HMK Madde 288 Kapsamında Keşif Kararı ve Uygulaması

by Avukat Erdal Ersoy
HMK Madde 288 Kapsamında Keşif Kararı ve Uygulaması

Keşif Nedir ve Hukuki Dayanağı Nedir?

Keşif, hâkimin uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları yardımıyla bulunduğu yerde veya mahkemede inceleme yaparak bilgi sahibi olmak amacıyla başvurduğu bir ispat aracıdır. Bu tanım 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 288. maddesinin birinci fıkrasında yer almaktadır. Hâkim gerektiğinde bilirkişi yardımından da yararlanabilir; ancak bu olanak zorunluluk değil, takdire bağlı bir imkândır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 288Kaynağı aç
MADDE 288- (1) Hâkim, uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları yardımıyla bulunduğu yerde veya mahkemede inceleme yaparak bilgi sahibi olmak amacıyla keşif yapılmasına karar verebilir. Hâkim gerektiğinde bilirkişi yardımına başvurur. (2) Keşif kararı, mahkemece, sözlü yargılamaya kadar taraflardan birinin talebi üzerine veya resen alınır. Keşfe yetkili mahkeme
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/1605, K. 2024/2907Kaynağı aç
6. Hukuk Dairesi         2023/1605 E.  ,  2024/2907 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/294 E., 2023/122 K. vekili Avukat … vekili Avukat … BİRLEŞEN 2017/436 ESAS SAYILI DOSYADA vekili Avukat … vekili Avukat … BİRLEŞEN 2017/423 ESAS SAYILI DOSYADA vekili Avukat … vekili Avukat … BİRLEŞEN 2017/465 ESAS SAYILI DOSYADA vekili Avukat … vekili Avukat … DAVA TARİHİ : 15.06.2017 HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret Asıl ve Birleşen Davalarda Davalı vekili İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/426 E., 2020/417 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen dosyalarda davacı vekilince duruşmasız, asıl ve birleşen dosyalarda davalı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 24.09.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde asıl ve birleşen davada davalı vekilleri Avukat …, Avukat… ile asıl ve birleşen dosyada davacı vekili Avukat … ve şirket yetkilisi …'un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: – K A R A R – Uyuşmalık eser sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, asıl ve birleşen davalar, bakiye alacağın tahsili, gecikme cezası nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve teminat çeklerinin iadesi istemlerine ilişkindir. Asıl davada davacı; taraflar arasında Kırıkkale ili, …ilçesinde kurulacak olan HAYGES-3 Güneş Enerjisi Üretim Tesisi kapsamında tesisin elektrik üretimi, devreye alınması için gerekli olan elektrik, elektromekanik ve inşaat imalatlarının tasarım, malzeme ve ekipman satın alma işlemleri, montajları ve inşaat işlerinin anahtar teslimi götürü bedel ile yaptırılması hususunda anlaştıklarını, TEDAŞ tarafından projelerin 7 ay gecikme ile onaylandığını, bu süreler ilave edildiğinde işin sözleşmeye uygun olarak geçici kabule hazır hale getirildiğini, gecikmeden dolayı davacının kusurunun bulunmadığını, davalının talebi ile yerli güneş paneli kullanılmasından dolayı sözleşme bedeline 50.241,00 USD ilave edilmesi gerektiğini, buna göre davacı şirketin 93.538,00 USD alacaklı olmasına rağmen davalı şirketin gecikme cezasından dolayı 37.500,00 USD borçlu çıkardığını belirterek; davacı şirketin 93.538,00 USD alacağının şimdilik 18.000,00 USD'sinin ödeme tarihindeki TCMB döviz satış kuru üzerinden, geçici kabul tarihi olan 30.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, davalıya 67.500,00 USD borçlu olmadığının tespitini, 60.000,00 Euro bedelli ING Bankası Yenişehir Şubesinin 0047369 numaralı teminat çekinin iadesini, nakte çevrilmiş olması halinde bedelinin davalıdan tahsilini, birleşen Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/436 Esas, 2018/143 Karar sayılı dosyasında davacı, aynı ilçede HAYGES-1 Güneş Enerjisi Üretim Tesisine ilişkin sözleşme imzaladıklarını belirterek, asıl dosyadaki iddialarını tekrarla, davacı şirketin 88.104,00 USD alacağının şimdilik 18.000,00 USD'sinin ödeme tarihindeki TCMB döviz satış kuru üzerinden, geçici kabul tarihi olan 30.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, davalıya 67.500,00 USD borçlu olmadığının tespitini, 60.000,00 EURO bedelli ING Bankası Yenişehir Şubesinin 0047367 numaralı teminat çekinin iadesini, nakte çevrilmiş olması halinde bedelinin davalıdan tahsilini, birleşen Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017423 Esas, 2017/920 Karar Sayılı dosyasında davacı; davalı şirket ile aynı ilçede HAYGES Güneş Enerjisi Üretim Tesisine ilişkin sözleşme imzaladıklarını belirterek, asıl dosyadaki iddialarını tekrarla, davacı şirketin 158.530,00 USD alacağının şimdilik 18.000,00 USD'sinin ödeme tarihindeki TCMB döviz satış kuru üzerinden, geçici kabul tarihi olan 30.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, davalıya 67.500,00 USD borçlu olmadığının tespitini, 60.000,00 EURO bedelli ING Bankası Yenişehir Şubesinin 0047366 numaralı teminat çekinin iadesini, nakte çevrilmiş olması halinde bedelinin davalıdan tahsilini, birleşen Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/465 Esas, 2017/706 Karar Sayılı dosyasında davacı; davalı şirket ile aynı ilçede HAYGES-2 Güneş Enerjisi Üretim Tesisine ilişkin sözleşme imzaladıklarını belirterek, asıl dosyadaki iddialarını tekrarla, davacı şirketin 93.312,00 USD alacağının şimdilik 18.000,00 USD'sinin ödeme tarihindeki TCMB döviz satış kuru üzerinden, geçici kabul tarihi olan 30.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, davalıya 67.500,00 USD borçlu olmadığının tespitini, 60.000,00 Euro bedelli ING Bankası Yenişehir Şubesinin 0047368 numaralı teminat çekinin iadesini, nakte çevrilmiş olması halinde bedelinin davalıdan tahsilini, ıslah dilekçesi ile de 2017/426 Esas sayılı asıl dosyada; ….'ye 67.500 USD borçlu olmadığının tespitini, ING Bankası Yenişehir Şubesi’nin 60.000 Euro bedelli 0047369 numaralı teminat çekinin iadesini, yargılama sürecinde çekin nakte çevrilmiş olması halinde ise bedelinin iadesini, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, davalı ….'den olan KDV hariç 74.971,37 ABD Doları alacağın ödeme günkü TCMB döviz satış kuru üzerinden hesaplanarak 30.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte ödenmesini, birleşen Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/436 Esas sayılı dosyasında; HAYGES 1 Enerji Ür. Tic. ve San. A.Ş.'ye 67.500 USD borçlu olmadığının tespitini, ING Bankası Yenişehir Şubesi’nin 60.000 Euro bedelli 0047367 numaralı teminat çekinin iadesini, yargılama sürecinde çekin nakte çevrilmiş olması halinde ise bedelinin iadesini, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, davalı HAYGES 1 Enerji Ür. Tic. ve San. A.Ş.'den olan KDV hariç 69.538,36 ABD Doları alacağın ödeme günkü TCMB döviz satış kuru üzerinden hesaplanarak 30.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte ödenmesini, birleşen Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/423 Esas sayılı dosyasında; HAYGES Enerji Ür. Tic. ve San. A.Ş.'ye 67.500 USD borçlu olmadığının tespitini, ING Bankası Yenişehir Şubesi’nin 60.000 Euro bedelli 0047366 numaralı teminat çekinin iadesini, yargılama sürecinde çekin nakde çevrilmiş olması halinde ise, bedelinin iadesini, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, davalı HAYGES Enerji Ür. Tic. ve San. A.Ş.'den olan KDV hariç 139.302,36 ABD Doları alacağın ödeme günkü TCMB döviz satış kuru üzerinden hesaplanarak 30.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte müvekkil şirkete ödenmesini, birleşen Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/465 Esas sayılı dosyasında; HAYGES 2 Enerji Ür. Tic. ve San. A.Ş.'ye 67.500 USD borçlu olmadığının tespitini, ING Bankası Yenişehir Şubesi’nin 60.000 Euro bedelli 0047368 numaralı teminat çekinin iadesini, yargılama sürecinde çekin nakde çevrilmiş olması halinde ise bedelinin iadesini, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, HAYGES 2 Enerji Ür. Tic. ve San. A.Ş.'den olan KDV hariç 74.746,36 ABD Doları alacağın ödeme günkü TCMB döviz satış kuru üzerinden hesaplanarak 30.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir. Asıl ve birleşen davalarda davalılar; sözleşmede belirtilen programa uygun olarak ödemeleri yaptığını, işin geç tesliminden davacı şirketin sorumlu olduğunu, davacının proje tadilatına geç başladığını, bu sebeple Bakanlığa onay başvurusunun geciktiğini ve enerji paneli ithali konusundaki yasal değişiklikten dolayı ciddi zararın doğmasına neden olduğunu, Ekonomi Bakanlığının ithal panellere yönelik KDV istisnasını kaldırdığını, davacıdan kaynaklanan nedenlerle yerli panel üreten firma ile sözleşme imzalanmak zorunda kalındığını, sözleşme gereği panel temininin davacı sorumluluğunda bulunduğunu, davacıdan kaynaklanan sebepler ile santralin geç teslim edildiğini, yapılan işte çok sayıda eksiklik bulunduğunu, yanlış malzeme kullanımı sebebi ile üretim kaybı yaşandığını, müvekkilinin ödeme takvimine uygun olarak davacıya 1.119.318,00 USD ödeme yaptığını, sözleşme bedeli olan 1.145.000,00 USD'den bu bedel düşüldüğünde 25.682,00 USD'nin cezai şart koşulları gerçekleşmesi sebebi ile davacıya ödenmediğini, davacının işleri zamanında bitirmemiş olması nedeni ile santrallerin yaklaşık 10 ay gecikme ile işletmeye alınabildiğini belirterek; asıl ve birleşen davaların reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince; davacı şirket tarafından kurulumu gerçekleştirilen tesisler ile ilgili projenin TEDAŞ tarafından geç onaylanmasının davacıya kusur olarak yüklenemeyeceği, bu sebeple davalının davacı şirkete sözleşmedeki cezai şartı uygulayamayacağından, davacının cezai şarttan borçlu olmadığının tespitine, sözleşmede iş bedelinin anahtar teslim götürü bedel esasına göre 1.145.000 USD+KDV olarak iş bedelinin belirlendiği, iş bedelinin tespitinde KDV'den muaf 550.000 USD'ye ithal edilecek Çin malı panellere göre hesaplama yapıldığı, panellerin yurt içinden temin maliyetinin her GES için 600.241,20 USD olduğu, programlanan maliyet ile gerçekleşen maliyet farkının tüm projeler için 193.873,20 USD arttığı, ancak davacıdan kaynaklanmayan nedenler ile doğan farkın davacı hak edişinden mahsup edilmemesi gerektiği, taraflar arasında yapılan sözleşmenin 21. maddesinde belirtilen garanti süresinde ortaya çıkacak kusurlu veya eksik malzeme ya da işçilik ile ilgili sorunları davacı yüklenicinin gidermek ile yükümlü olduğu, bu ve benzeri kusurlu ve hatalı işlerin giderilmesi bedelinin bilirkişi hesaplamasına göre her GES için 12.375 USD olduğu, bu bedelin davacının alacağından kesilerek davalıya ödenmesi gerektiği, ayrıca iş sahibi davalı ile BEDAŞ arasında imzalanan bağlantı anlaşması gereği tüm sistem kullanıcılarının BEDAŞ'ın SCADA sistemine bağlanmasının zorunlu olduğu, anahtar teslimi dava konusu iş kapsamında bu bağlantı için gerekli donanımın davacı tarafından kurulması gerektiği, davacının bu sistemi kurmadığı, bu sebeple sistemin kurulması bedeli olan 18.314,55 USD+KDV bedelinin davacı alacağından kesilerek davalıya ödenmesi gerektiği, davacı şirketin davalıdan asıl dosya için KDV hariç 91.925 USD, birleşen Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/436 Esas sayılı dosyasında KDV hariç 86.492 USD, birleşen Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/423 Esas sayılı dosyasında KDV hariç 156.256 USD, birleşen Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/465 Esas sayılı dosyasında KDV hariç 91.700 USD alacaklı olduğu, kusurlu imalatlar için 4 tesis için 4×12.375 USD=49.500 USD, kurulmayan SCADA sistemi yönünden 4 tesis için 4×4.033,33=16.333,32 Euro karşılığı 18.314,55 USD'nin davacı alacağından mahsubunun gerektiği, buna göre davacının ıslahı nazara alınarak, bakiye alacak talebi yönünden asıl davada KDV hariç 74.971,37 USD, birleşen Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/436 Esas sayılı dosyasında KDV hariç 69.538,36 USD, birleşen Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/423 Esas sayılı dosyasında KDV hariç 139.302,36 USD, birleşen Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/465 Esas sayılı dosyasında KDV hariç 74.746,36 USD üzerinden davanın kabulüne ve sözleşmenin kesin teminat başlıklı maddesine göre TEDAŞ geçici kabulü sonrası sistemin 6 ay kusursuz çalışması sonrasında teminat çekinin yükleniciye iadesi gerektiğinden, 30.03.2017 tarihinde eksiksiz, sağlam ve çalışır vaziyette davalı yana teslim edilen santrallerin Mart 2017 tarihinden itibaren kesintisiz elektrik üretmesi sebebi ile teminat çeklerinin iadesine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı taraflar vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi'nce istinaf başvularının esastan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı taraflar vekillerince süresinde temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya duruşmalı olarak incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesince tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş ise de; 1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.11.1956 tarihli, 1956/15 Esas, 1956/15 Karar sayılı İBK'nın ilgili bölümünde; " Her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme esas ittihaz olunması iktiza eylemesine…." düzenlemesinin mevcut olduğu, yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.04.1993 tarihli, 1993/13-41 Esas, 1995/145 Karar sayılı ilamı ile de yabancı para alacaklarında yabancı paranın dava tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuruna göre bulunacak TL karşılığı üzerinden ilam harcının alınacağının benimsendiği, bu durumda mahkemece yabancı para veya yabancı paranın Türk Lirası karşılığının tahsili amacıyla açılan davalarda vekâlet ücretinin, yabancı paranın dava açıldığı tarihteki Türk Lirası karşılığına göre, ancak hüküm tarihindeki tarife hükümleri dikkate alınarak takdir edileceği, davada USD cinsinden yabancı paranın tahsili ve menfi tespiti ile Euro cinsinden teminat mektubu bedelinin iadesinin talep edildiği ve aynı cins yabancı para alacağının tahsiline, menfi tespitine ve iadesine karar verildiği, doktrin ve Dairemizin bu konudaki yerleşik uygulamalarına göre; döviz cinsinden para alacağına hükmedilmesi halinde vekalet ücretinin, o dövizin dava tarihindeki efektif satış kuru karşılığı TL (Türk Lirası) miktarına göre hesaplanıp tahsiline karar verilmesinde hata olmadığı, sözleşmeden kaynaklanan alacaklarda temerrüt faizi uygulanabilmesi için alacağın muaccel olması yeterli olmayıp, kararlaştırılan kesin vadede borcun ödenmemiş ya da alacaklının usulüne uygun ihtarı ile borçlunun temerrüde düşürülmüş olmasının zorunlu olduğu, somut olayda kesin vade olmadığı gibi alacaklının usulüne uygun ihtarı ile de borçlunun temerrüde düşmediği, geçici kabul tarihinin temerrüde esas nitelikte bulunmadığı, temyiz eden tarafın sıfatına göre geçici kabulün onay tarihinden faiz başlatılmasında da açıklanan nedenle hata olmadığı, sözleşmede kararlaştırılan fiyat değiştirilmeden sözleşmede belirlenen panellerden farklı paneller ile üretim yapılacağının taraflarca kararlaştırıldığı, bu durumda fiyat değişmeden panellerin değiştiği ve panellerin değişmesi nedeni ile ortaya çıkan bedelin davacı alacağından mahsup edilmemesinin doğru olduğu, taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin 23. maddesindeki düzenlemelerin ifaya ekli ceza olduğu, işin geçici kabulü yapılmış olup iş teslim edildiğinden ve işin teslimi sırasında gecikmeye dair itirazı kayıt konulmadığından gecikme cezasının verilmemesinin doğru olduğu anlaşılmakla, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir. 2-Tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Mahkemece yapılan yargılama sırasında; tarafların da muvafakati alınarak 19.09.2018 tarihli celsede; "Eksikliklerin giderilmesine müteakip bilirkişilerce yerinde inceleme yapılmak suretiyle mahkemece yapılan uyuşmazlık tespiti çerçevesinde iddia ve savunmaları karşılar, davacının ediminin asıl ve birleşen dava dosyaları yönünden sözleşme çerçevesinde yerine getirilip getirilmediği, akdedilen sözleşme gereği tarafların yükümlülükleri değerlendirilerek gecikmiş ifanın davacıdan kaynaklı olup olmadığı, gecikme cezasının tahakkukunun yerindeliği, var ise davacının her bir dosya yönünden alacak miktarını belirler, teminat çekinin iadesi koşullarının dava tarihi itibariyle oluşup oluşmadığı, taraf defterlerinde akdi ilişkinin alacak-borç ilişkisinin uyuşan ve uyuşmayan kayıtların neler olduğunu izah eder detaylı rapor alınmasına, bilirkişi heyetinin elektrik, elektrik-elektronik, inşaat mühendisi ve mali müşavir bilirkişiden teşekkül ettirilmesine, bilirkişilere gerek mahallinde ve gerekse defter ve kayıtları yerinde inceleme konusunda yetki verilmesine, yerinde inceleme yapılacak gün ve saatin bilirkişi heyetince belirlendikten sonra taraf vekillerine kalemce bildirilmesine" yönünde ara kararı verilmiştir. Ara kararının icrası için dava konusu Güneş Enerjisi Üretim Santrallerinin bulunduğu …İlçesinin bağlı bulunduğu yetkili Kırıkkale mahkemesine talimat yazısı yazılmamış, bilirkişiler bu ara kararı uyarınca yerinde inceleme yaparak 12.03.2019 tarihli raporlarını düzenleyip mahkemeye sunmuşlar ve mahkemece de bu rapor ve 11.06.2019 tarihli ek rapor esas alınarak hüküm kurulmuştur. Davalının mahsubunu istediği ayıp ve eksik işler bedeli teknik incelemeyi gerektirmektedir. Hâkim, uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları yardımıyla bulunduğu yerde veya mahkemede inceleme yaparak bilgi sahibi olmak amacıyla keşif yapılmasına karar verebilir. Hâkim gerektiğinde bilirkişi yardımına başvurur (HMK 288/1). Keşif kararı, mahkemece, taraflardan birinin talebi üzerine veya resen alınır (HMK 288/2). Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir (HMK 266/1). Kanunda belirtilen haller dışında, deliller davaya bakan mahkeme huzurunda, mümkün olduğunca birlikte ve aynı duruşmada incelenir. Bu kural doğrudanlık ilkesinin bir sonucudur. HMK’nın 218/1. maddesinde “Mahkemeye getirilmesi zor veya sakıncalı olan belgeler, hâkim veya görevlendireceği bilirkişi tarafından yerinde incelenir ya da bu belgelerin mahkemeye sunulmuş örnekleri asıllarıyla karşılaştırılır. İnceleme sonunda bir tutanak düzenlenir ve gerekli görülürse uygun teknik araçlarla belgenin aslı kaydedilir”, HMK'nın 197. maddesinde de “kanunda belirtilen hâller dışında, deliller davaya bakan mahkeme huzurunda, mümkün olduğu kadar birlikte ve aynı duruşmada incelenir… (2) Başka yerde bulunan ve mahkemeye getirilemeyen deliller, o yerde istinabe yoluyla toplanabilir. (3) Delillerin incelenmesi veya beyanların dinlenmesi sırasında taraflar, istinabe olunan mahkemede hazır bulunabilir ve delillerle ilgili açıklama haklarını kullanabilirler. Bu hususu sağlamak için, taraflara incelemenin yapılacağı tarih ve yer bildirilir. Bu davet üzerine taraflar istinabe olunan mahkemede hazır bulunmasalar dahi deliller incelenir veya beyanlar dinlenir" hükümleri mevcuttur. Bu yasa hükümleri birlikte değerlendirildiğinde; mahkemece hükme dayanak alınan rapor usul hükümlerine aykırı olarak yapılan inceleme sonucu alınmıştır. Mahkemece yargı çevresi dışında bulunan Kırıkkale sınırları içerisinde olan Güneş Enerjisi Üretim Santralleri ile ilgili yapılan işlerin tespiti için işin yapıldığı yer mahkemesine talimat yazıp isterlerse taraflara da günü bildirmek suretiyle hakim gözetiminde keşif yaptırması ve bilirkişi raporu aldırması gerekirken, bu yola başvurmadan bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi vermesi delillerin mahkeme huzurunda toplanacağına dair HMK’nın 197. maddesine aykırı olmuştur. Hakimin doğrudan inceleme yaptırma yetkisi bulunmadığı gibi hakimlik yetkisinin bilirkişilere devri de mümkün bulunmamaktadır. HMK'nın 278/4. maddesi yanlış yorumlanarak ve HMK'nın 288/1. maddesi hükümlerine aykırı olarak istinabe yolu ile keşif yapılmadan bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilerek karar verilmesi HMK'nın 27. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenilme hakkına aykırılık teşkil edeceğinden doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece talimat yoluyla mahallinde konusunda uzman teknik bilirkişiler marifeti ile keşif ve bilirkişi incelemesi de yaptırılarak alınacak rapor ve dosya kapsamındaki delillere göre sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilerek yapılan inceleme sonucu düzenlenen rapora göre karar verilmesi ile ayıp ve eksik işlerin niteliği dikkate alındığında içerisinde inşaat mühendisi olmayan heyetten rapor alınması da usul ve yasaya aykırı olmuştur. Kabule göre de adil yargılanma hakkının sağlanması kapsamında kararların gerekçeli olmasıyla ilgili kamu düzenine ilişkin hükümlere 6100 sayılı HMK'da da yer verilmiş olup, HMK'nın 297. maddesine göre hükümde taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Somut olayda; davacının talebi açıkça KDV hariç bedel olduğundan gerekçede belirtildiği şekilde kararda da hükmedilen bedelin KDV hariç olarak yazılmaması doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; talimat yoluyla mahallinde konusunda uzman bir inşaat mühendisi ve iki elektrik elektronik mühendisinden oluşan teknik bilirkişiler marifeti keşif ve bilirkişi incelemesi de yaptırılarak dosya kapsamındaki tespit dosyaları ve tüm delillere göre dava konusu Güneş Enerjisi Üretim Santrallerinde ayıp ve eksik işler olup olmadığı varsa giderim bedellerinin Yargıtay denetimine elverişli şekilde belirlenerek kesinleşen hususlar da dikkate alınarak sonucuna uygun bir karar verilmesinden ibarettir. Açıklanan nedenlerle bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilerek yapılan inceleme sonucu düzenlenen rapora göre ayıp ve eksik işler konusunda karar verilmesi ve hüküm altına alınan bedelde KDV'nin hariç olup olmadığının yazılmaması hatalı olmuş, kararın bozulması uygun görülmüştür. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle tarafların diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca tarafların temyiz itirazının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı ile bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya aykırı olması nedeniyle HMK'nın 373/1. maddesi gereğince Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi kararı KALDIRILARAK; Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin taraflardan karşılıklı alınarak Yargıtay duruşmasında vekille temsil olunan taraflara verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 24.09.2024 gününde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) (Muhalif) – MUHALEFET ŞERHİ – Dava, eser sözleşmesinden kaynaklı bakiye iş bedeli ve gecikme cezasına ilişkindir. Mahkemece döviz üzerinden hüküm kurulmuştur. Sayın çoğunluğun bozma sebebine katılmakla birlikte aramızda çıkan uyuşmazlık, takdir edilecek vekalet ücretinin tespitinde, dövizin dava tarihindeki mi, yoksa hüküm tarihindeki TL karşılığının mı esas alınacağı noktasında toplanmaktadır. Zira dava tarihindeki kurun esas alınması halinde farklı, karar tarihindeki kurun esas alınması halinde farklı vekalet ücretleri bulunacaktır. Bütün ülkelerde yargı sistemleri kendi ülke para birimlerini esas almak suretiyle tahsil ve icra yetkisini devletin egemenlik haklarının bir sonucu olarak görürler (Yabancı Para Borçlarının İfası, Prof. Dr. Serkan Ayan, dergipark.org.tr). Ancak 818 sayılı Eski Borçlar Kanununun 83. maddesinde olduğu gibi kısmi değişikliklerle 6098 sayılı Yeni Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi- “I.Ülke parası ile” başlıklı olup "Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir." düzenlemesi ile genel kuralın para borcunun ülke parası ile ödenmesi olduğuna işaret edildikten sonra, borcun ülke parası dışında başka bir para birimi ile belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebileceği kabul edilmiştir. Buna göre yabancı para borçlusunun ifada temerrüde düşmesi hâlinde alacaklının seçebileceği üç alternatif bulunmaktadır. -Yabancı para borcunun aynen (yabancı para olarak) ödenmesi, – Yabancı paranın vade (muacceliyet) tarihindeki Türk Lirası karşılığının ödenmesi, – Yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki TL karşılığının ödenmesi istenebilecektir. Bu seçim hakkı kullanıldıktan sonra artık bu haktan dönülmesi mümkün değildir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 23.01.2002 tarih 15-15/19). Somut uyuşmazlıkta, dava dilekçesinde para alacağı olarak yabancı para cinsinden alacak talebinde bulunulmuştur. Mahkeme de döviz üzerinden tahsil hükmü kurmuştur. Bu talep yabancı paranın aynen ödenmesi talebi niteliğindedir. Alacaklının aynen ödemeyi tercih etmesi hâlinde borçlunun borcunun yabancı para üzerinden ödenmesi gerekir. Ancak İcra İflas Kanununun 58/3 ncü maddesi gereğince konusu yabancı para alacağı olan icra takiplerinde İcra İflas Kanunu'nun 58/3. maddesi gereğince yabancı para alacağının Türk Lirası karşılığının hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği gösterilmek zorundadır. Alacaklının yabancı para birimiyle ifayı talep etmesi hâlinde, borçluya aynen veya fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı ödeme biçimindeki sınırlı seçimlik yetkiyi de verir. Dolayısıyla yabancı para üzerinden icra takibi yapılması doğrudan doğruya yabancı paranın borçludan alınıp alacaklıya yabancı para olarak teslim edilmesi mümkün olmadığından, yabancı para alacağının aynen ödenmesini istemiş olan alacaklının fiili ödeme günü üzerinden TL karşılığının tahsilini talep etmesi gerekmektedir (Prof.Dr. Serkan Ayan -Yabancı Para Borçlarının İfası dergipark.org.tr sayfa 554). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 07.04.1993 tarihli, 13-41/145 sayılı ilâmında "Davacı, Mark’ın aynen ödenmesini istemekle, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini istemiş demektir." şeklinde bu konuya açıklık getirerek İcra İflas Kanunu hükümleri gözetildiğinde, yabancı paranın aynen ödenmesi talebinin, fiili ödeme günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini istemek anlamına geldiği kabul edilmiştir. Alacaklının vade tarihi ya da dava tarihindeki kur üzerinden Türk lirasına dönüştürmek suretiyle bir talebi olmadığından burada hüküm altına alınan, hüküm tarihindeki yabancı para miktarıdır. Yabancı para alacağının arz ettiği bu özellikler, taşınmazın aynına ilişkin davalarda yargılama sırasında Harçlar Kanunun 16. maddesi gereğince gayrimenkulün değerinin tespiti sureti ile bu değer üzerinden harç alınmasına ilişkin hükümlerden ayrı olarak değerlendirilmek durumundadır. Zira yabancı para alacağı, 6098 TBK’nın 99. maddesinin tanıdığı yasal olanak çerçevesinde fiili ödeme tarihindeki kurun, bir başka deyişle değerin esas alınacağı bir para alacağıdır. Değeri yargılama sırasında tespit edilecek olan diğer uyuşmazlık türleri ile aynı mahiyette değildir. Davacının, ödenecek harç bakımından dava tarihindeki kur üzerinden harca esas değer belirtme zorunluluğu, dava değerinin, dövizin dava tarihindeki TL karşılığı olduğu anlamına gelmez. Harçlara ilişkin bu genel değerlendirme gözetildiğinde yukarıda da belirtildiği üzere yabancı para alacaklarında yargılama sırasında harç noksanlığının tespit edilerek eksik harcın ikmali durumu söz konusu olmayıp somut uyuşmazlıkta eksik alınan harç temyiz kanun yoluna başvuru nedeniyle alınması gereken nispi temyiz karar harcıdır. Dolayısıyla harcın alınma zamanı bakımından taşınmazın değerinin tespiti suretiyle Harçlar Kanunu'nun 16 ncı maddesi ve 30 uncu maddesi kapsamında değerlendirilecek ve eksikliği tamamlanacak harçlardan değildir. Dava açılırken ve ıslah sırasında Harçlar Kanunu'nun 28 nci maddesi gereğince 1/4 oranında yatırılan karar ve ilâm harcı davanın görülüp sonuçlandırılması bakımından yeterlidir. Bu konu aynı zamanda yabancı para alacağına ilişkin bir davada verilen hükmün kanun yolu kesinlik sınırı bakımından dava tarihindeki kura göre mi, yoksa karar tarihindeki kura göre mi hesaplanması gerektiğine ilişkin olarak gerek Yargıtay kararlarında gerekse doktrinde tartışılmış olup doktrinde Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez (Medeni Usul ve İcra İflas Hukukunda Yabancı Para Alacaklarının Tahsili, Genişletilmiş ve Yeniden Gözden Geçirilmiş 3. bası, Ankara 1998 sayfa 117).yabancı para alacağının hüküm verildiği tarihte değerinin artması hâlinde, davanın açıldığı tarihteki kur üzerinden değil mahkemenin hüküm verdiği tarihte belirlediği ve harcı tamamladığı kur üzerinden hesaplanması gerektiği görüşünü dile getirmiştir. Yapılan içtihadı birleştirme başvurusu üzerine, temyiz kesinlik sınırının belirlenmesinde Yargıtayın 11. Hukuk Dairesi ile Kapatılan 15. Hukuk Dairesinin kesinlik sınırının yabancı para alacağında dava tarihindeki kur üzerinden belirlenmesi gerektiği görüşüne karşılık Yargıtayın 9, 12 ve Kapatılan 23. Hukuk Dairelerinin kesinlik sınırının yabancı para alacağının karar tarihindeki döviz kuru esas alınmak suretiyle belirleneceği görüşünde oldukları ancak kararlar arasındaki içtihat aykırılığı doğuracak uygulamanın sürekli olmadığı gerekçesiyle içtihatları birleştirme yoluna gidilmesine gerek olmadığına, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 09.12.2020 tarihli ve 338 sayılı karar ile karar verilmiştir. Bu konunun yargısal uygulamalarda farklı uygulamalara yol açan ve sıkça tartışılan bir konu olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Doktrinde Prof. Dr. Serkan Ayan (Yabancı Para Borçlarının İfası Dergipark.org.tr sayfa 553) alacaklının ya muacceliyet ya da fiili ödeme tarihini seçebileceği bu nedenle gerek 818 sayılı yasa gerekse 6098 sayılı Yasada olmayan bir biçimde icra takip ya da dava tarihindeki kur üzerinden çeviri yapılmasına yönelik yargı kararlarının yerinde olmadığı görüşü dile getirilmiştir. Burada dairemiz sayın çoğunluğu ile bakış açısındaki farklılık yabancı para alacaklarında dava sırasında meydana gelen değer artışlarının dava açılırken alınacak olan 1/4 oranındaki nispi karar ve ilâm harcının bu değer artışları nazara alınarak tamamlanmasının gerekmeyeceği ancak mahkemece yabancı para alacağı hüküm altına alındıktan sonra artık Harçlar Kanunu gereğince Ek-2 no.lu Tarifenin III-1.a bendinde belirtildiği üzere ortada "hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden" belirlenmesi gereken bir harç miktarı vardır. Nitekim İİKnun 32 nci maddesi gereğince ilâma dayalı para alacaklarının icraya konulabilmesi için kesinleşmiş olması gerekmez. Bu konuda aynı Yasanın 32 nci maddesinde, (Değişik: 18/2/1965 – 538/16 md.) "Para borcuna veya teminat verilmesine dair olan ilâm icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Bu emirde 24 ncü maddede yazılanlardan başka hükmolunan şeyin cinsi ve miktarı gösterilir ve nihayet yedi gün içinde ödenmesi ve bu müddet içinde borç ödenmez veya hükmolunan teminat verilmezse icra mahkemesinden veya istinaf veya temyiz yahut iadei muhakeme yolu ile ait olduğu mahkemeden icranın geri bırakılmasına dair bir karar getirilmedikçe cebri icra yapılacağı ve bu müddet içinde 74 ncü madde mucibince mal beyanında bulunması ve bulunmazsa hapis ile tazyik olunacağı, mal beyanında bulunmaz veya hakikata muhalif beyanda bulunursa hapis ile cezalandırılacağı ihtar edilir." hükmü yer almaktadır. İcra İflas Kanununun 36 ncı maddesinde ise (Değişik: 2/3/2005 – 5311/5 md.) "İlâma karşı istinaf veya temyiz yoluna başvuran borçlu, hükmolunan para veya eşyanın resmî bir mercie depo edildiğini ispat eder yahut hükmolunan para veya eşya kıymetinde icra mahkemesi tarafından kabul edilecek taşınır rehni veya esham veya tahvilât veya taşınmaz rehni veya muteber banka kefaleti gösterirse veya borçlunun hükmolunan para ve eşyayı karşılayacak malı mahcuz ise icranın geri bırakılması için bölge adliye mahkemesi veya Yargıtaydan karar alınmak üzere icra müdürü tarafından kendisine uygun bir süre verilir. Bu süre ancak zorunluluk hâlinde uzatılabilir." hükmü yer almaktadır. İİK’nın 32 nci maddesi gereğince ilâm icraya konulunca borçlu İİK’nın 36 ncı maddesi gereğince "İcranın Geri Bırakılmasını" isterse "Hükmolunan para" kavramından hareketle alınacak teminata ilişkin miktar belirlenirken yapılacak hesaplamada yabancı para alacağının dava tarihindeki kuru esas alınmamakta, icradan talep tarihindeki hükmolunan yabancı paranın Türk Lirası karşılığı esas alınmaktadır. Yabancı para alacağına ilişkin ilâm icraya konulduğu takdirde ise Harçlar Kanunu Ek-1 sayılı Tarifenin B)İcra ve İflas Harçları başlıklı kısmın 1/3 üncü bendinde değeri belli olan icra takiplerinde tahsil harcının değer üzerinden alınacağı belirtildikten sonra a) bendinde icra emrinin tebliği üzerine hacizden evvel (Yüzde 4.35 ), b) bendinde hacizden sonra satıştan önce (Yüzde 9.10), c) bendinde satılıp paraya çevrilmesi suretiyle tahsil hâlinde (Yüzde 11.8) oranlarında olmak üzere alacağın tahsil zamanı esas alınarak bu tarihlerdeki değere göre harç alınması gerekmektedir. Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 18.02.2016 tarih 2015/27228 Esas, 2016/4363 Karar sayılı ilâmında "492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28/b bendi uyarınca icra tahsil harcı alacağın ödenmesi sırasında, ödeme yapılmayan hâllerde harç alacağının doğması tarihinden itibaren 15 gün içinde ödenir. Harç alacağı icranın yerine getirilmesiyle doğar. Alacaklılar takipte yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki kur karşılığı üzerinden tahsil talebinde bulunulduğundan tahsil harcına esas matrahın yabancı para alacağının fiili ödeme tarihideki kur karşılığı üzerinden hesaplanması gerekir. Yine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 21 nci maddesi gereğince avukatlık ücretinin takdirinde hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihteki yürürlükte olan tarife esas alınır. Tarife hükümleri gereğince icra müdürlüğünce vekâlet ücreti matrahının belirlenmesinde de yabancı paranın tahsil tarihindeki kur karşılığının esas alınması gerekmektedir." demek suretiyle uygulamanın ne yönde olduğunu belirterek dairenin yerleşik içtihat ve uygulamalarının da bu şekilde olduğunu ortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesinin 17.03.2010 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 2009/27 Esas, 2010/9 Karar sayılı kararının gerekçesinde de vurgulandığı üzere harca tabi bir işlemin yapılmasını isteyen tarafın harç ödemeden devam eden işlemlerin yapılmasını isteyerek bireysel bir menfaat elde etmek istemesinin harçların konuluş amaçlarına aykırılık oluşturduğu, Harçlar Kanununun 32. maddesinde yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağını belirten kuralın bireylerin özel menfaatleri ile ilgili olarak yargı hizmetlerinden yararlanmaları, bu hizmetlerin karşılığı olarak harcın ödenmesi koşuluna bağlandığından bu kuralın Anayasanın 36 ncı maddesindeki hak arama özgürlüğünü kısıtlayan bir kural olmadığı belirtilmiştir. Diğer yandan özellikle yabancı mahkeme kararlarında yabancı mahkemeler Türk Lirası üzerinden değil yabancı para üzerinden karar vermektedir. Bu kapsamda Harçlar Kanununun 4 ncü maddesi gereğince yabancı bir mahkeme tarafından verilen ilâmların tenfizi için açılacak davalardan, bu ilâmlarda hükmolunmuş şeyin değeri, nevi ve mahiyetine göre 1 sayılı tarife gereğince harç alınacaktır. Dolayısıyla bir yabancı para alacağı Türk mahkemeleri tarafından hüküm altına alındığında temyize başvuru hâlinde karar ve ilâm harcının dava tarihindeki kur üzerinden alınması kabul edilirken, buna göre hesaplama yapılırken, aynı para alacağının yabancı mahkeme tarafından hüküm altına alınması hâlinde bu kararın tenfizi için yargı yoluna başvurulduğunda ve verilen karar temyiz edildiğinde başvurma tarihlerindeki döviz kurunun esas alınması kamunun ciddi oranda alacağı harçtan mahrum kalmasına yol açacağı gibi aynı sonuçları doğuracak iki ayrı yargısal işlemin ayrı değerler üzerinden harca tabi olması da kanun önünde eşitlik ve hukuk güvenliği ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Bu açıklamalar bakiye karar ve ilâm harcının tahsili bakımından da geçerlidir. Hükmolunan yabancı para alacağını icraya koymak isteyen alacaklı veya bu karara karşı temyiz karar yoluna başvurmak isteyen borçlu talep ettiği yargısal işlemin bir başka deyişle sunulacak yargısal hizmetin karşılığı olarak elde ettiği değer ölçüsünde nispi harca tabi işlemde bunun karşılığını ödemelidir. Bu ilke yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararında açıkça vurgulanmıştır. Mahkeme, hüküm altına aldığı dövizin Türk Lirası karşılığı üzerinden hüküm kursaydı takdir edilecek vekalet ücreti de şüphesiz bu miktar üzerinden hesaplanacaktı. Bu hususu somutlaştırırsak, örneğin davacı 1.1.2020 tarihinde açtığı davasında 10.000USD talep etmiş olsun.(bu tarihte yaklaşık 6.TL) Bu miktarın 1.1.2024 tarihinde hüküm altına alınması halinde (yaklaşık 30.TL)USD üzerinden hüküm kurulursa sayın çoğunluğun görüşüne göre takdir edilecek vekalet ücreti 60.000TL üzerinden hesaplanacaktır. Bizim görüşümüze göre ise 300.000.TL üzerinden hesaplanacaktır. Eğer mahkeme dövizin karar tarihindeki değerini esas alarak hüküm kursaydı takdir edilecek vekalet ücreti şüphesiz 300.000TL üzerinden olacaktı. Vekalet ücreti takdirinde tarafların hüküm altına alınan kazanımları esas alındığına göre dövizin hüküm tarihindeki karşılığının kazanım olduğu noktasında tereddüt bulunmamaktadır. Yukarıdaki açıklamalarda da yer aldığı üzere yabancı paranın değeri serbest kur rejimi nedeniyle sürekli değiştiğinden yasal sınırların belirlenmesinde ve vekalet ücretinin takdirinde hüküm tarihinin esas alınması yasal düzenlemelerin bir gereği olduğu gibi hükmolunan şeyin gerçek ve güncel değerini yansıtması, taraflara yüklenen hak ve borçların yabancı paranın hüküm tarihindeki TL karşılığının olacağı, ilam icra dairesi aracılığıyla infaza verildiğinde; bu değerin esas alınacağı gözetildiğinde somut uyuşmazlıkta olduğu gibi gerek vekalet ücreti gerekse genel olarak parasal sınırların belirlenmesinde kullanılan ölçütlere göre temyiz sınırı ve harç bakımından yabancı paranın karar tarihindeki kur karşılığının esas alınması gerektiği, bu nedenle sayın çoğunluğun bozma gerekçesine vekalet ücreti açısından yapılan bu yanlışlığın da eklenmesi gerektiği düşüncesiyle eksik bozma yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Keşif Kararı Ne Zaman ve Nasıl Verilir?

HMK m. 288/2 uyarınca keşif kararı, sözlü yargılamaya kadar taraflardan birinin talebi üzerine ya da mahkemece resen alınabilir. Tarafın talebi bir ön koşul değildir; hâkim resen keşif kararı verebilir. Sözlü yargılama başladıktan sonra keşif kararı alınıp alınamayacağına ilişkin istisna veya ayrıntılı bir düzenleme mevcut kanun metninde yer almamaktadır.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2013/18216, K. 2014/5008Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2013/18216 E.  ,  2014/5008 K. "İçtihat Metni" ESAS NO : 2013/18216 KARAR NO : 2014/5008 MAHKEMESİ : MARMARİS 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/05/2013 NUMARASI : 2011/373-2013/237 Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi…'ın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü; Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 20.4.2012 tarihinde, ''Mahallinde 15/06/2012 tarihinde saat 14:00 de keşif icrasına, refakate resen seçilecek bilirkişilerin alınmasına bilirkişiler için 450,00 TL ücret takdirine bilirkişi ücreti ve mahkemeye yasal yolluğunun davacı tarafça karşılanmasına, taraf tanıklarının keşif mahallinde davacı ve davalı tarafça hazır edilmeleri konusunda ihtarda bulunulmasına,'' yönünde ara karar verildiği ancak keşfin yapılamadığı, 29.6.2012 tarihinde, ''Mahallinde 17/09/2012 tarihinde saat 14:00 de keşif icrasına, refakata resen seçilecek bilirkişilerin alınmasına bilirkişiler için 450 TL ücret takdirine bilirkişi ücreti ve mahkeme yasal yolluğunun davacı tarafça karşılanmasına'' şeklinde ara karar verildiği, 31.10.2012 tarihinde ''Mahallinde, 25/01/2013 günü saat 14:00 te keşif icrasına'', 13.2.2013 tarihinde ise ''Mahallinde 01/04/2013 tarihinde saat 14:00 de keşif icrasına'' şeklinde ara kararlar verildiği ancak yine keşfin yapılamadığı, 8.5.2013 tarihinde mahkemece, 6100 s. HMK'nun 94. maddesi uyarınca tanık ve keşif masraflarının karşılanması için tayin edilen sürelerde davacı tarafından ara kararlarının yerine getirilmediği, uzun süreden beri keşif yapılmasını bekleyen dosya hakkında ret kararı verilmesinin hak kaybına neden olmayacağı ve yargılamanın hızlanması amacına hizmet edeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. HMK'nun 288. maddesi uyarınca, ''Hâkim, uyuşmazlık konusu hakkında bizzat duyu organları yardımıyla bulunduğu yerde veya mahkemede inceleme yaparak bilgi sahibi olmak amacıyla keşif yapılmasına karar verebilir. Hâkim gerektiğinde bilirkişi yardımına başvurur. Keşif kararı, mahkemece, sözlü yargılamaya kadar taraflardan birinin talebi üzerine veya resen alınır.'' Bilindiği ve mahkeme gerekçesinde de değinildiği üzere; davaların kısa zamanda sonuçlandırılması, adaletin bir an önce tecellisi için, taraflarca veya mahkemelerce yapılması gereken bir kısım adli işlemler sürelere bağlanmıştır. Bu sürelerin bazılarını kanun bizzat belirlerken bir kısmını işin özelliğine, tarafların durumlarına göre belirlemesi için hakime bırakmıştır. Kanuni süreler açıkça belirtilen ayrıcalıklar dışında kesindir. Bu nedenle 6100 sayılı HMK. nun 90. (1086 sayılı HUMK.nun 159.) maddesinde açık hükmünde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hakim tarafından azaltıp çoğaltılamaz. Buna karşın, 6100 sayılı HMK. nun 94. (1086 sayılı HUMK.nun 163.) maddesine göre hakimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir.Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğacagı da kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun, isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletinde bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkca anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir. Her ne kadar HMK'nun 94. maddesine göre mahkemece kesin olduğu belirtilmeden tayin edilen ikinci sürenin kesin olduğu düzenlenmiş ise de, somut olayda keşif yapılması yönünde kurulan ara kararların yukarıda açıklanan ilke ve usule uygun olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Bu nedenle mahkemece, kaç bilirkişi ile keşife gidileceği, bilirkişilerin hazır edilmeleri için gereken davetiye giderleri, bilirkişiler için takdir edilen ücret, yatırılması gereken mahkeme yolluğu, tanıkların keşif mahallinde dinlenilmeleri için gereken tebligat giderleri vs. kalem kalem gösterilmek suretiyle keşif ara kararı kurulması zaruri olup, kesin süre içeren ara kararının gereğinin yerine getirilmemesinin doğuracağı sonuçların taraflara hatırlatılması ve bu konuda uyarı yapılması da gereklidir. Bununla birlikte davacı tarafça 7.5.2013 tarihinde keşif masrafı olarak bir miktar avansın yatırıldığı görülmektedir. Hal böyle olunca; mahkemece yukarıda açıklanan ilke ve usule uygun şekilde, hesap edilecek bilirkişi ve keşif giderleri tek tek belirlenmek suretiyle ara karar oluşturulması, eksik kalan masraf olduğu takdirde davacı tarafa bu konuda HMK'nun 94. maddesine göre süre verilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davacılar vekilinin, bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile yerel mahkeme kararının (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 05.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Keşif Ara Kararında Gider Kalemlerinin Belirlenmesi Zorunluluğu

Mahkemenin resen keşfe karar vermesi, gider yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. HMK m. 288/2 kapsamında resen keşfe karar veren hâkim, ispat yükü çerçevesinde keşif masrafları ve bilirkişi ücretlerinin hangi tarafça karşılanacağını keşfe ilişkin ara kararında ayrıntılı biçimde sayım ve döküm yaparak belirlemelidir; ilgili tarafa bu giderleri karşılaması için makul ve hakkaniyete uygun bir süre de tanımalıdır. Bu ilke, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2021/3796 E., 2022/1197 K. sayılı kararında ortaya konulmuştur.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2021/3796, K. 2022/1197Kaynağı aç
1. Hukuk Dairesi         2021/3796 E.  ,  2022/1197 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVACILAR : … V.D. Taraflar arasındaki kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescili istemine ilişkin açılan davadan dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince verilen davanın açılmamış sayılmasına dair verilen önceki tarihli kararın, müdahil … mirasçıları tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonucunda bozulması üzerine, yerel mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine dair verilen karar, süresi içinde müdahil … mirasçısı … tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Müdahil …, müdahale talebine ilişkin dilekçesinde, murisi … … lehine 2510 sayılı yasa uyarınca iskanen dağıtılan yerlerden olan çekişmeli taşınmaz hakkında, Taşlıçay Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 1957/45 Esas, 1960/29 Karar sayılı dava dosyası üzerinden yapılan yargılama sonucunda dava dışı gerçek kişilerin taşınmazdan el çektirildiği böylelikle çekişmeli taşınmazın murise aidiyetinin belirlendiği, taşınmazın iskanen tevzi tarihinden beri zilyet edilen yerlerden olduğu ve Hazine ile ilgisinin bulunmadığı iddiasıyla tapu kaydına, daha evvel çekişmeli taşınmaz hakkında görülüp sonuçlandırıldığını iddia ettiği mahkeme kararına ve mülk edinmeye muktedir zilyetlik iddiasına dayanarak tapu iptali ve tescil isteğinde bulunmuştur. II. CEVAP Davalı Hazine, aşamalarda sunduğu beyanlarında çekişmeli taşınmazın revizyon gören 8.12.1955 tarih, 3 sıra numaralı tapu kaydı kapsamında kaldığı, davacı yararına zilyetlikle iktisap koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddini savunmuştur III. MAHKEME KARARI Taşlıçay Asliye Hukuk Mahkemesinin 13/07/2010 tarihli ve 2007/34 Esas, 2010/105 Karar sayılı kararıyla katılan davacı …'ın davasının dava ve temyizin konusu 140 ada 15 parsel sayılı taşınmazın davalı Hazine'nin tutunduğu 08.12.1955 tarih 3 sayılı tapu kaydı kapsamında kaldığı ve tapunun hukuki değerini yitirmediği gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda izahı yapılan kararı katılan davacı … tarafından temyiz edilmiştir. 2. Bozma Kararı Yukarıda bahsi geçen mahkeme kararının katılan davacı … tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 22.12.2011 tarihinde verdiği 2011/1668 Esas, 2011/8395 Karar sayılı kararı ile: "Mahkemece dava konusu taşınmaz üzerinde katılan davacı yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 46/1 maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmamış, taşınmazın bulunduğu yerde 1930'lu yıllarda 2510 sayılı İskan Kanunu uyarınca dağıtım yapıldığı iddia edildiği halde bu yere ilişkin iskan haritası ve kayıtları getirtilmediği gibi, katılan davacı tarafından tutunulan davalı Hazine açısından kesin delil olmamakla birlikte katılan davacının zilyetliği açısından güçlü delil niteliğinde olan Asliye Hukuk Mahkemesinin 1957/45 – 1960/29 E. K sayılı dosyası dahi getirtilmemiş bu ilamın 22. bendinde belirtilen 10000 m2'lik bölümün kapsamı tespit edilmemiştir. Öte yandan dava ve temyiz konusu taşınmazın bulunduğu yerde yetkili idari makamlarca 4753, 5618 ve 4342 sayılı Kanunlar gereğince mera tahsisinin yapıldığı ve kesinleştiğinin bildirilmiş olmasına ve dayanak tapu kaydında da doğuda mera okuduğunun anlaşılmasına göre mera yönünden bir araştırma ve uygulama yapılmaması dahi isabetsizdir. O halde mahkemece sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle katılan davacının tutunduğu Asliye Hukuk Mahkemesinin 1957/45-1960/29 E.K sayılı dava dosyasının mahkemesinden, 4342 sayılı Mera Kanunu uyarınca yapılan mera tahsisi ile ilgili evrak ve haritaların İl Tarım Müdürlüğünden, 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca tahsisi edilen mera ile ilgili karar ve haritanın İl Özel İdare Müdürlüğünden, taşınmazın bulunduğu yerde 2510 sayılı İskan Kanununa göre uygulama yapılıp yapılmadığının yapılmış ise iskan haritası, kaydı ve dağıtım cetvelinin birer suretleri Tapu Sicil ve Bayındırlık ve İskan Müdürlüklerinden getirtilmeli, bundan sonra mahallinde yaşlı ve yansız yerel bilirkişi, tarafların göstereceği tanıklar, belirtmelik tutanağı ve tutanak bilirkişileri hazır olduğu halde taşınmaz başında yeniden keşif yapılmalı, haritaların ölçekleri eşitlendikten sonra yerel bilirkişi yardımı fen bilirkişisi eli ile iskan haritası, mera tahsis haritaları, toprak komisyonu haritası, Asliye Hukuk Mahkemesi dosyası içerisindeki harita kadastro paftası ile çakıştırılmalı, Asliye Hukuk Mahkemesi dosyası bulunamadığı taktirde ilamın 22.sırasında yazılı 10000 m2'lik bölüm sınırlara göre mahalli bilirkişi ve tanıklardan sorulmak suretiyle saptanmalı, mahalli bilirkişi ve tanık beyanları ile tutanak içeriği çeliştiğinde belirtmelik tutanağı ve tespit tutanağı bilirkişileri dinlenmek suretiyle aykırılık giderilmeli, ziraatçi bilirkişiden taşınmazın niteliği ve özellikle mera olup olmadığı hususunda ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, dava konusu taşınmazın tahsisli meraların ve diğer kayıtların kapsamı dışında kalması halinde katılan davacı yararına Hazine tapusunun tesis edildiği 8.12.1955 tarihinden önce 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 46/1 maddelerindeki koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. " gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. 3.İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Taşlıçay Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/01/2013 gün, 2012/53 Esas, 2013/2 Karar sayılı kararı ile, taraflarca takip edilmeyen dava dosyasının 6100 sayılı yasanın 150. maddesi uyarınca 10/01/2013 tarihi itibariyle açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. 4. Bozma Sonrası İlk Derece Mahkemesi Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Taşlıçay Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda anılan kararı yargılama sırasında vefat eden müdahil … mirasçıları tarafından temyiz edilmiştir. 5.Bozma Kararı Taşlıçay Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 11/01/2013 tarihli ve 2012/53 Esas, 2013/2 Karar sayılı kararı müdahil … mirasçıları tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 16. Hukuk Dairesi 27.06.2013 tarihinde verdiği 2013/7036 Esas, 2013/7416 Karar sayılı kararı ile: "Mahkemece Yargıtay bozma ilamından sonra müdahil davacı …'a duruşma gün ve saatinin bildirildiği davetiye, muhatabın ölü olması nedeniyle mahkemeye iade edilmiştir. Mahkemece davanın taraflarca takip edilmemesi nedeniyle 09.10.2012 tarihli celsede dava dosyasının işlemden kaldırılması üzerine müdahil … vekili tarafından verilen dilekçe de müvekkilinin öldüğü, vekalet ilişkisinin son bulduğu, müvekkili mirasçılarına duruşma gününün tebliğ edilmesi gerektiği mahkemeye bildirilmiştir. Dosya içerisinde duruşma gün ve saatinin … mirasçılarına tebliğ edildiğine dair herhangi bir belgede mevcut değildir. Müdahil davacı … 28.10.2011 tarihinde ölmüş olup, ölümü ile birlikte vekili ile vekalet ilişkisi son bulmuştur. Hal böyle olunca mahkemece müdahil … mirasçılarına duruşma gün ve saatini bildirir davetiye gönderilmesi gerekirken, bu husus göz ardı edilerek kararlaştırılan duruşma gününe davacı tarafın gelmediği gerekçesi ile dosyanın işlemden kaldırılmasına, daha sonrada davanın 3 ay içerisinde yenilenmediği gerekçesi ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi isabetsiz olduğu" gerekçesiyle bozulmuştur. 6.İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Taşlıçay Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 20.11.2018 tarih,2014/23 Esas, 2018/110 Karar sayılı kararı ile, 30. celsede müdahil davacı mirasçısı …'ın hazır bulunduğu ve 20/10/2017 tarihinde yapılan keşifte görev alan ve dosyaya rapor sunan fen ve ziraat bilirkişilerinin keşif tutanağı ile taktir olunan bilirkişi ücretinin ödenmesi için adı geçen tarafa 2 haftalık kesin süre verildiği ihtaratın usulüne uygun olarak yapıldığı ancak miraşçı tarafından söz konusu delil avansının yatırılmadığı sonraki celsede dosyanın 2. kez işlemden kaldırıldığı, mirasçı …’ın 07/09/2018 havale tarihli dilekçesi ile dosyanın yeniden işleme konulması talebinde bulunduğu bunun üzerine yenileme tensip zaptı ile söz konusu bilirkişi ücreti ve sözlü yargılama aşamasına geçilmesi için gerekli olan tebligat masraflarına ilişkin muhtıranın tüm mirasçılara tebliğ edildiği ancak yine bilirkişi ücreti ve tebligat masraflarının yatırılmadığı görülmekle 32. celsenin ara kararı ile müdahil davacı … mirasçılarının bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verildiği, tapu iptali ve tescil talebi ile iddia ve savunmanın değerlendirilmesi bakımından keşif yapılması ve bilirkişi raporunun düzenlenmesi zorunlu olup mahallinde keşif yapılmasına rağmen rapor sunan bilirkişilerin ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle müdahil davacı mirasçılarının söz konusu bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılmalarına böylelikle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir. 7. Bozma Sonrası İlk Derece Mahkemesi Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda bahsi geçen kararına karşı süresi içerisinde müdahil davacı … mirasçılarından … tarafından temyiz isteğinde bulunulmuştur. 8. Temyiz Nedenleri Müdahil davacı … mirasçısı … temyiz dilekçesinde, dinlenen bilirkişilerin hakikata uyumlu ifadelerinden anlaşıldığı üzere taşınmazın nizasız, fasılasız, iyiniyetli ve malik sıfatıyla fiili olarak mirasbırakanlarından intikalen kullanım ve tasarruflarında olduğu, dosya kapsamıyla iddianın ispat edildiği, buna rağmen mahkemece bilirkişi ücretinin yatırılmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesinin usul ve yasaya aykırı bir durum teşkil ettiği gerekçesiyle kararın bozulmasını talep etmiştir. 9. Gerekçe 9.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescili isteğinden ibarettir. 9.2. Değerlendirme 9.2.1 Kadastro sonucu dava konusu Kumlubucak Köyü çalışma alanında bulunan 140 ada 15 parsel sayılı 16.112,78 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydı nedeniyle Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir. … tarafından tapu kaydı nedenine dayanılarak tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davaya … iskan kaydı, mahkeme kararı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedenine dayanarak müdahil olmuştur. 9.2.2 Mahkemece yukarıda derecatı aktarılan dava dosyası üzerinden yapılan yargılama sonucunda nihayetinde müdahil davacı mirasçılarının delil ikame avansını tamamlamadıkları bu nedenle toplanan delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayıldıkları, hal böyle iken iddianın ispat edilemediği gerekçesiyle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş ise de, varılan sonuç usul ve yasaya uygun düşmemektedir. 9.2.3 Dosya kapsamı incelendiğinde mahkemece hükmüne uyulan bozma ilamından sonra 04.10.2016 tarihinde iddia ve savunmanın tespiti için mahallinde keşif yapıldığı hazır olanların beyanlarının alındığı, keza dosya arasına bilirkişi raporlarının derç edildiği aşikardır. Hal böyle iken Mahkemece daha evvel yapılan 04.10.2016 tarihli keşif neticesinde toplanan deliller hüküm kurmaya elverişli olmadığından bahisle 6100 sayılı HMK’nın 288. maddesinin 2. fıkrası uyarınca re’sen keşif kararı alındığı delil ikame avansları ve keşif giderlerinin tamamlanması hususunda müdahil davacı yanlara usulüne uygun önel verilmeden 20.10.2017 tarihinde keşfin icra olunduğu, bu keşif neticesinde bilirkişi raporlarının dosya arasına alındığı sabittir. 9.2.4 6100 sayılı HMK’nun 288. maddesinin 2. fıkrası hakime uyuşmazlık konusu hakkında doğrudan yerinde inceleme için re’sen keşif deliline başvurulması hususunda cevaz vermiştir. Ancak bu halde hakim ispat külfetine göre keşif masrafları ve özellikle keşfe refakat edecek bilirkişilerin yasal ödeneklerinin davanın hangi tarafça karşılanacağı ile delil ikame avansının hangi kalemlerden oluştuğu hususunu keşfe ilişkin ara kararında ayrıntılı biçimde sayım ve dökümünü yapmak suretiyle belirleyip, ikame avansın karşılanması hususunda yine ilgili tarafa makul ve hakkaniyete uygun bir süre vermekle mükelleftir. 9.2.5 Somut olaya yeniden dönüldüğünde, Mahkemece usulüne uygun olarak keşif ara kararı tesis edip, gerekli öneller verilmeden bu anlamda delil ikame avansı dahi tamamlanmadan mahallinde belirlenen gün ve saatte keşfin yapıldığı, delillerin toplandığı ve bu delillerin dosya arasına alındığı duraksamasızdır. Hal böyle iken Mahkeme hakiminin kendi hatasını davanın taraflarına mal etmesi adalete duyulan güven duygusunu zedeleyeceği gibi, dosya arasında mevcut tüm deliller tartışılıp gerekirse daha evvel toplanan delillere ilişkin giderin dava sonunda haksız çıkan tarafa yükletilmesi suretiyle sonuca gidilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın ispat edilemediği gerekçesiyle karar verilmesi isabetsiz olup, temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde görülmüştür. V. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, temyiz itirazları yerinde bulunduğundan kabulüyle hükmün BOZULMASINA, alınan peşin harcın istek halinde yatıranlara iadesine kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/02/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Aynı ilkenin uzantısı olarak, keşif ara kararında kaç bilirkişiyle keşfe gidileceği, bilirkişi daveti için gereken davetiye giderleri, bilirkişi ücreti, mahkeme yolluğu ve tanık tebligat giderleri gibi kalemler ayrı ayrı gösterilmelidir. Bunun yanı sıra kesin süre içinde gereğinin yerine getirilmemesinin doğuracağı sonuçlar taraflara açıkça hatırlatılmalıdır. Bu yükümlülükler HMK m. 94 çerçevesinde Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2013/18216 E., 2014/5008 K. sayılı kararında ele alınmıştır.

Söz konusu kararın ortaya koyduğu bir diğer önemli nokta, kesin süreye ilişkin ara kararın her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılması, yapılacak işlerin teker teker belirtilmesi, verilen sürenin yeterli ve emredilen işlerin yapılabilir nitelikte olması gerekliliğidir. Kesin süre yalnızca tarafları değil hâkimi de bağlar; süreye uyulmaması hâlinde gereği hâkim tarafından hemen yerine getirilmelidir.

HMK m. 94 kapsamında hâkimin belirlediği süreler kural olarak kesin değildir. Hâkim, henüz dolmadan süreyi değiştirebilir ya da süre geçtikten sonra tarafın istemi üzerine yeni bir süre tanıyabilir; bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Bununla birlikte hâkim, kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir.

Usulüne uygun keşif ara kararı tesis edilmeden ve gerekli süreler verilmeden keşfin yapılıp delillerin toplanması hâlinde, hâkim bu hatayı taraflara yükleyemez. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2021/3796 E., 2022/1197 K. sayılı kararı; bu durumda daha önce toplanan delillerle yargılamaya devam edilerek giderin dava sonunda haksız çıkan tarafa yükletilmesi yoluna gidilmesi gerektiğini, aksi şekilde 'ispat edilemedi' gerekçesiyle ret kararı verilmesinin bozma sebebi teşkil ettiğini ortaya koymuştur.

Delil Avansı Yükümlülüğü ve Sonuçları

Her taraf, ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır; bu yükümlülük HMK m. 324/1'de açıkça düzenlenmiştir. Taraflar aynı delilin ikamesini birlikte talep etmişlerse gereken gideri yarı yarıya öderler. Taraflardan biri avansı yatırmaz ise diğer taraf bu avansı karşılayabilir; bunu yapacak taraf da yoksa talep olunan delilden vazgeçilmiş sayılır (HMK m. 324/2). Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler bakımından bu kuralın istisnası HMK m. 324/3'te saklı tutulmuş olmakla birlikte bu istisnanın kapsamı söz konusu maddede açıklanmamıştır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 324Kaynağı aç
MADDE 324- (1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. (3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır. Resen yapılması gereken işlemlere ilişkin giderler

Keşfe Yetkili Mahkeme ve Yargı Çevresi Dışında Keşif

Keşif kural olarak davaya bakan mahkemece icra edilir (HMK m. 289/1). Keşif konusu mahkemenin yargı çevresi dışında ise inceleme istinabe yoluyla yapılır. Bununla birlikte keşif konusu büyükşehir belediye sınırları içerisindeyse inceleme, davaya bakan mahkeme tarafından da yerine getirilebilir (HMK m. 289/2). Bu istisna, istinabe yükümlülüğünün otomatik biçimde uygulanacağı anlamına gelmez; nerede bulunduğu belirleyici olmaya devam eder.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 289Kaynağı aç
MADDE 289- (1) Keşif, davaya bakan mahkemece icra edilir. Keşif konusu, mahkemenin yargı çevresi dışında ise inceleme istinabe suretiyle yapılır. (2) Keşif konusu, büyükşehir belediye sınırları içerisinde ise inceleme, davaya bakan mahkeme tarafından da yerine getirilebilir. Keşfin yapılması

Yargı çevresi dışındaki bir yerde ilgili işlerin tespiti gerektiğinde, işin yapıldığı yer mahkemesine talimat yazılarak hâkim gözetiminde keşif yaptırılması gerekir. HMK m. 197 kapsamında delillerin mahkeme huzurunda toplanması ilkesinin bir gereği olarak bu yola başvurulmaksızın bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilmesi bu ilkeyle bağdaşmaz; hâkimlik yetkisinin bilirkişilere devri mümkün değildir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2023/1605 E., 2024/2907 K. sayılı kararında bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilerek tanzim edilen rapora dayanılmasının HMK m. 27'de güvence altına alınan hukuki dinlenilme hakkını zedeleyebileceği sonucuna varılmıştır.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 197Kaynağı aç
MADDE 197- (1) Kanunda belirtilen hâller dışında, deliller davaya bakan mahkeme huzurunda, mümkün olduğu kadar birlikte ve aynı duruşmada incelenir. Zorunlu hâllerde, bazı delillerin incelenmesi başka bir duruşmaya bırakılabilir. (2) Başka yerde bulunan ve mahkemeye getirilemeyen deliller, o yerde istinabe yoluyla toplanabilir. (3) Delillerin incelenmesi veya beyanların dinlenmesi sırasında taraflar, istinabe olunan mahkemede hazır bulunabilir ve delillerle ilgili açıklama haklarını kullanabilirler. Bu hususu sağlamak için, taraflara incelemenin yapılacağı tarih ve yer bildirilir. Bu davet üzerine taraflar istinabe olunan mahkemede hazır bulunmasalar dahi deliller incelenir veya beyanlar dinlenir. Delillerin değerlendirilmesi

Başka yerde bulunan ve mahkemeye getirilemeyen deliller, HMK m. 197/2-3 uyarınca o yerde istinabe yoluyla toplanabilir. Delillerin incelenmesi sırasında taraflar, istinabe olunan mahkemede hazır bulunabilir ve delillerle ilgili açıklama haklarını kullanabilirler; bu amaçla taraflara incelemenin yapılacağı tarih ve yer bildirilir. Taraflar hazır bulunmasalar dahi deliller incelenir.

Mahkemeye getirilmesi zor veya sakıncalı olan belgeler söz konusu olduğunda ise HMK m. 218/1 gereğince hâkim ya da görevlendireceği bilirkişi yerinde inceleme yapar ya da belgelerin mahkemeye sunulmuş örneklerini asıllarıyla karşılaştırır; inceleme sonunda tutanak düzenlenir ve gerekirse belgenin aslı uygun teknik araçlarla kaydedilir. Bu yöndeki emrin yerine getirilmesine haklı bir sebep olmaksızın engel olunması hâlinde ise hâkim tarafından engel olan kişi aleyhine giderlere ve kanunda belirlenen alt ile üst sınırlar arasında disiplin para cezasına hükmolunur; gerektiğinde zor kullanılmasına da karar verilebilir (HMK m. 218/2).

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 218Kaynağı aç
MADDE 218- (1) Mahkemeye getirilmesi zor veya sakıncalı olan belgeler, hâkim veya görevlendireceği bilirkişi tarafından yerinde incelenir ya da bu belgelerin mahkemeye sunulmuş örnekleri asıllarıyla karşılaştırılır. İnceleme sonunda bir tutanak düzenlenir ve gerekli görülürse uygun teknik araçlarla belgenin aslı kaydedilir. (2) Mahkemenin bu yöndeki emrinin yerine getirilmesine haklı bir sebep olmaksızın engel olunması hâlinde hâkim tarafından, engel olan kişi hakkında sebep olduğu giderlere ve beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına hükmolunur. Gerektiğinde zor kullanılmasına da karar verilebilir. Tarafların belgeleri ibrazı zorunluluğu

Keşfin İcrası: Yer, Zaman, Tutanak ve Temsili Uygulama

Keşfin yeri, kapsamı ve zamanı mahkeme tarafından belirlenir; keşif, taraflar hazırsa huzurlarında, değilse yokluklarında yapılır (HMK m. 290/1). Mahkeme keşif sırasında tanık ve bilirkişi de dinleyebilir; plan, çizim ve fotoğraf gibi belgeler keşif tutanağına eklenir. Ayrıca keşif sırasında yapılan tüm işlemler ve beyanları içeren bir tutanak düzenlenir; 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle hâkimin keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemlerinin de tutanağa yazılması zorunlu kılınmıştır (HMK m. 290/2). Bir olayın nasıl gerçekleşmiş olabileceğini tespit etmek gerektiğinde mahkeme, keşif sırasında temsili uygulama yaptırabilir (HMK m. 290/3).

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 290Kaynağı aç
MADDE 290- (1) Keşfin yeri, kapsamı ve zamanı mahkeme tarafından tespit edilir. Keşif, taraflar hazır iseler huzurlarında, aksi takdirde yokluklarında yapılır.[33] (2) Mahkeme keşif sırasında tanık ve bilirkişi dinleyebilir. Keşif sırasında, yapılan tüm işlemler ve beyanları içeren bir tutanak düzenlenir. (Ek cümle:22/7/2020-7251/25 md.) Tutanağa, hâkimin keşif konusu ve mahalliyle ilgili gözlemleri de yazılır. Plan, çizim, fotoğraf gibi belgeler de tutanağa eklenir. (3) Mahkeme, bir olayın nasıl geçmiş olabileceğini tespit için temsili uygulama da yaptırabilir. Keşfe katlanma zorunluluğu

Keşif sırasında bilirkişi görevlendirilmesi söz konusu olduğunda HMK m. 266/1'deki sınırlama geçerlidir: hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduklarını belgelendirmedikçe bilirkişi olarak görevlendirilemez. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2023/1605 E., 2024/2907 K. sayılı kararında, somut uyuşmazlıkta inşaat mühendisi bulunmayan bir heyetten rapor alınması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 266Kaynağı aç
MADDE 266- (1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/49 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Bilirkişi sayısının belirlenmesi

Tarafların ve Üçüncü Kişilerin Keşfe Katlanma Yükümlülüğü

HMK m. 291/1 uyarınca taraflar ve üçüncü kişiler keşif kararının gereğine uymak ve engelleyici tutum ile davranışlardan kaçınmak zorundadır. Keşfe karşı koyan kişinin kim olduğuna göre sonuçlar farklılaşır: ispat yükü kendisine düşen taraf keşfe karşı koyarsa o delilden vazgeçmiş sayılır; ispat yükü kendisine düşmeyen taraf karşı koyarsa iddia edilen vakıayı kabul etmiş sayılır. Ancak hâkim, duruma ve karşı koyma sebebine göre bu sonuçları uygulamayabilir (HMK m. 291/2).

6100 sayılı HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU m. 291Kaynağı aç
MADDE 291- (1) Taraflar ve üçüncü kişiler keşif kararının gereğine uymak ve engelleyici tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadırlar. (2) Keşif yapılmasına taraflardan birinin karşı koyması hâlinde, o kimse ispat yükü kendisine düşen taraf ise bu delilden vazgeçmiş; diğer taraf ise iddia edilen vakıayı kabul etmiş sayılır. Şu kadar ki, hâkim duruma ve karşı koyma sebebine göre bu hükmü uygulamayabilir. (3) Keşif, üçüncü kişi için uygun olan zamanda yapılır. Keşif zamanı ve yeri üçüncü kişiye bildirilir. Gecikmesinde zarar umulan hâllerde bildirim yapılmaksızın keşif icra edilir. Keşfe karşı koyma hâlinde hâkim, üçüncü kişiyi karşı koymanın sebep olduğu giderlere ve beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder; gerektiğinde zor kullanılmasına karar verebilir. Ancak, üçüncü kişi tanıklıktan çekinme sebeplerine dayanarak keşfe katlanma yükümlülüğünden kaçınabilir. Soybağı tespiti için inceleme

Üçüncü kişiler bakımından keşif, onlar için uygun olan zamanda yapılır ve keşfin zamanı ile yeri kendilerine bildirilir. Gecikmesinde zarar umulan hâllerde bildirim yapılmaksızın keşfe gidilebilir (HMK m. 291/3). Üçüncü kişi keşfe karşı koyarsa hâkim, üçüncü kişiyi karşı koymanın yol açtığı giderlere ve kanunda öngörülen alt ile üst sınırlar arasında disiplin para cezasına mahkûm eder; gerektiğinde zor kullanılmasına da karar verebilir. Ayrıca üçüncü kişi, tanıklıktan çekinme sebeplerine dayanarak keşfe katlanma yükümlülüğünden kaçınabilir; bu sebeplerin neler olduğu HMK'nın ilgili maddelerinde düzenlenmiştir.

Keşif kararı yalnızca taraf talebiyle mi alınır?

Hayır. HMK m. 288/2 gereğince mahkeme, sözlü yargılamaya kadar taraflardan birinin talebi üzerine ya da resen keşif kararı verebilir. Hâkim, taraf talebi aranmaksızın kendiliğinden bu yola başvurabilir.

Keşif yargı çevresi dışında nasıl yapılır?

Keşif konusu mahkemenin yargı çevresi dışında kalıyorsa inceleme istinabe yoluyla yaptırılır; işin yapıldığı yer mahkemesine talimat yazılarak hâkim gözetiminde keşif icra edilir. Keşif konusu büyükşehir belediye sınırları içindeyse davaya bakan mahkeme de incelemeyi bizzat yapabilir. Bu yola başvurulmaksızın bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi verilmesi, delillerin mahkeme huzurunda toplanması ilkesiyle bağdaşmaz.

Keşif ara kararında hangi unsurların yer alması gerekir?

Mahkeme, keşif ara kararında gider kalemlerini tek tek belirtmeli; ispat yüküne göre masrafları hangi tarafın karşılayacağını ve verilen kesin süreye uyulmamasının sonuçlarını açıkça ortaya koymalıdır. Bu çerçevede bilirkişi sayısı ve ücreti, davetiye, yolluk ve tebligat giderleri gibi kalemler ayrı ayrı gösterilir. Ara karar her türlü yanlış anlamayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalıdır.

Taraf keşif avansını yatırmazsa ne olur?

Avansını yatırmayan tarafın yükümlülüğünü karşı taraf üstlenebilir. Bunu yapacak taraf da yoksa talep olunan delilden vazgeçilmiş sayılır. Avans için verilen süre kesin nitelik taşır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler bakımından bu sonucun uygulanmayacağına dair bir istisna HMK m. 324/3'te saklı tutulmaktadır.

Üçüncü kişi keşfe katılmayı reddederse ne olur?

Hâkim, keşfe karşı koyan üçüncü kişiyi, bu tutumun yol açtığı giderlere ve kanunda belirlenen alt ile üst sınırlar arasında disiplin para cezasına mahkûm eder; gerektiğinde zor kullanılmasına karar verebilir. Bununla birlikte üçüncü kişi, tanıklıktan çekinme sebeplerine dayanarak bu yükümlülükten kaçınabilir.

Keşif sırasında bilirkişi bulunması zorunlu mudur?

HMK m. 288/1 bilirkişi yardımını zorunlu tutmamakta; hâkimin gerekli gördüğü hâllerde bu imkândan yararlanabileceğini öngörmektedir. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduklarını belgelendirmedikçe bilirkişi olarak görevlendirilemez.

Hukuki uyarı: Bu içerik genel bilgilendirme amacı taşır; somut olay değerlendirmesi için avukata başvurulmalıdır.

Hazırlayan: Av. Erdal Ersoy

Avukat Erdal Ersoyİletişim ve randevu