HMK Madde 105 Uyarınca Eda Davası ve Şartları

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 105 Uyarınca Eda Davası ve Şartları

Eda Davasının Tanımı ve Kapsamı

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 105. maddesi uyarınca eda davası yoluyla mahkemeden, davalının bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesi talep edilir. Kanun metninde geçen yapmamaya ibaresi, davalının belirli bir davranışı gerçekleştirmekten kaçınmasını ve içtinap etmesini de kapsamaktadır. Yargılamada 6100 sayılı Kanun'un 33. maddesinin birinci fıkrası uyarınca hâkim Türk hukukunu resen uygular. Aynı Kanun'un 26. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen taleple bağlılık ilkesi uyarınca da hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez, ancak duruma göre talep sonucundan daha azına karar verebilir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 105Kaynağı aç
MADDE 105- (1) Eda davası yoluyla mahkemeden, davalının, bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesi talep edilir. Tespit davası
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 26Kaynağı aç
MADDE 26- (1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. (2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır. Hukuki dinlenilme hakkı
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 33Kaynağı aç
MADDE 33- (1) Hâkim, Türk hukukunu resen uygular. ÜÇÜNCÜ BÖLÜM Hâkimin Yasaklılığı, Reddi ve Hukuki Sorumluluğu BİRİNCİ AYIRIM Hâkimin Davaya Bakmaktan Yasaklılığı ve Reddi Yasaklılık sebepleri

Dava Türünün Belirlenmesinde Talep Sonucu ve Hukuki Yarar

Dava çeşitleri 6100 sayılı Kanun'un 105 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup davanın türü davacının talep sonucuna göre belirlenir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/853 E., 2020/907 K. sayılı ilamında açıklandığı üzere, davacı dava dilekçesinde dava türünü inşai dava olarak nitelendirse dahi açıkça bir miktar alacağın tahsilini talep etmişse açılan dava eda davasıdır ve hâkim bu kapsamda karar vermek zorundadır. Hukuki yararı belirleyen unsur davacının dilekçede gösterdiği dava türü değil, karar verilmesi istenen talep sonucudur. Bu sebeple eda davası açılması gerekirken inşai dava açıldığından bahisle hukuki yarar yokluğundan davanın usulden reddine karar verilemez. Alacağını elde etmek isteyen davacının alacağın tahsili amacıyla kısmi dava, tam eda davası veya belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararı bulunmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2019/853, K. 2020/907Kaynağı aç
Hukuk Genel Kurulu         2019/853 E.  ,  2020/907 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın usulden reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili 26.04.2013 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin işyerinin davalı şirkete Eczane Paket Sigorta Poliçesi ile hırsızlık rizikosunu da kapsar şekilde sigortalandığını, 07.11.2012 tarihinde işyerinde hırsızlık olduğunu, bilanço hesabında yer alan stok hesabından da anlaşılacağı üzere 654.918,54TL değerinde ilaç ve 10.000,00TL değerinde demirbaş eşyanın çalındığını, müvekkilinin olayın şoku ile eczaneden çalınan ilaçların tam değerini ilk anda tespit edemediğini, bu nedenle eczaneden çalınan ilaçların değerinin yaklaşık 503.000,00TL olduğunu beyan ettiğini, tüm belgeleri sunmasına rağmen davalı sigorta şirketinin müvekkiline 44.090,00TL ödeme yaptığını, müvekkilinin vekili olan annesi …’e ödeme yaparken ibraname alındığını, müvekkilinin hemen ertesi gün noter ihtarnamesi ile bu ibranamenin geçersiz olduğunu ve karakola yaptığı bildirime göre eksik kalan 458.910,00TL’nin ödenmesi gerektiğini bildirdiğini, fakat muhatabın bu güne kadar gereğini yapmadığını, sigortanın teminat altına aldığı bedelin 610.000,00TL, müvekkilinin gerçek zararının ise ilaç ve demirbaş eşya olmak üzere toplam 664.918,54TL olduğunu, teminatı aşan kısım istenemeyeceğinden müvekkiline ödenen 44.090,00TL çıkarıldıktan sonra kalan 565.910,00TL’nin müvekkiline ödenmesi gerektiğini, genel uygulama hesap bilirkişisi tarafından hazırlanacak rapora göre alacağın saptanması olduğundan harca esas değer 10.000,00TL olmak ve bilirkişi raporunun hazırlanması ile müvekkilinin teminat kapsamında kalan gerçek zararını davalı tarafın muvafakatine ve dava dilekçesinin ıslahına ya da ek dava açmaya gerek kalmaksızın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesinde yer alan düzenleme doğrultusunda talep ve dava etmek üzere belirsiz alacak davası açtıklarını ileri sürerek müvekkilinin gerçek zararı olan 565.910,00TL’nin tahsili için HMK’nın 107. maddesi doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre yapacağı talep doğrultusunda dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili 30.10.2013 havale tarihli cevap dilekçesinde; dava dilekçesinde davacı tarafça harca esas değerin 10.000,00TL olduğu belirtilmesine rağmen dava dilekçesinin içeriğinde ve sonuç istem kısmında zararlarının 565.910,00TL olduğu belirtilerek bu miktarın tahsilinin talep edildiğini, bu hususun 6100 sayılı HMK’nın 109/2 maddesinde talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağının açıkça düzenlenmiş olması karşısında yerinde olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme Kararı: 6. İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.04.2013 tarihli ve 2013/240 E., 2013/196 K. sayılı kararı ile; dava dilekçesinin görev yönünden reddi ile dosyanın görevli olan Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 7. İzmir (Kapatılan) 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.01.2014 tarihli ve 2013/271 E., 2014/7 K. sayılı kararı ile; davacı vekilince talebinin belirsiz alacak davasına yönelik olduğu iddia edilmiş ise de, davacının 03.04.2013 tarihinde keşide ettiği ihtarnameyle gerçek zararının tamamının 503.000,00TL olduğunu belirttiği, kendisine ödenen 44.090,00TL düşüldükten sonra bakiye 458.910,00TL'nin ödenmesini talep ettiği, böylece uyuşmazlık konusunun davacı tarafça açıkça belirlenmiş olması nedeniyle kısmi dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı, davacı tarafın iddia ettiği gibi HMK'nın 107. maddesindeki belirsiz alacak davasının koşulları da bulunmadığı gerekçesiyle HMK'nın 114/h maddesi uyarınca davanın usulden reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 8. İzmir (Kapatılan) 15. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 25.10.2016 tarihli ve 2014/5539 E., 2016/9322 K. sayılı kararı ile; “…Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 107/I. maddesinde "davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde, alacaklı hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir" 107/II. bendinde "karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtilmiş olduğu talebini artırabilir" 107/III. bendinde ise, "ayrıca kesin eda davasının açılabildiği hallerde tesbit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir" hükmüne yer verilmiştir. Kısmi dava ise HMK'nın 109.maddesinde düzenlenmiştir. Dava ve karar tarihinde yürürlükte bulunan 109.maddesi I. bendinde; "Talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir" 109/II .bendinde "Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz. (bu hüküm 1.4.2015 tarih 6644 sayılı Kanunun 4.maddesi ile iptal edilmiştir.) 109/III. bendinde ise, "Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkca feragat edilmiş olması hali dışında kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez" hükmünü içermektedir. Yani, talep niteliği itibariyle bölünebiliyorsa kısmi dava açılabilecek, talep konusu taraflar arasında tartışmalı olacak, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına gerek olmadan ek dava açılabilecektir. Bir kimsenin kısmi dava açıp açmadığına karar vermek için davacının talep sonucuna bakmak gerekir. Davacının davasını açıkça kısmi dava olarak nitelendirmesine gerek yoktur. Somut olayda davacı, dava dilekçesinde davalı sigorta şirketi ile işyeri (eczane paket sigortası) sigortası poliçesi düzenlediklerini, iş yerinde hırsızlık olayı olduğunu ve mallarının çalındığını, davalı şirketin zararın 44.090,00TL olduğu gerekçesiyle bu miktarı ödediğini, gerçek zararının 565.910,00 TL olduğunu, 10.000 TL harca esas değer üzerinden belirsiz alacak davası açtığını bildirerek talepte bulunmuştur. Davalı sigorta şirketi ise zararının miktarını bildirdiğini bu nedenle kısmi dava açılamayacağını savunmuştur. İleri sürülüş ve savunmaya göre dava konusu miktarın taraflar arasında tartışmalı olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle talep edilen miktarın tartışmasız olduğundan söz edilemez. Belirsiz alacak davası olarak açılan davaya kısmi dava olarak devam edilmesi mümkün değil ise de somut olayda davacının kısmi dava açtığı ve dava konusu miktar taraflar arasında tartışmalı olduğundan davacının kısmi dava açmakta hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir. (…K 2.3.2016 tarih 2014/15-439 Esas, 2016/207 Karar sayılı kararı da bu yöndedir). O halde mahkemece kısmi dava açıldığı kabul edilerek işin esasına girilip toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın usulden ret edilmesi isabetli olmamıştır…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur. Direnme Kararı: 10. İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.04.2017 tarihli ve 2017/221 E., 2017/328 K. sayılı kararı ile; davacı vekili, talebinin belirsiz alacak davasına yönelik olduğunu iddia etmiş ise de, davacının 03.04.2013 tarihinde keşide ettiği ihtarnameyle gerçek zararının tamamının 503.000,00TL olduğunu belirttiği, kendisine ödenen 44.090,00TL düşüldükten sonra bakiye 458.910,00TL'nin ödenmesini talep ettiği, dava dilekçesinde de gerçek zarar olan 565.910,00TL'nin tahsili için HMK’nın 107. maddesi uyarınca dava açtıkları, dava ve karar tarihinde HMK’nın 109/2. maddesinin yürürlükte olduğu, davacı tarafın fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak 10.000,00TL'nin tahsili şeklinde bir talebinin bulunmadığı, bu haliyle davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, dolayısıyla uyuşmazlık konusunun davacı tarafça açıkça belirlenmiş olması nedeniyle kısmi dava açmakta hukuki yararının bulunmadığı, davacı tarafın iddia ettiği gibi HMK'nın 107. maddesindeki belirsiz alacak davasının koşulları da bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 11. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının davasını belirsiz alacak davası olarak mı yoksa kısmi dava olarak mı açtığı, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının kabulü hâlinde eldeki davayı belirsiz alacak davası olarak açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı; alacağın belirlenebilir olduğunun kabul edilmesi hâlinde belirsiz alacak davası olarak açılmış olan davaya kısmi dava olarak bakılıp bakılamayacağı noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 13. Dava, işyeri sigorta sözleşmesine dayalı olarak açılan tazminat istemine ilişkindir. 14. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (1086 sayılı HUMK) yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle dava konusu edilen alacakların belirsiz alacak olup olmadığı hususu tartışılıp değerlendirilmiştir. 15. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK’nın 107. maddesinde yer alan; "1-Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. 2-Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. 3-Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklindeki hüküm ile belirsiz alacak davası düzenlenmiştir. 16. Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır. 17. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. 18. Bu kriterler, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin; 1-Davacının kendisinden beklenememesi, 2-Bunun olanaksız olması, 3-Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir. 19. Kural olarak kişinin alacağını belirleyebilmesi için aynı zamanda belgeye bağlama yetkisinin olması veya bu konuda belge düzenlenip kendisine verilmesi gerekir. 20. Bir talep konusunun belirli olup olmadığının her somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğru olacaktır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.06.2015 tarihli ve 2015/22-1156 E.-2015/1598 K., 22.06.2016 tarihli ve 2016/22-874 E.-2016/824 K., 17.01.2018 tarihli ve 2016/22-2177 E.-2018/29 K., 17.01.2018 tarihli ve 2016/22-2181 E.-2018/24 K, 07.03.2018 tarihli ve 2014/22-2350 E.-2018/439 K., 14.03.2018 tarihli ve 2015/22-186 E.-2018/479 K. ile 28.03.2018 tarihli ve 2015/22-127 E.-2018/559 K.; 16.04.2019 tarihli ve 2017/17-1099 E., 2019/460 K.,02.07.2019 tarihli ve 2016/22-1610 E., 2019/841 K.;16.05.2019 tarihli ve 2016/22-1166 E., 2019/576 K.; 19.12.2019 tarihli ve 2018/22-1122 E., 2019/1413 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler kabul edilmiştir. 21. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tutulan bilanço hesabına göre zararın belirli olduğu, davacının talebini çekilen ihtarname ile de belirli hâle getirdiği ve zararının daha fazla olduğunu ancak poliçe limiti ile sınırlı talepte bulunacağı, limit kadar zararının karşılanmasını talep eden davacı vekilinin dava dilekçesinde zarar miktarını kesin ve net bir biçimde belirttiği görülmektedir. Somut olay bakımından davacının dava açarken dava konusu alacakların miktarını belirleyebilmesi için uhdesinde gerekli veri ve bilgilerin bulunduğunu kabul etmek gerekir. Hâl böyle olunca dava konusu edilen alacakların belirsiz alacak olmadığı açıktır. 22. Bu alacakların belirsiz alacak olmadığı kabul edildikten sonra, uyuşmazlık konusu alacakların belirli olduğu hâlde belirsiz alacak davasına konu edilmesi karşısında, davacının bu şekilde dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı ve davanın kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmasının mümkün olup olmadığı hususu tartışılmıştır. Bu hususların değerlendirilmesi için kısmi dava, dava şartları, dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar, hukuki yarar, hâkimin davayı aydınlatma ödevi, hâkimin Türk hukukunu resen uygulama ödevi, usul ekonomisi ve mahkemeye erişim hakkı kavramları üzerinde kısaca durmak gerekir. 23. Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya, kısmi dava denir. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Pekcanıtez, H.: Medeni Usul Hukuku, C. II, 15. baskı, İstanbul 2017, s. 1000). 24. 1086 sayılı HMUK'da açıkça kısmi dava düzenlenmediği hâlde, söz konusu Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde de kısmi dava açılması mümkün bulunmaktaydı. Çünkü, alacak hakkının bir bölümünün dava edilip geriye kalan kısmının ikinci bir dava ile istenmesini engelleyen bir hüküm bulunmamaktaydı. Kısmi dava, 6100 sayılı HMK'nın 109. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında; talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmının da dava yoluyla ileri sürülebileceği hükme bağlanmıştır. İkinci fıkrasında ise, talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamayacağı belirtilmişti. Ancak 109. maddenin ikinci fıkrası 01.04.2015 tarihli ve 6444 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından artık talep konusunun taraflar arasında tartışmasız veya belirli olması hâlinde de kısmi dava açılması mümkün hâle gelmiştir. 25. 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değişik 6100 sayılı HMK’nın 107. ve 109. maddeleri aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Belirsiz alacak davası MADDE 107– (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır. (3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.) Kısmi dava MADDE 109- (1) Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) (Mülga: 1/4/2015-6644/4 md.) (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” 26. Dava şartları ise, mahkemenin davanın esası hakkında yargılama yapabilmesi için gerekli olan unsurlardır. Diğer bir anlatımla, dava şartları dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Mahkeme, hem davanın açıldığı tarihte hem de yargılamanın her aşamasında dava şartlarının bulunup bulunmadığını kendiliğinden araştırıp inceler ve bu konuda tarafların istem ve beyanları ile bağlı değildir. Dava şartlarının davanın açıldığı tarih itibariyle bulunmaması ya da bu şartlardan birinin yargılama aşamasında ortadan kalktığının öğrenilmesi durumunda mahkemece mesmu (dinlenebilir) olmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesi gerekir. 27. 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesinde; "Dava şartları şunlardır: a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması. b) Yargı yolunun caiz olması. c) Mahkemenin görevli olması. ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması. d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması. e) Dava takip yetkisine sahip olunması. f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması. g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması. ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi. h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması. ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması. i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması. (2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır." düzenlemesi yer almaktadır. Bu hükme göre, dava şartlarından bazıları olumlu (davanın açılması sırasında var olması gerekli), bazıları ise olumsuz (davanın açılması sırasında bulunmaması gereken) şartlardır. 28. HMK’nın 115. maddesinin ikinci fıkrasına göre ise “Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder”. Bu düzenleme gereğince, eksik olan bir dava şartı, belirli bir süre verilerek giderilebilecek ise, hâkim tarafından eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilmesi gerekir. Bu süre içinde dava şartı eksikliği tamamlanmaz ise dava, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddedilmelidir. 115. maddenin üçüncü fıkrasına göre ise, "Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez". 29. Dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar HMK'nın 119. maddesinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda maddenin birinci fıkrasının 1. bendi uyarınca dava dilekçesinde; a) Mahkemenin adı. b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri. c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası. ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, soyadı ve adresleri. d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değeri. e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetleri. f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği. g) Dayanılan hukuki sebepler. ğ) Açık bir şekilde talep sonucu. h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası bulunması gerekir. Bu unsurların bir kısmı dava dilekçesinde mutlaka bulunması gereken zorunlu unsurlardır. Bazıları ise dava dilekçesinde bulunması zorunlu olmayan, ihtiyari niteliktedir. Zorunlu unsurlar davanın temelini oluşturur; bunlar hukuki güvenlik ve açıklığı sağladığından kamu yararı amacı taşır. Hâkimin tarafların talebine ve uyuşmazlığın esasına uygun inceleme yaparak karar vermesini temin etmesi yanında davalının da etkili savunma yapmasına hizmet etmek sureti ile onun menfaatini korur. 30. Öte yandan 119. maddenin 2. fıkrası uyarınca " Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hususların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde dava açılmamış sayılır". Şu hâlde mahkemenin adı, dava konusu ve değeri, vakıalar, deliller ve hukuki sebepler dışında kalan unsurlardan herhangi birinin eksik bırakılmış, yazılmamış olması durumunda, hâkim tarafından verilen bir haftalık kesin süre içerisinde eksikliğin tamamlanmadığı takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilecektir. 31. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. 6100 sayılı Kanun'un sözü edilen maddesinin gerekçesinde de "…Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir…" yönünde açıklamalar yer verilmiştir. Öte yandan bu yararın "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması da gerekir (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Ankara 2009, s.135). 32. Hukuki yarar dava şartlarından olup 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s. 19-21). Bir davada, menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Pekcanıtez, s.946-949). Nitekim aynı görüş Hukuk Genel Kurulunun 24.11.1982 tarihli ve 1982/7-1874 E.-1982/914 K.; 05.06.1996 tarihli ve 1996/18-337 E.-1996/542 K.; 10.11.1999 tarihli ve 1999/1-937 E.-1999/946 K.; 25.05.2011 tarihli ve 2011/11-186 E. 2011/352 K. ve 01.02.2012 tarihli 2011/10-642 E.-38 K. sayılı kararları ve yukarıda emsal olarak gösterilen diğer kararlarda da benimsenmiştir. 33. Uyuşmazlığın çözümü için usul ekonomisine de değinmek gerekmektedir. Usul hukuku biçimsellik (şekilcilik, formalizim) üzerine kurulmuştur ve bu nedenle “şeklî (biçimsel) hukuk” olarak adlandırılır. Davalarda biçimsellik tarafların yargılamanın sonucunu hesaplayabilmesi, yasa yolları ile bunu denetleyebilmesi, keyfilikten korunma, eşit davranılma gibi güvenceler sağlamakla birlikte; sıkı sıkıya şekle bağlılık olarak görülmemeli, maddi gerçeği bulmak ve adaletli karar vermek adına hakkaniyete uygun olarak değerlendirilmelidir. Biçimselliğin bu doğrultuda yorumlanmasında usul ekonomisi ilkesi devreye girmektedir. 6100 sayılı HMK'nın 30. maddesinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi, Anayasal dayanağı olan bir ilke olup 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesinin 4. bendinde davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğuna açıkça işaret edilmiştir. 34. Türk hukuk öğretisinde dava ekonomisi olarak da anılan usul ekonomisi ilkesi, genel olarak boş yere dava açılmasını, yargılama sırasında gereksiz işlemlerin yapılmasını ve zor yöntemlerin seçilmesini önlemeye hizmet eder. Bunun yanı sıra, anılan ilke, yargılamada emekten, zamandan ve masraftan mümkün olduğu ölçüde tasarruf edilmesine yönelik bir işlevi de yerine getirir. Başka bir anlatımla, usul ekonomisi, ihlal edilen hukuk düzeninin en az giderle, en kısa sürede ve en az zorlukla gerçekleştirilmesini ve boş yere davalar açılmasının önüne geçilmesini sağlamaya yönelik bir yargılama hukuku ilkesidir (Hanağası, s. 32). Başka bir anlatımla, usul ekonomisi, yasalarda öngörülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını, yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin aşılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hâkime bir görev olarak yükler (Yılmaz, E., Usul Ekonomisi, AÜHFD, 2008, s.243). Usul ekonomisi adaletin ucuz, çabuk ve isabetli olarak sağlanmasının temel kurallarındandır (HGK'nın 10.4.1991 tarihli ve 1991/15 E.-1991/202 K. sayılı kararı). 35. 6100 sayılı HMK'nın “Hâkimin davayı aydınlatma görevi” başlıklı 31. maddesine göre, “Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.” 36. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir (Pekcanıtez, H./ Atalay, O. / Özekes, M.: Medeni Usul Hukuku, 2011, 11. Bası, s. 248 vd). Görüldüğü üzere, hâkimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31. maddede, hâkimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. Öte yandan HMK'nın 33. maddesi uyarınca hâkim Türk hukukunu resen uygular. Bu nedenledir ki, dava dilekçesinde davacının talebini dayandırdığı vakıalara uygun hukuki sebepleri dava dilekçesinin zorunlu unsurları arasında sayılmamıştır. Zira davacının dayandığı vakıalara uygun hukuki sebepleri hâkim kendiliğinden bulup uygulamakla yükümlüdür. 37. Yine Anayasa'nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Anayasa Mahkemesinin B. No: 2013/8896, 23/2/2016 tarihli Mohammed Aynosah,kararından, § 33). 38. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da; "Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar …konusunda karar verecek olan,…bir mahkeme tarafından davasının …görülmesini istemek hakkına sahiptir…" yönünde düzenleme bulunduğu görülmektedir. Anayasa Mahkemesinin başka bir kararında da "…Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilir (Anayasa Mahkemesinin 07.11.2013 tarihli ve 2012/791 B.N. kararı, § 52)" şeklinde tespitlere yer verilmiştir. 39. Dava çeşitleri HMK’nın 105 vd. maddelerde düzenlenmiştir. Bir davanın hangi dava çeşidini oluşturduğu davacının talep sonucunun hangi dava türü tanımına uyduğuna göre belirlenebilir. Davacı dava dilekçesinde dava türünü inşai dava olarak yazsa bile bir miktar alacağın tahsili talebinde bulunmuş ise bu eda davası olup hâkim bu kapsamda karar vermek zorundadır. Bu nedenle eda davası açılması gerekirken inşai dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilemez. Hukuki yararı belirleyen davacının gösterdiği dava türü değil, karar verilmesi istenen talep sonucudur. Nasıl ki dava dilekçesinde hiç gösterilmemiş veya yanlış gösterilmiş olsa bile HMK’nın 33. maddesi kapsamında doğru hukuki sebebi bulmak ve uygulamak hâkimin görevi ise HMK’nın 32. maddesi çerçevesinde yargılamayı sevk ve idare ile dava türü tanımlarına ve talep sonucuna göre dava türünü doğru belirleyip buna göre yargılamayı sürdürüp davayı sonuçlandırmak da hâkimin görevidir. Bu konuda hâkim, davacının dilekçesinde yaptığı isimlendirmeyle bağlı olmaksızın açılan davanın, eda davası, tespit davası, belirsiz alacak ve tespit davası, inşai dava, kısmi dava, terditli dava, seçimlik dava ve topluluk davası çeşitlerinden hangisi olduğunu belirleyerek yargılamayı sürdürüp davayı sonuçlandıracaktır. 40. Bir davadaki talep sonucu bazı kısımları itibarıyla birden fazla dava türü tanımıyla ilgili, çakışan yani benzer unsurlar içeriyor olabilir. Bu gibi durumlarda hâkim davayı aydınlatma ödevi kapsamında davacıdan açıklama isteyerek doğru dava türünü belirleyebilecektir. Tüm bu nedenlerle davacı dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olduğundan söz etmiş olsa bile belirsiz alacak davası unsurları bulunmuyorsa bu davanın açılmasında hukuki yarar olmadığından söz edilemeyecek alacağın istenmesinde hukuki yarar olduğundan mevcut unsurları itibarıyla kısmi dava açılmış olduğu kabul edilerek davacının talep sonucu hakkında karar verilebilecektir. 41. Yukarıdaki açıklamalar ışığında alacak belirli olmasına rağmen belirsiz alacak davasına konu edilmesi durumunda ne yapılması gerektiği konusuna dönecek olursak; şartları bulunmamasına başka bir anlatımla talep edilecek alacak miktarının davanın açıldığı anda tam ve kesin bir biçimde belirlenmesinin mümkün olmasına rağmen belirsiz alacak davası şeklinde açılan dava, hukuki yarar, yani dava şartı yokluğu nedeni ile usulden hemen reddedilmemelidir. Zira bir miktar belirtilmek sureti ile açılan belirsiz alacak davası da alacak ister belirli ister belirsiz olsun bir eda davasıdır ve eda davalarında hukuki yarar var kabul edilir. Öte yandan davacının dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşması mümkün olmayıp bir mahkeme kararına muhtaç ise dava açmakta hukuki yararının bulunduğu tartışmasızdır. Başka bir anlatımla alacağın belirli veya belirsiz olması başlangıçta var olan hukuki yararı ortadan kaldırmaz. 42. Bu durumda dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek alacak tutarı konumunda olup kısmi davanın koşulları yoksa davacının tam eda davası açtığı kabul edilmelidir. Ancak dava dilekçesinde talep edilen asgari tutar somut olayın özelliklerine göre talep edilebilecek toplam alacak miktarı kadar değilse ve kısmî davanın koşulları da bulunmuyorsa, bu durumda mahkemece alacak miktarını netleştirmesi ve bildireceği dava değerine göre eksik harcı tamamlaması için davacıya HMK'nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bir haftalık kesin süre verilmeli ve verilen kesin süre içinde belirtilen eksikliğin tamamlanması hâlinde davaya tam eda davası olarak devam edilmeli, aksi durumda ise davanın usulden reddine karar verilmelidir. 43. Buna karşılık, dava dilekçesinde asgari bir tutar gösterilmiş olup bunun, alacağın belirli bir kesimi olduğu anlaşılmakla birlikte, açılan davanın belirsiz alacak davası mı; yoksa kısmi dava mı olduğu hususunda açıklık bulunmuyorsa hâkim, taleple bağlı olduğu için (HMK m. 26) öncelikle, HMK'nın 119. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, davacı tarafa bir haftalık kesin bir süre vermeli ve onun beyanı doğrultusunda açılmış olan davanın belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunu belirlemelidir. Bu da esasen hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamındadır. Davacı verilen bir haftalık kesin süre içinde davanın belirsiz alacak davası olduğunu beyan etmiş ve belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli koşullar mevcut ise, dava belirsiz alacak davası olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. Belirsiz alacak davası açılabilmesi için gerekli şartlar bulunmakla birlikte davacı açmış olduğu davanın kısmi dava olduğunu belirtmiş ise, bu hâlde mahkeme davayı, kısmi dava olarak kabul edip yargılamayı sürdürmelidir. Üçüncü bir ihtimal olarak davacı davasının belirsiz alacak davası olduğunu mahkemeye bildirmiş olmakla birlikte belirsiz alacak davasının koşulları bulunmuyor ve fakat kısmi dava açılabilmesi mümkün ise, bu durumda, mahkemece, açılmış olan dava, doğrudan bir ara kararıyla bir kısmi dava olarak nitelendirilmek suretiyle görülüp karara bağlanmalıdır. 44. Somut olayda davacı, dava dilekçesinde davalı sigorta şirketi ile işyeri (eczane paket sigortası) sigortası poliçesi düzenlediklerini, işyerinde hırsızlık olayı olduğunu ve bir kısım mallarının çalındığını, davalı şirketin zararın 44.090,00TL olduğu gerekçesiyle bu miktarı ödediğini, gerçek zararının 565.910,00TL olduğunu, 10.000,00TL harca esas değer üzerinden belirsiz alacak davası açtığını bildirerek talepte bulunmuş, davasını açıkça belirsiz alacak davası olarak nitelendirmiştir. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına rağmen alacakların belirli olduğu sonucuna ulaşıldığından somut olayda belirsiz alacak davasının koşulları bulunmamakta ise de, alacaklarının ödenmediğini iddia eden davacının, mevcut yasal düzenlemeler karşısında dava açmaktan başka bir yolla alacağına kavuşma imkânı olmayıp, bir mahkeme kararına ihtiyaç bulunması karşısında eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığını söylemek mümkün değildir. Başka bir anlatımla alacağı olduğunu iddia eden davacının alacağının tahsili amacı ile ister kısmi, ister tam eda veya belirsiz alacak davası açmasında her zaman hukuki yararı vardır. Zira davacı davalıdan olan alacağını istemektedir. 45. Alacağın tartışmasız veya belirli olması hâlinde kısmi dava açılamayacağına ilişkin HMK'nın 109. maddesinin ikinci fıkrasının yürürlükten kaldırılmış olmasından, yeni düzenleme ile dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılmasında, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmeyeceğinin belirtilmiş olmasından dolayı belirli alacaklar için de artık kısmi dava açılması mümkün hâle geldiğine ve davacının alacaklarının bir kısmını dava ettiğinin dava dilekçesi içeriğinden anlaşılmasına başka bir anlatımla davanın kısmi dava olarak görülmesi için gerekli koşulların somut olayda bulunmasına göre, mahkemece dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmeyerek bir ara kararı ile kısmi dava olarak görülüp sonuçlandırılmalıdır. 46. Bu yöndeki kabulün Anayasa'nın 141. ve 6100 sayılı HMK'nın 30. maddelerinde düzenlenen davaların en az giderle ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını öngören "usul ekonomisi" ilkesine de uygun olacağı, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan hak arama özgürlüğüne ve mahkemeye erişim hakkına da hizmet edeceği açıktır. 47. O hâlde direnme kararı bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 17.11.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Dava açıldığı sırada alacak miktarının kesin olarak tespiti mümkün bulunmasına rağmen uyuşmazlığın belirsiz alacak davası biçiminde mahkeme önüne getirilmesi durumunda, dava şartı eksikliğinden söz edilerek doğrudan usulden ret kararı verilemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/853 E., 2020/907 K. sayılı kararında açıklandığı üzere, belirli ya da belirsiz olmasına bakılmaksızın somut bir meblağ gösterilerek açılan davalar eda davası vasfını korur ve eda talebi içeren bu davalarda davacının hukuki yarara sahip olduğu kabul edilir.

Davacının gösterdiği asgari meblağ somut olaya göre talep edilebilecek gerçek alacak tutarını karşılamıyorsa ve uyuşmazlıkta kısmi dava açma koşulları da mevcut değilse, mahkemenin izleyeceği usul 6100 sayılı Kanun'un 119. maddesinin ikinci fıkrasında belirlenmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/853 E., 2020/907 K. sayılı kararı doğrultusunda, alacak miktarının somutlaştırılması ve belirlenen dava değerine göre harcın ikmal edilmesi için davacı tarafa bir haftalık kesin süre tanınır. Bu süre zarfında eksiklik ikmal edilirse yargılamaya tam eda davası olarak devam olunur; süresinde giderilmediği takdirde davanın usulden reddi gerekir.

Belirli Alacaklarda Kısmi Eda Davası Açılması

6100 sayılı Kanun'un 109. maddesinde yapılan yasal değişiklikle, tartışmasız veya belirli alacaklar yönünden kısmi dava yasağı öngören ikinci fıkra yürürlükten kalkmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/853 E., 2020/907 K. sayılı ilamında ifade edildiği üzere, bakiye haktan açıkça vazgeçilmediği müddetçe kısmi dava açılması alacağın kalan bölümünden feragat sayılmaz; dolayısıyla alacak belirli nitelikte olsa dahi kısmi eda davasına konu edilebilir.

Eda Davası ile Tespit Talepleri Arasındaki İlişki

6100 sayılı Kanun'un 106. maddesi uyarınca tespit davası açılabilmesi için davacının güncel ve korunmaya değer bir hukuki yararının bulunması kanuni dava şartıdır. Tespit davası eda davasının öncüsü durumundadır; bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hâllerde davacının yalnızca tespit davası açmakta güncel hukuki yararı aranır. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2023/5202 E., 2024/3125 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, kira alacağına yönelik eda davası açılabilecekken yalnızca alacağın varlığının tespitinin talep edilmesinde hukuki yarar bulunmamaktadır. Aynı doğrultuda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/7614 E., 2017/6729 K. sayılı kararında, kambiyo senedinde yetkili hamil olunduğunun tespiti gibi 6100 sayılı Kanun'un 105. maddesi gereğince eda davasına konu edilebilecek bir maddi olgunun tespitinin istenmesinde güncel hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/7614, K. 2017/6729Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/7614 E.  ,  2017/6729 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 16/10/2015 tarih ve 2014/1131-2015/806 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin yönetim kurulu üyesi olduğu … A.Ş'nin içinde bulunduğu nakit sıkıntısı dolayısıyla İş Bankasından kullandığı krediye teminat olarak iki adet taşınmaz ile … A.Ş. lehine iki adet senet verildiğini, … A.Ş’nin borcunu ödeyememesi nedeni ile müvekkilince toplamda 736.981,89 TL ödeme yapılarak borcun kapatıldığını, bu nedenle bankaya teminat olarak verilen taşınmazlar ile 29 adet senedin de içinde olduğu birçok senedin müvekkiline devredildiğini, temliknamelerde müvekkilinin bu senetlere BK 496 ve TBK 596 maddesi uyarınca kanunen halef olduğunun belirtildiğini, söz konusu senetlerin takip konusu yapıldığında ise davalı tarafça şikayet yoluna başvurularak icra mahkemesince ciro silsilesinde müvekkilinin adının geçmemesi ve ciro silsilesinin kopukluğu gerekçesi ile takibin iptal edildiğini, ciro silsilesinde isminin geçmemesinin sahip oldukları hakkı ortadan kaldırmadığını, kefil sıfatı ile ödeme yapan müvekkilinin … Bankası tarafından kendisine devredilen senetlerden dava konusu 10.05.2011 tarih, 4.000,00 TL bedelli senet üzerinde yetkili hamil olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, takip konusu senetlerin karşılıksız olduğu, ciroların usul ve yasaya aykırı olduğu, bankanın senedi temlik etme hakkı bulunmadığı, bankanın tahsil cirosu ile devredebileceğini, temlik veya rehin cirosu ile ciro edemeyeceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davaya konu senedin de içerisinde bulunduğu senetlerin, dava dışı … ve İnşaat A.Ş. ile T. … Bankası A.Ş. arasında akdolunan Genel Nakdi ve Gayri Nakdi Kredi Sözleşmesi nedeniyle kredinin ön teminatı mahiyetinde verildiği, kredinin, davacı tarafından müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla ödenmesini müteakip krediye teminat/ipotek olarak verilen taşınmaz ipoteği ve senetlerin davacıya devrinin yapıldığı, krediye ön teminat olarak verilen davaya konu 10.05.2011 tarih, 4.000,00 TL bedelli, borçlusu davalı, alacaklısı … ve İnşaat A.Ş. olan senette ciro silsilesine göre yetkili hamilin belirlenmesi gerektiği, davacı …'un yetkili hamil olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, kefil sıfatıyla yapılan ödeme sonucunda banka tarafından kendisine temlik edilen senetten dolayı yetkili hamil olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, işin esasına girilerek davanın reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 106. maddesinde düzenlenen, tespit davası, bir hakkın veya bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi için açılan bir dava türüdür. Tespit davası eda davasının öncüsü durumunda olup, aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, eda davası açılması mümkün olan hallerde davacının tespit davası açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunması şarttır. Somut olayda davacı maddi olgu olarak yetkili hamil olduğunun tespitini talep etmiş olup, HMK m.105 gereğince eda davası açabilecekken maddi olgunun tespitini talep etmesinde güncel bir yararı bulunmamaktadır. Buna göre yazılı gerekçeyle davanın reddi doğru değil ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın HUMK 437/7. maddesi gereğince açıklanan bu gerekçe ile onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün değişik gerekçe ile ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,20 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 29/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/5202, K. 2024/3125Kaynağı aç
3. Hukuk Dairesi         2023/5202 E.  ,  2024/3125 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/786 E., 2023/1836 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 6. Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/355 E., 2020/1821 K. Taraflar arasındaki tespit ve tahliye davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davacının dava dışı … Restoran Yatırımları A.Ş. ile kira sözleşmesi imzaladığını ve dönem içerisinde temerrüde dayalı olarak iki haklı ihtar çekildiğini, davalının 01.11.2018 tarihli noter ihtarnamesi ile kira sözleşmesini 01.09.2018 tarihinde devraldığını ihbar ettiğini, ancak tüm çabalara rağmen kira bedelini ödemediğini, kira alacağının tahsili için başlatılan takibe haksız itiraz ettiğini, kira sözleşmesinde yer alan artış şartını kabul etmediğini, 2018 yılının onuncu ayından itibaren gecikmeli ve eksik şekilde ödeme yaptığını ileri sürerek; davalının kiralanandan tahliyesine ve kira alacağı bulunduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; eski kiracıya gönderilen ihtarnamelere dayalı dava açılamayacağını, davanın zamanında açılamadığını, takibin sadece alacak talepli olduğunu, itirazın iptali talebinin bulunmadığını, talebin belirsiz olduğunu ve talep edilen kira bedelinin kiralananın özelliklerine göre fazla olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşmeye aykırılık sebebiyle tahliye talebi bakımından davacının davalıya aykırılığın giderilmesi için yazılı olarak ihtarda bulunduğuna ilişkin delil bulunmadığı, 2018 sonrası ödenmeyen kira bedelinin tespiti talebi yönünden ise eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davasının açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; kira sözleşmesinin (4) maddesine göre artırım ayı, şekli, zamanı ve miktarının belli olduğunu, durumun ihtaren kiralananı devralan davalıya bildirildiğini, ayrıca bir çok defa ödenmeyen kira bedel ve farkları için icra takibi başlatıldığını, Mahkeme gerekçesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 01.05.2016 tarihli yazılı kira sözleşmesinde davacı … ve dava dışı … 'nın kiraya veren, dava dışı … Rest. Yat. A.Ş.nin kiracı olduğu, kiraya veren kısmında "… kendi adına asaleten, … adına vekaleten" açıklaması bulunduğu, kira sözleşmesinin son sayfasının da … tarafından kendi adına asaleten, … adına vekaleten imzalanmış olduğu, akde aykırılığa dayalı tahliye davasında birden fazla kiraya veren arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan ihtarnameyi birlikte göndermeleri ve davayı birlikte açmaları gerektiği gerekçesiyle; davacının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden tahliye davasının usulden reddine, tespit talebi yönünden davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; kira sözleşmesinin imzalanmasından kısa bir süre sonra davacının diğer kiraya veren … ' nın taşınmazdaki payını satın aldığını, böylece dava dışı …'nin kiraya veren sıfatı kalmadığını, davacının tek kiraya veren olarak sözleşmeyi yıllardır ayakta tuttuğunu, bu hususun uyuşmazlık konusu da olmadığını, davalı kiracının kira sözleşmesini devraldığı 01.09.2018 tarihli "Kira İlişkisinin Devri Sözleşmesi" ile kiracı sıfatı kazandığını, devir tarihinde de tek kiraya veren olduğunu, ödemelerin de davacının hesabına yapıldığını, 18.07.2016 tarihli satın almanın tapu kaydında da belli olduğunu, davalı kiracıya gönderilen ihtarnamelerin dosyada mevcut olduğunu ancak Bölge Adliye Mahkemesince esasa girilmediğini, ayrıca ödenmeyen kira bedelleri için icra takibi başlatılmasının da ihtar niteliğinde olduğunu, tespit talep edilmesinde hukuki yarar bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kira bedellerinin zamanında ve tam ödenmemesi sebebiyle kira sözleşmesine aykırı davranıldığı iddiasına dayalı olarak tahliye ve kira alacağı bulunduğunun tespiti istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 106, 114 ve 115 inci maddeleri 2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 299 ve devamı maddeleri 3. Değerlendirme 1. 6100 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesi uyarınca davacının tespit davası açmakta güncel ve korunmaya değer hukuki yararının bulunması gerekir. Kira alacağına yönelik eda davası açılabilecekken yalnızca alacağın tespitinin talep edilmesinde davacının hukuki yararının bulunmadığı anlaşılıp davacının, tespit talebine ilişkin temyiz itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. 2.Somut olayda davacı ile dava dışı … Restoran Yatırımları A.Ş. arasında 01.05.2016 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli kira sözleşmesi imzalanmış, sözleşmede kiraya verenin kendi adına asaleten ve dava dışı …'ye vekaleten davacı olduğu belirtilmiş, sözleşmeyi de yine davacı, kendi adına asaleten ve dava dışı … adına vekaleten imzalamış, kira bedellerinin davacı hesabına yatırılacağı sözleşmede düzenlenmiştir. Sonrasında davacı, 18.07.2016 tarihinde, dava dışı …'ye ait taşınmaz payını satın almıştır. … Restoran Yatırımları A.Ş. ile davalı arasında ise "Kira İlişkisinin Devri Sözleşmesi" başlıklı, 01.09.2018 tarihli sözleşme imzalanarak kira sözleşmesi devralınmıştır. Hal böyle olunca, Bölge Adliye MAhkemesi, dosyaya konu kira sözleşmesi kapsamında davacı tek başına kiraya veren konumunda olduğundan, işin esasına girilerek taraf delilleri değerlendirilmek suretiyle tahliye talebi hakkında karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile tahliye davasının usulden reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacının tespit talebine ilişkin temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının tahliye istemi yönünden 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

6100 sayılı Kanun'un 105. maddesinde düzenlenen eda davaları aynı zamanda tespit niteliği taşımaktadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2014/6864 E., 2015/1358 K. sayılı ilamında açıklandığı üzere, davalının edaya mahkûm edilebilmesi için öncelikle dava konusu hakkın veya hukuki ilişkinin tespit edilmesi gerekir; bu nedenle alacak ve istirdat isteminde ayrıca menfi tespit davası açılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilemez. Davacının eda talebinin yanında tespit talebinde bulunması hâlinde dosyada iki ayrı dava değil tek bir eda davası mevcuttur. Eda davası içinde yer alan eda talebinden feragat edildiğinde davanın feragat sebebiyle reddi gerekir; eda talebi reddedilerek davanın tespit talebi yönünden kabulüne karar verilemez.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2014/6864, K. 2015/1358Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2014/6864 E.  ,  2015/1358 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, davacı iş sahibi, davalının yapmış olduğu takibe dayanak olan çekin 67.000,00 TL'sinin ödenmesine karşın tamamı üzerinden takibe geçildiğini ileri sürerek istirdat davası açmış, mahkemece davanın reddine dair verilen hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili, müvekkili olan şirketin davalıya 67.000,00 TL bedelli çekten dolayı borçlu olduğunu, İcra Müdürlüğü'nün 2010/11006 esas sayılı dosyasında çeke dayalı olarak takip başlattığını, ancak davalıya takip öncesi farklı tarihlerde ve değişik miktarlarda toplam 57.000,00 TL ödeme yaptığını, takibin bakiye 10.000,00 TL üzerinden yapılması gerekirken çek bedelinin tamamı üzerinden yapıldığını, icra takibi sırasında üçüncü şahıs … Şirketine de haciz ihbarnamesi göndermek suretiyle davacının istihkakı olan 30.739,40 TL tahsilat yapıldığını, bu nedenle fazla ödemenin istirdadını istemiş ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili ise, takibe ve davaya konu çek bedelinin ödenmemesi nedeniyle İcra Müdürlüğü'nün anılan takip dosyası ile takip başlattıklarını, üçüncü kişiye yapılan haciz ihbarı ve alacak haczi sonunda dosyaya 25.11.2010 tarihinde intikal eden 30.739,40 TL'den yasal kesintiler tenzil edildikten sonra 27.690,20 TL tahsilat yaptıklarını, istirdat davası açmak için gereken bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, davacının önceki davalarda çeke mahsuben toplam 47.000,00 TL ödeme yaptığını ispatlaması gerektiğini, ödeme makbuzlarında bu açıklamanın yer almadığını, faturadan kaynaklanan başka alacaklarına mahsup edildiğini, davacının halen borçlu olduğunu savunmuş ve davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, usulüne uygun şekilde bir menfi tespit davası açılmadığı, takibin iptâli istenmediği sürece davacının borçlu görünmeye devam edeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Taraflar arasında düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 355. ve devamı maddelerinde öngörülen eser sözleşmesi niteliğinde taşeron sözleşmesi bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu husus tarafların da kabulündedir. Davacı yüklenici, davalı ise taşerondur. Davalı taşeron davalının yüklenicisi olduğu inşaatta bulunan yerden ısıtma imalâtı tamamlanmış olan daierelerin şap dökülmesi ve mastarlanması işini üstlenmiştir. Sözleşmede bedel birim fiat olarak ve KDV hariç olmak üzere, malzeme ve işçilik 9,00/m2 olarak kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin 5. maddesinde ilk hakediş ve ödemenin 30 günlük çekle yapılacağı, ikinci ve daha sonraki ödemelerin ise 60 günlük çeklerle yapılacağı belirlenmiştir. Davacı vekili, müvekkili yüklenici tarafından, iş bedeli karşılığı verilen dava ve takibe konu olan Bursa 13. İcra Müdürlüğü'nün 2010/11006 esas sayılı dosyasına ve davaya konu olan 67.000,00 TL miktarındaki çekin 57.000,00 TL'sinin muhtelif tarihlerde banka kanalıyla ödenmesine rağmen, davalı taşeronun bu çekin tamamı üzerinden takip başlattığını, müvekkilinin … nezdinde bulunan bir kısım istihkaklarına da, haciz konulduğunu, halen takip dosyasının derdest olduğunu ileri sürerek borçlu olmadığının tespitiyle fazlaya ilişkin haklarının saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL'sinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili ise, ödemelerden 20.000 TL ve 10.000 TL olanlarında hiçbir açıklama bulunmadığını, 27.000,00 TL olanın ise, bu çeke istinaden yapıldığını, ancak halen müvekkiline borcunun bulunduğunu, tahsilatın borcu karşılamadığını savunmuştur. Mahkemece, usulüne uygun bir menfi tespit davası açılmadığından bahisle davanın reddine karar verilmişse de, davacının açmış olduğu davanın 6100 sayılı HMK'nın 105. maddesinde düzenlenen "eda" davası niteliğinde olduğu, eda davalarının aynı zamanda tespit/menfi tespit niteliğinde de olduğu, Yargıtay ve Dairemiz uygulamalarının da bu doğrultuda olup, somut olayda olduğu gibi davalının edaya mahkum edilebilmesi için ilk önce dava konusu hakkın veya hukuki ilişkinin tespit edilmesi gerekir. Bu nedenlerle, mahkemece, öncelikle alacak davasının tespit istemini de içerdiği gözetilerek usulüne uygun bir dava açıldığı kabul edilmeli, takip konusu çeke karşılık ödendiği kabul edilen ve çekişmesiz olan 27.000,00 TL miktar kadar çek nedeniyle davacının borçlu olmadığı gözetilip, ancak bakiye borç yönünden, icra dosyası da incelenerek bilirkişiden rapor alınarak bakiye borç miktarı belirlenmeli ve fazla tahsil edilen miktar varsa davalıdan tahsiline karar verilmelidir. Eksik inceleme ile hatalı değerlendirmelerle ve hukuki olmayan gerekçeyle davanın reddi doğru olmayıp kararın açıklanan nedenle bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 19.03.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2021/6683, K. 2021/11220Kaynağı aç
9. Hukuk Dairesi         2021/6683 E.  ,  2021/11220 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : … 7. Hukuk Dairesi … Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı … vekili ile dahili davalı … Uluslararası Mühendislik Müşavirlik ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının ilk işe giriş tarihinden itibaren Karayolları Genel Müdürlüğünün işçisi olduğunun tespitine ve Sendika üyeliğinin işveren tarafından Genel Müdürlüğüne bildirildiği tarihten itibaren Toplu İş Sözleşmesinden doğan her türlü ücret alacakları ile davacıya ödenen ücretler arasındaki fark ücret alacaklarının davalıdan yasal faizi ile birlikte alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Cevabının Özeti: Davalı … vekili; ilk önce usul yönünden itirazda bulunarak davanın süresinde açılmadığını, davacının müvekkili idarenin işçisi olmadığını davacı ile müvekkili idare arasında yapılmış bir hizmet akdinin bulunmadığını bu nedenle müvekkili idareye davanın yöneltilemeyeceğini bu haliyle husumet yönünden davanın reddinin gerektiğini, esas yönünden ise açıklanan nedenlerle haksız ve yasal dayanağı bulunmayan usul ve yasaya aykırı olan iş bu davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti: İlk Derece Mahkemesince, davacının kurum ile özel şirketler arasında yapılan sözleşmenin aksine davalı kurumun hizmet binasında, işin icrası için gerekli malzemeler kurum tarafından sağlanarak, kurumun kadrolu personeli ile aynı işi icra ederek büro personeli olarak çalıştığı anlaşılmış olup davacının icra ettiği işin 4 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde ve 6001 sayılı Kanun ile …'nün görev ve sorumlulukları arasında belirtilen işlerden olduğu tespit edilmiş, yapılan işin yardımcı iş olmadığı gerekçesiyle muvazaanın tespitine, davacının ücret farkı talebinin ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. İstinaf Başvurusu: İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davalı kurum vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti: Bölge Adliye Mahkemesince, davalı kurum vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Temyiz Başvurusu: Kararı, davalı … vekili ile dahili davalı … Uluslararası Mühendislik Müşavirlik ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz etmiştir. Gerekçe: Davacı dava dilekçesinde muvazaa tespiti ile fark alacak talebinde bulunmuş ise de, yargılama sırasında fark alacaklara ilişkin talebinden feragat ettiği anlaşıldığından davacının alacağa ilişkin bir talebinin bulunmadığı görülmektedir. Davanın özü eda davası olup her eda davası aynı zamanda içinde tespit talebini de barındırmaktadır. Esasen, açılacak eda davası sonucunda verilecek karar ile de, bu davada iddia edilen tespit hüküm altına alınacaktır. Hal böyle iken, feragat nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekirken ücret farkı talebinin reddine, muvazaa tespitinin ise kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde dahili davalı … Uluslararası Mühendislik Müşavirlik ve Tic. Ltd. Şti.'ye iadesine, 01/07/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

İtirazın İptali Davasının Hukuki Niteliği

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2013/5649 E., 2014/968 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, icra takibine vaki itirazın giderilmesini amaçlayan itirazın iptali davası 6100 sayılı Kanun'un 105. maddesi anlamında bir eda davası niteliğinde olup inşai dava olarak görülemez. Somut uyuşmazlığın niteliği gereği Kanun'un 118 ve devamı maddelerinde düzenlenen yazılı yargılama usulüne tabi tutulması gereken bir itirazın iptali davasının inşai dava veya basit yargılama usulüne tabi sayılması usule aykırıdır.

Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2013/5649, K. 2014/968Kaynağı aç
15. Hukuk Dairesi         2013/5649 E.  ,  2014/968 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Akyazı Asliye Hukuk Hakimliği Tarihi :12.12.2012 Numarası :2011/300-2012/557 Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: – K A R A R – Dava, davacı taşeron ile davalı yüklenici arasında ödenmeyen iş bedelinin tahsili talebiyle başlatılan icra takibine itirazın iptâli ve %40 icra inkâr tazminatı ödenmesi talebinden ibaret olup, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiştir. Davacı, davalı yüklenicinin üstlendiği A..D..Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nin inşaatında muhtelif dolgu ve hafriyat işi yaptığını ve iş bedelinin ödenmediğinden bahisle dava açmış ve 09.04.2009 tarihli “A..F..Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Binası Şantiyesi” başlıklı belgeye ve davalı şirket ortağı D..G.. tarafından düzenlenen bonolara delil olarak dayanmıştır. Mahkemece tanıklar dinlenmiş ise de; sözü edilen belge ve bonolara ilişkin bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır. Bu inceleme ve değerlendirme yapılmaksızın akdin varlığının yazılı delille ispat edilmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. Mahkemece yapılması gereken iş; davacının delil olarak dayandığı 09.04.2009 tarihli sözü edilen belge ile davalı şirket ortağı olduğu anlaşılan D.. G..tarafından düzenlenen bonolarla ilgili olarak davalı şirket yetkilisi 6100 sayılı HMK'nın 169 ve devamı maddeleri gereğince isticvap edilmeli, imzayı inkâr etmeleri halinde belge asılları ibraz ettirilmeli ve gerektiğinde imza incelemesi yaptırılmalı, imzaların aidiyeti subuta erdiğinde bu belgelerde imzaları bulunanların 818 sayılı mülga BK 32 ve devamı maddeleri gereğince davalı şirketi temsil edip etmedikleri de araştırıldıktan sonra davacı tarafın yemin deliline dayandığı da dikkate alınarak sonucuna uygun bir karar verilmelidir. Öte yandan; itirazın iptâli davası olup, HMK'nın 105. maddesinde düzenlenen eda davası niteliğinde olması ve HMK'nın 118 ve devamı maddelerinde düzenlenen yazılı yargılama usulüne tâbi olmasına rağmen, yargılamanın 23.11.2011 tarihli oturumunda eda davası olduğu ve basit yargılama usulüne tâbi olduğunun, 22.02.2012 tarihli oturumunda ise davanın inşai dava olduğu ve basit yargılama usulüne tâbi olduğunun belirlenmesi doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle kararın temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 13.02.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eda davasında mahkemeden ne talep edilir?

6100 sayılı Kanun'un 105. maddesi uyarınca eda davası yoluyla davalının bir şeyi vermeye veya yapmaya yahut bir şeyi yapmaktan kaçınmaya (içtinap etmeye) mahkûm edilmesi talep edilir.

Dilekçede dava türü yanlış yazılırsa dava reddedilir mi?

Davanın türünü belirleyen unsur davacının hukuki nitelendirmesi değil talep sonucudur; talep bir alacağın tahsili ise eda davası kabul edilir ve inşai dava nitelendirmesi yapılmış olsa dahi hukuki yarar yokluğundan usulden ret kararı verilemez.

Belirli bir alacak için belirsiz alacak davası açılırsa ne yapılır?

Alacak belirli olsa dahi bir miktar gösterilerek açılan belirsiz alacak davası eda davası sayıldığından hemen reddedilmez; talep edilen tutar toplam alacağı karşılamıyorsa HMK m. 119/2 uyarınca bir haftalık kesin süre verilerek eksiklik tamamlatılır.

Eda davası açılabilecekken yalnızca tespit davası açılabilir mi?

Eda davası açılmasının mümkün olduğu hâllerde kural olarak alacaklının yalnızca hakkın veya alacağın tespitini talep etmesinde güncel ve korunmaya değer hukuki yararı bulunmamaktadır.

İtirazın iptali davası hangi dava türüne girer?

İtirazın iptali davası HMK m. 105 uyarınca bir eda davası niteliğindedir ve Kanun'un 118 ve devamı maddelerinde düzenlenen yazılı yargılama usulüne tabidir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu