HMK Kapsamında Ön Sorunun İleri Sürülmesi ve Usulü

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Kapsamında Ön Sorunun İleri Sürülmesi ve Usulü

Ön Sorun Kavramı ve İleri Sürülme Şekli

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 163. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, yargılama yürütülürken davaya ilişkin bir ön sorun belirdiğinde ilgili taraf bu hususu mahkemeye dilekçe vererek yahut duruşma esnasında sözlü biçimde sunabilir. Kanunun gerekçesinde belirtildiği üzere bu düzenleme, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer alan hadise kurumunun karşılığıdır ve uyuşmazlığın duruşma içinde veya duruşma haricinde mahkeme önüne getirilme yöntemini belirler.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 163Kaynağı aç
MADDE 163- (1) Yargılama sırasında, davaya ilişkin bir ön sorun ortaya çıkarsa, ilgili taraf, bunu dilekçe vermek suretiyle yahut duruşma sırasında sözlü olarak ileri sürebilir. Ön sorunun incelenmesi

Ön Sorunun Mahkemece İncelenmesi ve Kararın Bildirilmesi

İleri sürülen ön sorunun incelenme basamakları Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 164. maddesinde düzenlenmiştir. Hâkim, öne sürülen ön sorunu incelemeye değer bulduğu takdirde, diğer tarafa belirleyeceği mehil içerisinde varsa delilleriyle birlikte cevabını iletmesi için durumu tefhim veya tebliğ eder. İki taraf arasında ön soruna ilişkin uyuşmazlık sürüyorsa, mahkeme gerek gördüğünde ilgilileri davet edip dinledikten sonra kararını verir. Hâkim, ön sorun hakkındaki kararını Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 164. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca taraflara tefhim veya tebliğ eder.

İlk İtirazlar ve Yetki İtirazının Değerlendirilmesi

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 138. maddesinin birinci fıkrası gereğince mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir. Bu çerçevede süresinde ileri sürülen yetki itirazının esasa girilmeden önce Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 163 ve 164. maddeleri uyarınca ön sorun biçiminde incelenip sonuçlandırılması ve sonucun bildirilmesi gerekir.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 138Kaynağı aç
MADDE 138- (1) Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir. Ön inceleme duruşmasına davet

Hak Düşürücü Süreler ile Zamanaşımı Def'i

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 142. maddesinin birinci fıkrasına göre, ön inceleme duruşmasının tamamlanmasının ardından hâkim tahkikat evresine adım atmadan önce hak düşürücü süreler ve zamanaşımı konusundaki itiraz ile def'ileri inceleyip karara bağlar. Süresinde ve usulüne uygun şekilde ileri sürülen bir zamanaşımı def'i söz konusu olduğunda, davanın esasına girilmeksizin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 142, 163 ve 164. maddeleri kapsamında konunun ön sorun biçiminde değerlendirilmesi esastır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 142Kaynağı aç
MADDE 142- (1) Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar. BEŞİNCİ BÖLÜM Tahkikat ve Tahkikat Sırasındaki Özel Durumlar BİRİNCİ AYIRIM Tahkikat Tahkikatın konusu

Vekâletnamenin Geçersizliği ve Belgenin Düzenlenişine İlişkin İddialar

Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/6309 Esas ve 2016/9737 Karar sayılı ilamına göre, asıl davada davalı şirket adına sunulmuş olan vekâletnamenin geçersizliğinin tespiti istemi müstakil bir davanın konusu yapılamaz; söz konusu talebin asıl dava bünyesinde Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca ön sorun olarak incelenip hükme bağlanması zorunludur. Bunun yanı sıra, görülmekte olan bir davaya sunulan ve davanın sonucunu etkileme kabiliyetini haiz bir belgenin hileyle elde edildiği veya içeriğinin taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı biçimde sonradan tamamlandığı iddiaları da aynı dava kapsamında ön sorun yoluyla incelenir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/6309, K. 2016/9737Kaynağı aç
11. Hukuk Dairesi         2016/6309 E.  ,  2016/9737 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada … 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 25/03/2015 tarih ve 2014/1594-2015/230 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi birleşen davada davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olup, diğer ortakların da … ve … Gayrimenkul Geliştirme İnşaat A.Ş. olduğunu, davalı şirketin 22/02/2013 tarihli genel kurul toplantısında mevcut yönetim kurulu üyelerinin seçildiğini ancak, yönetim kurulunun bugüne kadar herhangi bir toplantı yapamadığını, karar alamadığını, müvekkili tarafından gösterilip seçilen yönetim kurulu üyelerinin şirket defter ve kayıtlarına ulaşamadıklarını, inceleyemediklerini, şirketi tamamen …’ın yönettiğini, gönderilen ihtarnamelere rağmen yönetim kurulunun toplanamadığını, ortaklar ve yönetim kurulu üyeleri arasında devam eden uyuşmazlıklar nedeniyle yönetim kurulu toplanamadığından genel kurulu toplantıya çağıramadıklarını ileri sürerek, TTK’nın 410/2. maddesi uyarınca davalı şirket genel kurulunu toplantıya çağırmak üzere müvekkiline yetki verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiş ise de, şirket adına cevap dilekçesi veren yönetim kurulu üyesi …, davanın haksız olduğunu, davacı tarafından veya diğer yönetim kurulu üyeleri tarafından toplantı talep edilmediğini, şirket defter ve kayıtların incelenmesi konusunda davacı tarafın veya onun atadığı yönetim kurulu üyelerinin bir taleplerinin olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Birleşen davada davacı vekili, müvekkilinin … Gayrimenkul Geliştirme İnşaat Yat. A.Ş.'nin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olduğunu ve yönetim kurulunda A ve D gurubu hissedarları temsil etmek üzere yer aldığını, davalıların ise, B ve C gurubu hisseleri temsilen seçilmiş olan diğer 4 üyeden ikisi olduğunu, şirket ana sözleşmesi ile genel kurulda alınan 12/08/20018 tarihinde ilan edilen kararla değiştirilen ana sözleşmenin 8. maddesine göre, şirket yönetim kurulunun beş kişiden oluştuğunu, dört yönetim kurulu üyesinin B ve C gurubu ortaklarca, bir yönetim kurulu üyesinin A ve D gurubundaki ortaklarca belirleneceğini, yönetim kurulu toplantı nisabının oluşması için A ve D gurubu hissedarların tayin ettiği yönetim kurulu üyesinin toplantıda hazır bulunmasının zorunlu olduğunu, yine anılan 8. maddenin b.12. maddesine göre, şirket ile üçüncü bir kişi veya üçüncü kişi ile yakından ilişkili kişiler arasında sözleşmeler akdedilmesinin A ve D gurubu hissedarlarca belirlenen yönetim kurulu üyesinin yani, müvekkilinin olumlu oyuna bağlandığını, temsil ve izama ilişkin ana sözleşmenin 9. maddesinde de, “Şirketin yönetimi ve dışarıya karşı temsili yönetim kuruluna aittir. Şirket adına verilecek belgelerin ve yapılacak sözleşmelerin ve işlemlerin geçerli olabilmesi için ve şirketi temsil edebilmesi için bunların yönetim kurulu başkanı … tarafından imza edilmesi gereklidir…" düzenlemesinin getirildiğini, buna rağmen, asıl davaya cevap veren vekile şirket adına davalı yönetim kurulu üyelerinin yetkileri olmadığı halde vekaletname verdiklerini, bu vekilin de davayı kabul yönünde dilekçe verdiğini, davalı yönetim kurulu üyelerinin şirket adına vekaletname verme ve vekalet sözleşmesi düzenleme yetkilerinin bulunmadığını ileri sürerek, asıl davanın davalısı olan şirketi temsil etmek üzere davalılar tarafından verilmiş olan vekaletnamenin geçersiz olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalılar vekili, müvekkillerinin yönetim kurulu üyesi olup, iki yönetim kurulu üyesinin geçerli bir şekilde şirket adına vekaletname verme yetkisi bulunduğunu, müvekkillerinin verdiği bu vekaletnamenin geçerli olduğunu, davacının tek başına şirketi temsil ve izam yetkisi bulunduğuna dair iddiasının doğru olmadığını, ana sözleşmenin 9. maddesindeki hükmün geçiş hükmü olup, daha sonra yapılan genel kurullarda alınan kararla şirketin temsil ve izamının ne şekilde olacağının karara bağlandığını, TTK’nın 370. m. uyarınca şirketin iki yönetim kurulu üyesinin imzasıyla temsil olunacağını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece iddia, savunma, toplanılan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, ana sözleşme hükümleri ve yönetim kurulu üye seçim kararları birlikte değerlendirildiğinde, birleşen dosyanın davacısı olan yönetim kurulu üyesinin katılımı olmadan yönetim kurulunun toplanması ve karar alması mümkün olmadığı gibi, şirket adına vekalet sözleşmesi yapılması ve avukata vekalet verilmesinin de mümkün görülmediği, bu nedenle birleşen dosyadaki davalılar olarak iki yönetim kurulu üyesinin, davacının katılımı ve onayı olmadan şirket adına avukata verdikleri vekaletnamenin geçersiz olduğu, asıl dava yönünden ise, şirket yönetim kurulunun uzun süredir toplanamadığı ve karar alamadığı, yönetim kurulu üyeleri arasında ihtilaflar bulunduğu, toplantı girişimlerinden sonuç alınamadığı, ana sözleşme hükmü uyarınca yönetim kurulu üyelerinden …’ın katılımı olmaksızın yönetim kurulunun toplanması hukuken mümkün olmadığından, karar almalarının da mümkün bulunmadığı gerekçesiyle, birleşen davanın kabulü ile, şirketi temsil etmek üzere İzlanda… Noterliği’nce 03/09/2014 tarihinde düzenlenen vekaletnamenin geçersiz olduğunun tespitine, asıl davanın ise, kabulü ile şirket genel kurulunu toplantıya çağırmak üzere davacıya TTK’nın 410. m. uyarınca izin ve yetki verilmesine karar verilmiştir. Kararı, birleşen davada davalılar vekili temyiz etmiştir. Asıl dava, şirket genel kurulunu toplantıya çağrıya izin, birleşen dava ise, asıl davada davalı şirket adına verilen vekaletnamenin geçersizliğinin tespiti istemine ilişkin olup, yukarıda özetlendiği şekilde karar verilmiştir. Ancak, görülmekte olan bir davaya ilişkin olup, davanın incelenip karara bağlanmasından önce aydınlanması gereken sorunlara ön sorun denir. Davanın her safhasında hadiseler doğabilir. Bu hadiseler, ayrı bir dava olmayıp, asıl dava üzerine aşılanmış küçük davacıklar niteliğindedir. Mahkemenin, ilk önce bu küçük davacıkları inceleyip, karara bağlaması, ondan sonra davaya devam ederek esas hakkında karar vermesi gerekir. Bu hali ile hadiseyi ''ön sorun'' veya ''ara sorun'' olarak nitelendirmek de mümkündür. (Prof. Dr. Baki Kuru- Prof. Dr. Ramazan Arslan-Prof. Dr. Ejder Yılmaz Medeni Usul Hukuku, 14. baskı, Ankara 2003) 6100 sayılı HMK’nın 163 ve 164. maddelerinde de ön sorun düzenlenmiş olup, anılan Yasa’nın “Ön sorunun ileri sürülmesi başlıklı” 163. maddesinde “Yargılama sırasında, davaya ilişkin bir ön sorun ortaya çıkarsa, ilgili taraf, bunu dilekçe vermek suretiyle yahut duruşma sırasında sözlü olarak ileri sürebilir.'', ''Ön sorunun incelenmesi başlıklı'' 164. maddesinde de “Hâkim, taraflardan birinin ileri sürdüğü ön sorunu incelemeye değer bulursa, belirleyeceği süre içinde, varsa delilleriyle birlikte cevabını bildirmesi için diğer tarafa tefhim veya tebliğ eder. Ön sorun hakkında iki taraf arasında uyuşmazlık varsa, hâkim gerekirse tarafları davet edip dinledikten sonra kararını verir. Hâkim, ön sorun hakkındaki kararını taraflara tefhim veya tebliğ eder.'' hükmü düzenlenmiştir. Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, birleşen davada, asıl davada davalı şirket adına verilen vekaletnamenin geçersizliğinin tespitinin talep edilmiş olması karşısında, anılan talep asıl davada incelenecek bir ön sorun niteliğinde olup, HMK’nın ilgili maddeleri uyarınca asıl davada incelenip karara bağlanması gerektiğinden ve ayrı bir dava konusu olamayacağından, birleşen davanın dinlenebilir bir dava olmadığı hususu nazara alınmaksızın yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, birleşen davada davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın birleşen davada davalılar yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Feragat Beyanında İrade Bozukluğu Hâli

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 311. maddesinin birinci fıkrası doğrultusunda feragat ve kabul işlemleri kesin hüküm gibi hukuki netice meydana getirir; irade bozukluğu durumlarında ise bu işlemlerin iptali istenebilir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 2019/3330 Esas ve 2020/460 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, feragate dair irade açıklamasının gerçeği yansıtmadığı yahut irade fesadına dayandığı yönündeki iddia, aynı dava içerisinde Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 163. maddesine göre ön sorun biçiminde çözümlenebileceği gibi bağımsız bir davaya da konu edilebilir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2019/3330, K. 2020/460Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2019/3330 E.  ,  2020/460 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiş; davacı vekilinin istinafı üzerine …Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, davalının yemin teklifi uyarınca davacının yemin ettiği ve vekil eden ile davalı oğlunun davacıyı zararlandırma kastıyla hareket ettiği gerekçeleriyle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …'un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; -KARAR- Dava, tapu iptali ve tescili isteğine ilişkindir. Davacı, eniştesi olan … ’u intikal işlemlerini yapması için vekil tayin ettiğini, …’ın da kendisine haber vermeden 145 parsel sayılı taşınmazdaki payını oğlu olan davalı …’a temlik ettiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ile payının adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacının çekişme konusu taşınmazın satışı için babasını vekil tayin ettiğini, taşınmadaki diğer dayılarının ve teyzelerinin paylarını da satın aldığını, tüm işlemlerin hukuka uygun olarak gerçekleştirildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince, davanın reddine karar verilmiş; davacı vekilinin istinafı üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince, davalının yemin teklifi uyarınca davacının yemin ettiği ve vekil eden ile davalı oğlunun davacıyı zararlandırma kastıyla hareket ettiği gerekçeleriyle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmiş, temyiz aşamasında davacı 02.10.2019 havale tarihli dilekçesi ile davadan feragat ettiğini bildirmiş, davacı vekili de 16.12.2019 havale tarihli dilekçesi ile davacı asilin beyanının irade fesadına dayandığını ve bu konuda suç duyurusunda bulunduklarını belirtmiştir. Bilindiği üzere, davacının davasından feragat etmesi ile dava konusu uyuşmazlık sona erer, kesin hükmün hukuksal sonuçları doğar (HMK m.311). Bu nedenle mahkeme henüz feragat nedeniyle davanın reddine karar vermemiş olsa bile davacı feragatten dönemez (rücu edemez) başka bir ifadeyle davacı, feragat beyanı ile bağlıdır. Ancak, feragatle ortaya çıkan sonucun iradeyi bozan bir halin nedenine dayandığı (HMK m.311) kanıtlanırsa, doğurduğu netice bakımından iradesi fesada uğrayan kimseye talep hakkı bahşedeceğinden kuşku yoktur. Feragate ilişkin irade açıklamasının gerçeği yansıtmadığının bildirilmesi halinde, bu halin ya aynı dava içerisinde HMK'nin 163.maddesine göre ön sorun (hadise) şeklinde ya da ayrı bir dava olarak incelenmesi olanaklı ve gereklidir. Hâl böyle olunca; mahkemece, feragatin irade fesadına dayalı olduğu iddiasının hadise şeklinde (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 162. ve 163. maddeleri-önsorun) aynı dava içerisinde her türlü delille ispatının mümkün olduğu gözetilerek, bu yöndeki taraf delillerinin toplanması ile davacı tarafın feragat dilekçesinin iradesi dışında oluşturulduğu iddiasına yönelik soruşturma dosyası akıbeti de gözetilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi için hüküm bozulmalıdır. Davalının değinilen yön itibariyle yerinde görülen temyiz itirazının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371/1-a maddesi uyarınca Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/2.maddesi gereğince dosyanın kararı veren Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1.Hukuk Dairesi’ne gönderilmesine, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 03/02/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.Başkan
6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 311Kaynağı aç
MADDE 311- (1) Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir. Feragat ve kabul hâlinde yargılama giderleri
Ön sorun mahkemeye hangi yollarla iletilir?

Davanın tarafları, yargılama sürecinde ortaya çıkan bir ön sorunu mahkemeye yazılı dilekçe sunarak veya duruşma sırasında sözlü beyanda bulunarak iletebilir.

Ön sorun ileri sürüldüğünde mahkeme nasıl bir süreç yürütür?

Hâkim ileri sürülen ön sorunu incelemeye değer bulursa cevabını sunması için diğer tarafa süre verir; uyuşmazlık bulunması hâlinde gerekirse tarafları dinler ve kararını taraflara tefhim veya tebliğ eder.

Davadaki vekâletnamenin geçersizliği ayrı bir davaya konu edilebilir mi?

Asıl davada davalı şirket adına verilen vekâletnamenin geçersizliğinin tespiti talebi ayrı bir dava konusu yapılamaz; anılan talep asıl davada Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uyarınca ön sorun niteliğinde incelenip karara bağlanır.

Feragatin irade fesadına dayandığı iddiası nasıl ileri sürülür?

Feragat iradesinin gerçeği yansıtmadığı veya irade bozukluğuyla sakatlandığı iddiası, derdest davada ön sorun olarak incelenebileceği gibi ayrı bir iptal davasına da dayanak yapılabilir.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu