 uygulamasında tapu kütüğünün tutulduğu yer değil, fiili idari sınırlar esas alınır.

Ortaklığın giderilmesi davalarında hangi mahkeme yetkilidir?

Taşınmazın aynen taksimi veya satışı yoluyla ortaklığın giderilmesi davalarında, HMK m. 12 gereğince taşınmazın fiilen bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.

Kiralanan taşınmazın tahliyesi davası taşınmazın bulunduğu yerde mi açılmak zorundadır?

Tahliye davaları ayni hakka değil şahsi hakka dayandığından HMK m. 12'deki kesin yetkiye tabi değildir. Bu davalarda mahkeme yetkisizlik durumunu kendiliğinden gözetemez; yetki durumu ancak taraflarca ilk itiraz olarak öne sürülebilir.

Aile konutuna konulan ipoteğin kaldırılması davasında kesin yetki kuralı işler mi?

Malik olmayan eşin TMK m. 194 hükmüne dayanarak açtığı ipoteğin kaldırılması davasında ileri sürülen hak şahsi nitelikte olduğundan kesin yetki kuralı işlemez; dava genel kural uyarınca davalının yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir.

Birden fazla taşınmazı kapsayan davalarda mahkeme nasıl seçilir?

Uyuşmazlık birden fazla taşınmazı ilgilendiriyorsa taşınmazlardan birinin bulunduğu yer mahkemesinde tüm taşınmazlar için dava açılabilir. Ancak bu seçim TMK m. 2 dürüstlük kuralına uygun yapılmalı; sırf tarafları zor durumda bırakmak için değeri çok düşük veya en uzaktaki taşınmaz mahkemesi seçilmemelidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu